Ahir’ için Arşiv
Hz. İsa(as)’ın Yeryüzüne Geliş Alametleri
23 Ağustos 2010 Yazan Harun YahyaHz. İsa(as)’ın Yeryüzüne Geliş Alametleri
101. Kimi Gençlerin Din Ahlakından Uzaklaşması
|
Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Kütüb-ü Sitte, hadis no: 4752; Heysemi, Mecma’u'z-Zevaid’de kaydetmiştir (7, 281)) |
||
Gençlerin din ahlakından uzaklaşmaları ahir zaman özelliklerindendir. Telkine ve yönlendirmeye daha açık olan genç insanlar, kolaylıkla din ahlakına uygun olmayan akımların etkisi altına girebilmekte ya da son derece dejenere bir hayata yönelebilmektedirler. Bunun temelinde gerçek din ahlakının insanlara gereği gibi öğretilmiyor olması vardır. Bazı Batı ülkelerinde veya uzun yıllar komünist rejimle yönetilmiş ülkelerde bu durum daha açık olarak görülmektedir.
![]() ![]() |
| Cumhuriyet, 17 Nisan 2003, “Gençlik çıldırmış olmalı” Cumhuriyet, 25 Haziran 2003, “Dünya gençliği nereye gidiyor” Vakit, 8 Temmuz 2002, “Zengin ama mutsuzlar” |
102. Ahlaki Çöküş
İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek toplumları yıkıma sürüklemektedir. Bu, bir insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.
Ahir zamanda ahlaki çöküşün yaygınlaşacağı Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden anlaşılmaktadır. Fuhşun açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğunu Peygamberimiz (sav) bir hadiste şöyle belirtmiştir:
|
Fuhuş açık olmadan… kıyamet kopmaz. (Ramuz-El Ehadis, 91/7) |
||
Günümüzde de eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin, cinsel suçların, tecavüz vakalarının ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli göstergeleridir.
Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya kamuoyunun gündemindedir. Bazı insanlar çevrelerinde olup bitenlerin, tehlikenin boyutlarının farkında değildirler veya bu olayları sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine düşmektedirler. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının görülmemiş bir şekilde her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.
Cinsel hastalık oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini oluşturmaktadır; 1997 yılı raporları her yıl tahmini olarak 333 milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermekteydi.53 Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir sorun olma konumunu korumaktadır. WHO 2000 yılı istatistikleri o döneme kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktaydı.54 Dünya Sağlık Örgütü’nün AIDS ile ilgili 2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu özetlemektedir: “AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki yıkıcı etkisiyle benzersizdir.”55
Düşündürücü gelişmeler arasında eşcinselliğin yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri, dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları, kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş açmaları, Peygamberimiz (sav)’in döneminden bu yana geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza mahsus olaylardır.
Günümüzde eşcinselliğin bu yayılışı, geçmişte eşcinselliği ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri akla getirmektedir. Kuran’da anlatıldığı gibi, Allah Hz. Lut’un doğru yola davetine azgınlıkla karşılık veren Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle helak etmiştir. Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir ibret belgesi olarak Lut Gölü’nün suları altında durmaktadır.
Ahir zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla ortaya çıktığı açık bir gerçektir. Bu da bizlere bir kez daha, Allah’ın izniyle, Hz. İsa’nın yeniden dünyaya gelişinin oldukça yakın olduğunu hatırlatmaktadır.
103. Zinanın Artması
Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin yaygınlaşmasının da kıyametin yani Hz. İsa’nın gelişinin bir işareti olduğu Peygamberimiz (sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:
Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun zayıflaması ise hadislerde şöyle tasvir edilmiştir:
|
Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir. (Buhari, Tecrid: 1/16) |
||
Kıyamet yaklaşınca… kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar haya ortadan kalkar. (Taberani, Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 111)
Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak ortasında kadınla zina edecek. (Kıyamet Alametleri, s.140)
Bir zaman gelecek kadınla yolun ortasında zina yapılacak. Kimse buna itiraz etmeyecek. (Kıyamet Alametleri, s. 142)
Son dönemde herkesin gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmakta olan insanlara, gazete ve televizyon haberlerinde sıkça rastlanmaktadır. Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmakta ve pek çok insan bu gerçeğe şahit olmaktadır.
![]() |
Cumhuriyet 11 Kasım 2001, “Refah toplumunun çocuk fahişeleri” Vatan, 01 Eylül 2002, “Ahlaki çöküntü ekonomik çöküntüyü de geçti!…” Evrensel, 6 Eylül 2001, “Fuhuşun nedeni küreselleşme” Akşam, 18 Eylül 1999,”Fuhuş tuzağı” Sabah, 13 Ocak 2002, “Seks ruleti” |
104. Eşcinselliğin Kabul Görmesi
Hadisler göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli bir belirtisidir:
|
Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 451) |
||
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ramuz-El Ehadis, 448/8; Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480
![]() |
|
|
105. Salgın Hastalıklar
|
“Ey Malik oğlu Avf! Kıyamet öncesi altı (alamet) sayayım mı?” Dedim ki: “Onlar nelerdir ya Resulullah?” O da şöyle buyurdu: “…Sizin aranızda kolera ve şarbon gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır.” (Sahih-i Buhari; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s.147) |
||
Veba gibi salgın hastalıklar, yani koyun (davar) kıran denilen hayvan hastalığı ki, o siz yakalayacak… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 417, no. 761)
Sizin içinizde Ikasu’l-Ğanem (*) hastalığı gibi (can) alıcı iki hastalık (olacaktır). (Camiu’l-Usul, 10/412)
(*) Ikasu’l-Ğanem, öldürücü ve salgın olan bir hayvan hastalığıdır.
Salgın hastalıklar dönem dönem tüm dünyada insanlar arasında etkili olmuştur. Ancak günümüzdeki hastalıkların, geçmiştekilerle karşılaştırıldığında, çok daha hızlı yaygınlaştıkları görülmektedir. Geçmişte sadece belirli bölgelerde etkili olan hastalıklar, günümüzde ulaşımın kazandığı hız oranında birçok ülkeye bir anda yayılabilmektedir.
Ayrıca günümüzde sık sık yeni ve bilinmeyen salgın hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Son 20-30 yıl içinde en çok duyulan salgın hastalıklardan birkaçı AIDS, Sars, Ebola, Deli dana gibi hastalıklardır. Bunların insanlar için ne kadar büyük tehlike oluşturdukları çok iyi bilinmektedir.
![]() ![]() |
| Ortadoğu, 17 Ekim 2002,”100 milyon AIDS’li” Tercüman, 12 Nisan 2003,”SARS, savaştan beter” Habertürk, 19 Nisan 2003,”SARS 167 can aldı!” Güneş, 27 Kasım 2002,”5 saniye’de bir kişi AIDS oluyor” Şok, 22 Ekim 2002,”Berlin’de her yıl 100 kişi AIDS’ten ölüyor” Güneş, 29 Nisan 2003,”İnsanlık böyle bela görmedi” |
2002-2003 yıllarında salgın hastalıkların tehlikeleri ile ilgili basın-yayın organlarında yer alan haberlerden sadece birkaçı şöyledir:
Etiyopya’da sıtma salgını: 4200 ölü
Yerel yetkililer, Mayıs-Ağustos ayları arasında bataklıklarda sivrisineklerin çoğalmasıyla ortaya çıkan sıtma salgınında 4200 kişinin öldüğünü kaydettiler. (10.09.2003, www.ntvmsnbc.com)
‘AIDS’ten ölümler, 70 milyonu bulabilir’
Araştırmacılar, AIDS hastalığından ölümlerin 2020 yılında 70 milyon kişiyi bulacağı uyarısında bulundu. (27.06.2003 www.ntvmsnbc.com)
SARS’ın kronolojik seyri
Akut solunum yetmezliği sendromunun (SARS), bazı ülkelerde kontrol altına alınabildiği, bazı ülkelerde ise yavaşladığı haberleri gelmesine karşın, SARS hala korkutucu olmayı sürdürüyor. (29.04.2003 www.ntv-msnbc.com)
İran’da salgın hastalık
İran’da ölümcül bir virüsün sığırların yüzde 30′una bulaştığı belirtilerek, halk, virüsün sebep olduğu ”Kırım-Kongo hummas?” olarak bilinen salgın hastalığa karşı uyarıldı. İRNA’nın haberine göre, Sağlık Bakanlığı Hastalık İdaresi Merkezi Başkanı Muhammed Mehdi Guya, virüsün geçen yıldan bu yana 140′tan fazla kişiye bulaştığının tespit edildiğini, bu kişilerden 20′sinin öldüğünü söyledi. (25.05.2002, www.hürriyetim.com.tr)
![]() |
106. Ani Ölümlerin Çoğalması
| Kıyametten evvel altı (şey) say: Ölümüm, Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunun kuası (göğüste beliren öldürücü sancı) gibi, sayısız ölüm hadiseleri… (Kıyamet Alametleri, s.123) | ||

Günümüzde ani ölümlere sebep olan hastalıkların sayısında artış vardır.
Özellikle çeşitli beslenme ve yaşam şekli bozuklukları nedeniyle, kalp krizi oranlarının yükselmesi bu ani ölüm sebeplerinden biridir.
Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir. (Kıyamet Alametleri, s.147)
107. Cinayetlerin Artması
|
“Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz.” (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s. 468) |
||
Liderlerinizi öldürmedikçe, dünyanızda kötüleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s. 141)
… fitneler, korkulu durumlar ve cinayetler görülmesi. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)
Resulullah: “Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Herc nedir ey Allah’ın Resûlü?” diye sordular. “Öldürmek! Öldürmek!” buyurdular.” (Müslim, Fiten: 18, 157)
“… kan dökülmesi… kıyamet alametlerindendir.” (Kıyamet Alametleri, s.142)
Kıyamet kopmasından önce muhakkak birtakım herc vakaları vardır, buyurdu. Ben de: Ey Allah’ın Resulu, herc nedir, diye sordum. Resul-ü Ekrem; Öldürmektir, yani cinayetlerdir, buyurdu… Bu öldürmekten maksat, müşrikleri öldürmek değildir. Fakat birbirinizi öldürmenizdir. Hatta o derece ki, insanın komşusunu, amcasının oğlunu ve yakın akrabasını öldürmesidir, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 385, no. 711)
Cinayet olaylarındaki artış ahir zamanın alametlerindendir. Günümüzde kimi insanların adam öldürtmek için katil kiraladıkları, birtakım insanların yasa dışı örgütlenmelerle cinayet şebekeleri oluşturdukları göz önünde bulundurulursa, bu hadisin haber verdiği olayların gerçekleştiği de açıkça görülecektir.
![]() |
|
Şiddet olayları ahir zamanın alametlerindendir. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu olaylar, ahlaki çöküntü ve din ahlakından uzak yaşamanın sonuçlarıdır. Time dergisinin 3 Mayıs 1999 tarihli sayısında ABD’de 2 liseli gencin gerçekleştirdiği bir katliam konu edilmiştir. Yarı otomatik silahlar ve bombalarla okudukları liseye sebepsiz yere saldıran bu 2 genç, 13 kişinin ölümüne yol açmışlardır. |
108. İntihar Vakalarının Artması
|
İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. (Kitabü’n-Nihaye, İbn-i Kesir, 1/131) |
||
![]() ![]() |
|
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nun raporuna göre intihar vakaları giderek artmakta, dünya genelinde her 40 saniyede bir kişi intihar etmektedir. Oysa Allah, “Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin” (Nisa Suresi, 29) ayetiyle intiharı açıkça haram kılmıştır. Bir insanın, her ne sebeple olursa olsun, kendisini öldürmesi İslam’a göre yasaktır.
Gündem, 16 Aralık 2002, “Çin’de yılda 2 milyon kadın intihar ediyor” Yeni Asya, 12 Eylul 2003, “Her 40 saniyede 1 kişi intihar ediyor” Cumhuriyet, 27 Ocak 2002, “İntiharlar cinayetten fazla” Sabah, 14 Mart 2002, “İntihar köprüsü” |
109. İç Savaşlar-İhtilaflar
|
Şu muhakkak ki, yakın gelecekte fitne, tefrika ve ihtilaf(lar çıkaran birtakım insan)lar olacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 376, no. 685) |
||
Kişi, kardeşini öldürmedikçe kıyamet kopmaz. (Kıyamet alametleri, s. 141)
Kalpler birbirinden nefret etmedikçe, fikirler ayrılmadıkça, öz kardeşler dinde ihtilafa düşmedikçe kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s.142-143)
Zaire’de Hutu ve Tutsi kabileleri arasında yaşanan iç savaş, 20. yüzyılda yaşanan iç savaşlara çok önemli bir örnektir. 1964 yılında iktidara gelen Albay Joseph Mobutu ülkesinin elindeki tüm maden kaynaklarını batılı ülkelere açtı. Ülkenin sosyal düzeni için hiçbir şey yapmayan Mobutu yıllarca kendi servetini artırdı. Bunun üzerine başlayan kabile savaşları çok büyük bir soykırıma da sahne oldu. Yarım milyona yakın insan öldü.
![]() |
|
Akşam, 23 Ağustos 2001
|
Etnik ırklar arasında yaşanan savaşlar, yani “soy koruyuculuğu”, yalnızca Zaire’de değil pek çok ülke içinde vahşi sahnelerin yaşanmasıyla sonuçlandı. Allah Kuran’da din ahlakından uzak cahiliye insanlarının bu nefret dolu soy koruyuculuklarına şöyle dikkat çekmiştir:
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, ‘öfkeli soy koruyuculuğu’nu (hamiyeti), cahiliyenin ‘öfkeli soy koruyuculuğunu’ kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü’minlerin üzerine ‘(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu’ indirdi ve onları “takva sözü” üzerinde ‘kararlılıkla ayakta tuttu.” Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)
Allah’ın yasakladığı bu düşmanlık ve kin ahir zamanın ilk döneminde de görülecektir. Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne dönmesi ise, tüm bu düşmanlıkların, savaşların, çatışmaların son bulduğu, dünyaya barış ve huzurun yerleştiği kutlu bir dönem olacaktır.
110. Okur-Yazarların Artması
|
Kıyametin yaklaşmasına doğru… okur-yazar çoğalır. (Müslim, Ahmed bin Hanbel; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 98; Ramuz-El Ehadis, 1/121) |
||
20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan ayıran önemli bir özellik de okur-yazarlık oranlarında kaydedilen ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okur-yazarlık toplumun belirli bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz statüsünde kalmıştır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ise başta UNESCO olmak üzere, hükümetler ve sivil toplum örgütleri dünya genelinde kampanyalar düzenlemişlerdir. Bu eğitim seferberliği, teknolojik yeniliklerin de insanlığın hizmetinde kullanılmasıyla birlikte günümüzde meyvelerini vermektedir. UNESCO’nun 2003 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya nüfusunun %84′ü okur-yazar konumundadır.56
Bu rakam kuşkusuz, geçen ondört yüzyıl içindeki en yüksek orandır.
![]() ![]() |
| ileri >>> |
53. WHO, “Young People and Sexually Transmitted Diseases”, Fact sheet no: 186, Aralık 1997; http://www.who.int/inf-fs/en/fact186.html![]()
54. WHO, “Report on the Global HIV/AIDS Epidemic”, Haziran 2000,http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids![]()
55. WHO, “Report on the Global HIV/AIDS Epidemic”, Haziran 2000,http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids![]()
56. UNESCO Statistical Yearbook, 1997-http://www.education.nic.in/htmlweb/arhrne.htm![]()
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır
13 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “…Ve HALKIN EN ŞİRRETLİLERİ OLDUĞUNDA, ZUHUR VUKU BULACAKTIR (HZ. MEHDİ (A.S.) ORTAYA ÇIKACAKTIR).”(Gaybet-i Numani, s. 187)
Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda; Darwinizmin, komünizmin, materyalizmin ve ateizmin yani diğer bir adıyla deccaliyetin insanlar ve toplumlar üzerinde en şiddetli tahribat yaptığı bir dönemde zuhur edecektir. Deccaliyet insanların Allah’a iman etmekten iyice uzaklaşmalarına, birçok ülkede dindarların toplum içinde yadırganmasına, din ahlakının yaşanmasının ve anlatılmasının adeta suç gibi algılanmasına neden olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in diğer hadislerinde de haber verdiği üzere, Müslümanları adeta esir alacak, Kuran ahlakının yaşanmasına engel olacaktır. Deccaliyetin bu baskısı ve zulmü günümüzde açık bir şekilde görülmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde Müslümanlar sadece dinlerinden dolayı baskı altına alınmakta, ibadetlerini diledikleri gibi yerine getirmeleri, dinlerini özgürce yaşamaları engellenmekte, inançlı, iman sahibi insanların birbirleriyle görüşmeleri, sohbet etmeleri bile neredeyse suç gibi görülmektedir. Evreni ve içindekileri Allah’ın yarattığı gerçeği, hiçbir bilimsel bilgi ve delile dayanmadan inkar edilmekte, tüm varlığın sözde kör tesadüflerin bir sonucu olduğu gibi akıl ve bilim dışı bir teori olan evrim, insanlara zorla kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Evrim yalanı çeşitli sahtekarlıklarla gündemde tutulmakta, dahası gazete, televizyon, internet gibi araçlar kullanılarak zorla topluma empoze edilmektedir. Deccaliyet bu yolla, Allah’ın varlığını ve yaratışındaki eşsizliği insanların gözlerinden uzaklaştırmayı, her insanın dünyada yaptıklarından hesap vereceğini unutturmayı, manevi değerlerini yitirmiş ve her türlü dejenerasyona açık bir toplum yapısı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu nedenledir ki Darwinizmin bir yalan olduğunu öğrencilerine bilimsel delillerle ispatlayan öğretim görevlileri bile eğitim kurumlarından ihraç edilerek insanlar yıldırılmakta ve diğerlerine de bu yolla göz dağı verilmek istenmektedir. Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan müminlere ilimle ve bilimle cevap verilememekte, buna karşın bu kimseler çeşitli iftira ve karalamalarla etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste, ahir zamanda azgın, ahlaksız, her türlü ahlaki ve vicdani değeri yitirmiş, yalanı diline dolamış olanların özellikle Hz. Mehdi (as)’ı hedef alacaklarını haber vermektedir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü ve yardımcısı olarak din ahlakının yaşanması için gayret eden samimi ve ihlaslı Müslümanlar da deccaliyetin hedefi olacaktır. Ancak Allah bu çirkin ahlaka sahip olup, Müslümanlar aleyhinde faaliyet gösterenlerin mutlaka hezimete uğrayacaklarını ve galip gelecek olanların mutlaka Allah’ın taraftarları olacağını bildirmiştir: Gerçek şu ki, inkâr edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. Enfal suresi, 36 Allah, yazmıştır: “Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. Mücadele Suresi, 21 |
Popularity: unranked [?]
Sayın Adnan Oktar Hz. Musa (a.s.)’ın Ahir Zamanda Bulunacak Ahit Sandığını Anlatıyor -
12 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahyaçinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri doğrultusunda; fitnelerin çoğalması, İran-Irak Savaşı, Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, Fırat Nehri’nin suyunun kesilmesi, Ramazan ayında iki kez Güneş ve Ay tutulmalarının olması gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri peş peşe gerçekleşmiştir. 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızının çıkması ve geçtiğimiz aylarda Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunmasının ardından ise tüm iman sahipleri Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında müjdelediği “Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın bulunmasını” da büyük bir şevkle beklemektedirler.
Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır. Kuran’da bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 248) Bu nedenle yıllardan beri hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar Ahit Sandığı’nın bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak MÖ. 587 yılından bu yana bu kutsal sandığın yeri bilinmemektedir. Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (s.a.v.)’in hadislerinden anlaşıldığı üzere sandık ahir zamanda bulunacaktır. Ancak sandığın çok önemli bir özelliği daha vardır:
Bu kutsal sandığı bulma şerefi, ahir zamanın kutlu şahıslarından Hz. Mehdi (a.s.)’a nasip olacaktır. Bu nedenle sandığın bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının en önemli alametlerinden biri olacaktır. Aynı zamanda bu işaret, onun hükümranlığının da bir sembolü sayılacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)
Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu şerefli vazifesini şöyle haber vermiştir:
“Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” (Ikdı’d Dürer, sf.51-a)
“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabutu (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi lil Feteva, II. 82)
Sayın Adnan Oktar röportajlarında bu hadisler doğrultusunda önemli açıklamalar yapmakta, bu sandığın bulunacağını tüm Müslümanlara müjdelemekte ve gerek Ahit Sandığı gerekse o dönemde yaşanacak olan gelişmelerle ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Sayın Adnan Oktar’ın konu ile ilgili açıklamaları şu şekildedir:
Ahit Sandığı’nın Görünümü Nasıldır?
ADNAN OKTAR : Som altından, bu şekildedir. Bakın, şimdi bu da bulunacak önceden söylüyorum. Ahit Sandığı. Şimdi Ahit Sandığı’nı Müslüman ortada bırakır mı? Hırsızlar kırıp yıkarlar. Çocuk olsa bunu bilir. Orijinal yerinde durmaz. Orijinal yerinde tutulmaz kutsal olan bir emanet. Taşınır. Sandık da taşınmıştır, inşaAllah. Hatta taşınırken gerekirse kulpunu da çıkarır, orada gider takar. Zaten seyyar kulbu çıkacak gibi, çektin mi çıkar. Akasya ağacından yapılma, üzeri altın kaplama, saf altın kaplamadır. Gerekirse çıkartılıyor. Ama içindeki eşyalar da gerekirse çıkartılır. Gider orada aynı yerde yerleştirirsin. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)
Ahit Sandığı’nın Bulunması Musevileri Nasıl Etkileyecek?
ADNAN OKTAR: Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’ın öfkelendiği bir anda o tabletleri atması var, biliyorsunuz, elindeki tableti attı. Ve kırıldı o tablet. Onun parçaları duruyor. Bunu bulacaklar. Bakın şimdi burada söylüyorum. Bakın, diyor ki; “onun bir parçasında” diyor Allah, bir ayetten bahsediyor. Şimdi bakın o ayeti gören ne kadar Musevi varsa, hepsi Müslüman olacaklar. Bak, Kuran ihbar ediyor önceden, söylüyor Allah. Diyor ki; “bir nüshasında şu yazıyordu”, diyor bakın. Şimdi yaklaşık 3 bin yıl sonra açıldığında Kuran’ın dediğinin aynısını görecekler. Yalnız parçalanmış tablet, kırıldığı için. Taştan. Bir nüshasında diyor, “Rabbinden korkanlar için” evet.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) nüshasında “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır” (yazılıydı)”
(Araf Suresi, 154) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aynı zamanda bu ayet tabii Hz. Mehdi (a.s.)’a da bakıyor. Bakın, Allah’ın Hadi isminin tecellisi ve Allah’tan bir rahmettir Hz. Mehdi (a.s.). Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın eliyle bulunacak, onu da söyleyeyim. Yani mübareğin eliyle bulunacak. Bak detay veriyorum, inşaAllah. O tablette bulunan aynı bak o ayetle beraber bulunacak. “Hocamız önceden söylemişti” diyeceksiniz. Bu çok önemli bakın. Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinde detaylar verdim, dedim ki; “ahşap parçaları bulunacak” dedim. “Adamlar çıkarıp ahşap parçasını gösterecekler. Ağrı Dağı’nda bulunacak” dedim. “Cudi’den kasıt dağ silsilesidir, dağdır. Dağı gösteriyor. Ve Ağrı Dağı’nda bulunacak” dedim. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Tahtaları da tarif etmişsiniz Hocam. Tam söylediğiniz gibi çıktı Hocam.
ADNAN OKTAR: Aynısıyla, detayıyla. Bak şimdi de detay veriyorum. Aynen dediğim gibi bu ayeti göreceksiniz. Tabletin üzerinde, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)
Ahit Sandığı’nın İçinde Neler Olacak?
ADNAN OKTAR: Asası, gömlek, bir tane uzun gömlek var. Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.) ailesine ait gömlek, bir tane ayakkabı. Yani bildiğimiz ayakkabı değil, sandalet tarzında, o çölde kullandıkları. Altın bir kutu. Hz. Musa (a.s.)’ın asasından parça, asası yok. Asa büyük çünkü. Bu sandığa sığmaz. Asadan parça.
OKTAR BABUNA: O Kuran’da geçen attığı asa mı, yoksa başka mı?
ADNAN OKTAR: Onu bilemem de asası ama inşaAllah. Onu Allah bilir, inşaAllah. Ve başka bazı emanetler, kutsal emanetler. Dolu zaten sandığın içi. Diyebilirler ki, “kardeşim siz gittiniz bir kuyumcuyla anlaştınız”, işte “som altından yaptırdınız”, işte “bu odur diyeceksiniz” de diyebilirler. Kardeşim götürsünler, istedikleri bilim adamlarını getirsinler, karbon metoduyla baksınlar. 3000 yıllık olduğunu görecekler gömleğin. Nereden bulalım 3000 yıllık gömlek biz? Değil mi? Ahşabın yine 3000 yıllık olduğunu görecekler. Ayakkabının 3000 yıllık olduğunu görecekler. Bir de parmak izleri var bunun üzerinde, o da var. Onları da tespit edecekler. Tabii. O devirden kalma. İnşaAllah, bayağı bir şey var üzerinde, alamet var. Bunları görecekler inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)
Ahit Sandığı Nerede Bulunacak?
ADNAN OKTAR: Yine bir detay daha veriyorum; Bu kutsal sandıktaki malzemelerin, Kutsal Emanetlerin bir kısmı Taberiye Gölü’nde. Ama sandık içinde olanlar da ayrı olarak yeniden ayrı bir yerdeler. Yani belki Hatay’da bir mağaranın içerisinde, yani hiç ummadıkları bir dehlizin, hiç ummadıkları bir kanalın içerisinde, bir yerde. Tahmin etmedikleri bir yer. Şu ana kadar hiç kimse “bu buradadır” diyemedi, demedi. Gittikleri halde, ondan sonra araştırdıkları halde Allah onlara onu göstermedi. Tahmin etmedikleri bir yerde çıkacak inşaAllah. Bir kısmı da Taberiye Gölü’nde. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)
Sandığın Olağanüstü Özellikleri Vardır
“Sandık öyle anlaşılan bir sandık değildir. Çürümeye, bozulmaya karşı etkili olan bir sandık. Bir de bu iki heykelin arasından, Tevrat’ta Allah’ın ona hitap ettiği yani tecelli olarak hitap ettiğine dair bilgi var. Allah-u alem doğrudur. Çünkü çalıdan da Allah tecelli ediyor biliyorsunuz, çalıdan da sesleniyor. Bunları böyle şimdilik detay olarak görüyoruz, olduğunda görürsünüz inşaAllah.” (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)
Hz. Musa (a.s.)’ın Bebekken Nehre Bırakıldığı Sandık, Ahit Sandığıdır
ADNAN OKTAR : Mesela o gemi olayında da öyle, “gemiyi batırmak için mi?” Annesi onu tekneye koyduğunda mahvolsun diye mi gönderdi? Irmakta, Hz. Musa (a.s.)’ı koydu değil mi sandığın içerisine, sandıkla bıraktı. Mahvolsun diye yapmadı inşaAllah. Ne amaçla yaptı Firavun’un yanına gidecek. Allah onu koruyup kollayacak. Onun kurtulacağını biliyor. Burada da kurtarma amacı var, orada da insanı kurtarma amacı var. Bak aynı olay burada var. Değil mi? Orada mesela annesini sorgulamıyor Hz. Musa (a.s.) makul görüyor. O zaman Hz. Hızır (a.s.)’ı da sorgulamaması lazım bu da makul, inşaAllah. Ki o sandık, annesinin çocuğu koyduğu sandık, Firavun tarafından saklanmıştır. Hatıra olarak saklanmıştır. O sonra Musevilerin eline geçmiştir o sandık. Hz. Musa (a.s.)’ın içine konduğu o sandık. Sonra o sandığın üstü altın kaplanmıştır. Hz. Musa (a.s.)’ın o Kutsal Sandığı’na çevrilmiştir. Tabii inşaAllah, dün resmini gösterdik boyut itibarıyla odur. O sandıktır aynı sandık, inşaAllah. Bu bir ilave bilgi.
OKTAR BABUNA: İlk defa anlattınız maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet ilk defa anlatıyorum. (Sayın Adnan Oktar’ın 17 Mayıs 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından)
SONUÇ: Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın Bulunacak Olması Ahir Zaman Müjdesidir
Ahir zamanın en önemli özelliklerinden biri de teknolojide çok büyük gelişmeler yaşanacak ve bunların tüm insanların hayrı ve rahatlığı için kullanılacak olmasıdır. Sandık da Allah’ın izniyle bu dönemin bir nişanesi ve tüm insanlık için güzel günlerin müjdecisi olacaktır.
Peygamberimiz (s.a.v.) de birçok hadisinde sandık ve onu bulacak olan Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgiler vermiş ve bu kutlu olayı Müslümanlara müjdelemiştir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:
“Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)
“Mehdi elinde (zamanında) sekine bulunan tabut Taberiye gölünden çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’de onun önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce, pek azı hariç, çoğu Müslüman olurlar.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)
Hiç şüphesiz yüzyıllar öncesinden bildirilen bu hadis-i şeriflerde Peygam-ber Efendimiz (s.a.v.)’in ahir zamanda olacakları müjdelemesi çok büyük mucizelerdendir. Hz. Mehdi (a.s.)’a dair hadisler, Allah’ın izniyle ahir zamanda gerçekleşecek ve bu mucizeler Müslümanların Allah’a şükretmelerine vesile olacaktır.
“Gönderilenlere selam olsun. Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” (Saffat Suresi, 181-182)
Ahit Sandığı Tevrat’ta Nasıl Geçiyor?
Tevrat’taki açıklamayı belirtiyorum: “Akasya ağacından sandık yapsınlar,” diyor Tevrat’ta. Bu doğru akasya ağacından, iç çatısı akasya ağacından. “Boyu iki buçuk” yani 1 metre, 1,20 gibi yaklaşık. “Eni ve yüksekliği birer buçuk,” 60 cm, daha yüksek hatta 80 cm, “arşın olsun.” “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Burada ölçüler kendi kafalarına göre verdikleri için oluyor. Orada arşının gerçek karşılığı o. Yani 1,20 m’ye 80 cm olması gerekiyor anladığım kadarıyla ve bildiğim kadarı ile. “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Bu doğru, içi ve dışı saf altınla kaplı. “Çevresine altın pervaz yap.” Bu da doğru. “Dört altın halka döküp dört ayağına tak.” Bu da doğru. “İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak.” Bu da doğru. “Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla, sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir.” Doğru. Çok düzgün akasya ağacından yapılmış sırıklar var ama altın kaplanmış öyle görünmüyor tabii. Tam, net altın görünümünde, jilet gibi yapılmış, çok düzgün. Bakan anlamaz onun içinin ahşap olduğunu anlamaz. “Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” Taş levhalar Hz. Musa (a.s.)’a gelen on emrin yazılı olduğu taş levhalar onun içinde, sandığın içinde. “Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk.” “Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap.” Keruv uçan insan figürü gibi. Melek niyetine yapıyorlar ama melek değil tabii ki, bir insan görünümü. Meleği tam yapamazlar, melek ayrıdır görünümü. Ama meleğe niyet ederek yapılmış bir heykel. “Keruvlardan birini bir kenara, diğerini öteki kenara,” karşılıklı yüz yüzedir ikisi, bu da doğru. “Kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla,” doğru. “Kapağı örtecek,” bu da doğru. “Yüzleri birbirine dönük olacak,” doğru, “ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy”. “Seninle orada, Levha Sandığı’nın (Ahit Sandığı’nın) üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma Kapağı’nın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.”
Allah, “oradan tecelli edeceğim” diyor, “oradan sesimi duyacaksın” diyor, sandığın üstünden. Biliyorsun bir de çalı ve ateş yanan çalıdan seslenmişti Allah Hz. Musa (a.s.)’a, inşaAllah. Onun için yani öyle olağanüstü bir sandık, öyle herhangi bir sandık değil inşaAllah. “Rab Musa’ya şöyle der: ‘Ve seninle orada bulaşacağım ve seninle kefaret örtüsü üzerinden, Kutsal Ahit Sandığı üzerindeki Melekler arasından söyleşeceğim’,” o figürün arasından, o görüntünün arasından söyleşeceğim, (Çıkış 25/22). “Rab Musa’ya dedi; ‘Dağa, yanıma gel’ burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerinde yasalarla, buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.” Bu doğru, Hz. Musa (a.s.)’a taş levhalar olarak verilmiştir. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)
Ahit Sandığı Kuran’da Nasıl Geçiyor?
ADNAN OKTAR: Bakın, ayet veriyorum. Bakara Suresi, 248. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: ‘Onun hükümdarlığının belgesi’”, yani Mehdi (a.s.)’ın liderliğinin delili diyelim, ahir zamana bakan yönüyle, “size Tabut’un gelmesi (olacaktır ki),” yani Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığı. “Onda Rabbinizden ‘bir güven duygusu ve huzur’”, “içinize güven duygusu gelecek” diyor ve huzur, onun bulunuşuyla. Öyle bir özelliği de var, Allah’ın hikmeti, mesela kalplere güven ve huzur inmesine vesile oluyor. Çünkü bütün savaşlarda götürüyorlarmış o sandığı, onu gördüklerinde coşuyorlar o zamanki müminler. “Huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar”, hem Hz. Harun (a.s.)’ın ailesinden, hem Hz. Musa (a.s.)’ın ailesinden, “arta kalanlar var; onu melekler taşır”. Meleklerin kontrolünde diyor Allah. “Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Delil vardır. Delil nedir? Ortaya koyarsın, buna delil derler. Değil mi? Allah, bu bir delildir diyor işte, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde, Ahit Sandığı’nın yeriyle ilgili olarak Antakya’ya dikkat çekmesi son derece anlamlıdır. Bu ilimizde birçok doğal mağara vardır ve buralar sandığın uzun yıllar saklı kalması için çok elverişli yerlerdir. Ahit Sandığı’nın bugüne kadar bu bölgede bulunamamış olması, bölgenin coğrafi özelliklerinin zorluğundan ve teknik imkansızlıklardan kaynaklanmış olabilir. Ancak yüzyıllardır bulunamayan sandığın, son birkaç on yıl içinde gelişen teknolojik imkânlar çerçevesinde bulunması Allah’ın izniyle mümkündür. Dahası sandığın zamanımızda bulunacak olmasını, tahakkuk eden diğer ahir zaman alametleri de desteklemektedir.
Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkındaki Hadis-i Şerifleri Açıklıyor
“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni”; bakın Peygamberimiz (s.a.v.) olayı açıklıyor; “gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir.” Bakın gizli olan bir şeyin ilmini verecek Allah, bulmanın ilmini. Allah ona bir şekilde bunu gösterecek, bir ilimle inşaAllah. “Antakya denilen bir yerden,” Hatay, Türkiye sınırları içerisinde bakın dikkat edin. Bakın, Ağrı da Türkiye sınırları içerisinde, orada bulundu. Hepsi Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerlerde oluyor dikkat ederseniz, inşaAllah. “Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” Suyuti söylüyor bunu, hadis imamıdır. (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82) “Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’ yi de Antakya’da mağaradan çıkarır” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten). Yani bu kadar, hadis olduğu için söyleyeyim, bu gizlenecek gibi değil tabii. “Antakya mağarasından Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek Tevrat’ı çıkaracak.” Şam’daki bir mağaradan da gerçek Tevrat’ı röle olarak, Tevrat rölesini, böyle deri üzerine yazılmış Tevrat rölesini çıkaracak ve “birçok Yahudi Müslüman olacak” diyor,(Risaletül Huruc ül Mehdi, s.124-125). Yalnız tabii Taberiye Gölü’nde de bir arama yapılacak, Taberiye Gölü’nün zemininde. Tatlı su gölüdür, suyu tatlı, en çukurda olan göllerden ikincisidir Taberiye Gölü. Yeryüzü düzeyine göre en çukurdadır, fakat tatlı suyu, maşaAllah. Bakın ikinci işaret de, “Mehdi (a.s.) Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” Yani bu iki tane açıklama olması iyi. Çünkü hakikaten Taberiye Gölü’nde de bir şey var, dibinde. Dibi çamur, gölün dibi, onun altında inşaAllah, yani kapsamlı bir arama yapılacak tabii inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mehdi (a.s.)’dır.“ (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)
Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkında Tarihi Kaynaklarda Yer Alan Bilgileri Anlatıyor
“Talut’un, Calut ile savaşmasının sonucunda sandık Calut’un eline geçmiştir geçici bir süre. Ancak daha sonra Hz. Davud (a.s.), Calut’u öldürmüş ve böylece sandık Hz. Davud (a.s.)’ın eline yeniden geçiyor. Ahit Sandığı, Kudüs’e taşınıyor. Hz. Davud (a.s.) sandığı kendisinden sonra hükümdar olan Hz. Süleyman (a.s.)’a emanet bırakmıştır.” Hz. Süleyman (a.s.)’ın eline geçiyor sonra, onun kontrolüne geçiyor. “Hz. Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılan Süleyman Mescidi’ne konulan sandık M.Ö. 587 yılına kadar Beyt-ül Makdis’de, Mescid-i Aksa’da kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Nabukadnezar Kudüs’ü işgal etti, burayı yerle bir ettirerek bu bölgede yaşayan Yahudileri sürgüne gönderdi.” O zamanki Müslüman onlar, Museviler Müslüman idi, hak din oluyor o zaman. “İşte o tarihten sonra sandık kayboldu.” Kaybolmadı, saklandı muhafaza altına alındı ve “Bir daha da izi bulunamadı,” diyor. Allah onu muhafaza altına aldı.
“M.Ö. 587 ile M.S. 70 yılları arasında Kudüs’te muhafaza edildiği kabul edilen,” Öyle değil Kudüs’ten çıkarıldı Kudüs riskli bulunduğu için. Çünkü işgal ediliyor, her yeri aranıyor. Kudüs’te değil sandık, onu biliyorum inşaAllah. “Museviler sandığın ancak Mesih, Kral Mesih’in, yani Mehdi (a.s.)’ın gelişinden sonra ortaya çıkaracağına inandıkları için aramamaktadırlar.” Aramıyorlar çünkü sadece Hz. Mehdi (a.s.) bulacaktır. Kral Mesih, Tevrat’ta Kral Mesih olarak geçer. Yani arıyorlar tabii, arıyorlar da ama bulamazlar o anlamda diyorum, yoksa arıyorlar tabii ki. “Hıristiyanlar da sandığı Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden gördükleri için sandık onlar için çok önemli.” Onlar da arıyorlar, ama bulamazlar, inşaAllah.
“Sandık taşınırken hep bir perde arkasında saklı tutularak onu taşıyanların dahi sandığı görmeleri engellenmiştir.” Örtülüyor üstü sandığın. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor, çok nadir açılan sandık, üstündeki örtü nadir kaldırılıyor. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 74. sayı (Ağustos 2010) 4. sayfada yayınlanmıştır.
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (a.s.)’nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır
27 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
||||
|
Popularity: unranked [?]
IRAK SAVAŞI HZ MEHDİNİN GELİŞ ALAMETİMİ?
26 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya“ORDUNUN KAYBOLUŞU”
“Mehdi’nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, samadan bir sayha, Beyda’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.”
(Naim Bin Hammad)
![]() |
“IRAKLILARIN PARASI KALMAYACAK”
“Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak.”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 45 El Muttaki)
![]() ![]() |
“BAĞDAT ALEVLERLE YOK EDİLİR”
Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir…
(Risaletül Huruc ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177, Kayıt 854)
![]() ![]() |
“BATILI GÜÇLER VE TÜRKİYE”
“Müslümanlarla Rumlar arasında sulh anlaşması olacak. Sonra onlar, Müslümanların düşmanlarıyla savaşacaklar, mağlup edip ellerinden mallarını aldıkları zaman o malları Müslümanlarla aralarında paylaşacaklar. Aradan bir müddet geçtikten sonra Müslümanlarla birlik olup Faris’i ele geçirecekler. Bir çok ganimetlerle birlikte insanlardan esirler alacaklar ve Müslümanlara:
-Biz size vediğimiz gibi, şimdi siz de bize ganimetlerden birşeyler verin! Diyecekler. Müslümanlar ellerindekini onlarla paylaşacaklar, sonra Rumlar:
-Kendi çocuklarınızdan da verin bize! Deyince müslümanlar buna razı olmayacaklar. BUNUN ÜZERİNE KOSTANTİNİYE (İSTANBUL) SAHİBİNE GELİP:
-Araplar bize ihanet ettiler, biz sayıca ve kuvvetce onlardan fazlayız, müsaade et de savaşalım diyecekler. Kralları:
-Siz ne kadar çok olursanız olun, Arapları yenemezsiniz! Diyecek. Sonra Romayı elinde tutan krala başvuracaklar. O, bunların teklifini kabul edip, seksen sancakla -her sancağın altında on iki bin kişi bulunacak- DENIZ YOLUYLA bir ordu gönderecek ve şu tenbihi yapacak:
Şam sahiline ulaştığının zaman gemilerinizi yakın, kendiniz bizzat onlarla savaşın.
Onlar tam teçhizat Şam’a gelecekler ve Şam’ı deniz ve kara olarak tam manasıyla ellerine geçirecekler. Kudüs’ü tahrip edecekler….. (Naim Bin Hammad)
“ARAP VE RUM (BATI) İTTİFAKI”
Arap ve Rum kralları biraraya geldiklerinde çok
şiddetli bir savaş yaşanacaktır.
(Risaletül Huruc ül Mehdi, s. 38 )
“IRAK VE ŞAM’A AMBARGO”
Ebu Nadre (R.A.) dedi ki; Cabir (R.A.)’ın yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (kile),
bir dirhem sevk olunmayacak“.
Dedik ki “bu kimden dolayı olur”. Dedi ki: “Acemler (Arab’ın gayrısı) bunu men’ ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak“. “Bu kimden dolayı olur” dedik.
“Rumlar’dan dolayı” dedi.
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)
![]() |
“IRAK YENİDEN YAPILANIR”
“İnsanların en şerlileri Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz.Ve ıraktaki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.” .”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 254, El Muttaki)
![]() ![]() |
“IRAK HALKI ŞAM’A, KUZEY’E KAÇAR”
Şerli kişiler Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz.
(işte o zaman) Masum ve temiz Irak halkı Şam’a kaçar.
(Risaletül Huruc ül Mehdi… sf. 210)
![]() ![]() |
“ŞAM’DA FİTNELER”
Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe, diğer bir taraftan alevlenir. Gökten çağırıcı bir melek “Mehdi emirinizdir. Mehdi Halifenizdir” demedikçe de fitneler bitmez.
(Risaletül Huruc ül Mehdi… s. 63)
![]() |
“ŞAM, IRAK, ARABİSTAN”
“Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: …Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makan bulamayacaktır. Bu belalar Şam’ın etrafında dolanacak, Irak’ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır. İslam ümmeti orada belalara karşı bozkırlarda savaşacaklar. Hiçbir kimse, onların haline acıyıp; vah! vah! bile demeyecek. Onlar belayı bir taraftan defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır.”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 s. 38-39 El Muttaki)
…belalar Şam’ın etrafında dolanacak,
![]() |
…Irak’ın üzerine çökecek,
![]() |
…Irak’ın üzerine çökecek,
![]() |
“FIRAT İLE DİCLE ARASINDA, BÜYÜK SAVAŞ OLACAK”
“Fırat ile Dicle arasında Zevra denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise,
koyun kesilir gibi boğazlanacak.”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 38 El Muttaki)
![]() ![]() |
“IRAK’IN ÜÇE BÖLÜNECEĞİ”
Resulullah (s.a.v.)in bildirdiğine göre, Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar.
Bir kısmı savaşır ve öldürülürler.
Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.
(Fera İdu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)”
Küfe halkı üç kısma ayrılacak: Bir kısmı, Süfyani’nin ordusuna katılacak. Onlar, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı en kötü insanlardır. Bir kısmı onlarla savaşacak onlar Cenab-ı Hakkın şerefli kullarıdır. Bir kısmı da yağmacılara katılacak, onlar günahkarlardır.
(En-Necmu’s Sakıb Fi BeyanıEnne’l Mehdi Min Evladı Ali B.Ebi Talib)
Bir kısmı çapulculara kalır
![]() ![]() |
Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar.
![]() |
Bir kısmı savaşır ve öldürülürler.
![]() |
“MASUM ÇOCUKLARIN ÖLDÜRÜLMESİ”
“…Muhammed ümmetinden masum bir çocuk öldürüldüğünde, gökten bir melek ‘hak onda (Mehdi’de) ve onun yanında olandadır’ diye haykırır.
(Sabban isafur Ragibin s.154)

Popularity: unranked [?]
BÜYÜK ŞEHİRLERİN YOK OLMASI: SAVAŞLAR VE AFETLER >>>
21 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaBüyük Şehirlerin Yok Olması: Savaşlar ve Afetler
|
![]() |
20. yüzyıl için en çok kullanılan tanımlama “felaketler yüzyılı”dır. Gerek depremler, kasırgalar ya da seller gibi doğal afetler, gerek iç savaşlar ve çatışmalar, gerekse de büyük deniz ya da uçak kazaları çok sayıda insanın ölümüne yol açmıştır. Yok olan şehirler, tarihten silinen halklar kıyametin hadislerde haber verilen alametlerindendir.
|
Hadiste belirtilen büyük şehirlerin helak oluşu, savaşlar ve çeşitli doğal afetler sonucunda meydana gelen yıkımları akla getirmektedir. Yakın geçmişte geliştirilen nükleer silahlar, uçaklar, bombalar, füzeler ve benzeri çağdaş silahların savaşlarda kullanılması büyük tahribata neden olmuştur. Bu korkunç silahlar tarihteki benzerleriyle kıyaslanmayacak düzeyde yıkımlara yol açmıştır. Elbette hedef konumundaki “büyük şehirler” de bu yıkımlardan birinci derecede etkilenen yerler olmuştur. II. Dünya Savaşı’nın benzersiz sonuçları buna bir örnek olarak verilebilir. Dünya tarihinin en büyük savaşında, atom bombasının kullanılmasıyla Hiroşima ve Nagasaki tamamen yerle bir olmuştur. Avrupa’nın başkentleri ve önemli şehirleri de ağır bombardımanlar neticesinde büyük ölçüde yıkılmıştır. Britannica Ansiklopedisi II. Dünya Savaşı’nın Avrupa şehirlerinde neden olduğu hasarı şöyle anlatır:
![]() Hadislerde Ahir Zaman’da büyük şehirlerin dün yokmuş gibi olacakları haber verilir. Geçtiğimiz yüzyıl yok olan şehirlerle doludur. Atom bombasından sonra Hiroşima (üstte) ve Çeçen şehirleri (yanda) buna sadece iki örnektir. |
Meydana gelen tahribat Avrupa’nın büyük bölümünü ayın yüzeyine dönüştürmüştü: Şehirler bombardımanlar sonucunda harap oldu, sayfiye yerleri kavruldu ve simsiyah oldu, yollar bombaların açtığı çukurlarla kaplandı, demiryolları kullanılamaz hale geldi, köprüler yıkıldı, limanlar batık gemilerle doldu. Savaş sonrası Almanya’nın Amerikan Bölgesi askeri valisi General Lucius D. Clay’in dediği gibi, “Berlin sanki ölülerin şehri gibiydi.”(Britannica Encyclopedia 2000, “The blast of World War II”)
|
|
Kısacası, II. Dünya Savaşı’nın tarihte benzeri görülmeyen genişlikteki tahribatı hadisin işaret ettiği olayla birebir uyuşmaktadır.
“Şehirlerin yok olmasına” neden olan bir diğer etken de doğal afetlerdir. Doğal afetlerin içinde bulunduğumuz çağda hem sayısal hem de büyüklük olarak arttığı istatistiksel bir gerçektir. Son on yılda baş gösteren iklim değişikliklerinin yol açtığı felaketler bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Sanayi, zararlı ve istenmeyen bir yan ürün olan küresel ısınmaya sebep olmakta, giderek ısınan dünya atmosferindeki dengeler bozulmakta ve böylece iklim değişiklikleri meydana gelmektedir. 1998 yılı şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıl olmuştur.(BBC News Online, “The first horseman: Environmental disaster”, Aralık 1999, http://news.bbc.co.uk/hi/english/sci/tech/
newsid_563000/563127.stm)Amerika Ulusal İklimsel Veri Merkezi’nin kayıtlarına göre de en fazla iklimsel afet 1998′de meydana gelmiştir.(National Climatic Data Center, “Billion Dollar U.S. Weather Disasters”, Ekim 2000, http://www.ncdc.noaa.gov/ol/reports/billionz.html)
Son yıllardaki kasırga, fırtına, tayfun ve hortum gibi felaketler başta Amerika kıtası olmak üzere dünyanın birçok yerinde yıkıcı zarara neden olmuştur. Bunlara ek olarak seller de bazı yerleşim merkezlerinin sular ve çamur altında kalmasına yol açmıştır. Ayrıca depremler, volkanlar ve tsunami dalgalarının yaptığı büyük tahribatlar da unutulmamıştır.
![]() |
Popularity: unranked [?]
İmam Rabbani Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadan önce hadislerde belirtilen birçok alametin oluşacağını söylemiştir, bu alametlerin hemen hepsi çıkmıştır
21 Haziran 2010 Yazan Harun Yahyaİmam Rabbani Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadan önce hadislerde belirtilen birçok alametin oluşacağını söylemiştir, bu alametlerin hemen hepsi çıkmıştır
İmam Rabbani Hazretleri Hz. Mehdi’nin zuhurundan önce pek çok alametin tahakkuk edeceğini bildirmiş ve bu alametleri de harika haller olarak nitelendirmiştir:
|
MEHDİ’NİN ZUHUR ZAMANI YAKINDIR. ONUN ZUHUR ZAMANI OLAN YÜZ (ASIR) BAŞINA GELİNCEYE KADAR NİCE MEBDE’LER (BAŞLANGIÇ ALAMETLERİ) VE MUKADDİMELER (ÖN ALAMETLER) ZUHUR EDECEKTİR….
MEHDİ DAHA BÜYÜKTÜR. Onun sebebi ile, İslam’a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi, zahir ve batın büyük tasarrufu vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır. ONUN ZAMANINDA, NİCE HAYRET VEREN HALLER ZUHUR EDECEKTİR. … Onun vücudunun zuhurundan evvel, adet harici HARİKA HALLER MEYDANA GELE. İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 2. cilt, 381. Mektup, s. 1184-1186)
|
İmam Rabbani Hazretleri’nin ifade ettiği bu harika olayların hepsi Hicri 1400 senesinden başlayarak günümüze kadarki 30 yıllık süre içerisinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’nin anlatımıyla mucizevi şekilde tesbih taneleri gibi” birbirini izleyerek gerçekleşmiştir.
| Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “… eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler.” Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.
|
| Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların artarda kopması gibi. (Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü’s-Sagir, 3/167) |
Aşağıda sadece az bir kısmına yer verdiğimiz ahir zaman alametleri bazı kişilerin sözde Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru diğer bir yüzyıla kalmıştır iddiasını tamamen geçersiz hale getirmektedir:
-1-
|
Ashabın verdiği habere göre, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Vaad edilen Mehdi’nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ, MÜNEVVER BİR BOYNUZ ÇIKAR.” Bu rivayetin yapıldığı haşiyede yazıldığına göre, o sütunun iki başı vardı… ŞARK TARAFINDA MEYDANA ÇIKAN O BEYAZLIK; ÖNCELERİ NURLU BİR SÜTUN HALİNDE İDİ. SONRA, ONA BİR EĞRİLİK GELDİ; BOYNUZ ŞEKLİNİ ALDI. İhtimaldir ki, onun için: HER İKİ TARAFINDA DA BİR İNCELİK OLUP DİŞE BENZERLER; BUNUN İÇİN, HER İKİ TARAFTA BAŞ İTİBAR EDİLMİŞTİR. Nitekim, bir süngünün de her iki tarafı incelik taşısa, onun için de: -İki başlı, tabirini kullanır. Kardeşim Şeyh Muhammed Tahir Bedahşi Confor’dan geldi. Şöyle anlatıyor: -O SÜTUNUN ÜST TARAFINDA DA İKİ BAŞI VAR; İKİ DİŞE BENZİYOR. İKİSİ ARASINDA DA KISA BİR AYRILIK VAR. Bu mânanın teşhisi sahrada hasıl oldu. Aynı haberi, bir başka topluluk da verdi. Halbuki bu doğuş, Mehdi’nin zuhuru zamanında olacak zuhur değildir. Zira, ONUN ZUHURU, YÜZ BAŞLARINDA OLACAKTIR. Şu anda dahi, yüz başını, on sekiz sene geçmiş vaziyettedir. Hadis-i şerifte, Mehdi’nin alâmetleri hakkında şöyle anlatılmıştır: “ŞARK TARAFINDA BİR KUYRUKLU YILDIZ DOĞUP AYDINLIK VERECEKTİR.” BU YILDIZ DAHİ DOĞMUŞTUR. AMMA O MUDUR, YOKSA ONUN BİR BENZERİ MİDİR? Bu yıldıza Kuyruklu yıldız, adının verilmesi, ihtimal ki, şu anlatmalara dayanıyor: SABİTLERİN SEYRİ, MAĞRİBDEN (BATIDAN) MEŞRİKADIR (DOĞUYADIR) (4)… BU YILDIZIN DURUMU DA, ONUN SEYRİNE GÖREDİR. YANİ YÜZÜ MEŞRİK CANİBİNE DOĞRU, ARKASI DAHİ, MAĞRİB TARAFINADIR. BU UZUN BEYAZLIK DAHİ, ONUN ARKA TARAFINDADIR. Bu mana icabı olarak, ona:-Kuyruk… isminin verilmesi yerindedir. ONUN HER GÜNKÜ İRTİFI İSE, MEŞRİKTEN MAĞRİBEDİR. ANCAK O, KISRİ (KENDİNE HAS DURUMUNDA AĞIRLIK TAŞIYAN) SEYRİ İLE FELEK-İ AZAMIN SEYRİNE BAĞLIDIR. İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184
|
-2-
|
… Bir hadis-i şerifte, Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“KÜFÜR HER YANI İSTİLA EDİP HÜKMÜ CEMİYET İÇİNDE AŞİKARE İŞLENMEDİKÇE, MEHDİ ZUHUR ETMEZ. BU VAKİTTE, VAKİ OLAN İSE, KÜFRÜN İSTİLASIDIR. ONUN KUVVETİDİR. İSLAM’IN VE MÜSLÜMANLARIN DAHİ ZAAFIDIR. Bu vakit, Resulullah (sav) Efendimizin, ehl-i İslam’ın garib düşeceklerini anlattığı devirdir. Onlara ne mutlu. Ayrıca, Resulullah (sav) Efendimiz onları müjdelemiştir. (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 2. cilt, 381. Mektup, s. 1184-1186)
|
Hicri 1400’de, hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’in tam açıkladığı şekilde Fırat’ın suyu, üzerine kurulan baraj ile kesilmiştir.
|
“Fırat Nehri’nin suyu çekilerek altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim, o zaman orada bulunursa o hazineden bir şey almasın.”
(Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
(Riyâzü’s-sâlihîn min hadîsi seyyidi’l-mürselîn, İmam Nevevî’, 3/332) |
-4-
|
“Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Hz. Mehdi (a.s.)’sinin yardımcılarıdır.”
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)
|
|
“Hz. Mehdi (a.s.) için 2 alamet vardır ki… Bunun birincisi, Ramazan’ın birinci gecesi Ay’ın ikincisi de ortasında Güneş’in tutulmasıdır.”?
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)
|
|
“Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından önce bir Ramazan içinde Güneş iki defa tutulacaktır.”?
(Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 440)
|
| “… Güneş’in oruç ayının ortasında, Ay’ın ise sonunda tutulması…”
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37)
|
| “Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi Ramazan ayında ayın iki kere tutulmasına sebep olacaktır.”? (Kıyamet Alametleri, s. 200)
|
| O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir.
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53)
|
Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde;
|
“ … AZERBAYCAN’DAN MUTLAKA BİR ATEŞ ÇIKACAKTIR. Ve hiçbir şey onun karşısında duramayacak. Böyle bir şey olunca evinizde oturun…”
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 311)
|
1979 yılında (Hicri 1 Muharrem 1400’de) Hac sırasında Kabe’de büyük bir katliam olmuştur. (1 Muharrem 1400) Olayın meydana geliş tarihi Hicri 1400 yılının ilk günüdür. Bu sırada 30 kişi hayatını kaybetmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste;
|
ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NIN) ÇIKACAĞI YIL, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.”
(Kıyamet Alametleri, s. 168-169)
|
şeklinde ifade ederek “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yıl” Kabe’de böyle önemli bir olayın olacağından bahsetmektedir. “Çıkacağı yıl” ifadesi bu açıdan son derece önemlidir. Çünkü hem bu olay hem de Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi 1979 yılını göstermektedir. 1979 yılında gerçekleşen bu olayın ardından 7 yıl sonra Hac sırasında çok daha kanlı bir olay meydana gelmiştir. Bu sefer de 402 kişi öldürülmüştür. Ancak bu olayın ilkinden farkı son olayın Kabe’nin içinde değil yanında gerçekleşmiş olmasıdır. Bu 2 olay da hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak anlatılan “Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması” olaylarıyla tam olarak aynı şekilde olmuştur.
Ahir zaman alametleri bir bütündür ve bu alametlerin 30 yıllık bir zaman dilimi içinde gerçekleşmesi, hem Peygamberimiz (s.a.v.)’in haber verdiği ahir zaman içinde yaşadığımızı, hem de tüm Müslümanlarca büyük bir heyecan ve umutla beklenen Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu müjdelemektedirler. Bu nedenle büyük ve küçük alametler olarak adlandırılmış olan alametlerin hepsi Müslümanlar için son derece önem taşımaktadır. Bu alametlerden herhangi birinin gerçekleştiğini görmek Müslümanların umutlarını pekiştirmekte, heyecanlarını artırmakta ve şevklerini kat kat yükseltmektedir.
Popularity: unranked [?]
Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olacaktır
21 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaUzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olacaktır
|
… Esma binti Umeys dedi ki: O GÜNÜN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURUNUN) ALAMETİ SEMADAN UZATILMIŞ VE İNSANLARIN KENDİSİNE BAKIP DURDUĞU BİR EL’DİR.
Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S. 69
|
|
… İŞTE O ZAMAN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURU ZAMANINDA) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR…
Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S. 51
|
|
SEMADAN ZUHUR EDEN BİR EL ve “emiriniz Mehdi’dir” şeklindeki bir nida duyuluncaya kadar tefrika ve ihtilaflar devam edecektir. O GÜNÜN ALAMETİ: SEMADAN BİR EL UZANACAK ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir.
Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdinin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, S. 53
|

Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ne bağlı Chandra Röntgen Gözlemevi tarafından çekilen bir uzay fotoğrafında el şeklindeki bir nötron yıldızları kümesi başka bir yıldız kümesini kavrıyomuş gibi görülmektedir. Hadislerde belirtilen el ifadesi, NASA tarafından “Tanrı’nın eli” olarak adlandırılan ve uzayda vuku bulan bir gök olayının vesile olduğu bu görüntüye işari manada bakıyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)
Söz konusu yıldız kümesinin oluşturduğu el şeklinin duruşu hadisteki uzanma tanımına da tam uymaktadır. NASA tarafından çekilen fotoğraftaki el şekli bir yere uzanıyormuş görünümündedir. Ayrıca insanların Hz. Mehdi dönemindeki gelişmiş yüksek uzay ve astronomi teknolojisi sayesinde uzayda meydana gelen bu gök olayını teleskoplar vesilesiyle bakarak görebilmeleri de hadisteki ifadelerle birebir uyum içindedir.
Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametleri “… eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler.” (Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.) hadisinde belirtildiği gibi son 30 yıllık süre zarfında art arda yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. En son 24 Şubat 2009 tarihinde dünyaya en yakın noktadan geçen çift kuyruklu Lulin kuyruklu yıldızının İmam-ı Rabbani tarafından tefsir edilen “şark tarafında iki dişli münevver bir boynuz çıkar” hadisine işaret ediyor olmasının ardından, şimdi de “semadan bir el uzanacak” hadisinin işaret ettiği uzaydaki bu el görüntüsü Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğine, faaliyete başladığına, insanlar tarafından farkedilmesinin de iyice yaklaştığına delil teşkil etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Popularity: unranked [?]
HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)
15 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHz. İsa (a.s.)’nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir
|
Hz. İsa (a.s.)’ın Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler
|
. .
|
Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne indiriliş alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına rağmen domuz eti yenmektedir. Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir. Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa (a.s.)’ın henüz zuhur etmediği anlaşılmaktadır. Fakat bu üstün Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz (sav)�en rivayet edilen hadisler ve din alimlerinin verdikleri bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl, Hicri 14. yüzyıldır.
Mesih-i Deccal: Hakki batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin haberleriyle, ahirzamanda gelecek ve Allah’ı (c.c.) inkar edip kendisinin ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek, tek gözlü bir şahıstır.
Büyük LUGAT TÜR-DAV
|
Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte Mesih (deccal) çıkacaktır:
Hz. İsa (a.s.) ilk defa göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından, O’nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen 33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma ihtimali yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin (deccallerin), o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca kendilerinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat dikkatli, ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin, dünyaya hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı döneme denk gelmektedir.
Deccal, bu sefer dünyaya hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada materyalizme galip gelmiş olan “Yaratılış” inancını kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir. Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan fitneden onun deccal olduğu anlaşılacaktır.
Değerli İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı yönünü şu şekilde belirtmiştir:
Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan Deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75
Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.
Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği daha da teşvik edecektir. Onun kendilerine fayda getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem hayatını cennet zanneden pek çok kişi O’na katılacaklardır. Deccal, sahte peygamber görünümü ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya, onları güçsüz düşürmeye, hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır. Deccal, samimi dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı olacaktır.
Yanlış yönlendirilmiş bazı Hıristiyanlar o devirde Hz.İsa (as)’ı beklediklerinden dolayı, O’nu tahrif edilmiş, değiştirilmiş İncil’deki vasıfları ile bekleyeceklerdir. Mesih-i Deccal de tam onların hayal ettikleri gibi istidracı harikalıklar gösterecektir. Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini konuşur halde gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve hipnozla, annesinin O’na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine işittirecektir. Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır. (Dışarıdan bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise o görüntüyü göremeyecektir.)
Deccal, önce beklenen Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın teslis inancındaki gibi Allah’ın kendisine hulül ettiğini (içine girdiğini) söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz). Bu sapkın yöntemi kullanarak dünyada muazzam bir taraftar kitlesi kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke yönelik, ahlaksızca ögretileri ve tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı daha da artacaktır.
Böyle azgınlığın arttığı bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde birleşmiş olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini “Sahte Mesih”e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve İstidrac nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara aldırmayacaklardır.
Hz. Mehdi (a.s.), deccalin gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan oluşan istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen ortadan kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz. İsa (a.s.) olacaktır.
Bediüzzaman, bu gerçeği şöyle izah eder:
Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan) o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.
Mektubat, 53
|
Hz. Musa (a.s.) o zamanın deccallerinin isdidraclarını ancak mucize ile yok etmişti.
|
|
Hz. İsa (a.s.) Lud kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak, onu tartışarak yenecektir; Deccali öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz. Musa (a.s.)�a aynı şekilde Firavun’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. İbrahim (a.s.) ise Nemrud’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir sistemini yok edecek, Hz. İsa (a.s.) da, Mesih-i Deccal’in fikir sistemini ortadan kaldıracaktır. Önemli olan da, ebette ki bu şahısların yaydığı sapkın ideolojinin, toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin ortadan kalkmasıdır.
Deccali yenip fikir sistemini ortadan kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)’ın gerçek Mesih olduğunu anlayan Hıristiyan alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle Allah�n takdir ettiği doğru yola yani hak din olan İslam’a girecektir. �strong>Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur,�(Nisa Suresi, 159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra tüm dünya Allah�n hak dinine tabi olacak ve dinsizlik tamamen ortadan kalkacaktır.
Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak
|
Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Mesih-i Deccal’in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp, sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile ırkçılık, milli egoizm yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce haline gelecek; ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm, faşizm, kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek; egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını kaybederek yok olacaktır. Savaşların, çatışmaların sebepleri yok olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu sefer meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık harcamaları gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun yanında da insanların mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah bilir.
Hz. İsa (a.s.) Zamanında Büyük Bolluk Olacak
|
Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi arttırılacak, ilim ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya kurulduğundan bu yana teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar teknolojinin imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah dönemidir. Bu döneme bu yüzden “Altın Çağ” adı verilmiştir.
Hz. İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir
|
Kadi Iyaz: “Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi, Deccal’i öldürmesi haktır ve gerçektir. Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid olan hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne de Ser-i Şerif’te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir delil yoktur. Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve Cehemiye mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara katılanlar bu konudaki hadislerin, Allah’ın 33/40- “Muhammed, … ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” mealindeki ayete, Peygamber Efendimizin “Benden sonra hiçbir peygamber yoktur” mealindeki hadisine ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir peygamberin olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi olup, hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair Müslümanların icma’ına ters düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olduğunu ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve gerekçe batıldır. Çünkü Hz. İsa (a.s.) ‘ın inmesinden maksad onun şeriatımızı yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve Peygamber olarak inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de başka hadislerde böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa (a.s.)’ın şeriatımızla hükmedecek adil bir hakim ve halkın terkettiği şeriatımızın hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih hadislerle sabittir.” demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
Hz. İsa (a.s.) inecek ve hatem’ür rüsul Resulullah (s.a.v.) efendimizin şeriatina tabi olacaktır.
Mektubat-i Rabbani, 2/1309
Hz. İsa (a.s.) Efendimiz ahirzamanda yeryüzüne indirildiği vakit, peygamberlikle vazifeli olarak yeni bir şeriat getirmeyecektir. Sahih hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri’nin izahında belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim ayetlerine göre hükmedecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın Hilyesi
|
Hz. İsa (a.s.) Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına Defnedilecektir
|
.
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45 sene kaldıktan sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat edecektir. Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.
Risale-i Nur Külliyatında İsa Aleyhisselam
Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar Gönderilecektir:
Süfyan ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki ceryanı kuvvet bulacak.
Birisi: Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevinin silsile-i nuranisine baglanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, o Süfyanin şahs-ı manevisi olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp dağıtacaktır.
(Mektubat, 53)
****
Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)’dan önce geleceği bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan’ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı tamire çalışacak, İslamiyetin yeniden canlandırılmasına ve dünya çapında yayılmasına gayret edecektir.
Hz.Mehdi (a.s.), Allah’ı inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan’dan kaynaklanan bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını kapatacaktır. Mehdi, Halife ünvanıyla İslam aleminin başına geçecek, Kur-an-ı Kerim’i ve iman esaslarını günün şartlarını da dikkate alarak ilmi bir şekilde insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarını güçlendirecektir.
İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe ahirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir güna hakimiyet verir. Öyle de : “Allah’ı inkar eden o cereyan efradları birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip, cebbarâne sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık olduğu malumdur.
İşte böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya çıktığı sırada), o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)’in şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyete inkilab edecektir… Ve Kur’an’a iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi, tabi; ve İslamiyet, metbu’ makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey’in vadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Sey “va’detmiş elbette yapacaktır.
(Mektubat, 53-54)
****
Mesih’i Deccal’in çok kuvvetli olduğu bir devrede, Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis, haç, domuz eti yemek v.s.) temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline dönecektir. İlahi dinler birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri onu düzeltmek ve yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi İslamiyet olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim’e uyacaklardır. Aynı durum Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi sonucunda inananlar kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek; iman edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya gönderilmiş olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) Allah’ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah elbette vaadini yerine getirecektir.
Sahih hadislerde müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de “şahs-ı manevi veya cemaat” şeklinde düşünmek veya “gelmiştir, görevini yapıp vefat etmiştir” iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok büyük zarar verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette yerine getirecektir. Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya tekrar gelmesinin kesin olduğunu bildirmektedir.
Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavi nüzulu kat’i olmakla beraber; mana-yi işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, 50)
Hz. İsa (a.s.) Mesih Deccal’i Öldürecektir:
Kat’i ve sahih rivayette var ki: “İsa Aleyhisselam büyük Deccal’i öldürür.”
Vel’ilmü indallah, bunun da iki vechi var:
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc’cizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.
İkinci vechi şudur ki: “Şahs-i İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcaderek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur. ” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.
(Sualar, 493)
****
Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle herkesi etkileyerek varlığını sürdüren deccal ve onun fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden gerektiğinde mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.) tarafından yok edilecektir.
Hz. İsa (a.s.) tekrar dünyaya geldigi zaman yeni bir din getirmeyecek, Islam dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu için, kendisine vahiy gelecek ve mucize gösterecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın idaresi altında Hıristiyanlığın hakikati ile İslamiyeti birleştiren talebeleri, bu birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i Deccal’in dinsizlik cereyanını, Allah’ı inkar fikrini etkisiz hale getirip, yok edecektir.
Hem alem-i insaniyette inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i Hz. İsa (a.s.) ‘ın din-i hakikisini İslamiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar bir İsevi cemaati namı altında ve “Müslüman İseviler” ünvanına layık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hz. İsa (a.s.)’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.
(Mektubat 413)
Hz. İsa (a.s.) Geldiğinde Başlarda Tanınmaması:
Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes O’nun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile O’nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes O’nu tanımayacaktır.
(Mektubat, 54)
Bediüzzaman hazretleri, Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya geldiğinin ilk yıllarında ancak yakın talebeleri tarafından imanın nuru ile tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu tanıyamayacağını bildiriyor.
Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.
(Sualar, 487)
Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit) imtihan sırrı olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra kendisinin farkına varacaktır. Talebeleri de imanın nuru ile O’nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan tanıyacaklardır. Herkes açıkça O’nun Hz. İsa’(a.s.) olduğuna hemen kanaat getiremeyecekdir. Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde mücadelesine başlayacaktır.
Hz. İsa (a.s.) tam anlamıyla zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu görecek ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu bileceklerdir. Fakat yine de “Acaba gerçekten İsa bu mu?” diye şüphe edenler var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle suçlanamaz, çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir. Yalnız böyle şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden, bereketinden mahrum kalabilir.
Hz. İsa (a.s.)’ın Küçük Bir Cemaati Olacak:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)
Hz. İsa (a.s.) küçük bir cemaat içerisinde vazifeye başlayacaktır. Daha ziyade İsrail ve İsrail’e yakın bölgelerde faaliyet gösterecektir. Okullarda ve askeri birimlerde talebeleri olacak ilk başta kendilerini gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)
|
Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler Mütaşabihtir:
Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine ve Deccal’i öldürmesine aid hadislerin müteşabih (benzetmelerle anlatılan) hadislerden olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani müteşabihatının çözülerek açıklanması gerektiğini izah etmektedir. Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin müteşabıhatına aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü veya hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini ifade etmektedir.
Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal’i öldürmesine ait hadis-i şahihanın ma’na-yı hakikileri anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini inkar edip, veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkarane bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki te’villerini Kur’an feyziyle göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki:
Hz. İsa (a.s.) Deccal ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as) onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o derece Deccalin heykeli Hazret-i İsa Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde cari olan adetullaha muvafık düşmüyor.
(Kastamonu Lahikası, 49)
****
Rivayette var ki: İsa Aleyhisselam Deccal’i öldürdüğü münasebetiyle “Deccal’in fevkalade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu..” gösterir.
Bunun tevili şu olmak gerektir ki:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)
Bediüzzaman Hazretleri, hadis-i şerifte İsa aleyhisselam’ın Deccal ile mücadelesinde onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre) yukarıya atladıktan sonra kılıcı ancak onun dizine yetiştirebildiği derecesinde Deccal’in İsa (a.s.)’a oranla boyunun on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması gerektiğini izah etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah’ın kudreti dahilinde olmakla beraber adetullaha aykırıdır.
Adetullah: Allah’ın kainatta koyduğu değişmez yasalar.
Ancak bu bekleniş tarzı deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve her alanda maddi bakımdan üstün ordularına kıyasla Hz. İsa (a.s.) ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna işaret ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha akılcı anlaşılır bir hale gelmiş olur.
Popularity: unranked [?]
Türkiye, Türk İslam Birliği’nin Doğal Lideridir
15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
Türk ve İslam devletlerinin biraraya gelmesiyle tesis edilecek Türk İslam Birliği dünya barışı ve huzuru için kurtarıcı bir güç olacaktır. Bazı kimseler bu birliğin isminin “Türk İslam Birliği” olmasından rahatsızlık duymakta, Türkiye’nin öncülüğünde bir birlik kurulmasının mümkün olmadığı iddiasını öne sürmektedirler. Oysa, Türkiye’nin içinde bulunduğumuz ahir zamanda öncü bir rol üstleneceği Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilmiş bir gerçektir. Bunun yanı sıra tarihi ve siyasi koşullar da Türkiye’yi Türk İslam aleminin doğal lideri yapmaktadır.
Türk İslam Birliği asla ırk üstünlüğüne dayalı bir birlik değildir. Irk üstünlüğü iddiası Kuran ahlakına aykırı olan bir tutumdur ve hiçbir samimi Müslümanın böyle bir iddiada bulunması mümkün değildir. Allah Kuran’da üstünlüğün ancak takva ile olduğunu bildirmiştir: Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13) Peygamberimiz (sav) de; “Acemin Arap’a, Arap’ın Acem’e bir üstünlüğü yoktur” buyurarak Müslümanların bu konuda nasıl tavır alması gerektiğini bizlere göstermiştir. Irk üstünlüğü iddiası ile yola çıkılması durumunda, Allah’ın böyle akıl ve vicdan dışı, Kuran’a ve sünnete uygun olmayan bir sisteme başarı vermeyeceği, bereket vermeyeceği açıktır. Dolayısıyla Türk İslam Birliği’nin kurulması talep edilirken de, Türk Milleti’nin üstün ahlakı, fedakarlığı, mazlumu sahiplenme duygusu, koruyuculuğu, hamiyeti İslamiyesinin güçlü olması, adaleti göz önünde bulundurulmakta, Türk Milleti’nin ahlak özelliğine dikkat çekilerek bu kutlu birliğin lideri olması gerektiği söylenmektedir. Tüm bunların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını taşıyan Türkiye, Türk İslam coğrayfasıyla tarihsel bir bağa sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana, bu geniş coğrafyada huzur ve dirlik kalmamıştır. Bu gerçek, Batılı ve Doğulu çok sayıda siyasetçi ve tarihçi tarafından da dile getirilmekte ve bölgenin Osmanlı’nın adaletini ve düzenini özlediği sık sık gündeme getirilmektedir. Türkiye bu düzeni rahatlıkla sağlayabilecek birikime ve güce sahiptir. Yetişmiş olgun kadrosu, itidalli tavrı, adil bir anlayışa sahip olması büyük bir avantajdır. Nitekim Türk İslam alemine bakıldığında böyle büyük bir sorumluluğa talip olan bir başka ülke de görülmemektedir. Türkiye’nin Türk İslam aleminin ağabeyliğinde olmasına itiraz eden bir ülke de yoktur. Kısaca Türk İslam alemi ittifakla Türkiye’nin öncülüğünü, ağabeyliğini, koruyuculuğunu kabul etmekte ve istemektedir. İçinde bulunduğumuz dönem Türk İslam aleminin manevi bir lider önderliğinde birleşmeye, bir ve bütün olarak hareket etmeye en çok ihtiyaç duyduğu dönemdir. Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar sıkıntı ve zorluk içindedir. Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz yaklaşık 60 yıldır türlü işkencelere maruz kalıyorlar ve akıl almaz baskı altındadırlar. Filistin’de Müslümanlar yarım asrı aşkın süredir katledilmekte, kendi topraklarında sürgün hayatı yaşamaktadırlar. Irak’tan hemen her gün ölüm haberi gelmekte, Kerküklü kardeşlerimiz ölüm korkusuyla yaşamaktadır. Kırım’da Müslümanlar zorluklar altında varlıklarını devam ettirmeye çalışmakta, Afganistan’da neredeyse hergün Müslüman kanı dökülmekte, Pakistan’da binlerce Müslüman kendi ülkesinde mülteci konumuna yaşamaktadırlar. Yakın geçmişte Bosnalı Müslümanlar tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın ortasında, acımasızca soykırıma tabi tutulmuştur. Pek çok ülkede hapisaneler, düşüncelerinden ve inançlarından dolu tutuklanmış olan Müslümanlarla doludur. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değildir. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca ezilmektedir. Bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ise ancak Türk İslam Birliği’nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin’i, Irak’ı, Afganistan’ı, Doğu Türkistan’ı, Kırım’ı, Kerkük’ü, Moro’yu kurtaracak tek çözüm ise Türk İslam Birliği’dir. Türk İslam Birliği’ni tesis etmenin aciliyeti gözler önündeyken, kendilerince bu birliğin kurulmasını imkansız görenler, bu mübarek birliğin kurulması için gayret etmeyenler, bu yolda yapılan çalışmaları desteklemeyenler çok büyük bir vebal altına girdiklerini unutmamalıdırlar. Zulme rıza göstermenin de zulüm olduğu gerçeğini göz ardı etmemelidirler. Bu büyük coğrafyada akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, Türk İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman en az bu zulmü yapanlar kadar sorumludur. Türk İslam Birliği’nin kurulması Allah’ın Kuran’da gösterdiği, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylarıyla anlattığı çözümdür. Birlik olmak Kuran’a göre farz, dağılıp ayrılmak ise haramdır. Temennimiz, Allah’ın “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın” hükmü gereği biran önce birleşip Türk İslam Birliği’nin tesis edilmesi, bu vesileyle çekilen acıların son bulması, tüm dünyanın huzura ve güvenliğe kavuşmasıdır. |
Popularity: unranked [?]










































Türk ve İslam devletlerinin biraraya gelmesiyle tesis edilecek Türk İslam Birliği dünya barışı ve huzuru için kurtarıcı bir güç olacaktır. Bazı kimseler bu birliğin isminin “Türk İslam Birliği” olmasından rahatsızlık duymakta, Türkiye’nin öncülüğünde bir birlik kurulmasının mümkün olmadığı iddiasını öne sürmektedirler. Oysa, Türkiye’nin içinde bulunduğumuz ahir zamanda öncü bir rol üstleneceği Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilmiş bir gerçektir. Bunun yanı sıra tarihi ve siyasi koşullar da Türkiye’yi Türk İslam aleminin doğal lideri yapmaktadır.




