Biri’ için Arşiv

Enam suresi’nin, 149. ayetinde geçen; ”… ”En ‘üstün ve apaçık’ delil (hüccet) Allah’ındır. ….”ifadesinin ebced değeri 2012 yılını vermektedir

15 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya

Enam suresi’nin, 149. ayetinde geçen; ”… ”En ‘üstün ve apaçık’ delil (hüccet) Allah’ındır. ….”ifadesinin ebced değeri 2012 yılını vermektedir

Kİ: “EN ‘ÜSTÜN VE APAÇIK’ DELİL (HÜCCET) ALLAH’INDIR. EĞER O DİLESEYDİ ELBETTE TÜMÜNÜZÜ HİDAYETE YÖNELTİP İLETİRDİ.”En’am Suresi,149

Arapça Okunuşu:

Kul fe lillâhil huccetul bâligah(bâligatu), fe lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

… “EN ‘ÜSTÜN VE APAÇIK’ DELİL (HÜCCET) ALLAH’INDIR. …

lillâhil huccetul bâligah(bâligatu)
126  +   445 +    1433 = 2004 (Şeddeli)

bâligah(bâligatu)= en üstün, en kuvvetli, kesin olan 1433 = 2012

Hz. Mehdi (a.s.)’ın adlarından biri de HÜCCET’tir.
sqr05eft0 Enam suresinin, 149. ayetinde geçen; ... En üstün ve apaçık delil (hüccet) Allahındır. ....ifadesinin ebced değeri 2012 yılını vermektedir

15 Ağustos 2010

Popularity: unranked [?]

Sayın Adnan Oktar Hz. Musa (a.s.)’ın Ahir Zamanda Bulunacak Ahit Sandığını Anlatıyor -

12 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya

çinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri doğrultusunda; fitnelerin çoğalması, İran-Irak Savaşı, Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, Fırat Nehri’nin suyunun kesilmesi, Ramazan ayında iki kez Güneş ve Ay tutulmalarının olması gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri peş peşe gerçekleşmiştir. 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızının çıkması ve geçtiğimiz aylarda Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunmasının ardından ise tüm iman sahipleri Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında müjdelediği “Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın bulunmasını” da büyük bir şevkle beklemektedirler.

Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır. Kuran’da bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 248) Bu nedenle yıllardan beri hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar Ahit Sandığı’nın bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak MÖ. 587 yılından bu yana bu kutsal sandığın yeri bilinmemektedir. Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (s.a.v.)’in hadislerinden anlaşıldığı üzere sandık ahir zamanda bulunacaktır. Ancak sandığın çok önemli bir özelliği daha vardır:

Bu kutsal sandığı bulma şerefi, ahir zamanın kutlu şahıslarından Hz. Mehdi (a.s.)’a nasip olacaktır. Bu nedenle sandığın bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının en önemli alametlerinden biri olacaktır. Aynı zamanda bu işaret, onun hükümranlığının da bir sembolü sayılacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)

Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu şerefli vazifesini şöyle haber vermiştir:

“Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” (Ikdı’d Dürer, sf.51-a)

“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabutu (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi lil Feteva, II. 82)

Sayın Adnan Oktar röportajlarında bu hadisler doğrultusunda önemli açıklamalar yapmakta, bu sandığın bulunacağını tüm Müslümanlara müjdelemekte ve gerek Ahit Sandığı gerekse o dönemde yaşanacak olan gelişmelerle ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Sayın Adnan Oktar’ın konu ile ilgili açıklamaları şu şekildedir:

Ahit Sandığı’nın Görünümü Nasıldır?

ADNAN OKTAR : Som altından, bu şekildedir. Bakın, şimdi bu da bulunacak önceden söylüyorum. Ahit Sandığı. Şimdi Ahit Sandığı’nı Müslüman ortada bırakır mı? Hırsızlar kırıp yıkarlar. Çocuk olsa bunu bilir. Orijinal yerinde durmaz. Orijinal yerinde tutulmaz kutsal olan bir emanet. Taşınır. Sandık da taşınmıştır, inşaAllah. Hatta taşınırken gerekirse kulpunu da çıkarır, orada gider takar. Zaten seyyar kulbu çıkacak gibi, çektin mi çıkar. Akasya ağacından yapılma, üzeri altın kaplama, saf altın kaplamadır. Gerekirse çıkartılıyor. Ama içindeki eşyalar da gerekirse çıkartılır. Gider orada aynı yerde yerleştirirsin. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)

Ahit Sandığı’nın Bulunması Musevileri Nasıl Etkileyecek?

ADNAN OKTAR: Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’ın öfkelendiği bir anda o tabletleri atması var, biliyorsunuz, elindeki tableti attı. Ve kırıldı o tablet. Onun parçaları duruyor. Bunu bulacaklar. Bakın şimdi burada söylüyorum. Bakın, diyor ki; “onun bir parçasında” diyor Allah, bir ayetten bahsediyor. Şimdi bakın o ayeti gören ne kadar Musevi varsa, hepsi Müslüman olacaklar. Bak, Kuran ihbar ediyor önceden, söylüyor Allah. Diyor ki; “bir nüshasında şu yazıyordu”, diyor bakın. Şimdi yaklaşık 3 bin yıl sonra açıldığında Kuran’ın dediğinin aynısını görecekler. Yalnız parçalanmış tablet, kırıldığı için. Taştan. Bir nüshasında diyor, “Rabbinden korkanlar için” evet.

OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) nüshasında “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır” (yazılıydı)”
(Araf Suresi, 154) inşaAllah.
ADNAN OKTAR:
Aynı zamanda bu ayet tabii Hz. Mehdi (a.s.)’a da bakıyor. Bakın, Allah’ın Hadi isminin tecellisi ve Allah’tan bir rahmettir Hz. Mehdi (a.s.). Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın eliyle bulunacak, onu da söyleyeyim. Yani mübareğin eliyle bulunacak. Bak detay veriyorum, inşaAllah. O tablette bulunan aynı bak o ayetle beraber bulunacak. “Hocamız önceden söylemişti” diyeceksiniz. Bu çok önemli bakın. Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinde detaylar verdim, dedim ki; “ahşap parçaları bulunacak” dedim. “Adamlar çıkarıp ahşap parçasını gösterecekler. Ağrı Dağı’nda bulunacak” dedim. “Cudi’den kasıt dağ silsilesidir, dağdır. Dağı gösteriyor. Ve Ağrı Dağı’nda bulunacak” dedim. Değil mi?

OKTAR BABUNA: Tahtaları da tarif etmişsiniz Hocam. Tam söylediğiniz gibi çıktı Hocam.

ADNAN OKTAR: Aynısıyla, detayıyla. Bak şimdi de detay veriyorum. Aynen dediğim gibi bu ayeti göreceksiniz. Tabletin üzerinde, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)

Ahit Sandığı’nın İçinde Neler Olacak?

ADNAN OKTAR: Asası, gömlek, bir tane uzun gömlek var. Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.) ailesine ait gömlek, bir tane ayakkabı. Yani bildiğimiz ayakkabı değil, sandalet tarzında, o çölde kullandıkları. Altın bir kutu. Hz. Musa (a.s.)’ın asasından parça, asası yok. Asa büyük çünkü. Bu sandığa sığmaz. Asadan parça.

OKTAR BABUNA: O Kuran’da geçen attığı asa mı, yoksa başka mı?

ADNAN OKTAR: Onu bilemem de asası ama inşaAllah. Onu Allah bilir, inşaAllah. Ve başka bazı emanetler, kutsal emanetler. Dolu zaten sandığın içi. Diyebilirler ki, “kardeşim siz gittiniz bir kuyumcuyla anlaştınız”, işte “som altından yaptırdınız”, işte “bu odur diyeceksiniz” de diyebilirler. Kardeşim götürsünler, istedikleri bilim adamlarını getirsinler, karbon metoduyla baksınlar. 3000 yıllık olduğunu görecekler gömleğin. Nereden bulalım 3000 yıllık gömlek biz? Değil mi? Ahşabın yine 3000 yıllık olduğunu görecekler. Ayakkabının 3000 yıllık olduğunu görecekler. Bir de parmak izleri var bunun üzerinde, o da var. Onları da tespit edecekler. Tabii. O devirden kalma. İnşaAllah, bayağı bir şey var üzerinde, alamet var. Bunları görecekler inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)

Ahit Sandığı Nerede Bulunacak?

ADNAN OKTAR: Yine bir detay daha veriyorum; Bu kutsal sandıktaki malzemelerin, Kutsal Emanetlerin bir kısmı Taberiye Gölü’nde. Ama sandık içinde olanlar da ayrı olarak yeniden ayrı bir yerdeler. Yani belki Hatay’da bir mağaranın içerisinde, yani hiç ummadıkları bir dehlizin, hiç ummadıkları bir kanalın içerisinde, bir yerde. Tahmin etmedikleri bir yer. Şu ana kadar hiç kimse “bu buradadır” diyemedi, demedi. Gittikleri halde, ondan sonra araştırdıkları halde Allah onlara onu göstermedi. Tahmin etmedikleri bir yerde çıkacak inşaAllah. Bir kısmı da Taberiye Gölü’nde. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)

Sandığın Olağanüstü Özellikleri Vardır

“Sandık öyle anlaşılan bir sandık değildir. Çürümeye, bozulmaya karşı etkili olan bir sandık. Bir de bu iki heykelin arasından, Tevrat’ta Allah’ın ona hitap ettiği yani tecelli olarak hitap ettiğine dair bilgi var. Allah-u alem doğrudur. Çünkü çalıdan da Allah tecelli ediyor biliyorsunuz, çalıdan da sesleniyor. Bunları böyle şimdilik detay olarak görüyoruz, olduğunda görürsünüz inşaAllah.” (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)

Hz. Musa (a.s.)’ın Bebekken Nehre Bırakıldığı Sandık, Ahit Sandığıdır

ADNAN OKTAR : Mesela o gemi olayında da öyle, “gemiyi batırmak için mi?” Annesi onu tekneye koyduğunda mahvolsun diye mi gönderdi? Irmakta, Hz. Musa (a.s.)’ı koydu değil mi sandığın içerisine, sandıkla bıraktı. Mahvolsun diye yapmadı inşaAllah. Ne amaçla yaptı Firavun’un yanına gidecek. Allah onu koruyup kollayacak. Onun kurtulacağını biliyor. Burada da kurtarma amacı var, orada da insanı kurtarma amacı var. Bak aynı olay burada var. Değil mi? Orada mesela annesini sorgulamıyor Hz. Musa (a.s.) makul görüyor. O zaman Hz. Hızır (a.s.)’ı da sorgulamaması lazım bu da makul, inşaAllah. Ki o sandık, annesinin çocuğu koyduğu sandık, Firavun tarafından saklanmıştır. Hatıra olarak saklanmıştır. O sonra Musevilerin eline geçmiştir o sandık. Hz. Musa (a.s.)’ın içine konduğu o sandık. Sonra o sandığın üstü altın kaplanmıştır. Hz. Musa (a.s.)’ın o Kutsal Sandığı’na çevrilmiştir. Tabii inşaAllah, dün resmini gösterdik boyut itibarıyla odur. O sandıktır aynı sandık, inşaAllah. Bu bir ilave bilgi.

OKTAR BABUNA: İlk defa anlattınız maşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet ilk defa anlatıyorum. (Sayın Adnan Oktar’ın 17 Mayıs 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından)

SONUÇ: Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın Bulunacak Olması Ahir Zaman Müjdesidir

Ahir zamanın en önemli özelliklerinden biri de teknolojide çok büyük gelişmeler yaşanacak ve bunların tüm insanların hayrı ve rahatlığı için kullanılacak olmasıdır. Sandık da Allah’ın izniyle bu dönemin bir nişanesi ve tüm insanlık için güzel günlerin müjdecisi olacaktır.

Peygamberimiz (s.a.v.) de birçok hadisinde sandık ve onu bulacak olan Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgiler vermiş ve bu kutlu olayı Müslümanlara müjdelemiştir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

“Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)

“Mehdi elinde (zamanında) sekine bulunan tabut Taberiye gölünden çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’de onun önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce, pek azı hariç, çoğu Müslüman olurlar.” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)

Hiç şüphesiz yüzyıllar öncesinden bildirilen bu hadis-i şeriflerde Peygam-ber Efendimiz (s.a.v.)’in ahir zamanda olacakları müjdelemesi çok büyük mucizelerdendir. Hz. Mehdi (a.s.)’a dair hadisler, Allah’ın izniyle ahir zamanda gerçekleşecek ve bu mucizeler Müslümanların Allah’a şükretmelerine vesile olacaktır.

“Gönderilenlere selam olsun. Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” (Saffat Suresi, 181-182)

Ahit Sandığı Tevrat’ta Nasıl Geçiyor?

Tevrat’taki açıklamayı belirtiyorum: “Akasya ağacından sandık yapsınlar,” diyor Tevrat’ta. Bu doğru akasya ağacından, iç çatısı akasya ağacından. “Boyu iki buçuk” yani 1 metre, 1,20 gibi yaklaşık. “Eni ve yüksekliği birer buçuk,” 60 cm, daha yüksek hatta 80 cm, “arşın olsun.” “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Burada ölçüler kendi kafalarına göre verdikleri için oluyor. Orada arşının gerçek karşılığı o. Yani 1,20 m’ye 80 cm olması gerekiyor anladığım kadarıyla ve bildiğim kadarı ile. “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Bu doğru, içi ve dışı saf altınla kaplı. “Çevresine altın pervaz yap.” Bu da doğru. “Dört altın halka döküp dört ayağına tak.” Bu da doğru. “İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak.” Bu da doğru. “Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla, sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir.” Doğru. Çok düzgün akasya ağacından yapılmış sırıklar var ama altın kaplanmış öyle görünmüyor tabii. Tam, net altın görünümünde, jilet gibi yapılmış, çok düzgün. Bakan anlamaz onun içinin ahşap olduğunu anlamaz. “Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” Taş levhalar Hz. Musa (a.s.)’a gelen on emrin yazılı olduğu taş levhalar onun içinde, sandığın içinde. “Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk.” “Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap.” Keruv uçan insan figürü gibi. Melek niyetine yapıyorlar ama melek değil tabii ki, bir insan görünümü. Meleği tam yapamazlar, melek ayrıdır görünümü. Ama meleğe niyet ederek yapılmış bir heykel. “Keruvlardan birini bir kenara, diğerini öteki kenara,” karşılıklı yüz yüzedir ikisi, bu da doğru. “Kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla,” doğru. “Kapağı örtecek,” bu da doğru. “Yüzleri birbirine dönük olacak,” doğru, “ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy”. “Seninle orada, Levha Sandığı’nın (Ahit Sandığı’nın) üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma Kapağı’nın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.”

Allah, “oradan tecelli edeceğim” diyor, “oradan sesimi duyacaksın” diyor, sandığın üstünden. Biliyorsun bir de çalı ve ateş yanan çalıdan seslenmişti Allah Hz. Musa (a.s.)’a, inşaAllah. Onun için yani öyle olağanüstü bir sandık, öyle herhangi bir sandık değil inşaAllah. “Rab Musa’ya şöyle der: ‘Ve seninle orada bulaşacağım ve seninle kefaret örtüsü üzerinden, Kutsal Ahit Sandığı üzerindeki Melekler arasından söyleşeceğim’,” o figürün arasından, o görüntünün arasından söyleşeceğim, (Çıkış 25/22). “Rab Musa’ya dedi; ‘Dağa, yanıma gel’ burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerinde yasalarla, buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.” Bu doğru, Hz. Musa (a.s.)’a taş levhalar olarak verilmiştir. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)

Ahit Sandığı Kuran’da Nasıl Geçiyor?

ADNAN OKTAR: Bakın, ayet veriyorum. Bakara Suresi, 248. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: ‘Onun hükümdarlığının belgesi’”, yani Mehdi (a.s.)’ın liderliğinin delili diyelim, ahir zamana bakan yönüyle, “size Tabut’un gelmesi (olacaktır ki),” yani Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığı. “Onda Rabbinizden ‘bir güven duygusu ve huzur’”, “içinize güven duygusu gelecek” diyor ve huzur, onun bulunuşuyla. Öyle bir özelliği de var, Allah’ın hikmeti, mesela kalplere güven ve huzur inmesine vesile oluyor. Çünkü bütün savaşlarda götürüyorlarmış o sandığı, onu gördüklerinde coşuyorlar o zamanki müminler. “Huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar”, hem Hz. Harun (a.s.)’ın ailesinden, hem Hz. Musa (a.s.)’ın ailesinden, “arta kalanlar var; onu melekler taşır”. Meleklerin kontrolünde diyor Allah. “Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Delil vardır. Delil nedir? Ortaya koyarsın, buna delil derler. Değil mi? Allah, bu bir delildir diyor işte, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde, Ahit Sandığı’nın yeriyle ilgili olarak Antakya’ya dikkat çekmesi son derece anlamlıdır. Bu ilimizde birçok doğal mağara vardır ve buralar sandığın uzun yıllar saklı kalması için çok elverişli yerlerdir. Ahit Sandığı’nın bugüne kadar bu bölgede bulunamamış olması, bölgenin coğrafi özelliklerinin zorluğundan ve teknik imkansızlıklardan kaynaklanmış olabilir. Ancak yüzyıllardır bulunamayan sandığın, son birkaç on yıl içinde gelişen teknolojik imkânlar çerçevesinde bulunması Allah’ın izniyle mümkündür. Dahası sandığın zamanımızda bulunacak olmasını, tahakkuk eden diğer ahir zaman alametleri de desteklemektedir.

Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkındaki Hadis-i Şerifleri Açıklıyor

“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni”; bakın Peygamberimiz (s.a.v.) olayı açıklıyor; “gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir.” Bakın gizli olan bir şeyin ilmini verecek Allah, bulmanın ilmini. Allah ona bir şekilde bunu gösterecek, bir ilimle inşaAllah. “Antakya denilen bir yerden,” Hatay, Türkiye sınırları içerisinde bakın dikkat edin. Bakın, Ağrı da Türkiye sınırları içerisinde, orada bulundu. Hepsi Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerlerde oluyor dikkat ederseniz, inşaAllah. “Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” Suyuti söylüyor bunu, hadis imamıdır. (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82) “Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’ yi de Antakya’da mağaradan çıkarır” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten). Yani bu kadar, hadis olduğu için söyleyeyim, bu gizlenecek gibi değil tabii. “Antakya mağarasından Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek Tevrat’ı çıkaracak.” Şam’daki bir mağaradan da gerçek Tevrat’ı röle olarak, Tevrat rölesini, böyle deri üzerine yazılmış Tevrat rölesini çıkaracak ve “birçok Yahudi Müslüman olacak” diyor,(Risaletül Huruc ül Mehdi, s.124-125). Yalnız tabii Taberiye Gölü’nde de bir arama yapılacak, Taberiye Gölü’nün zemininde. Tatlı su gölüdür, suyu tatlı, en çukurda olan göllerden ikincisidir Taberiye Gölü. Yeryüzü düzeyine göre en çukurdadır, fakat tatlı suyu, maşaAllah. Bakın ikinci işaret de, “Mehdi (a.s.) Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” Yani bu iki tane açıklama olması iyi. Çünkü hakikaten Taberiye Gölü’nde de bir şey var, dibinde. Dibi çamur, gölün dibi, onun altında inşaAllah, yani kapsamlı bir arama yapılacak tabii inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)

“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mehdi (a.s.)’dır.“ (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)

Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkında Tarihi Kaynaklarda Yer Alan Bilgileri Anlatıyor

“Talut’un, Calut ile savaşmasının sonucunda sandık Calut’un eline geçmiştir geçici bir süre. Ancak daha sonra Hz. Davud (a.s.), Calut’u öldürmüş ve böylece sandık Hz. Davud (a.s.)’ın eline yeniden geçiyor. Ahit Sandığı, Kudüs’e taşınıyor. Hz. Davud (a.s.) sandığı kendisinden sonra hükümdar olan Hz. Süleyman (a.s.)’a emanet bırakmıştır.” Hz. Süleyman (a.s.)’ın eline geçiyor sonra, onun kontrolüne geçiyor. “Hz. Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılan Süleyman Mescidi’ne konulan sandık M.Ö. 587 yılına kadar Beyt-ül Makdis’de, Mescid-i Aksa’da kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Nabukadnezar Kudüs’ü işgal etti, burayı yerle bir ettirerek bu bölgede yaşayan Yahudileri sürgüne gönderdi.” O zamanki Müslüman onlar, Museviler Müslüman idi, hak din oluyor o zaman. “İşte o tarihten sonra sandık kayboldu.” Kaybolmadı, saklandı muhafaza altına alındı ve “Bir daha da izi bulunamadı,” diyor. Allah onu muhafaza altına aldı.
“M.Ö. 587 ile M.S. 70 yılları arasında Kudüs’te muhafaza edildiği kabul edilen,” Öyle değil Kudüs’ten çıkarıldı Kudüs riskli bulunduğu için. Çünkü işgal ediliyor, her yeri aranıyor. Kudüs’te değil sandık, onu biliyorum inşaAllah. “Museviler sandığın ancak Mesih, Kral Mesih’in, yani Mehdi (a.s.)’ın gelişinden sonra ortaya çıkaracağına inandıkları için aramamaktadırlar.” Aramıyorlar çünkü sadece Hz. Mehdi (a.s.) bulacaktır. Kral Mesih, Tevrat’ta Kral Mesih olarak geçer. Yani arıyorlar tabii, arıyorlar da ama bulamazlar o anlamda diyorum, yoksa arıyorlar tabii ki. “Hıristiyanlar da sandığı Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden gördükleri için sandık onlar için çok önemli.” Onlar da arıyorlar, ama bulamazlar, inşaAllah.

“Sandık taşınırken hep bir perde arkasında saklı tutularak onu taşıyanların dahi sandığı görmeleri engellenmiştir.” Örtülüyor üstü sandığın. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor, çok nadir açılan sandık, üstündeki örtü nadir kaldırılıyor. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 74. sayı (Ağustos 2010) 4. sayfada yayınlanmıştır.

Popularity: unranked [?]

Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır

20 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
ed Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır ed Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi’nin mücadelesine başladığı ilk dönemlerde ‘iki kez ortadan kaybolacağı’ haber verilmiştir.

“Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:

Bu işi yapacak olanın (yani Mehdi’nin) iki gaybeti (kayboluşu, görünmemesi) vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları: ‘O öldü’, bazıları da: ‘O gitti’ diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir.”"

( el-Saa Fi Eşrat-is Saa, s. 93 Mısır bas.)

Popularity: unranked [?]

Hz. Mehdi (as)’ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi

27 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. Mehdi (as)’ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi

İslam dünyası yüzyıllardır, insanların hidayetine vesile olacak, İslam ahlakını yeniden ihya edecek, İslam aleminin üzerindeki karanlıkları dağıtarak Müslümanları bir araya getirecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyor. Peygamberimiz Efendimiz (sav) hadisleriyle tüm Müslüman alemine Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini müjdeledi. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olan pek çok önemli hadiseyi ayrıntılarıyla haber verdi. Ve bu alametlerin neredeyse tamamı geçtiğimiz birkaç onyıl içinde ardı ardına gerçekleşti. Şimdi tüm Müslümanların 1400 yıldır beklediği bu mübarek insanı karşılamaya hazırlanıyor.

Hadislerin işaretlerine göre Hz. Mehdi (a.s.)’ın ortaya çıkışı bu yüzyılda gerçekleşecek. Tüm Müslüman alemi, asırlardır beklenen bu büyük müjdenin gerçekleşmesinin; Hz. Mehdi (a.s.)’ın, içerisinde bulunduğumuz dönemde ortaya çıkacak olmasının heyecanını yaşıyor.

İnsanlar henüz Hz. Mehdi (a.s.)’ı, “Hz. Mehdi (a.s.)” sıfatıyla tanımıyorlar. Ama Hz. Mehdi (a.s.) faaliyetlerini sürdürüyor. Ve yine hadislerin işaretlerine göre, İslam dünyası birkaç on yıl içerisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ı bizzat tanımakla da şereflenecek.

İçerisinde bulunduğumuz bu yüzyıl, Hz. Mehdi (a.s.) yüzyılı. Tüm Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişinin bu kadar yaklaşmış olmasının heyecanını yaşıyor.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ahlakı, hayatı ve yapacağı faaliyetler kadar, fiziksel özellikleri hakkında da, inanılmaz derecede ayrıntılı tarifler yer almaktadır. Peygamberimiz (sav)’in, kendisinden sonraki asırlarda gerçekleşecek olaylar ya da kişiler hakkında, bu kadar çok ve detaylı bilgi verdiği başka hiçbir şahıs yoktur.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıtan fiziksel özelliklerin her biri için, ayrı ayrı detay bildirilmiş, her biri için ayrı tanımlayıcı ifadeler kullanılmıştır.

Kimisi için BEN, kimisi için İZ, kimisi için İŞARET denmiş, kimisi için MÜHÜR ya da NİŞAN, kimisi için YAPRAK, kimisi için İNCİ ya da YILDIZ benzetmesi yapılmıştır.

Bunların yanı sıra, Hz. Mehdi (a.s.)’ın cildinin, saçının ve sakalının rengi, endamı, boyu, vücut yapısının tüm detayları, yüzünün genel hatları, başının ve alnının şekli, burnunun, kaşlarının, dişlerinin nitelikleri gibi tanıtıcı vasıfları da çok ayrıntılı olarak tarif edilmiştir.

Haber verilen tüm bu bilgiler topluca değerlendirildiğinde, bu özelliklerin herhangi bir insanda tevafuk olarak biraraya gelmiş olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır.

Rabbimiz Hz. Mehdi (a.s.)’ı tüm dünyaya açıkça tanıtmak için bu kadar çok detay bildirmiştir.

Bu durum, Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı doğru şekilde tanıyıp teşhis edebilmelerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Hz. Mehdi (a.s.) ile karşılaşıldığında, inşaAllah tüm Müslümanlar hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özellikleriyle ilgili verilen tüm bu hayret verici detaylı tariflerin doğruluğunu bizzat göreceklerdir.

Ayrıca bu mubarek şahsın hayatının her aşamasının, yaptığı her faaliyetin, karşılaştığı her olayın ve tüm bunlar karşısında gösterdiği üstün ahlakın, Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl önce haber verdiği bilgilerle birebir mutabık olduğunu hayretle izleyeceklerdir.

Ve tüm bunların sonucunda da inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kimliğini teşhis edebilecek, onun yüzyıllardır büyük bir hasret, özlem ve sevgi ile beklenen “Hz. Mehdi (a.s.)” olduğuna hüsn-ü zan edeceklerdir.

İSLAM DÜNYASI, HZ. MEHDİ (A.S.)’I NASIL TANIYACAK?

Kuşkusuz ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın tanınabilmesinde, Müslümanların en önemli yol göstericilerinden biri, Peygamberimiz (sav)’in hadisleridir.

Resulullah Efendimiz (sav), Allah’ın lütfuyla, Hz. Mehdi (a.s.)’ı, sanki görmüş ve tanıyormuş, tüm hayatına şahit olmuş gibi çok mükemmel tariflerle insanlara tanıtmıştır.

Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as) hakkındaki tasvirleri o kadar detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığında, kendisini görenler, Allah’ın izniyle onu bu alametlerinden hemen tanıyabileceklerdir.

Kuran’da, Kitap Ehli’nin de kendilerine elçi olarak  gönderilen Peygamber Efendimiz (sav)’i “çocuklarını tanır gibi” tanıyacakları şöyle bildirilmiştir:

Kendilerine kitap verdiklerimiz, ONU (PEYGAMBERİ), ÇOCUKLARINI TANIR GİBİ TANIRLAR. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)


Bu ayet bir yönüyle, Hz. Mehdi (as)’ın da, hadislerde bildirilen bu detaylar dikkate alındığında kolaylıkla tanınabileceğine işaret etmektedir.

54abmf Hz. Mehdi (as)ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi


I. BÖLÜM


HZ. MEHDİ (A.S.)’IN DOĞUMU



HZ. MEHDİ (A.S.) TÜRKİYE’DEN ÇIKACAKTIR

Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’den çıkacağı ve mücadelesinin sonuna kadar da buradan ayrılmayacağı bildirilmiştir:

“HZ. MEHDÎ (A.S.) RUM’DAN, TÜRKLERDEN (çünkü, eskiden Türkiye’ye “Diyar-ı Rum” deniliyordu.) AYRILMAYACAKTIR.”
(İş’afü’r-Rağıbîn’den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)

HZ. MEHDİ (A.S.) BÜYÜK BİR ŞEHİRDE DOĞACAKTIR

Bir başka hadiste ise Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük bir şehirden çıkacağı haber verilmiştir:

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.), MEDİNE’DEN (BÜYÜK BİR ŞEHİRDEN) çıkacak ve Mekke’ye gelecek…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

“Medine”
kelimesinin sözlük anlamı “büyük şehir”dir. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğine göre Hz. Mehdi (a.s.), medinede yani büyük bir şehirde doğacaktır.

HZ. MEHDİ (A.S.) “KARA KÖYÜ”NDEN ÇIKACAKTIR

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer bir hadiste de Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri olarak “Kara” denilen bir bölgeye de işaret edilmiştir:

“MEHDİ (A.S.)’IN KARA KÖYÜNDEN ÇIKACAĞI SÖYLENMİŞTİR.” (Mustafa Reşit Filizi, Risalet-ül Huruc ül Mehdi, s. 69)

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN DOĞUMU EVDE OLACAKTIR

Hadislerde ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğumunun gizli olacağı; yani doğumunun evde gerçekleşeceği de bildirilmiştir:

İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur: “Bizim Kaim’imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) ile Allah’ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed (sav) peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır… İBRAHİM (a.s.) İLE, DOĞUMUNUN GİZLİ OLMASI (DOĞUMUNUN EVDE OLMASINDA) …benzerliği vardır.” (Kemal’ud-Din s. 322, 31. babin 3. hadis)

Hz. Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin (a.s.) şöyle buyurur: “KÂİM’İMİZİN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) DOĞUMU İNSANLARA GİZLİ KALACAKTIR…”
(Bihar-ül Envar, c. 51, s. 135)


HZ. MEHDİ (A.S.)’IN İSMİ

“HZ. MEHDİ (A.S.)’IN İSMİ, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN İSMİNE UYGUN OLACAK”, AMA “PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN İSMİNİN AYNISI OLMAYACAKTIR”

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin Peygamberimiz (sav)’in ismine, Hz. Mehdi (a.s.)’ın babasının adının da, Peygamberimiz (sav)’in babasının adına uygun olacağı belirtilmiştir.

Ebu Davud ile Tırmızi’nin İbni Mesut (r.a.) dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık (uygun) olacaktır…”1

Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayete göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) gelinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır.” -Ahmed b. Hanbel “Müsned” inde tahric etmiştir.-

Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan rivayete göre;

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benim Ehl-i Beyt’imden ismi, ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) bütün Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez.”

Başka bir rivayete göre, şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) gönderinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni tahric etmişlerdir.-

Yine Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan başka bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:

Benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez. O, daha önce zulum ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Ebu’l Kasım Taberâni “El- Mu’cemu’s-sagir” eserinde tahric etmiştir. Ayrıca, Tirmizi “ El-Cami” eserinde ve Ebu Davud da “Sünen” adlı eserinde yaklaşık olarak aynı manaya gelen fakat bazı lafızların yerleri değişik şekilde tahric etmişlerdir.

Hadislerde özellikle dikkat çekilen, bu isimlerin birbirlerine “uygun” düşecek olmasıdır. Yani Hz. Mehdi (a.s.) doğrudan “Ahmed ya da Muhammed” babası da “Abdullah” ismiyle beklenmemelidir. (Doğrusunu Allah bilir)

Ahmet Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) ismi, Peygamber Efendimiz (sav)’in  Ahir Zaman’da gelecek şahsa verdiği isimdir. Bu ismi ona Resulullah (sav) takmıştır. Yani doğumundan ismi “Ahmet Muhammed Mehdi” olmayacaktır. Bu Allah tarafından ona verilen isimdir. Zaten Peygamberimiz (sav) de hadislerinde “Adı adıma uygun düşer” demektedir, “aynısıdır” dememektedir. Aynı şekilde “Babasının adı da benim babamın adına uygun düşer” demektedir. Burada bir işaret, bir sır vardır.

Allah dilediği kişiyi kaderde seçmiş ve onu “Ahmet Muhammed Mehdi” olarak adlandırmıştır. Bir kimsenin doğuştan bu isimle adlandırılması ya da adlandırılmaması bu durumu engelleyemeyecektir.

_________________

1 Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı, s.159-160)



PEYGAMBERİMİZ (SAV), HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI GİZLEMİŞTİR

Cabir, Ebu Cafer’den naklediyor, “Ömer, iman edenlerin Prensine (Hz. Ali’ye) Mehdi hakkında sorunca şöyle dedi: Ya İbn Ebu Talib (Hz. Ali) bana Mehdi’yi anlat. Adı nedir?” İman edenlerin Prensi (Hz. Ali) dedi ki: “Benim sevgili ve yakın dostum (Peygamberimiz (s.a.v.)) dedi ki, YÜCE ALLAH ONU ORTAYA ÇIKARANA KADAR ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI KİMSEYE SÖYLEMEMEM İÇİN BENDEN SÖZ ALDI. ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ADI, YÜCE ALLAH’IN ELÇİSİNE EMANET ETTİĞİ BİLGİLERDEN BİRİDİR. (İkmal al Din) (Gaybet, Allame Muhammed Bakır El-Meclisi, Ansariyan Yayınları, İran, 2007)

Hz. Ali (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’den, Hz Mehdi (a.s.)’ın adını kendisine söylemesini istemiştir. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın takdir ettiği vakit gelene kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın adının gizli kalacağını, bunun Allah’ın kendisine bildirdiği özel bir bilgi olduğunu belirtmiştir. Buradan da, Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin, zamanı gelene kadar bir sır olacağı yani insanlar tarafından adının bilinemeyeceği anlaşılmaktadır. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı Peygamberimiz (s.a.v.)’in adları olan “Ahmet, Mustafa ya da Hz. Muhammed (sav)” isimlerinden biri olmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı, ancak ortaya çıkacağı yıllarda insanlar tarafından bilinebilecektir.

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN SOYU

HZ. MEHDİ (A.S.), PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN SOYUNDANDIR

Bütün peygamberler birbirlerinin soyundandır.

Hz. Mehdi (a.s.) da, hadislerde belirtildiği gibi bu soydan gelmektedir.

Halk arasında Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen kimselere “Seyyid” denmektedir.

Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendi  soyundan geldiğini yani seyyid olduğunu hadislerinde şöyle bildirmiştir:

“Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) gönderecek.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

“BENİM EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (A.S.)) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.” (En-Necmu’s Sakıb, Ukayli)

“Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin.  O (HZ. MEHDİ (A.S.), KUREYŞ’TEN VE EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR KİŞİDİR.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)

MEHDİ (A.S.), BENİM ÇOCUKLARIMDAN BİRİDİR. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.” (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)

Kuran’da tüm peygamberlerin ve elçilerin birbirlerinin soyundan geldikleri şöyle haber verilmiştir:

Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; ONLAR BİRBİRLERİNDEN (TÜREME TEK) BİR ZÜRRİYETTİR. Allah işitendir, bilendir. (Ali İmran Suresi, 33-34)

“Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve SOYUMUZDAN SANA TESLİM OLMUŞ (MÜSLÜMAN) BİR ÜMMET (VER). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.” (Bakara Suresi, 128)

BABALARINDAN, SOYLARINDAN VE KARDEŞLERİNDEN, KİMİNİ (BUNLARA KATTIK); ONLARI DA SEÇTİK VE DOSDOĞRU YOLA YÖNELTİP-İLETTİK. (Enam Suresi, 87)


HZ. MEHDİ (A.S.)’IN TANITICI BİR ÖZELLİĞİ DE, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN TORUNU HZ. HASAN’IN SOYUNDAN GELMESİDİR

Peygamber Efendimiz (sav)’in, kızı Hz. Fatma (ra)’dan olan torunu Hz. Hasan (ra) soyundan gelen kişilere İslam kültüründe “Seyyid” adı verilmektedir. Önceleri, Hz. Muhammed (sav)’in diğer torunu olan Hz. Hüseyin (ra)’ın soyundan olan şahıslar da seyyid olarak nitelendirilmekteydi. Ancak daha sonra, bu kişiler “şerif” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı doğru şekilde tanıyabilmeleri için, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “kesin ve ayırtedici bazı özelliklerini” bildirmiştir. Bunlardan biri de “Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelen bir kimse” olacağıdır.

Hadislerde ve bu hadisleri aktaran İslam alimlerinin eserlerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hem seyyid olduğu hem de Hz. Hasan’ın neslinden olacağıyla ilgili çok detaylı bilgiler verilmiştir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

HZ. MEHDİ (A.S.), FATİMA’NIN EVLATLARINDANDIR VE HASAN’IN SOYUNDANDIR. (Ebu Davud, Hz. Mehdi, 1)

Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib kitabında ve İbni Cevzi Fi’l Garibil Hadis’de ve İbnül Esir’de Nhaye’de tahric ettiler, Hz. Ali Hadisi hakkında dediler ki:

HZ. MEHDİ (A.S.), HZ. HASAN’IN SOYUNDANDIR.
(Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, s. 22)

Tamman, Fevaid isimli eserinde ve İbni Asakir, Abdullah b. Amr’dan tahric ettiler. Buyurdu ki: HASAN’IN EVLADINDAN BİRİSİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) doğu tarafından çıkacak, eğer O’na dağlar bile karşı gelse, onları ezecek, ve kendisine o dağlarda yollar edinecektir. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, s. 22)

Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve: “Nebi SallAllahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında ONUN (HZ. HASAN’IN) SOYUNDAN, Nebinizin (sav) adıyla adlandırılan bir kimse (HZ. MEHDİ (A.S.)) çıkacak, ahlakında ona (Hz. Peygamber (sav)’e) benzeyecek…” buyurmuştur. (Tac V, 363)

54abmf Hz. Mehdi (as)ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi


II. BÖLÜM


HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YAŞI



HZ. MEHDİ (A.S.) 30-40 YAŞLARI ARASINDA FAALİYETLERİNE BAŞLAYACAKTIR

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın henüz insanlar tarafından tanınmadığı, ancak İslam ahlakının dünya hakimiyetine yönelik faaliyetlerine başlayacağı yıllara dikkat çekmiştir. Bu dönemde 30-40 yaşlarında olacağı belirtilen Hz. Mehdi (a.s.), faaliyetleriyle birlikte insanlar arasında dikkat çekecek, bu yıllarda insanlar onun çalışmalarını görüp izleyeceklerdir. Ancak Hz. Mehdi (a.s.) olduğu bu süre içerisinde bilinmeyecek, bu gerçeğin anlaşılması çok daha ileriki yıllarda gerçekleşecektir.

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yaşı ile ilgili bu bilgiler şöyle aktarılmıştır:

(HZ. MEHDİ (A.S.)) YAŞI 30 İLE 40 ARASINDA olduğu halde gönderilecektir… HZ. MEHDİ  (A.S.) benim evlatlarımdandır. 40 YAŞLARINDADIR.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

HZ. MEHDİ (A.S.) benim neslimdendir. O 40 YAŞINDADIR. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

O (HZ. MEHDİ (A.S.)) GENÇ BİR ADAMDIR.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

HZ. MEHDİ (A.S.) İNSANLAR TARAFINDAN TANINDIĞI YILLARDA DA “İLERİ YAŞLARDA OLMASINA RAĞMEN, ÇOK GENÇ GÖRÜNÜMLÜ” OLACAKTIR

Ahir zamanı yaşadığımız günlerde birçok insanın genç yaşlarında fiziksel görünümlerindeki hızlı çöküşü dikkati çekmektedir. Çoğu genç insanın cildi erkenden buruşmakta, gözlerinin etrafında çizgiler süratle artmakta ve yaşlılık alametleri hızla belirmektedir. Hz. Mehdi (as)’ın yaşı da, geçen zaman ile birlikte, herkes gibi ilerleyecektir. Fakat Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ın bedenini yaşlanmanın tüm etkilerinden koruyacak ve Hz. Mehdi (as)’ın görüntüsündeki gençliği muhafaza edecektir. Bu nedenle Hz. Mehdi (a.s.) ileri yaşlarında da 40 yaş civarında görünecektir. Dolayısıyla bu da yine, Hz. Mehdi (as)’ın ayırd edici özelliklerinden biri olacaktır. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s.)’ı, ilerleyen yaşına rağmen, olağanüstü genç göstermesi ve güzelliğini muhafaza etmesinden de tanıyacaklardır.

Peygamberimiz (sav)’in hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliği şöyle bildirilmiştir:

Ve onun (HZ. MEHDİ (AS)’IN) İŞARETLERİNDEN BİRİ DE GÜNLERİN VE GECELERİN GEÇMESİ İLE YAŞLANMAMASIDIR. (Muntekab-ül Esar, Lütfullah Gülpaygani, s. 285)

Hz. Rıza (a.s) Rayyan b. Saltı’ın Sen Sahib-ul Emr misin? sorusuna şöyle cevap verdi: Evet ben de Sahib-ul Emrim (emir sahibiyim), Ama yeryüzünü adaletle dolduracak olan Sahib-ul Emr ben değilim. Ben de gördüğün bu güçsüzlük ve zayıflığa rağmen nasıl olur da o Sahib-ul Emr olabilirim? VA’DEDİLMİŞ KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) İLERİ YAŞLARDA, AMA GENÇ BİR SURETTE ZUHUR EDECEKTİR. (Bihar-ul Envar, c. 52, s. 32; İsbat-ul Hudat, c. 6, s. 19)

(HZ. MEHDİ (A.S.)) UZUN ÖMÜRLÜ VE GENÇ YÜZLÜDÜR. ONU GÖREN 40 YAŞ CİVARINDA BİR ERKEK DİYE DÜŞÜNÜR VE BİR İŞARETİ DE ALLAH’IN EMRİ GELİNCEYE KADAR YAŞLANMAYACAĞIDIR. (Kemalüddin, s. 625 ve Müntehabül Ezhar, cilt 2, s. 284)

Ebu Said’den: Hasan b. Ali aleyhi’s-selâm … şöyle buyurdu: “… ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) GAYBETİNDE ALLAH ONUN ÖMRÜNÜ UZATACAK, SONRA KENDİ KUDRETİ İLE ONU KIRK YAŞINDAN DAHA GENÇ GÖRÜNÜMLÜ OLARAK AŞİKÂR EDECEKTİR ve bu, Allah’ın her şeye Kadir olduğunun bilinmesi içindir.” (Kemal-ud Din, c. 1, s. 315)

54abmf Hz. Mehdi (as)ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi

III. BÖLÜM

HZ. MEHDİ (AS)’IN GENEL GÖRÜNÜMÜ:

HZ. MEHDİ (A.S.), PEYGAMBERİMİZ (SAV) GİBİ ORTA BOYLUDUR

Şemail-i Şerif’inin aktarıldığı rivayetlerde Peygamberimiz (sav)’in orta boylu olduğu bildirilmiştir:

Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: “RESULULLAH (SAV) ORTA BOYLU İDİ.” (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)

Hz. Mehdi (a.s.) de, aynı Peygamberimiz (sav) gibi orta boylu bir kimse olacaktır:

“HZ. MEHDİ (AS), ORTA BOYLU OLACAKTIR.”
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad’ın, Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali El-Bakır’dan rivayetine göre, Hz. Ali’ye Hz. Mehdi (as)’ın vasıflarından soruldu, o da şu cevabı verdi: “O (HZ. MEHDİ (AS)), ORTA BOYLU ve güzel yüzlü BİR GENÇTİR…” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)), ORTA BOYLU ERLERDENDİR…” (Muhyiddin İbnü’l-Arabi, El-Cevabü’l-Müstakim amma Seele anhü et-Türmizi el-Hakim, Bayezid, no: 3750, 242b yaprağı)

“…O (HZ. MEHDİ (AS)), ORTA BOYLU, güzel yüzlü, güzel saçlıdır…” (Ahbar-ud Duvel, s. 117 – Hicri 1382 basımı)

HZ. MEHDİ (A.S.) ÇOK HEYBETLİ VE GENİŞ YAPILIDIR

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın heybetli, geniş yapılı ve dikkat çekici bir görünümü olduğu haber verilmektedir:

O (HZ. MEHDİ (A.S.)) açık (geniş) alınlı… HEYBETLİ BİR ŞAHISTIR.” (İkdud dürer)

Haris bin Muğayre-i Nasrı der ki: İmam Caferi Sadık aleyhisselam’a, “İMAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) NE İLE TANINIR?” diye arzedince şöyle buyurdu: HEYBET VE VAKAR İLE…(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 283)

… Ebu’l Carud der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’a: “… İMAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) NE İLE TANINIR?” DİYE ARZEDİNCE ŞÖYLE BUYURDU:

“HİDAYET VE HEYBETİ İLE
VE ALİ MUHAMMED’İN, ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) FAZİLETLERİNİ İKRARI İLE.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 284)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN GÖRÜNÜMÜ “BEN-İ İSRAİL” GİBİDİR

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın görünümünün İsrailoğulları’na benzeyeceğini bildirmiştir. Hadislerde kullanılan “Ben-i İsrail ricali” tanımı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “güçlü ve heybetli” bir yapısı olacağını ifade etmektedir:

HZ. MEHDİ (AS)’IN BOYU, POSU SANKİ BEN-İ İSRAİL RİCALİNDEDİR.
(Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)

(HZ. MEHDİ (AS)’IN) CİSMİ, İSRAİL CİSMİDİR.
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)

HZ. MEHDİ (AS) SANKİ BEN-İ İSRAİL’DEN BİR ADAMDIR.
(Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar (heybetli)) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23 ve s. 30)

HZ. MEHDİ (A.S.) benim torunlarımdandır… VÜCUDU İSRAİLOĞULLARI’NA BENZER…”[El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]

(DIŞ GÖRÜNÜŞÜ) SANKİ İSRAİLOĞULLARINDAN BİR ADAMA BENZEMEKTEDİR. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN BEDENİ İSRAİLİ’DİR. HZ. MEHDİ (A.S.), SANKİ BENİ İSRAİL RİCALİNDENDİR.
(Beni İsrail vücut yapısı geniş ve heybetlidir.)” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN TÜM BEDENİ GENİŞTİR

Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak bildirdiği özelliklerden biri de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın aynı Peygamberimiz (sav) gibi tüm vücudunun geniş yapılı yani heybetli olmasıdır:

İRİ GÖVDELİ… “(Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN KARNI GENİŞTİR

Hadislerde, tüm vücudunun son derece heybetli ve geniş yapılı olduğu bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın karnı da, vücuduyla orantılı olarak geniş olacaktır:

“… (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) KARNI BÜYÜKTÜR…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s.13”)

Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (as) ikindi namazından sonra ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O şöyle der: Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: “GENİŞ KARINLIDIR, kaşları yakındır, BACAKLARI ÇOK ENERJİKTİR, OMUZLARI GENİŞTİR…” (Bihar’ul  Envar, 86-81)

Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) tekrar İMAM MEHDİ (AS)’den şu sözlerle bahseder: “Geniş alınlıdır… AÇIK VE GENİŞ KARINLIDIR, uylukları geniştir…”[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]

Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir, “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, … AÇIK VE GENİŞ KARINLI OLACAK, uyluk kemikleri geniş ve büyük, belirgin olacak…”(İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır  Şerif el- Kureyşi)

Humran bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: “… SENİN SAHİBİN HZ. MEHDİ (A.S.) GENİŞ KARINLIDIR…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN OMUZLARI GENİŞTİR

Bir başka hadiste de, tüm vücudu geniş yapılı ve heybetli olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın, yine bu görünümüyle orantılı olarak geniş omuzlu olduğuna dikkat çekilmiştir:

Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (as) ikindi namazından sonra ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O şöyle der: Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: “… OMUZLARI GENİŞTİR… “(Bihar’ul  Envar, 86-81)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN UYLUKLARI GENİŞ VE ARASI AÇIKTIR

Hz. Mehdi (as)’ın karnı geniş olacağı için uylukları da doğal olarak geniş olacaktır.

Bir hadiste Hazreti Ali (as) Hz. Mehdi (as)’dan şu sözlerle bahseder: “(HZ. MEHDİ (A.S.)) Geniş alınlıdır… Açık ve geniş karınlıdır, UYLUKLARI GENİŞTİR, …”[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]

“(HZ. MEHDİ (AS))’IN, …İKİ UYLUK ARASI AÇIKTIR…”
(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”, s. 13)

Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir:

“Ahir zamanda soyumdan bir kişi (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, … Açık ve geniş karınlı olacak, UYLUK KEMİKLERİ GENİŞ VE BÜYÜK, BELİRGİN OLACAKTIR…”(İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır  Şerif el- Kureyşi)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜRÜYÜŞÜ DE OLAĞANÜSTÜ HEYBETLİDİR

Uyluklarının açık ve geniş yapılı olması sebebiyle, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yürüyüşü de son derece heybetli olacak, adımlarını dışa doğru atacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliğini şöyle bildirmiştir:

BİR ÖZELLİĞİ DE YÜRÜRKEN UYLUKLARININ AÇIK VE BİRBİRİNDEN UZAK OLMASIDIR. (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 32)

HZ. MEHDİ (A.S.), KONUŞMALARINDA VURGU YAPMAK İÇİN ELİNİ KULLANACAKTIR

Hadiste, Hz. Mehdi (a.s.)’ın konuşurken elini de kullanacağı; konuşurken konuşmalarına vurgu yapmak istediğinde elini hareket ettireceği haber verilmiştir:

“HZ. MEHDİ (AS) … YAVAŞ VE AĞIR KONUŞTUĞU ZAMAN SAĞ ELİNİ SOL DİZİNE VURUR.”
(İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s.174)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN TEN RENGİ, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İNKİ GİBİ “ARABİ”, YANİ “KIRMIZIYA ÇALAN BEYAZ RENKTE”DİR

Arap ırkının ten rengi, kırmızıyla karışık beyazdır. Peygamber Efendimiz (sav)’in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi (as)’ın ten renginin de Peygamber Efendimiz (sav)’le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır.

İslam kaynaklarında Resulullah (sav)’in cilt rengi şöyle tarif edilmiştir:

Enes b. Malik, Hz. Peygamber (sav)’in rengi hakkında şöyle dedi: BEYAZ İDİ. FAKAT BEYAZI ESMERE ÇALIYORDU. (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)

KIRMIZI İLE KARIŞIK NURANİ BEYAZ İDİ. (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)

Enes b. Malik (ra) anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. MÜBAREK (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) YÜZLERİNİN RENGİ İSE NURANİ BEYAZDI.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 2, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 7-8)

Hz. Hasan (ra) naklediyor: “Resulullah Efendimiz (sav), yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN RENGİ, EZHER’UL-LEVN (PEK BEYAZ VE PARLAK RENK) İDİ, YANİ NURANİ BEYAZDI. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti…” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 1, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 18-22-23)

Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

“Resulullah Efendimiz (sav)’in boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. TENİ DE NE DURU BEYAZ, NE DE KOYU ESMERDİ. …” (Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, 4.cilt, s.201)

EFENDİMİZ (SAV) BEYAZA PEMBE KARIŞIK RENKTE İDİ. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi.” (Hz. Ali (ra), G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, s. 519/4)

Enes b. Malik, Hz. Peygamber (sav)’in rengi hakkında şöyle dedi: “BEYAZ İDİ. FAKAT BEYAZI ESMERE ÇALIYORDU.” (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)

………….……

Hadislerde, Hz. Mehdi (as)’ın ten renginin de, aynı Peygamberimiz (sav)’inki gibi “kırmızıya çalan beyaz renkli olduğu” şöyle bildirilmektedir:

“HZ. MEHDİ (AS)’IN RENGİ ARABİDİR…” (İbn Hacer El Mekki, “El-Kavlü’l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar”, s. 15-75)

“HZ. MEHDİ (AS)’IN RENGİ ARABİDİR.”(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, s.163)

“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) RENGİ ARAB RENGİDİR.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)

Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir, “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, AZ AL RENKLE KARIŞIK AÇIK TENLİ OLACAK…” (İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)

HZ. MEHDİ (A.S.) benim torunlarımdandır. … TENİ ARAPLAR’A (KIRMIZIYA ÇALAN BEYAZ), vücudu İsrailoğulları’na BENZER…” .[El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]

54abmf Hz. Mehdi (as)ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi

IV. BÖLÜM

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜZÜNDEKİ, HAYRET VERECEK
KADAR DETAYLANDIRILMIŞ OLAN TANITICI ÖZELLİKLER



HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜZÜ ÇOK GÜZEL, İNCİ GİBİ PARLAK VE NURLUDUR

O (HZ. MEHDİ (AS)) GÜZEL BİR DELİKANLIDIR, GÜZEL YÜZLÜDÜR. YÜZÜNÜN NURU başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.”
(Mehdilik ve İmamiye, s. 153; İkdüd Dürer’den)

“O (HZ. MEHDİ (A.S.)), GÜZEL YÜZLÜDÜR. YÜZÜNÜN NURLARI ONA AZAMET VERİR.”
(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si, “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

O (HZ. MEHDİ (AS)), orta boylu ve GÜZEL YÜZLÜ BİR GENÇTİRYÜZÜNÜN NURU, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine GÜN GİBİ PARLAR ve ona yücelik verir.” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Humran bin A’yân der ki, İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: “… Senin sahibin HZ. MEHDİ (AS) geniş karınlıdır, alnında iz vardır, YÜZÜ GÜZELLERİN EVLADIDIR. (YANİ YÜZÜ GÜZELDİR)” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)

Hz. İmam Hüseyin (a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira O (HZ. MEHDİ (A.S.)) HALKA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR… ” (Ikd-üd Dürer, s. 41)

“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) mu’tedil, GÜZEL YÜZLÜ, güzel saçlı, ince burunlu ve geniş yüzlü BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)

Peygamberimiz (sav), “Benim neslimden olan 40 yaşındaki Hz. Mehdi (a.s.)’dır. YÜZÜ GÖKYÜZÜNDE PARLAYAN YILDIZ GİBİDİR.” şeklinde buyurmuştur. (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb Elverdi fi Mezhebil Mehdi”)

“Hz. Mehdi (as) benim çocuklarımdandır. ONUN YÜZÜ, PARLAK YILDIZ GİBİDİR.” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

HZ. MEHDİ (A.S.) benim neslimden bir zattır. YÜZÜ İNCİ YILDIZI GİBİDİR. (Ebu Davud, Mehdi 1., Kıyamet Alametleri, İsmail Mutlu sf. 155)

(MEHDİ (A.S.)’IN) YÜZÜ PARLAYAN YILDIZ GİBİ NURLUDUR.
(Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 33) (Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 22)

“Mehdi benim torunlarımdandır. YÜZÜ PARLAK BİR YILDIZ GİBİDİR, …Göklerde ve yerde yaşayan tüm canlılar ve kuşlar bile, onun hükümdarlığından ve halifeliğinden (manevi liderliğinden) mutluluk duyacaktır. Yirmi yıl boyunca hüküm sürecektir.” [El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]

Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünün güzelliği ve nuru ile ilgili verilen bu bilgiler, Hz. Yusuf (a.s.) ile büyük benzerlik göstermektedir. Bilindiği gibi Peygamberimiz (sav) hadislerinde “Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Yusuf (a.s.)’ın hayatı arasında benzerlikler olduğunu” bildirmiştir:

Muhammed Bâkır aleyhisselam buyurdu ki: “BU İŞİN SAHİBİNDE (HZ. MEHDİ (A.S.)’DA) YUSUF’A BİR BENZERLİK VARDIR.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 189)

Hz. Mehdi (a.s.) da, aynı Hz. Yusuf (a.s.) gibi insanlar üzerinde derin etki ve hayranlık uyandıran, çok güzel ve nurlu bir yüze sahip olacaktır. Kuran’da Hz. Yusuf (a.s.)’ın güzelliği şöyle bildirilmiştir:

… (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir” dediler. (Yusuf Suresi, 31)


HZ. MEHDİ (A.S.)  HUZURLU VE HUZUR VEREN BİR ÇEHREYE SAHİPTİR

Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir özelliği de, imanından kaynaklanan yüksek ahlakı, derinliği, güçlü kişiliği ve tavırlarındaki mükemmellik ile çevresindeki insanlara huzur ve güven vermesidir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu önemli özelliği yüzüne de yansımaktadır. İnsanlar, sırf yüzüne bakarak dahi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Allah’a olan derin iman ve teslimiyetini görebileceklerdir.

Yüzüne yansıyan bu imani huzurun etkisiyle, tüm insanlar onun yanında huzur bulacaklardır. Bir hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliği şöyle anlatılmaktadır:

Tanınmış şair Ağa Seyyid Hasan, Hazretleri’nden (Hz. Mehdi (a.s.)’dan) söz etmiştir: “(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ) GÜZELLİĞİ TEMİZ YÜZÜNDEN YÜKSELİR, SABAH MELTEMİ HUZUR VEREN ÇEHRESİNDEN YAYILIR.” [Minanur Rahman, 2/237]

HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN CİLDİ ÇOK GÜZEL VE PARLAKTIR

Birçok hadiste, daha ileri yaşlarında dahi 40 yaş civarında göstereceği müjdelenen Hz. Mehdi (a.s.)’ın cildinin, çok dikkat çekici derecede parlak, sağlıklı ve güzel olacağı bildirilmiştir:

“HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜZÜ ALTIN-BRONZ BİR METAL GİBİ PARLAR. ÖYLE PARLAK Kİ NEREDEYSE CİLDİNİN ASIL RENGİ GÖRÜNMEYECEK.” (Bihar-ül Envar, c. 13, s. 263)

Hadiste verilen bilgilere göre, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzü bazen güneşte bronzlaşıp koyu renk ve parlak olacak, bazen de açık, kendi Arabi renginde, yani kırmızıya çalan beyaz ve yine parlak olacaktır.

“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN)… YÜZÜ BAZEN AÇIK RENK VE ALTIN GİBİ PARLAK, BAZEN DAHA KOYU RENK VE AY GİBİ PARLAKTIR.” (Bihar-ül Envar, c. 13)

“HZ. MEHDİ (AS)’IN … CİLDİ ÇOK PARLAKTIR.” (Bihar-ül Envar, c. 13, s. 243 (Farsça tercüme))

HZ. MEHDİ (A.S.) SİYAH SAÇLIDIR

Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad’ın, Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali El-Bakır’dan rivayetine göre, Hz. Ali’ye Hz. Mehdi (as)’ın vasıflarından soruldu, o da şu cevabı verdi:

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNÜN NURU BAŞINA VE SAÇLARININ SİYAHINA KADAR YÜKSELİR.”
(Mehdilik ve İmamiye, s. 153) (İkdüd Dürer’den)

(HZ. MEHDİ (AS)) SİYAH SAÇLIDIR. Siyah sakallıdır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si, Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazarî)

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNÜN NURU, SAÇININ, SAKALININ VE BAŞININ SİYAHLIĞI ÜZERİNE GÜN GİBİ PARLAR VE ONA YÜCELİK VERİR.” (Ukayli ìEn-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamalî)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN SAÇLARI, GÜRLÜĞÜ VE GÜZELLİĞİYLE DİKKAT ÇEKECEKTİR

Hz. Mehdi (a.s.), tüm bedeninin heybeti ve yüzünün güzelliğiyle olduğu kadar, saçlarının gürlüğü ve güzelliğiyle de dikkat çekecektir. Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın saçıyla ilgili bu özellikleri şöyle haber verilmiştir:

“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) SAÇI SIKTIR…”
(Bihar-ül Envar, c. 13)

Ahmed b. Sinan Kirmani Dimeşki (1019), Ehl-i Sünnet’in meşhur alimlerinden olup “Ahbar-ud Duvel” adlı kitapta şöyle yazar: “…O (HZ. MEHDİ (AS)), orta boylu, güzel yüzlü, GÜZEL SAÇLIDIR…” (Ahbar-ud Duvel, s. 117 – Hicri 1382 basımı)

Abdulmelik İsami (1111), Mekke’de ikamet eden tanınmış tarihçilerdendir. “Sımt-ul Nucum-il Avali” diye bilinen dört ciltlik tarih kitabında şöyle yazıyor: “… O (HZ. MEHDİ (AS)) mu’tedil (itidalli), güzel yüzlü ve GÜZEL SAÇLI, ince burunlu ve geniş yüzlü BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138; Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan,  Al-i Taha, s. 157)

HZ. MEHDİ (A.S.) GENİŞ YÜZLÜDÜR

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın tüm bedeninin oldukça heybetli ve geniş yapılı olduğu anlatılmıştır.

Vücudunun geneliyle ilgili olarak verilen bu detaylarla orantılı olarak, hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın “yüzünün de geniş olduğu” belirtilmiştir:

“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) mu’tedil, güzel yüzlü, güzel saçlı, ince burunlu ve GENİŞ YÜZLÜ BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)

HZ. MEHDİ (A.S.) AÇIK VE GENİŞ ALINLIDIR

Hadislerde, tüm vücudunun ve yüzünün geniş olacağı belirtilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın “alnının da geniş olacağı” ifade edilmiştir.

Yüzü ve alnı hakkında verilen tüm bu detaylar, Hz. Mehdi (as)’ın başının da, Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek başı gibi büyükçe olduğunu göstermektedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnının genişliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir:

O AÇIK (GENİŞ) ALINLI…heybetli bir şahıstır.” (İkdüd dürer)

HZ. MEHDİ (A.S.) bendendir. ALNI GENİŞTİR…” (Ebû Dâvud, 4285)

“ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ALNI GENİŞ… OLACAKTIR.” (Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani cilt 5, s. 365)

“O (HZ. MEHDİ (A.S.)), AÇIK ALINLIDIR…”
(Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri)

HZ. MEHDİ (A.S.) bendendir… AÇIK ALINLIDIR.” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)

O (Hz. Mehdi (a.s.)), AÇIK ALINLIDIR.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

ALLAHU TEALA, benim neslimden, ALNI AÇIK, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden BİR EVLADIMI (HZ. MEHDİ (AS)’I) GÖNDERECEKTİR.” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

Muhakkak ki ALLAH, BENİM NESLİM İÇİNDE ALNI AÇIK (OLAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (AS)’I) GÖNDERECEKTİR. (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)

“O (HZ. MEHDİ (AS)), AÇIK ALINLI…”
(İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s.1699, s.174)

“HZ. MEHDİ (AS)’IN, ALNI AÇIKTIR.” (Bu hadisi Ebu Davud Sünen’inde, Hakim de Müstedrek kitabında rivayet etmiştir.)

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) ALNI GENİŞTİR.” (
Hadis, Hz. Mehdi (as)’ın başının da büyük olacağına işaret etmektedir.) (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ALNI PARLAK OLACAKTIR

Hadislerde, cildinin çok parlak ve güzel olduğu belirtilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnı da bu özelliğinin bir yansıması olarak son derece dikkat çekici ve parlak olacaktır:

Ebu Said El-Hudri, Allah’ın Elçisi (sav)’den nakleder, “Şüphesiz Yüce Allah benim soyumdan ve Ehli Beytim’den… PARLAK ALINLI BİRİNİ (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) ÇIKARTACAK, böylece o da yeryüzünü adalet, refah ve ekonomik eşitlik ile dolduracak.” [İkdüd Dürer fi Ekber-i Muntazar, s. 101]

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ALNINDA HAFİF BİR İÇBÜKEYLİK VARDIR

Bir hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnında hafif bir içbükeylik olacağı haber verilmiştir:

(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) saçı sıktır, alnı geniştir ve ALNINDA HAFİF İÇBÜKEYLİK VARDIR…” (Bihar-ül Envar, cilt 13)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ALNINDA BİR BEN VARDIR

Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed!… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) BAŞINDA BİR BEN ve bir iz VARDIR… (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)

HZ. MEHDİ (AS)’IN ALNINDA “BİR İZ (YARA İZİ)” VARDIR

Başka hadislerde ise, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “ALNINDA BİR İZ” olacağı haber verilmiştir:

Humran bin A’yân der ki, İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: “… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252-253)

Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in (Hz. Mehdi (as)) iki alameti (veya alametleri) vardır… BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR… (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)

Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnındaki bu iz, muhtemelen BİR YARA İZİDİR. Ayrıca hadiste “ben” yerine, “İz” ifadesinin kullanılmış olması da, bu izin, benden daha açık renkte olduğunu göstermektedir.

HZ. MEHDİ (AS)’IN KAŞLARI KAVİSLİDİR

Hz. Mehdi (a.s.)’ı insanlara tanıtacak olan özelliklerinden biri de, kaşlarının kavisli olmasıdır:

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) KAŞI KAVİSLİDİR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)

HZ. MEHDİ (AS)’IN İKİ KAŞI ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR

Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen bir başka hadiste ise, Hz. Mehdi (a.s.)’ın iki kaşı arasında (TEK ÇİZGİ HALİNDE) DOĞAL BİR KAŞ ÇATMA ÇUKURU OLDUĞU bildirilmiştir:

“HZ. MEHDİ (AS)’IN… İKİ KAŞI ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR…”
(Bihar-ül Envar, c. 13, s. 243, Farsça tercüme)

HZ. MEHDİ (AS) ÇEKİK GÖZLÜDÜR

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzüyle ilgili verilen hayret verici detaylardan bir diğeri de, gözlerinin çekik olmasıdır:

Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … “HZ. MEHDİ (AS)’IN GÖZLERİ ÇEKİKTİR…”
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252)

HZ. MEHDİ (AS)’IN BURNU KÜÇÜK VE İNCEDİR

Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünün güzelliğini pek çok hadisiyle insanlara bildirmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzündeki bu güzelliğin bir özelliği de, olağanüstü düzgün, küçük ve ince bir burnu olmasıdır:

ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) alnı geniş, BURNU İSE İNCE OLACAKTIR.” (Tırmizi; Büyük Hadis Külliyatı, Rudani cilt 5, s. 365)

“… (HZ. MEHDİ (AS)),… KÜÇÜK BURUNLU… BİR KİŞİDİR…”
(Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)

“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) mu’tedil, güzel yüzlü, güzel saçlı, ince burunlu ve geniş yüzlü BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)

Ebû Saîd El Hudrî (r.a)’dan rivâyt edildiğine göre, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

“Hz. Mehdi (a.s.) ben(im neslim) dendir. O (HZ. MEHDİ (A.S.)) açık alınlı ve İNCE BURUNLUDUR. …” (Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17)
(Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 403-404)

“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) BURNU KÜÇÜKTÜR…”
(Bihar-ül Envar, 13. Cilt)

İmam Ahme Ebu Ya’la, Semuyeh, Ziyaü’l-Makdisi el-Muhtare’de Ebu Said (ra)’den rivayet ettiklerine göre Hazreti Peygamber (saas) şöyle buyurmuştur: “EHLİ BEYTİMDEN saçı düzgün, alnı açık, BURNU MUNTAZAM BİR KİMSE (HZ. MEHDİ (A.S.)) yeryüzünü kendisinden önce zulümle doldurulması gibi adaletle doldurmadan kıyamet kopmayacaktır.” (Muhammed bin Salih ed-Dimaşki, Peygamber (sav) Külliyatı, s. 202)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN BURNUNUN ORTA BÖLÜMÜNDE BELLİ-BELİRSİZ BİR ÇIKINTI VARDIR

Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (as)’ın küçük ve düzgün burnunun orta bölümünde belli-belirsiz bir çıkıntı olacağını haber vermiştir:

HZ. MEHDİ (AS)’IN) Saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif içbükeylik vardır. BURNU KÜÇÜKTÜR VE TAM KÖPRÜ BÖLÜMÜNDE ÇOK KÜÇÜK BİR ÇIKINTISI VARDIR…” (Bihar-ül Envar, c. 13)

HZ. MEHDİ (AS)’IN YANAĞINDA BEN VARDIR

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzüyle ilgili verilen çok detaylı bilgilerden biri de yanağındaki ben hakkındadır. Rivayetlerden Hz. Mehdi (as)’ın yanağında inciyi andıran, yıldız gibi parlak, yani açık renkli bir ben olacağı anlaşılmaktadır:

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YANAĞINDA, İNCİYİ ANDIRAN, BİR YILDIZ GİBİ YÜZÜNÜ AYDINLATAN BİR İŞARET VARDIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163-164)

HZ. MEHDİ (A.S.) gür sakallı, ön dişleri parlak, YÜZÜ BENLİ, açık alınlıdır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebu Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNDE BİR BEN BULUNACAKTIR.”
(Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNDE BİR BEN VARDIR.
(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 23)

Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanağında, İNCİYİ ANDIRAN ve BİR YILDIZ GİBİ yüzünü AYDINLATAN BİR İŞARET olduğu bildirilmiştir. Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliği için sadece “ben” kelimesi kullanılmamış, bu benin tüm nitelikleri açıklanmıştır. ‘İnciyi andıran’, ‘yıldız gibi’ ve ‘aydınlatan’ ifadeleri, bu benin hem şekli hem de rengi hakkında detaylı bilgi vermektedir. Tüm bu bilgiler, bu benin koyu renkte değil, TEN RENGİNDE BİR BEN OLDUĞUNU göstermektedir.

HZ. MEHDİ (AS)’IN YANAĞINDAKİ BEN, DIŞA ÇIKIK BİR YAPIDADIR

Hadiste ayrıca Hz. Mehdi (as)’ın yanağındaki benin dışa çıkık bir yapısı olduğu da haber verilmektedir:

HZ. MEHDİ (AS)’IN) Saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif içbükeylik vardır. Burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır. YANAĞINDA DIŞA ÇIKIK BİR BENİ VARDIR.” (Bihar-ül Envar, c. 13)

HZ. MEHDİ (AS)’IN YANAĞINDAKİ BEN, HZ. MUSA (AS)’IN YANAĞINDAKİ BEN GİBİDİR

Hadiste Hz. Mehdi (as)’ın yanağındaki açık renkli benin bir benzerinin, Hz. Musa (a.s.)’ın yanağında da olduğuna dikkat çekilmiştir. Hz. Mehdi (as), Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in soyundan gelecektir ve tüm peygamberler aynı soydandır. Allah kan bağını da vesile ederek Hz. Mehdi (a.s.) ile diğer peygamberler arasında benzerlikler yaratmıştır.

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Musa (a.s.)’ın yüzündeki bu ben arasındaki benzerlik şöyle anlatılmıştır:

HZ. MEHDİ (AS)’IN … YANAĞINDAKİ BENİ HZ. MUSA (AS)’DA OLDUĞU GİBİ DIŞA ÇIKIK VE YILDIZ GİBİ PARLAKTIR. Cildi çok parlaktır.”
(Bihar-ül Envar, cilt 13, s. 243 (Farsça tercüme))

HZ. MEHDİ (AS)’IN SAKALI SİYAHTIR

Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünü insanlara tanıtan önemli bir başka bilgi de, saçı gibi sakalının da siyah olmasıdır:

(HZ. MEHDİ (AS)) Siyah saçlıdır. SİYAH SAKALLIDIR.
(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si ìFevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

HZ. MEHDİ (AS)’IN SAKALI GÜR VE SIKTIR

Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı, çok dikkat çekici güzellikte ve gür olacaktır:

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) SAKALI SIKTIR.”
(Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163)

“… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNÜN NURU, saçının, SAKALININ ve başının SİYAHLIĞI ÜZERİNE GÜN GİBİ PARLAR VE ONA YÜCELİK VERİR.” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

“HZ. MEHDİ (AS), GÜR SAKALLIDIR…”
(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) SAKALI BOL VE SIK OLACAKTIR.”
(Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN SAKALI HAFİF OLUP, YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI İSE UZUNDUR

“(HZ MEHDİ (AS)) …MECZUM (HAFİF SAKALLI), KEVSEC (SAKALI YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI UZUN OLAN… BİR ADAMDIR…” (Fetava-i Hadîsiyye, Ebü’l-Abbas Şehabeddin Ahmed İbn Hacer el-Heytemi-41)

Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verdiği bir diğer detay da, Mehdi (a.s.)’ın sakal cinsinin ince yapılı olduğu; şekil olarak da yanlardan az yani ince olarak inen, aşağı kısmı ise uzun olacak bir şekle sahip olduğudur.

HZ. MEHDİ (AS)’IN DİŞLERİ GÜZEL VE PARLAKTIR

Peygamber Efendimiz (sav)’in önemli özelliklerinden biri de dişlerinin parlıklığıydı:

ALLAH RESULÜ (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı… Burnu gayet güzeldi… Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, DİŞLERİ İNCİ GİBİ PARLAKTI… Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi… İki omuz arası geniş, omuz kemik başları kalın idi…” (Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid min Cami’il-usul ve Mecma’iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, cilt 5, İz Yayıncılık, s. 31)

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın da, Peygamberimiz (sav) gibi dişlerinin parlaklığıyla dikkat çekeceği şöyle bildirilmiştir:

“O’NUN (HZ. MEHDİ (AS)’IN), DİŞLERİ PARLAKTIR…” (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 1699, s. 174)

Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) İmam Mehdi (a.s.)’dan şu sözlerle bahseder:

“…  (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ÖN DİŞLERİ PARLAKTIR…”
[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]

“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) DİŞLERİ PARLAK OLACAKTIR.”
(Nuaym b. Hammad, vr. 52a) (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

HZ. MEHDİ (A.S.), gür sakallı, ÖN DİŞLERİ PARLAKTIR…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

54abmf Hz. Mehdi (as)ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi


V. BÖLÜM

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN VÜCUDUNDAKİ, HAYRET VERECEK
KADAR DETAYLANDIRILMIŞ OLAN TANITICI ÖZELLİKLER



HZ. MEHDİ (A.S.)’IN VÜCUDUNDA, HER İKİSİ DE PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İNKİLERLE AYNI RENKTE OLAN İKİ BEN BULUNACAKTIR

Peygamberimiz (sav)’in, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında verdiği bir diğer bilgi de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın vücudunda, her ikisi de Peygamberimiz (sav)’inkiler ile aynı renklerde olan iki ayrı ben olacağıdır:

Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir, “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK,… PEYGAMBERİN RENGİNDE İKİ ET BENİ BULUNACAK. O (Hz. Mehdi (a.s.)) yükselecek.” (İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır  Şerif el- Kureyşi)

HZ. MEHDİ (AS)’IN OMUZUNDA “NÜBÜVVET MÜHRÜ” VARDIR

Peygamberimiz (sav)’in Şemail-i Şerifi’nin anlatıldığı rivayetlerde, Resulullah (sav)’ın sırtında, kürek kemikleri arasında bir işaret olduğu haber verilir. İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz (sav)’in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete “NÜBÜVVET MÜHRÜ” ismi verilir.

Peygamberimiz (sav)’in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)’inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)’den şöyle nakledilmiştir:

“… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet’ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir. ZİRA ONUN PEYGAMBERLİK BENİ, (SAĞ ELİNDE DEĞİL) KÜREK KEMİKLERİ ARASINDADIR. Peygamberimiz bu durum sorulunca: “KÜREK KEMİKLERİM ARASINDA BULUNAN BU BEN, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…” demiştir.” (Tirmizı’nin Şemail isimli kitabının tercümesinden, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 73)

Peygamberimiz (sav)’in ‘nübüvvet mührü’nü anlatan rivayetlerden bazıları şöyledir:

Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor: “BEN RESULULLAH EFENDİMİZ (SAV)’İN KÜREK KEMİKLERİ ARASINDA BULUNAN NÜBÜVVET MÜHRÜNÜ GÖRDÜM.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, c. 1, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 36)

Ebu Saib b. Yezid’den rivayet edilmiştir: “GÖZÜM PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN İKİ OMUZU ARASINDAKİ MÜHÜRE İLİŞTİ.” (Sünen-i Tirmizi, 6/126)

Hz. Ali’nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:

“Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’in vasıflarını anlatırken, Resulullah’ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:

KÜREK KEMİKLERİ ARASINDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDI. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur” derdi.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 38)

Hadis-i şeriflerde, Hz. Mehdi (as)’ın iki omuzu arasında da, Hz. Muhammed (sav)’de olduğu gibi, açık bir alamet olan bu “nübüvvet mührü”nün bulunacağı haber verilmiştir:

“HZ. MEHDİ (AS)’IN OMUZUNDA PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’DEKİ NÜBÜVVET MÜHRÜ BULUNACAKTIR.”
(Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)

“(MEHDİ (A.S.)’IN) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)’İN ALAMETİ VARDIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 165) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)

“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)’İN NİŞANI VARDIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163)

Bilindiği gibi MÜHRÜN ÖZELLİĞİ KOYU RENK OLMASIDIR ve YÜZEYİ KAPLAYAN BİR YAPIDADIR. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtındaki bu ben için, kesin ölçü verilerek yeri tam olarak belirtilmiştir.

Rivayetlerde, her peygamberin sağ eli üzerinde nübüvvet mührü olduğu bildirilmiştir. Ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in nübüvvet mührünün, “sol kürekteki deri üzerinde, kalbi hizasında” olduğu belirtilmiştir.

Dolayısıyla hadislerde, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın omzunda Peygamber Efendimiz (sav)’deki nübüvvet mührünün bulunacağının bildirilmesi’, Hz. Mehdi (a.s.)’ın da “SIRTINDA; SOL KÜREK KEMİĞİ ÜZERİNDE, KALBİ HİZASINDA KOYU RENKTE GENİŞÇE BİR BEN OLACAĞINI” göstermektedir.

HZ. MEHDİ (AS)’IN SIRTINDA YAPRAK ŞEKLİNDE BİR BEN DAHA VARDIR

Başka bir hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtında bulunan ikinci bir benden daha bahsedilmiştir:

Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) İKİ KÜREK KEMİĞİNİN ARASINDA BİR BEN VARDIR. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, TIPKI MERSİN YAPRAĞI GİBİ.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtındaki bu benin yeri de çok detaylı olarak açıklanmış, İKİ KÜREK KEMİĞİNİN ARASINDA; SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDA olduğu belirtilmiştir.

Benin yapısı hakkında da çok detaylı tarif yapılmış ve ‘MERSİN AĞACININ YAPRAĞINA’ benzetilmiştir.

Buradaki ‘YAPRAK’ benzetmesinden benin ‘ağaç yaprağını andırır tarzda kenarları olan zeminden daha yüksekte kenarlıklı yapıda bir ben olduğu’, aynı zamanda da ‘solmuş yaprak renginde; yani sarı ya da cilt renginde bir ben olduğu’ anlaşılmaktadır.

HZ. MEHDİ (AS)’IN SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ VARDIR

Bir hadiste ise Peygamberimiz (sav), “Hz. Mehdi (a.s.)’ın SAĞ bacağında SİYAH bir İZ olacağını” bildirmiştir. Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ı insanlaar tanıtan bu alamet hakkında da yine çok fazla detay verilmiştir. Peygamberimiz (sav), sadece bir izden bahsetmemiş, bu izin SİYAH olduğunu ve SAĞ BACAĞINDA olduğunu çok belirleyici detaylarla açıklamıştır:

“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ VARDIR.”
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 251)

HZ. MEHDİ (AS)’IN SAĞ UYLUĞUNDA BİR BEN VARDIR

Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) İmam Mehdi (as)’dan şu sözlerle bahseder: “… SAĞ UYLUĞUNDA BİR BEN VARDIR.” [Yenabi-ül Mevedde, s. 423)

54abmf Hz. Mehdi (as)ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi
VI. BÖLÜM

SONUÇ:



HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK VE TÜM İNSANLAR
HADİSLERDEKİ ALAMETLERDEN ONU TANIYACAKLARDIR

Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verilen bilgilerin her biri çok detaylıdır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde hiç kimse bu kadar ayrıntılı bir şekilde tanıtılmamıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatına dair tüm bilgiler gibi, fiziksel görünümündeki tüm özelliklerinin de bu kadar belirleyici bir şekilde bildirilmiş olması, Hz. Mehdi (a.s.)’ı sevgi ve muhabbetle bekleyen ve onu tanımak isteyen tüm Müslümanlar için hem çok önemli bir işaret hem de çok heyecan verici bir nimettir.

Hadislerde bildirilen,

- Hz. Mehdi (a.s.)’ın Müslümanların manevi liderliğini üstlenmesi,

- Tüm İslam aleminin birleşmesine vesile olması,

- Dinsizliğe dayalı ideolojileri etkisiz kılarak İslam ahlakını tüm dünyada yerleşik kılması,

- Hz. İsa (a.s.) ile biraraya gelmesi ve namazda O’na imamlık yapması,

- Tüm Hıristiyan aleminin İslam’a dönmesini sağlaması

- Ve Hz. İsa (a.s.) ile birlikte Deccal’i fikren etkisiz hale getirmesi


gibi tüm diğer alametleriyle birlikte, fiziksel görünümündeki tüm bu detayların da Hz. Mehdi (a.s.) da toplandığını görmek, Allah’ın izniyle ortaya çıktığında Hz. Mehdi (a.s.)’ın kimliği konusunda hiçbir tartışmaya yer bırakmayacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)

Popularity: unranked [?]

Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği haberlerden biri daha tahakkuk etti

20 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Harun Yahya

Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği haberlerden biri daha tahakkuk etti

Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ın ortaya çıkışının alametlerini çok detaylı şekilde haber vermiştir. Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği bu alameletlerin yüzden fazlası Hicri 1400 itibariyle, teker terker, ardı ardına tahakkuk etmiştir. Resulullah (sav)’in Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alameti olarak bildirdiği olaylardan birisi de Afganistan’ın işgalidir. Bilindiği üzere Hicri 1400′ün tam başında, 1979′da Afganistan Rus orduları tarafından işgal edilmiştir. Peygamberimiz (sav)’in bu gelişmeyi haber verirken bildirdiği önemli bilgilerden biri de “Afganistan’da altın ve gümüş olmayan, madeni hazineler bulunduğu”dur. Nitekim son yapılan araştırmalar Afganistan’da toplam değeri 1 trilyon doları bulan maden rezervi olduğunu ortaya koymuştur. Peygamber Efendimiz (sav)’in bundan 1400 sene önce haber verdiği bu bilginin günümüzde ortaya çıkışı, mübarek Peygamberimiz (sav)’in Allah’ın lutfuyla gösterdiği mucizelerinden biridir.

“Talikan’a (AFGANİSTAN‘A) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın ORADA ALTIN VE GÜMÜŞ OLMAYAN HAZİNELERİ VARDIR.”
(Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Bugün Gazetesi, 15 Haziran 2010

afganistan maden rezervi  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti

Habertürk Gazetesi, 15 Haziran 2010

afganistan trilyonluk maden  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti

Cumhuriyet Gazetesi, 15 Haziran 2010

afganistan lityum  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği haberlerden  biri daha tahakkuk etti

19 Haziran 2010

twitter8  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti

Popularity: unranked [?]

HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. İsa (a.s.)’nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir

Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber. (Büyük Lugat-Tur-Dav, 3003)

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Şevkani de Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29′a ulaştığını söyleyerek bunları bir bir nakletmiş ve sonunda : Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, deccal hakkında hadisler ve Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine dair hadisler mütevatirdir demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kıyametin büyük alametlerinden biri olmak üzere ahir zamanda Hz.İsa (Aleyhisselam)’ın gökten yere ineceğini bildiren hadisler tevatür derecesindedir.
Sahih-i Müslim, 2/58

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Allah Resulu (sav)’den mütevatir olarak rivayet edilen hadislere göre Allah’ın Resulu (sav), Hz. İsa (a.s.)’ın kıyamet gününden önce adaletli bir imam ve hakem olarak ineceğini haber vermiştir.
Ibn-i Kesir, Hadislerle Kur’an Tefsiri, 13/7163

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.)’ın Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hureyre şöyle demiştir : Resulullah (sav) buyurdu ki:
Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki,
Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi
Sahih-i Müslim, 6/532
muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır, mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır.sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilmiştir : Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki,
Meryem’in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O, Haç’ı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracak; mal çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.
Sünen-i Tirmizi, 4/93

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu :
İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı) olarak (gökten yere) inmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O, (indiğinde) haçı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır. Mal da o kadar çoğalacaktır ki hiç bir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibni Mace, 10/340

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

. .

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:İsa bin Meryem (a.s.) benim ümmetim içinde;

1- adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak,

2- haçı kırıp ezecek (haça tapınmayı kaldıracak) ve domuzu öldürecektir.

3- (Zimmilerden) Cizyeyi kaldıracak,

4- ve zekatı terkedecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü ne de deve sürüsü üzerine zekat memuru çalıştırılmayacaktır.

5- Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.

6- Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır.
Sünen-i Ibni Mace, 10/334

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

1- Hz. İsa (a.s.) adaletli bir yönetici olacaktır.

2- Hadiste Hz. İsa (a.s.)’ın haçı kırıp (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldüreceği (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek) belirtilmiştir. Serhü’s Sünne’de ve başka hadis kitaplarında; Hz.Hz. İsa (a.s.)’ın tahrif olmuş, aslından uzaklaşmış olan Hıristiyanlığı iptal ederek Ser-i Şerifimizle (İslamiyetle) hükmedeceği belirtilmiştir. Hz.Hz. İsa (a.s.) tekrar geldiği zaman teslis inancı haça tapınma, ruhbaniyet… gibi Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri kaldıracak, bu dini indirildiği ilk haline döndürecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın domuzu öldürmesine dair cümlenin manası da şöyledir : O, domuz beslemeyi ve yemeyi yasaklayacak ve öldürülmesini emredecektir. Artık yeryüzünde domuz bırakmayacak ve böylece domuzun yenilmesini de tamamen önleyecektir.

3- Hz. İsa (a.s.)’ın cizyeyi, yani Ehl-i Kitab’tan alınan vergiyi kaldırmasına dair cümle de şöyle yorumlanmıştır : Yani Hz. İsa (a.s.), Ehl-i Kitap olan insanları İslam dinine davet edecek ve böylece cizye vermelerini kabul etmeyecektir.

Diğer bir yorum şekli de şöyledir : Cizye hiç bir gayr-i müslimden alınmayacaktır. Bu nedenle cizye almaya da gerek kalmayacaktır. Çünkü cizye müslümanların ihtiyaçlarında kullanılmak üzere alınır. İhtiyaç kalmayınca cizye almaya da gerek kalmaz.

4- Hz. İsa (a.s.)’ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata müstahak fakirin kalmaması sebebiyledir. Bu hüküm de cizye ile ilgili hüküm gibidir. Yani Hz. İsa (a.s.) İslam dininin koymuş olduğu zekat hükmünü kaldıracak değildir. Böyle bir mana düşünülemez. Maksad şudur : Yüce dinimiz, zekat müessesesini o döneme kadar tatbik edilmek ve o dönemde gerek kalmayacağından tatbik edilmemek üzere koymuştur. Hz. İsa (a.s.) da İslam’ın konulmuş hükümlerini tatbik edecektir.

5- Hz. İsa (a.s.) zamanında, bütün dünyayı hakimiyeti altına almış olan Mesih-i Deccal�n fikir sistemi yok edilecek ve dünyadaki hakimiyeti tam anlamıyla son bulacaktır. Masonluk v.s. gibi nifak odakları tamamen yok edilecek, bütün dünya huzur içinde yaşayacaktır.

6- Bir hadis-i şeriflerinde Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur :

Muhakkak O yeryüzüne inecektir… İnsanları İslama davet edecektir. O’nun zamanında Allah Teala İslam dışında bütün dinleri kaldıracak.
Tezkiret-il Kurtubi, 499

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne indiriliş alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına rağmen domuz eti yenmektedir. Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir. Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa (a.s.)’ın henüz zuhur etmediği anlaşılmaktadır. Fakat bu üstün Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz (sav)�en rivayet edilen hadisler ve din alimlerinin verdikleri bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl, Hicri 14. yüzyıldır.

Hz. İsa (a.s.) Ve Mesih Deccal

Mesih-i Deccal: Hakki batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin haberleriyle, ahirzamanda gelecek ve Allah’ı (c.c.) inkar edip kendisinin ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek, tek gözlü bir şahıstır.
Büyük LUGAT TÜR-DAV

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Her biri Allah’ın resulu olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccal gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır.Sünen-i Tirmizi, 4/82
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte Mesih (deccal) çıkacaktır:

Hz. İsa (a.s.) ilk defa göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından, O’nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen 33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma ihtimali yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin (deccallerin), o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca kendilerinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat dikkatli, ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin, dünyaya hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı döneme denk gelmektedir.

Deccal, bu sefer dünyaya hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada materyalizme galip gelmiş olan “Yaratılış” inancını kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir. Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan fitneden onun deccal olduğu anlaşılacaktır.

Mesih-i Deccal hipnotizma, manyetizma ve sihir türünden bazı yöntemleri kullanarak birçok istidracı (*) harikalar gösterecek, kendisinin Beklenen Mesih [yani Hz. İsa (a.s.)] olduğunu iddia edecektir. (Mesih, Hz. İsa (a.s.)�n lakabıdır.)

Değerli İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı yönünü şu şekilde belirtmiştir:

Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan Deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75

Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.

Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği daha da teşvik edecektir. Onun kendilerine fayda getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem hayatını cennet zanneden pek çok kişi O’na katılacaklardır. Deccal, sahte peygamber görünümü ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya, onları güçsüz düşürmeye, hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır. Deccal, samimi dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı olacaktır.

Yanlış yönlendirilmiş bazı Hıristiyanlar o devirde Hz.İsa (as)’ı beklediklerinden dolayı, O’nu tahrif edilmiş, değiştirilmiş İncil’deki vasıfları ile bekleyeceklerdir. Mesih-i Deccal de tam onların hayal ettikleri gibi istidracı harikalıklar gösterecektir. Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini konuşur halde gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve hipnozla, annesinin O’na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine işittirecektir. Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır. (Dışarıdan bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise o görüntüyü göremeyecektir.)

Deccal, önce beklenen Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın teslis inancındaki gibi Allah’ın kendisine hulül ettiğini (içine girdiğini) söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz). Bu sapkın yöntemi kullanarak dünyada muazzam bir taraftar kitlesi kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke yönelik, ahlaksızca ögretileri ve tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı daha da artacaktır.

Böyle azgınlığın arttığı bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde birleşmiş olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini “Sahte Mesih”e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve İstidrac nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara aldırmayacaklardır.

Hz. Mehdi (a.s.), deccalin gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan oluşan istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen ortadan kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz.  İsa (a.s.) olacaktır.

Bediüzzaman, bu gerçeği şöyle izah eder:

Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan) o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.
Mektubat, 53

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İşari manada ayet mealleri26/32- Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.

7/117- Biz de Musa’ya: “Asanı fırlatıver” diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. Musa (a.s.) o zamanın deccallerinin isdidraclarını ancak mucize ile yok etmişti.

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

…O’nun [Hz. İsa (a.s.)'ın] nefesinin kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal’in yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.Sünen-i Ibn-i Mace, 10/323
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) Deccal‘a nihayet Lud kapısı yanına yetişecek ve onu öldürecektir.Sünen-i Tirmizi, 4/105
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) Lud kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak, onu tartışarak yenecektir; Deccali öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz. Musa (a.s.)�a aynı şekilde Firavun’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. İbrahim (a.s.) ise Nemrud’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir sistemini yok edecek, Hz. İsa (a.s.) da, Mesih-i Deccal’in fikir sistemini ortadan kaldıracaktır. Önemli olan da, ebette ki bu şahısların yaydığı sapkın ideolojinin, toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin ortadan kalkmasıdır.

Deccali yenip fikir sistemini ortadan kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)’ın gerçek Mesih olduğunu anlayan Hıristiyan alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle Allah�n takdir ettiği doğru yola yani hak din olan İslam’a girecektir. �strong>Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur,�(Nisa Suresi, 159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra tüm dünya Allah�n hak dinine tabi olacak ve dinsizlik tamamen ortadan kalkacaktır.

Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.
-Hiçbir kimse arasında bir
düşmanlık kalmayacaktır.
-Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.
Sahih-i Müslim, 1/136
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Harp (erbabi) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakacak.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Mesih-i Deccal’in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp, sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile ırkçılık, milli egoizm yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce haline gelecek; ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm, faşizm, kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek; egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını kaybederek yok olacaktır.  Savaşların, çatışmaların sebepleri yok olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu sefer meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık harcamaları gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun yanında da insanların mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah bilir.

Hz. İsa (a.s.) Zamanında Büyük Bolluk Olacak

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Meryem oğlu (İsa) iner ve Deccal’i öldürür. Ondan sonra kırk yıl bol nimet içinde yaşarsınız.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 90

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İsa (Aleyhisselam)’ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata muhtaç fakirin kalmaması sebebiyledir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/339

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi arttırılacak, ilim ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya kurulduğundan bu yana teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar teknolojinin imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah dönemidir. Bu döneme bu yüzden “Altın Çağ” adı verilmiştir.

Hz. İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu  Seyh, Kitab-ül Fiten’de Ebu Hureyre’den tahric etti, Resulullah buyurdu: İsa bin Meryem iner, Deccal’i öldürür ve kırk (40) yıl Allah’ın kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 92
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İmam Nevevi: Hz. İsa Ümmeti Muhammed’e Peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi tatbik etmek için gelecektir,  demektedir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 68

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kadi Iyaz: “Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi, Deccal’i öldürmesi haktır ve gerçektir. Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid olan hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne de Ser-i Şerif’te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir delil yoktur. Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve Cehemiye mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara katılanlar bu konudaki hadislerin, Allah’ın 33/40- “Muhammed, … ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” mealindeki ayete, Peygamber Efendimizin “Benden sonra hiçbir peygamber yoktur” mealindeki hadisine ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir peygamberin olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi olup, hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair Müslümanların icma’ına ters düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olduğunu ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve gerekçe batıldır. Çünkü Hz. İsa (a.s.) ‘ın inmesinden maksad onun şeriatımızı yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve Peygamber olarak inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de başka hadislerde böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa (a.s.)’ın şeriatımızla hükmedecek adil bir hakim ve halkın terkettiği şeriatımızın hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih hadislerle sabittir.” demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338

Hz. İsa (a.s.) inecek ve hatem’ür rüsul Resulullah (s.a.v.) efendimizin şeriatina tabi olacaktır.
Mektubat-i Rabbani, 2/1309

Hz. İsa (a.s.) Efendimiz ahirzamanda yeryüzüne  indirildiği vakit, peygamberlikle vazifeli olarak yeni bir şeriat getirmeyecektir. Sahih hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri’nin izahında belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim ayetlerine göre hükmedecektir.

Hz. İsa (a.s.)’ın Hilyesi

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Peygamber efendimiz (sav) buyurmuştur ki:
Onu [Hz. İsa (a.s.)�] gördüğünüz zaman şu alametlerle tanıyınız:
1.Uzuna yakın orta boylu
2.Rengi kırmızı ile beyaza yakın
3.Üzerinde herd boyası ile boyanmış iki elbise vardır.
4.O derece temiz ki kendisine ıslak dokunmadığı halde başı su damlatır gibidir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 499
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: Geceleyin yürütüldüğüm zaman Musa Aleyhisselam’a kavuştum. (Peygamber onu tavsif ederek:) Bir de gördüm ki, O Senüe kabilesi erkeklerinden biri gibi kara yağız, uzun boylu, balık etli, düz saçlı bir zattır. İsa’ya da kavuştum (Peygamber onu da tavsif ederek: ) İsa, orta yapılı, sanki hamamdan çıkmış gibi al çehreliydi.
Sahih-i Müslim, 2/1053

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Yine Abdullah Ibn-i Ömer (r.a.) dan rivayet olunduguna göre Nebi (sav) demiştir ki:
Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe’de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o
esmer insanlardan en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) taranmış ve arınmıştı da bas’inin saç)ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu. (Orada bulunanlara) Bu kimdir? diye sordum. Onlar : Bu Meryem’in oğlu Mesih (İsa)’dır, dediler.
Sahih-i Buhari, 9/177

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına Defnedilecektir

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İbni Asakir Abdullah b. Selamdan: “Tevrat’ta Peygamberin sıfatı anlatılıyor ve orada İsa aleyhisselamin onunla beraber defn edileceği yazılıyor.
Buhari Tarihinde, İbni Asakir Ondan (Abdullah b. Selam) dan nakl ettiklerine göre,
İsa aleyhisselam Resulüllah ile iki Sahabisi (Ebu Bekr ve Ömer (r.a.) ‘nın yanında defn edilip kabir adedi dörde çıkacaktır.
İbni Cevzi’nin Abdullah bin Ömer (R. Anhüma)’dan merfuan nakl ettiği bir rivayette şöyle buyurulmaktadır:
“İsa aleyhisselam yeryüzüne inecek,
evlenecek çoluk çocuk sahibi olup kırk beş sene yaşıyacak, sonra ölecek, benimle ayrı kabire gömülecek, sonra ben ve İsa aynı kabirden Ebu Bekr ile Ömer (r.a.) arasından kalkacağız!”
Kıyamet Alametleri, 246/247
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa, yeryüzünde iken evlenecek ve bir çocuğu olacaktır. Ölünce, Müslümanlar onun namazını kıldıktan sonra Ravza-i Mutahhare’ye defnedeceklerdir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 65

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Muhakkak ki, Meryem oğlu, İsa yeryüzüne indiği zaman evlenecek, çocuğu olacak, yeryüzünde 45 yıl kalacaktır.
Miskatü-l Mesabih, 3/47

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde indikten ve 40 yıl kalıp yaşadıktan sonra ölür. Müslümanlar, O’nun cenaze namazını kılarak O’nu toprağa verirler. (Bu hadis, ebu Davud et Tayalisi’nin Müsned’inden rivayet edilmiştir.)
Hazreti Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde  kırk sene yaşadıktan sonra vefat edecektir. Müslümanlar O’nun cenaze namazını kılarak defnedecekler.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 498-499

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

.
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45 sene kaldıktan sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat edecektir. Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.


Risale-i Nur Külliyatında İsa Aleyhisselam

Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar Gönderilecektir:

Süfyan ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki ceryanı kuvvet bulacak.

Birisi: Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevinin silsile-i nuranisine baglanan, ehl-i  velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, o Süfyanin şahs-ı manevisi olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp dağıtacaktır.
(Mektubat, 53)


****


Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)’dan önce geleceği bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan’ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı tamire çalışacak, İslamiyetin yeniden canlandırılmasına ve dünya çapında yayılmasına gayret edecektir.

Hz.Mehdi (a.s.), Allah’ı inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan’dan kaynaklanan bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını kapatacaktır. Mehdi, Halife ünvanıyla İslam aleminin başına geçecek, Kur-an-ı Kerim’i ve iman esaslarını günün şartlarını da dikkate alarak ilmi bir şekilde insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarını güçlendirecektir.

İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe ahirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir güna hakimiyet verir. Öyle de : “Allah’ı inkar eden o cereyan efradları birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip, cebbarâne sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık olduğu malumdur.

İşte böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya çıktığı sırada), o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)’in şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyete inkilab edecektir… Ve Kur’an’a iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi, tabi; ve İslamiyet, metbu’ makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey’in vadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Sey “va’detmiş elbette yapacaktır.
(Mektubat, 53-54)

****

Mesih’i Deccal’in çok kuvvetli olduğu bir devrede, Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis, haç, domuz eti yemek v.s.) temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline dönecektir. İlahi dinler birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri onu düzeltmek ve yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi İslamiyet olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim’e uyacaklardır. Aynı durum Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi sonucunda inananlar kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek; iman edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya gönderilmiş olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) Allah’ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah elbette vaadini yerine getirecektir.

Sahih hadislerde müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de “şahs-ı manevi veya cemaat” şeklinde düşünmek veya “gelmiştir, görevini yapıp vefat etmiştir” iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok büyük zarar verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette yerine getirecektir. Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya tekrar gelmesinin kesin olduğunu bildirmektedir.

Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavi nüzulu kat’i olmakla beraber; mana-yi işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, 50)

Hz. İsa (a.s.) Mesih Deccal’i Öldürecektir:

Kat’i ve sahih rivayette var ki: “İsa Aleyhisselam büyük Deccal’i öldürür.”
Vel’ilmü indallah, bunun da iki vechi var:

Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc’cizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki:
O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.

İkinci vechi şudur ki: “Şahs-i İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcaderek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur. ” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.
(Sualar, 493)

****

Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle herkesi etkileyerek varlığını sürdüren deccal ve onun fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden gerektiğinde mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.) tarafından yok edilecektir.

Hz. İsa (a.s.) tekrar dünyaya geldigi zaman yeni bir din getirmeyecek, Islam dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu için, kendisine vahiy gelecek ve mucize gösterecektir.

Hz. İsa (a.s.)’ın idaresi altında Hıristiyanlığın hakikati ile İslamiyeti birleştiren talebeleri, bu birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i Deccal’in dinsizlik cereyanını, Allah’ı inkar fikrini etkisiz hale getirip, yok edecektir.

Hem alem-i insaniyette inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i Hz. İsa (a.s.) ‘ın din-i hakikisini İslamiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar bir İsevi cemaati namı altında ve “Müslüman İseviler” ünvanına layık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hz. İsa (a.s.)’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.
(Mektubat 413)

Hz. İsa (a.s.) Geldiğinde Başlarda Tanınmaması:

Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes O’nun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile O’nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes O’nu tanımayacaktır.
(Mektubat, 54)

Bediüzzaman hazretleri, Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya geldiğinin ilk yıllarında ancak yakın talebeleri tarafından imanın nuru ile tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu tanıyamayacağını bildiriyor.

Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.
(Sualar, 487)

Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit) imtihan sırrı olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra kendisinin farkına varacaktır. Talebeleri de imanın nuru ile O’nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan tanıyacaklardır. Herkes açıkça O’nun Hz. İsa’(a.s.) olduğuna hemen kanaat getiremeyecekdir. Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde mücadelesine başlayacaktır.

Hz. İsa (a.s.) tam anlamıyla zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu görecek ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu bileceklerdir. Fakat yine de “Acaba gerçekten İsa bu mu?” diye şüphe edenler var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle suçlanamaz, çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir. Yalnız böyle şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden, bereketinden mahrum kalabilir.

Hz. İsa (a.s.)’ın Küçük Bir Cemaati Olacak:

İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)

Hz. İsa (a.s.) küçük bir cemaat içerisinde vazifeye başlayacaktır. Daha ziyade İsrail ve İsrail’e yakın bölgelerde faaliyet gösterecektir. Okullarda ve askeri birimlerde talebeleri olacak ilk başta kendilerini gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hakim et-Tirmizi, “Nevdirü’l Usul”da şöyle nakletmiştir. Peygamberimiz (sav): Meryem oğlu İsa Ümmetim içinde havarilerinden bir takım halkı bulacaktır. Başka rivayette ise Peygamberimiz (sav) üç defa: Muhakkak ki Mesih (İsa) aleyhisselam bu ümmetten birtakım kavimlere yetişecek ki, onlar sizin gibidirler. Yahut sizden daha hayırlıdırlar. İlkinde benim sonunda Mesih (İsa)’nın bulunduğu bir ümmeti Allah asla utandırmaz, buyurmuştur.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 501
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurdu:
Yemin ediyorum ki Meryem oğlu İsa o gün yeryüzünün en hayırlı 800 erkek ile 400 kadın kişilerin yanlarına inecektir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 498

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler Mütaşabihtir:

Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine ve Deccal’i öldürmesine aid hadislerin müteşabih (benzetmelerle anlatılan) hadislerden olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani müteşabihatının çözülerek açıklanması gerektiğini izah etmektedir. Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin müteşabıhatına aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü veya hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini ifade etmektedir.

Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal’i öldürmesine ait hadis-i şahihanın ma’na-yı hakikileri anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini inkar edip, veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkarane bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki te’villerini Kur’an feyziyle göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki:

Hz. İsa (a.s.) Deccal ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as) onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o derece Deccalin heykeli Hazret-i İsa Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde cari olan adetullaha muvafık düşmüyor.
(Kastamonu Lahikası, 49)


****


Rivayette var ki: İsa Aleyhisselam Deccal’i öldürdüğü münasebetiyle “Deccal’in fevkalade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu..” gösterir.

Bunun tevili şu olmak gerektir ki:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in
mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)

Bediüzzaman Hazretleri, hadis-i şerifte İsa aleyhisselam’ın Deccal ile mücadelesinde onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre) yukarıya atladıktan sonra kılıcı ancak onun dizine yetiştirebildiği derecesinde Deccal’in İsa (a.s.)’a oranla boyunun on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması gerektiğini izah etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah’ın kudreti dahilinde olmakla beraber adetullaha aykırıdır.

Adetullah: Allah’ın kainatta koyduğu değişmez yasalar.

Ancak bu bekleniş tarzı deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve her alanda maddi bakımdan üstün ordularına kıyasla Hz. İsa (a.s.) ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna işaret ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha akılcı anlaşılır bir hale gelmiş olur.

Popularity: unranked [?]

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ”Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç görevi olduğunu”; ”Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını” söylemiştir

13 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ”Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç görevi olduğunu”; ”Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını” söylemiştir.

BUNA RAĞMEN, “MEHDİLİK İÇİN İKİ GÖREVİ YAPMANIN YETERLİ OLDUĞUNU SÖYLEYİP BEDİÜZZAMAN’I MEHDİ İLAN ETMEK” DÜRÜST BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR.

Bediüzzaman eserlerinde “Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç görevi olduğunu” ve “bu üç görevin birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi (a.s.)’yi tanıtacak en önemli alametlerden biri olduğunu” belirtmiştir. Bu görevlerin birincisi “materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulması”dır. İkincisi, “İslam dünyasının liderliğini üstlenerek İslam Birliği’nin sağlanması”, üçüncüsü ise, “Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınması”dır. Bediüzzaman kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz. Mehdi (a.s.)’nin gerçekleştirebileceğini söylemiştir:

Hem bu ÜÇ VEZAİFİ (görevi) BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. AHİR ZAMANDA, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ’NİN (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)’in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ’DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (biraraya gelebilir, toplanabilir).

(Kastamonu Lahikası, s. 139)

Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Hz. Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat HER BİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI İTİBARIYLA (nedeniyle) AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİSİ ÜNVANINI ALMAMIŞLAR.

(Emirdağ Lahikası, s. 260)

A0035 Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)nin üç görevi olduğunu; Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını söylemiştirBediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’nin “ÜÇ GÖREVİ BİRDEN” yerine getireceğini belirtmiş; ve kendisi de dahil olmak üzere, önceki müceddidlerin hiçbirinin bunların üçünü birarada gerçekleştirmediğini ifade etmiştir. Bediüzzaman, ayrıca “BU ZAMANDA” sözleriyle kendi yaşadığı dönemde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin yerine getireceği üç görevi tek bir şahsın aynı anda yerine getirmesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Ayrıca bu üç vazifenin birbirini engellememesinin de imkansız olduğunu söylemektedir. Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu ise, “PEK UZAK” ve “ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR” sözleriyle belirtmiştir. Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra gelecek Büyük Mehdi’nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini bildirmektedir.

Bediüzzaman bir başka sözünde de, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yapacağı üç önemli görevi bu şekilde birarada yerine getirmediklerini ifade etmiştir. Bu nedenle de ahir zamanın “BÜYÜK MEHDİ”si ünvanını alamadıklarını belirtmiştir.

Bediüzzaman Risale-i Nur’un da Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç görevinden birincisi olan “imanı kurtarmak” görevini yerine getirdiğini söylemiştir. Ancak bu hizmetin dar dairede yani belirli bir çerçevede yani sınırlı bir alanda kaldığını belirtmiştir. “Hz. Mehdi’nin imani çalışmaları ise, İslam ahlakının ‘tüm dünyada‘ hakim kılınmasını sağlayacaktır”:

Bazı ayat-ı kerime (ayetler) ve ehadis-i şerife (hadisler) AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ (en büyük müceddidi) mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar. Fakat O GELECEK ZATIN VE CEMİYETİNİN ÜÇ VAZİFESİNDEN en ehemmiyetlisi (önemlisi) olan ve zahiren (görünüşte) en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin (talebelerinin) şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; O GELECEK ZATA dair HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR’UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE (uydurmaya) ÇALIŞMIŞLAR ve Şeriatı ihya (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme) ve hilafeti tatbik olan ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU MÜHİM VAZİFESİNİ NAZARA ALMAMIŞLAR (göz önünde bulundurmamışlar).


(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, S. 9)


R0009 Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)nin üç görevi olduğunu; Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını söylemiştirBediüzzaman, Büyük Mehdi ünvanını taşıyacak olan HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN, İMANI KURTARMAK GÖREVİNİ, HEM DİĞER İKİ GÖREVİYLE BİRARADA HEM DE DÜNYA ÇAPINDA gerçekleştireceğini açıklamıştır. Bilindiği gibi “Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin diğer görevleri olan İslam Birliği’ni oluşturmamış, tüm dünyadaki Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış, bu vasıfla Hristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış, Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasına vesile olmamıştır.

Tüm bu bilgiler gerçekleri çok açık bir şekilde ortaya koyduğu halde, Bediüzzaman’ın bunlardan sadece bir iki tanesini ve bunları da çok sınırlı bir kesime yönelik olarak yapmış olmasının Mehdilik alameti olduğunu söylemek, dürüstlüğe uygun bir yaklaşım değildir. Bediüzzaman’ın tüm dünyaya İslam ahlakını hakim kılmadığı, tüm dünya Müslümanları arasında İslam birliğini kurmadığı, Hıristiyanların tamamının İslam’a dönmelerine vesile olmadığı çok açıktır.

BEDİÜZZAMAN “HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN HEM DİYANET, HEM SİYASET HEM DE SALTANAT ALANLARINDA MEHDİLİK YAPACAĞINI” BELİRTMİŞTİR.


Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç ayrı alanda birden Mehdilik yapacağını yani, hem “SİYASET MEHDİSİ” hem “SALTANAT MEHDİSİ” hem de “DİYANET MEHDİSİ” olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu önemli özelliğini açıkladığı sözlerinden biri şöyledir:


“Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve SİYASET ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİREDE İCRAATLARI OLDUĞU GİBİ…”


(Şualar, s. 590)

A0014 Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)nin üç görevi olduğunu; Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını söylemiştirBediüzzaman’a göre “Hz. Mehdi (a.s.), Mehdilik görevini sadece tek bir alanda gerçekleştirmeyecek, dört ayrı alanda birden büyük ve önemli faaliyetleri olacaktır”.

Ayrıca Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’nin yerine getireceği üç büyük görev hakkında geniş bilgi vermiş ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin “diyanet, siyaset, saltanat ve mücadele alanlarında Mehdilik görevini ne şekilde yerine getireceğini” de detaylı olarak anlatmıştır. Bu sözlerinde Hz. Mehdi (a.s.)’nin “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, Müslümanların manevi liderliğini üstlenerek İslam Birliği’ni sağlayacağını, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını” ayrıntılı olarak açıklamıştır.

Bediüzzaman’a Mehdilik zannıyla yaklaşan kimseler, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Bediüzzaman’ın da eserlerinde açıklamış olduğu Hz. Mehdi (a.s.)’nin ikinci ve üçüncü görevlerinin yerine getirilmemiş olması konusuna bir açıklama getirememektedirler. Bediüzzaman ömrünü İslam’a hizmete adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze alarak imani yönde çok büyük bir hizmette bulunmuştur. Ancak hayatta olduğu sırada tüm Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış, İslam Birliği’ni kurmamış, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış, Hz. İsa (a.s.) ile biraraya gelmemiş, birlikte namaz kılmamış ve İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olmasına vesile olmamıştır. Sözlerinde açıkladığı gibi, siyaset ve saltanat aleminde Mehdilik görevini üstlenmemiştir. Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş, tüm Müslüman dünyası üzerindeki zulüm ve haksızlıkların ortadan kaldırılmasına vesile olmamıştır.

BEDİÜZZAMAN, “HZ. MEHDİ’NİN BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYET SAHİBİ OLACAĞINI” BİLDİRMİŞTİR, ANCAK BEDİÜZZAMAN HAYATINI SIKINTI VE ZORLUK İÇERİSİNDE GEÇİRMİŞTİR

… O ZATIN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN) İKİNCİ VAZİFESİ, KURAN AHLAKINI İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (HAYATA GEÇİRMEKTİR). Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife GAYET BÜYÜK MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN.


(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)


A0019 Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)nin üç görevi olduğunu; Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını söylemiştirBediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’nin vazifelerinden birinin de, “KURAN AHLAKININ GEREKLERİNİ TOPLUM İÇERİSİNDE HAYATA GEÇİRMEK” olduğunu ve “BU GÖREVİN ANCAK “BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE” GERÇEKLEŞTİRİLEBİLECEĞİNİ” belirtmiştir. Bu güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Maddi güç ve hakimiyetin olması, onun diğer vazifelerini gerçekleştirmesine de vesile olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in döneminden bu yana böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır. Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir hizmet vermiştir. Ancak Bediüzzaman’ın tebliği maddi bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, maddi şartların çok zor olduğu benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük hizmetlerini çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla Bediüzzaman hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünün 30 yılını esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Tüm bunlar, Allah’ın izniyle onun dünyadaki ve ahiretteki makamını yücelten çok şerefli olaylardır. Ve bu zorluklar Bediüzzaman’ın şerefli mücadelesini daha değerli hale getirmiş ve ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir. Ancak bir yandan da, bizzat kendisinin de belirttiği gibi bu durum, Hz. Mehdi (a.s.)’nin elde edeceği “gayet büyük maddi kuvvet ve hakimiyet”in Bediüzzaman’ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bediüzzaman tüm bunların kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi’ye nasip olacağını bildirmiştir.

Popularity: unranked [?]

Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir

27 Mayıs 2010 Yazan admin
ALLAH’IN VAADİ:
Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir

Alemler üzerine seçilip, örnek kılınan elçilerin hayatları, yaşadıkları olaylar, karşılaştıkları zorluklar, giriştikleri büyük mücadeleler tüm insanlar için önemli mesajlar ve dersler içerir. Kuran’da Allah’ın, hayatıyla, mücadelesiyle, ahlakıyla insanlara örnek gösterdiği peygamberlerden biri de Hz. İsa’dır.

Hz. İsa’nın doğumu, hayatı ve Allah Katına alınması hep mucizevi şekillerde gerçekleşmiş, bu mübarek peygamberin mucizevi hayatı Kuran’da ayrıntılı olarak haber verilmiştir. Allah Kuran’da birçok peygamberin kıssalarını bizlere bildirmektedir. Ancak Hz. İsa çeşitli yönleriyle diğer peygamberlerden farklı bir konuma sahiptir. Allah’ın üstün ilimlerle desteklediği bu değerli kulu, daha beşikteyken konuşmuş, dünyada kaldığı süre içerisinde çevresindeki insanlara büyük mucizeler göstermiştir. Onun bu özel durumunun diğer bir delili de, Allah Katına alınışı ve tekrar dünyaya gönderileceğine dair Kuran’da önemli işaretlerin olmasıdır.

Kuran’da inkar edenlerin Hz. İsa’yı öldürmek amacıyla bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa’nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz Yahudi din adamları (kahinler), Allah’ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan söz konusu kahinler, Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa’yı Romalı yöneticilere karşı faaliyet yürüten bir kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler. Bu tuzağın sonu ise Kuran’da şöyle bildirilmiştir.

Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Ayette de bildirildiği gibi, Hz. İsa’yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa’yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa’yı Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Romalıların Hz. İsa’yı çarmıha gererek öldürdükleri zannı oldukça yaygındır. Bu zanna göre, Hz. İsa’yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Tarihte bazı Hıristiyan mezhepleri (örneğin Docetism) bunu reddetmişse de, günümüzde Hıristiyan aleminin tamamı olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını görürüz:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)

Aynı ayetin devamında Hz. İsa’nın ölümü için şu şekilde bildirilmektedir:

Hayır; Allah onu Kendine yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)

Ayette bildirilen gerçek açıktır. Bazı Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa’yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır. Ayette geçen “…Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.

Allah insanlara Hz. İsa’nın bir benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmiştir.

Hz. İsa’nın çarmıha gerilmiş olması konusunda ilk çağlarda çeşitli ayrı düşünceler ortaya çıkmıştır. Sonraki yüzyıllarda, Konsül kararlarıyla, Hıristiyanlığın iman kaideleri belirlenene kadar bu fikir ayrılıkları devam etmiş ve Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediğini iddia eden akımlar sapkın ilan edilmişlerdir.

Kuran’da Hz. İsa’nın Allah Katına Yükselişi

Peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı kıssalarda geçen kelimelerle, Hz. İsa’nın Allah Katına alınışının anlatıldığı ayetlerin incelenmesi, Hz. İsa’nın durumuyla ilgili önemli bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır: Hz. İsa diğer peygamberler gibi vefat etmemiş ya da inkar edenler tarafından öldürülmemiş, Rabbimiz onu Kendi Katına yükseltmiştir. Bu bölümde Hz. İsa’nın ve diğer peygamberlerin ölümlerini ifade eden kelimelerin Arapça karşılıklarını ve Kuran ayetlerinde ne şekilde kullanıldıklarını inceleyeceğiz.

Kuran’da peygamberlerin ölmesi veya öldürülmesiyle ilgili olarak kullanılan kelimeler ileride daha detaylı göreceğimiz gibi “katele (öldürmek), mate (ölmek), haleke (helak olmak), salebe (asmak)” ya da birkaç özel kelimedir. Oysa Hz. İsa için, Kuran’da çok açık bir şekilde, “Onu öldürmediler (ma katelehu) ve asmadılar (ma salebuhu)” ifadesi kullanılarak hiçbir öldürme şekliyle öldürülmediği bildirilmiştir. Allah ayetlerde insanlara Hz. İsa’nın bir benzerinin gösterildiğini ve onun Kendi Katına yükseltildiğini bildirmektedir. Bu gerçek Al-i İmran Suresi’nde şu şekilde haber verilir:

Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim…” (Al-i İmran Suresi, 55)

Kuran’da ölüm anlamı içeren kelimelerin ve Al-i İmran Suresi’nde geçen “vefat ettirme” kelimesinin kullanım şekilleri şöyledir:

1
Teveffa: Vefat Ettirme

Ayette geçen “vefat” kelimesinin karşılığı Türkçe’de kullanılan ölme anlamından farklı anlamlara gelmektedir. Ayetlerin Arapça karşılıklarının incelenmesi, Hz. İsa’nın bildiğimiz manada ölmediğini açıkça ortaya koyar. Maide Suresi’nin 117. ayetinde ölüm olayı şu şekilde aktarılır:

“Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Beni vefat ettirdiğinde (teveffeyteni), üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen herşeyin üzerine şahid olansın.”

Bu ayetlerde geçen ve Türkçe meallerde öldürme ya da vefat ettirme olarak çevrilen kelime Arapça’da “teveffa” kökünden türemiştir ve bu kelime ölüm manasına değil, “canın alınması” manasına gelmektedir. İnsanın canının alınmasının ise her zaman ölüm anlamına gelmediğini Allah Kuran’da bizlere bildirmektedir. Örneğin “teveffa” kelimesinin geçtiği bir ayette insanın ölümünden değil, uykudaki halinden bahsedilmektedir:

Sizi geceleyin vefat ettiren (teveffakum) ve gündüzün “güç yetirip etkilemekte olduklarınızı” bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O’dur… (Enam Suresi, 60)

Bu ayette “vefat ettirme” olarak tercüme edilen kelime ile, Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetinde geçen kelime aynıdır, yani her iki ayette de “teveffa” kelimesi geçmektedir. İnsanın, gece içinde bulunduğu durum ölüm olmadığına göre yukarıdaki ayette geçen “teveffakum” kelimesinin ölümü kastetmediği, doğru tercümenin “geceleyin canlarınızı alan” şeklinde olması gerektiği açıktır. Aşağıdaki ayette ise aynı kelime şu şekilde geçmektedir:

Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir… (Zümer Suresi, 42)

Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah uyuyan insanın canını almaktadır, ama hakkında ölüm kararı verilmemiş olanı eceli gelinceye kadar tekrar salıvermektedir. Bu haliyle insan bildiğimiz manada ölmüş olmaz. Yalnızca geçici bir süre için ruhu bedeninden ayrılmış farklı bir boyuta girmiş olur. Allah uyanacağı zaman insanın ruhunu bedenine iade eder. Prof. Dr. Süleyman Ateş de tefsirinde “teveffa” kelimesini şu şekilde açıklamıştır:

Teveffinin, uyku manasında kullanıldığını söyleyenlere göre -ki çoğunluk bu görüştedir- ayetin takdiri “Seni uyutacağım” şeklindedir. Sonuç olarak Hz. İsa’nın uykudakine benzer bir duruma sokularak Allah Katına yükseltildiğini, olayın bildiğimiz ölüm olmadığını, sadece bu boyuttan bir ayrılış olduğunu söyleyebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir.) 4
2
Katele: Öldürmek

Kuran’da ölüm konusu anlatılırken genelde kullanılan kelime Arapça’da “öldürmek” anlamına gelen “katele” kelimesidir. Mümin Suresi’nde “katele” kelimesi şu şekilde kullanılmaktadır:

Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim (aktul) de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın”… (Mümin Suresi, 26)

Ayette geçen “Musa’yı öldüreyim” ifadesinin Arapçası “aktul Musa” şeklindedir. Bu kelime katele fiilinden türemiştir. Bir diğer ayette ise aynı kelime şu şekilde kullanılmaktadır:

… Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi (yaktulune)… (Bakara Suresi, 61)

Ayette geçen “öldürmelerindendi” kelimesinin Arapçası “yaktulune” şeklindedir ve yine aynı şekilde katele kelimesinden türemiştir. Ve tercümede de açıkça ifade edildiği gibi “öldürmek” anlamına gelmektedir.

Aşağıda peygamberlerin ölümünü açıklayan bazı ayetlerde “katele” fiilinin ne şekilde kullanıldığı belirtilmektedir. Parantez içinde anlamları bildirilen tüm kelimelerin fiil kökleri KATELE’dir:

… Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini (katlehum) yazacağız… (Al-i İmran Suresi, 181)

… De ki: “Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” (taktulune) (Bakara Suresi, 91)

Allah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler (yaktulune) ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; (yaktulune)… (Al-i İmran Suresi, 21)

“Öldürün (uktulu) Yusuf’u veya onu bir yere atıp-bırakın…” (Yusuf Suresi, 9)

…”Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek (li yaktulu) konusunda aralarında görüşmektedirler…” (Kasas Suresi, 20)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün (uktuluhu) ya da yakın” demek oldu… (Ankebut Suresi, 24)
3
Haleke: Ölmek

Kuran’da öldürme fiili için kullanılan bir diğer kelime ise “haleke” fiilidir. Haleke kelimesi ayetlerde “helak olmak, ölmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Örneğin Mümin Suresi’nin 34. ayetinde şu şekilde geçmektedir:

… Sonunda o, vefat edince, (haleke) demiştiniz ki; “Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez… (Mümin Suresi, 34)

Ayette, Türkçeye “vefat edince” olarak çevrilen ifadenin Arapçası “iza heleke” şeklindedir ve bu kelimenin anlamı da ölmektir.
4
El Mevte: Ölüm

Kuran’da peygamberlerin ölümüyle ilgili olarak kullanılan bir diğer kelime ise “el mevte” kelimesidir. Mate kelimesi ayetlerde “ölmek” anlamında kullanılmaktadır. Bunlardan biri Sebe Suresi’nde Hz. Süleyman ile ilgili olarak bildirilmektedir:

Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne (el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü (mevtihi), onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi… (Sebe Suresi, 14)

Aynı kökenden gelen bir diğer kullanım ise Hz. Yahya’ya yönelik olarak kullanılmaktadır:

Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 15)

Bu ayette “öleceği” şeklinde çevrilen kelimenin Arapçası “yemutu” kelimesidir. Aynı kelime Hz. Yakub’un ölümü ile ilgili ayetlerde de geçmektedir. Bakara Suresi’nde şu şekilde kullanılır:

Yoksa siz, Yakub’un ölüm anında (el mevte) orada şahidler miydiniz?.. (Bakara Suresi, 133)

Bu ayette geçen “el mevte” kelimesi de yine aynı kökten gelmekte ve ölüm anlamı taşımaktadır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile ilgili bir ayette ise “katele” ve “mate” fiilleri aynı anda kullanılmaktadır:

Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse (mate) ya da öldürülürse, (kutile) siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?… (Al-i İmran Suresi, 144)

Mate (ölmek) kökünden gelen mevt kelimesi, yine peygamber ölümlerinin anlatıldığı başka ayetlerde de geçmektedir:

… Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de (mittu), hafızalardan silinip unutuluverseydim.” (Meryem Suresi, 23)

Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü (el hulde) vermedik; şimdi sen ölürsen (mitte) onlar ölümsüz mü kalacaklar? (Enbiya Suresi, 34)

“Beni öldürecek (yumituni), sonra diriltecek olan da O’dur.” (Şuara Suresi, 81)
5
Halid: Ölümsüz

Ayetlerde yer alıp, doğrudan ölmek ya da öldürmek fiilini değil, ancak ölümsüzlüğü ifade eden bir başka kelime ise “halid” kelimesidir. Halid kelimesinin anlamı kalıcı olmak, bekası devam etmek şeklindedir. Enbiya Suresi’nde “halid” kelimesi şu şekilde kullanılmıştır:

Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz (halidiyne) değillerdi. (Enbiya Suresi, 8)

6
Salebe: Asmak

Kuran’da peygamberlerin ölümleri anlatılırken kullanılan kelimelerden biri de salebe (asmak) fiilidir. Salebe fiili “asmak, çarmıha germek ve idam etmek” gibi anlamlara gelmektedir. Bu fiil bazı ayetlerde şu şekilde kullanılmaktadır:

… Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar (ma salebu) … (Nisa Suresi, 157)

… Biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak (yuslebi)… (Yusuf Suresi, 41)

… Ancak öldürülmeleri asılmaları (yusallebu)… (Maide Suresi, 33)

Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim. (usallibennekum) (Araf Suresi, 124)

Ayetlerde de görüldüğü gibi Hz. İsa’nın vefatıyla diğer peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı ayetler birbirinden çok farklı kelimelerle ifade edilmektedir. Allah Kuran ayetlerinde Hz. İsa’nın öldürülmediğini, asılmadığını, insanlara onun bir benzerinin gösterildiğini, onu vefat ettirdiğini (yani uykudaki gibi canını aldığını) ve Kendi Katına yükselttiğini bildirmiştir. Hz. İsa için “canını almak” anlamına gelen “teveffa” fiili kullanılırken, diğer peygamberler için normal ölümü ifade eden “katele” ya da “mevt” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu bilgiler ise bize Hz. İsa’nın durumunun olağanüstülüğünü bir kez daha göstermektedir.

ayrac Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir

Popularity: unranked [?]

HAZRETİ İSA’NIN HAYATI

27 Mayıs 2010 Yazan admin

HAZRETİ İSA’NIN HAYATI

12 HAZRETİ İSANIN HAYATI

Hz. İsa’nın Doğumu

Allah, Kuran’da Hz. İsa’nın doğumundan ölümüne kadar her konuda, diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çekmiştir. Herşeyden önce Hz. İsa, bilinen sebeplerin dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız olarak dünyaya gelmiştir. Allah, o doğmadan önce, birçok özelliğini ve onu insanlar için bir Mesih olarak gönderdiğini melekleri aracılığıyla annesi Hz. Meryem’e bildirmiştir. Hz. İsa’nın bu seçkin özelliklerinden biri, “Allah’ın kelimesi” olarak sıfatlandırılmış olmasıdır:

… Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘ol’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur… (Nisa Suresi, 171)

Hani Melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendi’nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır… (Al-i İmran Suresi, 45)

Kuran’da “Allah’ın kelimesi” ifadesi yalnızca Hz. İsa için kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa henüz dünyaya gelmeden onun ismini bildirmiştir. Allah Kendi’nden bir kelime olarak Hz. İsa’ya “İsa Mesih” ismini vermiştir. Bu, Hz. İsa’nın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla yaratıldığının ifadelerinden biridir.

Allah, hamileliği ve Hz. İsa’nın doğumu aşamasında Hz. Meryem’i her açıdan en güzel şekilde desteklemiş, ona yol göstermiştir. Allah kavminden uzakta, tek başına gerçekleşen bu hayati olayda, hiçbir tecrübesi olmayan ve bir yardımcısı da bulunmayan Hz. Meryem için ortamı uygun kılmış ve doğum sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiştir. Hz. Meryem Allah’ın yardımıyla bu zor işi tek başına gerçekleştirebilmiştir. Allah Hz. Meryem’e olan bu nimetini Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem Suresi, 23-26)

Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah vahyi ile Hz. Meryem’e yardımını iletmiş, hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. İhtiyaç duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek ona yardım etmiş ve doğumun en iyi şekilde gerçekleşmesini sağlamıştır. Allah’ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması doğum olayında tüm açıklığıyla görülmektedir. (Detaylı bilgi için Bkz. Örnek Müslüman Kadın: Hazreti Meryem, Harun Yahya, Mart 2003, Araştırma Yayıncılık)

beytullahim HAZRETİ İSANIN HAYATI
İncil’de Hz. İsa’nın Beytüllahim’de doğduğu bildirilir. Bu nedenle de Hıristiyanlar bu şehri kutsal kabul ederler.

Hz. Meryem, daha önce çekilmiş olduğu ıssız bölgeden Hz. İsa ile birlikte kavminin yanına geldiğinde, onlar, sadece zan ve tahmin üzerine Hz. Meryem’e karşı birtakım çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Oysa iftiralarda bulunan bu kavmin bireyleri, Hz. Meryem’i tanıyor, hem onun, hem de İmran ailesinin ne kadar Allah’a bağlı, dindar ve iffetlerine düşkün insanlar olduklarını çok iyi biliyorlardı. Gerçekte Hz. İsa’nın dünyaya geliş şekli, Allah’ın Hz. Meryem’in kavmine gösterdiği büyük bir mucize, Allah’ın varlığına ilişkin önemli bir delildir. Ancak Hz. Meryem’in etrafındakiler bu durumu anlayamamış, onun hakkında gerçek dışı bazı ithamlarda bulunarak ona çirkin bir iftira atmaya çalışmışlardır:

Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi. (Meryem Suresi, 27-28)

Hz. Meryem ise gerçekte bu çirkin suçlama ve iftiralar ile deneniyordu. Allah’a son derece bağlı ve iffetine düşkün bir insana bu yönde bir iftira atılması, Allah’ın onun için yarattığı bir imtihandır. Bu durum karşısında Hz. Meryem hemen Allah’a sığınmış ve onların bu iftiralarına karşı Allah’ın kendisine yardım edeceğini bilerek tevekkül etmiştir. O yardımı ve desteği yalnızca Allah’tan beklemiş ve her defasında da Allah’ın geniş fazlı ve rahmetiyle karşılık görmüştür.

Allah zor durumda olan bu seçkin kuluna yine bir mucizeyle yardım etmiş ve kavmi kendisi ile konuşmak istediğinde susmasını ve suçlamalarda bulunanlara Hz. İsa’yı işaret etmesini bildirmiştir. Allah’ın Hz.Meryem’e bildirdiği bu emri Kuran’da şu şekilde bildirilir:

Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” (Meryem Suresi, 26)

Allah, Hz. Meryem’e Hz. İsa’nın doğumunu müjdelediği zaman, onun henüz beşikteki bir bebekken konuşacağını da haber vermişti. İşte o mucize, bu zor anında Hz. Meryem’e Rabbimiz’den çok büyük bir destek olmuştur:

Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir. (Al-i İmran Suresi, 46)

Allah Hz. Meryem’in yapacağı açıklamayı mucizevi bir şekilde Hz. İsa’ya yaptırmıştır. Böylece, hem Hz. Meryem’i atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa’nın elçiliğini İsrailoğullarına müjdelemiştir:

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?” (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” (Meryem Suresi, 29-33)

Hz. İsa Allah’ın kulu olduğunu, kendisine kitap verildiğini ve yetişkin olunca insanlara tebliğ yapmakla görevli bir peygamber olduğunu, Allah için namaz kılıp zekat vermesi gerektiğini, annesi Hz. Meryem’e saygılı olup sözünü dinlemesi gerektiğini, öleceğini ve kıyamet günü diriltileceğini de bilmektedir.

Bu durum İsrailoğullarına olağanüstü bir gerçekle karşı karşıya olduklarını; bekledikleri Mesih’in dünyaya geldiğini kanıtlamıştır. Allah şu şekilde bildirmektedir:

Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)

Ayetlerde İsrailoğullarına bir haber daha verilmektedir: kendilerine gösterilen tüm mucizevi olaylara rağmen, Hz. Meryem’e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap. (Nisa Suresi, 156-157)
Hz. İsa’nın Hayatı

Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış, Allah’ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı bir elçisidir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın I. Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka İncili’nde ise İmparator Augustus döneminde (MS 6), Yahudiye’deki nüfus sayımı sırasında doğduğu bildirilir. Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir. Ancak çeşitli kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz. İsa’nın MÖ 7-6 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedirler.

incil HAZRETİ İSANIN HAYATI
Şimdiye kadar bulunmuş en eski İncil parçası (MS 125)

Allah’ın üstün özelliklerle lütufta bulunduğu, sonsuz cennet yurduyla müjdelediği bu değerli elçisinin getirmiş olduğu hak din bugün ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte dejenerasyona uğramış ve aslından saptırılmıştır. Allah’ın Hz. İsa’ya vahyettiği İncil de aynı şekilde ismen mevcuttur, ancak aslı ortada yoktur. Hıristiyan kaynakları çeşitli bozulmalara uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İsa ile ilgili gerçek bilgileri bu kaynaklardan temin etmemiz mümkün değildir. Hz. İsa hakkında doğruluğu kesin bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak, Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran’dır. Kuran’da, Hz. İsa’nın doğumu, hayatı, bu süre içinde karşılaştığı olaylardan örnekler, çevresindeki insanların durumu ve daha birçok konudan bahsedilmiştir. Hz. İsa’nın Yahudilere nasıl tebliğ yaptığı da birçok örnekle haber verilmiştir. Al-i İmran Suresi’nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’dir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.” (Al-i İmran Suresi, 50-51)

Hz. İsa’nın bu davetine çoğu Yahudi icabet etmemiş, ancak az sayıdaki havari ona uymuştur. Kuran’da bu samimi inananların varlığı şöyle bildirilmektedir:

Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahitlerle beraber yaz.” (Al-i İmran Suresi, 52-53)

Yeni Ahit’e göre Hz. İsa, yanında bu 12 öğrencisi olduğu halde Filistin’in dört bir tarafını dolaşmıştır. İnsanları Allah’a iman etmeye davet etmek için yaptığı bu yolculukları sırasında Allah’ın dilemesiyle çeşitli mucizeler gerçekleştirmiştir. Hasta ve sakat insanları, alaca hastalığına tutulanları iyileştirmiş, doğuştan kör olanların gözlerini açmış ve ölüleri diriltmiştir. Bu mucizeler Kuran ayetlerinde şu şekilde haber verilmektedir:

…”Gerçek şu, ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.” (Maide Suresi, 110)

Duccio iyilestirme HAZRETİ İSANIN HAYATI
Ünlü İtalyan ressam DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın körleri iyileştirmesini tasvir ettiği, “The Healing of the Blind Man” isimli duvar resmi

Hz. İsa büyük mucizeler göstermiş, insanlar onun gösterdiği bu mucizelerden çok etkilenmişlerdir. Ancak Hz. İsa daima, bu mucizelerin Allah’ın izniyle gerçekleştiğini belirtmiş, İncil açıklamalarında ise iyileştirdiği insanlara sık sık “imanın seni kurtardı” demiştir. Nitekim halk da, Matta İncili’ne göre, Hz. İsa’nın mucizeleri karşısında Allah’ı yüceltmişlerdir:

İsa o bölgeden ayrılıp Galile gölünün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta vardı. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Tanrı’sını yüceltti. (Matta, 15: 29-31)

Artan engellere rağmen, özellikle de, baskı ve zulüm altında yaşayan halkın arasında, Hz. İsa’ya inananların sayısı artmaya başlamıştır. Bu dönemde Hz. İsa ve havarileri bütün çevre kasabaları ve şehirleri dolaşmışlardır. Bu arada rahipler ve yazıcılar, yıllardır sürdürdükleri geleneklerinin batıl yönlerini kendilerine anlatan, kurdukları düzendeki sapmaları hatırlatan, kendilerini sadece Allah’a iman edip, Allah için yaşamaya çağıran Hz. İsa’ya karşı tuzaklar hazırlamaya başlamışlardır. (Luka, 22: 1-2; Yuhanna, 11: 48).

Kuran’da Hz. İsa’nın Allah Katına alındığı ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Hz. İsa, bütün peygamberlerin yaptığı gibi, kavmini, Allah’a iman etmeye, gönülden teslim olup Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden sakınmaya, salih amellerde bulunmaya davet etmiştir. Onlara dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarıyla hesaba çekileceğini bildirmiştir. İnsanları yalnızca Allah’a ibadet etmeye ve sadece Allah’tan korkup sakınmaya çağırmıştır. İncil’de de bu konularla ilgili çok sayıda öğüde ve mesel adı verilen eğitici hikayelere rastlamak mümkündür. Hz. İsa, İncil’de yer alan ifadeyle, “imanı kıt olanlar”a karşı öğütler vermekte, insanlara “Allah’ın Egemenliği”nin yakın olduğunu müjdelemekte ve onları Allah’tan bağışlanma dilemeye davet etmektedir. Bu hakimiyet, Yahudilerin Mesih’in gelişiyle birlikte kurulacağını umdukları ve İsrailoğullarının imanına ve kurtuluşuna vesile olmasını bekledikleri hakimiyettir.

Hz. İsa, Hz. Musa Şeriatı’na; yani gerçek Tevrat’ın hükümlerine bağlı kalmış ve Yahudileri de, bu hükümlerden uzaklaştıkları ya da bu hükümleri samimiyetsiz bir biçimde, gösteriş amacıyla uyguladıkları için uyarmıştır. Yeni Ahit’e göre, kendisine karşı çıkan Yahudilere “Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz, çünkü o benim hakkımda yazmıştır” (Yuhanna, 5: 46) demiştir. Hz. İsa insanları Tevrat’a dönmeye davet etmiştir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın “Kutsal Yasa”ya yani Hz. Musa’nın Şeriatı’na uyulması için verdiği bir emir şöyle aktarılır:

… Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim… (Matta, 5: 17)

Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. (Matta, 5: 19)

Kuran’da da Hz. İsa için şu şekilde haber verilmektedir:

Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. (Al-i İmran Suresi, 50)
Hz. İsa’nın Mücadelesi

Hz. İsa’nın geldiği dönemde, Yahudi toplumunun içinde dini farklı şekillerde yorumlayan birçok mezhep bulunmaktaydı. Allah’ın Hz. Musa’ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış, batıl gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti. Bunlara ek olarak, putperest Helen kültürü de insanlar arasında yaygınlaştırılmakta ve özendirilmekteydi. Bu kültürün etkisi altındaki bazı Yahudi mezhepleri ise sahip oldukları tevhid inancının yerine, bu sapkın anlayışın sembollerini, heykellerini koymaya başlamışlardı.

Karmaşa içindeki topluma hidayet önderi olarak gönderilen Hz. İsa aralarında bulunduğu süre boyunca çok çeşitli topluluklarla mücadele etmiştir. Kuran ayetlerinden Hz. İsa’nın dinleri konusunda ihtilafa düşenlere yol gösterdiği anlaşılmaktadır. İncil’de yer alan bazı tariflerden de, Hz. İsa’nın öncelikle sahte din adamlarını, Allah’a eş koşan müşrik grupları, dindar gözükerek halkı kandıranları yaptıklarından vazgeçmeye, samimiyetle Allah’a iman etmeye davet ettiği anlaşılmaktadır. İncil’de sık sık adı geçen iki grup Ferisiler ve Saddukiler bu açıdan önemlidir. Çeşitli konularda derin anlaşmazlıklar içinde bulunan bu iki grubun bir kısım mensuplarının ortak özellikleri ise, Allah’ın Hz. İsa aracılığıyla insanlara gönderdiği vahiyden şiddetle rahatsız olmalarıdır. Çünkü, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği hak dine göre hem maddeci bir dünya görüşüne sahip olan Saddukiler, hem de samimiyetini kaybederek, şekle ve hurafeye yönelen Ferisiler yanlış yoldaydı. Bu gruplar, içinde bulundukları durumu anladıklarında hemen Hz. İsa’ya karşı cephe almışlardır. Allah Kuran’da şu şekilde bildirmektedir:

İsa açık belgelerle gelince, dedi ki “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin. (Zuhruf Suresi, 63)

Duccio teblig HAZRETİ İSANIN HAYATI
DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın havarilerine tebliğini anlatan bir resmi

Hem Ferisiler hem de Saddukiler kurulu düzenden menfaat sağlıyorlardı. Bu sebeple de Hz. İsa’ya itaat etmiyorlardı. Yahudi toplumu üzerinde büyük bir otoriteye sahiptiler. Din adamı olarak herkesten büyük bir saygı görüyorlardı. Oluşturdukları sahte din, onlara statü ve hatta para kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi yönetmekte olan Roma Valisi ile de sıkı bir işbirliğine girmişlerdi. Özellikle de Saddukiler Roma ile İsrail halkı arasındaki gerilimi azaltmakta, buna karşılık Roma’nın kendilerine sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmaktaydılar. Bu şartlar gözönünde bulundurulduğunda, Hz. İsa’nın tebliğinin neden bu din adamlarını rahatsız ettiğini anlamak çok kolaydır. Çünkü Hz. İsa, tüm peygamberler gibi, bozuk olan, her türlü ahlaksızlığı meşru gören “kurulu düzen”i hedef almıştı. İnsanlardan yaptıkları tüm adaletsizlikleri, haksızlıkları, ahlaksızlıkları ve putperest dinlerini terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını istiyordu. Hz. İsa insanlara Allah korkusunu, Allah’ı sevmeyi, Allah’a teslim olmayı öğütlüyordu. Batıl kurallardan, bağnaz uygulamalardan uzaklaşmalarını, sadece Allah’a ibadet edip yaptıkları her işte Allah’a yönelmelerini söylüyordu. Gösterdiği mucizeler onun, Allah’ın alemler üzerine seçip beğendiği, ilim ve kuvvet olarak desteklediği, çok kıymetli bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir hayranlık uyandırıyordu.

Yeni Ahit’e göre, Hz. İsa, tebliğ yaparken bir yandan da şiddetli zulüm gören halka kurtuluşun yaklaştığını, yakında Allah’ın Egemenliği’nin kurulacağını söyleyerek onların içindeki inancı canlandırmıştır. Bu arada Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiği haberi de halkta yaygınlaşmış ve onun beklenen Mesih olduğu inancı dalga dalga yayılmıştır. (Matta, 9: 28-35) İşte tüm bunlar kurulu düzenden menfaat sağlayan bağnaz din adamlarını ve Roma’nın getirdiği putperest kültürü kabul edenleri rahatsız etmiştir.

Yeni Ahit’e göre, bu çevreler, Hz. İsa’nın tebliğini etkisiz kılmak için her fırsatı değerlendirmiş, ama her seferinde yenilgiye uğramışlardır. Hz. İsa’nın, onların iddialarını tamamen çürüten cevaplar vermesi ve hikmetli açıklamalarda bulunması din adamlarını oldukça rahatsız etmiştir. Zaten onları tuzak kurmaya iten nedenlerden biri de, Hz. İsa’nın kendileri hakkında anlattıkları olmuştur. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, halkın önünde onların sahtekarlıklarını şu şekilde açıklamıştır:

Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır. (Luka, 20: 46-47)

Bazı Yahudi rahipleri Tevrat hükümlerini değiştirmişler, kendi menfaatlerine uygun yeni hükümler eklemişlerdi. Hz. İsa Yahudi kavmine verdiği öğütlerle bu sahte hükümleri ortadan kaldırıyordu. Hz. İsa’nın temizlemeye çalıştığı şey, Hz. Musa’nın getirdiği yasaların üstünü örtmüş olan batıl gelenekler, hurafeler, insanların oluşturdukları yasaklardı. Markos İncili’ne göre, Ferisilerle konuşurken onları özellikle bu açıdan uyarmıştır:

İsa onlara (Ferisilere ve din adamlarına) şöyle cevap verdi:… Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz… Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız geleneklerle Tanrı’nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.” (Markos, 7: 6-13)

Ferisiler, kazançlarının onda birini Allah’a adamaları gerektiğine inanır ve bu kurala da uyarlardı. Ancak bunu bir ibadetten çok bir gelenek şekline getirmişlerdi. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, onları şöyle uyarmıştır:

“Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedef otunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.” (Luka, 11: 42-44)

… “Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!” dedi. “İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için bir tek parmağınızı kıpırdatmazsınız. (Luka, 11: 46)

Vay halinize!.. Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.” (Luka, 11: 52)

Bu tür uyarılar ve yaptıkları ahlaksızlıkların birer birer ortaya çıkarılması din adamlarının Hz. İsa’ya olan düşmanlıklarını daha da artırmıştır. Nitekim Luka’ya göre, Hz. İsa’nın üstteki sözlerinden sonra sözde din bilginleriyle Ferisiler onu tuzağa düşürmek için fırsat kollamaya başlamışlardır. (Luka, 11: 53-54)

Hz. İsa, Kuran’da belirtildiği gibi İsrailoğullarını Allah’a gönülden iman etmeye ve Hz. Musa’nın getirdiği şeriata geri dönmeye davet etmiştir. Hz. İsa’nın Yahudiler hakkında Tevrat’ın İşaya kitabından alıntı yapılarak söylediği aşağıdaki sözler de, Allah’ın Kuran’da inkar edenler için bildirdiği “… Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler…” (Araf Suresi, 179) ayeti ile büyük bir benzerlik gösterir:

“Çok dinleyeceksiniz ama birşey anlamayacaksınız. Çok göreceksiniz ama bir şey kavramayacaksınız. Çünkü bu halkın yüreği yağ bağladı, kulakları duymaz oldu. Gözlerini yumdular. Gözleriyle görmesinler, Kulaklarıyla duymasınlar, Yürekleriyle anlamasınlar diye. Dönmesinler de ben kendilerini iyileştirmeyeyim diye.” (Matta, 13: 14-15)

Peygamberler, Allah’ın kendilerine verdiği sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları hidayet yoluna davet etmek için ellerindeki imkanları ve tüm güçlerini sonuna kadar kullanmışlardır. Hz. İsa da kendisine kurulan tüm tuzaklar, atılan iftiralar ve düzenlenen saldırılar karşısında çok üstün bir sabır göstermiş, Allah’a tevekkül edip tebliğine devam etmiştir. O, yanında az sayıda yardımcısı olmasına rağmen hep galip gelen taraf olmuştur. Bu tebliğ sırasında dini aslına döndürmek, hurafelerden ve batıl uygulamalardan temizlemek için pek çok yönteme başvurmuştur. Rabbimiz’in kendisine bahşettiği üstün kavrayış ve hikmet sayesinde İsrailoğullarına karşı son derece etkileyici konuşmalar yapmış, hikmetli örnekler vermiştir.

Sonuç olarak Hz. İsa insanları sadece Allah’a imana davet etmiş, din ahlakının hakim olacağını müjdelemiş, batıl inançlarla, hurafelerle ve putperestlerle mücadele etmiş, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu örneklerle açıklamış, kavmin bozuk ahlak anlayışını düzeltmek için büyük bir gayret göstermiş, üstün ahlakıyla da çevresindeki insanlara en güzel örnek olmuştur. Ancak tüm bu faaliyetler, düşmanlarının daha katı davranmalarına, onu öldürmek için büyük bir tuzak kurmalarına yol açmıştır.
Hz. İsa’nın Mucizeleri ve Tebliği

Doğumundan Allah’ın Katına alınışına kadar bütün hayatı mucizelerle dolu olan Hz. İsa’nın yaşadığı ve Allah’ın izniyle gerçekleştirdiği mucizeler, Kuran’da şu şekilde haber verilmektedir:

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim…” (Maide Suresi, 110)

İsrailoğullarına elçi kılacak. (O İsrailoğullarına şöyle diyecek:) “Gerçek şu ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur içine üfürürüm o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)

Hz. İsa’nın ayetlerde bildirilen mucizeleri; babasız olarak doğması, beşikte iken konuşması, Allah’ın kutsal kitaplarını, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı bilmesi, çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması, doğuştan kör olanı, alaca hastalığını iyileştirmesi, ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i “Ahmet” ismiyle haber vermesi sayılabilir.

Hz. İsa’nın gösterdiği tüm bu mucizelere ve Allah’ın vahyiyle yaptığı tebliğe rağmen kavmin büyük bir bölümü inkarlarını sürdürmüştür. Kuran’da örnekleri verilmiş diğer kavimler gibi, o dönemin inkarcıları da Hz. İsa’nın yaptıklarının büyüden başka bir şey olmadığını söyleyerek, onu büyücülükle itham etmişlerdir:

Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler. (Saff Suresi, 6)

Yine Kuran’da bildirildiği gibi Hz. İsa Yahudiliği ortadan kaldırmak için değil, bu şeriatın aslında doğru olduğunu vurgulamak ve içine eklenmiş olan hurafeleri temizleyerek, dini aslına döndürmek için gönderilmiştir. Ayrıca Allah onu, çeşitli Yahudi tarikatları arasındaki tartışmaları açıklığa kavuşturmakla da görevlendirilmiştir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

(Hz. İsa:)”Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin.” (Al-i İmran Suresi, 50)

İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.” (Zuhruf Suresi, 63)

Hz. İsa Tevrat’taki imani konuları doğrulamış, fakat Allah’ın insanlara bir yol gösterici ve öğüt olarak gönderdiği yeni kitabını; İncil’i getirmiştir:

Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)

Hz. İsa’nın çağrısına cevap verenlerin sayısı başlangıçta çok az olmuştur. Çünkü bu çağrı, hem geçimlerini yıllardır hakim kıldıkları hurafe ve gelenekten sağlayan rahip sınıfının, hem de Allah’ın hakimiyetini kabul etmeyen yönetici sınıfın ayrıcalıklarını ortadan kaldırıyordu. Onların uyguladıkları baskı ve tehdit, halkın korkmasına ve Hz. İsa’dan uzaklaşmalarına yol açıyordu. Hz. İsa’nın yaptığı tebliğ yaygınlaşmaya, onu takip edenlerin sayısı artmaya başladığında, bu grupların hazırladıkları sinsi tuzaklar ve Hz. İsa’yı engellemek için yaptıkları planlar da artmıştır. Bu gibi tuzaklarla tarih boyunca tüm peygamberler karşılaşmışlardır. Kuran’da müşriklerin elçilere karşı gösterdikleri bu insanlık dışı tutum şöyle belirtilmiştir:

… Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldüreceksiniz, öyle mi? (Bakara Suresi, 87)

Toplum içinde Hz. İsa’yı dinleyip inananlar ile inkar edenler ayrılmaya başlamış, iki grup arasındaki fark belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir tarafta gerçek dini anlatan ve insanları tek bir Allah’a iman etmeye çağıran Allah’ın elçisi, diğer yanda ise hangi mucizeyi, hangi delili görürse görsün, inanmamaya karar vermiş bir grup vardır. Hz. İsa’nın karşısındaki düşmanlar kendilerini açıkça belli etmişlerdir. Onu dinleyen, yanında olan kişilerden de sonradan onu inkar edenler çıkmış olması muhtemeldir. Nitekim Allah “Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü…” (Zuhruf Suresi, 65) ayetiyle bu durumu bizlere haber vermektedir. Bu nedenle de Hz. İsa kavmin içinde iman eden, gerçekten güvenebileceği kişileri belirlemiştir. Bu durum Kuran’da şu şekilde belirtilmiştir:

Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. (Al-i İmran Suresi, 52)

Duccio sonyemek HAZRETİ İSANIN HAYATI
DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’yı havarileriyle yemek yerken tasvir ettiği bir tablosu

Kuran’da Hz. İsa’yı öldürmek amacıyla inkar edenlerin bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa’nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz din adamları, Allah’ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan rahipler, Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa’yı Romalı yöneticilere karşı olan bir kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler. Bu tuzağın sonu ise Kuran’da şöyle bildirilmiştir.

Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Ayetlerde de bildirildiği gibi, Hz. İsa’yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa’yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa’yı Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Romalıların Hz. İsa’yı çarmıha gererek öldürdükleri iddiası dünya genelinde oldukça yaygındır. Bu iddiaya göre, Hz. İsa’yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Nitekim, Hıristiyan aleminin çok büyük bir bölümü de olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını görürüz:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)

Aynı ayetin devamında Hz. İsa’nın ölümü için şu şekilde bildirilmektedir:

Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)

Ayette bildirilen gerçek açıktır. Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa’yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır. Ayette geçen “…Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.

Allah insanlara Hz. İsa’nın bir benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmektedir.

Popularity: unranked [?]

GÜNÜN VİDEOSU

Harun Yahya (Adnan Oktar) Mehdi Oldugunu İddaa Etmişmidir?

DEVAMINI BURDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.