Ebu’ için Arşiv

Hz. Mehdi (a.s.)’nin Alnında Bir Ben Vardır

29 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
ed Hz. Mehdi (a.s.)nin Alnında Bir Ben Vardır Hz. Mehdi (a.s.)'nin Alnında Bir Ben Vardır ed Hz. Mehdi (a.s.)nin Alnında Bir Ben Vardır Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in (Hz. Mehdi (as)’nin iki alameti (veya alametleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve BİR İZ vardır…”

(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)

Popularity: unranked [?]

Hz. Ali Kaside-i Ercüze’de Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan Olduğunu Belirtmiştir

15 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
ed  	Hz. Ali Kaside i Ercüzede Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan Olduğunu Belirtmiştir
Hz. Ali Kaside-i Ercüze'de Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan  Olduğunu Belirtmiştir ed  	Hz. Ali Kaside i Ercüzede Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan Olduğunu Belirtmiştir Bir olay üzerine Hz. Ali kendisine Ebu Turab künyesini veren Peygamberimiz (s.a.v.)’e; “Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber” diye hitap eder.

“Bundan dolayı iki isim sahibi oldu. Bir de künye ki daha önce hiç duymamıştım, Ebu Turab ki bu bana künyeyi vermişti, ‘Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber’.”

Hazrat Ali Reveals in Al-Qasidat Al-Urjuzah That Our Prophet’s (saas) Name Is Adnan

ed  	Hz. Ali Kaside i Ercüzede Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan Olduğunu Belirtmiştir Hazrat Ali Reveals in Al-Qasidat Al-Urjuzah That Our Prophet’s  (saas) Name Is Adnan ed  	Hz. Ali Kaside i Ercüzede Peygamberimiz (s.a.v.)’in Adının Adnan Olduğunu Belirtmiştir It is narrated that following one event Hazrat Ali addressed our Prophet (saas), who gave him the title of Abu Turab, as “The Prophet Mustafa Adnan the Hadi.”

“I therefore came to have two names. And there is the title I had never heard before. He gave me this title, Abu Turab: The Prophet Mustafa Adnan the Hadi…”

Popularity: unranked [?]

Peygamber efendimiz (sav) bir kısım sözde din aliminin ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’a karşı düşmanca tavırlarının olacağını haber vermiştir

15 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya

Peygamber efendimiz (sav) bir kısım sözde din aliminin ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’a karşı düşmanca tavırlarının olacağını haber vermiştir

Buhari’de, Müslim’de, Ebu Davud’da yer alan sahih bir hadiste ahir zamandaki cahil bazı alimlerin durumu şöyle haber verilmektedir:

Süveyd bin Gafele (ra)’dan: AHİR ZAMANDA TÜREMELER ÇIKACAK: BEYİNLERİ ÇALIŞMAYACAK. KONUŞURKEN ÇOK GÜZEL KONUŞACAKLAR. KURAN OKUYACAKLAR, FAKAT İMANLARI GIRTLAKLARINDAN AŞAĞIYA GEÇMEYECEK…. (Buhari, Sahih 3611, 5057, 6930, Müslim, 1066, EBU Davud  4767, Ahmed bin Hanbel, Müsned 1, 81, 113, 131, 289; Tayalisi, el-Müsned, nr. 1984.)

Peygamberimiz (sav) bu hadisinde ahir zamandaki cahil sözde alimlerin özelliklerini şöyle belirtmiştir:

1. Beyinleri çalışmayacak, yani akıl zayıflığı içinde olacaklar,
2. Konuşurken güzel konuşacaklar, yani uzun konuşmalar yapacak, saatlerce açıklamalarda bulunacaklar ama anlattıkları hayatlarına ve ahlaklarına yansımayacak. Anlattıklarıyla yaşadıkları arasında uyum olmayacak. Mesela Kuran ayetleriyle müminlerin fedakarlığını anlatacaklar, ama kendi rahatlarına çok düşkün olacaklar. Allah yolunda hizmet etmenin önemini anlatacaklar, ama aileleriyle, işleriyle meşgul oldukları için ilmen mücadele içine girmeyecekler. Peygamberimiz (sav) “İmanları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek” derken bunu kast etmekte, bu kimselerin samimi bir tavır içinde olmayacaklarını haber vermektedir.

Peygamberimiz (sav), ahir zamanda Kuran’ı çok iyi bilen, saçları tıraş edilmiş, başları sarıklı bazı kişilerin ortaya çıkacağını da haber vermiştir. Ancak bu kişiler yaptıkları izahlar ve açıklamalarıyla dini savunuyor görünseler de konuşmaları, yaptıkları açıklamalar, dine kendilerince ekledikleri bidatler ve çarpık din anlayışları ile adeta yayın oktan çıkması gibi, İslam dininden uzak olacaklardır. Bu anlayışlarıyla Kuran’a ve samimi Müslümanlara karşı mücadele eden bir tavır içerisinde olacaklardır.

“DOĞUDAN BAŞLARI TIRAŞLI KAVİMLER ÇIKACAK; DİLLERİ İLE KUR’ÂN OKUYACAKLAR (FAKAT) BOĞAZLARINDAN AŞAĞI GEÇMEYECEK. ONLAR DİNDEN YAYDAN OKUN ÇIKTIĞI GİBİ ÇIKACAKLAR.”

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6294)

Bu kişiler Hz. Mehdi (as)’a karşı deccaliyetin safında yer alacaklar, Hz. Mehdi (as)’a karşı mücadele edeceklerdir:

Resulullah (sav): “ÜMMETİMDEN BAŞLARI SARIKLI 70 BİN KİŞİ DECCAL’A TABİİ OLACAKTIR.”
(Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam, Abdürrazzak es San’ani , El Musannef, XI, sf. 393)
“ÜMMETİMDEN BAŞI SARIKLI YETMİŞ BİN ALİM KİŞİ, DECCALA TABİ OLACAKLAR.” (İmam Ahmed Bin Hanbel, Müsned, sf. 796)

Bir diğer hadiste ise, bu cahil alimlerin kendilerine menfat elde etmek amacında oldukları, samimi olmadıkları şöyle haber verilmektedir:

“İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kuran okuyacak, ibadete kendini verecek (fakat) bidat ehlinin işleri ile meşgul olacaklar; hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. SÖZ VE İLİMLERİ VASITASIYLA RIZIK ELDE EDECEKLER, DİNİ ALET EDEREK DÜNYALIK EDİNECEKLER. İŞTE BİR GÖZÜ KÖR DECCALİN UYDULARI BUNLARDIR.”
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6255)

Ahir zamanın bir diğer özelliği de, bu cahil sözde alimleri insanların kendilerine önder edinmesidir. Bu kişilerin cahil olduklarını, samimiyetsiz açıklamalarda bulunduklarını bildikleri halde bunlara uyanlar olacaktır:

“İLİM, ALİMLERİN KALDIRILMASI İLE ORTADAN KALKAR. ORTALIKTA HİÇBİR ALİM KALMAZ. NİHAYET İNSANLAR CAHİLLERİ REHBER VE ÖNDER EDİNİRLER; MESELELERİNİ ONLARA SORARLAR. ONLAR İLME DAYANMADAN HALKA FETVA VERİR; HEM KENDİSİ SAPAR VE HEM DE HALKI SAPTIRIR.”

Buhari, nr. 100, 7307; Müslim, İlim 13 (nr. 2673); Tırmizi, İlim 5 (nr. 2652); Nesai, es-Sünenü’l-Kübra, nr. 5907; İbn Mace, Mukaddime 8 (nr. 52); Ahmed, el-Müsned, 2/162, 190; Darimi, es-Sünen, Mukaddime 26; İbn Hibban, es-Sahih, nr. 4571, 6719, 6723. Hadis-i şerif Abdullah b. Ömer’den (r.anhüma) rivayet edilmiştir.

İmam Rabbani Hazretleri ise Müslümanlara cahil sözde alimlerin peşinden gitmemeleri gerektiğini öğütlemiştir. Onların sözlerini dinlemek zehir yemek gibi zararlıdır diye Müslümanları uyarmıştır. Bu kimseler ahir zamanda Hz. Mehdi (as) gelmeyecek diyerek adeta insanları fikren zehirleyecektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

DÜNYALIK PEŞİNDE OLAN DİN ADAMLARININ SÖZLERİNİ DİNLEMEK, KİTAPLARINI OKUMAK ZEHİR YEMEK GİBİ ZARARLIDIR. KÖTÜ DİN ADAMLARININ ZARARLARI BULAŞICIDIR. CEMİYETLERİ BOZAR, MİLLETLERİ PARÇALAR. Tarihte İslam devletlerinin başlarına gelen felaketlere hep kötü din adamları sebep oldu. Devlet adamlarını doğru yoldan bunlar saptırdı. Peygamber efendimiz, (Müslümanlar 73 fırkaya bölünecek. Bunların 72’si Cehenneme gidecek, yalnız bir fırkası Cehennemden kurtulacak) buyurdu. Bu 72 sapık fırkanın reisleri, hep kötü din adamları idi. Cehennemden kurtulacak olan tek fırka ise, Ehl-i sünnettir. (47. Mektup)

İmam Rabbani Hazretleri bir başka sözünde ise ahir zamanda, bazı sözde cahil din adamlarının Hz. Mehdi (as)’a düşmanca tavır göstereceklerini söylemiştir:

Geleceği vaad edilen Mehdi dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid’at ehl-i ile ameli adet edinen, hasene zannı ile dini karıştıran (dinin aslında, özünde olmayan şeyleri, dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) hayretle şöyle diyecektir: BU KİMSE (YANİ MEHDİ) DİNİMİZİ KALDIRMAK VE ŞERİATIMIZI İZALE (MAHVETMEK) İSTİYOR. (Mektubat-i Rabbani, 1/535)

İmam Rabbani Hazretleri bu bir kısım cahil sözde din adamlarının özelliklerini şöyle anlatmıştır:

1.    Bidat ehli ile ameli adet edinen: Yani dinin özünde olmayan, dine sonradan dahil edilmiş batıl birtakım inanışlara göre davranan.
2.    Hasene zannı ile dini karıştıran: Dinin özünde olmayan şeyleri dinin emri olduğunu zanneden.
3.    Bu kimselerin en çok gündeme getirdikleri iddia ise, Hz. Mehdi (as)’ın dinlerini ortadan kaldırmak istediği olacaktır. Yani Hz. Mehdi (as) onların batıl dinlerine, bidatlerine göre değil Kuran’a göre, Peygamberimiz (sav)’in sünnetine göre davranacaktır.

Muhyiddin Arabi Hazretleri de Hz. Mehdi (as) döneminde dinin özüne döneceğini yani Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi saf halinde yaşanacağını söylemiş, Hz. Mehdi (as)’a en çok muhalefet eden kimselerin ise bazı cahil sözde din adamları olacağını şöyle haber vermiştir:

Onun (Hz. Mehdi (as)’ın) döneminde din tamamen rey’den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. VERECEĞİ BİRÇOK HÜKÜMLERDE ULEMANIN MEZHEPLERİNE MUHALEFET EDECEKTİR. BUNDAN DOLAYI ONDAN UZAK DURACAKLARDIR. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müçtehid bırakmadığını kabulleneceklerdir… (Muhyiddin Arabi, “Futuhat-El Mekkiye”, 66. bab, c. 3, s. 327- 328)

Muhyiddin Arabi Hazretlerinin açıklamalarına göre; Hz. Mehdi (as)’ın ilmi çok güçlü olacak, onun dönemindeki cahil alimler onun ilminin gücü ve etkisi karşısında tamamen etkisiz hale geleceklerdir. Hz. Mehdi (as)’a karşı çıkmalarının en önemli sebeplerinden biri ise halk arasında bir imtiyazlarının kalmayacak olmasıdır. Hz. Mehdi (as)’a karşı öfkeleri o kadar şiddetli olacak ki neredeyse onun şehit edilmesine fetva vermeye yeltenecekler ama Hz. Mehdi (as)’ın ilmi çok güçlü olduğu için buna cesaret edemeyeceklerdir:

… Mehdi, dini Peygamberin (sav) zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis ve hakiki dinden başka hiç bir mezhep kalmayacak. ONUN DÜŞMANLARI İÇTİHAD ALİMLERİNİN TAKLİD EDENLERİ OLACAK. Çünkü onlar Mehdi’nin mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan HOŞLANMAYACAKLAR, FAKAT KARŞI DA GELEMEYECEKLER… Onun kılıncı (ilmi, manevi gücü) kardaşlarıdır. Kılıcından (ilminden) korktukları için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler.

ONUN AÇIK DÜŞMANLARI FUKAHA (FIKIH ALİMLERİ) OLACAK. ÇÜNKÜ HALK ARASINDA BİR İMTİYAZLARI KALMAYACAK. HATTA AHKAM HUSUSUNDA İLİMLERİ DE AZALACAK. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek.. ŞAYET ELİNDE KILINÇ (İLİM) OLMASAYDI FAKİHLER ONUN ÖLÜMÜNE FETVA VERİRLERDİ. Lâkin Cenâb-ı Hak, onu keremiyle ve kılınç ile tathir edecek (temizleyecek), onlar ona itaat edeceklerdir. Çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam (hükümler) hususunda ilimleri de azalacak. Mehdi’nin gelişiyle alimlerin hükümlerindeki ihtilâflar da giderilecek. Ondan hem korkacaklar hem de birşeyler umacaklar. KALBEN ONDAN NEFRET EDECEKLER. FAKAT BUNA RAĞMEN İSTER İSTEMEZ HÜKMÜNÜ KABUL EDECEKLER.

(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci,Kıyamet Alametleri, 186-187)

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde ise ahir zamanda bir kısım cahil alimlerin İslam alemine büyük zarar vereceğini şöyle ifade etmiştir:

ÜMMETİM, KÖTÜ ÂLİMLER, cahil abidler yüzünden helak olur. [Darimi]

Peygamber Efendimiz (sav) kıyamet alametlerinden biri olarak ilmin  ortadan kalkıp cehaletin yerleşeceğini söylemiştir:

Allah-u Teala ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lakin alimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara cahil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (ayet, hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetva verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar. (Buhari Tecrid-i sarih: 2174)
Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Tanıdıkları ona, “Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?” derler. O da, “İnsanlara, günahtır, yapmayın” der, kendim yapardım. “Yapın” dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum” der. [Buhari]

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, enaniyeti güçlü, imanı zayıf, maddeci görüşlere saplanmış bir kısım cahil din alimlerinin, Hz. Mehdi (as)’ın gelmeyeceği konusunda mücadele edeceklerini haber vermiştir. Bediüzzaman “enaniyetleri kavi” sözleriyle bu kişilerin aklını beğenen, kendini büyük, kusursuz ve üstün gören; ve adeta kendi nefsini putlaştıran kimseler olduklarına dikkat çekmiştir (Allah’ı tenzih ederiz). “İmanı zayıf” sözleriyle ise, bu bakış açılarının, söz konusu din alimlerinin Allah inançlarının zayıf olmasından, dine karşı da kuşkulu olmalarından, dini, bir meslek ya da itibar vesilesi olarak görmelerinden kaynaklandığını belirtmiştir.

Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve Bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden hâdîs-i Şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi), onların bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ BİR KISIM DA (aklını beğenen, kendini büyük, kusursuz ve üstün gören; ve adeta kendi nefsini putlaştıran kişiler de (Allah’ı tenzih ederiz)), İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER.” (Sözler, s. 355)

98 Peygamber efendimiz (sav) bir kısım sözde din aliminin ahir zamanda Hz. Mehdi (as)a karşı düşmanca tavırlarının olacağını haber vermiştir

14 Temmuz 2010

Popularity: 25% [?]

Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı hafif olup sakalı yanlarda az, aşağı tarafı ise uzun olacaktır

14 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı hafif olup sakalı yanlarda az, aşağı tarafı ise uzun olacaktır

… (HZ MEHDİ (AS)) ORTA BOYLU, ESMER, MECZUM (HAFİF SAKALLI), KEVSEC (SAKALI YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI UZUN OLAN; … BİR ADAM Kİ, ONA ŞUAYB BİN SALİH DENİLİR. …(Fetava-i Hadîsiyye, Ebü’l-Abbas Şehabeddin Ahmed İbn Hacer el-Heytemi-41)

** Hadîsteki bu isim o zatın asıl ismi değil, unvan-ı mülahaza olan ismidir. Kezalik “Mehdî”, “Cahcah”, “Deccal”, “Süfyanî” gibi isimler de birer ünvandır. O şahıslar aynı bu isimle gelir demek değildir. Mesela Peygamber (A.S.M.)‘ın ismi Tevrat’ta ve İncil’de “Ahyed, Ahmed, Faraklit, Münhamenna” olarak geçmektedir. Hz. İbrahim’in babasının adı “Tareh” olduğu halde Kur’an ona “Azer” demiştir. Allahu A’lem  meşrikten çıkan o zatın bütün dünyanın ordularına karşı koyan küçücük bir ordusu olduğu için ona şubecik anlamında Şuayb adı verilmiştir. “Bin Salih” denilmesi ise, bu zatın babası da kendisi gibi salih bir insan olmakla beraber …

Hem şu hadîste o zatın diğer bir ismi “Hâris bin Harras”dır ki Aslan oğlu aslan demektir. O zatın isminin manasına tevafuk etmektedir.

“Maveraünnehir’den bir adam (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkar, ona El-Hâris İbn-ul Harras** denir.(Ebu Davud, Mehdi 1, (2452))
Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (r.a.)
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c. 5, s. 617)
(Sünen-i  Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410)


Haris aslan demektir.** Haris aslan demektir. O zatın ismi ile aynı mânâdadır. Binaenaleyh hadîs kinayeli olarak o zattan bahsetmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v)’den rivayet edilen bu hadisi şerifteHz. Mehdi (a.s.) hakkında çok detaylı bilgi vermiştir.  Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisi şerifinde açıkça Hz. Mehdi (a.s.)’ı tarif etmiş, bazı fiziksel özellikleri ve tabiyeti altında olan küçük grubu hakkında önemli bazı detaylar vermiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verdiği detaylardan biri Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı ile ilgilidir. Birçok hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakallı olacağını haber veren  Peygamberimiz (s.a.v) bu hadisinde de bu sakalın şekliyle ilgili detaylar bildirmiştir. Hadisteki “meczum” yani “hafif sakallı” ifadesiyle Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakal cinsinin; sert sakal şeklinde değil aynı Peygamberimiz (s.a.v.)’de de olduğu gibi ince tüylü sakal şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Şekil olarak da yanlardan az yani ince olarak inen, aşağı kısmı ise uzun olacak bir şekle sahip olduğunu ifade etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Mehdi (a.s.)’ın orta boylu ve esmer yani diğer hadislerde de bildirildiği gibi kırmızıya çalan beyaz bir cilt rengine sahip olduğunu bildirmiştir.

Burada Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak verdiği başka bir önemli detay da başka birçok hadiste de bildirilen ve Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olan kişilerin sayısının çok az oluşu ile ilgili bilgidir.

Peygamberimiz (s.a.v.) bunu birçok hadisinde ifade etmiştir. Bu nedenledir ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında, manevi ordusuna sonradan katılıp sayılarını binlerce kişiye ulaştıracak bir ordu ya da topluluk olmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın birlikte inkar edenlere karşı fikri mücadele yapacağı ordusu, hep çok az sayıda kalacaktır.

Bu hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’a Şuayb bin Salih diye hitap etmektedir. Hadisi şerh eden büyük İslam alimi Heytemi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) için kullanılan Şuayb kelimesinin şubecik anlamında kullanıldığını ifade etmiş, bu ifade ile Hz. Mehdi (a.s.)’ın çok sayıdaki inkarcılara karşı fikri mücadele verecek olan arkadaş grubunun sayısının son derece az olduğunun ifade edildiğini söylemiştir. Yine Bin Salih ifadesiyle de Hz. Mehdi (a.s.)’ın babasının da salih bir insan olduğuna dikkat çekildiğini açıklamıştır.

18863041fs3 Hz. Mehdi (a.s.)ın sakalı hafif olup sakalı yanlarda az, aşağı tarafı ise uzun olacaktır

13 Temmuz 2010

Popularity: unranked [?]

Büyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir

06 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya

Büyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir

•    HUD SURESİ’NİN, 86. AYETİ

Ebu Cafer (r.a.), bu alametleri şöyle saymıştır:

“… O (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkınca sırtını Kabe’ye yaslar. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)) tabilerinden 313 kişi tabi olur. Hz. Mehdi (a.s.) ilk önce şu ayeti okur: “EĞER MÜMİN İSENİZ ALLAH’IN BIRAKTIĞI SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.” (HUD SURESİ, 86)

Bu ayeti okuyup şöyle der: “BEN SİZİN İÇİN ALLAH’IN BIRAKTIĞI VE HALİFESİYİM (Müslümanların manevi lideriyim). BEN ONUN HÜCCETİYİM.” HZ. MEHDİ (A.S.)’A SELAM VERENLER ŞÖYLE SELAM VERİRLER: “SELAM SANA EY ALLAH’IN YERYÜZÜNDE BIRAKTIĞI (BAKİYYESİ!)” Sonra herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) bey’at (biat) eder. (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) Adamlarının sayısı on bine ulaşır. Allah’ın dışında bir başkasına ibadet eden, Musevi ve Hıristiyan olan herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) iman eder. Böylece yeryüzünde tek bir millet hasıl olur; o İslam milletidir. Sonra Allah’tan başkasına tapanların üzerine gökten bir ateş düşer ve onları yakar. Doğrusunu Allah bilir.”

(Nurul Ebsar, Ehl-i Beyt, Oniki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri Şeblenci (1250),Tercüme: Saim Güngör, (Pamuk Yayıncılık Nisan 2004 Cilt: 628 77 93) s. 594)

•    NUR SURESİ’NİN 55. AYETİ

ALLAH, İÇİNİZDEN İMAN EDENLERE VE SALİH AMELLERDE BULUNANLARA VA’DETMİŞTİR: HİÇ ŞÜPHESİZ ONLARDAN ÖNCEKİLERİ NASIL ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILDIYSA, ONLARI DA YERYÜZÜNDE ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILACAK, KENDİLERİ İÇİN SEÇİP BEĞENDİĞİ DİNLERİNİ KENDİLERİNE YERLEŞİK KILIP SAĞLAMLAŞTIRACAK VE ONLARI KORKULARINDAN SONRA GÜVENLİĞE ÇEVİRECEKTİR. ONLAR, YALNIZCA BANA İBADET EDERLER VE BANA HİÇ BİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAZLAR. KİM BUNDAN SONRA İNKAR EDERSE, İŞTE ONLAR FASIKTIR.

(Nur  Suresi, 55) Ali bin Hasan kanalıyla Ayyasi tarafından rivayet edildi: Onun yanında bu ayet-i kerime okundu: Onlar Allah’a yemin olsun ki bizim ehli beytin sevenlerindendir. ALLAH BİZDEN BİR ŞAHSIN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ELİYLE ONLARA (BUNU) YAPTIRIR. O ŞAHIS İSE BU ÜMMETİN MEHDİSİDİR.

(Mecmau’l beyan fi tefsiri’l-Kuran Ebu Ali Eminuddin Fazl, Hasan b. Fazl Tabersi 1986, c:4, sf. 832)

Ayaşi tefsirinde:

Zeynel-Abidin Hz.leri: … (Nur Suresi, 55) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “VALLAH! ONLAR, BİZ EHL-İ BEYTİ SEVENLERDİR. ALLAH ONLAR İÇİN BUNU MUHAKKAK YAPACAKTIR, BİZDEN BİRİNİN ELİYLE… Kİ O BU ÜMMETİN MEHDİSİ’DİR.”

•    ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ

“ANDOLSUN BİZ ZİKİR’DEN (BÜTÜN SEMAVİ KİTAPLAR VEYA TEVRAT) SONRA ZEBUR’DA DA ‘HİÇ ŞÜPHESİZ, SALİH KULLARIM YERYÜZÜNE MİRASÇI OLACAKLARDIR’ DİYE YAZDIK.”

İMAM MUHAMMED BÂKIR (A.S) BU AYETLE İLGİLİ OLARAK ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: “BUNLAR, AHİR ZAMANDA ZUHUR EDECEK OLAN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ASHABIDIR.” ( Mecma-ul Beyan Tefsiri.)

•    MAİDE SURESİ’NİN, 54. VE EN’AM SURESİ’NİN, 89. AYETLERİ:

Maide suresi, 54. ayet: “EY İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK Kİ O ONLARI (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI) SEVER, ONLAR DA O’NU SEVERLER. MÜMİNLERE KARŞI ALÇAK GÖNÜLLÜ, KÂFİRLERE KARŞI ONURLU VE ŞİDDETLİDİRLER. ALLAH YOLUNDA CEHD (FİKRİ MÜCADELE YAPARLAR) EDERLER VE HİÇBİR KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR…

… İmam Cafer Sadık (a.s) bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “BU AYETTE İŞARET EDİLEN GÖREVİN SAHİBİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) KORUMA ALTINDADIR. ŞAYET İNSANLARIN TÜMÜ GİTSELER DE, ALLAH ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) VE ASHABINI GETİRECEKTİR. ONLAR YÜCE ALLAH’IN HAKLARINDA ŞÖYLE BUYURDUĞU KİMSELERDİR: ‘Şimdi şunlar, bunları inkâr ederse, BİZ BUNLARI İNKÂR ETMEYECEK BİR TOPLUMU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI), BUNLARA VEKİL BIRAKMIŞIZ. (En’am 89)

ONLAR (HZ. MEHDİ (A.S.) VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLAR) ŞU AYETİN KASTETTİĞİ KİMSELERDİR: “EY İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, (BİLSİN Kİ) ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK ki… (Maide Suresi, 54)..” (Tefsir-un Nu’mani.)

•    YASİN SURESİ’NİN, 30. AYETİ:

AMA HÜCCET (HZ. MEHDİ (A.S.)) HALKI TANIR, HALK İSE ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) TANIYAMAZ. TIPKI YUSUF GİBİ. YUSUF HALKI TANIDIĞI HALDE ONLAR YUSUF’U İNKAR EDERLERDİ. SONRA HZ. ALİ ŞU AYETİ OKUDU: “KULLARA YAZIKLAR OLSUN, RESUL ONLARA GELDİKÇE ONUNLA ALAY EDİYORLARDI.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162)

•    ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ:

ANDOLSUN, BİZ ZİKİRDEN (TEVRAT’TAN) SONRA ZEBUR’DA DA: “ŞÜPHESİZ ARZ’A SALİH KULLARIM VARİSÇİ OLACAKTIR.” diye yazdık. İmam Bakır ve Sadık’tan rivayet edilmektedir: “Buradaki (ayette bildirilen) “SALİH KULLAR”, HZ. MEHDİ (A.S) VE ARKADAŞLARIDIR.” (Hüseyin es-Şirazi, sf. 113)

•    NEML SURESİ’NİN, 62. AYETİ:

“YA DA SIKINTI VE İHTİYAÇ İÇİNDE OLANA, KENDİSİNE DUA ETTİĞİ ZAMAN İCABET EDEN,
KÖTÜLÜĞÜ AÇIP GİDEREN VE SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ KILAN MI? …”

NEML SURESİ, 62. AYETLE İLGİLİ HADİS:

Muhammed bin Müslim şöyle der: “Haceti (ihtiyaç, muhtaçlık içinde) olan biri O’nu çağırdığında O’na icabet eder.” ayeti hakkında İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: Bu ayet Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) aleyhisselam hakkında nazil olmuştur. Beyaz bir kuş şeklinde Kabe’nin oluğundan gelip HALKIN İÇİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’A İLK BİAT EDECEK OLAN CEBRAİL ALEYHİSSELAMDIR. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s.37

•    BAKARA SURESİ’NİN, 155. AYETİ:

Andolsun, BİZ SİZİ BİRAZ KORKU, AÇLIK VE BİR PARÇA MALLARDAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN
EKSİLTMEKLE İMTİHAN EDECEĞİZ. Sabır gösterenleri müjdele.

… Ebu Basir’den: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:

KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) KIYAMINDAN ÖNCE *BİR YIL HALK AÇ KALACAK VE ONLARI ÖLDÜRÜLME KORKUSU SARACAK; MALLARI, CANLARI VE MAHSULLERİ AZALACAK. Bu olay Allah’ın Kitabı’nda açıkça yazar. Sonra bu ayeti tilavet etti: “SİZLERİ KORKU, AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE SABREDENLERİ MÜJDELE.”

(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 297)

*Hz. Mehdi (a.s.)’ın kıyamından önce dünya çapında 7 yıl süren çok büyük bir ekonomik buhran yaşanacaktır. İmam Caferi Sadık (a.s.), 7 yıl sürecek olan bu ekonomik krizin özellikle bir yıl boyunca daha da şiddetini artıracağına ve etkisini göstereceğine dikkat çekmiştir.

Aynı şekilde Muhammed Bin Müslim’den aktarılan diğer bir rivayete göre ise;

•    İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:

•    Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kıyamından önce belirtiler vardır: “Yüce Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir. Bu belirtiler nelerdir? Diye arzettim.

•    Buyurdu ki: O, ALLAH AZZE VE CELLE’NİN ŞU BUYRUĞUDUR. “SİZLERİ KORKU, AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE SABREDENLERİ MÜJDELE.”

•    Buyuruyor ki: Siz müminleri mutlaka imtihan edeceğiz. Korku ile yani saltanatlarının sonlarına doğru filanca oğullarının hükümeti ile korkutacağız. Ve açlıkla, yani mahsullerin pahalılığı ile. Malların azalması yani, ticaretlerin kesat olması ve faziletinin azalması. Canlar (ın azalması) yani, hızlı ve ani ölümler. Mahsuller(in azalması) yani, çiftçiliğin azalması ve meyvelerin bereketinin azalması. SABREDENLERİ MÜJDELE YANİ, İŞTE O ZAMAN KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ALEYHİSSELAM’IN ZUHURU İLE (ONLARI MÜJDELE. Sonra bana buyurdu ki: Ey Muhammed! Bu onun te’vilidir. (asıl mana ve yorumu budur). Allah azze ve celle buyuruyor ki: “Onun tevilini sadece Allah ve ilimde derin olanlar bilirler.”

•    A’Lİ İMRAN SURESİ’NİN, 83. AYETİ:

PEKİ ONLAR, ALLAH’IN DİNİNDEN BAŞKA BİR DİN Mİ ARIYORLAR? OYSA GÖKLERDE VE YERDE HER NEAYA VARSA -İSTESE DE, İSTEMESE DE- O’NA TESLİM OLMUŞTUR VE O’NA DÖNDÜRÜLMEKTEDİRLER.

Tefsir-i Ayaşi’de, İmam Musa Kazım’ın nakliyle, bu ayetin Hz. Mehdi (a.s.)’a baktığı rivayet edilmektedir.

•    HADİD SURESİ’NİN, 17. AYETİ:

BİLİN Kİ GERÇEKTEN ALLAH, ÖLÜMÜNDEN SONRA YERYÜZÜNE HAYAT VERİR. ŞÜPHESİZ BİZ, UMULUR Kİ AKLINIZI KULLANIRSINIZ DİYE SİZE AYETLERİ AÇIKLADIK. (Hadid Suresi, 17)

Selam b. Müstenir de, İmam Muhammed Bakır (aa)’dan şu hadisi rivayet etmiştir:

“ALLAH TEALA, KIYAM EDECEK HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ELİYLE YERİ DİRİLTECEKTİR. O (HZ. MEHDİ (A.S.)), ADALET ÜZERE HALKI YÖNETECEKTİR. BÖYLECE YERYÜZÜ ZULÜMLE ÖLDÜKTEN SONRA, HZ. (MEHDİ (A.S.)) ADALETLE TEKRAR DİRİLTECEKTİR.”  (Şeyh Tusi, Gaybet, s. 120; Duhayyil, el-Hz. Mehdi, s. 57)

•    HUD SURESİ’NİN 8. AYETİ

Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.

…İshak bin Abdülaziz’den:

İmam Caferi Sadık aleyhisselam “ONLARIN UĞRAYACAKLARI AZABI SAYILI BİR ÜMMETE DEK ERTELERSEK ayeti hakkında şöyle buyurdu:

Azap, Kaim aleyhisselam’ın (Hz Mehdi (as)’ın) kıyamıdır. Sayılı bir ümmet ise Bedir’de savaşanların sayısı kadar olan ashabıdır.”

•    BAKARA SURESİ’NİN 148. AYETİ

… Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

…Ebu Basir’den:

İMAM CAFERİ SADIK ALEYHİSSELAM “HAYIRLI İŞLERE DOĞRU KOŞUN, NEREDE OLURSANIZ OLUN ALLAH HEPİNİZİ BİRDEN TOPLAR, BİRLEŞTİRİR ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Kaim (Hz Mehdi (as)) ve ashabı hakkında nazil olmuştur. Allah onları (Hz Mehdi (as) ve ashabını) vaatsiz olarak biraraya toplayacaktır.”

•    RAHMAN SURESİ’NİN 41. AYETİ

(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

…Ebu Basir’den:

İmam Caferi Sadık aleyhisselam “SUÇLULAR ÇEHRELERİNDEN TANINACAK ayeti hakkında şöyle buyurdu: ALLAH ONLARI TANIR, LAKİN BU AYET KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. (HZ. MEHDİ (A.S.)) ONLARI ÇEHRELERİNDEN TANIYACAK VE ASHABI İLE BİRLİKTE ONLARI FİKREN DARMADAĞIN EDECEK.

•    FUSSİLLET SURESİ’NİN 53. AYETİ

BİZ AYETLERİMİZİ HEM AFAKTA, HEM KENDİ NEFİSLERİNDE ONLARA GÖSTERECEĞİZ;  ÖYLE Kİ, ŞÜPHESİZ ONUN HAK OLDUĞU KENDİLERİNE AÇIKÇA BELLİ OLSUN. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?

Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselama Allah azze ve cellenin bu ayetin tefsiri soruldu: “PEK YAKINDA ONLARA ALEMDEKİ VE CANLARINDAKİ DELİLLERİ GÖSTERECEĞİMİZ ZAMAN, SONUNDA ONUN HAKK OLDUĞUNU ANLAYACAKLARDIR.” Şöyle buyurdu: Onlara nefislerindeki mesh (hayvanlaşma) gösterilecek ve alemin onlara artık daraldığı gösterilecek. Böylece onlar Allah’ın kudretini hem kendi nefislerinde hem de alemlerde göreceklerdir. “Sonunda onun hakk olduğunu anlayacaklardır.” İşte o zaman Kaim’in (Hz Mehdi (as)’ın) zuhurdur. O (Hz. Mehdi (a.s.)) Allah Azze ve Celle’den gelen hakktır ve bu halk onu (Hz. Mehdi (a.s.)’ı) mutlaka görecektir.”

•    MAİDE SURESİ’NİN 54. AYETİ

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.

Süleyman bin Haruni İcli şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisseslam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Bu emrin sahibinin (Hz Mehdi (as)’ın) ashabı mahfuzdurlar, eğer halkın hepsi ölse dahi Allah onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ashabını getirir. Allah azze ve celle onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar ona karşı kafir olsalarda, O’na öyle bir kavim vermişiz ki ona karşı kafir olmazlar.” Allah onlar Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) hakkında ayrıca şöyle buyurmuştur: “Allah öyle bir kavim getirecek ki Allah onları (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabını) sever, onlar da Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı getirir Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı azizdirler.”

•    BAKARA SURESİ’NİN 249. AYETİ

Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “DOĞRUSU ALLAH SİZİ BİR IRMAKLA İMTİHAN EDECEKTİR. …”

Ebu Basir şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Talut’un ashabı bir nehirle imtihan olunmuş ve Allah onlar hakkında “Sizleri bir nehir ile deneyeceğiz.” buyurmuştu. KAİM (HZ. MEHDİ) ALEYHİSSELAM’IN ASHABI DA TIPKI ONUN GİBİ İMTİHAN OLUNACAKLAR.”

•    ALİ İMRAN SURESİ’NİN 200. AYETİ

Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.

İmam Bakır (A.S.) bu ayette şöyle ma’na vermişlerdi:

“Ey Muhammediler! Farzların edasında sabrediniz, düşmanlarınızın eziyetlerinde musabere ediniz, birbirinize yardım ediniz, İMAMINIZ MEHDİ RESULE SIMSIKI SARILINIZ.Süleyman İbrahim, Meveddet Pınarları, Hz. Muhammed Aleyhisselam ve Al-i Aba, On İki İmam, Hz. Mehdi (a.s.) Resul Hakkındaki Ayet ve Hadisler, Çeviren: Adnan M. Selman, s. 219)

•    TEVBE SURESİ’NİN 33. AYETİ

Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.

İmam Ca’fer Sadık Hz.leri bu ayet hakkında:

“Vallahi! Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) zuhur etmeden bu ayetin ma’nası tecelli etmez.

Abaye bin Reb’i’den, Emirel Mü’minin Hz. Ali (k.v.) yukarıda zikredilen ayet hakkında:

“Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a kasem ederim ki! Hiçbir köy kasaba ve şehir kalmayacak ki, sabah akşam içinde, “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resullullah denmesin” buyurdu.

İmam Zeynel-Abidin ve İmam Muhammed Bakır Hz.leri:

“Cenab-ı Hakk muhakkak Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ile İslam dinini bütün dinlere galip getirecektir.” buyurdular.

YUNUS SURESİ’NİN 20. AYETİ

Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.”

…CA’FER SADIK HZ.LERİ: “BU AYETTEKİ GAYB, HZ. MEHDİ (A.S.)’DIR buyurdular:

•    HUD SURESİ’NİN 80. AYETİ

DEDİ Kİ: “SİZE YETECEK GÜCÜM OLSAYDI VEYA SAĞLAM BİR YERE SIĞINABİLSEYDİM.”

Meali: Hz, Lut (a.s.) Allah’a şikayet ederek kavmine hitaben: Ne vardı, size karşı gelmek için benim bir kuvvetim olsaydı veya çok sarp bir kaleye sığınabilseydim.

İmam Ca’fer Sadık Hz.leri: “Bu ayet-i kerimedeki Hz. Lut (a.s.)’ın temenni ettiği kuvvet, Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kuvveti, sığınmak istediği kale de Hz. Mehdi (a.s.)’ın ashabı idi. ‘Rukn-i Şedid’ onlardır. Onlardan biri kırk adam kuvvetindedir ve her birinin kalbi demir gibidir….” buyurmuşlardır.

•    YUNUS SURESİ’NİN 110. AYETİ

Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.

Mufaddal’dan, Cafer Sadık Hz.lerinden, babasından, babalarından, Emirel Mü’minin Hz. Ali’den (k.v.):

Allah’ın nusratı (zaferi), ancak insanların ölümü yaşamaya tercih ettikleri zaman gelir, Rabbimin Kitab-ı Celilinde şu ayette beyan ettiği gibi:…

Ta ki peygamberler ‘Nusrat-ı mev’udenin hemen tecelli etmemesinden” ümitsiz oldukları, yalana çıkarıldıklarını zannettikleri bir zamanda, ansızın yardımımız (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara yetişti. Biz istediğimizi kurtarırız.

CENAB-I HAKK’IN NUSRATI KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.) ) İLE GELECEK.

•    ENBİYA SURESİ’NİN 105. AYETİ:

Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da: “Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır” diye yazdık.

Biz bunu Levh-i Mahfuz’da yazdıktan sonra kasem olsun Zebur’da da yazmıştık. Muhakkak Arza salih kullarım varis olur.

Muhammed Bakır ve Ca’fer Sadık Hz.leri:
“BU AYETTE ZİKREDİLENLER, KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) VE ASHABIDIR” BUYURDULAR.

•    HAC SURESİ’NİN 41. AYETİ

Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.

Ebu’l Carud’dan:

… O zulm ile yurdlarından çıkarılan kimselere, eğer arzda yer verirsek, ‘onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) iktidar sahibi olunca şımarmazlar”, namazlarına devam ederler, zekatlarını verirler, ma’rufu emrederler ve kötülükten nehyederler. Bunların bütün umurunun akıbeti Allah’a aittir.

İmam Bakır Hz.leri : “BU AYET HZ. MEHDİ (A.S.) VE ASHABI HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. ALLAH ONLARI DOĞUDAN BATIYA KADAR, BÜTÜN DÜNYAYA SAHİB YAPACAK, İSLAM’I ONLARLA YÜCELTECEK, ZULÜMDEN VE BİD’ATDEN ESER KALMAYACAK. “

•    ZARİYAT SURESİ’NİN, 23. AYETİ

İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, ŞÜPHESİZ, O (SİZE VA’DEDİLEN) SİZİN (ARANIZDA) KONUŞTUKLARINIZ KADAR, ELBETTE KESİN BİR GERÇEKTİR.

“Meali: Semaların ve arzın Rabbi hakkı için şüphesiz o (Hz. Mehdi (a.s.)), söylediğiniz söz gibi haktır.

Bu ayette de Cenab-ı Hakk: “SEMAVATIN VE ARZIN RABBİNE YEMİN EDERİM Kİ, KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ZUHURUNUN VA’Dİ, KONUŞTUĞUNUZ SÖZ GİBİ ŞÜPHESİZ VE HAKDIR” buyuruyor.

•    RUM SURESİ’NİN 4., 5. AYETLERİ

…Ve o gün mü’minler sevineceklerdir. Allah’ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder…

İmam Ca’fer Sadık (a.s.) bu ayet hakkında: “KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ZUHUR EDİNCE, MÜ’MİNLER ALLAH’IN NUSRATI İLE FERAHLANACAKLAR” buyurdu.

•    FUSSİLET SURESİ’NİN 53. AYETİ

Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz;  öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?

Ebu Basir’den: İmam Bakır hazretlerine bu ayet hakkında sorulduğunda şöyle buyurdular: “İçlerinde ve dışlarında Allah’ın acib ve garib mu’cizelerini görecekler ki, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURUNUN HAK OLDUĞUNA İNANACAKLAR. BUNDA HİÇ KİMSENİN ŞÜPHESİ KALMAYACAK.”

99 Büyük İslam alimleri Kuranda Hz. Mehdi (a.s.)a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir

05 Temmuz 2010

Popularity: unranked [?]

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’YE GÖRE MEHDİ NEDEN GELECEK?

26 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’YE GÖRE
MEHDİ NEDEN GELECEK?

Çünkü,

1- Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinde işaretle, Peygamberimiz’in (sav) hadislerinde de sarahatle Mehdi’nin geleceği müjdelenmiştir

Bazı ayet-i kerime ve ehadis-i şerife ahir zamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar. (Tılsımlar Mecmuası,168)


2- Allah her yüzyıl bir Müceddid gönderir

Ashâb-ı Kütüb-i Sitte’den İmam-ı Hâkim’in “Müstedrek”inde ve Ebu Dâvud’un “Kitab-ı Sünen”inde, Beyhaki “Şuab-ı İman”da tahriç buyurdukları: “Her yüz senede bir, Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor…” hadis-i şerifine mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlâna eş şehir kutbü’l ârifin, gavsü’l vâsilin, varis-i Muhammedi, kâmilü’t tarikatü’l âliyye ve-l müceddidiyye Halidi Zülcenaheyn Kuddise sirruhu… (Barla Lahikası, 119)

Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)

Baştaki hadis-i şerifin “her yüz sene başında dini tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor” müjdesinin ihbarına muvâzi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl i hakikatin tasdikiyle-1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir. (Barla Lahikası, 120)

Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş… Kanaat verir ki-nass ı hadis ile-Risale-i Nur tecdid i din hususunda bir müceddid hükmündedir. (Barla Lahikası, 121)
Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtnılarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık’tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder.” (Mektubat, 411-412)

3- 13. Asrın müceddidi Bediüzzamandır, 14. asrın müceddidi beklenmektedir

İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, 318)

Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam’ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye’deki hakikatler… Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (Hakikati araştırma meyli) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)


4- 14. Asrın müceddidinin Mehdi olduğu bildirilmiştir

“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi’nin Şakirtleri olabilir.” (Şualar, 605)

“Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse …. (Kastamonu Lahikası, 57)


5-
Bediüzzaman, müjdelenmemiş dahi olsa Mehdi’nin gelmesinin adetullaha uygun olduğunu söylemiştir

…Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık’tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder.” (Mektubat, 411-412)


6- Bediüzzaman Mehdi’yi müjdelemiştir

Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 – Kastamonu Lahikası, 72)

“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi’nin Şakirtleri olabilir.” (Şualar, 605)


7- Bediüzzaman, Mehdi’ye zemin hazırladığını bildirmiştir

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)


8- Ümmetin fesadı zamanlarında Allah her zaman bir müceddid, bir halife göndermiştir

..Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş.. (Mektubat, 411-412)


9- Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında da Allah en büyük müceddid olarak Mehdi’yi gönderecektir

..Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebevi’den olacaktır.. Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. (Mektubat, 411-412)


10- Yeryüzündeki Müslümanların başında bir emir, bir halife, bir müçtehid yoktur ve dağınık durumdadırlar.

..Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır..(Mektubat, 411-412)


11- Bediüzzaman, şu an zulüm gören ve mağlup görünümünde olan Müslümanların galip olacağını, tarihini vererek müjdelemiştir

Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam’ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye’deki hakikatler… Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (Hakikati araştırma meyli) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)


12- Bediüzzaman, hizmetinin Mehdi’ye yönelik bir hazırlık anlamında olduğunu ifade etmiştir

..Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)


13- Bediüzzaman, halen mevcut olan bidatlar zulümatını dağıtacak bir zatı gözlediğini söylemiştir

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak.’ Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)


14- Günümüze kadar etkisini sürdüren maddeciliği ve felsefeleri tam susturacak tarzda imani bir çalışmayı yapacak zatın Mehdi ve bu çalışmanın onun 1. vazifesi olacağını Bediüzzaman bildirmiştir

Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)

Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intiçar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek… (Emirdağ Lahikası, 259)


15- Dünyada yalnız imani değil, birçok alanda çalışma yapacak kişinin de Mehdi olacağı Bediüzzaman tarafından söylenmiştir

Büyük Hz. Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde. (Şualar, 456)


16- Bediüzzaman, birçok alanda çalışma yapma özelliğinin sadece Hz. Mehdi’de birleşeceğini ifade etmiştir

Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)


17- Üstad, Mehdi’nin ikinci vazifesinin İslam’ın hükümlerini hayata geçirmek olduğunu ifade etmiştir

İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. (Emirdağ Lahikası, 259)


18- Bediüzzaman’a göre Mehdi henüz oluşmamış olan İslam Birliği’ni kuracaktır

İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi’den kurtarmaktır. (Emirdağ Lahikası, 259)


19- Mehdi dünyada şu an halifesi olmayan Müslümanların halifesi olacaktır

İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir.


20- Mehdi şu an büyük karmaşa içinde olan insanlığı maddi, manevi tehlikelerden ve İlahi gazaptan kurtaracaktır

Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi’den kurtarmaktır. (Emirdağ Lahikası, 259)


21- Üstadın ifadesiyle Mehdi’nin milyonlarca kişiden oluşan orduları olacaktır

Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi’den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır. (Emirdağ Lahikası, 259)


22- Bediüzzaman, Mehdi’nin şeriatı icra ve tatbik edeceğini, yani toplumlarda İslam’ın hükümlerini uygulayacağını söylemiştir.

O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)


23- Üstad, Mehdi’nin çok geniş maddi imkanlara sahip olarak İslam Birliği’ni oluşturup, şeriatı icra ve tatbik edeceğini bildirmiştir

Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)


24- Semavi dinlerin hepsinin beklediği Hz. İsa’nın gelişi ile birlikte, İsevilerin Hz. Mehdi ile ittifak yapıp Kuran’a tabi olacaklarını Üstad bildirmiştir

O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam’a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)


25- Bediüzzaman, Hıristiyanlığın Kuran’a tabi olması ile dünya çok geniş çapta ve görkemli gelişmelere sahne olacağını söylemiştir

Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa’şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)


26- Üstad, Mehdi’nin büyük bir saltanat sahibi olacağını müjdelemiştir

Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)


27- Bediüzzaman, Hz. Mehdi’ye bütün müminler, ulemalar, evliyalar ve peygamberimizin (sav) soyundan olan seyyidler cemaati iltihak edip tabi olacaklardır demiştir

Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’aniye’nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı Muhammediye’nin (A.S.M.) kanunları bir derece ta’tile uğramasiyle o zat, bütün ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve ittihad-ı İslâm’ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. (Emirdağ Lahikası, 260)


28- Kendi dönemi dahil, daha önce gelmiş-geçmiş müceddidlerin hiçbirinin neden müjdelenen Mehdi olmadığını Bediüzzaman izah etmiştir

Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)


29- Şimdiye kadar gelen müceddidler yalnızca iman çalışmasını bir yönüyle yapmışlardır. Bediüzzaman, bahsettiği üç vazifeyi de ancak Mehdi’nin yapacağını bildirmiştir

Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)


30- Üstad, bazı kimselerin, ‘Mehdi eskiden çıkmıştır’ tarzındaki yanlış inanışlarının sebebini izah etmiş ve beklenen Mehdi ile karıştırdıklarını ifade etmiştir

“Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi’nin hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.

Allahu a’lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te’vili şudur ki: Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır me’yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te’yid edecek bir nevi Mehdi’ye veyahud Mehdi’nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: “Eskide çıkmış.” Her ne ise… (Şualar, 456)


31- Mehdi’nin Ehl-i Beytten biri olarak Ahir zamanda çıkması, “hem zaruri bir durumdur, hem de toplumsal hayatın kanunlarının bir gereğidir” der Bediüzzaman

Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur’aniyenin mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden A-li Beyt, elbette ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan “Büyük Mehdi” nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır…” (Şualar, 456)


32- Bediüzzaman, Hz. İsa’nın semavi nuzulünün kesin olduğunu bildirdiğine göre, Hz. İsa geldiğinde kiminle ittifak yapacaktır, o anda Müslümanların başında kim olacaktır? Rivayetler ve Bediüzzaman bu şahsın Mehdi olduğunu söylemektedir

Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavi nuzulü kat’i olmakla beraber; mânâ-yı işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da mu’cizane işaret ediyor. (Kastamonu Lahikası, 50)

Şahs-ı İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal’ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi’nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder, tâbi olur.” diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye’nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder. (Şualar, 493)


33- Hıristiyanlık dininin üçleme ve başka batıl ve hurafelerden arınacağı Bediüzzaman tarafından ifade edilmiştir. Böyle bir gelişme henüz gerçekleşmemiş, beklenmektedir

.. Hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak .. (Mektubat 53-54)


34- Hurafelerden arınan, saflaşan Hıristiyanlık dini, hak din olan İslam’a dönüşüp, İslam’a tabi olacaktır. Üstadın, rivayetlere göre aktardığı bu gerçek, henüz yaşanmamış ve beklenilen olağanüstü bir gelişmedir

.. Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet’e inkilab edecektir… Ve Kur’an’a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak. (Mektubat 53-54)

35- İslamiyet ve ona tabi olan Hıristiyanlık ittifak edip büyük güç kazanarak dinsizlik akımını mağlup edeceklerdir. Dünyanın çehresini değiştirecek bu gelişme, henüz yaşanmamış ve beklenmektedir

..Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak.. (Mektubat 53-54)


36- Bu ittifakın başına da Hz. İsa geçecektir. Hıristiyanların da beklediği Hz. İsa’nın nuzulü ve ittifak ile gelen bu neticeler yaşanmadığına göre, Bediüzzaman’ın yaşanacağını söylediği bu gelişmeler beklenmektedir

.. İttihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Sey’ va’detmiş elbette yapacaktır … (Mektubat, 53-54)


37- Dinsizlik akımı etkisini sürdürdüğüne göre, iki din ittifak etmediğine göre, hak dinin kuvvet bulmasını gerçekleştirecek olan iki mübarek zat olan Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın gelmeleri beklenmektedir

Şahs-ı İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal’ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi’nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder, tâbi olur.” diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye’nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder. (Şualar, 493)


38- İslam’ın, bu gelişmelerle birlikte dünyaya hakim olacağı müjdelendiğine göre, Müslümanların bunu ve bunun gerçekleşmesine vesile olacak Hz. Mehdi’nin zuhurunu, Bediüzzaman gibi gözlüyor olmaları doğru olanıdır

Allahu a’lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te’vili şudur ki: Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır me’yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te’yid edecek bir nevi Mehdi’ye veyahud Mehdi’nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: “Eskide çıkmış.” Her ne ise…

Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur’aniyenin mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden A-li Beyt, elbette ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan “Büyük Mehdi” nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır…” (Şualar, 456)


39- Kuran’ın hakikatleri henüz ihya edilmemiştir. Bediüzzaman’ın tabiriyle bir nev’i ta’tile uğrayan Kuran’ın hükümleri, Hz. Mehdi tarafından ihya edilecektir.

Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’aniye’nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı Muhammediye’nin (A.S.M.) kanunları bir derece ta’tile uğramasiyle o zat, bütün ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve ittihad-ı İslâm’ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. (Emirdağ Lahikası, 260)

.. Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan “Büyük Mehdi” nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır…” (Şualar, 456)


40- Kuran’ın hükümleri Mehdi tarafından icra edilecektir.

.. Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan “Büyük Mehdi” nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır…” (Şualar, 456)

O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)


41- Mehdi ve talebeleri geldiğinde üstad kendisinin hayatta olmayacağını, vefat etmiş olacağını vurgulamıştır

Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 – Kastamonu Lahikası, 72)


42- Bediüzzaman, hizmetiyle yaşadığı ülke ve yaşadığı yere yakın bölgelerdeki insanlara hizmetini ulaştırabilmiş, ancak Mehdi’nin İslam aleminin birliğini dayanak noktası alarak, etkisini tüm insanlığa ulaştıracağını söylemiştir

İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi’den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır. (Emirdağ Lahikası, 259)


43- Bediüzzaman, Mehdi’nin kendisinin komutanı, kendisinin de onun bir eri bir askeri olduğunu ifade etmiştir.

O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, 162)


44- Bediüzzaman kendisinin “seyyid” olmadığına, Mehdi’nin ise “seyyid” olacağına özellikle dikkat çekmiştir

“Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt’ten olacaktır.” (Emirdağ Lahikası, 247-250)


45- Bediüzzaman, kendi talebelerinin Risale-i Nurları ve kendisini hata ederek Mehdi zannettiklerini ve yanıldıklarını ifade etmiştir

… Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili, Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi O’na veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes’ul değiller. (Tılsımlar Mecmuası, 201)


46- Bediüzzaman’a göre, ahir zamanın büyük Mehdisi ünvanını alacak kişide ve cemaatinde üç vazifenin de yapıldığı görülmelidir

Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)

Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)


47- Üstad, ahir zamanda zuhur edeceği müjdelenen şahısları herkesin tanıyamayacağını, ancak yakınlarının imanlarının nuru ile tanıyabileceklerini ifade etmiştir

Hz. İsa (A.S) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O’nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, 54)

Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. (Şualar, 487)


48- Hz. İsa’yı en iyi tanıyacak kişi şüphesiz ki Hz. Mehdi’dir. Bediüzzaman onun talebelerinin sayılarının az olacağı ve küçük bir cemaat olduğunu söylemektedir

İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir. (Şualar, 495)


49- Hz. Mehdi ve ahir zamanda zuhur edeceği bildirilen diğer şahısların herkes tarafından tanınamayacağı, ancak imanın nurundan kaynaklanan bir dikkatle tanınabileceği Bediüzzaman tarafından bildirilmiştir

Şimdi Mehdi gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki:

Ehadîsi tefsir edenler, metn-i Ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya Süfyâniyeyi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.

Hem de o eşhasın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri Cemâate âit âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.

Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.


50- Bediüzzaman, Mehdilik için kendine hüsn-ü zan edenlerin, sadece iman vazifesine göre değerlendirme yaptıklarını, halbuki Mehdi’nin diğer vazifeleri olan ‘şeriatı ihya ve hilafeti tatbik’ etmesini dikkate almadıkları için yanıldıklarını ifade etmiştir

Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur’dan istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır; fakat Nur’un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir. (Tılsımlar Mecmuası, 168)

Popularity: unranked [?]

Kuran’da ve hadislerde haber verilen Dabbet-ül Arz bilgisayar ve internet teknolojisine işaret etmektedir (doğrusunu Allah bilir)

24 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Kuran’da ve hadislerde haber verilen Dabbet-ül Arz bilgisayar ve internet teknolojisine işaret etmektedir (doğrusunu Allah bilir)

İbni Abbas (ra)’dan: “Yüzü insan yüzüne benzer,Gagası kıllı…” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Yüzü insan yüzüne benzer: Yüzü insan yüzüne benzer ifadesiyle Dabbe’nin insana benzer özelliklere sahip olacağına işaret edilmektedir. Günümüzde bilgisayarlar da tıpkı insan gibi kameralar vesilesiyle görmekte, algılayıcı sistemleriyle işitmekte ve doğrudan konuşmaktadır.
Gagası kıllıdır: Bu hadiste bildirilen “gagası kıllıdır” ifadesi, bilgisayarların şarj edilmesi için kullanılan ve ince tellerden oluşan elektrik kablosuna işaret ediyor olabilir. Hayvanların gagası plastik gibidir, adeta bir mikayı andırır. İnce kabloları olan plastik şarj, hadiste belirtilen benzetmeye işaret ediyor olabilir.
Hüzeyfe (ra)’dan: “… Hiç kimse ona yetişemeyecek kaçan da kurtulamayacak.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Günümüzde bilgi iletiminde, bilgisayarın hızına erişebilmek mümkün olamamaktadır. Ve Dabbe’nin çıktığı dönemde, Kuran’ı ve Müslümanların tebliğini dinlemek istemeyenler bile, bilgisayarlar evlerine kadar girdiğinden, Allah’ın Yüce kudretini ve Kuran ahlakını mutlaka öğrenmek zorunda kalacaklar, kaçamayacaklardır.
Ebu Hureyre (ra)’dan: “Dabbet-ül Arz’da her türlü renk mevcuttur… ” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Şu anda günümüz bilgisayarlarında 16.8 milyon renk mevcuttur.
Ebuz Zübeyr (ra)’dan nakletmiştir: “… Gözü hınzır gözü gibi, kulağı fil kulağı gibi …” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Günümüz bilgisayarlarında artık küçük göz şeklinde kameralar vardır, bu kameralar vesilesiyle bilgisayarlar her türlü görüntüyü algılayabilmektedirler.
Günümüzde laptop bilgisayarların görünümü, fil kulağını andırır şekildedir. Aynı şekilde bilgisayarların ses kayıt özelliği sayesinde, mekandaki tüm sesler rahatlıkla bilgisayar tarafından algılanmakta, hatta kaydedilebilmektedir.
Beraberinde Hz. Musa (as)’ın asası … olacak. Yüksek sesle şöyle bağıracak: “İnsanlar artık ayetlerimize yürekten iman etmez oldular.” Sonra mümin ile kafiri damgalayacak (iman edenlerle inkar edenlerin tanınmasına vesile olacaktır). (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
Hz. Musa (as)’ın asası olacak: Yüce Allah,Hz. Musa (a.s.)’ın asasını bir anda canlı yılana dönüştürerek, dönemin Darwinist ve materyalistlerine karşı yoktan Yaratılışın en büyük delillerinden birini göstermiştir. Ahir zamanda da bilgisayar ve internet yoluyla tüm Darwinist ve materyalistlere Yaratılışın delilleri gösterilecektir.
Sonra mümin ile kafiri damgalayacak: Ahir zamanda müminlerin de kafirlerin de bilgisayar ve internet yoluyla Peygamberimiz (s.a.v)’in mührü ile karşılaşacağı anlaşılmaktadır. Hadiste, internete giren herkesin Resulullah (s.a.v.)’ın mührünü göreceğine, bu mührün müminlerin şevkini arttırıp, yüzlerini aydınlatacağına, inkar edenlerin ise enaniyetlerini kıracağına işaret etmektedir.
“Mümine rastlayacak müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak. Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
İnternete girdiklerinde Allah’ın varlığının delilleriyle, Kuran ayetleriyle ve İslam ahlakını anlatan eserlerle karşılaşan ve Peygamberimiz (s.a.v)’in mührünü karşılarında gören müminlerin hidayetleri artacak, imanları daha da kuvvetlenecektir. Peygamberimiz (s.a.v)’in mührü ile karşılaşan inkarcıların ise öfkelerinin şiddetinden yüzleri kapkara olacaktır.
Yeryüzünde bir yıldız gibi seyredecek. Peşine düşen onu yakalayamıyacak, ondan kaçarsa kurtulamayacak…. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
Bilgisayarlar, internet yoluyla tüm bilgileri dünyanın her yanına saniyeler içinde ulaştırabilmektedir. Bilgisayarlar hemen her evde olduğu için insanlar hak ve doğrudan kaçamayacaklardır.
“Çıkacak üç defa yerle gök arasında olan herkesin duyabileceği bir sesle haykıracak.
“Doğuya yönelip haykıracak, bütün Doğulular sesini duyacak. Şam’a yönelip haykıracak, bütün Yemenliler sesini duyacak. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
Dabbet-ül Arz yerin altına da hakim, yerin üstüne de hakim, gökyüzüne de hakimdir. Ulaşmadığı, girmediği hiçbir şehir, hiçbir ev kalmayacaktır. Şu anda bilgisayarlar evlerin tümüne girmiştir ve uydu teknolojileri ve internet vesilesiyle yer altında çalışan insanlardan, gökdelenlerin tepesinde yaşayan ya da gökyüzünde uçakla seyahat eden insanlara kadar bütün insanlara her ses ve her görüntü ulaşabilmektedir.
Gerçekten namaz kılan kişinin yanına gelecek, “bu senin namazın olmadı çünkü sen yalancısın ve mürainin (ikiyüzlü riyakar kimsenin) ta kendisisin” diyerek iki gözünün arasına, yalancı damgası vurulacak. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)
Kuran’ı kendince şahit tutarak dilini eğip büken, Kuran’a muhalif olduğu halde dindar görünümü altında hareket eden ikiyüzlü kişilere, bilgisayar ve internet yoluyla cevap verilmekte ve onların “yalancı” oldukları açıkça ifşa edilmektedir.
Şeytanı öldüreceği (fikren yok edeceği) hususundaki beyanat hatırlanacağı vechiyle (üzere) yukarıda geçmiştir. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)
Şeytanın sistemi olan Darwinizm, materyalizm, ateizm; internet yoluyla dünyaya ulaşan ve Allah’ın birliğini ve yüceliğini anlatan yayınlar vesilesiyle tamamen yerle bir olacak, şeytanın dini bu vesileyle ortadan kalkacaktır.
…bir adım atışta üç günlük mesafeyi birden katedecek… (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)
Günümüzde, bilgisayar ve internet vesilesiyle tek bir saniye içinde dünyanın diğer ucuna bilgiler iletilebilmekte, tüm insanlara ulaşabilmektedir.

SN. ADNAN OKTAR’IN DABBET-ÜL ARZ KONUSUNDAKİ AÇIKLAMALARI (29 Ağustos 2009)

Adnan Oktar: Şu Dabbet-ül Arz’ı bir anlatalım. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen  artık Allah’a tevekkül et. Sen apaçık bir hak üzerindesin.” (Neml Suresi, 79) Mümin Allah’a tevekkül edecek. Hak üzerindeyse gönlü çok rahat olacak inşaAllah. “Çünkü gerçekten sen ölülere söz dinletemezsin.”  (Neml Suresi, 80) Yani Allah küfür için onlar ölüdürler diyor. Siz onları diri zannedersiniz fakat onlar ölüdürler.” Diyor. “ Hayvanlar gibidirler hatta hayvanlardan daha da aşağıdırlar” (Araf Suresi, 179) diyor.  Yani vicdanen çökmüşlerdir diyor Allah.  “Ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”  (Neml Suresi, 80) Yani hiçbir şekilde dinlemek istemiyor. Mesela Müslüman geliyor, hadi bana müsaade diyor kaçıyor. Mesela ezan okunuyor kapattırıyor. Yahut Kur’an okunuyor televizyonu kapattırıyor.  Veya içeriye  – mesela otururken bir lokalde veya herhangi bir yerde – dindar birisi giriyor, hemen çıkıyor. Bak diyor ki Cenab-ı Allah “… ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” Dinlemek istemiyor. “ve Sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirecek değilsin.” Kör adam, anlatıyorsun anlatıyorsun anlamıyor. Allah hidayet vermedikçe anlamıyor. “Sen ancak ayetlerimize iman edenlere söz dinletebilirsin.” (Neml Suresi, 81) Allah’tan korkuyordur bu, söz dinler. “İşte Müslüman olanlar bunlardır” (Neml Suresi, 81) Allah’ın hidayet vermesi ve Allah’tan korkması gerekiyor. “O söz, başlarına geldiği zaman onlara yerden bir Dabbe çıkarırız…” (Neml Suresi, 82) Dabbet’ül Minel’ard. Yerden mamül bir varlık. Bir dabbe … Debelenen … yahut herhangi bir kendinden yürüyen eşya için de aynı kelime kullanıyor; Dabbe; yani depreşen,  hareket eden. “…O da insanların bizim ayetlerimize  kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” (Neml Suresi, 82)Yani imana dair,  iman hakkında onlara bilgi veriyor.  Bilgi veren bir şey. Şimdi biz bunu – Dabbe’yi – bir anlamaya çalışalım. “O söz başlarına geldiği zaman.” Ne zaman geliyor bu söz?  Kıyamet vakti. Mehdi’nin zuhur vakti. O söz başlarına geldiği zaman. Artık kıyamet iyice yaklaşmış. Son an artık çünkü  2120’de kıyamet bekleniyor. Artık o söz gelmiş inşaAllah. “Onlara yerden mamul bir dabbe çıkarırız. O da insanlara bizim ayetlerimize kesin bilgiyle…” Bakın kesin bilgi, demek kesin bir bilgi var, bir de kesin bilgi var. Net bilgi. Şimdi, ahir zamanda insanlara Kur’an’ın ışığından istifadeyle kesin bilgi sunuluyor.  “Kesin bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” Bakıyoruz bilgisayara. Bu konuşuyor mu?

Oktar Babuna: Konuşuyor

Adnan Oktar: Konuşuyor. Yazıyor da.

Oktar Babuna: Evet

Adnan Oktar: Anlatıyor da. Soru sorduğunda anında cevap veriyor değil mi? Neden mamül bu?

Oktar Babuna: Yerdeki elementlerden demir, var, alüminyum var, çinko var

Adnan Oktar: Değil mi; magnezyum, bakır, kobalt, çinko hepsi var. Silisyum hepsinden var. Yerden mamul bir kere, o tamam. Konuşuyor. Allah’ı anıyor Allah hakkında bilgi veriyor. Kesin bilgi veriyor mu ?

Oktar Babuna: Veriyor

Adnan Oktar: Net bilgi veriyor mu?

Oktar Babuna: Veriyor

Adnan Oktar: Güzel, şimdi hadislere göre bakalım, sürati nasıl bunun?

Oktar Babuna: O çok hızlı

Adnan Oktar: Bak diyor ki “hiç kimse ona yetişemeyecek, kaçan da kurtulamayacak.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276) Çünkü evinde dini öğrenmek istemiyor ama, bastın mı düğmeye Allah, Resul, Muhammed (sav), Peygamberimiz (sav)’in mührüyle karşılaşıyor. Allah’ın hükümleriyle karşılaşıyor, Kuran ayetleriyle karşılaşıyor, Hadis-i Şeriflerle karşılaşıyor, Darwinizm’in, materyalizmi n yıkılışıyla karşılaşıyor,  nereye gitse karşısına çıkıyor, ne diyor, kaçan da kurtulamayacak.
Bakın diyor ki renkli olacak diyor. O hayvanda her türlü renk mevcuttur. O dabbede,  o cisimde, o alette,  her türlü renk mevcuttur. Renkli mi bunun görüntüleri?

Oktar Babuna: Evet

Adnan Oktar:Her türlü renk var mı ?

Oktar Babuna: Var

Adnan Oktar:Hadise uyuyor mu ?

Oktar Babuna: Uyuyor.

Adnan Oktar: Musa’nın asası yanında olacak diyor. Siz yaratılışı  ispat ediyor musunuz internette ?

Oktar Babuna: Ediyoruz inşaAllah

Adnan Oktar: Hz Musa asayı atıp neyi ispat etti Firavuna ?

Oktar Babuna: Yaratılışı

Adnan Oktar:Yaratılışı ispat etti değil mi ? Ne dedi bak,ağaçtan  Allah bir anda hayvan yaratıyor, Nil’in çamurlarından yaratılmadı, demek ki o devrin Darwinizm’i yanlıştı, doğrusu yaratılıştır diyor. Bakın diyor ben bir ağacı yaratıyorum, canlanıyor, dolayısıyla sizin tesadüf iddianız doğru değil. Allah yaratıyor değil mi ? Hz Musa’nın asası gibi yaratılışı ispat edecek, anlatacak. Ne diyor, müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak. Sen burada internette Peygamberimiz (sav)’in mührünü gördüğünde için açılıyor mu?

Oktar Babuna: Açılıyor

Adnan Oktar: Bir neşe geliyor mu ?

Oktar Babuna: Geliyor

Adnan Oktar: Peygamberimiz (sav)’in mühründe neler var? Allah, Muhammed, Resul. Ne anlatıyor internet? Allah’ı anlatıyor. Muhammed (sav)’i anlatıyor. O’nun Resul olduğunu anlatıyor.  Ve yüzünü parlatıyor müminin. Pırıl pırıl oluyor.  Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek diyor.  İnanmayan karşılaştığında da kan  boğuyor, tansiyonu çıkıyor, morarıyor.  Bir okuyor oradaki gerçekleri. Tansiyonu fırlıyor 18’e 20’ye. Bunalıyor, sıkılıyor. Başka bir yere geçiyor. Orada da karşısına geçiyor. Yani kafir; inanmayan. İnanmayanı damgalıyor. Evet. Bak yeryüzünde diyor bir yıldız gibi seyredecek. Olağanüstü bir sürat olacak, peşine düşen onu yakalayamayacak.  Yani elektrik sürati olduğu için olağanüstü süratli. Yerle gök arasında herkesin duyabileceği bir sesle haykıracak.  Yerin altında alıyor mu bu internet?

Oktar Babuna: Alıyor.

Adnan Oktar: Üstünde alıyor mu?

Oktar Babuna: Alıyor.

Adnan Oktar: Herkes duyuyor mu?

Oktar Babuna: Duyuyor.

Adnan Oktar:Evet doğuya yönelip haykıracak bütün doğulular sesini duyacak. Şam’a dönüp haykıracak. Bütün Yemenliler sesini duyacak. Yani bütün dünya cihetlerini belirtiyor. Dünyanın her yerinde herkes sesini duyacak diyor. Bakın diyor ki; “bazı iki yüzlü, riyakar kimsenin kişilerin iki gözünün arasına yalancı damgasını vuracak.” ((Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)) Resulullah (sav)’ın mührüyle onu damgalıyor. Sen yalan söylüyorsun, Darwinizm yalan, materyalizm yalan. Bu yalanı onlara ispat ediyor Dabbet-ül Arz. Anlaşıldı mı? Ve de Hz. Mehdi’nin yardımcısıdır Dabbet-ül Arz. Hz. İsa Aleyhisselamın da yardımcısıdır ve bir nevi de kılıncıdır. Manevi kılıncıdır. Şeytan’ı öldürecek diyor. Şeytan ne? Deccaliyet,  Deccaliyet  ne? Darwinizm, materyalizm, Allah’tan korkmayan sistem. Ne diyor ? Şeytan öldürecek diyor. Şimdi biz internetle şeytanı öldürüyor muyuz? Darwinizm’i, materyalizmi yok ediyor muyuz? Hadis tam anlamıyla çıkmış mı? Çıkmış evet. Bir adım atışta üç günlük mesafeyi birden kat edecek. Olağanüstü süratli. Mesela dünyanın her yerinde şu an izleniyor. Bütün dünyaya dağılacağı Dabbet- ül arz’ın. Her yerde kolu olacak diyor. Her yere ulaşacak. Göğe ulaşacak, yere ulaşacak. Ulaşmadığı hiçbir yer kalmayacak. Hatta her eve girecek diyor. Her eve girip herkesi damgalayacak diyor, Resulullah (sav)’ın mührüyle.

Oktar Babuna: İnşaAllah

Adnan Oktar: Bakın; Hz Caferi Sadık’ta şöyle buyurur; “Adeta kaimi, Hz Mehdi Aleyhisselam’ı görür gibiyim.” Peygamberin (sav) altın mühürle mühürlenmiş sözleşmesini cebinden çıkarıyor. Mehdi Peygamber Efendimiz (sav)’in mührünü kullanacak. Altın diyor altın. Rengini de belirtiyor. Altın bir mühürle mührünü çıkarıyor.  Mührünü açarak onları insanlara okuyor. Rivayet var. İsa Aleyhisselam onu alıp açacak; sandığı açacak. Bir sandık buluyor Hz İsa aleyhisselam da ve onu açıyor ve içinde bir mühür, Resulullah (sav)’ın mührü ve bin tane kitap bulacak diyor. Hazır, Hz. İsa Aleyhisselam’dan önce. Mehdi Aleyhisselamın hazırladığı kitaplar. Bu kitaplarla İslam’ı, Kuran ahlakının esaslarını, sünnetini ihya edecek.
Risalet’ül Meşrep Elverdi fi Mezhebil Mehdi, Ali bin Sultan Muhammed el-Kari, sayfa – 4 enis cülescsi kitabından. 700 yıllık 800 yıllık eserler bunlar.  1000 yıllık eserler . Buralarda anlatılıyor.

Popularity: 25% [?]

HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. İsa (a.s.)’nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir

Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber. (Büyük Lugat-Tur-Dav, 3003)

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Şevkani de Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29′a ulaştığını söyleyerek bunları bir bir nakletmiş ve sonunda : Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, deccal hakkında hadisler ve Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine dair hadisler mütevatirdir demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kıyametin büyük alametlerinden biri olmak üzere ahir zamanda Hz.İsa (Aleyhisselam)’ın gökten yere ineceğini bildiren hadisler tevatür derecesindedir.
Sahih-i Müslim, 2/58

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Allah Resulu (sav)’den mütevatir olarak rivayet edilen hadislere göre Allah’ın Resulu (sav), Hz. İsa (a.s.)’ın kıyamet gününden önce adaletli bir imam ve hakem olarak ineceğini haber vermiştir.
Ibn-i Kesir, Hadislerle Kur’an Tefsiri, 13/7163

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.)’ın Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hureyre şöyle demiştir : Resulullah (sav) buyurdu ki:
Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki,
Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi
Sahih-i Müslim, 6/532
muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır, mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır.sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilmiştir : Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki,
Meryem’in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O, Haç’ı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracak; mal çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.
Sünen-i Tirmizi, 4/93

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu :
İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı) olarak (gökten yere) inmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O, (indiğinde) haçı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır. Mal da o kadar çoğalacaktır ki hiç bir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibni Mace, 10/340

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

. .

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:İsa bin Meryem (a.s.) benim ümmetim içinde;

1- adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak,

2- haçı kırıp ezecek (haça tapınmayı kaldıracak) ve domuzu öldürecektir.

3- (Zimmilerden) Cizyeyi kaldıracak,

4- ve zekatı terkedecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü ne de deve sürüsü üzerine zekat memuru çalıştırılmayacaktır.

5- Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.

6- Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır.
Sünen-i Ibni Mace, 10/334

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

1- Hz. İsa (a.s.) adaletli bir yönetici olacaktır.

2- Hadiste Hz. İsa (a.s.)’ın haçı kırıp (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldüreceği (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek) belirtilmiştir. Serhü’s Sünne’de ve başka hadis kitaplarında; Hz.Hz. İsa (a.s.)’ın tahrif olmuş, aslından uzaklaşmış olan Hıristiyanlığı iptal ederek Ser-i Şerifimizle (İslamiyetle) hükmedeceği belirtilmiştir. Hz.Hz. İsa (a.s.) tekrar geldiği zaman teslis inancı haça tapınma, ruhbaniyet… gibi Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri kaldıracak, bu dini indirildiği ilk haline döndürecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın domuzu öldürmesine dair cümlenin manası da şöyledir : O, domuz beslemeyi ve yemeyi yasaklayacak ve öldürülmesini emredecektir. Artık yeryüzünde domuz bırakmayacak ve böylece domuzun yenilmesini de tamamen önleyecektir.

3- Hz. İsa (a.s.)’ın cizyeyi, yani Ehl-i Kitab’tan alınan vergiyi kaldırmasına dair cümle de şöyle yorumlanmıştır : Yani Hz. İsa (a.s.), Ehl-i Kitap olan insanları İslam dinine davet edecek ve böylece cizye vermelerini kabul etmeyecektir.

Diğer bir yorum şekli de şöyledir : Cizye hiç bir gayr-i müslimden alınmayacaktır. Bu nedenle cizye almaya da gerek kalmayacaktır. Çünkü cizye müslümanların ihtiyaçlarında kullanılmak üzere alınır. İhtiyaç kalmayınca cizye almaya da gerek kalmaz.

4- Hz. İsa (a.s.)’ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata müstahak fakirin kalmaması sebebiyledir. Bu hüküm de cizye ile ilgili hüküm gibidir. Yani Hz. İsa (a.s.) İslam dininin koymuş olduğu zekat hükmünü kaldıracak değildir. Böyle bir mana düşünülemez. Maksad şudur : Yüce dinimiz, zekat müessesesini o döneme kadar tatbik edilmek ve o dönemde gerek kalmayacağından tatbik edilmemek üzere koymuştur. Hz. İsa (a.s.) da İslam’ın konulmuş hükümlerini tatbik edecektir.

5- Hz. İsa (a.s.) zamanında, bütün dünyayı hakimiyeti altına almış olan Mesih-i Deccal�n fikir sistemi yok edilecek ve dünyadaki hakimiyeti tam anlamıyla son bulacaktır. Masonluk v.s. gibi nifak odakları tamamen yok edilecek, bütün dünya huzur içinde yaşayacaktır.

6- Bir hadis-i şeriflerinde Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur :

Muhakkak O yeryüzüne inecektir… İnsanları İslama davet edecektir. O’nun zamanında Allah Teala İslam dışında bütün dinleri kaldıracak.
Tezkiret-il Kurtubi, 499

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne indiriliş alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına rağmen domuz eti yenmektedir. Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir. Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa (a.s.)’ın henüz zuhur etmediği anlaşılmaktadır. Fakat bu üstün Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz (sav)�en rivayet edilen hadisler ve din alimlerinin verdikleri bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl, Hicri 14. yüzyıldır.

Hz. İsa (a.s.) Ve Mesih Deccal

Mesih-i Deccal: Hakki batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin haberleriyle, ahirzamanda gelecek ve Allah’ı (c.c.) inkar edip kendisinin ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek, tek gözlü bir şahıstır.
Büyük LUGAT TÜR-DAV

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Her biri Allah’ın resulu olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccal gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır.Sünen-i Tirmizi, 4/82
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte Mesih (deccal) çıkacaktır:

Hz. İsa (a.s.) ilk defa göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından, O’nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen 33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma ihtimali yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin (deccallerin), o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca kendilerinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat dikkatli, ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin, dünyaya hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı döneme denk gelmektedir.

Deccal, bu sefer dünyaya hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada materyalizme galip gelmiş olan “Yaratılış” inancını kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir. Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan fitneden onun deccal olduğu anlaşılacaktır.

Mesih-i Deccal hipnotizma, manyetizma ve sihir türünden bazı yöntemleri kullanarak birçok istidracı (*) harikalar gösterecek, kendisinin Beklenen Mesih [yani Hz. İsa (a.s.)] olduğunu iddia edecektir. (Mesih, Hz. İsa (a.s.)�n lakabıdır.)

Değerli İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı yönünü şu şekilde belirtmiştir:

Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan Deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75

Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.

Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği daha da teşvik edecektir. Onun kendilerine fayda getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem hayatını cennet zanneden pek çok kişi O’na katılacaklardır. Deccal, sahte peygamber görünümü ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya, onları güçsüz düşürmeye, hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır. Deccal, samimi dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı olacaktır.

Yanlış yönlendirilmiş bazı Hıristiyanlar o devirde Hz.İsa (as)’ı beklediklerinden dolayı, O’nu tahrif edilmiş, değiştirilmiş İncil’deki vasıfları ile bekleyeceklerdir. Mesih-i Deccal de tam onların hayal ettikleri gibi istidracı harikalıklar gösterecektir. Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini konuşur halde gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve hipnozla, annesinin O’na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine işittirecektir. Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır. (Dışarıdan bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise o görüntüyü göremeyecektir.)

Deccal, önce beklenen Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın teslis inancındaki gibi Allah’ın kendisine hulül ettiğini (içine girdiğini) söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz). Bu sapkın yöntemi kullanarak dünyada muazzam bir taraftar kitlesi kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke yönelik, ahlaksızca ögretileri ve tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı daha da artacaktır.

Böyle azgınlığın arttığı bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde birleşmiş olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini “Sahte Mesih”e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve İstidrac nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara aldırmayacaklardır.

Hz. Mehdi (a.s.), deccalin gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan oluşan istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen ortadan kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz.  İsa (a.s.) olacaktır.

Bediüzzaman, bu gerçeği şöyle izah eder:

Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan) o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.
Mektubat, 53

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İşari manada ayet mealleri26/32- Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.

7/117- Biz de Musa’ya: “Asanı fırlatıver” diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. Musa (a.s.) o zamanın deccallerinin isdidraclarını ancak mucize ile yok etmişti.

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

…O’nun [Hz. İsa (a.s.)'ın] nefesinin kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal’in yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.Sünen-i Ibn-i Mace, 10/323
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) Deccal‘a nihayet Lud kapısı yanına yetişecek ve onu öldürecektir.Sünen-i Tirmizi, 4/105
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) Lud kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak, onu tartışarak yenecektir; Deccali öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz. Musa (a.s.)�a aynı şekilde Firavun’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. İbrahim (a.s.) ise Nemrud’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir sistemini yok edecek, Hz. İsa (a.s.) da, Mesih-i Deccal’in fikir sistemini ortadan kaldıracaktır. Önemli olan da, ebette ki bu şahısların yaydığı sapkın ideolojinin, toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin ortadan kalkmasıdır.

Deccali yenip fikir sistemini ortadan kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)’ın gerçek Mesih olduğunu anlayan Hıristiyan alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle Allah�n takdir ettiği doğru yola yani hak din olan İslam’a girecektir. �strong>Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur,�(Nisa Suresi, 159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra tüm dünya Allah�n hak dinine tabi olacak ve dinsizlik tamamen ortadan kalkacaktır.

Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.
-Hiçbir kimse arasında bir
düşmanlık kalmayacaktır.
-Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.
Sahih-i Müslim, 1/136
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Harp (erbabi) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakacak.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Mesih-i Deccal’in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp, sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile ırkçılık, milli egoizm yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce haline gelecek; ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm, faşizm, kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek; egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını kaybederek yok olacaktır.  Savaşların, çatışmaların sebepleri yok olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu sefer meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık harcamaları gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun yanında da insanların mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah bilir.

Hz. İsa (a.s.) Zamanında Büyük Bolluk Olacak

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Meryem oğlu (İsa) iner ve Deccal’i öldürür. Ondan sonra kırk yıl bol nimet içinde yaşarsınız.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 90

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İsa (Aleyhisselam)’ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata muhtaç fakirin kalmaması sebebiyledir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/339

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi arttırılacak, ilim ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya kurulduğundan bu yana teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar teknolojinin imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah dönemidir. Bu döneme bu yüzden “Altın Çağ” adı verilmiştir.

Hz. İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu  Seyh, Kitab-ül Fiten’de Ebu Hureyre’den tahric etti, Resulullah buyurdu: İsa bin Meryem iner, Deccal’i öldürür ve kırk (40) yıl Allah’ın kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 92
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İmam Nevevi: Hz. İsa Ümmeti Muhammed’e Peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi tatbik etmek için gelecektir,  demektedir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 68

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kadi Iyaz: “Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi, Deccal’i öldürmesi haktır ve gerçektir. Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid olan hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne de Ser-i Şerif’te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir delil yoktur. Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve Cehemiye mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara katılanlar bu konudaki hadislerin, Allah’ın 33/40- “Muhammed, … ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” mealindeki ayete, Peygamber Efendimizin “Benden sonra hiçbir peygamber yoktur” mealindeki hadisine ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir peygamberin olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi olup, hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair Müslümanların icma’ına ters düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olduğunu ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve gerekçe batıldır. Çünkü Hz. İsa (a.s.) ‘ın inmesinden maksad onun şeriatımızı yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve Peygamber olarak inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de başka hadislerde böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa (a.s.)’ın şeriatımızla hükmedecek adil bir hakim ve halkın terkettiği şeriatımızın hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih hadislerle sabittir.” demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338

Hz. İsa (a.s.) inecek ve hatem’ür rüsul Resulullah (s.a.v.) efendimizin şeriatina tabi olacaktır.
Mektubat-i Rabbani, 2/1309

Hz. İsa (a.s.) Efendimiz ahirzamanda yeryüzüne  indirildiği vakit, peygamberlikle vazifeli olarak yeni bir şeriat getirmeyecektir. Sahih hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri’nin izahında belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim ayetlerine göre hükmedecektir.

Hz. İsa (a.s.)’ın Hilyesi

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Peygamber efendimiz (sav) buyurmuştur ki:
Onu [Hz. İsa (a.s.)�] gördüğünüz zaman şu alametlerle tanıyınız:
1.Uzuna yakın orta boylu
2.Rengi kırmızı ile beyaza yakın
3.Üzerinde herd boyası ile boyanmış iki elbise vardır.
4.O derece temiz ki kendisine ıslak dokunmadığı halde başı su damlatır gibidir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 499
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: Geceleyin yürütüldüğüm zaman Musa Aleyhisselam’a kavuştum. (Peygamber onu tavsif ederek:) Bir de gördüm ki, O Senüe kabilesi erkeklerinden biri gibi kara yağız, uzun boylu, balık etli, düz saçlı bir zattır. İsa’ya da kavuştum (Peygamber onu da tavsif ederek: ) İsa, orta yapılı, sanki hamamdan çıkmış gibi al çehreliydi.
Sahih-i Müslim, 2/1053

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Yine Abdullah Ibn-i Ömer (r.a.) dan rivayet olunduguna göre Nebi (sav) demiştir ki:
Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe’de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o
esmer insanlardan en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) taranmış ve arınmıştı da bas’inin saç)ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu. (Orada bulunanlara) Bu kimdir? diye sordum. Onlar : Bu Meryem’in oğlu Mesih (İsa)’dır, dediler.
Sahih-i Buhari, 9/177

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına Defnedilecektir

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İbni Asakir Abdullah b. Selamdan: “Tevrat’ta Peygamberin sıfatı anlatılıyor ve orada İsa aleyhisselamin onunla beraber defn edileceği yazılıyor.
Buhari Tarihinde, İbni Asakir Ondan (Abdullah b. Selam) dan nakl ettiklerine göre,
İsa aleyhisselam Resulüllah ile iki Sahabisi (Ebu Bekr ve Ömer (r.a.) ‘nın yanında defn edilip kabir adedi dörde çıkacaktır.
İbni Cevzi’nin Abdullah bin Ömer (R. Anhüma)’dan merfuan nakl ettiği bir rivayette şöyle buyurulmaktadır:
“İsa aleyhisselam yeryüzüne inecek,
evlenecek çoluk çocuk sahibi olup kırk beş sene yaşıyacak, sonra ölecek, benimle ayrı kabire gömülecek, sonra ben ve İsa aynı kabirden Ebu Bekr ile Ömer (r.a.) arasından kalkacağız!”
Kıyamet Alametleri, 246/247
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa, yeryüzünde iken evlenecek ve bir çocuğu olacaktır. Ölünce, Müslümanlar onun namazını kıldıktan sonra Ravza-i Mutahhare’ye defnedeceklerdir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 65

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Muhakkak ki, Meryem oğlu, İsa yeryüzüne indiği zaman evlenecek, çocuğu olacak, yeryüzünde 45 yıl kalacaktır.
Miskatü-l Mesabih, 3/47

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde indikten ve 40 yıl kalıp yaşadıktan sonra ölür. Müslümanlar, O’nun cenaze namazını kılarak O’nu toprağa verirler. (Bu hadis, ebu Davud et Tayalisi’nin Müsned’inden rivayet edilmiştir.)
Hazreti Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde  kırk sene yaşadıktan sonra vefat edecektir. Müslümanlar O’nun cenaze namazını kılarak defnedecekler.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 498-499

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

.
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45 sene kaldıktan sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat edecektir. Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.


Risale-i Nur Külliyatında İsa Aleyhisselam

Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar Gönderilecektir:

Süfyan ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki ceryanı kuvvet bulacak.

Birisi: Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevinin silsile-i nuranisine baglanan, ehl-i  velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, o Süfyanin şahs-ı manevisi olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp dağıtacaktır.
(Mektubat, 53)


****


Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)’dan önce geleceği bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan’ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı tamire çalışacak, İslamiyetin yeniden canlandırılmasına ve dünya çapında yayılmasına gayret edecektir.

Hz.Mehdi (a.s.), Allah’ı inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan’dan kaynaklanan bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını kapatacaktır. Mehdi, Halife ünvanıyla İslam aleminin başına geçecek, Kur-an-ı Kerim’i ve iman esaslarını günün şartlarını da dikkate alarak ilmi bir şekilde insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarını güçlendirecektir.

İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe ahirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir güna hakimiyet verir. Öyle de : “Allah’ı inkar eden o cereyan efradları birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip, cebbarâne sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık olduğu malumdur.

İşte böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya çıktığı sırada), o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)’in şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyete inkilab edecektir… Ve Kur’an’a iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi, tabi; ve İslamiyet, metbu’ makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey’in vadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Sey “va’detmiş elbette yapacaktır.
(Mektubat, 53-54)

****

Mesih’i Deccal’in çok kuvvetli olduğu bir devrede, Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis, haç, domuz eti yemek v.s.) temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline dönecektir. İlahi dinler birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri onu düzeltmek ve yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi İslamiyet olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim’e uyacaklardır. Aynı durum Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi sonucunda inananlar kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek; iman edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya gönderilmiş olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) Allah’ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah elbette vaadini yerine getirecektir.

Sahih hadislerde müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de “şahs-ı manevi veya cemaat” şeklinde düşünmek veya “gelmiştir, görevini yapıp vefat etmiştir” iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok büyük zarar verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette yerine getirecektir. Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya tekrar gelmesinin kesin olduğunu bildirmektedir.

Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavi nüzulu kat’i olmakla beraber; mana-yi işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, 50)

Hz. İsa (a.s.) Mesih Deccal’i Öldürecektir:

Kat’i ve sahih rivayette var ki: “İsa Aleyhisselam büyük Deccal’i öldürür.”
Vel’ilmü indallah, bunun da iki vechi var:

Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc’cizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki:
O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.

İkinci vechi şudur ki: “Şahs-i İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcaderek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur. ” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.
(Sualar, 493)

****

Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle herkesi etkileyerek varlığını sürdüren deccal ve onun fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden gerektiğinde mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.) tarafından yok edilecektir.

Hz. İsa (a.s.) tekrar dünyaya geldigi zaman yeni bir din getirmeyecek, Islam dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu için, kendisine vahiy gelecek ve mucize gösterecektir.

Hz. İsa (a.s.)’ın idaresi altında Hıristiyanlığın hakikati ile İslamiyeti birleştiren talebeleri, bu birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i Deccal’in dinsizlik cereyanını, Allah’ı inkar fikrini etkisiz hale getirip, yok edecektir.

Hem alem-i insaniyette inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i Hz. İsa (a.s.) ‘ın din-i hakikisini İslamiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar bir İsevi cemaati namı altında ve “Müslüman İseviler” ünvanına layık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hz. İsa (a.s.)’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.
(Mektubat 413)

Hz. İsa (a.s.) Geldiğinde Başlarda Tanınmaması:

Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes O’nun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile O’nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes O’nu tanımayacaktır.
(Mektubat, 54)

Bediüzzaman hazretleri, Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya geldiğinin ilk yıllarında ancak yakın talebeleri tarafından imanın nuru ile tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu tanıyamayacağını bildiriyor.

Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.
(Sualar, 487)

Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit) imtihan sırrı olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra kendisinin farkına varacaktır. Talebeleri de imanın nuru ile O’nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan tanıyacaklardır. Herkes açıkça O’nun Hz. İsa’(a.s.) olduğuna hemen kanaat getiremeyecekdir. Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde mücadelesine başlayacaktır.

Hz. İsa (a.s.) tam anlamıyla zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu görecek ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu bileceklerdir. Fakat yine de “Acaba gerçekten İsa bu mu?” diye şüphe edenler var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle suçlanamaz, çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir. Yalnız böyle şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden, bereketinden mahrum kalabilir.

Hz. İsa (a.s.)’ın Küçük Bir Cemaati Olacak:

İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)

Hz. İsa (a.s.) küçük bir cemaat içerisinde vazifeye başlayacaktır. Daha ziyade İsrail ve İsrail’e yakın bölgelerde faaliyet gösterecektir. Okullarda ve askeri birimlerde talebeleri olacak ilk başta kendilerini gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hakim et-Tirmizi, “Nevdirü’l Usul”da şöyle nakletmiştir. Peygamberimiz (sav): Meryem oğlu İsa Ümmetim içinde havarilerinden bir takım halkı bulacaktır. Başka rivayette ise Peygamberimiz (sav) üç defa: Muhakkak ki Mesih (İsa) aleyhisselam bu ümmetten birtakım kavimlere yetişecek ki, onlar sizin gibidirler. Yahut sizden daha hayırlıdırlar. İlkinde benim sonunda Mesih (İsa)’nın bulunduğu bir ümmeti Allah asla utandırmaz, buyurmuştur.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 501
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurdu:
Yemin ediyorum ki Meryem oğlu İsa o gün yeryüzünün en hayırlı 800 erkek ile 400 kadın kişilerin yanlarına inecektir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 498

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler Mütaşabihtir:

Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine ve Deccal’i öldürmesine aid hadislerin müteşabih (benzetmelerle anlatılan) hadislerden olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani müteşabihatının çözülerek açıklanması gerektiğini izah etmektedir. Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin müteşabıhatına aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü veya hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini ifade etmektedir.

Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal’i öldürmesine ait hadis-i şahihanın ma’na-yı hakikileri anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini inkar edip, veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkarane bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki te’villerini Kur’an feyziyle göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki:

Hz. İsa (a.s.) Deccal ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as) onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o derece Deccalin heykeli Hazret-i İsa Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde cari olan adetullaha muvafık düşmüyor.
(Kastamonu Lahikası, 49)


****


Rivayette var ki: İsa Aleyhisselam Deccal’i öldürdüğü münasebetiyle “Deccal’in fevkalade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu..” gösterir.

Bunun tevili şu olmak gerektir ki:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in
mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)

Bediüzzaman Hazretleri, hadis-i şerifte İsa aleyhisselam’ın Deccal ile mücadelesinde onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre) yukarıya atladıktan sonra kılıcı ancak onun dizine yetiştirebildiği derecesinde Deccal’in İsa (a.s.)’a oranla boyunun on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması gerektiğini izah etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah’ın kudreti dahilinde olmakla beraber adetullaha aykırıdır.

Adetullah: Allah’ın kainatta koyduğu değişmez yasalar.

Ancak bu bekleniş tarzı deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve her alanda maddi bakımdan üstün ordularına kıyasla Hz. İsa (a.s.) ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna işaret ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha akılcı anlaşılır bir hale gelmiş olur.

Popularity: unranked [?]

Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>

15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi

spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r1 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet Alametleri, s. 166) spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r3 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>

“İkdiddurer” isimli kitapta Mehdi’nin zuhur alametleri bahsinde geçiyor:

spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r1 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
Doğuda, semada üç gece görünen büyük bir ateşin çıkması. Mutad (alışılmışın dışında) şafak kızıllığı gibi olmayan bir kırmızılığın semada görülüp ufukta yayılması. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32) spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r3 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r1 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)’dan rivayet edildi. Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed’in çıkmasını bekleyiniz, inşaAllah-ü Teala, bir münadi Mehdi’nin ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek.(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32) spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r3 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r1 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. O ateş içinde müthiş azap olduğu halde insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüzki hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 461) spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r3 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>

Mehdi’nin çıkış öncesi alametlerinden olan bu ateş hakkında kısa bir açıklama yapmak yerinde olacaktır.

Bazı kişiler bu ateşi; sebepsiz yere birdenbire ortaya çıkan, sönme nedir bilmeyen, hatta herkesin bulunduğu yerden mutlaka göreceği tarzda bir alamet olarak beklemektedir. Halbuki kıyamet alametlerinin meydana gelişi sırasında imtihan devam ettiğinden onların anlaşılması, herkesin mecburen kabul edeceği bir açıklıkta olmaz. Böylece insanlar akıllarını, vicdanlarını, iradelerini kullanarak karar verirler. Şayet kıyamet alametleri ile ilgili hadisler en ince ayrıntısına kadar (mesela; hangi şehirde, kaç tarihinde, ne şekilde çıkacağı) anlatılsaydı, daha önce de belirttiğimiz gibi herkes mecburen kabul eder, insanlar arasında derece farkı kalmazdı. Bu sebeple kıyamet alametleri ile ilgili hadisler özellikle yarı kapalı bir şekilde bildirilmiştir.

Ateş alametini de bu şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Bir ateş sebepsiz yere çıkmaz; ya bir kaza ile ihmal neticesinde veya kasıtlı bir olay ile çıkar. Mehdi’nin çıkış alameti olarak söylenmesi, onun çok garip ve olağanüstü bir alamet şeklinde çıkmasını gerektirmez. Önemli olan bu ateşin, hadiste tarif edilen ateşin özelliklerine ve ortaya çıkış vaktine uygun olmasıdır. Bu ateşi tanımak ve tespit edebilmek için yapılacak ilk iş, özelliklerinin ortaya çıkartılmasıdır.

Bilindiği gibi Temmuz 1991 yılında Irak’ın, Kuveyt’i işgali sonrasında, Kuveyt’e ait petrol kuyularını ateşe vermesi sonucunda Kuveyt ve Basra Körfezi’ni çok büyük bir ateş sarmıştı. Bu ateşle ilgili o dönemdeki yazılı kaynaklarda yer verilen bazı açıklamalar şöyledir:

- Kuveyt’de yanan petrol, insan ve hayvanlar arasında ölüme sebep oldu. Uzmanlara göre günde yarım milyon ton petrol duman olarak atmosfere karıştı. Her gün 10 bin tondan fazla is, kükürt, karbondioksit ve büyük miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar bulut gibi körfez üzerinde asılı durdular… Yalnız Körfez değil, onun şahsında Dünya yandı. (M. Necati Özfatura, Kurtlar Sofrasında Ortadoğu, s. 175)

-Ateşe verilen iki kuyu, Türkiye’nin bir günde çıkarabildiği kadar petrol veriyordu ve dumanlar 55 km. uzaklıktaki Suudi Arabistan’dan bile görülebiliyordu. (Hürriyet, 23 Ocak 1991)

-Kuveyt’te ateşe verilen yüzlerce petrol kuyusu alev alev yandı. Uzmanların “söndürmek son derece zor” dedikleri petrol kuyularındaki yangının Türkiye’den Hindistan’a kadar olan geniş bir bölgeyi en az 10 yıl süreyle etkileyebileceği bildirildi.

Ateşe verilen petrol kuyularında çıkan alev ve dumanlar atmosferi devamlı kirlettiler. Kuveyt gündüzleri gece manzarası arz ediyordu. Alevlerle birlikte yükselen füme rengi duman, Kuveyt semalarında sonbahardan kış mevsimine geçişi hatırlattı… Kuveyt’in tamamının yaşanılır hale gelmesi için en az bir senelik bir zamana ihtiyaç olduğu açıklandı. Kilometrelerce uzaktan görülen alevlerle birlikte yükselen dumanlar, Kuveyt semalarını tamamen kaplayarak ülkeyi yaşanmaz hale getirdi ve varlıklı olanlar Kuveyt’i terk ettiler.

Dahran’daki araştırma merkezi müdürü Abdullah Dabbag’ın New York Times’da çıkan açıklamasına göre, Basra Körfezi’ndeki kirlenme neticesinde 106 tür balık, 180 tür yumuşakça ve bölgede yaşayan 450 tür hayvan yaşama savaşı verdi. 600 petrol kuyusundan yükselen dumanların komşu ülkelere yayıldığı, ayrıca kükürt gibi kanserojen maddeler ihtiva eden dumanların asit yağmuruna dönüşerek tarımda verimi azalttığı açıklandı. (M. Necati Özfatura, Kurtlar Sofrasında Ortadoğu, s. 171)

spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r1 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut* denilen vadide sönük vaziyettedir… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s.461)
* Berehut: Bir vadi veyahut bir kuyu adıdır. (Kamus Tercemesi, 1/550)
spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
cercevekk r3 c1 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>> spacer Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
doguates 9 Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi >>>
1991 yılının Temmuz ayında Irak’ın, Kuveyt’i işgal etmesi ve Kuveyt’e ait petrol kuyularını ateşe vermesi sonucunda Kuveyt ve Basra Körfezi’ni çok büyük bir ateş sarmıştır.
Saddam’ın emriyle askerler Kuveyt’teki petrol kuyularını ateşe verdi.

Önceki sayfalarda yer verdiğimiz hadis-i şerifin yukarıdaki ilk kısmında, ateş için “sönük bir vaziyettedir” denmektedir. Ateş, yanıcı bir maddenin yanmasıyla meydana geldiğine göre burada sönük vaziyette bekleyen ateşin kendisi değil, ateşin yakacağı hammaddedir. O halde burada toprak altından çıkarılan petrole işaret ediliyor olabilir. Nitekim hadisteki Berehut denilen yer, bir kuyunun adıdır. Bu kuyu petrol kuyusu olarak düşünülebilir. Zamanı gelince bu kuyulardan çıkarılan petrol, yanmaya hazır bir ateş haline gelmektedir.

“O ateş müthiş azap olduğu halde insanları kaplar.” O ateş, sadece yanan bir ateş değil, aynı zamanda insanları canından, malından ederek azap içinde, elem-üzüntü içinde bırakacak ve bütün doğayı kirletecek olan bir ateştir.

“O ateş insanları, malları yakar bitirir.” O ateş bir kısım insanların ölümüne sebep olmaktadır. Bunun yanında malları yakarak, maddi zarara sebebiyet verdiği gibi, tüm çevreyi ve doğayı kirleterek de insanların geçim kaynaklarını yok etmektedir.

“Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır.” O ateşin, “rüzgar ile bulut gibi uçan” kendisi değil dumanıdır. Burada benzetme yapılarak dumanın bulutlara kadar yükseleceği de anlatılmıştır. Bu duman rüzgarın etkisiyle her yöne doğru yayılmaktadır.

“Geceki sıcağı, gündüzki hararetinden daha şiddetlidir.” O ateşin hem gündüz, hem gece devamlı yandığı anlaşılmaktadır.

“O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak, yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur.” O ateşin çok yükseklere kadar tırmandığına ve bu ateşten gökgürültüsü gibi pek şiddetli bir gürültü ile patlamalar meydana geldiğine işaret edilmektedir.

“Gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak.” Hadisin bu kısmında, olayın gece vakitlerinde meydana geleceğine işaret edilmiştir. Gece vakti meydana gelen büyük infilakın alevleri çok şiddetli bir aydınlanma yapar. Bu kızıl alevlerin meydana getirdiği kızıl aydınlanma, halkın alışık olduğu kırmızı “tan” aydınlanmasından çok ayrıdır. Çünkü gece vakti böyle gündüz gibi aydınlanma olağanüstü bir olaydır.

Popularity: unranked [?]

GÜNÜN VİDEOSU

Harun Yahya (Adnan Oktar) Mehdi Oldugunu İddaa Etmişmidir?

DEVAMINI BURDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.