<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Biri</title>
	<atom:link href="http://www.mehdiyet.net/tag/biri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehdiyet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2011 12:55:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Enam suresi&#8217;nin, 149. ayetinde geçen; &#8221;&#8230; &#8221;En &#8216;üstün ve apaçık&#8217; delil (hüccet) Allah&#8217;ındır. &#8230;.&#8221;ifadesinin ebced değeri 2012 yılını vermektedir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/enam-suresinin-149-ayetinde-gecen-en-ustun-ve-apacik-delil-huccet-allahindir-ifadesinin-ebced-degeri-2012-yilini-vermektedir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/enam-suresinin-149-ayetinde-gecen-en-ustun-ve-apacik-delil-huccet-allahindir-ifadesinin-ebced-degeri-2012-yilini-vermektedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 22:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Delil]]></category>
		<category><![CDATA[Ebced]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Indir]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Kul]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[Enam suresi&#8217;nin, 149. ayetinde geçen; &#8221;&#8230; &#8221;En &#8216;üstün ve  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Enam suresi&#8217;nin, 149. ayetinde geçen; &#8221;&#8230; &#8221;En &#8216;üstün ve  apaçık&#8217;  delil (hüccet) Allah&#8217;ındır. &#8230;.&#8221;ifadesinin ebced değeri 2012  yılını  vermektedir</h3>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Kİ: &#8220;EN &#8216;ÜSTÜN VE APAÇIK&#8217; DELİL (HÜCCET) ALLAH&#8217;INDIR. EĞER O  DİLESEYDİ ELBETTE TÜMÜNÜZÜ HİDAYETE YÖNELTİP İLETİRDİ.&#8221;En’am Suresi,149 </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Arapça Okunuşu: </strong></p>
<p>Kul fe<strong> lillâhil huccetul bâligah(bâligatu)</strong>, fe lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).</p>
<p><strong>&#8230; &#8220;EN &#8216;ÜSTÜN VE APAÇIK&#8217; DELİL (HÜCCET) ALLAH&#8217;INDIR. &#8230;</strong></p>
<p><strong>lillâhil huccetul bâligah(bâligatu)</strong><br />
126  +   445 +    1433 = <strong>2004 (Şeddeli)</strong></p>
<p><strong>bâligah(bâligatu)=</strong> <strong>en üstün, en kuvvetli, kesin olan</strong> <strong>1433 = 2012</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Hz. Mehdi (a.s.)’ın adlarından biri de HÜCCET’tir.</strong></em></span><br />
<span style="text-decoration: underline;"><em><strong><img src="http://us3.harunyahya.com/Image/gif_resimler/sqr05eft0.gif" alt="" /></strong></em></span></p>
<p><em>15 Ağustos 2010</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/enam-suresinin-149-ayetinde-gecen-en-ustun-ve-apacik-delil-huccet-allahindir-ifadesinin-ebced-degeri-2012-yilini-vermektedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Adnan Oktar Hz. Musa (a.s.)’ın Ahir Zamanda Bulunacak Ahit Sandığını Anlatıyor -</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/sayin-adnan-oktar-hz-musa-a-s-%e2%80%99in-ahir-zamanda-bulunacak-ahit-sandigini-anlatiyor.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/sayin-adnan-oktar-hz-musa-a-s-%e2%80%99in-ahir-zamanda-bulunacak-ahit-sandigini-anlatiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 08:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Oktar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Ahit]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bulma]]></category>
		<category><![CDATA[FıRat Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Harun]]></category>
		<category><![CDATA[Huzur]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Nda]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sekine]]></category>
		<category><![CDATA[Tabut]]></category>
		<category><![CDATA[Veren]]></category>
		<category><![CDATA[Yana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[çinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in  hadisleri doğrultusunda; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>çinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in  hadisleri doğrultusunda; fitnelerin çoğalması, İran-Irak Savaşı, Kabe  baskını ve Kabe’de kan akıtılması, Fırat Nehri’nin suyunun kesilmesi,  Ramazan ayında iki kez Güneş ve Ay tutulmalarının olması gibi Hz. Mehdi  (a.s.)’ın çıkış alametleri peş peşe gerçekleşmiştir. 2009 yılında Lulin  kuyruklu yıldızının çıkması ve geçtiğimiz aylarda Hz. Nuh (a.s.)’ın  gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunmasının ardından ise tüm iman sahipleri  Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında müjdelediği “Hz. Musa (a.s.)’ın  Ahit Sandığı’nın bulunmasını” da büyük bir şevkle beklemektedirler.</p>
<p>Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa  (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır.  Kuran’da bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir  nişanesi olduğu bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 248) Bu nedenle  yıllardan beri hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar Ahit  Sandığı’nın bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak MÖ. 587  yılından bu yana bu kutsal sandığın yeri bilinmemektedir. Peygamberimiz  Hz. Mu-hammed (s.a.v.)’in hadislerinden anlaşıldığı üzere sandık ahir  zamanda bulunacaktır. Ancak sandığın çok önemli bir özelliği daha  vardır: </strong> <strong></p>
<p>Bu kutsal sandığı bulma şerefi, ahir zamanın kutlu şahıslarından Hz.  Mehdi (a.s.)’a nasip olacaktır. Bu nedenle sandığın bulunması Hz. Mehdi  (a.s.)’ın çıkışının en önemli alametlerinden biri olacaktır. Aynı  zamanda bu işaret, onun hükümranlığının da bir sembolü sayılacaktır.  (Doğrusunu Allah bilir.) </strong> <strong></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu şerefli vazifesini şöyle haber vermiştir: </strong> <strong></p>
<p>“Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” (Ikdı’d Dürer, sf.51-a) </strong> <strong></p>
<p>“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu  göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabutu (kutsal emanetler  sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi lil Feteva, II. 82) </strong> <strong></p>
<p>Sayın Adnan Oktar röportajlarında bu hadisler doğrultusunda önemli  açıklamalar yapmakta, bu sandığın bulunacağını tüm Müslümanlara  müjdelemekte ve gerek Ahit Sandığı gerekse o dönemde yaşanacak olan  gelişmelerle ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Sayın Adnan Oktar’ın  konu ile ilgili açıklamaları şu şekildedir: </strong> <strong></p>
<p><strong>Ahit Sandığı’nın Görünümü Nasıldır?</p>
<p>ADNAN OKTAR</strong></strong> <strong>: Som altından, bu şekildedir. Bakın, şimdi bu da  bulunacak önceden söylüyorum. Ahit Sandığı. Şimdi Ahit Sandığı’nı  Müslüman ortada bırakır mı? Hırsızlar kırıp yıkarlar. Çocuk olsa bunu  bilir. Orijinal yerinde durmaz. Orijinal yerinde tutulmaz kutsal olan  bir emanet. Taşınır. Sandık da taşınmıştır, inşaAllah. Hatta taşınırken  gerekirse kulpunu da çıkarır, orada gider takar. Zaten seyyar kulbu  çıkacak gibi, çektin mi çıkar. Akasya ağacından yapılma, üzeri altın  kaplama, saf altın kaplamadır. Gerekirse çıkartılıyor. Ama içindeki  eşyalar da gerekirse çıkartılır. Gider orada aynı yerde yerleştirirsin.  (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı’nın Bulunması Musevileri Nasıl Etkileyecek?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’ın öfkelendiği bir anda o  tabletleri atması var, biliyorsunuz, elindeki tableti attı. Ve kırıldı o  tablet. Onun parçaları duruyor. Bunu bulacaklar. Bakın şimdi burada  söylüyorum. Bakın, diyor ki; “onun bir parçasında” diyor Allah, bir  ayetten bahsediyor. Şimdi bakın o ayeti gören ne kadar Musevi varsa,  hepsi Müslüman olacaklar. Bak, Kuran ihbar ediyor önceden, söylüyor  Allah. Diyor ki; “bir nüshasında şu yazıyordu”, diyor bakın. Şimdi  yaklaşık 3 bin yıl sonra açıldığında Kuran’ın dediğinin aynısını  görecekler. Yalnız parçalanmış tablet, kırıldığı için. Taştan. Bir  nüshasında diyor, “Rabbinden korkanlar için” evet.</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> Şeytandan Allah’a sığınırım. <strong>“Musa kabaran  öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) nüshasında  “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır”  (yazılıydı)”</strong><br />
</strong> (Araf Suresi, 154) inşaAllah.  <strong><br />
<strong>ADNAN OKTAR: </strong></strong> <strong>Aynı zamanda bu ayet tabii Hz. Mehdi (a.s.)’a da  bakıyor. Bakın, Allah’ın Hadi isminin tecellisi ve Allah’tan bir  rahmettir Hz. Mehdi (a.s.). Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın eliyle bulunacak, onu  da söyleyeyim. Yani mübareğin eliyle bulunacak. Bak detay veriyorum,  inşaAllah. O tablette bulunan aynı bak o ayetle beraber bulunacak.  “Hocamız önceden söylemişti” diyeceksiniz. Bu çok önemli bakın. Hz. Nuh  (a.s.)’ın gemisinde detaylar verdim, dedim ki; “ahşap parçaları  bulunacak” dedim. “Adamlar çıkarıp ahşap parçasını gösterecekler. Ağrı  Dağı’nda bulunacak” dedim. “Cudi’den kasıt dağ silsilesidir, dağdır.  Dağı gösteriyor. Ve Ağrı Dağı’nda bulunacak” dedim. Değil mi?</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> Tahtaları da tarif etmişsiniz Hocam. Tam söylediğiniz gibi çıktı Hocam.</p>
<p><strong>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Aynısıyla, detayıyla. Bak şimdi de detay veriyorum.  Aynen dediğim gibi bu ayeti göreceksiniz. Tabletin üzerinde, inşaAllah.  (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı’nın İçinde Neler Olacak?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Asası, gömlek, bir tane uzun gömlek var. Hz. Musa  (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.) ailesine ait gömlek, bir tane ayakkabı. Yani  bildiğimiz ayakkabı değil, sandalet tarzında, o çölde kullandıkları.  Altın bir kutu. Hz. Musa (a.s.)’ın asasından parça, asası yok. Asa büyük  çünkü. Bu sandığa sığmaz. Asadan parça.</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> O Kuran’da geçen attığı asa mı, yoksa başka mı?</p>
<p><strong>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Onu bilemem de asası ama inşaAllah. Onu Allah bilir,  inşaAllah. Ve başka bazı emanetler, kutsal emanetler. Dolu zaten  sandığın içi. Diyebilirler ki, “kardeşim siz gittiniz bir kuyumcuyla  anlaştınız”, işte “som altından yaptırdınız”, işte “bu odur  diyeceksiniz” de diyebilirler. Kardeşim götürsünler, istedikleri bilim  adamlarını getirsinler, karbon metoduyla baksınlar. 3000 yıllık olduğunu  görecekler gömleğin. Nereden bulalım 3000 yıllık gömlek biz? Değil mi?  Ahşabın yine 3000 yıllık olduğunu görecekler. Ayakkabının 3000 yıllık  olduğunu görecekler. Bir de parmak izleri var bunun üzerinde, o da var.  Onları da tespit edecekler. Tabii. O devirden kalma. İnşaAllah, bayağı  bir şey var üzerinde, alamet var. Bunları görecekler inşaAllah. (Sayın  Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı Nerede Bulunacak?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Yine bir detay daha veriyorum; Bu kutsal sandıktaki  malzemelerin, Kutsal Emanetlerin bir kısmı Taberiye Gölü’nde. Ama sandık  içinde olanlar da ayrı olarak yeniden ayrı bir yerdeler. Yani belki  Hatay’da bir mağaranın içerisinde, yani hiç ummadıkları bir dehlizin,  hiç ummadıkları bir kanalın içerisinde, bir yerde. Tahmin etmedikleri  bir yer. Şu ana kadar hiç kimse “bu buradadır” diyemedi, demedi.  Gittikleri halde, ondan sonra araştırdıkları halde Allah onlara onu  göstermedi. Tahmin etmedikleri bir yerde çıkacak inşaAllah. Bir kısmı da  Taberiye Gölü’nde. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal  Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Sandığın Olağanüstü Özellikleri Vardır</strong></strong> <strong></p>
<p>“Sandık öyle anlaşılan bir sandık değildir. Çürümeye, bozulmaya karşı  etkili olan bir sandık. Bir de bu iki heykelin arasından, Tevrat’ta  Allah’ın ona hitap ettiği yani tecelli olarak hitap ettiğine dair bilgi  var. Allah-u alem doğrudur. Çünkü çalıdan da Allah tecelli ediyor  biliyorsunuz, çalıdan da sesleniyor. Bunları böyle şimdilik detay olarak  görüyoruz, olduğunda görürsünüz inşaAllah.” (Sayın Adnan Oktar’ın 16  Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından) </strong> <strong></p>
<p><strong>Hz. Musa (a.s.)’ın Bebekken Nehre Bırakıldığı Sandık, Ahit Sandığıdır</p>
<p>ADNAN OKTAR</strong></strong> <strong>: Mesela o gemi olayında da öyle, “gemiyi batırmak için  mi?” Annesi onu tekneye koyduğunda mahvolsun diye mi gönderdi? Irmakta,  Hz. Musa (a.s.)’ı koydu değil mi sandığın içerisine, sandıkla bıraktı.  Mahvolsun diye yapmadı inşaAllah. Ne amaçla yaptı Firavun’un yanına  gidecek. Allah onu koruyup kollayacak. Onun kurtulacağını biliyor.  Burada da kurtarma amacı var, orada da insanı kurtarma amacı var. Bak  aynı olay burada var. Değil mi? Orada mesela annesini sorgulamıyor Hz.  Musa (a.s.) makul görüyor. O zaman Hz. Hızır (a.s.)’ı da sorgulamaması  lazım bu da makul, inşaAllah. Ki o sandık, annesinin çocuğu koyduğu  sandık, Firavun tarafından saklanmıştır. Hatıra olarak saklanmıştır. O  sonra Musevilerin eline geçmiştir o sandık. Hz. Musa (a.s.)’ın içine  konduğu o sandık. Sonra o sandığın üstü altın kaplanmıştır. Hz. Musa  (a.s.)’ın o Kutsal Sandığı’na çevrilmiştir. Tabii inşaAllah, dün resmini  gösterdik boyut itibarıyla odur. O sandıktır aynı sandık, inşaAllah. Bu  bir ilave bilgi.</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> İlk defa anlattınız maşaAllah Hocam.</p>
<p><strong>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Evet ilk defa anlatıyorum. (Sayın Adnan Oktar’ın 17 Mayıs 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından)</p>
<p><strong>SONUÇ: Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın Bulunacak Olması Ahir Zaman Müjdesidir</strong></strong> <strong></p>
<p>Ahir zamanın en önemli özelliklerinden biri de teknolojide çok büyük  gelişmeler yaşanacak ve bunların tüm insanların hayrı ve rahatlığı için  kullanılacak olmasıdır. Sandık da Allah’ın izniyle bu dönemin bir  nişanesi ve tüm insanlık için güzel günlerin müjdecisi olacaktır. </strong> <strong></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.) de birçok hadisinde sandık ve onu bulacak olan  Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgiler vermiş ve bu kutlu olayı Müslümanlara  müjdelemiştir. Bu hadislerden bazıları şöyledir: </strong> <strong></p>
<p><em>“Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.”</em></strong> (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten) <strong></p>
<p><em>“Mehdi elinde (zamanında) sekine bulunan tabut Taberiye gölünden  çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’de onun önüne getirilir. Yahudiler bunu  görünce, pek azı hariç, çoğu Müslüman olurlar.”</em></strong> <strong> (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)</p>
<p>Hiç şüphesiz yüzyıllar öncesinden bildirilen bu hadis-i şeriflerde  Peygam-ber Efendimiz (s.a.v.)’in ahir zamanda olacakları müjdelemesi çok  büyük mucizelerdendir. Hz. Mehdi (a.s.)’a dair hadisler, Allah’ın  izniyle ahir zamanda gerçekleşecek ve bu mucizeler Müslümanların Allah’a  şükretmelerine vesile olacaktır. </strong> <strong></p>
<p><strong>“Gönderilenlere selam olsun. Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” </strong></strong> <strong>(Saffat Suresi, 181-182)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı Tevrat’ta Nasıl Geçiyor? </strong></strong> <strong></p>
<p>Tevrat’taki açıklamayı belirtiyorum: “Akasya ağacından sandık  yapsınlar,” diyor Tevrat’ta. Bu doğru akasya ağacından, iç çatısı akasya  ağacından. “Boyu iki buçuk” yani 1 metre, 1,20 gibi yaklaşık. “Eni ve  yüksekliği birer buçuk,” 60 cm, daha yüksek hatta 80 cm, “arşın olsun.”  “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Burada ölçüler kendi kafalarına  göre verdikleri için oluyor. Orada arşının gerçek karşılığı o. Yani 1,20  m’ye 80 cm olması gerekiyor anladığım kadarıyla ve bildiğim kadarı ile.  “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Bu doğru, içi ve dışı saf  altınla kaplı. “Çevresine altın pervaz yap.” Bu da doğru. “Dört altın  halka döküp dört ayağına tak.” Bu da doğru. “İkisi bir yanda, ikisi öbür  yanda olacak.” Bu da doğru. “Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla  kapla, sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir.”  Doğru. Çok düzgün akasya ağacından yapılmış sırıklar var ama altın  kaplanmış öyle görünmüyor tabii. Tam, net altın görünümünde, jilet gibi  yapılmış, çok düzgün. Bakan anlamaz onun içinin ahşap olduğunu anlamaz.  “Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş  levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” Taş levhalar  Hz. Musa (a.s.)’a gelen on emrin yazılı olduğu taş levhalar onun içinde,  sandığın içinde. “Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki  buçuk, eni bir buçuk.” “Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv  yap.” Keruv uçan insan figürü gibi. Melek niyetine yapıyorlar ama melek  değil tabii ki, bir insan görünümü. Meleği tam yapamazlar, melek ayrıdır  görünümü. Ama meleğe niyet ederek yapılmış bir heykel. “Keruvlardan  birini bir kenara, diğerini öteki kenara,” karşılıklı yüz yüzedir ikisi,  bu da doğru. “Kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık  kanatlarıyla,” doğru. “Kapağı örtecek,” bu da doğru. “Yüzleri birbirine  dönük olacak,” doğru, “ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana  vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy”. “Seninle orada, Levha  Sandığı’nın (Ahit Sandığı’nın) üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma  Kapağı’nın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar  vereceğim.” </strong> <strong></p>
<p>Allah, </strong> <strong><em>“oradan tecelli edeceğim”</em> diyor, <em>“oradan sesimi duyacaksın” </em>diyor,  sandığın üstünden. Biliyorsun bir de çalı ve ateş yanan çalıdan  seslenmişti Allah Hz. Musa (a.s.)’a, inşaAllah. Onun için yani öyle  olağanüstü bir sandık, öyle herhangi bir sandık değil inşaAllah. “Rab  Musa’ya şöyle der: ‘Ve seninle orada bulaşacağım ve seninle kefaret  örtüsü üzerinden, Kutsal Ahit Sandığı üzerindeki Melekler arasından  söyleşeceğim’,” o figürün arasından, o görüntünün arasından  söyleşeceğim, (Çıkış 25/22).<em> “Rab Musa’ya dedi; ‘Dağa, yanıma gel’  burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerinde yasalarla, buyrukları  yazdığım taş levhaları sana vereceğim.”</em> Bu doğru, Hz. Musa (a.s.)’a  taş levhalar olarak verilmiştir. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010  tarihli Kocaeli TV röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı Kuran’da Nasıl Geçiyor?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Bakın, ayet veriyorum. Bakara Suresi, 248. Şeytandan Allah’a sığınırım. <strong>“Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: ‘Onun hükümdarlığının belgesi’”</strong>, yani Mehdi (a.s.)’ın liderliğinin delili diyelim, ahir zamana bakan yönüyle, <strong>“size Tabut’un gelmesi (olacaktır ki),”</strong> yani Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığı. <strong>“Onda Rabbinizden ‘bir güven duygusu ve huzur’”, “içinize güven duygusu gelecek”</strong> diyor ve huzur, onun bulunuşuyla. Öyle bir özelliği de var, Allah’ın  hikmeti, mesela kalplere güven ve huzur inmesine vesile oluyor. Çünkü  bütün savaşlarda götürüyorlarmış o sandığı, onu gördüklerinde coşuyorlar  o zamanki müminler.<strong> “Huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden  arta kalanlar”, hem Hz. Harun (a.s.)’ın ailesinden, hem Hz. Musa  (a.s.)’ın ailesinden, “arta kalanlar var; onu melekler taşır”</strong>. Meleklerin kontrolünde diyor Allah. <strong>“Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.”</strong> Delil vardır. Delil nedir? Ortaya koyarsın, buna delil derler. Değil  mi? Allah, bu bir delildir diyor işte, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın  15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)</p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde, Ahit Sandığı’nın yeriyle  ilgili olarak Antakya’ya dikkat çekmesi son derece anlamlıdır. Bu  ilimizde birçok doğal mağara vardır ve buralar sandığın uzun yıllar  saklı kalması için çok elverişli yerlerdir. Ahit Sandığı’nın bugüne  kadar bu bölgede bulunamamış olması, bölgenin coğrafi özelliklerinin  zorluğundan ve teknik imkansızlıklardan kaynaklanmış olabilir. Ancak  yüzyıllardır bulunamayan sandığın, son birkaç on yıl içinde gelişen  teknolojik imkânlar çerçevesinde bulunması Allah’ın izniyle mümkündür.  Dahası sandığın zamanımızda bulunacak olmasını, tahakkuk eden diğer ahir  zaman alametleri de desteklemektedir. </strong> <strong></p>
<p><strong>Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkındaki Hadis-i Şerifleri Açıklıyor </strong></strong> <strong></p>
<p>“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni”; bakın Peygamberimiz (s.a.v.)  olayı açıklıyor; “gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir.” Bakın  gizli olan bir şeyin ilmini verecek Allah, bulmanın ilmini. Allah ona  bir şekilde bunu gösterecek, bir ilimle inşaAllah. “Antakya denilen bir  yerden,” Hatay, Türkiye sınırları içerisinde bakın dikkat edin. Bakın,  Ağrı da Türkiye sınırları içerisinde, orada bulundu. Hepsi Mehdi  (a.s.)’ın olduğu yerlerde oluyor dikkat ederseniz, inşaAllah. “Antakya  denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya  çıkaracaktır.” Suyuti söylüyor bunu, hadis imamıdır. (Suyuti, el- Havi  li’l Feteva, II. 82) “Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’ yi de Antakya’da  mağaradan çıkarır” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten). Yani bu kadar,  hadis olduğu için söyleyeyim, bu gizlenecek gibi değil tabii. “Antakya  mağarasından Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek  Tevrat’ı çıkaracak.” Şam’daki bir mağaradan da gerçek Tevrat’ı röle  olarak, Tevrat rölesini, böyle deri üzerine yazılmış Tevrat rölesini  çıkaracak ve “birçok Yahudi Müslüman olacak” diyor,(Risaletül Huruc ül  Mehdi, s.124-125). Yalnız tabii Taberiye Gölü’nde de bir arama  yapılacak, Taberiye Gölü’nün zemininde. Tatlı su gölüdür, suyu tatlı, en  çukurda olan göllerden ikincisidir Taberiye Gölü. Yeryüzü düzeyine göre  en çukurdadır, fakat tatlı suyu, maşaAllah. Bakın ikinci işaret de,  “Mehdi (a.s.) Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden  çıkaracak.” Yani bu iki tane açıklama olması iyi. Çünkü hakikaten  Taberiye Gölü’nde de bir şey var, dibinde. Dibi çamur, gölün dibi, onun  altında inşaAllah, yani kapsamlı bir arama yapılacak tabii inşaAllah.  (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından) </strong> <strong></p>
<p><em>“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mehdi (a.s.)’dır.“</em></strong> <strong> (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)</p>
<p><strong>Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkında Tarihi Kaynaklarda Yer Alan Bilgileri Anlatıyor </strong></strong> <strong></p>
<p>“Talut’un, Calut ile savaşmasının sonucunda sandık Calut’un eline  geçmiştir geçici bir süre. Ancak daha sonra Hz. Davud (a.s.), Calut’u  öldürmüş ve böylece sandık Hz. Davud (a.s.)’ın eline yeniden geçiyor.  Ahit Sandığı, Kudüs’e taşınıyor. Hz. Davud (a.s.) sandığı kendisinden  sonra hükümdar olan Hz. Süleyman (a.s.)’a emanet bırakmıştır.” Hz.  Süleyman (a.s.)’ın eline geçiyor sonra, onun kontrolüne geçiyor. “Hz.  Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılan Süleyman Mescidi’ne konulan sandık  M.Ö. 587 yılına kadar Beyt-ül Makdis’de, Mescid-i Aksa’da kaldı. Aynı  yıl içinde Babil İmparatoru Nabukadnezar Kudüs’ü işgal etti, burayı  yerle bir ettirerek bu bölgede yaşayan Yahudileri sürgüne gönderdi.” O  zamanki Müslüman onlar, Museviler Müslüman idi, hak din oluyor o zaman.  “İşte o tarihten sonra sandık kayboldu.” Kaybolmadı, saklandı muhafaza  altına alındı ve “Bir daha da izi bulunamadı,” diyor. Allah onu muhafaza  altına aldı. </strong> <strong><br />
“M.Ö. 587 ile M.S. 70 yılları arasında Kudüs’te muhafaza edildiği kabul  edilen,” Öyle değil Kudüs’ten çıkarıldı Kudüs riskli bulunduğu için.  Çünkü işgal ediliyor, her yeri aranıyor. Kudüs’te değil sandık, onu  biliyorum inşaAllah. “Museviler sandığın ancak Mesih, Kral Mesih’in,  yani Mehdi (a.s.)’ın gelişinden sonra ortaya çıkaracağına inandıkları  için aramamaktadırlar.” Aramıyorlar çünkü sadece Hz. Mehdi (a.s.)  bulacaktır. Kral Mesih, Tevrat’ta Kral Mesih olarak geçer. Yani  arıyorlar tabii, arıyorlar da ama bulamazlar o anlamda diyorum, yoksa  arıyorlar tabii ki. “Hıristiyanlar da sandığı Hz. İsa (a.s.)’ın  yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden gördükleri  için sandık onlar için çok önemli.” Onlar da arıyorlar, ama bulamazlar,  inşaAllah.</p>
<p>“Sandık taşınırken hep bir perde arkasında saklı tutularak onu  taşıyanların dahi sandığı görmeleri engellenmiştir.” Örtülüyor üstü  sandığın. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor, çok nadir açılan sandık,  üstündeki örtü nadir kaldırılıyor. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010  tarihli Kocaeli TV röportajından)</strong> <strong></p>
<p>Bu makale, <strong>İlmi Araştırma Dergisi</strong> <a href="http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Publish&amp;Journal=%C4%B0lmi%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rma&amp;Number=74" target="_blank">74. sayı</a> (Ağustos 2010) 4. sayfada yayınlanmıştır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/sayin-adnan-oktar-hz-musa-a-s-%e2%80%99in-ahir-zamanda-bulunacak-ahit-sandigini-anlatiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-insanlarin-gozunden-iki-kez-kaybolacaktir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-insanlarin-gozunden-iki-kez-kaybolacaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 15:32:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Bas]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kez]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Saa]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=268</guid>
		<description><![CDATA[





Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde Hz. Mehdi&#8217;nin mücadelesine başladığı  ilk dönemlerde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="115" align="center" valign="top"><strong><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s._insanlarin_gozunden_iki_kez_kaybolacaktir_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır" /></strong></td>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="352" valign="top"><strong>Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde Hz. Mehdi&#8217;nin mücadelesine başladığı  ilk dönemlerde &#8216;iki kez ortadan kaybolacağı&#8217; haber verilmiştir.</p>
<p><em>&#8220;Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi&#8217;s-selâm&#8217;dan şöyle buyurduğu  rivayet edilir:</p>
<p>&#8220;<strong>Bu işi yapacak olanın (yani Mehdi&#8217;nin) iki gaybeti (kayboluşu,  görünmemesi) vardır</strong>. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki,  bazıları: <strong>&#8216;O öldü&#8217;</strong>, bazıları da: <strong>&#8216;O gitti&#8217;</strong> diyeceklerdir.  Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona  çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir.&#8221;" </em></strong> <strong></p>
<p>(</strong> <strong><em>el-Saa Fi Eşrat-is Saa,</em> s. 93 Mısır bas.)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-insanlarin-gozunden-iki-kez-kaybolacaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (as)&#8217;ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-mehdi-asi-insanlara-tanitacak-olan-semaili-serifi.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-mehdi-asi-insanlara-tanitacak-olan-semaili-serifi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 13:34:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Araya]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Mehdi (as)&#8217;ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi
İslam dünyası yüzyıllardır, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. Mehdi (as)&#8217;ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi</h3>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">İslam dünyası yüzyıllardır,  insanların hidayetine vesile olacak, İslam ahlakını yeniden ihya edecek,  İslam aleminin üzerindeki karanlıkları dağıtarak Müslümanları bir araya  getirecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyor. Peygamberimiz Efendimiz  (sav) hadisleriyle tüm Müslüman alemine Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın gelişini  müjdeledi. Ve Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış alameti olan pek çok önemli  hadiseyi ayrıntılarıyla haber verdi. Ve bu alametlerin neredeyse tamamı  geçtiğimiz birkaç onyıl içinde ardı ardına gerçekleşti. Şimdi tüm  Müslümanların 1400 yıldır beklediği bu mübarek insanı karşılamaya  hazırlanıyor.</span></p>
<p>Hadislerin işaretlerine göre Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın ortaya çıkışı bu  yüzyılda gerçekleşecek. Tüm Müslüman alemi, asırlardır beklenen bu büyük  müjdenin gerçekleşmesinin; Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın, içerisinde bulunduğumuz  dönemde ortaya çıkacak olmasının heyecanını yaşıyor.</p>
<p>İnsanlar henüz Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı, “Hz. Mehdi (a.s.)” sıfatıyla  tanımıyorlar. Ama Hz. Mehdi (a.s.) faaliyetlerini sürdürüyor. Ve yine  hadislerin işaretlerine göre, İslam dünyası birkaç on yıl içerisinde Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;ı bizzat tanımakla da şereflenecek.</p>
<p>İçerisinde bulunduğumuz bu yüzyıl, Hz. Mehdi (a.s.) yüzyılı. Tüm  Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın gelişinin bu kadar yaklaşmış olmasının  heyecanını yaşıyor.</p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın ahlakı, hayatı  ve yapacağı faaliyetler kadar, fiziksel özellikleri hakkında da,  inanılmaz derecede ayrıntılı tarifler yer almaktadır. Peygamberimiz  (sav)&#8217;in, kendisinden sonraki asırlarda gerçekleşecek olaylar ya da  kişiler hakkında, bu kadar çok ve detaylı bilgi verdiği başka hiçbir  şahıs yoktur.</p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı tanıtan fiziksel  özelliklerin her biri için, ayrı ayrı detay bildirilmiş, her biri için  ayrı tanımlayıcı ifadeler kullanılmıştır.</p>
<p>Kimisi için <strong>BEN</strong>, kimisi için <strong>İZ</strong>,  kimisi için <strong>İŞARET</strong> denmiş, kimisi için <strong>MÜHÜR</strong> ya da <strong>NİŞAN</strong>, kimisi için <strong>YAPRAK</strong>,  kimisi için <strong>İNCİ</strong> ya da <strong>YILDIZ</strong> benzetmesi yapılmıştır.</p>
<p>Bunların yanı sıra, <strong>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın cildinin, saçının ve  sakalının rengi, endamı, boyu, vücut yapısının tüm detayları, yüzünün  genel hatları, başının ve alnının şekli, burnunun, kaşlarının,  dişlerinin nitelikleri gibi tanıtıcı vasıfları da çok ayrıntılı olarak  tarif edilmiştir.</strong></p>
<p>Haber verilen tüm bu bilgiler topluca değerlendirildiğinde, bu  özelliklerin herhangi bir insanda tevafuk olarak biraraya gelmiş  olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır.</p>
<p>Rabbimiz Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı tüm dünyaya açıkça tanıtmak için bu kadar  çok detay bildirmiştir.</p>
<p>Bu durum, Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı doğru şekilde tanıyıp teşhis  edebilmelerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.) ile karşılaşıldığında, inşaAllah tüm Müslümanlar  hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın fiziksel özellikleriyle ilgili verilen  tüm bu hayret verici detaylı tariflerin doğruluğunu bizzat  göreceklerdir.</p>
<p>Ayrıca bu mubarek şahsın hayatının her aşamasının, yaptığı her  faaliyetin, karşılaştığı her olayın ve tüm bunlar karşısında gösterdiği  üstün ahlakın, Peygamberimiz (sav)&#8217;in 1400 yıl önce haber verdiği  bilgilerle birebir mutabık olduğunu hayretle izleyeceklerdir.</p>
<p>Ve tüm bunların sonucunda da inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın kimliğini  teşhis edebilecek, onun yüzyıllardır büyük bir hasret, özlem ve sevgi  ile beklenen <strong>“Hz. Mehdi (a.s.)” </strong>olduğuna hüsn-ü zan  edeceklerdir.</p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">İSLAM DÜNYASI,  HZ. MEHDİ (A.S.)’I NASIL TANIYACAK?</span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"> </span></p>
<p>Kuşkusuz ki Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın tanınabilmesinde, Müslümanların en  önemli yol göstericilerinden biri, Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadisleridir.</p>
<p>Resulullah Efendimiz (sav), Allah&#8217;ın lütfuyla, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı, sanki  görmüş ve tanıyormuş, tüm hayatına şahit olmuş gibi çok mükemmel  tariflerle insanlara tanıtmıştır.</p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in Hz. Mehdi (as) hakkındaki tasvirleri o kadar  detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığında, kendisini  görenler, Allah&#8217;ın izniyle onu bu alametlerinden hemen  tanıyabileceklerdir.</p>
<p>Kuran&#8217;da, Kitap Ehli&#8217;nin de kendilerine elçi olarak  gönderilen  Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;i &#8220;çocuklarını tanır gibi&#8221; tanıyacakları şöyle  bildirilmiştir:</p>
<blockquote><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Kendilerine  kitap verdiklerimiz, ONU (PEYGAMBERİ), ÇOCUKLARINI TANIR GİBİ TANIRLAR.  Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.  (Bakara Suresi, 146)</strong></span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
Bu ayet bir yönüyle, Hz. Mehdi (as)&#8217;ın da, hadislerde bildirilen bu  detaylar dikkate alındığında kolaylıkla tanınabileceğine işaret  etmektedir.</span></p>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/54abmf.gif" alt="" width="367" height="69" align="middle" /></div>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></strong></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">I. BÖLÜM</span><span style="font-size: medium;"><br />
</span></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;"><br />
</span></span></span></strong></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000; font-size: medium;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;">HZ. MEHDİ (A.S.)’IN DOĞUMU</span></span><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><br />
<span style="color: #800000; font-size: medium;"><br />
<span style="color: #993300;">HZ. MEHDİ (A.S.) TÜRKİYE’DEN ÇIKACAKTIR</span></span></strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Türkiye’den  çıkacağı ve mücadelesinin sonuna kadar da buradan ayrılmayacağı  bildirilmiştir:<br />
<strong><br />
“HZ. MEHDÎ (A.S.) RUM&#8217;DAN, TÜRKLERDEN (çünkü, eskiden Türkiye&#8217;ye  “Diyar-ı Rum” deniliyordu.) AYRILMAYACAKTIR.” </strong>(İş&#8217;afü&#8217;r-Rağıbîn&#8217;den  naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.) BÜYÜK BİR ŞEHİRDE  DOĞACAKTIR</span></strong></p>
<p>Bir başka hadiste ise Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın büyük bir şehirden çıkacağı  haber verilmiştir:</p>
<p>Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: &#8220;Hz. Mehdi (a.s.), <strong>MEDİNE&#8217;DEN  <span style="text-decoration: underline;">(BÜYÜK BİR ŞEHİRDEN)</span></strong> çıkacak ve Mekke&#8217;ye gelecek&#8230;&#8221;  (Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi&#8217;si &#8220;Feraidu  Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar)<br />
<strong><br />
“Medine”</strong> kelimesinin sözlük anlamı <strong>“büyük şehir”</strong>dir.  Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğine göre Hz. Mehdi  (a.s.), medinede yani büyük bir şehirde doğacaktır.<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) “KARA KÖYÜ”NDEN ÇIKACAKTIR</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer bir hadiste de Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;ın doğum yeri olarak “Kara” denilen bir bölgeye de işaret  edilmiştir:</p>
<p><strong>“MEHDİ (A.S.)’IN KARA KÖYÜNDEN ÇIKACAĞI SÖYLENMİŞTİR.”</strong> (Mustafa Reşit Filizi, Risalet-ül Huruc ül Mehdi, s. 69)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;NİN DOĞUMU EVDE  OLACAKTIR</span></strong></p>
<p>Hadislerde ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğumunun gizli olacağı; yani  doğumunun evde gerçekleşeceği de bildirilmiştir:</p>
<p>İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi&#8217;s-selâm şöyle buyurmuştur: <strong>&#8220;Bizim  Kaim&#8217;imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) ile Allah&#8217;ın resulleri arasında bir takım  benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa  (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed (sav) peygamberlerin her biri ile bir  benzerliği vardır&#8230; İBRAHİM (a.s.) İLE, DOĞUMUNUN GİZLİ OLMASI  (DOĞUMUNUN EVDE OLMASINDA) &#8230;benzerliği vardır.&#8221;</strong> (Kemal’ud-Din  s. 322, 31. babin 3. hadis)</p>
<p>Hz. Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin (a.s.) şöyle buyurur: <strong>&#8220;KÂİM’İMİZİN  (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) DOĞUMU İNSANLARA GİZLİ KALACAKTIR&#8230;&#8221;</strong><br />
(Bihar-ül Envar, c. 51, s. 135)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></span></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Verdana;">HZ. MEHDİ (A.S.)’IN İSMİ</span></span></span></span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>“HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN İSMİ, PEYGAMBERİMİZ  (SAV)&#8217;İN İSMİNE UYGUN OLACAK”, AMA “PEYGAMBERİMİZ (SAV)&#8217;İN İSMİNİN  AYNISI OLMAYACAKTIR”</strong></span><strong> </strong></p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın isminin  Peygamberimiz (sav)&#8217;in ismine, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın babasının adının da,  Peygamberimiz (sav)&#8217;in babasının adına uygun olacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Ebu Davud ile Tırmızi’nin İbni Mesut (r.a.) dan nakil ettiklerine göre,  Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: <strong>“Onun (Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;ın) ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık (uygun)  olacaktır&#8230;”<sup>1</sup> </strong></p>
<p>Ebu Hureyre (r.a.)&#8217;dan rivayete göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle  buyurmuştur:</p>
<p>“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, <strong>benim Ehl-i  Beyt&#8217;imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.))</strong> gelinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır.” -Ahmed b. Hanbel  “Müsned” inde tahric etmiştir.-</p>
<p>Abdullah b. Ömer (r.a.)&#8217;dan rivayete göre;</p>
<p>Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<strong> “Benim Ehl-i Beyt&#8217;imden  ismi, ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) </strong>bütün  Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez.”</p>
<p>Başka bir rivayete göre, şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, <strong>benim Ehl-i  Beyt&#8217;imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.))</strong> gönderinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır. O, daha önce  zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle  dolduracaktır.” -Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni  tahric etmişlerdir.-</p>
<p>Yine Abdullah b. Ömer (r.a.)&#8217;dan başka bir rivayete göre şöyle  buyurmuştur:</p>
<p>“<strong>Benim Ehl-i Beyt&#8217;imden ismi ismime uygun olan bir kişi</strong> (Hz. Mehdi (a.s.)) (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok  olup) gitmez. O, daha önce zulum ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı  hak ve adaletle dolduracaktır.” -Ebu’l Kasım Taberâni “El-  Mu’cemu’s-sagir” eserinde tahric etmiştir. Ayrıca, Tirmizi “ El-Cami”  eserinde ve Ebu Davud da “Sünen” adlı eserinde yaklaşık olarak aynı  manaya gelen fakat bazı lafızların yerleri değişik şekilde tahric  etmişlerdir.</p>
<p>Hadislerde özellikle dikkat çekilen, <strong>bu isimlerin birbirlerine  “uygun” düşecek olmasıdır. Yani Hz. Mehdi (a.s.) doğrudan “Ahmed ya da  Muhammed” babası da “Abdullah” ismiyle beklenmemelidir.</strong> (Doğrusunu Allah bilir)</p>
<p><strong>Ahmet Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) ismi, Peygamber Efendimiz  (sav)’in  Ahir Zaman’da gelecek şahsa verdiği isimdir. Bu ismi ona  Resulullah (sav) takmıştır. Yani doğumundan ismi “Ahmet Muhammed Mehdi”  olmayacaktır. Bu Allah tarafından ona verilen isimdir. Zaten  Peygamberimiz (sav) de hadislerinde “Adı adıma uygun düşer” demektedir,  “aynısıdır” dememektedir. Aynı şekilde “Babasının adı da benim babamın  adına uygun düşer” demektedir. Burada bir işaret, bir sır vardır. </strong></p>
<p>Allah dilediği kişiyi kaderde seçmiş ve onu “Ahmet Muhammed Mehdi”  olarak adlandırmıştır. Bir kimsenin doğuştan bu isimle adlandırılması ya  da adlandırılmaması bu durumu engelleyemeyecektir. <strong><br />
<span style="font-size: x-small;"><br />
_________________<br />
</span></strong><span style="font-size: x-small;"><br />
1 Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı, s.159-160)</span><br />
<strong><br />
<span style="font-size: medium;"><br />
</span><span style="color: #993300; font-size: medium;">PEYGAMBERİMİZ (SAV), HZ. MEHDİ  (A.S.)&#8217;IN ADINI GİZLEMİŞTİR</span></strong></p>
<p>Cabir, Ebu Cafer’den naklediyor, “Ömer, iman edenlerin Prensine (Hz.  Ali’ye) Mehdi hakkında sorunca şöyle dedi: Ya İbn Ebu Talib (Hz. Ali)  bana Mehdi’yi anlat. Adı nedir?” İman edenlerin Prensi (Hz. Ali) dedi  ki: “Benim sevgili ve yakın dostum (Peygamberimiz (s.a.v.)) dedi ki, <strong>YÜCE  ALLAH ONU ORTAYA ÇIKARANA KADAR ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ADINI KİMSEYE  SÖYLEMEMEM İÇİN BENDEN SÖZ ALDI. ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ADI, YÜCE  ALLAH’IN ELÇİSİNE EMANET ETTİĞİ BİLGİLERDEN BİRİDİR. </strong>(İkmal al  Din) (Gaybet, Allame Muhammed Bakır El-Meclisi, Ansariyan Yayınları,  İran, 2007)</p>
<p>Hz. Ali (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’den, Hz Mehdi (a.s.)’ın adını  kendisine söylemesini istemiştir. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.), Allah&#8217;ın  takdir ettiği vakit gelene kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın adının gizli  kalacağını, bunun Allah&#8217;ın kendisine bildirdiği özel bir bilgi olduğunu  belirtmiştir. Buradan da, Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin, zamanı gelene  kadar bir sır olacağı yani insanlar tarafından adının bilinemeyeceği  anlaşılmaktadır. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı Peygamberimiz (s.a.v.)’in  adları olan “Ahmet, Mustafa ya da Hz. Muhammed (sav)” isimlerinden biri  olmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın adı, ancak ortaya çıkacağı yıllarda  insanlar tarafından bilinebilecektir.</p>
<div><span style="color: #ff0000; font-size: medium;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;">HZ. MEHDİ (A.S.)’IN SOYU</span></span></strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #993300; font-size: medium;"> </span></span></p>
<p><strong>HZ. MEHDİ (A.S.), PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)&#8217;İN SOYUNDANDIR</strong></p>
<p>Bütün peygamberler birbirlerinin soyundandır.</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.) da, hadislerde belirtildiği gibi bu soydan gelmektedir.</p>
<p>Halk arasında Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen kimselere <strong>“Seyyid”</strong> denmektedir.</p>
<p>Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendi  soyundan geldiğini yani  seyyid olduğunu hadislerinde şöyle bildirmiştir:</p>
<p>&#8220;Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış  da olsa Allah (c.c.) benim <strong>EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI  (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) </strong>gönderecek.&#8221; (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)</p>
<p><strong>&#8220;BENİM EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.&#8221;  (En-Necmu’s Sakıb, Ukayli)</p>
<p>&#8220;Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin.  <strong>O (HZ. MEHDİ (A.S.),  KUREYŞ’TEN VE EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR KİŞİDİR.</strong>&#8221;  (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)</p>
<p>&#8220;<strong>MEHDİ (A.S.), BENİM ÇOCUKLARIMDAN BİRİDİR. </strong>Yüzü  gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.&#8221; (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari  el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)</p>
<p>Kuran&#8217;da tüm peygamberlerin ve elçilerin birbirlerinin soyundan  geldikleri şöyle haber verilmiştir:</p>
<blockquote><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Gerçek şu ki,  Allah, Adem&#8217;i, Nuh&#8217;u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine  seçti; ONLAR BİRBİRLERİNDEN (TÜREME TEK) BİR ZÜRRİYETTİR. Allah  işitendir, bilendir. (Ali İmran Suresi, 33-34)</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>&#8220;Rabbimiz, ikimizi sana teslim  olmuş (Müslümanlar) kıl ve SOYUMUZDAN SANA TESLİM OLMUŞ (MÜSLÜMAN) BİR  ÜMMET (VER). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve  tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.&#8221;  (Bakara Suresi, 128)</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>BABALARINDAN, SOYLARINDAN VE  KARDEŞLERİNDEN, KİMİNİ (BUNLARA KATTIK); ONLARI DA SEÇTİK VE DOSDOĞRU  YOLA YÖNELTİP-İLETTİK. (Enam Suresi, 87)</strong></span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN TANITICI BİR  ÖZELLİĞİ DE, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN TORUNU HZ. HASAN’IN SOYUNDAN  GELMESİDİR</strong></span></span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)’in, kızı Hz. Fatma (ra)’dan olan torunu Hz.  Hasan (ra) soyundan gelen kişilere İslam kültüründe <strong>“Seyyid”</strong> adı verilmektedir. Önceleri, Hz. Muhammed (sav)’in diğer torunu olan  Hz. Hüseyin (ra)’ın soyundan olan şahıslar da seyyid olarak  nitelendirilmekteydi. Ancak daha sonra, bu kişiler <strong>“şerif”</strong> olarak adlandırılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı doğru  şekilde tanıyabilmeleri için, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın <strong>“kesin ve  ayırtedici bazı özelliklerini”</strong> bildirmiştir. Bunlardan biri de <strong>“Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;ın Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelen bir kimse”</strong> olacağıdır.</p>
<p>Hadislerde ve bu hadisleri aktaran İslam alimlerinin eserlerinde,<strong> Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın hem seyyid olduğu hem de Hz. Hasan’ın neslinden  olacağıyla </strong>ilgili çok detaylı bilgiler verilmiştir. Bu  hadislerden bazıları şöyledir:<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong><br />
</strong></span><strong>“<span style="text-decoration: underline;">HZ. MEHDİ (A.S.), FATİMA&#8217;NIN EVLATLARINDANDIR  VE HASAN&#8217;IN SOYUNDANDIR.</span></strong><strong>&#8220;</strong> (Ebu Davud, Hz.  Mehdi, 1)</p>
<p>Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib kitabında ve İbni Cevzi Fi’l Garibil  Hadis’de ve İbnül Esir’de Nhaye’de tahric ettiler, Hz. Ali Hadisi  hakkında dediler ki:<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;"><br />
HZ. MEHDİ (A.S.), HZ. HASAN’IN SOYUNDANDIR.</span></strong> (Ali Bin  Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti&#8217;nin Tasnifinden Hadisler – Ahir  Zaman Mehdi’sinin Alametleri, s. 22)</p>
<p>Tamman, Fevaid isimli eserinde ve İbni Asakir, Abdullah b. Amr’dan  tahric ettiler. Buyurdu ki: <strong><span style="text-decoration: underline;">H</span><span style="text-decoration: underline;">ASAN’IN EVLADINDAN BİRİSİ  (HZ. MEHDİ (A.S.))</span></strong><strong> doğu tarafından çıkacak,</strong> eğer O’na dağlar bile karşı gelse, onları ezecek, ve kendisine o  dağlarda yollar edinecektir. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin  Suyuti&#8217;nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, s.  22)</p>
<p>Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz.  Hasan’a bakmış ve: “Nebi SallAllahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği  gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve  centilmendir.) <strong>Yakında ONUN <span style="text-decoration: underline;">(HZ. HASAN’IN) SOYUNDAN</span></strong><strong>,  Nebinizin (sav) adıyla adlandırılan bir kimse (HZ. MEHDİ (A.S.))  çıkacak, ahlakında ona (Hz. Peygamber (sav)’e) benzeyecek&#8230;” </strong>buyurmuştur.  (Tac V, 363)</p>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/54abmf.gif" alt="" width="367" height="69" align="middle" /></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Verdana;">II. BÖLÜM</span><br />
</span></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;"><br />
</span></span></span></strong></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Verdana;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN YAŞI</span></span><br />
</span></span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) 30-40 YAŞLARI ARASINDA FAALİYETLERİNE  BAŞLAYACAKTIR</strong></span></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın henüz insanlar  tarafından tanınmadığı, ancak İslam ahlakının dünya hakimiyetine yönelik  faaliyetlerine başlayacağı yıllara dikkat çekmiştir. Bu dönemde 30-40  yaşlarında olacağı belirtilen Hz. Mehdi (a.s.), faaliyetleriyle birlikte  insanlar arasında dikkat çekecek, bu yıllarda insanlar onun  çalışmalarını görüp izleyeceklerdir. Ancak Hz. Mehdi (a.s.) olduğu bu  süre içerisinde bilinmeyecek, bu gerçeğin anlaşılması çok daha ileriki  yıllarda gerçekleşecektir.</p>
<p>Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yaşı ile ilgili bu bilgiler şöyle  aktarılmıştır:</p>
<p>&#8220;<strong>(HZ. MEHDİ (A.S.)) YAŞI 30 İLE 40 ARASINDA </strong>olduğu  halde gönderilecektir&#8230; <strong><span style="text-decoration: underline;">HZ. MEHDİ  (A.S.)</span></strong> benim  evlatlarımdandır. <strong><span style="text-decoration: underline;">40 YAŞLARINDADIR</span>.</strong>&#8221;  (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration: underline;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.)</strong></span> benim neslimdendir. <strong><span style="text-decoration: underline;">O  40 YAŞINDADIR</span>.</strong> Sanki yüzü parlak bir yıldızdır&#8230;&#8221; (Mer’iy  b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l  Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)</p>
<p><strong>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">O (HZ. MEHDİ (A.S.)) GENÇ BİR ADAMDIR</span>.&#8221;</strong> (Mer’iy  b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l  Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.) İNSANLAR  TARAFINDAN TANINDIĞI YILLARDA DA “İLERİ YAŞLARDA OLMASINA RAĞMEN, ÇOK  GENÇ GÖRÜNÜMLÜ” OLACAKTIR</strong></span></p>
<p>Ahir zamanı yaşadığımız günlerde birçok insanın genç yaşlarında fiziksel  görünümlerindeki hızlı çöküşü dikkati çekmektedir. Çoğu genç insanın  cildi erkenden buruşmakta, gözlerinin etrafında çizgiler süratle  artmakta ve yaşlılık alametleri hızla belirmektedir. Hz. Mehdi (as)&#8217;ın  yaşı da, geçen zaman ile birlikte, herkes gibi ilerleyecektir. Fakat  Allah Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bedenini yaşlanmanın tüm etkilerinden  koruyacak ve Hz. Mehdi (as)&#8217;ın görüntüsündeki gençliği muhafaza  edecektir. Bu nedenle Hz. Mehdi (a.s.) ileri yaşlarında da 40 yaş  civarında görünecektir. Dolayısıyla bu da yine, Hz. Mehdi (as)&#8217;ın ayırd  edici özelliklerinden biri olacaktır. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı,  ilerleyen yaşına rağmen, olağanüstü genç göstermesi ve güzelliğini  muhafaza etmesinden de tanıyacaklardır.</p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu özelliği şöyle  bildirilmiştir:</p>
<p>Ve onun <strong>(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) İŞARETLERİNDEN BİRİ DE GÜNLERİN VE  GECELERİN GEÇMESİ İLE YAŞLANMAMASIDIR</strong>. (Muntekab-ül Esar,  Lütfullah Gülpaygani, s. 285)</p>
<p>Hz. Rıza (a.s) Rayyan b. Saltı&#8217;ın Sen Sahib-ul Emr misin? sorusuna şöyle  cevap verdi: Evet ben de Sahib-ul Emrim (emir sahibiyim), Ama yeryüzünü  adaletle dolduracak olan Sahib-ul Emr ben değilim. Ben de gördüğün bu  güçsüzlük ve zayıflığa rağmen nasıl olur da o Sahib-ul Emr olabilirim? <strong>VA&#8217;DEDİLMİŞ  KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) İLERİ YAŞLARDA, AMA GENÇ BİR SURETTE ZUHUR  EDECEKTİR.</strong> (Bihar-ul Envar, c. 52, s. 32; İsbat-ul Hudat, c. 6,  s. 19)</p>
<p><strong>(HZ. MEHDİ (A.S.)) UZUN ÖMÜRLÜ VE GENÇ YÜZLÜDÜR. ONU GÖREN 40  YAŞ CİVARINDA BİR ERKEK DİYE DÜŞÜNÜR VE BİR İŞARETİ DE ALLAH&#8217;IN EMRİ  GELİNCEYE KADAR YAŞLANMAYACAĞIDIR. </strong>(Kemalüddin, s. 625 ve  Müntehabül Ezhar, cilt 2, s. 284)</p>
<p>Ebu Said’den: Hasan b. Ali aleyhi’s-selâm &#8230; şöyle buyurdu: “&#8230;<strong> ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) GAYBETİNDE ALLAH ONUN ÖMRÜNÜ UZATACAK, SONRA  KENDİ KUDRETİ İLE ONU KIRK YAŞINDAN DAHA GENÇ GÖRÜNÜMLÜ OLARAK AŞİKÂR  EDECEKTİR</strong> ve bu, Allah’ın her şeye Kadir olduğunun bilinmesi  içindir.” (Kemal-ud Din, c. 1, s. 315)</p>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/54abmf.gif" alt="" width="367" height="69" align="middle" /></p>
</div>
<div><span style="color: #ff0000; font-size: medium;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana;">III. BÖLÜM</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN GENEL GÖRÜNÜMÜ:</span></p>
<p></span></strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.), PEYGAMBERİMİZ (SAV)  GİBİ ORTA BOYLUDUR</strong></span><strong> </strong></p>
<p>Şemail-i Şerif’inin aktarıldığı rivayetlerde Peygamberimiz (sav)’in orta  boylu olduğu bildirilmiştir:</p>
<p>Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki:<strong> &#8220;RESULULLAH (SAV) ORTA  BOYLU İDİ.&#8221;</strong> (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.) de, aynı Peygamberimiz (sav) gibi orta boylu bir kimse  olacaktır:<br />
<strong><br />
“HZ. MEHDİ (AS), ORTA BOYLU OLACAKTIR.”</strong> (El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi  Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)</p>
<p>Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad&#8217;ın, Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali  El-Bakır&#8217;dan rivayetine göre, Hz. Ali&#8217;ye Hz. Mehdi (as)&#8217;ın vasıflarından  soruldu, o da şu cevabı verdi: <strong>&#8220;O (HZ. MEHDİ (AS)), ORTA BOYLU </strong>ve  güzel yüzlü <strong>BİR GENÇTİR</strong>…&#8221; (Ukayli &#8220;En-Necmu&#8217;s-sakıb fi  Beyanı Enne&#8217;l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale&#8217;t-Temam ve&#8217;l  kamal&#8221;)</p>
<p><strong>“&#8230; O (HZ. MEHDİ (A.S.)), ORTA BOYLU ERLERDENDİR&#8230;” </strong>(Muhyiddin  İbnü’l-Arabi, El-Cevabü’l-Müstakim amma Seele anhü et-Türmizi el-Hakim,  Bayezid, no: 3750, 242b yaprağı)</p>
<p>&#8220;…<strong>O (HZ. MEHDİ (AS)), ORTA BOYLU</strong>, güzel yüzlü, güzel  saçlıdır&#8230;&#8221; (Ahbar-ud Duvel, s. 117 &#8211; Hicri 1382 basımı)</p>
<p><strong>HZ. MEHDİ (A.S.) ÇOK HEYBETLİ VE GENİŞ YAPILIDIR<br />
</strong><br />
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın heybetli, geniş yapılı ve dikkat çekici  bir görünümü olduğu haber verilmektedir:</p>
<p>“<strong>O (HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> açık (geniş) alınlı&#8230; <strong>HEYBETLİ  BİR ŞAHISTIR.</strong>” (İkdud dürer)</p>
<p>Haris bin Muğayre-i Nasrı der ki: İmam Caferi Sadık aleyhisselam&#8217;a,<strong> &#8220;İMAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) NE İLE TANINIR?&#8221; </strong>diye arzedince şöyle  buyurdu: <strong>HEYBET VE VAKAR İLE</strong>&#8230;(Şeyh Muhammed b.  İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 283)</p>
<p>&#8230; Ebu&#8217;l Carud der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam&#8217;a: <strong>&#8220;&#8230;  İMAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) NE İLE TANINIR?&#8221; </strong>DİYE ARZEDİNCE ŞÖYLE  BUYURDU:<br />
<strong><br />
&#8220;HİDAYET VE HEYBETİ İLE </strong>VE ALİ MUHAMMED&#8217;İN, ONUN (HZ. MEHDİ  (A.S.)&#8217;IN) FAZİLETLERİNİ İKRARI İLE.&#8221; (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i  Numani, Gaybet-i Numani, s. 284)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)’IN GÖRÜNÜMÜ “BEN-İ  İSRAİL” GİBİDİR</span></strong></p>
<p>Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın görünümünün  İsrailoğulları’na benzeyeceğini bildirmiştir. Hadislerde kullanılan  “Ben-i İsrail ricali” tanımı, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın “güçlü ve heybetli”  bir yapısı olacağını ifade etmektedir:<br />
<strong><br />
HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN BOYU, POSU SANKİ BEN-İ İSRAİL RİCALİNDEDİR.</strong> (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri,  El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<strong><br />
(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) CİSMİ, İSRAİL CİSMİDİR.</strong> (Kitab-ül Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)<br />
<strong><br />
HZ. MEHDİ (AS) SANKİ BEN-İ İSRAİL&#8217;DEN BİR ADAMDIR.</strong> (Tavrı  onlara benzer yani heybetli ve acar (heybetli)) (Kitab-ül Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23 ve s. 30)</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)</strong> benim torunlarımdandır&#8230; <strong>VÜCUDU  İSRAİLOĞULLARI’NA BENZER</strong>&#8230;”[El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz  Zaman]</p>
<p><strong>(DIŞ GÖRÜNÜŞÜ) SANKİ İSRAİLOĞULLARINDAN BİR ADAMA BENZEMEKTEDİR.</strong> (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi  Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)<br />
<strong><br />
HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN BEDENİ İSRAİLİ’DİR. HZ. MEHDİ (A.S.), SANKİ BENİ  İSRAİL RİCALİNDENDİR. </strong>(Beni İsrail vücut yapısı geniş ve  heybetlidir.)&#8221; (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin  Alametleri, El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN TÜM BEDENİ GENİŞTİR</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak bildirdiği  özelliklerden biri de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın aynı Peygamberimiz (sav) gibi  tüm vücudunun geniş yapılı yani heybetli olmasıdır:</p>
<p>&#8220;<strong>İRİ GÖVDELİ</strong>&#8230; &#8220;(Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı  Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN KARNI  GENİŞTİR </strong></span></p>
<p>Hadislerde, tüm vücudunun son derece heybetli ve geniş yapılı olduğu  bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın karnı da, vücuduyla orantılı olarak geniş  olacaktır:</p>
<p><strong> “&#8230; (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) KARNI BÜYÜKTÜR&#8230;”</strong> (Mer’iy  b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l  Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s.13”)</p>
<p>Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (as) ikindi namazından sonra  ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O  şöyle der: Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: “<strong>GENİŞ  KARINLIDIR</strong>, kaşları yakındır, <strong>BACAKLARI ÇOK  ENERJİKTİR, OMUZLARI GENİŞTİR</strong>&#8230;” (Bihar’ul  Envar, 86-81)</p>
<p>Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) tekrar <strong>İMAM MEHDİ (AS)’</strong>den  şu sözlerle bahseder: “Geniş alınlıdır&#8230; <strong>AÇIK VE GENİŞ  KARINLIDIR</strong>, uylukları geniştir&#8230;”[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]</p>
<p>Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli  Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden  söylediklerini nakletmiştir, “<strong>AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ  (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, &#8230; AÇIK VE GENİŞ KARINLI OLACAK,</strong> uyluk kemikleri geniş ve büyük, belirgin olacak&#8230;”(İmam Mehdi’nin  Hayatı, Allame Bakır  Şerif el- Kureyşi)</p>
<p>Humran bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: <strong>&#8220;…  SENİN SAHİBİN HZ. MEHDİ (A.S.) GENİŞ KARINLIDIR&#8230;” </strong>(Şeyh  Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN OMUZLARI GENİŞTİR</span></strong></p>
<p>Bir başka hadiste de, tüm vücudu geniş yapılı ve heybetli olan Hz. Mehdi  (a.s.)’ın, yine bu görünümüyle orantılı olarak geniş omuzlu olduğuna  dikkat çekilmiştir:</p>
<p>Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (as) ikindi namazından sonra  ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O  şöyle der: Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: <strong>&#8220;&#8230;  OMUZLARI GENİŞTİR&#8230; &#8220;(</strong>Bihar’ul  Envar, 86-81)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN UYLUKLARI GENİŞ VE ARASI AÇIKTIR </strong></span></p>
<p>Hz. Mehdi (as)&#8217;ın karnı geniş olacağı için uylukları da doğal olarak  geniş olacaktır.</p>
<p>Bir hadiste Hazreti Ali (as) Hz. Mehdi (as)’dan şu sözlerle bahseder: “<strong>(HZ.  MEHDİ (A.S.))</strong> Geniş alınlıdır&#8230; Açık ve geniş karınlıdır, <strong>UYLUKLARI  GENİŞTİR</strong>, &#8230;”[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS))’IN, &#8230;İKİ UYLUK ARASI AÇIKTIR&#8230;” </strong>(Mer&#8217;iy b.  Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi&#8217;si &#8220;Fevaidu Fevaidi&#8217;l  Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar&#8221;, s. 13)</p>
<p>Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli  Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden  söylediklerini nakletmiştir:</p>
<p><strong>“Ahir zamanda soyumdan bir kişi (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK,</strong> &#8230; Açık ve geniş karınlı olacak, <strong>UYLUK KEMİKLERİ GENİŞ VE  BÜYÜK, BELİRGİN OLACAKTIR&#8230;”</strong>(İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame  Bakır  Şerif el- Kureyşi)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN YÜRÜYÜŞÜ DE  OLAĞANÜSTÜ HEYBETLİDİR</span></strong></p>
<p>Uyluklarının açık ve geniş yapılı olması sebebiyle, Hz. Mehdi (a.s.)’ın  yürüyüşü de son derece heybetli olacak, adımlarını dışa doğru atacaktır.  Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu özelliğini şöyle  bildirmiştir:</p>
<p><strong>BİR ÖZELLİĞİ DE YÜRÜRKEN UYLUKLARININ AÇIK VE BİRBİRİNDEN UZAK  OLMASIDIR. </strong>(Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen  Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il  Muntazar, s. 32)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.), KONUŞMALARINDA VURGU YAPMAK İÇİN ELİNİ  KULLANACAKTIR</strong></span></p>
<p>Hadiste, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın konuşurken elini de kullanacağı; konuşurken  konuşmalarına vurgu yapmak istediğinde elini hareket ettireceği haber  verilmiştir:<br />
<strong><br />
“HZ. MEHDİ (AS) &#8230; YAVAŞ VE AĞIR KONUŞTUĞU ZAMAN SAĞ ELİNİ SOL DİZİNE  VURUR.” </strong>(İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş,  s.174)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN TEN RENGİ, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İNKİ GİBİ “ARABİ”,  YANİ “KIRMIZIYA ÇALAN BEYAZ RENKTE”DİR </strong></span></p>
<p>Arap ırkının ten rengi, kırmızıyla karışık beyazdır. Peygamber Efendimiz  (sav)&#8217;in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin  görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu.  Rivayetlerden Hz. Mehdi (as)&#8217;ın ten renginin de Peygamber Efendimiz  (sav)&#8217;le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır.</p>
<p>İslam kaynaklarında Resulullah (sav)&#8217;in cilt rengi şöyle tarif  edilmiştir:</p>
<p>Enes b. Malik, Hz. Peygamber (sav)&#8217;in rengi hakkında şöyle dedi: <strong>BEYAZ  İDİ. FAKAT BEYAZI ESMERE ÇALIYORDU.</strong> (İbni Kesir, Şemail&#8217;ür-  Resul, s. 28)</p>
<p><strong>KIRMIZI İLE KARIŞIK NURANİ BEYAZ İDİ. </strong>(İbni Kesir,  Şemail&#8217;ür- Resul, s. 28)</p>
<p>Enes b. Malik (ra) anlatıyor: &#8220;Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi;  uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne  kıvırcık, ne de düzdü. MÜBAREK (İlahi hayrın bulunduğu şey,  bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) <strong>YÜZLERİNİN RENGİ İSE  NURANİ BEYAZDI</strong>.&#8221; (Et-Tirmizi İmam Ebu İ&#8217;sa Muhammed, Şemail-i  Şerife, cilt 2, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 7-8)</p>
<p>Hz. Hasan (ra) naklediyor: &#8220;Resulullah Efendimiz (sav), yaradılıştan  heybetli ve muhteşemdi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet  kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar,  değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını  geçerdi. <strong>PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN RENGİ, EZHER&#8217;UL-LEVN (PEK  BEYAZ VE PARLAK RENK) İDİ, YANİ NURANİ BEYAZDI.</strong> Alnı açıktı.  Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. Boynu, saf mermerden  meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun  bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti&#8230;&#8221;  (Et-Tirmizi İmam Ebu İ&#8217;sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 1, Hilal  Yayınları, Ankara,1976, s. 18-22-23)</p>
<p>Enes b. Malik (ra) anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Resulullah Efendimiz (sav)’in boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. <strong>TENİ  DE NE DURU BEYAZ, NE DE KOYU ESMERDİ.</strong> &#8230;&#8221; (Sünen-i Tirmizi  Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi,  İstanbul, 4.cilt, s.201)</p>
<p>&#8220;<strong>EFENDİMİZ (SAV) BEYAZA PEMBE KARIŞIK RENKTE İDİ.</strong> Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi.&#8221; (Hz. Ali (ra), G. Ahmed  Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, s.  519/4)</p>
<p>Enes b. Malik, Hz. Peygamber (sav)’in rengi hakkında şöyle dedi: <strong>“BEYAZ  İDİ. FAKAT BEYAZI ESMERE ÇALIYORDU.” </strong>(İbni Kesir, Şemail’ür-  Resul, s. 28)</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8230;&#8230;</span><br />
<span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
Hadislerde, Hz. Mehdi (as)&#8217;ın ten renginin de, aynı Peygamberimiz  (sav)’inki gibi <strong>“kırmızıya çalan beyaz renkli olduğu”</strong> şöyle bildirilmektedir:</span></p>
<p><strong>“HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN RENGİ ARABİDİR…”</strong> (İbn Hacer El  Mekki, &#8220;El-Kavlü&#8217;l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar&#8221;, s. 15-75)</p>
<p><strong>“HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN RENGİ ARABİDİR.”</strong>(Muhammed B. Resul  El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, s.163)</p>
<p><strong>“(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) RENGİ ARAB RENGİDİR.”</strong> (Kitab-ül  Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)</p>
<p>Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli  Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden  söylediklerini nakletmiştir, <strong>“AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ  (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, AZ AL RENKLE KARIŞIK AÇIK TENLİ OLACAK&#8230;” </strong>(İmam  Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)</strong> benim torunlarımdandır. &#8230; <strong>TENİ  ARAPLAR’A (KIRMIZIYA ÇALAN BEYAZ),</strong> vücudu İsrailoğulları’na <strong>BENZER</strong>&#8230;”  .[El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]</p>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/54abmf.gif" alt="" width="367" height="69" align="middle" /></p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-size: medium;">IV. BÖLÜM</span></span><span style="font-size: medium;"></p>
<p></span><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN YÜZÜNDEKİ,  HAYRET VERECEK<br />
KADAR DETAYLANDIRILMIŞ OLAN TANITICI ÖZELLİKLER</span></span></span></strong><strong><span style="font-size: medium;"><br />
</span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN YÜZÜ ÇOK GÜZEL, İNCİ GİBİ PARLAK VE NURLUDUR</strong></span></span></p>
<p>“<strong>O (HZ. MEHDİ (AS)) GÜZEL BİR DELİKANLIDIR, GÜZEL YÜZLÜDÜR.  YÜZÜNÜN NURU</strong> başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.”<br />
(Mehdilik ve İmamiye, s. 153; İkdüd Dürer&#8217;den)<br />
<strong><br />
&#8220;O (HZ. MEHDİ (A.S.)), GÜZEL YÜZLÜDÜR. YÜZÜNÜN NURLARI ONA AZAMET  VERİR.&#8221;</strong> (Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf  el-Makdi&#8217;si, &#8220;Feraidu Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar&#8221;)</p>
<p>&#8220;<strong>O (HZ. MEHDİ (AS)),</strong> orta boylu ve <strong>GÜZEL YÜZLÜ  BİR GENÇTİR</strong>&#8230; <strong>YÜZÜNÜN NURU</strong>, saçının,  sakalının ve başının siyahlığı üzerine <strong>GÜN GİBİ PARLAR</strong> ve ona yücelik verir.&#8221; (Ukayli &#8220;En-Necmu&#8217;s-sakıb fi Beyanı Enne&#8217;l Mehdi  min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale&#8217;t-Temam ve&#8217;l kamal&#8221;)</p>
<p>Humran bin A&#8217;yân der ki, İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam&#8217;a: &#8220;… Senin  sahibin <strong>HZ. MEHDİ (AS)</strong> geniş karınlıdır, alnında iz  vardır, <strong>YÜZÜ GÜZELLERİN EVLADIDIR. (YANİ YÜZÜ GÜZELDİR)</strong>&#8221;  (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)</p>
<p>Hz. İmam Hüseyin (a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Hz. Mehdi  (a.s.) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira <strong>O (HZ.  MEHDİ (A.S.)) HALKA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR</strong>&#8230; ”  (Ikd-üd Dürer, s. 41)</p>
<p>&#8220;&#8230; O<strong> (HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> mu’tedil, <strong>GÜZEL  YÜZLÜ, </strong>güzel saçlı, ince burunlu ve geniş yüzlü <strong>BİR  GENÇTİR</strong>.&#8221; (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi  Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)</p>
<p>Peygamberimiz (sav), &#8220;Benim neslimden olan 40 yaşındaki Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;dır. <strong>YÜZÜ GÖKYÜZÜNDE PARLAYAN YILDIZ GİBİDİR.</strong>&#8221;  şeklinde buyurmuştur. (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi  &#8220;Risaletül Meşreb Elverdi fi Mezhebil Mehdi&#8221;)</p>
<p>&#8220;Hz. Mehdi (as) benim çocuklarımdandır. <strong>ONUN YÜZÜ, PARLAK YILDIZ  GİBİDİR.</strong>&#8221; (Ukayli &#8220;En-Necmu&#8217;s-sakıb fi Beyanı Enne&#8217;l Mehdi min  Evladı Ali b. Ebi Talib Ale&#8217;t-Temam ve&#8217;l kamal&#8221;)</p>
<p><strong>HZ. MEHDİ (A.S.)</strong> benim neslimden bir zattır. <strong>YÜZÜ  İNCİ YILDIZI GİBİDİR.</strong> (Ebu Davud, Mehdi 1., Kıyamet  Alametleri, İsmail Mutlu sf. 155)<br />
<strong><br />
(MEHDİ (A.S.)’IN) YÜZÜ PARLAYAN YILDIZ GİBİ NURLUDUR. </strong>(Ahmet  İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu&#8217;l  Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 33) (Kitab-ül Burhan Fi  Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 22)</p>
<p>“Mehdi benim torunlarımdandır. <strong>YÜZÜ PARLAK BİR YILDIZ GİBİDİR,</strong> &#8230;Göklerde ve yerde yaşayan tüm canlılar ve kuşlar bile, onun  hükümdarlığından ve halifeliğinden (manevi liderliğinden) mutluluk  duyacaktır. Yirmi yıl boyunca hüküm sürecektir.” [El-Beyan fi Ahbari  Sahib-üz Zaman]</p>
<p>Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yüzünün güzelliği ve nuru ile ilgili  verilen bu bilgiler, Hz. Yusuf (a.s.) ile büyük benzerlik  göstermektedir. Bilindiği gibi Peygamberimiz (sav) hadislerinde<strong> “Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Yusuf (a.s.)’ın hayatı arasında benzerlikler  olduğunu”</strong> bildirmiştir:</p>
<p>Muhammed Bâkır aleyhisselam buyurdu ki: <strong>“BU İŞİN SAHİBİNDE (HZ.  MEHDİ (A.S.)’DA) YUSUF’A BİR BENZERLİK VARDIR.”</strong> (Şeyh Muhammed  b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 189)</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.) da, aynı Hz. Yusuf (a.s.) gibi insanlar üzerinde derin  etki ve hayranlık uyandıran, çok güzel ve nurlu bir yüze sahip  olacaktır. Kuran&#8217;da Hz. Yusuf (a.s.)’ın güzelliği şöyle bildirilmiştir:</p>
<blockquote><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>&#8230; (Yusuf&#8217;a  da:) &#8220;Çık, onlara (görün)&#8221; dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü  güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde)  büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: &#8220;Allah&#8217;ı tenzih  ederiz, bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir&#8221; dediler.  (Yusuf Suresi, 31)</strong></span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)  HUZURLU VE HUZUR VEREN BİR ÇEHREYE SAHİPTİR</strong></span></span></p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bir özelliği de, imanından kaynaklanan yüksek  ahlakı, derinliği, güçlü kişiliği ve tavırlarındaki mükemmellik ile  çevresindeki insanlara huzur ve güven vermesidir. Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu  önemli özelliği yüzüne de yansımaktadır. İnsanlar, sırf yüzüne bakarak  dahi, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Allah’a olan derin iman ve teslimiyetini  görebileceklerdir.</p>
<p>Yüzüne yansıyan bu imani huzurun etkisiyle, tüm insanlar onun yanında  huzur bulacaklardır. Bir hadiste Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu özelliği şöyle  anlatılmaktadır:</p>
<p>Tanınmış şair Ağa Seyyid Hasan, Hazretleri’nden (Hz. Mehdi (a.s.)’dan)  söz etmiştir: <strong>“(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ) GÜZELLİĞİ TEMİZ YÜZÜNDEN  YÜKSELİR, SABAH MELTEMİ HUZUR VEREN ÇEHRESİNDEN YAYILIR.”</strong> [Minanur Rahman, 2/237]</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;NİN CİLDİ ÇOK  GÜZEL VE PARLAKTIR </strong></span></p>
<p>Birçok hadiste, daha ileri yaşlarında dahi 40 yaş civarında göstereceği  müjdelenen Hz. Mehdi (a.s.)’ın cildinin, çok dikkat çekici derecede  parlak, sağlıklı ve güzel olacağı bildirilmiştir:</p>
<p><strong>“HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜZÜ ALTIN-BRONZ BİR METAL GİBİ PARLAR.  ÖYLE PARLAK Kİ NEREDEYSE CİLDİNİN ASIL RENGİ GÖRÜNMEYECEK.”</strong> (Bihar-ül Envar, c. 13, s. 263)</p>
<p>Hadiste verilen bilgilere göre, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzü bazen güneşte  bronzlaşıp koyu renk ve parlak olacak, bazen de açık, kendi Arabi  renginde, yani kırmızıya çalan beyaz ve yine parlak olacaktır.</p>
<p><strong>“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN)&#8230; YÜZÜ BAZEN AÇIK RENK VE ALTIN GİBİ  PARLAK, BAZEN DAHA KOYU RENK VE AY GİBİ PARLAKTIR.”</strong> (Bihar-ül  Envar, c. 13)</p>
<p><strong>“HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN &#8230; CİLDİ ÇOK PARLAKTIR.”</strong> (Bihar-ül  Envar, c. 13, s. 243 (Farsça tercüme))</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.) SİYAH SAÇLIDIR</strong></span></p>
<p>Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad&#8217;ın, Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali  El-Bakır&#8217;dan rivayetine göre, Hz. Ali&#8217;ye Hz. Mehdi (as)&#8217;ın vasıflarından  soruldu, o da şu cevabı verdi:<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) YÜZÜNÜN NURU BAŞINA VE SAÇLARININ SİYAHINA KADAR  YÜKSELİR.”</strong> (Mehdilik ve İmamiye, s. 153) (İkdüd Dürer&#8217;den)</p>
<p>“<strong>(HZ. MEHDİ (AS)) SİYAH SAÇLIDIR.</strong> Siyah sakallıdır.”  (Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi&#8217;si, Fevaidu  Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazarî)</p>
<p><strong>“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) YÜZÜNÜN NURU, SAÇININ, SAKALININ VE BAŞININ  SİYAHLIĞI ÜZERİNE GÜN GİBİ PARLAR VE ONA YÜCELİK VERİR.”</strong> (Ukayli ìEn-Necmu&#8217;s-sakıb fi Beyanı Enne&#8217;l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi  Talib Ale&#8217;t-Temam ve&#8217;l kamalî)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN SAÇLARI, GÜRLÜĞÜ VE  GÜZELLİĞİYLE DİKKAT ÇEKECEKTİR</span></strong></p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.), tüm bedeninin heybeti ve yüzünün güzelliğiyle olduğu  kadar, saçlarının gürlüğü ve güzelliğiyle de dikkat çekecektir.  Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın saçıyla ilgili bu özellikleri şöyle haber  verilmiştir:<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) SAÇI SIKTIR&#8230;”</strong> (Bihar-ül Envar, c. 13)</p>
<p>Ahmed b. Sinan Kirmani Dimeşki (1019), Ehl-i Sünnet&#8217;in meşhur  alimlerinden olup &#8220;Ahbar-ud Duvel&#8221; adlı kitapta şöyle yazar:<strong> &#8220;…O  (HZ. MEHDİ (AS)), orta boylu, güzel yüzlü, GÜZEL SAÇLIDIR&#8230;&#8221;</strong> (Ahbar-ud Duvel, s. 117 &#8211; Hicri 1382 basımı)</p>
<p>Abdulmelik İsami (1111), Mekke&#8217;de ikamet eden tanınmış tarihçilerdendir.  &#8220;Sımt-ul Nucum-il Avali&#8221; diye bilinen dört ciltlik tarih kitabında  şöyle yazıyor: &#8220;&#8230; <strong>O (HZ. MEHDİ (AS)) </strong>mu’tedil  (itidalli), güzel yüzlü ve <strong>GÜZEL SAÇLI,</strong> ince burunlu ve  geniş yüzlü <strong>BİR GENÇTİR.</strong>&#8221; (Sımt-ul Nucum-il Avali, c.  4, s. 138; Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan,  Al-i Taha, s. 157)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (A.S.) GENİŞ YÜZLÜDÜR</strong></span></p>
<p>Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın tüm bedeninin oldukça heybetli ve geniş  yapılı olduğu anlatılmıştır.</p>
<p>Vücudunun geneliyle ilgili olarak verilen bu detaylarla orantılı olarak,  hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın <strong>“yüzünün de geniş olduğu”</strong> belirtilmiştir:</p>
<p>&#8220;&#8230; <strong>O (HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> mu’tedil, güzel yüzlü, güzel  saçlı, ince burunlu ve <strong>GENİŞ YÜZLÜ BİR GENÇTİR.</strong>&#8221;  (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah  Turan, Al-i Taha, s. 157)</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.) AÇIK VE GENİŞ  ALINLIDIR</strong></span></p>
<p>Hadislerde, tüm vücudunun ve yüzünün geniş olacağı belirtilen Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;ın <strong>“alnının da geniş olacağı”</strong> ifade edilmiştir.</p>
<p>Yüzü ve alnı hakkında verilen tüm bu detaylar, Hz. Mehdi (as)&#8217;ın başının  da, Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in mübarek başı gibi büyükçe olduğunu  göstermektedir.</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın alnının genişliğini haber veren hadislerden bazıları  şöyledir:</p>
<p>&#8220;<strong>O AÇIK (GENİŞ) ALINLI</strong>&#8230;heybetli bir şahıstır.&#8221; (İkdüd  dürer)</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) </strong>bendendir. <strong>ALNI GENİŞTİR</strong>&#8230;”  (Ebû Dâvud, 4285)</p>
<p><strong>“ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) ALNI GENİŞ&#8230; OLACAKTIR.”</strong> (Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani cilt 5, s. 365)<br />
<strong><br />
“O (HZ. MEHDİ (A.S.)), AÇIK ALINLIDIR&#8230;” </strong>(Muhammed B. Resul  Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri)</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)</strong> bendendir&#8230; <strong>AÇIK ALINLIDIR.</strong>”  (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)</p>
<p>“<strong>O (Hz. Mehdi (a.s.)),</strong><strong> AÇIK ALINLIDIR.</strong>”  (Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi&#8217;si &#8220;Fevaidu  Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar&#8221;)</p>
<p>“<strong>ALLAHU TEALA,</strong> benim neslimden, <strong>ALNI AÇIK,</strong> yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram  eden <strong>BİR EVLADIMI (HZ. MEHDİ (AS)&#8217;I) GÖNDERECEKTİR.”</strong> (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri,  El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)</p>
<p>Muhakkak ki <strong>ALLAH, BENİM NESLİM İÇİNDE ALNI AÇIK (OLAN) BİR  ŞAHIS (HZ. MEHDİ (AS)’I) GÖNDERECEKTİR. </strong>(Fevaidu Fevaidi&#8217;l Fikr  Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)<br />
<strong><br />
“O (HZ. MEHDİ (AS)), AÇIK ALINLI…”</strong> (İmam Suyuti, Kıyamet  Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s.1699, s.174)</p>
<p><strong>“HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN, ALNI AÇIKTIR.” </strong>(Bu hadisi Ebu Davud  Sünen&#8217;inde, Hakim de Müstedrek kitabında rivayet etmiştir.)<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) ALNI GENİŞTİR.” (</strong>Hadis, Hz. Mehdi (as)&#8217;ın  başının da büyük olacağına işaret etmektedir.) (Ali Bin Hüsamettin El  Muttaki, Celaleddin Suyuti&#8217;nin Tasnifinden Hadisler &#8211; Ahir Zaman  Mehdisinin Alametleri, s. 22)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ALNI PARLAK OLACAKTIR</strong></span></p>
<p>Hadislerde, cildinin çok parlak ve güzel olduğu belirtilen Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;ın alnı da bu özelliğinin bir yansıması olarak son derece dikkat  çekici ve parlak olacaktır:</p>
<p>Ebu Said El-Hudri, Allah’ın Elçisi (sav)’den nakleder, “Şüphesiz Yüce  Allah benim soyumdan ve Ehli Beytim’den&#8230; <strong>PARLAK ALINLI BİRİNİ  (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) ÇIKARTACAK, </strong>böylece o da yeryüzünü adalet,  refah ve ekonomik eşitlik ile dolduracak.” [İkdüd Dürer fi Ekber-i  Muntazar, s. 101]</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ALNINDA HAFİF  BİR İÇBÜKEYLİK VARDIR</strong></span></p>
<p>Bir hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnında hafif bir içbükeylik olacağı  haber verilmiştir:</p>
<p>“<strong>(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN)</strong> saçı sıktır, alnı geniştir ve <strong>ALNINDA  HAFİF İÇBÜKEYLİK VARDIR</strong>&#8230;” (Bihar-ül Envar, cilt 13)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ALNINDA BİR BEN  VARDIR</span></strong></p>
<p>Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam  şöyle buyurdu: &#8220;Ey Ebu Muhammed!&#8230; <strong>(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) BAŞINDA  BİR BEN ve bir iz VARDIR</strong>&#8230; (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani,  Gaybet-i Numani, s. 253)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN ALNINDA “BİR İZ (YARA İZİ)” VARDIR </strong></span></p>
<p>Başka hadislerde ise, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın <strong>“ALNINDA BİR İZ”</strong> olacağı haber verilmiştir:</p>
<p>Humran bin A&#8217;yân der ki, İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam&#8217;a şöyle  arzettim: &#8220;&#8230; <strong>(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) ALNINDA İZ VARDIR,</strong> yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)&#8230;&#8221; (Şeyh Muhammed b.  İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252-253)</p>
<p>Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam  şöyle buyurdu: &#8220;Ey Ebu Muhammed! Kaim&#8217;in (Hz. Mehdi (as)) iki alameti  (veya alametleri) vardır&#8230;<strong> BAŞINDA</strong> bir ben ve<strong> BİR İZ VARDIR</strong>&#8230; (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i  Numani, s. 253)</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın alnındaki bu iz, muhtemelen <strong>BİR YARA İZİDİR.</strong> Ayrıca hadiste “ben” yerine, “İz” ifadesinin kullanılmış olması da, bu  izin, benden daha açık renkte olduğunu göstermektedir.</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN KAŞLARI  KAVİSLİDİR</strong></span></p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı insanlara tanıtacak olan özelliklerinden biri de,  kaşlarının kavisli olmasıdır:</p>
<p><strong>“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) KAŞI KAVİSLİDİR.” </strong>(Muhammed B.  Resul Al-Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet Alametleri&#8221; Pamuk Yayınları, Trc.  Naim Erdoğan, s. 163)</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN İKİ KAŞI  ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;den rivayet edilen bir başka hadiste ise, <strong>Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;ın</strong> iki kaşı arasında <strong>(TEK ÇİZGİ HALİNDE)  DOĞAL BİR KAŞ ÇATMA ÇUKURU OLDUĞU</strong> bildirilmiştir:<br />
<strong><br />
“HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN… İKİ KAŞI ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR…” </strong>(Bihar-ül  Envar, c. 13, s. 243, Farsça tercüme)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (AS) ÇEKİK GÖZLÜDÜR</strong></span></p>
<p>Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yüzüyle ilgili verilen hayret verici  detaylardan bir diğeri de, gözlerinin çekik olmasıdır:</p>
<p>Humrân bin A&#8217;yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam&#8217;a şöyle  arzettim: &#8230;<strong> &#8220;HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN GÖZLERİ ÇEKİKTİR&#8230;&#8221; </strong><br />
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN BURNU KÜÇÜK VE İNCEDİR</span></strong></p>
<p>Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yüzünün güzelliğini pek çok  hadisiyle insanlara bildirmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yüzündeki bu  güzelliğin bir özelliği de, olağanüstü düzgün, küçük ve ince bir burnu  olmasıdır:</p>
<p>“<strong>ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) </strong>alnı geniş, <strong>BURNU  İSE İNCE OLACAKTIR.</strong>” (Tırmizi; Büyük Hadis Külliyatı, Rudani  cilt 5, s. 365)<br />
<strong><br />
“… (HZ. MEHDİ (AS)),&#8230; KÜÇÜK BURUNLU… BİR KİŞİDİR&#8230;” </strong>(Muhammed  B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet Alametleri&#8221; Pamuk Yayınları,  Trc. Naim Erdoğan, s. 163)</p>
<p>&#8220;&#8230;<strong> O (HZ. MEHDİ (A.S.)) </strong>mu’tedil, güzel yüzlü, güzel  saçlı, <strong>ince burunlu</strong> ve geniş yüzlü <strong>BİR  GENÇTİR.&#8221;</strong> (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi  Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)</p>
<p>Ebû Saîd El Hudrî (r.a)&#8217;dan rivâyt edildiğine göre, Rasûlullah (s.a)  şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Hz. Mehdi (a.s.) ben(im neslim) dendir. <strong>O (HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> açık alınlı ve <strong>İNCE BURUNLUDUR.</strong> …&#8221; (Ahmed, b. Hanbel  II-291, III-17)<br />
(Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil yayıncılık, K.  el-Mehdi (35), s. 403-404)<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) BURNU KÜÇÜKTÜR&#8230;”</strong> (Bihar-ül Envar, 13.  Cilt)</p>
<p>İmam Ahme Ebu Ya’la, Semuyeh, Ziyaü’l-Makdisi el-Muhtare’de Ebu Said  (ra)’den rivayet ettiklerine göre Hazreti Peygamber (saas) şöyle  buyurmuştur: “<strong>EHLİ BEYTİMDEN</strong> saçı düzgün, alnı açık, <strong>BURNU  MUNTAZAM BİR KİMSE (HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> yeryüzünü kendisinden  önce zulümle doldurulması gibi adaletle doldurmadan kıyamet  kopmayacaktır.” (Muhammed bin Salih ed-Dimaşki, Peygamber (sav)  Külliyatı, s. 202)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)’IN BURNUNUN ORTA BÖLÜMÜNDE BELLİ-BELİRSİZ BİR  ÇIKINTI VARDIR</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (as)’ın küçük ve düzgün burnunun orta  bölümünde belli-belirsiz bir çıkıntı olacağını haber vermiştir:</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (AS)’IN)</strong> Saçı sıktır, alnı geniştir ve  alnında hafif içbükeylik vardır. <strong>BURNU KÜÇÜKTÜR VE TAM KÖPRÜ  BÖLÜMÜNDE ÇOK KÜÇÜK BİR ÇIKINTISI VARDIR</strong>&#8230;” (Bihar-ül Envar,  c. 13)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN YANAĞINDA BEN VARDIR</strong></span></p>
<p>Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yüzüyle ilgili verilen çok detaylı  bilgilerden biri de yanağındaki ben hakkındadır. Rivayetlerden Hz. Mehdi  (as)&#8217;ın yanağında inciyi andıran, yıldız gibi parlak, yani açık renkli  bir ben olacağı anlaşılmaktadır:</p>
<p><strong>“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) YANAĞINDA, <span style="text-decoration: underline;">İNCİYİ ANDIRAN</span>, <span style="text-decoration: underline;">BİR  YILDIZ GİBİ YÜZÜNÜ AYDINLATAN</span> <span style="text-decoration: underline;">BİR İŞARET</span> VARDIR.” </strong>(Muhammed  B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet Alametleri&#8221; Pamuk Yayınları,  Trc: Naim Erdoğan, s. 163-164)</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)</strong> gür sakallı, ön dişleri parlak, <strong>YÜZÜ  BENLİ,</strong> açık alınlıdır.” (Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebu Bekir b. Ahmet  b. Yusuf el-Makdi&#8217;si &#8220;Fevaidu Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi  El-Muntazar&#8221;)<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) YÜZÜNDE BİR BEN BULUNACAKTIR.” </strong>(Ahmet  İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu&#8217;l  Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)<br />
<strong><br />
(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) YÜZÜNDE BİR BEN VARDIR.</strong> (Ali Bin Hüsameddin  El Muttaki Celaleddin Suyuti&#8217;nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman  Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 23)</p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yanağında, <strong>İNCİYİ ANDIRAN </strong>ve <strong>BİR  YILDIZ GİBİ</strong> yüzünü <strong>AYDINLATAN BİR İŞARET</strong> olduğu bildirilmiştir. Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu özelliği için  sadece <strong>“ben”</strong> kelimesi kullanılmamış, bu benin tüm  nitelikleri açıklanmıştır. <strong>‘İnciyi andıran’</strong>, <strong>‘yıldız  gibi’</strong> ve <strong>‘aydınlatan’</strong> ifadeleri, bu benin hem  şekli hem de rengi hakkında detaylı bilgi vermektedir. Tüm bu bilgiler,  bu benin koyu renkte değil, <strong>TEN RENGİNDE BİR BEN OLDUĞUNU</strong> göstermektedir.<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN YANAĞINDAKİ BEN, DIŞA  ÇIKIK BİR YAPIDADIR</span></strong></p>
<p>Hadiste ayrıca Hz. Mehdi (as)’ın yanağındaki benin dışa çıkık bir yapısı  olduğu da haber verilmektedir:</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (AS)’IN) </strong>Saçı sıktır, alnı geniştir ve  alnında hafif içbükeylik vardır. Burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde  çok küçük bir çıkıntısı vardır. <strong>YANAĞINDA DIŞA ÇIKIK BİR BENİ  VARDIR.</strong>” (Bihar-ül Envar, c. 13)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN YANAĞINDAKİ BEN, HZ.  MUSA (AS)&#8217;IN YANAĞINDAKİ BEN GİBİDİR</span></strong></p>
<p>Hadiste Hz. Mehdi (as)&#8217;ın yanağındaki açık renkli benin bir benzerinin,  Hz. Musa (a.s.)&#8217;ın yanağında da olduğuna dikkat çekilmiştir. Hz. Mehdi  (as), Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)&#8217;in soyundan gelecektir ve tüm  peygamberler aynı soydandır. Allah kan bağını da vesile ederek Hz. Mehdi  (a.s.) ile diğer peygamberler arasında benzerlikler yaratmıştır.</p>
<p>Hadiste Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Musa (a.s.)’ın yüzündeki bu ben  arasındaki benzerlik şöyle anlatılmıştır:</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN &#8230; YANAĞINDAKİ BENİ HZ. MUSA (AS)&#8217;DA OLDUĞU  GİBİ DIŞA ÇIKIK VE YILDIZ GİBİ PARLAKTIR.</strong> Cildi çok parlaktır.”<br />
(Bihar-ül Envar, cilt 13, s. 243 (Farsça tercüme))</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN SAKALI SİYAHTIR</strong><br />
</span><br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın yüzünü insanlara tanıtan önemli bir başka bilgi de,  saçı gibi sakalının da siyah olmasıdır:</p>
<p>“<strong>(HZ. MEHDİ (AS))</strong> Siyah saçlıdır. <strong>SİYAH  SAKALLIDIR.</strong>”<br />
(Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi&#8217;si ìFevaidu  Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar)<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN SAKALI GÜR VE SIKTIR</strong></span></p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın sakalı, çok dikkat çekici güzellikte ve gür  olacaktır:<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) SAKALI SIKTIR.” </strong> (Muhammed B. Resul  Al-Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet Alametleri&#8221; Pamuk Yayınları, Trc: Naim  Erdoğan, s. 163)</p>
<p>“&#8230; <strong>(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) YÜZÜNÜN NURU,</strong> saçının, <strong>SAKALININ</strong> ve başının <strong>SİYAHLIĞI ÜZERİNE GÜN GİBİ PARLAR VE ONA YÜCELİK  VERİR.</strong>” (Ukayli &#8220;En-Necmu&#8217;s-sakıb fi Beyanı Enne&#8217;l Mehdi min  Evladı Ali b. Ebi Talib Ale&#8217;t-Temam ve&#8217;l kamal&#8221;)<br />
<strong><br />
“HZ. MEHDİ (AS), GÜR SAKALLIDIR&#8230;” </strong>(Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi  bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi&#8217;si &#8220;Feraidu Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam  El-Mehdi El-Muntazar&#8221;)<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) SAKALI BOL VE SIK OLACAKTIR.” </strong>(Ahmet İbn-i  Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu&#8217;l  Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN SAKALI HAFİF OLUP,  YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI İSE UZUNDUR</span></strong></p>
<p><strong>“(HZ MEHDİ (AS)) &#8230;MECZUM (HAFİF SAKALLI), KEVSEC (SAKALI  YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI UZUN OLAN&#8230; BİR ADAMDIR&#8230;”</strong> (Fetava-i Hadîsiyye, Ebü&#8217;l-Abbas Şehabeddin Ahmed İbn Hacer  el-Heytemi-41)</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verdiği bir diğer  detay da, Mehdi (a.s.)’ın sakal cinsinin ince yapılı olduğu; şekil  olarak da yanlardan az yani ince olarak inen, aşağı kısmı ise uzun  olacak bir şekle sahip olduğudur.<br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong><br />
HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN DİŞLERİ GÜZEL VE PARLAKTIR</strong></span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in önemli özelliklerinden biri de dişlerinin  parlıklığıydı:</p>
<p>&#8220;<strong>ALLAH RESULÜ (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) </strong>çok  yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi  parlardı&#8230; Burnu gayet güzeldi&#8230; Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı  idi. Ağzı geniş, <strong>DİŞLERİ İNCİ GİBİ PARLAKTI</strong>&#8230; Boynu  sanki bir gümüş hüzmesi idi&#8230; İki omuz arası geniş, omuz kemik başları  kalın idi&#8230;&#8221; (Büyük Hadis Külliyatı, Cem&#8217;ul-fevaid min Cami&#8217;il-usul ve  Mecma&#8217;iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, cilt  5, İz Yayıncılık, s. 31)</p>
<p>Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın da, Peygamberimiz (sav) gibi dişlerinin  parlaklığıyla dikkat çekeceği şöyle bildirilmiştir:</p>
<p><strong>“O’NUN (HZ. MEHDİ (AS)’IN), DİŞLERİ PARLAKTIR…”</strong> (İmam  Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 1699, s. 174)</p>
<p>Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) İmam Mehdi (a.s.)’dan şu sözlerle  bahseder:<br />
<strong><br />
“&#8230;  (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) ÖN DİŞLERİ PARLAKTIR&#8230;”</strong> [Yenabi-ül  Mevedde, s. 423]<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) DİŞLERİ PARLAK OLACAKTIR.”</strong> (Nuaym b.  Hammad, vr. 52a) (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen  Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il  Muntazar, s. 41)</p>
<p>“<strong>HZ. MEHDİ (A.S.),</strong> gür sakallı, <strong>ÖN DİŞLERİ  PARLAKTIR</strong>&#8230;” (Mer&#8217;iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf  el-Makdi&#8217;si &#8220;Feraidu Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi El-Muntazar&#8221;)</p>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/54abmf.gif" alt="" width="367" height="69" align="middle" /></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-size: medium;">V. BÖLÜM</span></span><span style="font-size: medium;"><br />
</span><span style="font-size: medium;"><br />
</span><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN VÜCUDUNDAKİ,  HAYRET VERECEK<br />
KADAR DETAYLANDIRILMIŞ OLAN TANITICI ÖZELLİKLER</span></span><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: medium;"><br />
</span></span></span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-size: medium;"><br />
</span><strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN VÜCUDUNDA, HER İKİSİ  DE PEYGAMBERİMİZ (SAV)&#8217;İNKİLERLE AYNI RENKTE OLAN İKİ BEN BULUNACAKTIR</span></strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında verdiği bir diğer  bilgi de, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın vücudunda, her ikisi de Peygamberimiz  (sav)’inkiler ile aynı renklerde olan iki ayrı ben olacağıdır:</p>
<p>Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli  Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden  söylediklerini nakletmiştir, <strong>“AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ  (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK,&#8230; PEYGAMBERİN RENGİNDE İKİ ET BENİ  BULUNACAK. O (Hz. Mehdi (a.s.)) yükselecek.”</strong> (İmam Mehdi’nin  Hayatı, Allame Bakır  Şerif el- Kureyşi)</p>
<p><span style="color: #993300; font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN OMUZUNDA  “NÜBÜVVET MÜHRÜ” VARDIR</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in Şemail-i Şerifi’nin anlatıldığı rivayetlerde,  Resulullah (sav)’ın sırtında, kürek kemikleri arasında bir işaret olduğu  haber verilir. İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz  (sav)&#8217;in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete<strong> &#8220;NÜBÜVVET  MÜHRÜ&#8221;</strong> ismi verilir.</p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer  peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)&#8217;inkinin daha farklı  olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)&#8217;den şöyle  nakledilmiştir:</p>
<p>&#8220;… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde  Peygamberlik beni (şamet&#8217;ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim  Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir.  <strong>ZİRA ONUN PEYGAMBERLİK BENİ, (SAĞ ELİNDE DEĞİL) KÜREK KEMİKLERİ  ARASINDADIR.</strong> Peygamberimiz bu durum sorulunca: &#8220;<strong>KÜREK  KEMİKLERİM ARASINDA BULUNAN BU BEN,</strong> <strong>benden önceki  Peygamberlerin beni gibidir…&#8221;</strong> demiştir.&#8221; (Tirmizı&#8217;nin Şemail  isimli kitabının tercümesinden, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin  Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 73)</p>
<p>Peygamberimiz (sav)&#8217;in ‘nübüvvet mührü’nü anlatan rivayetlerden bazıları  şöyledir:</p>
<p>Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor: <strong>“BEN RESULULLAH EFENDİMİZ  (SAV)&#8217;İN KÜREK KEMİKLERİ ARASINDA BULUNAN NÜBÜVVET MÜHRÜNÜ GÖRDÜM.”</strong> (Et-Tirmizi İmam Ebu İ&#8217;sa Muhammed, Şemail-i Şerife, c. 1, Hilal  Yayınları, Ankara, 1976, s. 36)</p>
<p>Ebu Saib b. Yezid&#8217;den rivayet edilmiştir:<strong> “GÖZÜM PEYGAMBERİMİZ  (SAV)&#8217;İN İKİ OMUZU ARASINDAKİ MÜHÜRE İLİŞTİ.”</strong> (Sünen-i Tirmizi,  6/126)</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:</p>
<p>“Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in vasıflarını anlatırken,  Resulullah&#8217;ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz,  suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:</p>
<p>&#8220;<strong>KÜREK KEMİKLERİ ARASINDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDI. </strong>Ve O,  peygamberlerin sonuncusudur&#8221; derdi.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ&#8217;sa Muhammed,  Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 38)</p>
<p>Hadis-i şeriflerde, Hz. Mehdi (as)&#8217;ın iki omuzu arasında da, Hz.  Muhammed (sav)&#8217;de olduğu gibi, açık bir alamet olan bu <strong>&#8220;nübüvvet  mührü&#8221;</strong>nün bulunacağı haber verilmiştir:<br />
<strong><br />
“HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN OMUZUNDA PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)&#8217;DEKİ NÜBÜVVET  MÜHRÜ BULUNACAKTIR.”</strong> (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi),  Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu&#8217;l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy-  il Muntazar, s. 41)</p>
<p><strong>“(MEHDİ (A.S.)’IN) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)&#8217;İN ALAMETİ VARDIR.”</strong> (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet Alametleri&#8221; Pamuk  Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 165) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il  Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)</p>
<p><strong>“(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)&#8217;İN NİŞANI  VARDIR.” </strong>(Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, &#8220;Kıyamet  Alametleri&#8221; Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163)</p>
<p>Bilindiği gibi <strong>MÜHRÜN ÖZELLİĞİ KOYU RENK OLMASIDIR ve YÜZEYİ  KAPLAYAN BİR YAPIDADIR.</strong> Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın sırtındaki  bu ben için, kesin ölçü verilerek yeri tam olarak belirtilmiştir.</p>
<p>Rivayetlerde, her peygamberin sağ eli üzerinde nübüvvet mührü olduğu  bildirilmiştir. Ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in nübüvvet  mührünün, <strong>“sol kürekteki deri üzerinde, kalbi hizasında” </strong>olduğu  belirtilmiştir.</p>
<p>Dolayısıyla hadislerde, ‘Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın omzunda Peygamber Efendimiz  (sav)’deki nübüvvet mührünün bulunacağının bildirilmesi’, <strong>Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;ın da “SIRTINDA; SOL KÜREK KEMİĞİ ÜZERİNDE, KALBİ HİZASINDA  KOYU RENKTE GENİŞÇE BİR BEN OLACAĞINI” göstermektedir.</strong><br />
<strong><br />
<span style="color: #993300; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN SIRTINDA YAPRAK  ŞEKLİNDE BİR BEN DAHA VARDIR</span></strong></p>
<p>Başka bir hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın sırtında bulunan ikinci bir  benden daha bahsedilmiştir:</p>
<p>Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam  şöyle buyurdu: <strong>&#8220;&#8230; (HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) İKİ KÜREK KEMİĞİNİN  ARASINDA BİR BEN VARDIR. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR  YAPRAK VARDIR, TIPKI MERSİN YAPRAĞI GİBİ.&#8221; </strong>(Şeyh Muhammed b.  İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)</p>
<p>Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın sırtındaki bu benin yeri de çok detaylı  olarak açıklanmış,<strong> İKİ KÜREK KEMİĞİNİN ARASINDA; SOL KÜREK  KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDA</strong> olduğu belirtilmiştir.</p>
<p>Benin yapısı hakkında da çok detaylı tarif yapılmış ve <strong>‘MERSİN  AĞACININ YAPRAĞINA’</strong> benzetilmiştir.</p>
<p>Buradaki <strong>‘YAPRAK’ benzetmesinden benin ‘ağaç yaprağını andırır  tarzda kenarları olan zeminden daha yüksekte kenarlıklı yapıda bir ben  olduğu’, aynı zamanda da ‘solmuş yaprak renginde; yani sarı ya da cilt  renginde bir ben olduğu’ anlaşılmaktadır.</strong><br />
<span style="color: #993300;"><br />
<span style="font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ  VARDIR </strong></span></span></p>
<p>Bir hadiste ise Peygamberimiz (sav), <strong>“Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın SAĞ  bacağında SİYAH bir İZ olacağını”</strong> bildirmiştir. Hadiste Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;ı insanlaar tanıtan bu alamet hakkında da yine çok fazla  detay verilmiştir. Peygamberimiz (sav), sadece bir izden bahsetmemiş, bu  izin <strong>SİYAH</strong> olduğunu ve <strong>SAĞ BACAĞINDA</strong> olduğunu çok belirleyici detaylarla açıklamıştır:<br />
<strong><br />
“(HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN) SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ VARDIR.” </strong>(Şeyh  Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 251)<br />
<span style="color: #993300;"><br />
<span style="font-size: medium;"><strong>HZ. MEHDİ (AS)&#8217;IN SAĞ UYLUĞUNDA BİR BEN VARDIR</strong></span></span></p>
<p>Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) İmam Mehdi (as)’dan şu sözlerle  bahseder: <strong>“&#8230; SAĞ UYLUĞUNDA BİR BEN VARDIR.”</strong> [Yenabi-ül Mevedde, s. 423)</p>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/54abmf.gif" alt="" width="367" height="69" align="middle" /></div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Verdana;">VI. BÖLÜM</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;">SONUÇ:</span></p>
<p></span><span style="font-size: medium;"><br />
</span></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;"><br />
</span></span></span></strong></p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">HZ. MEHDİ (A.S.) BU YÜZYILDA GELECEK VE TÜM  İNSANLAR<br />
HADİSLERDEKİ ALAMETLERDEN ONU TANIYACAKLARDIR </span></span></span></strong></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"> </span></p>
<p>Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verilen bilgilerin her biri çok  detaylıdır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde hiç kimse bu kadar  ayrıntılı bir şekilde tanıtılmamıştır. Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın hayatına dair  tüm bilgiler gibi, fiziksel görünümündeki tüm özelliklerinin de bu  kadar belirleyici bir şekilde bildirilmiş olması, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı  sevgi ve muhabbetle bekleyen ve onu tanımak isteyen tüm Müslümanlar için  hem çok önemli bir işaret hem de çok heyecan verici bir nimettir.</p>
<p>Hadislerde bildirilen,</p>
<blockquote><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>- </strong> Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Müslümanların manevi liderliğini üstlenmesi,</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>- </strong> Tüm İslam aleminin  birleşmesine vesile olması, </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>- </strong> Dinsizliğe dayalı  ideolojileri etkisiz kılarak İslam ahlakını tüm dünyada yerleşik  kılması,</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>- </strong> Hz. İsa (a.s.) ile  biraraya gelmesi ve namazda O’na imamlık yapması,</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>- </strong> Tüm Hıristiyan  aleminin İslam&#8217;a dönmesini sağlaması</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>- </strong> Ve Hz. İsa (a.s.)  ile birlikte Deccal’i fikren etkisiz hale getirmesi </span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
gibi tüm diğer alametleriyle birlikte, fiziksel görünümündeki tüm bu  detayların da Hz. Mehdi (a.s.) da toplandığını görmek, Allah&#8217;ın izniyle  ortaya çıktığında Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın kimliği konusunda hiçbir  tartışmaya yer bırakmayacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-mehdi-asi-insanlara-tanitacak-olan-semaili-serifi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği haberlerden biri daha tahakkuk etti</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/peygamber-efendimiz-sav%e2%80%99in-verdigi-haberlerden-biri-daha-tahakkuk-etti.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/peygamber-efendimiz-sav%e2%80%99in-verdigi-haberlerden-biri-daha-tahakkuk-etti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 20:42:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Altin]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Etti]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Yahya]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Teala]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Harun Yahya
Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği haberlerden biri daha  tahakkuk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Harun Yahya</h3>
<h3>Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği haberlerden biri daha  tahakkuk  etti</h3>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)  Hz. Mehdi (as)’ın ortaya çıkışının  alametlerini çok detaylı şekilde  haber vermiştir. Peygamberimiz  (sav)’in haber verdiği bu alameletlerin  yüzden fazlası Hicri 1400  itibariyle, teker terker, ardı ardına tahakkuk  etmiştir. Resulullah  (sav)’in Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alameti olarak  bildirdiği olaylardan  birisi de Afganistan’ın işgalidir. Bilindiği üzere  Hicri 1400′ün tam  başında, 1979′da Afganistan Rus orduları tarafından  işgal edilmiştir.  Peygamberimiz (sav)’in bu gelişmeyi haber verirken  bildirdiği önemli  bilgilerden biri de “Afganistan’da altın ve gümüş  olmayan, madeni  hazineler bulunduğu”dur. Nitekim son yapılan  araştırmalar Afganistan’da  toplam değeri 1 trilyon doları bulan maden  rezervi olduğunu ortaya  koymuştur. Peygamber Efendimiz (sav)’in bundan  1400 sene önce haber  verdiği bu bilginin günümüzde ortaya çıkışı,  mübarek Peygamberimiz  (sav)’in Allah’ın lutfuyla gösterdiği  mucizelerinden biridir.</p>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="5" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<p><strong>“Talikan’a (AFGANİSTAN‘A)   yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın ORADA ALTIN VE GÜMÜŞ OLMAYAN  HAZİNELERİ VARDIR.”</strong><br />
(<em>Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59</em>)</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Bugün Gazetesi, 15  Haziran 2010</strong></p>
<p><img title=" Peygamber Efendimiz (sav)in  verdiği haberlerden biri daha tahakkuk etti" src="http://tr1.harunyahya.com/Image/makaleler/afganistan_maden_rezervi.jpg" alt="afganistan maden rezervi  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti" /></p>
<p><strong>Habertürk Gazetesi,  15 Haziran 2010</strong></p>
<p><img title=" Peygamber Efendimiz (sav)in  verdiği haberlerden biri daha tahakkuk etti" src="http://tr1.harunyahya.com/Image/makaleler/afganistan_trilyonluk_maden.jpg" alt="afganistan trilyonluk maden  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti" /></p>
<p><strong>Cumhuriyet  Gazetesi, 15 Haziran 2010</strong></p>
<p><img title=" Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti" src="http://tr1.harunyahya.com/Image/makaleler/afganistan_lityum.jpg" alt="afganistan lityum  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği haberlerden  biri daha tahakkuk etti" /></p>
</div>
<p><em>19 Haziran 2010</em></p>
<p><a href="http://twitter.com/tarikozten" target="_blank"><img title=" Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği haberlerden biri daha  tahakkuk etti" src="http://www.ahirzamansohbetleri.com/wp-content/plugins/igit-follow-me-after-post-button-new/twitter8.png" alt="twitter8  Peygamber Efendimiz (sav)in verdiği  haberlerden biri daha tahakkuk etti" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/peygamber-efendimiz-sav%e2%80%99in-verdigi-haberlerden-biri-daha-tahakkuk-etti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-ve-hz-mehdi-a-s.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-ve-hz-mehdi-a-s.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 12:17:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Adil]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Hakem]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Domuz Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Imam]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mace]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[Hz.  İsa (a.s.)&#8217;nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir
Tevatür: Kuvvetli ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.  İsa (a.s.)&#8217;nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir</strong></p>
<div><strong>Tevatür: Kuvvetli haber,                  içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan                  kuvvetli haber. (Büyük  Lugat-Tur-Dav,                    3003)</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="155"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Şevkani                         de Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın ineceğine dair                        hadislerin sayısının 29&#8242;a ulaştığını                        söyleyerek bunları bir bir nakletmiş                        ve sonunda : Bizim naklettiğimiz                        hadisler görüldüğü gibi </strong><strong>tevatür haddine  ulaştı. Bu beyanımızla                        şu sonuca varılıyor ki, beklenen                        Mehdi hakkındaki hadisler, deccal                        hakkında hadisler ve Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın                        inmesine dair hadisler mütevatirdir                        demiştir.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Kıyametin                          büyük alametlerinden biri olmak                          üzere ahir zamanda Hz.İsa (Aleyhisselam)&#8217;ın                          gökten yere ineceğini bildiren                          hadisler </strong><strong>tevatür derecesindedir.<br />
Sahih-i Müslim, 2/58</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Allah                          Resulu (sav)&#8217;den </strong><strong>mütevatir olarak rivayet  edilen hadislere                          göre Allah&#8217;ın Resulu (sav),                           Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın kıyamet gününden                          önce adaletli bir imam ve hakem                          olarak ineceğini haber vermiştir.<br />
Ibn-i Kesir, Hadislerle Kur&#8217;an                          Tefsiri, 13/7163</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><br />
<a name="48"></a>Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın      Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="247"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Ebu                                                    Hureyre şöyle demiştir  : Resulullah                                                    (sav) buyurdu ki:<br />
Hayatım elinde olan  Allah&#8217;a yemin                                                    ederim ki, </strong><strong>Meryem  oğlu (İsa                                                      Aleyhisselam)&#8217;ın  adil bir hakim                                                      olarak sizin içinize  inmesi<br />
Sahih-i Müslim, 6/532</strong> muhakkak yakındır. O, salibi (haçı)                                                    kıracak (haça   tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz  eti yemenin haram  olduğunu bildirecek), cizyeyi                                                    kaldıracaktır, mal o  kadar çoğalıp                                                    taşacak ki, hiç kimse  mal kabul                                                    etmez olacaktır.<strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Ebu                                                      Hüreyre (r.a.)&#8217;den  rivayet edilmiştir                                                      : Resulullah  (s.a.v.) buyurdu                                                      ki:<br />
Benliğime hakim olan  zata yemin                                                      ederim ki, </strong><strong>Meryem&#8217;in  oğlunun                                                        adaletli bir hakem  olarak size                                                        inmesi pek  yakındır. O, Haç&#8217;ı                                                      kıracak (haça   tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz  eti yemenin haram  olduğunu bildirecek), cizyeyi                                                      kaldıracak; mal  çoğalacak ki,                                                      kimse onu kabul  etmeyecektir.<br />
Sünen-i Tirmizi,  4/93</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Ebu                                                      Hüreyre&#8217;den rivayet  edildiğine                                                      göre; Peygamber  (s.a.v.) şöyle                                                      buyurdu :<br />
</strong> <strong>İsa  bin Meryem adil bir                                                      hakim ve adaletli  bir imam (devlet                                                      başkanı) olarak  (gökten yere) </strong><strong>inmedikçe kıyamet kopmayacaktır.                                                      O, (indiğinde) haçı  kıracak (haça  tapınmayı kaldıracak), domuzu                                                      öldürecek (domuz   eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır.                                                      Mal da o kadar  çoğalacaktır ki                                                      hiç bir kimse mal  kabul etmeyecektir.<br />
Sünen-i Ibni Mace,  10/340</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>. .</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="779"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Resulullah                                                    (s.a.v.) buyurdu ki:</strong><strong>İsa bin Meryem (a.s.)  benim ümmetim                                                    içinde;</strong></p>
<p><strong>1- adaletli bir hakim  ve (yönetimde)                                                    adil bir imam olacak,</strong></p>
<p><strong>2- haçı kırıp ezecek  (haça  tapınmayı kaldıracak) ve domuzu                                                    öldürecektir.</strong></p>
<p><strong>3- (Zimmilerden)  Cizyeyi kaldıracak,</strong></p>
<p><strong>4- ve zekatı  terkedecektir. Artık                                                    ne koyun, keçi, sığır  sürüsü ne                                                    de deve sürüsü üzerine  zekat memuru                                                    çalıştırılmayacaktır.</strong></p>
<p><strong>5- Kap su ile dolduğu  gibi yeryüzü                                                    barışla dolacaktır.</strong></p>
<p><strong>6- Din birliği de  olacak, artık                                                    Allah&#8217;tan başkasına  tapılmayacaktır.<br />
Sünen-i Ibni Mace,  10/334</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>1-  Hz. İsa (a.s.)                                                      adaletli bir  yönetici olacaktır.</strong></p>
<p><strong>2- Hadiste Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın haçı                                                      kırıp (haça   tapınmayı kaldıracak), domuzu öldüreceği (domuz  eti yemenin haram  olduğunu bildirecek) belirtilmiştir.                                                      Serhü&#8217;s Sünne&#8217;de ve  başka hadis                                                      kitaplarında; Hz.Hz.  İsa (a.s.)&#8217;ın                                                      tahrif olmuş,  aslından uzaklaşmış                                                      olan Hıristiyanlığı  iptal ederek                                                      Ser-i Şerifimizle  (İslamiyetle)                                                      hükmedeceği  belirtilmiştir. Hz.Hz. İsa (a.s.) tekrar geldiği zaman teslis                                                      inancı haça tapınma,  ruhbaniyet&#8230;                                                      gibi Hıristiyanlığın  da esasında                                                      bulunmayan  hurafeleri kaldıracak,                                                      bu dini indirildiği  ilk haline                                                      döndürecektir.<br />
Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın  domuzu öldürmesine                                                      dair cümlenin manası  da şöyledir                                                      : O, domuz beslemeyi  ve yemeyi                                                      yasaklayacak ve  öldürülmesini                                                      emredecektir. Artık  yeryüzünde                                                      domuz bırakmayacak  ve böylece                                                      domuzun yenilmesini  de tamamen                                                      önleyecektir.</strong></p>
<p><strong>3- Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın  cizyeyi, yani Ehl-i Kitab&#8217;tan alınan vergiyi kaldırmasına dair cümle de  şöyle yorumlanmıştır : Yani Hz. İsa (a.s.), Ehl-i Kitap olan insanları  İslam dinine davet edecek ve böylece cizye vermelerini kabul  etmeyecektir.</strong></p>
<p><strong>Diğer bir yorum  şekli de şöyledir                                                      : Cizye hiç bir  gayr-i müslimden                                                      alınmayacaktır. Bu  nedenle cizye                                                      almaya da gerek  kalmayacaktır.                                                      Çünkü cizye  müslümanların ihtiyaçlarında                                                      kullanılmak üzere  alınır. İhtiyaç                                                      kalmayınca cizye  almaya da gerek                                                      kalmaz.</strong></p>
<p><strong>4- Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın  zekatı terketmesi                                                      de malın bolluğu ve  zekata müstahak                                                      fakirin kalmaması  sebebiyledir.                                                      Bu hüküm de cizye  ile ilgili hüküm                                                      gibidir. Yani Hz.  İsa (a.s.) İslam                                                      dininin koymuş  olduğu zekat hükmünü                                                      kaldıracak değildir.  Böyle bir                                                      mana düşünülemez.  Maksad şudur                                                      : Yüce dinimiz,  zekat müessesesini                                                      o döneme kadar  tatbik edilmek                                                      ve o dönemde gerek  kalmayacağından                                                      tatbik edilmemek  üzere koymuştur.                                                      Hz. İsa (a.s.) da  İslam&#8217;ın konulmuş                                                      hükümlerini tatbik  edecektir.</strong></p>
<p><strong>5- Hz. İsa (a.s.)  zamanında, bütün dünyayı hakimiyeti altına almış olan   Mesih-i Deccal�n fikir sistemi yok edilecek ve  dünyadaki hakimiyeti  tam anlamıyla son bulacaktır. Masonluk  v.s. gibi nifak odakları tamamen  yok edilecek, bütün dünya huzur içinde yaşayacaktır.</strong></p>
<p><strong>6- Bir hadis-i  şeriflerinde Resul-i                                                      Ekrem (sav)  Efendimiz şöyle                                                      buyurmuştur :</strong></p>
<p><strong>Muhakkak O yeryüzüne  inecektir&#8230;                                                      İnsanları İslama  davet edecektir.                                                      O&#8217;nun zamanında  Allah Teala İslam                                                      dışında bütün  dinleri kaldıracak.<br />
Tezkiret-il Kurtubi, 499</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın yeryüzüne  indiriliş                  alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi  gerçekleşmemiştir.                  Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza                  etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına  rağmen domuz eti yenmektedir.                  Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış                  ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir.                  Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın                  henüz zuhur etmediği  anlaşılmaktadır.    Fakat bu üstün  Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz  (sav)�en rivayet edilen  hadisler ve din alimlerinin verdikleri  bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi  (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda  dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde  bulunduğumuz yüzyıl,  Hicri 14. yüzyıldır.</strong></p>
<p><strong><a name="49"></a>Hz.  İsa (a.s.)                                  Ve Mesih Deccal</strong></p>
</div>
<p><strong>Mesih-i Deccal: Hakki                  batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin  haberleriyle,                  ahirzamanda gelecek ve Allah&#8217;ı (c.c.) inkar edip  kendisinin                  ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek,                  tek gözlü  bir şahıstır.<br />
Büyük LUGAT TÜR-DAV</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="32"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Her                                      biri Allah&#8217;ın resulu olduğunu                                      iddia eden otuza yakın yalancı </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">deccal</span> gönderilmedikçe                                      kıyamet kopmayacaktır.</strong><strong>Sünen-i Tirmizi, 4/82</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong><br />
Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte <span style="text-decoration: underline;">Mesih                    (deccal)</span> çıkacaktır:</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) ilk defa                   göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından,                  O&#8217;nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen                  33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma  ihtimali                  yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin  (deccallerin),                  o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp                  belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca  kendilerinin                  Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat  dikkatli,                  ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları                  farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin,  dünyaya  hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı  döneme denk  gelmektedir.</strong></p>
<p><strong>Deccal, bu sefer  dünyaya                  hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada                  materyalizme galip gelmiş olan &#8220;Yaratılış&#8221; inancını                  kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir.    Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya   çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan  fitneden  onun deccal olduğu anlaşılacaktır.</strong></p>
<div><strong> Mesih-i Deccal hipnotizma, manyetizma ve sihir türünden                  bazı yöntemleri kullanarak birçok istidracı (*)  harikalar                  gösterecek, kendisinin Beklenen                  Mesih [yani Hz.  İsa (a.s.)] olduğunu iddia edecektir.  (Mesih, Hz. İsa (a.s.)�n lakabıdır.)</strong></div>
<p><strong>Değerli İslam alimi  Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı  yönünü şu şekilde  belirtmiştir:</strong></p>
<p><strong>Ve onların başına geçen                               en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve  manyetizmanın                              hadisatı nev&#8217;inden müdhiş harikalara mazhar  olan Deccal                              ise daha ileri gidip cebbarane suri  hükümetini bir                nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi  ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75</strong></p>
<p><strong>Üstad&#8217;ın da  sözünde  belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi   aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek  çok kişiyi  kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz.  İsa&#8217;yı ve  Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal&#8217;in  gösterdiği yalancı  mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal&#8217;e  aldanmasına neden olabilir.</strong></p>
<p><strong>Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen  dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen  ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği                              daha da teşvik edecektir.  Onun kendilerine  fayda  getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem  hayatını cennet  zanneden pek çok kişi O&#8217;na katılacaklardır. Deccal,  sahte peygamber görünümü  ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama  gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya,  onları güçsüz düşürmeye,  hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır.  Deccal, samimi  dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı  olacaktır.</strong></p>
<p><strong>Yanlış yönlendirilmiş bazı  Hıristiyanlar                               o devirde Hz.İsa (as)&#8217;ı beklediklerinden  dolayı, O&#8217;nu tahrif                              edilmiş, değiştirilmiş İncil&#8217;deki vasıfları  ile bekleyeceklerdir.                              Mesih-i Deccal de tam onların hayal  ettikleri gibi                              istidracı harikalıklar gösterecektir.   Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi   özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir                              şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini  konuşur halde                              gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve  hipnozla, annesinin                              O&#8217;na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine  işittirecektir.                              Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır.  (Dışarıdan                              bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise  o görüntüyü                              göremeyecektir.)</strong></p>
<p><strong>Deccal, önce beklenen  Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın   teslis inancındaki gibi Allah&#8217;ın kendisine hulül ettiğini (içine  girdiğini)  söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz).  Bu sapkın yöntemi kullanarak  dünyada muazzam bir taraftar kitlesi  kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke  yönelik, ahlaksızca ögretileri ve  tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı  daha da artacaktır.</strong></p>
<p><strong>Böyle  azgınlığın arttığı  bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde  birleşmiş  olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini  &#8220;Sahte  Mesih&#8221;e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda   iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve  İstidrac  nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara   aldırmayacaklardır.</strong></p>
<p><strong>Hz. Mehdi (a.s.),  deccalin  gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama   deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan  oluşan  istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen  ortadan  kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz.  İsa  (a.s.) olacaktır.</strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman,  bu gerçeği  şöyle izah eder:</strong></p>
<p><strong><em>Sihir                   ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla                   kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi                  altına alan) o dehşetli Deccal&#8217;i öldürebilecek,  mesleğini                  değiştirecek; ancak harika ve mu&#8217;cizatlı ve umumun                  makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar                  ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa  Aleyhisselamdır. </em><br />
<em>Mektubat, 53</em></strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="42"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>İşari                                                  manada ayet mealleri</strong><strong>26/32- Bunun                                                                           üzerine asasını bırakıverdi, bir                                                                           de (ne görsünler) o, açıkça bir                                                                           ejderha oluverdi.</strong></p>
<p><strong>7/117- Biz de Musa&#8217;ya: &#8220;Asanı                                                                           fırlatıver&#8221; diye vahyettik. (O                                                                           da fırlatıverince) bir de baktılar                                                                           ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp                                                                           yutuyor.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong>Hz. Musa (a.s.)  o zamanın                              deccallerinin isdidraclarını ancak mucize  ile yok                              etmişti.</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="42"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>&#8230;O&#8217;nun [Hz. İsa (a.s.)'ın] nefesinin  kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal&#8217;in  yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan  olacak fikir sistemi yok edilecektir.</strong><strong>Sünen-i Ibn-i Mace, 10/323</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="40"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Hz. İsa (a.s.) </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">Deccal</span>&#8216;a nihayet                                                     Lud kapısı yanına  yetişecek ve                                                    onu öldürecektir.</strong><strong>Sünen-i Tirmizi, 4/105</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.)  Lud  kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak,  onu tartışarak yenecektir;  Deccali  öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz.  Musa (a.s.)�a aynı  şekilde Firavun&#8217;un fikir sistemini yok etmişti. Hz.  İbrahim (a.s.) ise Nemrud&#8217;un  fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi  (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir  sistemini yok edecek, Hz. İsa  (a.s.) da, Mesih-i Deccal&#8217;in  fikir sistemini ortadan kaldıracaktır.  Önemli olan da, ebette ki bu şahısların  yaydığı sapkın ideolojinin,  toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin  ortadan kalkmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Deccali yenip  fikir sistemini ortadan  kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın gerçek Mesih  olduğunu anlayan Hıristiyan  alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle  Allah�n takdir ettiği doğru yola  yani hak din olan İslam&#8217;a girecektir.  �strong&gt;Andolsun,  Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse  yoktur,�(Nisa Suresi,  159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra  tüm dünya Allah�n hak dinine tabi  olacak ve dinsizlik tamamen ortadan  kalkacaktır.</strong></p>
<p><strong> <a name="51"></a>Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Kap                                                  su ile dolduğu gibi </strong><strong>yeryüzü                                                     barışla dolacaktır.<br />
-Hiçbir kimse arasında  bir </strong><strong>düşmanlık                                                    kalmayacaktır.<br />
-Ve bütün düşmanlıklar,  boğuşmalar,                                                  hasetleşmeler muhakkak  kaybolup                                                  gidecektir.<br />
Sahih-i Müslim, 1/136</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Savaş (erbabı) da </strong><strong>ağırlıklarını (silah ve  malzemelerini) </strong><strong>bıracak.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace,  10/334</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Harp (erbabi) </strong><strong>ağırlıklarını (yani silah ve  saireyi) </strong><strong>bırakacak.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                Alametleri, 496</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz.  İsa (a.s.) Mesih-i Deccal&#8217;in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp,   sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir  dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile  ırkçılık, milli egoizm  yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce  haline gelecek;  ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm,  faşizm,  kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek;   egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını  kaybederek  yok olacaktır.  Savaşların, çatışmaların  sebepleri yok  olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu  sefer  meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık  harcamaları  gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun  yanında da insanların  mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara  harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah  bilir.</strong></p>
<p><strong><a name="52"></a>Hz.  İsa (a.s.)                                  Zamanında Büyük Bolluk Olacak</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>&#8230;</strong><strong>Mal                                                    da o kadar  çoğalacaktır ki,                                                    hiçbir kimse mal kabul  etmeyecektir.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace,  10/340</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Meryem                                                      oğlu (İsa) iner ve  Deccal&#8217;i öldürür.                                                      Ondan sonra kırk yıl </strong><strong>bol nimet içinde yaşarsınız.<br />
Kitab ul Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy                                                      il Ahir Zaman, 90</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>İsa                                                      (Aleyhisselam)&#8217;ın  zekatı terketmesi                                                      de </strong><strong>malın bolluğu ve zekata                                                      muhtaç fakirin  kalmaması sebebiyledir.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace,  10/339</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin  gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel  gıdaların üretimi arttırılacak, ilim  ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya  kurulduğundan bu yana  teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar  teknolojinin  imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa  (a.s.)  ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların   rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah  dönemidir. Bu döneme  bu yüzden &#8220;Altın Çağ&#8221; adı verilmiştir.</strong></p>
<p><strong><a name="53"></a>Hz.  İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Ebu                                                   Seyh, Kitab-ül Fiten&#8217;de  Ebu Hureyre&#8217;den                                                  tahric etti, Resulullah  buyurdu:                                                  İsa bin Meryem iner,  Deccal&#8217;i                                                  öldürür ve kırk (40) yıl </strong><strong>Allah&#8217;ın                                                    kitabı ve benim  sünnetimle hükmeder, vefat eder.<br />
Kitab ul Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy                                                  il Ahir Zaman, 92</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>İmam                                                    Nevevi: Hz. İsa Ümmeti  Muhammed&#8217;e                                                    Peygamber olarak  değil; </strong><strong>Şeriat-ı                                                      Muhammediyyeyi  tatbik etmek için gelecektir,  demektedir.<br />
El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi  Alamatil                                                    Mehdiyy-il Muntazar,  68</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong><em> Kadi Iyaz:  &#8220;Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın inmesi, Deccal&#8217;i öldürmesi haktır ve gerçektir.                              Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid  olan                              hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne  de Ser-i                              Şerif&#8217;te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir  delil yoktur.                              Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve  Cehemiye                              mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara  katılanlar                              bu konudaki hadislerin, Allah&#8217;ın 33/40- &#8220;Muhammed,                                 &#8230; ancak o, Allah&#8217;ın Resûlü ve  peygamberlerin sonuncusudur.&#8221; mealindeki ayete, Peygamber  Efendimizin &#8220;Benden                                  sonra hiçbir peygamber yoktur&#8221; mealindeki hadisine                              ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir  peygamberin                              olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi  olup,                              hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair  Müslümanların                              icma&#8217;ına ters düştüğü gerekçesiyle  reddedilmiş olduğunu                              ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve  gerekçe batıldır.                              Çünkü Hz. İsa (a.s.) &#8216;ın inmesinden maksad  onun şeriatımızı                              yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve  Peygamber olarak                              inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de  başka hadislerde                              böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın şeriatımızla                              hükmedecek adil bir hakim ve halkın  terkettiği şeriatımızın                              hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih  hadislerle                              sabittir.&#8221; demiştir.</em><br />
<em>Sünen-i Ibn-i Mace,  10/338</em></strong></p>
<p><strong><em>Hz. İsa  (a.s.) inecek                              ve hatem&#8217;ür rüsul Resulullah (s.a.v.)  efendimizin                                şeriatina tabi olacaktır.</em><br />
<em>Mektubat-i Rabbani,  2/1309</em></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa  (a.s.) Efendimiz                              ahirzamanda yeryüzüne  indirildiği vakit,  peygamberlikle                              vazifeli olarak yeni bir şeriat  getirmeyecektir. Sahih                              hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri&#8217;nin  izahında                              belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin  (s.a.v.)                              Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim  ayetlerine                              göre hükmedecektir.<br />
</strong> <strong><br />
<a name="54"></a>Hz.  İsa (a.s.)&#8217;ın                                  Hilyesi</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Peygamber                                                  efendimiz (sav)  buyurmuştur ki:<br />
Onu [Hz. İsa (a.s.)�]  gördüğünüz zaman şu alametlerle                                                  tanıyınız:<br />
1.Uzuna yakın orta boylu<br />
2.Rengi kırmızı ile  beyaza yakın<br />
3.Üzerinde herd boyası  ile boyanmış                                                  iki elbise vardır.<br />
4.O derece temiz ki  kendisine                                                  ıslak dokunmadığı halde  başı su                                                  damlatır gibidir.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                  Alametleri, 499</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Ebu                                                    Hureyre (r.a.) şöyle  dedi: Peygamber                                                    (s.a.v) buyurdu ki:  Geceleyin                                                    yürütüldüğüm zaman  Musa Aleyhisselam&#8217;a                                                    kavuştum. (Peygamber  onu tavsif                                                    ederek:) Bir de gördüm  ki, O Senüe                                                    kabilesi erkeklerinden  biri gibi                                                    kara yağız, uzun  boylu, balık                                                    etli, düz saçlı bir  zattır. İsa&#8217;ya                                                    da kavuştum (Peygamber  onu da                                                    tavsif ederek: ) </strong><strong>İsa,  orta                                                      yapılı, sanki  hamamdan çıkmış                                                      gibi al çehreliydi.<br />
Sahih-i Müslim, 2/1053</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Yine                                                    Abdullah Ibn-i Ömer  (r.a.) dan                                                    rivayet olunduguna  göre Nebi (sav)                                                    demiştir ki:<br />
Ben bu gece kendimi  rüyamda Kabe&#8217;de                                                    buldum. Ansızın esmer  bir kişi                                                    gördüm. Sanki o </strong><strong>esmer  insanlardan                                                      en güzeli, başının  saçı iki omuzu                                                      arasında sarkıyordu.  (Yeni)                                                    taranmış ve arınmıştı  da bas&#8217;inin                                                    saç)ı su damlatıyordu. </strong><strong>İki                                                      elini iki kişinin  iki omuzuna                                                      koyarak Beyt&#8217;i tavaf  ediyordu. (Orada bulunanlara) Bu kimdir?                                                    diye sordum. Onlar :  Bu Meryem&#8217;in                                                    oğlu Mesih (İsa)&#8217;dır,  dediler.<br />
Sahih-i Buhari, 9/177</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><br />
<a name="55"></a>Hz.  İsa (a.s.)                                Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına  Defnedilecektir</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>İbni                                                    Asakir Abdullah b.  Selamdan: &#8220;Tevrat&#8217;ta                                                    Peygamberin sıfatı  anlatılıyor                                                    ve orada </strong><strong>İsa  aleyhisselamin                                                      onunla beraber defn  edileceği                                                      yazılıyor.<br />
Buhari Tarihinde, İbni  Asakir                                                    Ondan (Abdullah b.  Selam) dan                                                    nakl ettiklerine göre, </strong><strong>İsa                                                      aleyhisselam  Resulüllah ile iki                                                      Sahabisi (Ebu Bekr  ve Ömer (r.a.)                                                      &#8216;nın yanında defn  edilip kabir                                                      adedi dörde  çıkacaktır.<br />
İbni Cevzi&#8217;nin  Abdullah bin Ömer                                                    (R. Anhüma)&#8217;dan  merfuan nakl ettiği                                                    bir rivayette şöyle  buyurulmaktadır:<br />
&#8220;İsa aleyhisselam  yeryüzüne inecek, </strong><strong>evlenecek çoluk çocuk sahibi                                                      olup kırk beş sene  yaşıyacak,                                                      sonra ölecek,  benimle ayrı kabire                                                      gömülecek, sonra ben  ve İsa aynı                                                      kabirden Ebu Bekr  ile Ömer (r.a.)                                                      arasından  kalkacağız!&#8221;<br />
Kıyamet Alametleri,  246/247</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Hz.                                                      İsa, yeryüzünde  iken </strong><strong>evlenecek                                                        ve bir çocuğu  olacaktır. Ölünce, Müslümanlar onun namazını                                                      kıldıktan sonra </strong><strong>Ravza-i  Mutahhare&#8217;ye defnedeceklerdir.<br />
El-Kavlu&#8217;l Muhtasar  Fi Alamatil                                                      Mehdiyy-il Muntazar,  65</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Muhakkak                                                      ki, Meryem oğlu, İsa  yeryüzüne                                                      indiği zaman  evlenecek, çocuğu                                                      olacak, yeryüzünde  45 yıl kalacaktır.<br />
Miskatü-l Mesabih,  3/47</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde indikten ve                                                      40 yıl kalıp  yaşadıktan sonra                                                      ölür. Müslümanlar,  O&#8217;nun cenaze                                                      namazını kılarak  O&#8217;nu toprağa                                                      verirler. (Bu hadis,  ebu Davud                                                      et Tayalisi&#8217;nin  Müsned&#8217;inden rivayet                                                      edilmiştir.)<br />
Hazreti Hz. İsa  (a.s.) yeryüzünde                                                       kırk sene yaşadıktan  sonra vefat                                                      edecektir.  Müslümanlar O&#8217;nun cenaze                                                      namazını kılarak  defnedecekler.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret  ve Ahirzaman                                                      Alametleri, 498-499</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>.<br />
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45  sene kaldıktan                              sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat  edecektir.                              Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber  Efendimizin                              (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.</strong></p>
<p><strong><br />
<a name="56"></a>Risale-i Nur Külliyatında  İsa Aleyhisselam<br />
</strong> <strong><br />
Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar  Gönderilecektir:</strong></p>
</div>
<p><strong>Süfyan                              ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade  ettikleri mana                              budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki  ceryanı kuvvet                              bulacak.</strong></p>
<p><strong>Birisi:                              Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi  (A.S.M.)                              inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs  ehl-i                              nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin  tahribine                              çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i  Nebevinin silsile-i                              nuranisine baglanan, ehl-i  velayet ve ehl-i                               kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed  Mehdi                              isminde </strong><strong>bir zat-ı nurani, o Süfyanin  şahs-ı manevisi                                olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp  dağıtacaktır.<br />
<em>(Mektubat, 53)</em></strong> <strong><br />
<em><br />
****</em></strong> <strong><br />
<em><br />
</em>Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)&#8217;dan önce geleceği                              bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan&#8217;ın İslam  aleminde yaptığı                              manevi tahribatı tamire çalışacak,  İslamiyetin yeniden                              canlandırılmasına ve dünya çapında  yayılmasına gayret                              edecektir.</strong></p>
<p><strong>Hz.Mehdi  (a.s.), Allah&#8217;ı                              inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve  teorileri                              tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan&#8217;dan  kaynaklanan                              bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını  kapatacaktır.                              Mehdi, Halife ünvanıyla İslam  aleminin başına                              geçecek, Kur-an-ı Kerim&#8217;i ve iman esaslarını  günün                              şartlarını da dikkate alarak ilmi bir  şekilde insanlara                              açıklayacak, müminlerin imanlarını  güçlendirecektir.</strong></p>
<p><strong>İkinci  cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden                              bir cereyan-i nemrudane, gittikçe  ahirzamanda felsefe-i                              maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet  bulup, uluhiyeti                              inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir  padişahı                              tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun  askerleri                              olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam,  herkese, her                              askere bir nevi padişahlık ve bir güna  hakimiyet verir.                              Öyle de : &#8220;Allah&#8217;ı inkar eden o cereyan  efradları                              birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde  birer rububiyet                              verir.</strong><strong> Ve onların başına geçen en  büyükleri, ispirtizma                                ve manyetizmanın hadisatı nev&#8217;inden müdhiş  harikalara                                mazhar olan deccal ise daha ileri  gidip, cebbarâne                              sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur  edip ulûhiyetini                              ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir  sineğin kanadını                              bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet  dâvâ                              etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık  olduğu                              malumdur.</strong></p>
<p><strong>İşte                              böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya  çıktığı sırada),  o cereyan pek kuvvetli göründüğü                              bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)&#8217;in şahsiyet-i  maneviyesinden                              ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur  edecek, yani </strong><strong>rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek;                              hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata  karşı tasaffi                              edecek, hurafattan ve tahrifattan  sıyrılacak, hakaik-i                              İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık  bir nevi                              İslamiyete inkilab edecektir&#8230; Ve Kur&#8217;an&#8217;a                              iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi,  tabi;                              ve İslamiyet, metbu&#8217; makamında kalacak.  Din-i hak,                              bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet  bulacaktır.                              Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken  mağlub olan                              İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde,  dinsizlik                              cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında  iken                              alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan  şahs-ı                              İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının  başına geçeceğini                              bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey&#8217;in  vadine                              istinad ederek haber vermiştir. Madem haber  vermiş,                              haktır, madem Kadir-i Külli Sey &#8220;va&#8217;detmiş  elbette                              yapacaktır.<br />
(Mektubat, 53-54)</strong></p>
<p><strong>****</strong></p>
<p><strong>Mesih&#8217;i Deccal&#8217;in çok  kuvvetli olduğu bir devrede,  Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu  hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis,  haç, domuz eti yemek v.s.)  temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline  dönecektir. İlahi dinler  birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri  onu düzeltmek ve  yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da   hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi  İslamiyet  olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim&#8217;e  uyacaklardır. Aynı durum  Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık,  Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi  sonucunda inananlar  kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek;  iman  edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya  gönderilmiş  olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu  Peygamberimiz (sav)  Allah&#8217;ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah  elbette vaadini yerine  getirecektir.</strong></p>
<p><strong>Sahih  hadislerde  müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa   (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de &#8220;şahs-ı manevi veya   cemaat&#8221; şeklinde düşünmek veya &#8220;gelmiştir, görevini yapıp vefat   etmiştir&#8221; iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu   yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok  büyük zarar  verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette  yerine getirecektir.  Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın dünyaya tekrar gelmesinin  kesin olduğunu bildirmektedir.</strong></p>
<p><strong>Evet,                              hadis-i şerifin ifadesiyle </strong><strong>Hazret-i  İsa&#8217;nın semavi                                nüzulu kat&#8217;i olmakla beraber; mana-yi  işarisiyle                              başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu  hakikata da                              mucizane işaret ediyor.<br />
(Kastamonu  Lahikası, 50)</strong></p>
<p><strong>Hz.  İsa (a.s.) Mesih Deccal&#8217;i Öldürecektir:</strong></p>
<p><strong>Kat&#8217;i ve  sahih rivayette var ki: &#8220;İsa Aleyhisselam büyük Deccal&#8217;i öldürür.&#8221;<br />
Vel&#8217;ilmü indallah, bunun da iki vechi var:<br />
</strong> <strong><br />
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma                              gibi istidracı harikalarıyle kendini  muhafaza eden                              ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal&#8217;i  öldürebilecek,                              mesleğini değiştirecek; ancak harika ve  muc&#8217;cizatlı                              ve umumun makbulü bir zat olabilir ki: </strong><strong>O  zat, en                                ziyade alakadar ve ekser insanların  Peygamberi olan                                Hazret-i İsa Aleyhisselam&#8217;dır.</strong></p>
<p><strong>İkinci vechi şudur                              ki: &#8220;Şahs-i İsa Aleyhisselam&#8217;ın kılıncı  ve maktul                              olan şahs-ı Deccal&#8217;in, teşkil ettiği  dehşetli maddiyunluk                              ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı  manevisini                              mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o  ruhaniler,                              din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye  ile mezcaderek                              o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.  Hatta,                              &#8220;Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i  Mehdi&#8217;ye                              namazda iktida eder, tabi olur. &#8221; diye  rivayeti bu                              ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin  mutbuiyetine ve                              hakimiyetine işar<em>et eder.</em><br />
<em>(Sualar, 493)</em></strong></p>
<p><strong>****<br />
<em><br />
</em>Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle                              herkesi etkileyerek varlığını sürdüren  deccal ve onun                              fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden  gerektiğinde                              mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.)  tarafından yok                              edilecektir.</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa  (a.s.) tekrar                              dünyaya geldigi zaman yeni bir din  getirmeyecek, Islam                              dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu  için,                              kendisine vahiy gelecek ve mucize  gösterecektir.</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın idaresi  altında  Hıristiyanlığın                              hakikati ile İslamiyeti birleştiren  talebeleri, bu                              birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i  Deccal&#8217;in dinsizlik                              cereyanını, Allah&#8217;ı  inkar fikrini etkisiz  hale                              getirip, yok edecektir.</strong></p>
<p><strong>Hem alem-i insaniyette                              inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve  mukaddesat-ı                              beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal  komitesini, Hazret-i                              Hz. İsa (a.s.) &#8216;ın din-i hakikisini  İslamiyetin hakikatiyle                              birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar  bir İsevi                              cemaati namı altında ve </strong><strong>&#8220;Müslüman  İseviler&#8221; ünvanına                                layık bir cemiyet, o Deccal komitesini,   Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak;    beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.<br />
<em>(Mektubat 413)</em></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.)  Geldiğinde                              Başlarda Tanınmaması:</strong></p>
<p><strong>Hazret-i  İsa Aleyhisselam                              geldiği vakit, herkes O&#8217;nun hakiki İsa  olduğunu bilmek                              lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı,  nur-u iman                              ile O&#8217;nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde  herkes O&#8217;nu                              tanımayacaktır.<br />
<em>(Mektubat, 54)</em></strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman  hazretleri,                              Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın dünyaya geldiğinin ilk  yıllarında                              ancak yakın talebeleri tarafından imanın  nuru ile                              tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu  tanıyamayacağını                              bildiriyor.</strong></p>
<p><strong>Hatta  Hazret-i İsa Aleyhisselam&#8217;ın                              nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam  olduğu, nur-u                              imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.<br />
(Sualar, 487)</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa  (a.s.) yeryüzüne                              ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit)  imtihan sırrı                              olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra  kendisinin                              farkına varacaktır. Talebeleri de imanın  nuru ile                              O&#8217;nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan  tanıyacaklardır.                              Herkes açıkça O&#8217;nun Hz. İsa&#8217;(a.s.) olduğuna  hemen kanaat getiremeyecekdir.                              Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde  mücadelesine                              başlayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) tam  anlamıyla                              zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu  görecek                              ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu  bileceklerdir. Fakat                              yine de &#8220;Acaba gerçekten İsa bu mu?&#8221; diye  şüphe edenler                              var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle  suçlanamaz,                              çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir.  Yalnız böyle                              şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden,  bereketinden                              mahrum kalabilir.</strong></p>
<p><strong>Hz.  İsa (a.s.)&#8217;ın Küçük                              Bir Cemaati Olacak:</strong></p>
<p><strong>İsa  Aleyhisselam&#8217;ı nur-u                              iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i  ruhaniye-i                              mücahidinin kemiyeti, Deccal&#8217;in mektepçe ve  askerce                              ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve  küçük                              olmasına işaret ve kinayedir.<br />
(Sualar, 495)</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) küçük                              bir cemaat içerisinde vazifeye  başlayacaktır. Daha                              ziyade İsrail ve İsrail&#8217;e yakın bölgelerde  faaliyet                              gösterecektir. Okullarda ve askeri  birimlerde talebeleri                              olacak ilk başta kendilerini  gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Hakim                                                  et-Tirmizi, &#8220;Nevdirü&#8217;l  Usul&#8221;da                                                  şöyle nakletmiştir.  Peygamberimiz                                                  (sav): Meryem oğlu İsa  Ümmetim                                                  içinde havarilerinden  bir takım                                                  halkı bulacaktır. Başka  rivayette                                                  ise Peygamberimiz (sav)  üç                                                  defa: Muhakkak ki Mesih  (İsa)                                                  aleyhisselam bu ümmetten  birtakım                                                  kavimlere yetişecek ki,  onlar                                                  sizin gibidirler. Yahut  sizden                                                  daha hayırlıdırlar.  İlkinde benim                                                  sonunda Mesih (İsa)&#8217;nın  bulunduğu                                                  bir ümmeti Allah asla  utandırmaz,                                                  buyurmuştur.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                  Alametler, 501</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Resulullah                                                    (sav) efendimiz şöyle  buyurdu:<br />
Yemin ediyorum ki  Meryem oğlu                                                    İsa o gün yeryüzünün  en hayırlı                                                    800 erkek ile 400  kadın kişilerin                                                    yanlarına inecektir.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                    Alametler, 498</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong><br />
Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler  Mütaşabihtir:</strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman  Said Nursi,                              Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın inmesine ve Deccal&#8217;i  öldürmesine aid                              hadislerin müteşabih (benzetmelerle  anlatılan) hadislerden                              olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani  müteşabihatının                              çözülerek açıklanması gerektiğini izah  etmektedir.                              Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin  müteşabıhatına                              aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü  veya                              hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini  ifade                              etmektedir.</strong></p>
<p><strong>Ahir  zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal&#8217;i öldürmesine ait hadis-i                              şahihanın ma&#8217;na-yı hakikileri  anlaşılmadığından, bir                              kısım zahir ulemalar, o rivayet ve  hadislerin zahirine                              bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini  inkar edip,                              veya hurafevari bir mana verip adeta muhal  bir sureti                              bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar  verirler.                              Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok  uzak hadisleri                              şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye  tezyifkarane                              bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu  gibi ehadis-i                              müteşabihenin hakiki te&#8217;villerini Kur&#8217;an  feyziyle                              göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek  misal beyan                              ederiz. Şöyle ki:</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) Deccal                              ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as)  onu öldüreceği                              vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra  kılıncı onun                              dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o  derece                              Deccalin heykeli Hazret-i İsa  Aleyhisselamdan on,                              belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım  gelir.                              Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife  ve sırr-ı                              imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde  cari olan                adetullaha muvafık düşmüyor.<br />
<em>(Kastamonu Lahikası,  49)</em></strong> <strong><br />
<em><br />
****</em></strong> <strong><br />
<em><br />
</em>Rivayette var ki:  İsa Aleyhisselam Deccal&#8217;i                              öldürdüğü münasebetiyle &#8220;Deccal&#8217;in fevkalade  büyük                              ve minareden daha yüksek bir azamet-i  heykelde ve                              Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok  küçük bulunduğunu..&#8221;                              gösterir.</strong></p>
<p><strong>Bunun  tevili şu olmak                              gerektir ki:<br />
İsa Aleyhisselam&#8217;ı nur-u iman ile tanıyan ve  tabi                              olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin  kemiyeti, Deccal&#8217;in </strong><strong>mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına                              nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve  kinayedir.<br />
<em>(Sualar, 495)</em></strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman  Hazretleri,                              hadis-i şerifte İsa aleyhisselam&#8217;ın Deccal  ile mücadelesinde                              onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre)  yukarıya                              atladıktan sonra kılıcı ancak onun  dizine yetiştirebildiği                              derecesinde Deccal&#8217;in İsa (a.s.)&#8217;a oranla  boyunun                              on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması  gerektiğini izah                              etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah&#8217;ın  kudreti                              dahilinde olmakla beraber adetullaha  aykırıdır.</strong></p>
<p><strong>Adetullah: Allah&#8217;ın                              kainatta koyduğu değişmez yasalar.</strong></p>
<p><strong>Ancak bu  bekleniş tarzı                              deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve  her                              alanda maddi bakımdan üstün ordularına  kıyasla Hz. İsa (a.s.)                              ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna  işaret                              ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha  akılcı anlaşılır                              bir hale gelmiş olur.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-ve-hz-mehdi-a-s.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bize Ulasın</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/iletisim</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/iletisim#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 19:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Belgeseller]]></category>
		<category><![CDATA[Belki]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Contact]]></category>
		<category><![CDATA[Eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Insan]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Maddi]]></category>
		<category><![CDATA[Maide]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Siteler]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Bir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/iletisim/</guid>
		<description><![CDATA[[scaleable-contact-form]



VİCDAN SAHİBİ  İNSANLARA DÜŞEN SORUMLULUK


Kuran ahlakının tüm insanlar arasında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[scaleable-contact-form]</p>
<table style="height: 1908px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><strong>VİCDAN SAHİBİ  İNSANLARA DÜŞEN SORUMLULUK</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Kuran ahlakının tüm insanlar arasında yaygınlaşması için çaba  harcamak iman ve vicdan sahibi tüm  		insanların sorumluluğudur. Allah Kuran&#8217;ın <strong>&#8220;Sizden; hayra  çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve  		kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa  erenler işte bunlardır.&#8221;</strong> (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle bu yükümlülüklerini insanlara  bildirmiştir. Bir başka ayette  		ise Allah tüm inananlara <strong>&#8220;&#8230; Artık hayırlarda yarışınız.  Tümünüzün dönüşü Allah&#8217;adır&#8230;&#8221;</strong> (Maide Suresi, 48) şeklinde buyurmuştur. Bu nedenle her insan elindeki  imkanlar ölçüsünde  		insanları hayra çağırmaya, Kuran ahlakının tebliğ edilmesine destek  olmaya çalışmalıdır.</td>
</tr>
<tr>
<td>Bunun için bir kimsenin maddi imkanları yeterli olmayabilir; böyle  bir çalışmaya çok büyük bir  		zaman ayırmaya imkanı olmayabilir. Ama vicdanını kullanan insan,  elindeki imkanlar ölçüsünde  		mutlaka yapabileceği bir şeyler bulabilir. Belki kitap bastırıp  insanlara dağıtamayabilir;  		insanlara Kuran ahlakını tanıtıcı belgeseller üretemeyebilir; İslam&#8217;ı  tanıtıcı siteler  		hazırlayamayabilir. Böyle bir durumda kişinin yapabileceği,  başkalarının büyük bir gayretle  		yaptığı faydalı çalışmaları yaymak olabilir.</td>
</tr>
<tr>
<td>İşte bu noktada Harun Yahya eserleri vicdan sahibi insanlar  için büyük bir kaynaktır. Hiçbir ticari kaygı ve maddi  çıkar amacı  gütmeden, yalnızca Allah rızası için, büyük bir özveri ile hazırlanmış  bu eserleri başkalarına tavsiye etmek, bu eserleri insanların satın  almalarını, imkanı olmayanlarında satın alamasalar dahi internetten  okumalarını sağlamak da büyük bir hizmettir. Bu şekilde tek bir kişi  yüzlerce arkadaşını kitap ve makaleleri okumaya, belgeselleri  seyretmeye, sesli anlatımları dinlemeye yöneltebilir. Bu arkadaşlarından  her biri de yine aynı şekilde yüzlerce kişiyi teşvik etmiş olsa, Kuran  ahlakı bu kitaplar vesilesiyle çok kısa zamanda çok sayıda insana  ulaşmış olacaktır.</td>
</tr>
<tr>
<td>Bu kişilerden her biri evine gelen misafirlere, iş yerine gelen  müşterilerine, okuldaki  		arkadaşlarına, üye olduğu dernek üyelerine bu kitapları tavsiye  edebilir. Dergi çıkarıyorsa bu  		dergide, TV kanallarıyla bir bağlantısı varsa TV programlarında Harun  Yahya eserlerinin  		tanıtımını yapıp insanları bunları okumaya, izlemeye ve dinlemeye  teşvik edebilir. Bu eserlerin  		daha geniş kitlerere ulaşabilmesi ve Kuran ahlakının insanlar arasında  yaygınlaşması için neler  		yapılabileceği konusunda yeni fikirler geliştirip bizlere  ulaştırabilir. Bunun için yapacağı,  		bilgisayarındaki tek bir tuşa basarak bir mesaj yollamaktan ibarettir.  Bunun dışında ayrıca  		yine tek bir tuşa basarak çevresindeki insanlara internet sitelerinin,  kitapların ve diğer  		çalışmaların tanıtımını yapabilir.</td>
</tr>
<tr>
<td>Görüldüğü gibi gerçekten kendi üzerine düşen tebliğ görevini yerine  getirmek  		isteyen ve buna yol arayan kimseler için yapılabilecek çok fazla şey  vardır. Önemli olan  		kişinin, bu konuda aklını ve vicdanını samimiyetle kullanmasıdır.  Allah Kuran ayetlerinde bu  		gerçeği insanlara bildirmiştir:</p>
<p><strong>Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol  bulabilir. (Müzzemmil Suresi, 19)</strong></p>
<p><strong>&#8230; Kim Allah&#8217;tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış  yolu gösterir; (Talak Suresi, 2)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Bu nedenle Kuran ahlakının tebliğ edilmesi için yapılan çalışmaları  sadece  		takdir etmek, fakat bu yönde bir çaba harcamamak iman eden bir  kimsenin vicdan anlayışına uygun  		değildir. Allah ahirette insanı böyle bir tavırdan dolayı sorumlu  tutabilir. Özellikle de  		Filistin, Çeçenistan, Doğu Türkistan gibi dünyanın çeşitli yerlerinde  Müslümanların büyük baskı  		altında olduğu böyle bir dönemde iman edenlerin birbirlerine destek  olmaları çok büyük önem  		kazanmaktadır. Böyle bir durum, kısıtlı olan zamanı çok daha iyi  kullanmayı ve durmaksızın  		Kuran ahlakının yayılmasına destek olacak çalışmalar yapmayı  gerektirmektedir. Küçük büyük  		demeden ihlasla yapılan tüm çabaların biraraya getirilmesi, Allah&#8217;ın  yardımıyla inşaAllah  		güzel ahlakın tüm insanlar arasında yaygınlaşmasına vesile olacaktır.  Bu, aynı zamanda da  		Allah&#8217;ın tüm Müslümanlar üzerine yüklediği bir sorumluluktur. Kuran&#8217;da  Allah&#8217;ın bu emri şöyle  		bildirilmiştir:</p>
<p><strong>Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine  kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çaba harcayanları sever. (Saff  Suresi, 4)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?</strong></p>
<p>Kuran ahlakını tebliğ eden bu kitapların daha geniş kitlelere  		ulaştırılabilmesi için, kişilerin imkanları doğrultusunda  yapabilecekleri şeylerden bazılarını  		&#8220;nasıl yardımcı olabilirsiniz&#8221; bölümüne girerek öğrenebilirsiniz.</p>
<p>Eğer Harun Yahya&#8217;nın eserlerinde anlatılan gerçekleri benimsiyor ve  bunların  		daha fazla insana ulaşmasını istiyorsanız, sizin de yapabileceğiniz  pek çok şey var:</p>
<ul>
<li>Tüm arkadaşlarınıza Harun Yahya internet sitelerini tavsiye  edebilir, bu sitelere üye olmalarını sağlayabilirsiniz. Tanıdığınız  arkadaşlarınıza e-mail mesajı göndererek, onlara Harun Yahya internet  sitelerinin linklerini gönderebilirsiniz. Bunun için bilgisayarınızda  tek bir tuşa basmanız yeterli olacaktır. Bu şekilde yapılacak olan bir  iki saniye sürecek bir çalışma, Kuran ahlakının yayılmasında büyük bir  hizmete dönüşecektir.</li>
<li>Bir misafiriniz geldiğinde, araba, otobüs ya da vapur gibi  vesayetlerle yaptığınız yolculuklarda ve hatta yolda yürürken dahi  arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetlerde Harun Yahya&#8217;nın kitaplarından  konular seçerek gündemler oluşturabilir, boş ve amaçsız vakit geçirmeyi  engelleyebilirsiniz. Bunun için özel zaman ayırmanız gerekmeyecek, zaten  sohbet ederek geçireceğiniz bir vakti, hikmetli bir şekilde  değerlendirmiş olacaksınız.</li>
<li>Okulunuzun ya da işyerinizin kütüphanelerine, bekleme  salonlarınıza, evinizin kütüphanesine ya da okuma köşelerine Harun  Yahya&#8217;nın kitaplarını yerleştirip, insanların gerçeklere daha kolay  ulaşmalarını sağlayabilirsiniz. Böyle bir düzenleme yapmak birkaç  dakikadan fazla zamanınızı almayacaktır.</li>
<li>Kendi semtinizdeki kitabevlerini, Harun Yahya eserlerinin satışını  yapmaları ve en güzel şekilde sergilemeleri konusunda teşvik  edebilirsiniz. Bu kimselere böyle bir teklif götürmek de yine birkaç  dakikadan fazla sürmeyecektir.</li>
<li>Harun Yahya&#8217;nın kitaplarına abone olup, çevrenizdeki insanları da  abone yapabilirsiniz. Böylece Kuran-ı Kerim&#8217;in günümüze bakan  yorumlarını ve günümüzdeki bilimsel gelişmelerin Allah&#8217;ın varlığını  nasıl ispatladığını yakından takip etmiş olursunuz.</li>
<li>Harun Yahya&#8217;nın eserlerinden yayınlanarak hazırlanan İlmi Mercek,  İlmi Araştırma ve Türk İslam Birliği dergilerini takip edebilir ve  çevrenize de bunları teşvik edebilirsiniz.</li>
<li>Bu dergilerle birlikte ücretsiz olarak verilen belgesel filmleri  arkadaşlarınızla, ailenizle seyredebilirsiniz. Toplu bulunulan  ortamlarda seyredilmesini sağlayabilirsiniz. Hatta bu eserleri  dilediğiniz kadar çoğaltıp, dilediğiniz şekilde dağıtabilirsiniz.</li>
<li>Internet sayfalarımızda ve diğer eserlerimizde kullanabileceğimiz  daha ileri teknolojileri bize bildirebilir, tavsiye edebilirsiniz. Bunun  için de yine yapmanız gereken yalnızca bilgisayarınızdan tek bir mesaj  yollamak olacaktır.</li>
<li>Ateizm, komünizm, faşizm gibi din dışı sapkın ideolojilerle fikri  yönden mücadele edebilmek için kendinizi Harun Yahya&#8217;nın kitaplarındaki  bilgilerle kültürel yönden geliştirebilir, hidayete vesile olan önder  bir insan olabilirsiniz.</li>
<li>Harun Yahya&#8217;nın kitaplarının yabancı dillere çevrilmesini sağlamak  için gönüllü çevirmenler bulabilirsiniz. Böylelikle tüm dünya  ülkelerindeki insanların Kuran ahlakını öğrenmelerine vesile olursunuz.</li>
<li>Harun Yahya&#8217;nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanan filmlerin ve  ses kasetlerinin yaşadığınız bölgedeki yerel televizyon ve radyo  kanallarında yayınlanması için aracı olabilirsiniz. Bunları yurt  dışındaki kanallarda da yayınlatmak için aracı olabilir, tüm dünya  insanlarının Allah&#8217;ın yaratma sanatına şahit olmalarını  sağlayabilirsiniz. Eğer filmleri ve ses kasetlerini yayınlatmak için  imkanınız varsa, bunlara ücretsiz ulaşabilmek için bize bu site  kanalıyla mesaj yollayabilirsiniz.</li>
<li>Ulusal veya yerel basında Harun Yahya&#8217;nın makalelerinin  yayınlanmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için yine bize başvurun. Böylece  aracı olduğunuz gazete ve dergiye düzenli olarak, gerekirse sayfa  düzeni dahi yapılmış makaleleri ulaştırabilirsiniz.</li>
<li>Harun Yahya&#8217;nın kitaplarını bizlerle bağlantıya geçerek, metne  sadık kalma şartı ile telif ücreti ödemeden basıp dağıtabilirsiniz.</li>
<li>Evrim teorisinin bilimsel geçersizliği konusunda kendinizi  yetiştirip, yaratılış gerçeğini insanlara bir konferans konuşmacısı gibi  anlatabilirsiniz. İnsanları Darwinizm ve materyalizm gibi yanılgılara  karşı bilinçlendirebilir, bilimin yaratılışı ispatladığını  gösterebilirsiniz.</li>
<li>Oturduğunuz semt veya şehirde Kuran Mucizeleri, Evrenin Yaratılışı  veya Yaratılış Gerçeği konulu konferanslardan birinin yapılmasını  sağlamak için ya kendiniz veya tanıdığınız bir kuruluşun organizasyonu  ile insanların görsel olarak gerçeğe ulaşmalarını sağlayabilirsiniz.</li>
<li>Harun Yahya&#8217;nın devlete ve millete olan bağlılığını örnek alıp,  lider bir Türkiye oluşması için elinizden geleni yapabilirsiniz.</li>
<li>Yabancı dillere çevrilmiş eserlerin yurtdışında basımını ve  dağıtımını yapabilecek kişi ve kuruluşlar bulabilirsiniz. Dünya çapında  inkarcı felsefelerin yıkıcı etkisinin ne denli büyük olduğu hatırlanırsa  bu faaliyetin ne kadar hızlı yapılması gerektiği ortadadır.</li>
<li>Sitelerimizin linklerini ve banner&#8217;larını kendi sitelerinize  koyabilir ya da tanıdığınız kişilerin sitelerine koymalarını teşvik  edebilirsiniz. Bu banner&#8217;ları kendiniz hazırlayabileceğiniz gibi, <a href="http://www.harunyahya.org/banner.html" target="_blank">buradaki linkten</a> de hazır banner  kullanabilirsiniz.</li>
<li>Bloglarınızı hazırlarken Harun Yahya&#8217;nın eserlerinden istifade  edebilirsiniz. Harun Yahya&#8217;nın kitaplarını, makalelerini, belgesellerini  bloglarınızda yayınlayabilirsiniz.</li>
<li>Harun Yahya basın toplantılarını, röportajlarını, belgesellerini  youtube, google video gibi video sitelerine yükleyerek  yaygınlaştırabilirsiniz.</li>
</ul>
</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>ÖNEMLİ NOT:</strong></p>
<p><em>Her ne kadar iyi niyetli de olsa, sitelerimizin tanıtımlarını  yüksek sayıda kişilere e-mail yoluyla göndermeyiniz. Bu şekildeki toplu  e-mail gönderimi karşı tarafın talebi olmadığı sürece &#8220;spam&#8221; olarak  kabul edilmektedir ve internet hukukuna aykırı bir girişimdir ve  tanıtımı yapılan sitenin kapanmasına kadar varabilecek sonuçlar  doğurabilir. Sitelerimizin daha çok kişi tarafından takip edilmesini,  kitapların ve belgesellerin daha fazla kişiye ulaşmasını talep  ediyorsanız sadece tanıdığınız kişilere tavsiyede bulununuz,  tanımadığınız kişilere toplu e-mail gönderimi yapmayınız. </em></p>
<p>Harun Yahya konferanslarında kullanılan konferans prezentasyonlarını <a href="http://www.harunyahya.org/etkinlikler.htm" target="_blank">buradan</a> indirebilirsiniz.</p>
<p>Destek olabileceğiniz diğer konuları öğrenmek istiyorsanız, lütfen <a href="http://www.islamahizmet.com/" target="_blank">www.islamahizmet.com</a> sitesini ziyaret edin.</p>
<p>Bu ve benzeri desteklerin tümü için, bizimle <a href="mailto:destek@harunyahya.org">destek@harunyahya.org</a> adresinden bağlantı kurabilirsiniz.</p>
<p>Her biri önemli bir destek anlamına gelecek olan bu çalışmalar, eğer  Allah&#8217;ın  		rızası gözetilerek yapılırsa, inşaAllah büyük manevi kazançlara da  vesile olacaktır. Çünkü bir  		Kuran ayetinde belirtildiği gibi, <strong>&#8220;Kim, güzel bir aracılıkla  aracılıkta bulunursa, ondan  		kendisine bir hisse vardır&#8230;&#8221; (Nisa Suresi, 85)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/iletisim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri &#8221;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin üç görevi olduğunu&#8221;; &#8221;Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını&#8221; söylemiştir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzaman-said-nursi-hazretleri-hz-mehdi-a-s-nin-uc-gorevi-oldugunu-bu-uc-gorevi-hem-birarada-hem-dunya-capinda-gerceklestiren-kisinin-hz-mehdi-a-s-olacagini-soylemistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzaman-said-nursi-hazretleri-hz-mehdi-a-s-nin-uc-gorevi-oldugunu-bu-uc-gorevi-hem-birarada-hem-dunya-capinda-gerceklestiren-kisinin-hz-mehdi-a-s-olacagini-soylemistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 19:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinist]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri &#8221;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin üç  görevi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri &#8221;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin üç  görevi olduğunu&#8221;; &#8221;Bu üç görevi hem birarada hem dünya çapında  gerçekleştiren kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını&#8221; söylemiştir.</h3>
<div><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: medium;">BUNA RAĞMEN, “<span style="text-decoration: underline;">MEHDİLİK İÇİN İKİ GÖREVİ  YAPMANIN YETERLİ OLDUĞUNU SÖYLEYİP BEDİÜZZAMAN’I MEHDİ İLAN ETMEK</span>”  DÜRÜST BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR.</span></strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"> </span></p>
<p>Bediüzzaman eserlerinde <strong>“Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;nin üç görevi olduğunu”</strong> ve <strong>“bu üç görevin  birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;yi tanıtacak en önemli  alametlerden biri olduğunu”</strong> belirtmiştir. Bu görevlerin  birincisi <strong>“materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri  mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulması”</strong>dır.  İkincisi, <strong>“İslam dünyasının liderliğini üstlenerek İslam  Birliği&#8217;nin sağlanması”</strong>, üçüncüsü ise, <strong>“Kuran ahlakının  ve Peygamberimiz (sav)&#8217;in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm  yeryüzüne hakim kılınması”</strong>dır. Bediüzzaman kendi yaşadığı  dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;nin gerçekleştirebileceğini söylemiştir:</p>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hem bu <strong>ÜÇ  VEZAİFİ</strong> (görevi) <strong>BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU  ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ</strong> (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) <strong>PEK UZAK, ADETA  KABİL</strong> (mümkün) <strong>GÖRÜLMÜYOR. AHİR ZAMANDA, AL-İ BEYT-İ  NEBEVİ&#8217;NİN (A.S.M.)</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyunun) <strong>CEMAAT-İ  NURANİYESİNİ</strong> (nurani cemaatini) T<strong>EMSİL EDEN HAZRET-İ  MEHDİ&#8217;DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR</strong> (biraraya gelebilir, toplanabilir). </span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Kastamonu Lahikası, s. 139)</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Gerçi her asırda hidayet  edici, bir nevi Hz. Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat <span style="text-decoration: underline;"><strong>HER  BİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE</strong></span> (açıdan) <strong><span style="text-decoration: underline;">YAPMASI  İTİBARIYLA</span> </strong>(nedeniyle) <strong>AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİSİ  ÜNVANINI ALMAMIŞLAR. </strong></span></p>
<p>(Emirdağ Lahikası, s. 260)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/manzara/A0035.jpg" alt="" hspace="10" vspace="10" align="right" /></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bediüzzaman  Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin <strong>&#8220;ÜÇ GÖREVİ BİRDEN&#8221;</strong> yerine  getireceğini belirtmiş; ve kendisi de dahil olmak üzere, önceki  müceddidlerin hiçbirinin </span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">bunların  üçünü birarada gerçekleştirmediğini ifade etmiştir. <strong>Bediüzzaman,  ayrıca &#8220;BU ZAMANDA&#8221; sözleriyle kendi yaşadığı dönemde, Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;nin yerine getireceği üç görevi tek bir şahsın aynı anda yerine  getirmesinin mümkün olmadığını söylemektedir.</strong> Ayrıca bu üç  vazifenin birbirini engellememesinin de imkansız olduğunu söylemektedir.  Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu ise, <strong>&#8220;PEK  UZAK&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR&#8221;</strong> sözleriyle belirtmiştir. Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra  gelecek Büyük Mehdi&#8217;nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini  bildirmektedir.</span></p>
<p>Bediüzzaman bir başka sözünde de, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim  kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini,  ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi&#8217;nin yapacağı üç önemli  görevi bu şekilde birarada yerine getirmediklerini ifade etmiştir. Bu  nedenle de ahir zamanın <strong>&#8220;BÜYÜK MEHDİ&#8221;</strong>si ünvanını  alamadıklarını belirtmiştir.</p>
<p><strong>Bediüzzaman Risale-i Nur&#8217;un da Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin üç  görevinden birincisi olan &#8220;imanı kurtarmak&#8221; görevini yerine getirdiğini  söylemiştir. Ancak bu hizmetin dar dairede yani belirli bir çerçevede  yani sınırlı bir alanda kaldığını belirtmiştir. “Hz. Mehdi&#8217;nin imani  çalışmaları ise, İslam ahlakının &#8216;<span style="text-decoration: underline;">tüm dünyada</span>&#8216; hakim kılınmasını  sağlayacaktır”:</strong></p>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bazı ayat-ı  kerime (ayetler) ve ehadis-i şerife (hadisler) <strong>AHİR ZAMANDA  GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ</strong> (en büyük müceddidi) mana-yı  işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar. Fakat<strong> O GELECEK  ZATIN VE CEMİYETİNİN ÜÇ VAZİFESİNDEN</strong> en ehemmiyetlisi  (önemlisi) olan ve zahiren (görünüşte) en küçüğü görünen imanı kurtarmak  ve hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) güneş gibi göstermek  vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin (talebelerinin) şahs-ı manevisi  tam yaptıklarından; <strong>O GELECEK ZATA </strong>dair <strong>HABERLERİ  VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR’UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN  TERCÜMANINA DA TATBİKE</strong> (uydurmaya) ÇALIŞMIŞLAR ve Şeriatı ihya  (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme) ve  hilafeti tatbik olan <strong><span style="text-decoration: underline;">ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU MÜHİM  VAZİFESİNİ</span> NAZARA ALMAMIŞLAR</strong> (göz önünde bulundurmamışlar). </span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Sikke-i  Tasdik-i Gaybi, S. 9)</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
</div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/manzara/R0009.jpg" alt="" hspace="10" vspace="10" width="200" height="298" align="left" /></strong></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bediüzzaman, Büyük Mehdi ünvanını taşıyacak olan  <strong>HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;NİN, İMANI KURTARMAK GÖREVİNİ, HEM DİĞER İKİ  GÖREVİYLE <span style="text-decoration: underline;">BİRARADA HEM DE DÜNYA ÇAPINDA</span></strong> gerçekleştireceğini açıklamıştır. Bilindiği gibi “Bediüzzaman Hz.  Mehdi&#8217;nin diğer görevleri olan <span style="text-decoration: underline;"><strong>İslam Birliği&#8217;ni oluşturmamış,  tüm dünyadaki Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış</strong></span><strong>,</strong><strong> </strong><span style="text-decoration: underline;"><strong>bu vasıfla Hristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış</strong></span><strong>, </strong><span style="text-decoration: underline;"><strong>Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)&#8217;in  sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasına  vesile olmamıştır.</strong></span><strong>”</strong></span></p>
<p>Tüm bu bilgiler gerçekleri çok açık bir şekilde ortaya koyduğu halde,  Bediüzzaman&#8217;ın bunlardan sadece bir iki tanesini ve bunları da çok  sınırlı bir kesime yönelik olarak yapmış olmasının Mehdilik alameti  olduğunu söylemek, dürüstlüğe uygun bir yaklaşım değildir.  Bediüzzaman&#8217;ın tüm dünyaya İslam ahlakını hakim kılmadığı, tüm dünya  Müslümanları arasında İslam birliğini kurmadığı, Hıristiyanların  tamamının İslam&#8217;a dönmelerine vesile olmadığı çok açıktır.</p>
<div><span style="font-family: Verdana; color: #ff0000; font-size: medium;"><strong>BEDİÜZZAMAN  “HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN HEM DİYANET, HEM SİYASET HEM DE SALTANAT  ALANLARINDA MEHDİLİK YAPACAĞINI” BELİRTMİŞTİR.<br />
</strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin üç ayrı alanda birden Mehdilik  yapacağını yani, hem<strong> “SİYASET MEHDİSİ”</strong> hem <strong>“SALTANAT  MEHDİSİ”</strong> hem de <strong>“DİYANET MEHDİSİ”</strong> olacağını  belirtmiştir. Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin bu önemli özelliğini  açıkladığı sözlerinden biri şöyledir:</span><br />
<strong><br />
</strong></p>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>“Büyük  Mehdi&#8217;nin çok vazifeleri var. Ve </strong><strong>SİYASET ALEMİNDE,  DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİREDE  İCRAATLARI OLDUĞU GİBİ&#8230;” </strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Şualar, s.  590) </span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/manzara/A0014.jpg" alt="" hspace="10" vspace="10" align="right" /></strong></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bediüzzaman&#8217;a  göre <strong>“Hz. Mehdi (a.s.), Mehdilik görevini sadece tek bir alanda  gerçekleştirmeyecek, dört ayrı alanda birden büyük ve önemli  faaliyetleri olacaktır”. </strong></span></p>
<p>Ayrıca Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin yerine getireceği üç büyük görev  hakkında geniş bilgi vermiş ve Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin “diyanet, siyaset,  saltanat ve mücadele alanlarında Mehdilik görevini ne şekilde yerine  getireceğini” de detaylı olarak anlatmıştır. Bu sözlerinde Hz. Mehdi  (a.s.)&#8217;nin “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, Müslümanların  manevi liderliğini üstlenerek İslam Birliği’ni sağlayacağını, Hıristiyan  dünyasıyla ittifak yapacağını” ayrıntılı olarak açıklamıştır.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a Mehdilik zannıyla yaklaşan kimseler, Peygamberimiz  (sav)&#8217;in hadislerinde, Bediüzzaman&#8217;ın da eserlerinde açıklamış olduğu  Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin ikinci ve üçüncü görevlerinin yerine getirilmemiş  olması konusuna bir açıklama getirememektedirler. Bediüzzaman ömrünü  İslam&#8217;a hizmete adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze alarak  imani yönde çok büyük bir hizmette bulunmuştur. Ancak hayatta olduğu  sırada tüm Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış, İslam  Birliği&#8217;ni kurmamış, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış, Hz. İsa  (a.s.) ile biraraya gelmemiş, birlikte namaz kılmamış ve İslam ahlakının  tüm dünyaya hakim olmasına vesile olmamıştır. Sözlerinde açıkladığı  gibi, siyaset ve saltanat aleminde Mehdilik görevini üstlenmemiştir. Tüm  dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş, tüm Müslüman dünyası  üzerindeki zulüm ve haksızlıkların ortadan kaldırılmasına vesile  olmamıştır.</p>
<div><span style="font-family: Verdana; color: #ff0000; font-size: medium;"><strong>BEDİÜZZAMAN,  “HZ. MEHDİ&#8217;NİN BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYET SAHİBİ OLACAĞINI”  BİLDİRMİŞTİR, ANCAK BEDİÜZZAMAN HAYATINI SIKINTI VE ZORLUK İÇERİSİNDE  GEÇİRMİŞTİR<br />
</strong><br />
</span></div>
</div>
</div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>&#8230; O  ZATIN (HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;NİN) İKİNCİ VAZİFESİ, KURAN AHLAKINI İCRA VE  TATBİK ETMEKTİR (HAYATA GEÇİRMEKTİR).</strong> Birinci vazife, maddi  kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu  halde, bu ikinci vazife <span style="text-decoration: underline;"><strong>GAYET BÜYÜK MADDİ BİR KUVVET VE  HAKİMİYET LAZIM Kİ O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN</strong></span><strong>.</strong> </span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Sikke-i  Tasdik-i Gaybi, s. 9)</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><br />
</strong> <strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/manzara/A0019.jpg" alt="" hspace="10" vspace="10" width="293" height="433" align="left" /></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’nin  vazifelerinden birinin de, “KURAN AHLAKININ GEREKLERİNİ TOPLUM  İÇERİSİNDE HAYATA GEÇİRMEK” olduğunu ve “<span style="text-decoration: underline;">BU GÖREVİN ANCAK “BÜYÜK BİR  MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE” GERÇEKLEŞTİRİLEBİLECEĞİNİ</span>”  belirtmiştir.</strong> </span></strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bu  güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Maddi güç ve  hakimiyetin olması, onun diğer vazifelerini gerçekleştirmesine de vesile  olacaktır. Peygamberimiz (sav)&#8217;in döneminden bu yana böyle bir güç ve  hakimiyet sağlanamamıştır. Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle  bir güç ve hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının  tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok  büyük bir hizmet vermiştir. Ancak </span><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Bediüzzaman&#8217;ın tebliği maddi bir kuvvet ve hakimiyet  içerisinde değil, maddi şartların çok zor olduğu benzersiz sıkıntılar  içerisinde geçmiştir. Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük  hizmetlerini çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla  Bediüzzaman hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış,  ömrünün 30 yılını esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında  geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine  çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük  bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür.</strong> </span></strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Tüm bunlar, Allah&#8217;ın izniyle onun dünyadaki ve  ahiretteki makamını yücelten çok şerefli olaylardır. Ve bu zorluklar  Bediüzzaman&#8217;ın şerefli mücadelesini daha değerli hale getirmiş ve  ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir.  Ancak bir yandan da, bizzat kendisinin de belirttiği gibi <strong>bu  durum, </strong></span><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Hz.  Mehdi (a.s.)&#8217;nin elde edeceği “gayet büyük maddi kuvvet ve hakimiyet”in  Bediüzzaman&#8217;ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça ortaya  koymaktadır.</strong> </span></strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bediüzzaman  tüm bunların kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi’ye  nasip olacağını bildirmiştir.</span><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzaman-said-nursi-hazretleri-hz-mehdi-a-s-nin-uc-gorevi-oldugunu-bu-uc-gorevi-hem-birarada-hem-dunya-capinda-gerceklestiren-kisinin-hz-mehdi-a-s-olacagini-soylemistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/05/hz-isa-as-yeryuzune-tekrar-donecektir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/05/hz-isa-as-yeryuzune-tekrar-donecektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 11:11:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Hep]]></category>
		<category><![CDATA[Kulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdu]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizeler]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[


ALLAH&#8217;IN  VAADİ:
Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir
Alemler üzerine seçilip, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="800">
<tbody>
<tr>
<td valign="top" bgcolor="#ffffff">ALLAH&#8217;IN  VAADİ:<br />
Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir</p>
<p>Alemler üzerine seçilip, örnek kılınan elçilerin          hayatları, yaşadıkları olaylar, karşılaştıkları          zorluklar, giriştikleri büyük mücadeleler tüm          insanlar için önemli mesajlar ve dersler içerir.          Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın, hayatıyla, mücadelesiyle, ahlakıyla          insanlara örnek gösterdiği peygamberlerden biri          de Hz. İsa&#8217;dır.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın doğumu,          hayatı ve Allah Katına alınması hep mucizevi şekillerde          gerçekleşmiş, bu mübarek peygamberin mucizevi          hayatı Kuran&#8217;da ayrıntılı olarak haber verilmiştir.          Allah Kuran&#8217;da birçok peygamberin kıssalarını          bizlere bildirmektedir. Ancak Hz. İsa çeşitli          yönleriyle diğer peygamberlerden farklı bir konuma          sahiptir. Allah&#8217;ın üstün ilimlerle desteklediği          bu değerli kulu, daha beşikteyken konuşmuş, dünyada          kaldığı süre içerisinde çevresindeki insanlara          büyük mucizeler göstermiştir. Onun bu özel durumunun          diğer bir delili de, Allah Katına alınışı ve tekrar          dünyaya gönderileceğine dair Kuran&#8217;da önemli işaretlerin          olmasıdır.</p>
<p>Kuran&#8217;da inkar edenlerin Hz.          İsa&#8217;yı öldürmek amacıyla bir tuzak kurdukları          haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa&#8217;nın yanındakilerden          birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz          Yahudi din adamları (kahinler), Allah&#8217;ın elçisini          tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir.          Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı          olmayan söz konusu kahinler, Roma yönetimini kışkırtmak          için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa&#8217;yı Romalı          yöneticilere karşı faaliyet yürüten bir kişi olarak          tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu konuda çok          hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler.          Bu tuzağın sonu ise Kuran&#8217;da şöyle bildirilmiştir.</p>
<p><strong>Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular.          Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah,          düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran          Suresi, 54)</strong></p>
<p>Ayette de bildirildiği gibi,          Hz. İsa&#8217;yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak          kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa&#8217;yı öldürmeyi          başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek          öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa&#8217;yı Kendi Katına          yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:</p>
<p><strong>Ve: &#8220;Biz, Allah&#8217;ın Resulü Meryem          oğlu Mesih İsa&#8217;yı gerçekten öldürdük&#8221; demeleri          nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa          onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara          (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında          anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.          Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin          hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.          Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün          ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa          Suresi, 157-158)</strong></p>
<p>Romalıların Hz. İsa&#8217;yı çarmıha          gererek öldürdükleri zannı oldukça yaygındır.          Bu zanna göre, Hz. İsa&#8217;yı tutuklayan Romalılar          ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir.          Tarihte bazı Hıristiyan mezhepleri (örneğin Docetism)          bunu reddetmişse de, günümüzde Hıristiyan aleminin          tamamı olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz.          İsa&#8217;nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine          inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde          olayın aslının böyle olmadığını görürüz:</p>
<p><strong>Ve: &#8220;Biz, Allah&#8217;ın Resulü  Meryem          oğlu Mesih İsa&#8217;yı gerçekten öldürdük&#8221; (katelna)          demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.)          Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar          (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi          (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa          düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların          bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri          yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu).          (Nisa Suresi, 157)</strong></p>
<p>Aynı ayetin devamında Hz. İsa&#8217;nın ölümü için          şu şekilde bildirilmektedir:</p>
<p><strong>Hayır; Allah onu Kendine yükseltti          (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet          sahibidir. (Nisa Suresi, 158)</strong></p>
<p>Ayette bildirilen gerçek açıktır.          Bazı Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa&#8217;yı öldürmeye          kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır.          Ayette geçen &#8220;&#8230;Ama onlara            (onun) benzeri gösterildi&#8230;&#8221; ifadesi bu          durumu açıkça haber vermektedir.</p>
<p>Allah insanlara Hz.          İsa&#8217;nın bir benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına          yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların          gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmiştir.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmiş          olması konusunda ilk çağlarda çeşitli ayrı düşünceler          ortaya çıkmıştır. Sonraki yüzyıllarda, Konsül          kararlarıyla, Hıristiyanlığın iman kaideleri belirlenene          kadar bu fikir ayrılıkları devam etmiş ve Hz.          İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini iddia eden akımlar          sapkın ilan edilmişlerdir.</p>
<p>Kuran&#8217;da          Hz. İsa&#8217;nın Allah Katına Yükselişi</p>
<p>Peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı          kıssalarda geçen kelimelerle, Hz. İsa&#8217;nın Allah          Katına alınışının anlatıldığı ayetlerin incelenmesi,          Hz. İsa&#8217;nın durumuyla ilgili önemli bir gerçeği          ortaya çıkarmaktadır: Hz. İsa diğer peygamberler          gibi vefat etmemiş ya da inkar edenler tarafından          öldürülmemiş, Rabbimiz onu Kendi Katına yükseltmiştir.          Bu bölümde Hz. İsa&#8217;nın ve diğer peygamberlerin          ölümlerini ifade eden kelimelerin Arapça karşılıklarını          ve Kuran ayetlerinde ne şekilde kullanıldıklarını          inceleyeceğiz.</p>
<p>Kuran&#8217;da peygamberlerin ölmesi          veya öldürülmesiyle ilgili olarak kullanılan kelimeler          ileride daha detaylı göreceğimiz gibi &#8220;katele          (öldürmek), mate (ölmek), haleke (helak olmak),          salebe (asmak)&#8221; ya da birkaç özel kelimedir. Oysa          Hz. İsa için, Kuran&#8217;da çok açık bir şekilde, &#8220;Onu öldürmediler (ma katelehu) ve asmadılar (ma            salebuhu)&#8221; ifadesi kullanılarak hiçbir          öldürme şekliyle öldürülmediği bildirilmiştir.          Allah ayetlerde insanlara Hz. İsa&#8217;nın bir benzerinin          gösterildiğini ve onun Kendi Katına yükseltildiğini          bildirmektedir. Bu gerçek Al-i İmran Suresi&#8217;nde          şu şekilde haber verilir:</p>
<p><strong>Hani Allah, İsa&#8217;ya          demişti ki: &#8220;Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim          (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke),          seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları          kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim&#8230;&#8221;          (Al-i İmran Suresi, 55)</strong></p>
<p>Kuran&#8217;da ölüm anlamı içeren kelimelerin          ve Al-i İmran Suresi&#8217;nde geçen &#8220;vefat ettirme&#8221;          kelimesinin kullanım şekilleri şöyledir:</p>
<p>1<br />
Teveffa: Vefat Ettirme</p>
<p>Ayette geçen &#8220;vefat&#8221; kelimesinin          karşılığı Türkçe&#8217;de kullanılan ölme anlamından          farklı anlamlara gelmektedir. Ayetlerin Arapça          karşılıklarının incelenmesi, Hz. İsa&#8217;nın bildiğimiz          manada ölmediğini açıkça ortaya koyar. Maide Suresi&#8217;nin          117. ayetinde ölüm olayı şu şekilde aktarılır:</p>
<p>&#8220;Ben onlara bana          emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim.          (O da şuydu:) &#8216;Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz          olan Allah&#8217;a kulluk edin.&#8217; Onların içinde kaldığım          sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Beni          vefat ettirdiğinde (teveffeyteni), üzerlerindeki          gözetleyici Sendin. Sen herşeyin üzerine şahid          olansın.&#8221;</p>
<p>Bu ayetlerde geçen ve Türkçe          meallerde öldürme ya da vefat ettirme olarak çevrilen kelime Arapça&#8217;da  &#8220;teveffa&#8221; kökünden          türemiştir ve bu kelime ölüm manasına değil, &#8220;canın          alınması&#8221; manasına gelmektedir. İnsanın canının          alınmasının ise her zaman ölüm anlamına gelmediğini          Allah Kuran&#8217;da bizlere bildirmektedir. Örneğin          &#8220;teveffa&#8221; kelimesinin geçtiği bir ayette insanın          ölümünden değil, uykudaki halinden bahsedilmektedir:</p>
<p><strong>Sizi geceleyin vefat          ettiren (teveffakum) ve gündüzün &#8220;güç yetirip          etkilemekte olduklarınızı&#8221; bilen, sonra adı konulmuş          ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O&#8217;dur&#8230;          (Enam Suresi, 60)</strong></p>
<p>Bu ayette &#8220;vefat ettirme&#8221; olarak          tercüme edilen kelime ile, Al-i İmran Suresi&#8217;nin          55. ayetinde geçen kelime aynıdır, yani her iki          ayette de &#8220;teveffa&#8221; kelimesi geçmektedir. İnsanın,          gece içinde bulunduğu durum ölüm olmadığına göre          yukarıdaki ayette geçen &#8220;teveffakum&#8221; kelimesinin          ölümü kastetmediği, doğru tercümenin &#8220;geceleyin          canlarınızı alan&#8221; şeklinde olması gerektiği açıktır.          Aşağıdaki ayette ise aynı kelime şu şekilde geçmektedir:</p>
<p><strong>Allah, ölecekleri          (mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni          de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece,          kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş          olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele          kadar salıverir&#8230; (Zümer Suresi, 42)</strong></p>
<p>Bu ayetten de anlaşılacağı gibi,          Allah uyuyan insanın canını almaktadır, ama hakkında          ölüm kararı verilmemiş olanı eceli gelinceye kadar          tekrar salıvermektedir. Bu haliyle insan bildiğimiz          manada ölmüş olmaz. Yalnızca geçici bir süre için          ruhu bedeninden ayrılmış farklı bir boyuta girmiş          olur. Allah uyanacağı zaman insanın ruhunu bedenine          iade eder. Prof. Dr. Süleyman Ateş de tefsirinde          &#8220;teveffa&#8221; kelimesini şu şekilde açıklamıştır:</p>
<p><a id="4." name="4."></a><em>Teveffinin,           uyku manasında kullanıldığını söyleyenlere göre          -ki çoğunluk bu görüştedir- ayetin takdiri &#8220;Seni          uyutacağım&#8221; şeklindedir. Sonuç olarak Hz. İsa&#8217;nın          uykudakine benzer bir duruma sokularak Allah Katına          yükseltildiğini, olayın bildiğimiz ölüm olmadığını,          sadece bu boyuttan bir ayrılış olduğunu söyleyebiliriz.          (En doğrusunu Allah bilir.)</em> <a href="http://www.hazretimehdi.com/s1_4.html#dipnot">4</a><br />
2<br />
Katele: Öldürmek</p>
<div>Kuran&#8217;da ölüm          konusu anlatılırken genelde kullanılan kelime          Arapça&#8217;da &#8220;öldürmek&#8221; anlamına gelen &#8220;katele&#8221; kelimesidir.          Mümin Suresi&#8217;nde &#8220;katele&#8221; kelimesi şu şekilde          kullanılmaktadır:</div>
<p><strong>Firavun dedi ki:          &#8220;Bırakın beni, Musa&#8217;yı öldüreyim (aktul) de o          (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın&#8221;&#8230; (Mümin          Suresi, 26)</strong></p>
<p>Ayette geçen &#8220;Musa&#8217;yı öldüreyim&#8221;          ifadesinin Arapçası &#8220;aktul Musa&#8221; şeklindedir.          Bu kelime katele fiilinden türemiştir. Bir diğer          ayette ise aynı kelime şu şekilde kullanılmaktadır:</p>
<p><strong>&#8230; Peygamberleri          haksız yere öldürmelerindendi (yaktulune)&#8230; (Bakara          Suresi, 61)</strong></p>
<p>Ayette geçen &#8220;öldürmelerindendi&#8221;          kelimesinin Arapçası &#8220;yaktulune&#8221; şeklindedir ve          yine aynı şekilde katele kelimesinden türemiştir.          Ve tercümede de açıkça ifade edildiği gibi &#8220;öldürmek&#8221;          anlamına gelmektedir.</p>
<p>Aşağıda peygamberlerin ölümünü          açıklayan bazı ayetlerde &#8220;katele&#8221; fiilinin ne          şekilde kullanıldığı belirtilmektedir. Parantez          içinde anlamları bildirilen tüm kelimelerin fiil          kökleri KATELE&#8217;dir:</p>
<p><strong>&#8230; Onların bu sözlerini          ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini (katlehum)          yazacağız&#8230; (Al-i İmran Suresi, 181)</p>
<p>&#8230; De ki: &#8220;Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce          ne diye Allah&#8217;ın peygamberlerini öldürüyordunuz?&#8221;          (taktulune) (Bakara Suresi, 91)</p>
<p>Allah&#8217;ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri          haksız yere öldürenler (yaktulune) ve insanlardan          adaleti emredenleri öldürenler; (yaktulune)&#8230;          (Al-i İmran Suresi, 21)</p>
<p>&#8220;Öldürün (uktulu) Yusuf&#8217;u veya onu bir yere atıp-bırakın&#8230;&#8221;          (Yusuf Suresi, 9)</p>
<p>&#8230;&#8221;Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek (li          yaktulu) konusunda aralarında görüşmektedirler&#8230;&#8221;          (Kasas Suresi, 20)</p>
<p>Bunun üzerine kavminin (İbrahim&#8217;e) cevabı yalnızca:  &#8220;Onu öldürün (uktuluhu) ya da yakın&#8221; demek oldu&#8230;          (Ankebut Suresi, 24)</strong><br />
3<br />
Haleke: Ölmek</p>
<p>Kuran&#8217;da öldürme fiili için kullanılan          bir diğer kelime ise &#8220;haleke&#8221; fiilidir. Haleke          kelimesi ayetlerde &#8220;helak olmak, ölmek&#8221; anlamlarında          kullanılmaktadır. Örneğin Mümin Suresi&#8217;nin 34.          ayetinde şu şekilde geçmektedir:</p>
<p><strong>&#8230; Sonunda o, vefat          edince, (haleke) demiştiniz ki; &#8220;Allah, ondan          sonra kesin olarak bir elçi göndermez&#8230; (Mümin          Suresi, 34)</strong></p>
<p>Ayette, Türkçeye &#8220;vefat edince&#8221;          olarak çevrilen ifadenin Arapçası &#8220;iza heleke&#8221;          şeklindedir ve bu kelimenin anlamı da ölmektir.<br />
4<br />
El Mevte: Ölüm</p>
<p>Kuran&#8217;da peygamberlerin ölümüyle          ilgili olarak kullanılan bir diğer kelime ise          &#8220;el mevte&#8221; kelimesidir. Mate kelimesi ayetlerde          &#8220;ölmek&#8221; anlamında kullanılmaktadır. Bunlardan          biri Sebe Suresi&#8217;nde Hz. Süleyman ile ilgili olarak          bildirilmektedir:</p>
<p><strong>Böylece onun (Süleyman&#8217;ın)           ölümüne (el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü          (mevtihi), onlara, asasını yemekte olan bir ağaç          kurdundan başkası haber vermedi&#8230; (Sebe Suresi,          14)</strong></p>
<p>Aynı kökenden gelen bir diğer          kullanım ise Hz. Yahya&#8217;ya yönelik olarak kullanılmaktadır:</p>
<p><strong>Ona selam olsun;          doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri olarak          yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi,          15)</strong></p>
<p>Bu ayette &#8220;öleceği&#8221; şeklinde          çevrilen kelimenin Arapçası &#8220;yemutu&#8221; kelimesidir.          Aynı kelime Hz. Yakub&#8217;un ölümü ile ilgili ayetlerde          de geçmektedir. Bakara Suresi&#8217;nde şu şekilde kullanılır:</p>
<p><strong>Yoksa siz, Yakub&#8217;un          ölüm anında (el mevte) orada şahidler miydiniz?..          (Bakara Suresi, 133)</strong></p>
<p>Bu ayette geçen &#8220;el mevte&#8221; kelimesi          de yine aynı kökten gelmekte ve ölüm anlamı taşımaktadır.</p>
<p>Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)          ile ilgili bir ayette ise &#8220;katele&#8221; ve &#8220;mate&#8221; fiilleri          aynı anda kullanılmaktadır:</p>
<p><strong>Muhammed, yalnızca          bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir.          Şimdi o ölürse (mate) ya da öldürülürse, (kutile)          siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?&#8230;          (Al-i İmran Suresi, 144)</strong></p>
<p>Mate (ölmek) kökünden gelen mevt          kelimesi, yine peygamber ölümlerinin anlatıldığı          başka ayetlerde de geçmektedir:</p>
<p><strong>&#8230; Dedi ki: &#8220;Keşke          bundan önce ölseydim de (mittu), hafızalardan          silinip unutuluverseydim.&#8221; (Meryem Suresi, 23)</p>
<p>Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü (el hulde)          vermedik; şimdi sen ölürsen (mitte) onlar ölümsüz          mü kalacaklar? (Enbiya Suresi, 34)</p>
<p>&#8220;Beni öldürecek (yumituni), sonra diriltecek olan          da O&#8217;dur.&#8221; (Şuara Suresi, 81)</strong><br />
5<br />
Halid: Ölümsüz</p>
<p>Ayetlerde yer alıp, doğrudan          ölmek ya da öldürmek fiilini değil, ancak ölümsüzlüğü          ifade eden bir başka kelime ise &#8220;halid&#8221; kelimesidir.          Halid kelimesinin anlamı kalıcı olmak, bekası          devam etmek şeklindedir. Enbiya Suresi&#8217;nde &#8220;halid&#8221;          kelimesi şu şekilde kullanılmıştır:</p>
<p><strong>Biz onları, yemek          yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz (halidiyne)          değillerdi.          (Enbiya Suresi, <img src='http://www.mehdiyet.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </strong></p>
<p>6<br />
Salebe: Asmak</p>
<p>Kuran&#8217;da peygamberlerin ölümleri          anlatılırken kullanılan kelimelerden biri de salebe          (asmak) fiilidir. Salebe fiili &#8220;asmak, çarmıha          germek ve idam etmek&#8221; gibi anlamlara gelmektedir.          Bu fiil bazı ayetlerde şu şekilde kullanılmaktadır:</p>
<p><strong>&#8230; Oysa onu öldürmediler          ve onu asmadılar (ma salebu) &#8230; (Nisa Suresi,          157)</p>
<p>&#8230; Biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise          asılacak (yuslebi)&#8230; (Yusuf Suresi, 41)</p>
<p>&#8230; Ancak öldürülmeleri asılmaları (yusallebu)&#8230;          (Maide Suresi, 33)</p>
<p>Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama          keseceğim ve hepinizi idam edeceğim. (usallibennekum)          (Araf Suresi, 124)</strong></p>
<p>Ayetlerde de görüldüğü gibi Hz.          İsa&#8217;nın vefatıyla diğer peygamberlerin ölümlerinin          aktarıldığı ayetler birbirinden çok farklı kelimelerle          ifade edilmektedir. Allah Kuran ayetlerinde Hz.          İsa&#8217;nın öldürülmediğini, asılmadığını, insanlara          onun bir benzerinin gösterildiğini, onu vefat          ettirdiğini (yani uykudaki gibi canını aldığını)          ve Kendi Katına yükselttiğini bildirmiştir. Hz.          İsa için &#8220;canını almak&#8221; anlamına gelen &#8220;teveffa&#8221;          fiili kullanılırken, diğer peygamberler için normal          ölümü ifade eden &#8220;katele&#8221; ya da &#8220;mevt&#8221; gibi ifadeler          kullanılmaktadır. Bu bilgiler ise bize Hz. İsa&#8217;nın          durumunun olağanüstülüğünü bir kez daha göstermektedir.</td>
<td background="images/index_r2_c3.jpg"></td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td background="images/index_r2_c1.jpg"></td>
<td valign="top" bgcolor="#ffffff"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/ayrac.jpg" alt="" width="299" height="54" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/05/hz-isa-as-yeryuzune-tekrar-donecektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAZRETİ İSA&#8217;NIN HAYATI</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/05/hazreti-isanin-hayati.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/05/hazreti-isanin-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 11:02:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Annesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Hani]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Isa]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Isa Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Ismini]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Ndan]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Onurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Uygun]]></category>
		<category><![CDATA[Zor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[HAZRETİ İSA&#8217;NIN HAYATI

Hz. İsa&#8217;nın Doğumu
Allah, Kuran&#8217;da Hz. İsa&#8217;nın doğumundan ölümüne ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HAZRETİ İSA&#8217;NIN HAYATI</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/res/12.jpg" border="4" alt="" width="300" height="209" /></p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın Doğumu</p>
<p>Allah, Kuran&#8217;da Hz. İsa&#8217;nın doğumundan ölümüne  kadar her konuda,          diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine          dikkat çekmiştir. Herşeyden önce Hz. İsa, bilinen          sebeplerin dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız          olarak dünyaya gelmiştir. Allah, o doğmadan önce,          birçok özelliğini ve onu insanlar için bir Mesih          olarak gönderdiğini melekleri aracılığıyla annesi          Hz. Meryem&#8217;e bildirmiştir. Hz. İsa&#8217;nın bu seçkin          özelliklerinden biri, &#8220;Allah&#8217;ın kelimesi&#8221; olarak        sıfatlandırılmış olmasıdır:</p>
<p>&#8230; Meryem oğlu Mesih İsa,  ancak          Allah&#8217;ın elçisi ve kelimesidir. Onu (&#8216;ol&#8217; kelimesini)          Meryem&#8217;e yöneltmiştir ve O&#8217;ndan bir ruhtur&#8230;          (Nisa Suresi, 171)</p>
<p>Hani Melekler, dediler ki:  &#8220;Meryem,          doğrusu Allah Kendi&#8217;nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.          Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih&#8217;tir. O, dünyada          ve ahirette &#8216;seçkin, onurlu, saygındır&#8217; ve (Allah&#8217;a)          yakın kılınanlardandır&#8230; (Al-i İmran Suresi,          45)</p>
<p>Kuran&#8217;da &#8220;Allah&#8217;ın kelimesi&#8221;          ifadesi yalnızca Hz. İsa için kullanılmıştır.          Allah, Hz. İsa henüz dünyaya gelmeden onun ismini          bildirmiştir. Allah Kendi&#8217;nden bir kelime olarak          Hz. İsa&#8217;ya &#8220;İsa Mesih&#8221; ismini vermiştir. Bu, Hz.          İsa&#8217;nın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla        yaratıldığının ifadelerinden biridir.</p>
<p>Allah, hamileliği ve Hz. İsa&#8217;nın          doğumu aşamasında Hz. Meryem&#8217;i her açıdan en güzel          şekilde desteklemiş, ona yol göstermiştir. Allah          kavminden uzakta, tek başına gerçekleşen bu hayati          olayda, hiçbir tecrübesi olmayan ve bir yardımcısı          da bulunmayan Hz. Meryem için ortamı uygun kılmış          ve doğum sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiştir.          Hz. Meryem Allah&#8217;ın yardımıyla bu zor işi tek          başına gerçekleştirebilmiştir. Allah Hz. Meryem&#8217;e        olan bu nimetini Kuran&#8217;da şöyle bildirmektedir:</p>
<p>Derken doğum sancısı onu bir          hurma dalına sürükledi. Dedi ki: &#8220;Keşke bundan          önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.&#8221;          Altından (bir ses) ona seslendi: &#8220;Hüzne kapılma,          Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.          Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz          oluşmuş-taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç,          gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek          olursan, de ki: &#8220;Ben Rahman (olan Allah) a oruç          adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem          Suresi, 23-26)</p>
<p>Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah          vahyi ile Hz. Meryem&#8217;e yardımını iletmiş, hüzne          kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı          kıldığını bildirmiştir. İhtiyaç duyduğu her konuda          yapması gereken herşeyi bildirerek ona yardım          etmiş ve doğumun en iyi şekilde gerçekleşmesini          sağlamıştır. Allah&#8217;ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti          ve koruması doğum olayında tüm açıklığıyla görülmektedir.          (Detaylı bilgi için Bkz. Örnek Müslüman Kadın:          Hazreti Meryem, Harun Yahya, Mart 2003, Araştırma        Yayıncılık)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="340" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/res/beytullahim.jpg" alt="" width="320" height="302" /><br />
İncil&#8217;de Hz. İsa&#8217;nın Beytüllahim&#8217;de doğduğu              bildirilir. Bu nedenle de Hıristiyanlar              bu şehri kutsal kabul ederler.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hz. Meryem, daha önce çekilmiş                                  olduğu ıssız bölgeden Hz. İsa ile  birlikte kavminin                                  yanına geldiğinde, onlar, sadece zan ve  tahmin                                  üzerine Hz. Meryem&#8217;e karşı birtakım  çirkin iftiralarda                                  bulunmuşlardır. Oysa iftiralarda bulunan  bu kavmin                                  bireyleri, Hz. Meryem&#8217;i tanıyor, hem  onun, hem                                  de İmran ailesinin ne kadar Allah&#8217;a  bağlı, dindar                                  ve iffetlerine düşkün insanlar  olduklarını çok                                  iyi biliyorlardı. Gerçekte Hz. İsa&#8217;nın  dünyaya                                  geliş şekli, Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;in  kavmine gösterdiği                                  büyük bir mucize, Allah&#8217;ın varlığına  ilişkin önemli                                  bir delildir. Ancak Hz. Meryem&#8217;in  etrafındakiler                                  bu durumu anlayamamış, onun hakkında  gerçek dışı                                  bazı ithamlarda bulunarak ona çirkin bir  iftira                                  atmaya çalışmışlardır:</p>
<p>Böylece onu taşıyarak kavmine          geldi. Dediler ki: &#8220;Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı          bir şey yaptın. Ey Harun&#8217;un kız kardeşi senin          baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın          utanmaz (bir kadın) değildi. (Meryem Suresi, 27-28)</p>
<p>Hz. Meryem ise gerçekte bu çirkin          suçlama ve iftiralar ile deneniyordu. Allah&#8217;a          son derece bağlı ve iffetine düşkün bir insana          bu yönde bir iftira atılması, Allah&#8217;ın onun için          yarattığı bir imtihandır. Bu durum karşısında          Hz. Meryem hemen Allah&#8217;a sığınmış ve onların bu          iftiralarına karşı Allah&#8217;ın kendisine yardım edeceğini          bilerek tevekkül etmiştir. O yardımı ve desteği          yalnızca Allah&#8217;tan beklemiş ve her defasında da        Allah&#8217;ın geniş fazlı ve rahmetiyle karşılık görmüştür.</p>
<p>Allah zor durumda olan bu seçkin          kuluna yine bir mucizeyle yardım etmiş ve kavmi          kendisi ile konuşmak istediğinde susmasını ve          suçlamalarda bulunanlara Hz. İsa&#8217;yı işaret etmesini          bildirmiştir. Allah&#8217;ın Hz.Meryem&#8217;e bildirdiği        bu emri Kuran&#8217;da şu şekilde bildirilir:</p>
<p>Eğer herhangi bir beşer görecek           olursan, de ki: &#8220;Ben Rahman (olan Allah)a oruç          adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.&#8221; (Meryem          Suresi, 26)</p>
<p>Allah, Hz. Meryem&#8217;e Hz. İsa&#8217;nın          doğumunu müjdelediği zaman, onun henüz beşikteki          bir bebekken konuşacağını da haber vermişti. İşte          o mucize, bu zor anında Hz. Meryem&#8217;e Rabbimiz&#8217;den        çok büyük bir destek olmuştur:</p>
<p>Beşikte de, yetişkinliğinde de          insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir.          (Al-i İmran Suresi, 46)</p>
<p>Allah Hz. Meryem&#8217;in yapacağı          açıklamayı mucizevi bir şekilde Hz. İsa&#8217;ya yaptırmıştır.          Böylece, hem Hz. Meryem&#8217;i atılan iftiralardan          temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa&#8217;nın        elçiliğini İsrailoğullarına müjdelemiştir:</p>
<p>Bunun üzerine ona (çocuğa)  işaret          etti. Dediler ki: &#8220;Henüz beşikte olan bir çocukla          biz nasıl konuşabiliriz?&#8221; (İsa) Dedi ki: &#8220;Şüphesiz          ben Allah&#8217;ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi          ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım)          beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana          namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati          de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir;          doğduğum gün öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım          gün de.&#8221; (Meryem Suresi, 29-33)</p>
<p>Hz. İsa Allah&#8217;ın kulu olduğunu,          kendisine kitap verildiğini ve yetişkin olunca          insanlara tebliğ yapmakla görevli bir peygamber          olduğunu, Allah için namaz kılıp zekat vermesi          gerektiğini, annesi Hz. Meryem&#8217;e saygılı olup          sözünü dinlemesi gerektiğini, öleceğini ve kıyamet        günü diriltileceğini de bilmektedir.</p>
<p>Bu durum İsrailoğullarına olağanüstü          bir gerçekle karşı karşıya olduklarını; bekledikleri          Mesih&#8217;in dünyaya geldiğini kanıtlamıştır. Allah        şu şekilde bildirmektedir:</p>
<p>Irzını koruyan          (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu          ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya          Suresi, 91)</p>
<p>Ayetlerde İsrailoğullarına bir          haber daha verilmektedir: kendilerine gösterilen          tüm mucizevi olaylara rağmen, Hz. Meryem&#8217;e iftirada          bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap.        (Nisa Suresi, 156-157)<br />
Hz. İsa&#8217;nın Hayatı</p>
<p>Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık  2000 yıl önce          yaşamış, Allah&#8217;ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı          bir elçisidir. Matta İncili&#8217;nde Hz. İsa&#8217;nın I.          Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka          İncili&#8217;nde ise İmparator Augustus döneminde (MS          6), Yahudiye&#8217;deki nüfus sayımı sırasında doğduğu          bildirilir. Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir.          Ancak çeşitli kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz.          İsa&#8217;nın MÖ 7-6 yılları arasında doğduğunu tahmin        etmektedirler.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="200" align="right">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/res/incil.jpg" alt="" width="126" height="190" /></td>
<td>
<div>Şimdiye              kadar bulunmuş en eski İncil parçası (MS              125)</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Allah&#8217;ın üstün özelliklerle                                  lütufta bulunduğu, sonsuz cennet  yurduyla müjdelediği                                  bu değerli elçisinin getirmiş olduğu hak  din bugün                                  ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte  dejenerasyona                                  uğramış ve aslından saptırılmıştır.  Allah&#8217;ın Hz.                                  İsa&#8217;ya vahyettiği İncil de aynı şekilde  ismen                                  mevcuttur, ancak aslı ortada yoktur.  Hıristiyan                                  kaynakları çeşitli bozulmalara uğramış  ve tahrif                                  edilmiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İsa  ile ilgili                                  gerçek bilgileri bu kaynaklardan temin  etmemiz                                  mümkün değildir. Hz. İsa hakkında  doğruluğu kesin                                  bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak,  Allah&#8217;ın                                  kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği  Kuran&#8217;dır.                                  Kuran&#8217;da, Hz. İsa&#8217;nın doğumu, hayatı, bu  süre                                  içinde karşılaştığı olaylardan örnekler,  çevresindeki                                  insanların durumu ve daha birçok konudan  bahsedilmiştir.                                  Hz. İsa&#8217;nın Yahudilere nasıl tebliğ  yaptığı da                                  birçok örnekle haber verilmiştir. Al-i  İmran Suresi&#8217;nde                                  Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>&#8220;Benden önceki Tevrat&#8217;ı  doğrulamak          ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak          üzere size Rabbiniz&#8217;den bir ayetle geldim. Artık          Allah&#8217;tan korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah,          benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz&#8217;dir. Öyleyse          O&#8217;na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.&#8221;          (Al-i İmran Suresi, 50-51)</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın bu davetine çoğu          Yahudi icabet etmemiş, ancak az sayıdaki havari          ona uymuştur. Kuran&#8217;da bu samimi inananların varlığı        şöyle bildirilmektedir:</p>
<p>Nitekim İsa, onlarda inkarı  sezince,          dedi ki: &#8220;Allah için bana yardım edecekler kimdir?&#8221;          Havariler: &#8220;Allah&#8217;ın yardımcıları biziz; biz Allah&#8217;a          inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza          şahit ol&#8221; dediler. &#8220;Rabbimiz, biz indirdiğine          inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahitlerle          beraber yaz.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 52-53)</p>
<p>Yeni Ahit&#8217;e göre Hz. İsa, yanında          bu 12 öğrencisi olduğu halde Filistin&#8217;in dört          bir tarafını dolaşmıştır. İnsanları Allah&#8217;a iman          etmeye davet etmek için yaptığı bu yolculukları          sırasında Allah&#8217;ın dilemesiyle çeşitli mucizeler          gerçekleştirmiştir. Hasta ve sakat insanları,          alaca hastalığına tutulanları iyileştirmiş, doğuştan          kör olanların gözlerini açmış ve ölüleri diriltmiştir.          Bu mucizeler Kuran ayetlerinde şu şekilde haber        verilmektedir:</p>
<p>&#8230;&#8221;Gerçek şu, ben size  Rabbiniz&#8217;den          bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde          bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik          Allah&#8217;ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah&#8217;ın izniyle          doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı          iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi          ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz,          eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet          vardır.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 49)</p>
<p>Allah şöyle diyecek:          &#8220;Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi          hatırla. Ben seni Ruhu&#8217;l-Kudüs ile destekledim,          beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.          Sana Kitab&#8217;ı, hikmeti, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i öğrettim.          İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun          da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu.          Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun,          (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.          İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde          onlardan inkara sapanlar, &#8220;Şüphesiz bu apaçık          bir sihirdir&#8221; demişlerdi (de) İsrailoğullarını          senden geri püskürtmüştüm.&#8221; (Maide Suresi, 110)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/res/Duccio_iyilestirme.jpg" alt="" width="500" height="484" /><br />
Ünlü İtalyan ressam DUCCIO di Buoninsegna&#8217;nın,              Hz. İsa&#8217;nın körleri iyileştirmesini tasvir              ettiği, &#8220;The Healing of the Blind Man&#8221;              isimli duvar resmi</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hz. İsa büyük mucizeler göstermiş,          insanlar onun gösterdiği bu mucizelerden çok etkilenmişlerdir.          Ancak Hz. İsa daima, bu mucizelerin Allah&#8217;ın izniyle          gerçekleştiğini belirtmiş, İncil açıklamalarında          ise iyileştirdiği insanlara sık sık &#8220;imanın seni          kurtardı&#8221; demiştir. Nitekim halk da, Matta İncili&#8217;ne          göre, Hz. İsa&#8217;nın mucizeleri karşısında Allah&#8217;ı        yüceltmişlerdir:</p>
<p>İsa o bölgeden ayrılıp Galile          gölünün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu.          Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde          kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta          vardı. Hastaları O&#8217;nun ayaklarının dibine bıraktılar.          O da onları iyileştirdi. Halk, dilsizlerin konuştuğunu,          çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü,          kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail&#8217;in          Tanrı&#8217;sını yüceltti. (Matta, 15: 29-31)</p>
<p>Artan engellere rağmen, özellikle          de, baskı ve zulüm altında yaşayan halkın arasında,          Hz. İsa&#8217;ya inananların sayısı artmaya başlamıştır.          Bu dönemde Hz. İsa ve havarileri bütün çevre kasabaları          ve şehirleri dolaşmışlardır. Bu arada rahipler          ve yazıcılar, yıllardır sürdürdükleri geleneklerinin          batıl yönlerini kendilerine anlatan, kurdukları          düzendeki sapmaları hatırlatan, kendilerini sadece          Allah&#8217;a iman edip, Allah için yaşamaya çağıran          Hz. İsa&#8217;ya karşı tuzaklar hazırlamaya başlamışlardır.        (Luka, 22: 1-2; Yuhanna, 11: 48).</p>
<p>Kuran&#8217;da Hz. İsa&#8217;nın Allah Katına          alındığı ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü          haber verilmiştir. Hz. İsa, bütün peygamberlerin          yaptığı gibi, kavmini, Allah&#8217;a iman etmeye, gönülden          teslim olup Allah&#8217;ın hoşnutluğunu kazanmak için          yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden sakınmaya,          salih amellerde bulunmaya davet etmiştir. Onlara          dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını          hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarıyla          hesaba çekileceğini bildirmiştir. İnsanları yalnızca          Allah&#8217;a ibadet etmeye ve sadece Allah&#8217;tan korkup          sakınmaya çağırmıştır. İncil&#8217;de de bu konularla          ilgili çok sayıda öğüde ve mesel adı verilen eğitici          hikayelere rastlamak mümkündür. Hz. İsa, İncil&#8217;de          yer alan ifadeyle, &#8220;imanı kıt olanlar&#8221;a karşı          öğütler vermekte, insanlara &#8220;Allah&#8217;ın Egemenliği&#8221;nin          yakın olduğunu müjdelemekte ve onları Allah&#8217;tan          bağışlanma dilemeye davet etmektedir. Bu hakimiyet,          Yahudilerin Mesih&#8217;in gelişiyle birlikte kurulacağını          umdukları ve İsrailoğullarının imanına ve kurtuluşuna        vesile olmasını bekledikleri hakimiyettir.</p>
<p>Hz. İsa, Hz. Musa Şeriatı&#8217;na;          yani gerçek Tevrat&#8217;ın hükümlerine bağlı kalmış          ve Yahudileri de, bu hükümlerden uzaklaştıkları          ya da bu hükümleri samimiyetsiz bir biçimde, gösteriş          amacıyla uyguladıkları için uyarmıştır. Yeni Ahit&#8217;e          göre, kendisine karşı çıkan Yahudilere &#8220;Musa&#8217;ya             iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz,            çünkü o benim hakkımda yazmıştır&#8221; (Yuhanna, 5:            46) demiştir. Hz. İsa insanları Tevrat&#8217;a          dönmeye davet etmiştir. Matta İncili&#8217;nde Hz. İsa&#8217;nın          &#8220;Kutsal Yasa&#8221;ya yani Hz. Musa&#8217;nın Şeriatı&#8217;na uyulması        için verdiği bir emir şöyle aktarılır:</p>
<p>&#8230; Ben geçersiz kılmaya değil,          tamamlamaya geldim&#8230; (Matta, 5: 17)</p>
<p>Bu nedenle, bu buyrukların en          küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına          öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliği&#8217;nde          en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine          getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği&#8217;nde          büyük sayılacak. (Matta, 5: 19)</p>
<p>Kuran&#8217;da da Hz. İsa için şu şekilde        haber verilmektedir:</p>
<p>Benden önceki          Tevrat&#8217;ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı          şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz&#8217;den bir          ayetle geldim. Artık Allah&#8217;tan korkup bana itaat          edin. (Al-i İmran Suresi, 50)<br />
Hz. İsa&#8217;nın Mücadelesi</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın geldiği dönemde,          Yahudi toplumunun içinde dini farklı şekillerde          yorumlayan birçok mezhep bulunmaktaydı. Allah&#8217;ın          Hz. Musa&#8217;ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış,          batıl gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti.          Bunlara ek olarak, putperest Helen kültürü de          insanlar arasında yaygınlaştırılmakta ve özendirilmekteydi.          Bu kültürün etkisi altındaki bazı Yahudi mezhepleri          ise sahip oldukları tevhid inancının yerine, bu          sapkın anlayışın sembollerini, heykellerini koymaya        başlamışlardı.</p>
<p>Karmaşa içindeki topluma hidayet          önderi olarak gönderilen Hz. İsa aralarında bulunduğu          süre boyunca çok çeşitli topluluklarla mücadele          etmiştir. Kuran ayetlerinden Hz. İsa&#8217;nın dinleri          konusunda ihtilafa düşenlere yol gösterdiği anlaşılmaktadır.          İncil&#8217;de yer alan bazı tariflerden de, Hz. İsa&#8217;nın          öncelikle sahte din adamlarını, Allah&#8217;a eş koşan          müşrik grupları, dindar gözükerek halkı kandıranları          yaptıklarından vazgeçmeye, samimiyetle Allah&#8217;a          iman etmeye davet ettiği anlaşılmaktadır. İncil&#8217;de          sık sık adı geçen iki grup Ferisiler ve Saddukiler          bu açıdan önemlidir. Çeşitli konularda derin anlaşmazlıklar          içinde bulunan bu iki grubun bir kısım mensuplarının          ortak özellikleri ise, Allah&#8217;ın Hz. İsa aracılığıyla          insanlara gönderdiği vahiyden şiddetle rahatsız          olmalarıdır. Çünkü, Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği          hak dine göre hem maddeci bir dünya görüşüne sahip          olan Saddukiler, hem de samimiyetini kaybederek,          şekle ve hurafeye yönelen Ferisiler yanlış yoldaydı.          Bu gruplar, içinde bulundukları durumu anladıklarında          hemen Hz. İsa&#8217;ya karşı cephe almışlardır. Allah        Kuran&#8217;da şu şekilde bildirmektedir:</p>
<p>İsa açık belgelerle gelince,          dedi ki &#8220;Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında          ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak          için de. Öyleyse Allah&#8217;tan sakının ve bana itaat          edin. (Zuhruf Suresi, 63)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/res/Duccio_teblig.jpg" alt="" width="500" height="480" /><br />
DUCCIO di Buoninsegna&#8217;nın, Hz. İsa&#8217;nın havarilerine              tebliğini anlatan bir resmi</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hem Ferisiler hem de Saddukiler          kurulu düzenden menfaat sağlıyorlardı. Bu sebeple          de Hz. İsa&#8217;ya itaat etmiyorlardı. Yahudi toplumu          üzerinde büyük bir otoriteye sahiptiler. Din adamı          olarak herkesten büyük bir saygı görüyorlardı.          Oluşturdukları sahte din, onlara statü ve hatta          para kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi          yönetmekte olan Roma Valisi ile de sıkı bir işbirliğine          girmişlerdi. Özellikle de Saddukiler Roma ile          İsrail halkı arasındaki gerilimi azaltmakta, buna          karşılık Roma&#8217;nın kendilerine sağladığı ayrıcalıklardan          yararlanmaktaydılar. Bu şartlar gözönünde bulundurulduğunda,          Hz. İsa&#8217;nın tebliğinin neden bu din adamlarını          rahatsız ettiğini anlamak çok kolaydır. Çünkü          Hz. İsa, tüm peygamberler gibi, bozuk olan, her          türlü ahlaksızlığı meşru gören &#8220;kurulu düzen&#8221;i          hedef almıştı. İnsanlardan yaptıkları tüm adaletsizlikleri,          haksızlıkları, ahlaksızlıkları ve putperest dinlerini          terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını          istiyordu. Hz. İsa insanlara Allah korkusunu,          Allah&#8217;ı sevmeyi, Allah&#8217;a teslim olmayı öğütlüyordu.          Batıl kurallardan, bağnaz uygulamalardan uzaklaşmalarını,          sadece Allah&#8217;a ibadet edip yaptıkları her işte          Allah&#8217;a yönelmelerini söylüyordu. Gösterdiği mucizeler          onun, Allah&#8217;ın alemler üzerine seçip beğendiği,          ilim ve kuvvet olarak desteklediği, çok kıymetli          bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.          Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı          ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir        hayranlık uyandırıyordu.</p>
<p>Yeni Ahit&#8217;e göre, Hz. İsa, tebliğ          yaparken bir yandan da şiddetli zulüm gören halka          kurtuluşun yaklaştığını, yakında Allah&#8217;ın Egemenliği&#8217;nin          kurulacağını söyleyerek onların içindeki inancı          canlandırmıştır. Bu arada Hz. İsa&#8217;nın Hz. Davud&#8217;un          soyundan geldiği haberi de halkta yaygınlaşmış          ve onun beklenen Mesih olduğu inancı dalga dalga          yayılmıştır. (Matta, 9: 28-35) İşte tüm bunlar          kurulu düzenden menfaat sağlayan bağnaz din adamlarını          ve Roma&#8217;nın getirdiği putperest kültürü kabul        edenleri rahatsız etmiştir.</p>
<p>Yeni Ahit&#8217;e göre, bu çevreler,          Hz. İsa&#8217;nın tebliğini etkisiz kılmak için her          fırsatı değerlendirmiş, ama her seferinde yenilgiye          uğramışlardır. Hz. İsa&#8217;nın, onların iddialarını          tamamen çürüten cevaplar vermesi ve hikmetli açıklamalarda          bulunması din adamlarını oldukça rahatsız etmiştir.          Zaten onları tuzak kurmaya iten nedenlerden biri          de, Hz. İsa&#8217;nın kendileri hakkında anlattıkları          olmuştur. Hz. İsa, Luka İncili&#8217;ne göre, halkın        önünde onların sahtekarlıklarını şu şekilde açıklamıştır:</p>
<p>Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan           hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda          en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya          bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların          malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun          dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır.          (Luka, 20: 46-47)</p>
<p>Bazı Yahudi rahipleri Tevrat          hükümlerini değiştirmişler, kendi menfaatlerine          uygun yeni hükümler eklemişlerdi. Hz. İsa Yahudi          kavmine verdiği öğütlerle bu sahte hükümleri ortadan          kaldırıyordu. Hz. İsa&#8217;nın temizlemeye çalıştığı          şey, Hz. Musa&#8217;nın getirdiği yasaların üstünü örtmüş          olan batıl gelenekler, hurafeler, insanların oluşturdukları          yasaklardı. Markos İncili&#8217;ne göre, Ferisilerle        konuşurken onları özellikle bu açıdan uyarmıştır:</p>
<p>İsa onlara (Ferisilere ve din          adamlarına) şöyle cevap verdi:&#8230; Siz Tanrı buyruğunu          bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz&#8230;          Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız geleneklerle          Tanrı&#8217;nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer          daha birçok şey yapıyorsunuz.&#8221; (Markos, 7: 6-13)</p>
<p>Ferisiler, kazançlarının onda          birini Allah&#8217;a adamaları gerektiğine inanır ve          bu kurala da uyarlardı. Ancak bunu bir ibadetten          çok bir gelenek şekline getirmişlerdi. Hz. İsa,        Luka İncili&#8217;ne göre, onları şöyle uyarmıştır:</p>
<p>&#8220;Ama vay halinize,          ey Ferisiler! Siz nanenin, sedef otunun ve her          tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti          ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi          ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi.          Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin          yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız.          Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde          gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.&#8221; (Luka,          11: 42-44)</p>
<p>&#8230; &#8220;Sizin de vay          halinize, ey Yasa uzmanları!&#8221; dedi. &#8220;İnsanlara          taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise          bu yükleri kaldırmak için bir tek parmağınızı          kıpırdatmazsınız. (Luka, 11: 46)</p>
<p>Vay halinize!..          Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının          anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan          girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.&#8221;          (Luka, 11: 52)</p>
<p>Bu tür uyarılar ve yaptıkları          ahlaksızlıkların birer birer ortaya çıkarılması          din adamlarının Hz. İsa&#8217;ya olan düşmanlıklarını          daha da artırmıştır. Nitekim Luka&#8217;ya göre, Hz.          İsa&#8217;nın üstteki sözlerinden sonra sözde din bilginleriyle          Ferisiler onu tuzağa düşürmek için fırsat kollamaya        başlamışlardır. (Luka, 11: 53-54)</p>
<p>Hz. İsa, Kuran&#8217;da belirtildiği          gibi İsrailoğullarını Allah&#8217;a gönülden iman etmeye          ve Hz. Musa&#8217;nın getirdiği şeriata geri dönmeye          davet etmiştir. Hz. İsa&#8217;nın Yahudiler hakkında          Tevrat&#8217;ın İşaya kitabından alıntı yapılarak söylediği          aşağıdaki sözler de, Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da inkar edenler          için bildirdiği &#8220;&#8230; Kalpleri            vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır            bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler&#8230;&#8221;            (Araf Suresi, 179) ayeti ile büyük bir        benzerlik gösterir:</p>
<p>&#8220;Çok dinleyeceksiniz ama birşey          anlamayacaksınız. Çok göreceksiniz ama bir şey          kavramayacaksınız. Çünkü bu halkın yüreği yağ          bağladı, kulakları duymaz oldu. Gözlerini yumdular.          Gözleriyle görmesinler, Kulaklarıyla duymasınlar,          Yürekleriyle anlamasınlar diye. Dönmesinler de          ben kendilerini iyileştirmeyeyim diye.&#8221; (Matta,          13: 14-15)</p>
<p>Peygamberler, Allah&#8217;ın kendilerine          verdiği sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş,          insanları hidayet yoluna davet etmek için ellerindeki          imkanları ve tüm güçlerini sonuna kadar kullanmışlardır.          Hz. İsa da kendisine kurulan tüm tuzaklar, atılan          iftiralar ve düzenlenen saldırılar karşısında          çok üstün bir sabır göstermiş, Allah&#8217;a tevekkül          edip tebliğine devam etmiştir. O, yanında az sayıda          yardımcısı olmasına rağmen hep galip gelen taraf          olmuştur. Bu tebliğ sırasında dini aslına döndürmek,          hurafelerden ve batıl uygulamalardan temizlemek          için pek çok yönteme başvurmuştur. Rabbimiz&#8217;in          kendisine bahşettiği üstün kavrayış ve hikmet          sayesinde İsrailoğullarına karşı son derece etkileyici        konuşmalar yapmış, hikmetli örnekler vermiştir.</p>
<p>Sonuç olarak Hz. İsa insanları          sadece Allah&#8217;a imana davet etmiş, din ahlakının          hakim olacağını müjdelemiş, batıl inançlarla,          hurafelerle ve putperestlerle mücadele etmiş,          dünyanın bir imtihan yeri olduğunu örneklerle          açıklamış, kavmin bozuk ahlak anlayışını düzeltmek          için büyük bir gayret göstermiş, üstün ahlakıyla          da çevresindeki insanlara en güzel örnek olmuştur.          Ancak tüm bu faaliyetler, düşmanlarının daha katı          davranmalarına, onu öldürmek için büyük bir tuzak        kurmalarına yol açmıştır.<br />
Hz. İsa&#8217;nın Mucizeleri ve Tebliği</p>
<p>Doğumundan Allah&#8217;ın Katına alınışına kadar bütün  hayatı mucizelerle          dolu olan Hz. İsa&#8217;nın yaşadığı ve Allah&#8217;ın izniyle          gerçekleştirdiği mucizeler, Kuran&#8217;da şu şekilde        haber verilmektedir:</p>
<p>Allah şöyle diyecek: &#8220;Ey Meryem           oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla.          Ben seni Ruhu&#8217;l-Kudüs ile destekledim, beşikte          iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.          Sana Kitab&#8217;ı, hikmeti, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i öğrettim&#8230;&#8221;          (Maide Suresi, 110)</p>
<p>İsrailoğullarına elçi kılacak.          (O İsrailoğullarına şöyle diyecek:) &#8220;Gerçek şu          ben size Rabbiniz&#8217;den bir ayetle geldim. Ben size          çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur içine          üfürürüm o da hemencecik Allah&#8217;ın izniyle kuş          oluverir. Ve Allah&#8217;ın izniyle doğuştan kör olanı,          alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü          diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi          size haber veririm. Şüphesiz eğer inanmışsanız          bunda sizin için kesin bir ayet vardır.&#8221; (Al-i          İmran Suresi, 49)</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın ayetlerde bildirilen          mucizeleri; babasız olarak doğması, beşikte iken          konuşması, Allah&#8217;ın kutsal kitaplarını, Tevrat&#8217;ı,          İncil&#8217;i ve Kuran&#8217;ı bilmesi, çamurdan kuş biçiminde          bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması,          doğuştan kör olanı, alaca hastalığını iyileştirmesi,          ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp          biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra          gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed        (sav)&#8217;i &#8220;Ahmet&#8221; ismiyle haber vermesi sayılabilir.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın gösterdiği tüm bu          mucizelere ve Allah&#8217;ın vahyiyle yaptığı tebliğe          rağmen kavmin büyük bir bölümü inkarlarını sürdürmüştür.          Kuran&#8217;da örnekleri verilmiş diğer kavimler gibi,          o dönemin inkarcıları da Hz. İsa&#8217;nın yaptıklarının          büyüden başka bir şey olmadığını söyleyerek, onu        büyücülükle itham etmişlerdir:</p>
<p>Hani Meryem oğlu İsa da: &#8220;Ey          İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah&#8217;tan          gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat&#8217;ı          doğrulayıcı ve benden sonra ismi &#8220;Ahmed&#8221; olan          bir elçinin de müjdeleyicisiyim&#8221; demişti. Fakat          o, onlara apaçık belgelerle gelince: &#8220;Bu, açıkça          bir büyüdür&#8221; dediler. (Saff Suresi, 6)</p>
<p>Yine Kuran&#8217;da bildirildiği gibi          Hz. İsa Yahudiliği ortadan kaldırmak için değil,          bu şeriatın aslında doğru olduğunu vurgulamak          ve içine eklenmiş olan hurafeleri temizleyerek,          dini aslına döndürmek için gönderilmiştir. Ayrıca          Allah onu, çeşitli Yahudi tarikatları arasındaki          tartışmaları açıklığa kavuşturmakla da görevlendirilmiştir.        Kuran&#8217;da şöyle bildirilmektedir:</p>
<p>(Hz. İsa:)&#8221;Benden önceki  Tevrat&#8217;ı          doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri          helal kılmak üzere size Rabbiniz&#8217;den bir ayetle          geldim. Artık Allah&#8217;tan korkup bana itaat edin.&#8221;          (Al-i İmran Suresi, 50)</p>
<p>İsa, açık belgelerle gelince,          dedi ki: &#8220;Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında          ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak          için de. Öyleyse Allah&#8217;tan sakının ve bana itaat          edin.&#8221; (Zuhruf Suresi, 63)</p>
<p>Hz. İsa Tevrat&#8217;taki imani konuları          doğrulamış, fakat Allah&#8217;ın insanlara bir yol gösterici          ve öğüt olarak gönderdiği yeni kitabını; İncil&#8217;i        getirmiştir:</p>
<p>Onların (peygamberleri)  ardından          yanlarındaki Tevrat&#8217;ı doğrulayıcı olarak Meryem          oğlu İsa&#8217;yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve          nur bulunan, önündeki Tevrat&#8217;ı doğrulayan ve muttakiler          için yol gösterici ve öğüt olan İncil&#8217;i verdik.          İncil sahipleri Allah&#8217;ın onda indirdikleriyle          hükmetsinler. Kim Allah&#8217;ın indirdiğiyle hükmetmezse,          işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın çağrısına cevap verenlerin          sayısı başlangıçta çok az olmuştur. Çünkü bu çağrı,          hem geçimlerini yıllardır hakim kıldıkları hurafe          ve gelenekten sağlayan rahip sınıfının, hem de          Allah&#8217;ın hakimiyetini kabul etmeyen yönetici sınıfın          ayrıcalıklarını ortadan kaldırıyordu. Onların          uyguladıkları baskı ve tehdit, halkın korkmasına          ve Hz. İsa&#8217;dan uzaklaşmalarına yol açıyordu. Hz.          İsa&#8217;nın yaptığı tebliğ yaygınlaşmaya, onu takip          edenlerin sayısı artmaya başladığında, bu grupların          hazırladıkları sinsi tuzaklar ve Hz. İsa&#8217;yı engellemek          için yaptıkları planlar da artmıştır. Bu gibi          tuzaklarla tarih boyunca tüm peygamberler karşılaşmışlardır.          Kuran&#8217;da müşriklerin elçilere karşı gösterdikleri        bu insanlık dışı tutum şöyle belirtilmiştir:</p>
<p>&#8230; Demek, size ne zaman bir          elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse          büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak,          bir kısmınız da onu öldüreceksiniz, öyle mi? (Bakara          Suresi, 87)</p>
<p>Toplum içinde Hz. İsa&#8217;yı dinleyip          inananlar ile inkar edenler ayrılmaya başlamış,          iki grup arasındaki fark belirgin bir şekilde          ortaya çıkmıştır. Bir tarafta gerçek dini anlatan          ve insanları tek bir Allah&#8217;a iman etmeye çağıran          Allah&#8217;ın elçisi, diğer yanda ise hangi mucizeyi,          hangi delili görürse görsün, inanmamaya karar          vermiş bir grup vardır. Hz. İsa&#8217;nın karşısındaki          düşmanlar kendilerini açıkça belli etmişlerdir.          Onu dinleyen, yanında olan kişilerden de sonradan          onu inkar edenler çıkmış olması muhtemeldir. Nitekim          Allah &#8220;Sonra, içlerinden            birtakım fırkalar ihtilafa düştü&#8230;&#8221; (Zuhruf Suresi,            65) ayetiyle bu durumu bizlere haber vermektedir.          Bu nedenle de Hz. İsa kavmin içinde iman eden,          gerçekten güvenebileceği kişileri belirlemiştir.        Bu durum Kuran&#8217;da şu şekilde belirtilmiştir:</p>
<p>Nitekim İsa, onlarda inkârı  sezince,          dedi ki: &#8220;Allah için bana yardım edecekler kimdir?&#8221;          Havariler: &#8220;Allah&#8217;ın yardımcıları biziz; biz Allah&#8217;a          inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza          şahit ol&#8221; dediler. (Al-i İmran Suresi, 52)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/res/Duccio_sonyemek.jpg" alt="" width="500" height="380" /><br />
DUCCIO di Buoninsegna&#8217;nın, Hz. İsa&#8217;yı havarileriyle              yemek yerken tasvir ettiği bir tablosu</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kuran&#8217;da Hz. İsa&#8217;yı öldürmek          amacıyla inkar edenlerin bir tuzak kurdukları          haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa&#8217;nın yanındakilerden          birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz          din adamları, Allah&#8217;ın elçisini tutuklayıp Romalılara          teslim etmek istemişlerdir. Yine rivayetlere göre          ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan rahipler,          Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak hazırlamış          ve Hz. İsa&#8217;yı Romalı yöneticilere karşı olan bir          kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların          bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler.        Bu tuzağın sonu ise Kuran&#8217;da şöyle bildirilmiştir.</p>
<p>Onlar (inanmayanlar) bir düzen          kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu.          Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i          İmran Suresi, 54)</p>
<p>Ayetlerde de bildirildiği gibi,          Hz. İsa&#8217;yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak          kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa&#8217;yı öldürmeyi          başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek          öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa&#8217;yı Kendi Katına        yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:</p>
<p>Ve: &#8220;Biz, Allah&#8217;ın Resulü  Meryem          oğlu Mesih İsa&#8217;yı gerçekten öldürdük&#8221; demeleri          nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa          onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara          (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında          anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.          Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin          hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.          Hayır; Allah onu Kendi&#8217;ne yükseltti. Allah üstün          ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa          Suresi, 157-158)</p>
<p>Romalıların Hz. İsa&#8217;yı çarmıha          gererek öldürdükleri iddiası dünya genelinde oldukça          yaygındır. Bu iddiaya göre, Hz. İsa&#8217;yı tutuklayan          Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek          öldürmüşlerdir. Nitekim, Hıristiyan aleminin çok          büyük bir bölümü de olayı bu şekilde kabul etmekte,          fakat Hz. İsa&#8217;nın öldükten sonra dirilerek göğe          yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini          incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını        görürüz:</p>
<p>Ve: &#8220;Biz, Allah&#8217;ın Resulü  Meryem          oğlu Mesih İsa&#8217;yı gerçekten öldürdük&#8221; (katelna)          demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.)          Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar          (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi          (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa          düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların          bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri          yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu).          (Nisa Suresi, 157)</p>
<p>Aynı ayetin devamında Hz. İsa&#8217;nın        ölümü için şu şekilde bildirilmektedir:</p>
<p>Hayır; Allah onu Kendi&#8217;ne  yükseltti          (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet          sahibidir. (Nisa Suresi, 158)</p>
<p>Ayette bildirilen gerçek açıktır.          Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa&#8217;yı öldürmeye          kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır.          Ayette geçen &#8220;&#8230;Ama onlara (onun) benzeri gösterildi&#8230;&#8221;        ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.</p>
<p>Allah insanlara Hz. İsa&#8217;nın bir          benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir.          Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe        dair bir bilgileri olmadığını da bildirmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/05/hazreti-isanin-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

