<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Diye</title>
	<atom:link href="http://www.mehdiyet.net/tag/diye/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehdiyet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2011 12:55:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.) Gizli ve Aniden Çıkacak</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gizli-ve-aniden-cikacak.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gizli-ve-aniden-cikacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 08:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[Bunu]]></category>
		<category><![CDATA[Buyu]]></category>
		<category><![CDATA[Dedem]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[Kaim]]></category>
		<category><![CDATA[Kummi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Saate]]></category>
		<category><![CDATA[Teala]]></category>
		<category><![CDATA[Vuku]]></category>
		<category><![CDATA[Yere]]></category>
		<category><![CDATA[Zama]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[





- Ahmed b. Muhammed İmam Hasan Mücteba&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s._gizli_ve_aniden_cikacak_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.) Gizli ve Aniden Çıkacak" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">- Ahmed b. Muhammed İmam Hasan Mücteba&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor.</p>
<p><em>&#8220;Dedem Resullullah&#8217;a sordum: Biz Ehl-i Beyt&#8217;ten Kaim ne zama kıyam  edecektir? Buyurdu: Ey Hasan! O, yere ve göğe pek ağır gelen &#8220;o saat&#8221; e  benzer, <strong>aniden / birdenbire zuhur edecektir</strong>.&#8221;</em></p>
<p>- Kumeyt b. Zeyd el-Esedi, İmam M. Bakır&#8217;dan rivayet ediyor.</p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;ın Resulünden bir konuda (yani Hz. Mehdi (a.s)&#8217;nin kıyamı hakkında) soruldu; buyurdu: O, &#8220;saat&#8221; e benzer, ancak <strong>aniden zuhur edecektir</strong>.&#8221;</em></p>
<p>- Dı&#8217;bil b. Ali el-Hüzai, İmam Rıza&#8217;dan rivayet ediyor:</p>
<p><em>&#8220;Resullullah&#8217;a; Ey Allah&#8217;ın Resulü, soyunuzdan olan Kaim ne zaman  kıyam edecek, diye soruldu. (Efendimiz) buyurdu; O, &#8216;O saate&#8217; (kıyamet  olacağı ana) benzer, onun zamanını Allah&#8217;tan başkası bilmez.. <strong>Ancak aniden vuku bulur.</strong>&#8220;</em></p>
<p>- Hazzaz Kummi: Ahmed b. Muhammed b. Münzir, rivayet ediyor:</p>
<p><em>Ali oğlu Hasan buyurdu: Dedem Resulullah&#8217;a sordum: Biz Ehl-i Beyt&#8217;ten  olan Kaim ne zaman zuhur edecektir? Buyurdu: &#8220;Ya Hasan, kuşkusuz ki  onun zuhuru kıyametin oluşuna benzer: &#8220;&#8230; O göklere de, yere de ağır  gelmiştir. <strong>O size ansızın gelecektir&#8230;</strong>&#8220;</em></p>
<p>- Şeyh Saduk: Dı&#8217;bil Hüzai rivayet ediyor: İmam Rıza buyurdu: Bana babam  aktardı, ona da babası, ona da babalarından aktarılmıştır:</p>
<p><em>Peygamber&#8217;e soruldu: Ey Allah&#8217;ın Resulü soyunuzdan olan Kaim ne zaman  zuhur edecek, buyurdu: &#8220;Onun benzeri kıyamettir, şöyle ki: &#8220;&#8230; onu tam  zamanında ortaya çıkaracak olan, yalnız O (Allah)&#8217;dur. <strong>O göklere de, yere de ağır gelmiştir, o size ansızın gelecektir&#8230;</strong>&#8220;</em></p>
<p><em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın oğlu peki o ne zaman zuhur edecek?&#8221; diye sordum, buyurdu:</p>
<p>&#8220;Andolsun ki bunu Allah&#8217;ın Resulü&#8217;ne sordular, buyurdu ki; Onun benzeri kıyamettir: <strong>Aniden meydana gelir. (Kıyamet aniden meydana geldiği gibi Hz. Mehdi (a.s) de aniden zuhur edecektir)</strong></em></p>
<p>- Züraret b A&#8217;yur rivayet ediyor:</p>
<p><em>&#8220;İmam Muhammed Bakır&#8217;a; Allah-u Teala&#8217;nın: <strong>&#8220;Aniden / birdenbire gelecek olan saatten başkasını beklemezler ki,&#8221; </strong>buyruğu hakkında sordum. Buyurdu: Maksat Hz. Kaim&#8217;in zuhur &#8220;zamanını&#8221; beklemektedir&#8230;&#8221;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gizli-ve-aniden-cikacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Risalelerde Ehli Beyt ve Seyyidlik Konusu (Osmanlıca)</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/risalelerde-ehli-beyt-ve-seyyidlik-konusu-osmanlica.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/risalelerde-ehli-beyt-ve-seyyidlik-konusu-osmanlica.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 15:38:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acaba]]></category>
		<category><![CDATA[Benden]]></category>
		<category><![CDATA[Beni]]></category>
		<category><![CDATA[Benim]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Derman]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Elmas]]></category>
		<category><![CDATA[Ilm]]></category>
		<category><![CDATA[Kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Memur]]></category>
		<category><![CDATA[Metin]]></category>
		<category><![CDATA[Nev]]></category>
		<category><![CDATA[Nevi]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Takdir]]></category>
		<category><![CDATA[Tebrik]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=272</guid>
		<description><![CDATA[





1.
Altıncısı: Nurun şakirtlerinden bazılarının Nurlardan fevkalâde iman  hüccetlerini ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="155" align="center" valign="top"><strong><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/risalelerde_ehli_beyt_ve_seyyidlik_konusu_osmanlica_tr.jpg" border="0" alt="Risalelerde Ehli Beyt ve Seyyidlik Konusu (Osmanlıca)" hspace="7" vspace="2" /></strong></td>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="312" valign="top"><strong><strong>1.<br />
Altıncısı:</strong> Nurun şakirtlerinden bazılarının Nurlardan fevkalâde iman  hüccetlerini ve sarsılmaz, aynelyakîn ulûm-u imaniyeyi görüp istifade  ettiklerinden, bu bîçare tercümanına bir nevi teşvik ve tebrik ve takdir  ve teşekkür nev’inde ziyade hüsn-ü zanla müfritâne methetmeleriyle beni  suçlu gösterene derim:</p>
<p>Ben âciz, zayıf, gurbette, menfî, yarım ümmî, aleyhimde propaganda ile  halkı benden ürkütmek hâleti içinde Kur’ân’ın ilâçlarından ve imanî ve  kudsî hakikatlerinden dertlerime tam derman olarak kendime bulduğum  zaman, bu millete ve bu vatan evlâtlarına dahi tam bir ilâç olacağına  kanaat getirdiğim için, o kıymettar hakikatleri kaleme aldım. Hattım pek  noksan olmasından yardımcılara pek çok muhtaç iken, inayet-i İlâhiye  bana sadık, has, metin yardımcıları verdi. </strong> <strong></p>
<p><strong>Elbette ben onların hüsn-ü zanlarını ve samimâne medihlerini  bütün  bütün reddetmek ve hatırlarını tekdirle kırmak, o hazine-i Kur’âniyeden  alınan Nurlara bir ihanet ve adavet  hükmüne geçer. Ve o elmas kalemli  ve kahraman kalbli muavinleri kaçıracak diye, onların âdi, müflis  şahsıma karşı medh ü senâlarını, asıl mal sahibi ve bir mânevî mucize-i  Kur’âniye olan Risale-i Nur’a ve has şakirtlerinin şahsiyet-i  mâneviyesine çeviriyordum.</strong></strong> <strong> &#8220;Benim haddimden yüz derece ziyade hisse  veriyorsunuz&#8221; diye bir cihette hatırlarını kırıyordum. Acaba hiç bir  kanun, müstenkif ve razı olmayan bir adamı başkaların onu methetmesiyle  suçlu yapar mı ki, kanun namına hareket eden resmî memur beni suçlu  yapıyor? Hem neşrettiğimiz aleyhimizde yazılan kararnamenin elli  dördüncü sayfasında, <strong>&#8220;Ahirzamanın o büyük şahsı neslen âl-i beytten  olacak. Biz Nur şakirtleri, ancak mânevî âl-i beytten sayılabiliriz&#8230;  (Şualar, Sayfa 390)</p>
<p>2.<br />
55:</strong> &#8220;Hazret-i Ali&#8217;nin (r.a.) ilm-i hakikat itibariyle şakirdi  olduğumdan, mânevî evlâdı olabilirim&#8221; demesiyle kendine atfedilen  makamlara liyakatini kabul etmiş görülmektedir.</p>
<p>Bedî&#8217; mânâsında olan Celcelûtiye kasidesinde (Hz. Ali (r.a.) tarafından  telif edilen bir kasîde) İmam-ı Ali&#8217;nin (r.a.) çok cihetlerle Risale-i  Nur&#8217;a sarahat derecesine yakın işarâtı içinde, Bediüzzaman ismini  Risale-i Nur&#8217;a vermesinden, bana emaneten verilen o ismi Risale-i Nur&#8217;a  iade ettiğimi yazmışım. Bununla beraber, </strong> <strong><strong>&#8220;Ben de mânevî âl-i beytten  sayılabilirim&#8221; demekten maksadım, bir kısım müçtehidlerin, “onun  âilesine ve ashabına selâm olsun” duasında, &#8220;seyyid olmayan, fakat ehl-i  takvâ bulunanlar o duada dahildirler&#8221; dediklerinden, o umumî duada  benim de bir hissem bulunması için ricakârâne bir tevildir.</strong> Yoksa, o  hatâkârane mânâ hiç hatırıma gelmemiş. <strong>(Şualar, 14. Şua, sayfa: 358 )</p>
<p>3.</strong></strong> <strong><br />
Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu, bazı şakirtlerin bu itikatlarına  göre, bana karşı demişler ki:</p>
<p><strong>&#8220;Eğer mehdilik dava etse, bütün şakirdleri kabul edecekler.&#8221; ben de  onlara demiştim: &#8220;ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller  bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı, al-i beytten  (Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden) olacaktır. Gerçi manen  ben  Hazret-i Ali nin (r.a.) bir veled-i manevisi hükmünde onnada hakiki Nur  şakirtlerine şamil olmasından, ben de Al-i Beytten sayılabilirim.</strong></strong> <strong> Fakat bu zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından hakikat dersini aldım ve  Al-i Muhammed Aleyhisselam bir madan ve Nurun mesleğinde hiçbir cihette   benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak  olmaz; ve sırr-ı ihlasa tam muhalif olmasından, Cenab-ı Hakka hadsiz  şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsi ve  haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlası  bozmamak için, uhrevi makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi  mecbur biliyorum&#8221; dedim, o ehl-i vukuf sustu.<br />
<strong>(Emirdağ Lahikası, Sayfa 232,233)</p>
<p>4.<br />
İddianamede benim hakkımda dört esas var:</p>
<p>Birinci Esas:</strong></strong> <strong> Güya bende tefahhur ve hodfüruşluk var ve kendimi  müceddid biliyorum.</p>
<p><strong>Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem mehdilik isnadını hiç kabul  etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ denizli&#8217;deki ehl-i  vukuf, &#8220;eğer said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek&#8221;  dediklerine mukabil, said itiraznamesinde  demiş ki: &#8220;ben seyyid  değilim. Mehdi seyyid olacak.&#8221; diye onları reddetmiş.<br />
5.<br />
Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de  günahkar ve duhul ile huruc haram oldukları gibi&#8230; Hadis ve Kuran’da  dahi, ziyade veya noksan etmek memnu’dur.</strong></strong> <strong> Fakat ziyade etmek, nizamı  bozduğu  ve vehme kapı açtığı için, daha zararlıdır. Noksana cehil bir  derece özür olur. Fakat ziyade etmek, ilimle olur. Âlim olan mâzur  değildir. Kezalik, dinden birşeyi fasl veya olmayanı vasl etmek, ikisi  de caiz değildir.  <strong>(Muhakemat, sayfa: 46)</strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/risalelerde-ehli-beyt-ve-seyyidlik-konusu-osmanlica.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ali Kaside-i Ercüze&#8217;de Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan Olduğunu Belirtmiştir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-ali-kaside-i-ercuzede-peygamberimiz-s-a-v-%e2%80%99in-adinin-adnan-oldugunu-belirtmistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-ali-kaside-i-ercuzede-peygamberimiz-s-a-v-%e2%80%99in-adinin-adnan-oldugunu-belirtmistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 21:04:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Abu Turab]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan]]></category>
		<category><![CDATA[Bana]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Hadi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazrat Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Isim]]></category>
		<category><![CDATA[Kaside]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Olay]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Prophet]]></category>
		<category><![CDATA[Saas]]></category>
		<category><![CDATA[Veren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[







Bir olay üzerine Hz. Ali kendisine Ebu Turab künyesini veren ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table style="height: 144px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="665">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._ali_kaside-i_ercuzede_peygamberimiz_s.a.v._tr.jpg" border="0" alt="Hz. Ali Kaside-i Ercüze'de Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan  Olduğunu Belirtmiştir" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">Bir olay üzerine Hz. Ali kendisine Ebu Turab künyesini veren  Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e; &#8220;Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber&#8221;  diye  hitap eder.</p>
<p>&#8220;Bundan dolayı iki isim sahibi oldu. Bir de künye ki daha önce hiç  duymamıştım, Ebu Turab ki bu bana künyeyi vermişti, <strong>&#8216;Hadi olan  Mustafa Adnan Peygamber&#8217;</strong>.&#8221;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hazrat Ali Reveals in Al-Qasidat Al-Urjuzah That Our Prophet’s (saas)  Name Is Adnan</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._ali_kaside-i_ercuzede_peygamberimiz_s.a.v._en.jpg" border="0" alt="Hazrat Ali Reveals in Al-Qasidat Al-Urjuzah That Our Prophet’s  (saas) Name Is Adnan" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">It is narrated that following one event Hazrat Ali addressed our Prophet  (saas), who gave him the title of Abu Turab, as “The Prophet Mustafa  Adnan the Hadi.”</p>
<p><strong>&#8220;I therefore came to have two names. And there is the title I had  never heard before. He gave me this title, Abu Turab: The Prophet  Mustafa Adnan the Hadi…&#8221;</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-ali-kaside-i-ercuzede-peygamberimiz-s-a-v-%e2%80%99in-adinin-adnan-oldugunu-belirtmistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Hz. Mehdi (A.S.)&#8217;in &#8216;Seyyid olacağını&#8217;; kendisinin ise &#8216;Seyyid olmadığını&#8217; açıklamıştır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-hz-mehdi-a-s-in-seyyid-olacagini-kendisinin-ise-seyyid-olmadigini-aciklamistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-hz-mehdi-a-s-in-seyyid-olacagini-kendisinin-ise-seyyid-olmadigini-aciklamistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 08:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Biz]]></category>
		<category><![CDATA[Deki]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Hatta]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Soy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[



Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Hz. Mehdi (A.S.)&#8217;in &#8216;Seyyid ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr align="center">
<td colspan="2" height="24" align="left">
<h3>Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Hz. Mehdi (A.S.)&#8217;in &#8216;Seyyid  olacağını&#8217;; kendisinin ise &#8216;Seyyid olmadığını&#8217; açıklamıştır</h3>
</td>
</tr>
<tr align="center">
<td align="left" valign="top">Bediüzzaman, kendisinin <strong>‘Mehdi’ </strong>olmadığını  delillendirmek amacıyla, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın  hadislerde bildirildiği gibi “seyyid”, yani “Peygamberimiz (sav)&#8217;in  soyundan gelen bir kimse” olacağını, <strong>“KENDİSİNİN İSE SEYYİD  OLMADIĞINI”</strong> belirtmiştir. Bediüzzaman&#8217;ın bu konuya açıklık  getirdiği sözlerinden bazıları şöyledir:</p>
<p>&#8230; Rivayetlerde, Ahir Zaman’ın alâmetlerinden olan ve <strong>ÂL-İ BEYT-İ NEBEVİ’DEN HAZRET-İ  MEHDİ’NİN</strong> (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler  var. <strong>(Şualar, Beşinci Şua, On Dokuzuncu Mesele, s. 465)</strong></p>
<p>… Ben de onlara demiştim: &#8220;<strong>BEN,  KENDİMİ SEYYİD </strong>(Peygamberimiz’in soyundan) <strong>BİLEMİYORUM. BU ZAMANDA NESİLLER  BİLİNMİYOR. HALBUKİ ÂHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, ÂL-İ BEYT&#8217;TEN</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) <strong>OLACAKTIR. </strong><strong>(Emirdağ Lâhikası-1, 206. Mektup, s. 339)</strong></p>
<p><strong>&#8230; HEM MEHDİLİK İSNADINI  HİÇ KABUL ETMEDİĞİMİ BÜTÜN KARDEŞLERİM ŞEHADET EDERLER.</strong> Hatta Denizli’deki ehli vukuf eğer Said Mehdiliğini ortaya atsa bütün  şakirtleri kabul edecek dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş  ki: <strong>“BEN SEYYİD DEĞİLİM  MEHDİ SEYİD OLACAK” DİYE ONLARI REDDETMİŞ&#8230;</strong> (Şualar, On  Dördüncü Şua, s. 365)</p>
<p><strong> Bediüzzaman tüm bu sözleriyle ‘seyyid olmadığını’ çok kesin  ifadelerle açıklamıştır.</strong> Bunun yanı sıra Bediüzzaman&#8217;ın <strong>“Biz  ancak manevi seyyid olabiliriz” </strong>şeklindeki açıklamaları da  yine Bediüzzaman&#8217;ın seyyid olmadığına açıklık getiren bir başka  delildir:</p>
<p><strong>&#8220;ÂHİR ZAMAN’IN O BÜYÜK  ŞAHSI (Hz. Mehdi (a.s.)) NESLEN ÂL-İ BEYTTEN (soy olarak Hz. Muhammed  (sav)’in soyundan) OLACAK. BİZ NUR ŞAKİRTLERİ, ANCAK MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN  (manevi anlamda birer seyyid) SAYILABİLİRİZ. &#8230;</strong> (Şualar, s. 390)</p>
<p>… “Eğer Mehdilik dava etse, bütün şakirdleri (talebeleri) kabul  edecekler”. Ben de onlara demiştim: <strong>BEN,  KENDİMİ SEYYİD (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) BİLEMİYORUM.</strong> Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki <strong>AHİR ZAMAN’IN O BÜYÜK  ŞAHSI AL-İ BEYT&#8217;TEN </strong>(Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) <strong>OLACAKTIR.  GERÇİ MANEN BEN HAZRET-İ ALİ&#8217;NİN (R.A.) BİR VELED-İ MANEVİSİ</strong> (manevi evladı) <strong>HÜKMÜNDE ONDAN HAKİKAT DERSİNİ ALDIM VE AL-İ  MUHAMMED ALEYHİSSELAM</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan olanlar)  <strong>BİR MANADA HAKİKİ NUR ŞAKİRTLERİNE ŞAMİL OLMASINDAN </strong>(gerçek  Nur talebelerini kapsamasından dolayı) <strong>BEN DE AL-İ BEYTTEN</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) <strong>SAYILABİLİRİM.</strong></p>
<p>(Emirdağ Lâhikası, 206. Mektup, s. 340) (Şualar, On Dördüncü Şua, s.  557)</p>
<p>Bununla beraber, <strong>&#8220;BEN DE  MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN SAYILABİLİRİM&#8221; DEMEKTEN MAKSADIM, BİR KISIM  MÜÇTEHİDLERİN, &#8220;ONUN ÂİLESİNE VE ASHABINA SELÂM OLSUN&#8221; DUASINDA, &#8220;SEYYİD  OLMAYAN, FAKAT EHL-İ TAKVÂ BULUNANLAR O DUADA DAHİLDİRLER&#8221;  DEDİKLERİNDEN, O UMUMÎ DUADA BENİM DE BİR HİSSEM BULUNMASI İÇİN  RİCAKÂRÂNE BİR TEVİLDİR.</strong> <strong>Yoksa, o hatâkârane  mânâ (hatalı anlam) hiç hatırıma gelmemiş.</strong> (Şualar, 14. Şua, s.  358 )</p>
<p>Dolayısıyla bu da Bediüzzaman&#8217;ın ‘Mehdi&#8217;  olmadığının en açık  delillerinden biridir. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine yöneltilen  Mehdilik yakıştırmasını kabul etmediğini anlatırken, seyyid olmayışının,  ‘Mehdi&#8217; olamayacağının delillerinden biri olduğunu belirtmektedir. Bu  durumda eğer Bediüzzaman “Hayır, ben ‘Mehdi&#8217; değilim, çünkü seyyid de  değilim” diyorsa, buna inanmak gerekir.</p>
<p>Ayrıca Said Nursi eğer seyyid olmuş olsaydı, bunu gizlemesi için hiçbir  sebep yoktur. Çünkü seyyid olmak, saklanması gereken bir özellik  değildir. Tam aksine Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in neslinden olmak  Müslümanlar için büyük bir şereftir. Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid  olsaydı, bunu hiçbir şekilde gizlemez ve açıkça ifade ederdi.  Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan olduğunu ifade etmekten büyük bir onur  duyardı. Kendisine ‘Mehdi olup olmadığı’ sorulduğunda; “Evet seyyidim,  ama ‘Mehdi&#8217; değilim” derdi. Zira çünkü Bediüzzaman bizzat kendisi  eserlerinde, “seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran  ahlakına uygun olmadığını” belirtmiştir:</p>
<p><strong>&#8230; SEYYİD OLMAYAN  “SEYYİDİM” VE SEYYİD OLAN “DEĞİLİM” DİYENLER, İKİSİ DE GÜNAHKAR; VE  DUHUL İLE (dahil olarak) HURUC (isyan) HARAM OLDUKLARI GİBİ&#8230; hadis ve  Kuran’da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu’dur (yasaklanmıştır)&#8230;</strong> (Muhakemat, Birinci Makale, Unsuru’l-Hakikat, On İkinci Mukaddeme, s.  52)</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın bu sözü çok açıktır. İslam ahlakına göre, seyyid olan  bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz. Seyyid olmayan bir  kişi de “ben seyyidim” diyemez. Bu durumda Bediüzzaman da eğer seyyid  olmuş olsaydı, hiçbir şekilde bu gerçeği gizleme yoluna gitmezdi.</p>
<p>Bunun yanı sıra her seyyid olan kişi, mutlaka ‘Mehdi&#8217; olacak diye bir  durum da söz konusu değildir. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid olan  insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyid olması ‘Mehdi&#8217; olmasını  gerektirmediği için seyyid olan her insan bu gerçeği rahatlıkla dile  getirebilir.</p>
<p>Dahası Bediüzzaman “Benim bu konudaki tek eksikliğim seyidliğim, eğer  seyid olsaydım ‘Mehdi&#8217; olurdum” da dememiştir. Çünkü zaten eğer  Bediüzzaman seyyid olmuş olsaydı bile, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın diğer  alametleri kendisinde oluşmadığı için yine de ‘Mehdi&#8217; olmadığı çok açık  bir şekilde ortadadır.</p>
<p>Zira Bediüzzaman, risalelerinde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın tüm özelliklerini  ve ortaya çıktığında yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun uzun açıklamış  ve bunların hiçbirinin kendi yaşadığını dönemde henüz gerçekleşmediğini  belirtmiştir.</p>
<p><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/18.gif" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-hz-mehdi-a-s-in-seyyid-olacagini-kendisinin-ise-seyyid-olmadigini-aciklamistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kabir azabı, sebepleri, mü’min ve kâfirin hâli</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/kabir-azabi-sebepleri-mu%e2%80%99min-ve-kafirin-hali.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/kabir-azabi-sebepleri-mu%e2%80%99min-ve-kafirin-hali.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 12:21:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Kulu]]></category>
		<category><![CDATA[Muha]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Ona]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Kabir azabı, sebepleri,  mü’min ve kâfirin hâli
Kâfirler ve günahkâr ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Kabir azabı, sebepleri,  mü’min ve kâfirin hâli</strong></h2>
<h3><strong>Kâfirler ve günahkâr  olan bazı mü’minler için kabir azabı  haktır.</strong></h3>
<h3>Hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:</h3>
<h3><strong>“İdrardan sakınınız!  Zira kabirdekilerin çoğunun çektikleri  azap o yüzdendir</strong>.”(1)</h3>
<h3>Yine Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), <strong>“Allah mü’minleri, dünya  hayatında ve âhirette hak bir  söz üzerinde sabit kılar”</strong>(2)  âyeti, kabir azabı  hakkında indirildi buyurmuştur.</h3>
<h3>Allah Teâlâ’nın affettiği, azap çektirmeyi istemediği bazı günah   sahipleri ise azap görmeyecektir.</h3>
<h3><strong>İbâdet ve tâat ehlinin,  sâlih amel sahiplerinin kabirde,  Cenâb-ı Hakk’ın bildiği ve dilediği  şekilde nimet içinde bulunmaları da  haktır. </strong></h3>
<h3><strong>Fahr-i Kâinat Efendimiz</strong> (s.a.v.) bir <strong>mezarlık</strong>tan   geçerken <strong>iki kabirdeki ölü</strong>nün  bazı ufak şeylerden  dolayı azap gördüklerini müşahede etti. Bunlardan  birinin <strong>koğuculuk</strong> ve <strong>bozgunculuk</strong>la  çok yakından ilgisi vardı. Diğeri de  <strong>idrar yaparken ihtiyatlı davranmaz</strong>,  (sıçrıntılardan)  sakınmazdı. Bunun üzerine <strong>Peygamber Efendimiz bir yaş ağaç dalı  istemiş ve ikiye  bölmüş, birini bir kabre, diğerini de öbürüne dikti</strong>kten   sonra şöyle buyurmuştur: <strong>‘Umulur  ki bu yaş ağaçlar  kuruyuncaya kadar azapları hafifler.</strong>”(3)</h3>
<h3>Yine kabirde <strong>Münker</strong> ve <strong>Nekir</strong>’in   sual sorması da haktır. Bu iki melek kabre girerek ölüye,</h3>
<h3><strong>- ‘Rabbin kimdir? </strong></h3>
<h3><strong> </strong></h3>
<h3><strong> <strong>- Dinin hangi  dindir? </strong> </strong></h3>
<h3><strong> </strong></h3>
<h3><strong> <strong>- Peygamberin kimdir?’</strong></strong> diye  sorduğunda, mü’min şu cevabı verir:</h3>
<h3>- <strong>‘Rabbim Allah, dinim  İslâm, peygamberim Muhammed’dir</strong> (s.a.v.).<strong>’</strong></h3>
<h3>Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:</h3>
<h3><strong>“Ölü mezara gömülünce,  gözleri mavi olan iki siyah melek  gelir. Bunların birine Münker,  diğerine Nekir adı verilir.</strong> Ona  derler ki:</h3>
<h3><strong>- ‘Şu zat</strong> (Muhammed s.a.v.) <strong>hakkında  ne  dersin?’</strong></h3>
<h3>O da şöyle cevap verir:</h3>
<h3><strong>- ‘O Allâh’ın kulu ve  resûlüdür. Ben şehâdette bulunurum  ki, Allah’tan başka ilah yoktur.  Muhammed de onun kulu ve resûlüdür.’ </strong></h3>
<h3><strong> </strong></h3>
<h3><strong> </strong>Bunun üzerine melekler:</h3>
<h3><strong>- ‘Biz senin böyle  söyleyeceğini zaten bilmekte idik’</strong> derler. Sonra onun  mezarını yetmiş arşın genişletirler; sonra bu  ölünün mezarı  ışıklandırılır, aydınlatılır. Daha sonra ise melekler  ölüye:</h3>
<h3><strong>- ‘Yat ve uyu’</strong> derler. O da:</h3>
<h3><strong>- ‘Âileme gidin de  durumu haber verin’</strong> der.</h3>
<h3>Melekler:</h3>
<h3><strong>- ‘Zifafa giren ve  sadece en çok sevdiği kişi tarafından  uyandırılan şahıs gibi mahşer  gününe kadar sen uyumana devam et’</strong> derler.</h3>
<h3>Ölü <strong>münâfık</strong> olursa, meleklerin sualine:</h3>
<h3><strong>- ‘Halkın Muhammed  hakkında bir şeyler söylediklerini  işitmiş, ben de onlar gibi  konuşmuştum, başka bir şey bilmiyorum’</strong> diye cevap verir.</h3>
<h3>Melekler de:</h3>
<h3><strong>- ‘Böyle diyeceğini  zaten biliyorduk’</strong> derler.</h3>
<h3>Daha sonra arz’a/yeryüzüne, <strong>‘Alabildiğine sıkıştır’</strong> diye hitap edilir. Yer de  başlar adamı cendere gibi sıkıştırmaya… O  kadar ki, kemikleri hurdahaş  olur. Mahşer gününe kadar mezarda böyle  işkence görür.”(4)</h3>
<p>Halıs ece<br />
<strong>DİPNOTLAR</strong><br />
(1) Münavi, Feyzu’l-Kadir, 3, 29.<br />
(2) İbrahim suresi, 14/27.<br />
(3) Müslim Sahih, İman, 34.<br />
(4) Tirmizi, Sünen, Cenaiz, 70.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/kabir-azabi-sebepleri-mu%e2%80%99min-ve-kafirin-hali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KURAN&#8217;DA AHİR ZAMANA VE HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;YE İŞARET EDEN AYETLER</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/kuranda-ahir-zamana-ve-hz-mehdi-a-s-ye-isaret-eden-ayetler.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/kuranda-ahir-zamana-ve-hz-mehdi-a-s-ye-isaret-eden-ayetler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 07:49:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara]]></category>
		<category><![CDATA[Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Bizi]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Edin]]></category>
		<category><![CDATA[Etti]]></category>
		<category><![CDATA[Huzur]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sahib]]></category>
		<category><![CDATA[Uydular]]></category>
		<category><![CDATA[Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Yolla]]></category>
		<category><![CDATA[Zalim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[KURAN&#8217;DA AHİR ZAMANA VE       ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KURAN&#8217;DA AHİR ZAMANA VE              HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;YE<br />
İŞARET EDEN AYETLER</strong></p>
<p><strong>Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere                  lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar  kılmak                  istiyoruz. (Kasas Suresi, 5)</strong></p>
<p><strong>Biz hangi memlekete bir peygamber  gönderdiysek                  onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları  dayanılmaz                  bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (Araf                    Suresi, 94)</strong></p>
<p><strong>Andolsun, senden önceki ümmetlere  (peygamberler)                  gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve  sıkıntılarla                  çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye. (Enam Suresi, 42)</strong></p>
<p><strong>Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve:  &#8220;Rabbimiz,                  bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından  bir                  veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım  eden                  yolla&#8221; diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf                  bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa                    Suresi, 75)</strong></p>
<p><strong>İnsanların kendi ellerinin kazandığı  dolayısıyla,                  karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki,  dönerler                  diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını  kendilerine                  taddırmaktadır. (Rum Suresi,                    41)</strong></p>
<p><strong>Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı)  Güvenlik                  ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol  gelmekteydi;                  fakat Allah&#8217;ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah  yaptıklarına                  karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı. (Nahl Suresi, 112)</strong></p>
<p><strong>Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali                   başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?  Onlara                  öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve  öylesine                  sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü&#8217;minlerle;  &#8220;Allah&#8217;ın                  yardımı ne zaman?&#8221; diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz  Allah&#8217;ın                  yardımı pek yakındır. (Bakara                    Suresi, 214)</strong></p>
<p><strong>&#8230; Sonra onların arkasından öyle  nesiller                  türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve  şehvetlerine                  kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının  cezasıyla                  karşılaşacaklardır. (Meryem  Suresi,                    59)</strong></p>
<p><strong>Kim de benim zikrimden yüz çevirirse,  artık                  onun için sıkıntılı bir geçim vardır&#8230; (Taha Suresi, 124)</strong></p>
<p><strong>Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve  korkup-sakınsalardı,                  gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız)  bolluklar                  (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de  onları                  kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)</strong></p>
<p><strong>Sizden önceki nesillerden onlardan  kurtardığımızdan                  pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek  fazilet                  sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise,  içinde                  bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar,  suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)</strong></p>
<p><strong>O, iş başına geçti mi (ya da sırtını  çevirip                  gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve  nesli                  helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu  sevmez. (Bakara Suresi, 205)</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Gerçekten sen, gönderilen  (elçi)lerdensin.                  Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).  (Yasin Suresi, 3-4)</strong></p>
<p><strong>Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar  edenler,                  kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar,  (bulundukları                  durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (O delil de)  Allah&#8217;tan                  gönderilmiş bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri  okumaktadır;                  onların içinde dosdoğru &#8216;yazılı-hükümler&#8217; vardır. (Beyyine Suresi, 1-3)</strong></p>
<p><strong>İçlerinden bir adama: &#8220;İnsanları uyar                  ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri  katında                  &#8216;gerçek bir makam&#8217; olduğunu müjde ver&#8221; diye vahyetmemiz,                   insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: &#8220;Gerçekten  bu,                  açıkça bir büyücüdür&#8221; dediler. (Yunus                     Suresi, 2)</strong></p>
<p><strong>Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara  resulleri                  geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve  onlar                  zulme uğratılmazlar. (Yunus                    Suresi, 47)</strong></p>
<p><strong>Müşrikler istemese de o dini (İslam&#8217;ı)                  bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve  hak                  dinle gönderen O&#8217;dur. (Tevbe                    Suresi, 33)</strong></p>
<p><strong>Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din  ile,                  diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi.  Şahid                  olarak Allah yeter. (Fetih Suresi,                     28)</strong></p>
<p><strong>Ey iman edenler, içinizden kim dininden                   geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin  onları                  sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü&#8217;minlere karşı  alçak                  gönüllü, kafirlere karşı ise &#8216;güçlü ve onurlu,&#8217; Allah  yolunda                  cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından  korkmayan                  bir topluluk getirir. Bu, Allah&#8217;ın bir fazlıdır, onu  dilediğine                  verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide                    Suresi, 54)</strong></p>
<p><strong>Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu)                   emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir  topluluk                  bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)</strong></p>
<p><strong>Ve onların içinden, sabrettikleri zaman                   emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık;  onlar                  bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. (Secde Suresi, 24)</strong></p>
<p><strong>Dedi ki: &#8220;Kiminiz kiminize düşman                  olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol  gösterici                  gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp  sapmaz                  ve mutsuz olmaz.&#8221; (Taha                    Suresi, 123)</strong></p>
<p><strong>Doğruyu getiren ve doğrulayanlara  gelince;                  işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. (Zümer                    Suresi, 33)</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi  Allah&#8217;ın                  oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek  olurlarsa,                  şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir. (Enfal                    Suresi, 39)</strong></p>
<p><strong>İnkar edenlere de ki: &#8220;Yakında  yenilgiye                  uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz.&#8221;                  Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran                    Suresi, 12)</strong></p>
<p><strong>Bizim uğrumuzda cehd edenlere (çaba  harcayanlara),                  şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan  edenlerle                  beraberdir. (Ankebut Suresi,                    69)</strong></p>
<p><strong>Musa kavmine: &#8220;Allah&#8217;tan yardım dileyin                   ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah&#8217;ındır; ona  kullarından                  dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler  içindir.&#8221;                  dedi. Dediler ki: &#8220;Sen bize gelmeden önce de, geldikten                  sonra da eziyete uğratıldık.&#8221; (Musa:) &#8220;Umulur ki,                  Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde  halifeler                  (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı  gözleyecek&#8221;                  dedi. (Araf Suresi, 128-129)</strong></p>
<p><strong>O, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı                   gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle  istiyordu.) (Enfal Suresi, <img src='http://www.mehdiyet.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </strong></p>
<p><strong>Hayır, biz hakkı batılın üstüne  fırlatırız,                  o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki,  o,                  yok olup gitmiştir. (Allah&#8217;a karşı)  Nitelendiregeldiklerinizden                  dolayı eyvahlar size. (Enbiya                    Suresi, 18)</strong></p>
<p><strong>De ki: &#8220;Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın                  yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O,  gaybleri                  bilendir. De ki: &#8220;Hak geldi; batıl ise ne (bir şey)  ortaya                  çıkarabilir, ne geri getirebilir.&#8221;  (Sebe Suresi, 48-49)</strong></p>
<p><strong>De ki: &#8220;Hak  geldi, batıl yok oldu.                  Hiç şüphesiz batıl yok olucudur. (İsra Suresi, 81)</strong></p>
<p><strong>Ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu söndürmek  istiyorlar.                  Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu  tamamlamaktan                  başkasını istemiyor. (Tevbe  Suresi,                    32)</strong></p>
<p><strong>Onlar ki, yanlarındaki Tevrat&#8217;ta ve  İncil&#8217;de                  (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi)  olan                  elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği)  emrediyor,                  münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal,  murdar                  şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini,  üzerlerindeki                  zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup  savunanlar,                  yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru  izleyenler;                  işte kurtuluşa erenler bunlardır.  (Araf Suresi, 157)</strong></p>
<p><strong>Onlar, Allah&#8217;ın nurunu ağızlarıyla  söndürmek                  istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır;  kafirler                  hoş görmese bile. (Saff Suresi,                    <img src='http://www.mehdiyet.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </strong></p>
<p><strong>Sonra biz, elçilerimizi ve iman  edenleri                  böyle kurtarırız; mü&#8217;minleri kurtarmamız bizim üzerimize  bir                  haktır. (Yunus Suresi, 103)</strong></p>
<p><strong>Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve                  destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır;  inkar                  edenlerin velileri ise tağut&#8217;tur. Onları nurdan  karanlıklara                  çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz  kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)</strong></p>
<p><strong>Dediler ki: &#8220;Eğer seninle birlikte                  hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve  konumumuzdan)                  çekilip-kopartılırız.&#8221; Oysa biz onları, kendi katımızdan                   bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp  toplandığı,                  güvenli bir harem&#8217;de yerleşik kılmadık mı? Fakat onların  çoğu                  bilmiyorlar. (Kasas Suresi, 57)</strong></p>
<p><strong>İşte böyle, senden önce de (herhangi)  bir                  memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun  refah                  içinde şımarıp azan önde gelenleri (şöyle) demişlerdir:  &#8216;Gerçekten                  biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve  doğrusu                  biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz&#8217;(O  peygamberlerden                  her biri şöyle) Demiştir: &#8216;Ben size atalarınızı üstünde  bulduğunuz                  şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı? Onlar da  demişlerdi                  ki: &#8216;Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir  olanlarız&#8217;. (Zuhruf Suresi, 23-24)</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Gönderilmişlere selam olsun. (Saffat Suresi, 181)</strong></p>
<p><strong>İşte bunlar, Allah&#8217;ın ayetleridir;  onları                  sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen  elçilerdensin. (Bakara Suresi, 252)</strong></p>
<p><strong>&#8230; Her nerede olursanız, Allah sizleri                   bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç  yetirendir. (Bakara Suresi, 148)</strong></p>
<p><strong>Ve derlerdi ki: &#8220;Biz, ünlenmiş bir                  şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?&#8221; Hayır, o,  hakkı                  getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı. (Saffat                    Suresi, 36-37)</strong></p>
<p><strong>Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu)  sözümüz                  geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve  zafer)                  bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün  gelecek                  olanlar onlardır. (Saffat Suresi,                    171-173)</strong></p>
<p><strong>Andolsun senden önce de elçiler  yalanlandı;                  onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve  eziyete                  uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah&#8217;ın sözlerini  (va&#8217;dlerini)                  değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin  haberlerinden                  bir bölümü sana da geldi. (Enam                    Suresi, 34)</strong></p>
<p><strong>Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun  (Mürselat                   Suresi, 1)</strong></p>
<p><strong>Elçilerini hidayet ve hak din üzere  gönderen                  O&#8217;dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam&#8217;ı) bütün dinlere  karşı                  üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 9)</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Allah içinizden iman edenlere ve salih                  amelde bulunanlara vaadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan  öncekileri                  nasıl &#8216;güç ve iktidar sahibi&#8217; kıldıysa, onları da  yeryüzünde                  &#8216;güç ve iktidar sahibi&#8217; kılacak, kendileri için seçip  beğendiği                  dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve  onları                  korkularından sonra güvenliğe çevirecektir&#8230; (Nur Suresi, 55)</strong></p>
<p><strong>Allah&#8217;ın yardımı ve fetih geldiği  zaman,                  ve insanların Allah&#8217;ın dinine dalga dalga girdiklerini  gördüğünde,                  hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O&#8217;ndan mağfiret  dile.                  Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)</strong></p>
<p><strong>Andolsun, biz Zikir&#8217;den sonra Zebur&#8217;da                  da: &#8220;Şüphesiz Arz&#8217;a salih kullarım varisçi olacaktır&#8221;                  diye yazdık. (Enbiya Suresi,                    105)</strong></p>
<p><strong>Ve sizi onların topraklarına,  yurtlarına,                  mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı  kıldı.                  Allah, her şeye güç yetirendir.  (Ahzab Suresi, 27)</strong></p>
<p><strong>Sonra, nasıl  yapıp-davranacaksınız diye gözlemek                  için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık.  (Yunus                  Suresi, 14)</strong></p>
<p><strong>&#8230; Kötülüğü açıp gideren ve sizi  yeryüzünün                  halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah  mı?                  Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.  (Neml Suresi, 62)</strong></p>
<p><strong>Onlar ki, yeryüzünde kendilerini  yerleştirir,                  iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar,  zekatı                  verirler, ma&#8217;rufu emrederler, münkerden sakındırırlar.  Bütün                  işlerin sonu Allah&#8217;a aittir. (Hac                    Suresi, 41)</strong></p>
<p><strong>Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten)                   iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)</strong></p>
<p><strong>Ancak iman edenler, salih amellerde  bulunanlar                  ve Allah&#8217;ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan  sonra                  zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir  inkılaba                  uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir. (Şuara Suresi, 227)</strong></p>
<p><strong>Kendisine bereketler kıldığımız yerin  doğusuna                  da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları  (müstaz&#8217;afları)                  mirasçılar kıldık&#8230; (Araf Suresi,                     137)</strong></p>
<p><strong>Allah, yazmıştır: &#8220;Andolsun, ben galip                  geleceğim ve elçilerim de.&#8221; Gerçekten Allah, en büyük                  kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele                    Suresi, 21)</strong></p>
<p><strong>Allah&#8217;ı, sakın elçilerine verdiği  sözden                  dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir. (İbrahim Suresi, 47)</strong></p>
<p><strong>Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka  yerleştireceğiz.                  İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait  (bir                  ayrıcalıktır). Fetih istediler, (sonunda) her zorba  inatçı                  bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.  (İbrahim Suresi, 14-15)</strong></p>
<p><strong>Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha  var:                  Allah&#8217;tan &#8216;yardım ve zafer (nusret)&#8217; ve yakın bir fetih.  Mü&#8217;minleri                  müjdele. (Saff Suresi, 13)</strong></p>
<p><strong>Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih  verdik.                  Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını  bağışlasın,                  üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola  yöneltsin.                  Ve Allah, sana &#8216;üstün ve onurlu&#8217; bir zaferle yardım  etsin. (Fetih Suresi, 1-3)</strong></p>
<p><strong>&#8230; Fakat Allah, sizin bilmediğinizi  bildi,                  böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi, 27)</strong></p>
<p><strong>Müjde, dünya hayatında ve ahirette  onlarındır.                  Allah&#8217;ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük  &#8216;kurtuluş                  ve mutluluk&#8217; budur. (Yunus Suresi,                     64)</strong></p>
<p><strong>De ki: &#8220;Herkes gözetlemektedir; siz                  de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun  sahipleri                  kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında  öğreneceksiniz.&#8221; (Taha Suresi, 135)</strong></p>
<p><strong>Allah kendi (dini)ne yardım edenlere  kesin                  olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz  olandır. (Hac Suresi, 40)</strong></p>
<p><strong>Ey iman edenler, Allah&#8217;a itaat edin;  elçiye                  itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de&#8230; (Nisa Suresi, 59)</strong></p>
<p><strong>&#8220;Korkma&#8221; dedik. &#8220;Muhakkak                  sen üstün geleceksin.&#8221; (Taha                    Suresi, 68)</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Gerçekten Allah&#8217;ın Kitabını okuyanlar,                  namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak  verdiklerimizden                  gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara  uğramayacak                  bir ticareti umabilirler. (Fatır                    Suresi, 29)</strong></p>
<p><strong>Mallarını Allah yolunda infak edenlerin                   örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane  bulunan                  bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat  kat                  artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara                    Suresi, 261)</strong></p>
<p><strong>Rabbinizin rızkından yiyin ve O&#8217;na  şükredin.                  Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabbiniz var. (Sebe                    Suresi, 15)</strong></p>
<p><strong>Sizin yanınızda olan tükenir, Allah&#8217;ın                  katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını  yaptıklarının                  en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın  olsun,                  bir mü&#8217;min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç  şüphesiz                  biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların  karşılığını,                  yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl                    Suresi, 96-97)</strong></p>
<p><strong>Allah barış yurduna çağırır ve kimi  dilerse                  dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha  güzeli                  ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı  sarar,                  ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada  süresiz                  kalacaklardır. (Yunus Suresi,                    25-26)</strong></p>
<p><strong>De ki: &#8220;Şüphesiz &#8216;lutuf ve ihsan  (fazl)&#8217;                  Allah&#8217;ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah  (rahmeti)                  geniş olandır, bilendir. O, kime dilerse rahmetini  tahsis                  eder, Allah büyük &#8216;lutuf ve ihsan (fazl)&#8217; sahibidir.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 73-74)</strong></p>
<p><strong>Kime dilerse hikmeti ona verir;  şüphesiz                  kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da  verilmiştir.                  Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/kuranda-ahir-zamana-ve-hz-mehdi-a-s-ye-isaret-eden-ayetler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

