Ey’ için Arşiv
Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın Çıkış Zamanıyla İlgili Sözleri
20 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
(Sünen’i Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5030)
“Berâ (RadiyAllahu anh)’dan; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kadar güzel kimse görmedim. Kırmızı hırkasını giymiş, saçları omuzlarına yaklaşmıştı. ”(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3635.)(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2122) “…Ebû Katâde (RadiyALLAHu anhu) anlatıyor: - Ey Allah’ın Resûlü! dedim. Benim omuzlarıma kadar dökülen (gür) saçlarım var, tarayıp tanzim edeyim mi? – Evet! dedi. Ona ikramda bulun. Ravi der ki: “Ebû Katâde “Evet ona ikramda bulun! sözü sebebiyle, günde iki sefer (bakım yapar ve) saçlarını yağlardı.”(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3631) “(Ebû Talib’in kızı) Ümmü Hâni (RadiyALLAHu anhu) şöyle demiştir: - Resûlullah (SallAllahu aleyhi vesellem) Mekke’ye dört gadiresi (örgüsü) olduğu halde girdi. [Ümmü Hâni gadire ile saç örgülerini kasteder.] ” (Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No:1840-1841; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s. 453; Ebû Dâvûd ve Ahmed b. Hanbel rivâyet etmişlerdir (Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadîs No: 3812) “Mescid-i Hayf da namaz kıl. Zira orada yetmiş peygamber namaz kılmıştır. İçlerinde ihramlı olduğu halde Hz. Musa (a.s)’da vardır. Sanki kendisini şu anda üzerinde iki pamuk abası var. Şenua kabilesinin ağzına liften yular vurulmuş devesi üstünde saçları örgülü bir halde görüyorum.”(Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadîs No: 1145) “Erkeğe gelince o gusül abdestinde başının saçlarını (beliklerini) çözerek iyice dağıtsın ve onun diplerine su ulaşıncaya kadar mükemmel bir şekilde yıkasın. ….” (Kütüb-i Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3744.) [Sahîh-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 95 (2338), s. 213] “Katâde, Enes’den şöyle tahdis etti: - Resûlullah (SallAllahu aleyhi vesellem)’ın saçları iki omuzu arasını döver dururdu.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3635) “…Aişe (RadiyALLAHu anha)’den şöyle demiştir: Resûlullah (SallAllahu aleyhi vesellem)’ın omuzlarına ulaşmayan ve kulak yumuşaklığını geçen saçı oldu.” (Sünen’ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5033) “…Ziyad bin Husayn babasından naklen anlatıyor: Medine’de Resûlullah’ın yanına gittiğimde bana: [Râmûzu'l-Ehâdîs, (30. Bölüm), Hadîs No: 24] “ Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem) … Saç örgüsü çözüldüğü zaman ayırırdı, aksi halde öyle örgülü olurdu …(Şemâil-i Şerif, Hadîs No: 6, s. 52; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3634. (Bir benzeri))(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 884) “…İbn-i Abbas (RadiyALLAHu anhu)’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (SallALLAHu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu demiştir: - Ben yedi (kemik) üzerine secde etmekle ve (secdeye giderken) saç ve elbiseyi toplamamakla emrolundum. ”( Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1040-1041; Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 451.) (Sahih-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1400) “Abdullah İbn-i Ömer (RadiyAllahu anhu)’den rivâyet olunduğuna göre, Nebi (SallAllahu aleyhi vesellem) demiştir ki: Ben bu gece kendimi rüyamda Kâ’be de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki, o esmer insanlardan görülenlerin en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) Taranmış ve arınmıştı da baş (ının saç)’ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavâf ediyordu. (Orada bulunanlara):- Bu kimdir? diye sordum. (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s.452) Berâ (Radiyallâhu anhu)’ın hadîsinde:”Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)’in saçı mübarek omuzlarına değerdi.” Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm) Hadîs No: 24. “Enes (Radiyallâhu anhu) rivayet etmiştir: - Rasûllullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’ın saçı recil (yani ne düzgün, ne de kıvırcık olup, hafifçe kıvırcık) bir saç idi, kulakları ile omuzlarına kadar (uzun) idi.” |
Popularity: unranked [?]
Peygamberimiz (s.a.v.), diğer Peygamberler ve Ashabın saçlarını uzattıklarına dair bazı hadisler
10 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaPeygamberimiz (s.a.v.), diğer Peygamberler ve Ashabın saçlarını uzattıklarına dair bazı hadisler
| (Sünen’i Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5030)“Berâ (RadiyAllahu anh)’dan; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kadar güzel kimse görmedim. Kırmızı hırkasını giymiş, saçları omuzlarına yaklaşmıştı.”(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3635.) |

| (Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2122)“…Ebû Katâde (RadiyALLAHu anhu) anlatıyor: – Ey Allah’ın Resûlü! dedim. Benim omuzlarıma kadar dökülen (gür) saçlarım var, tarayıp tanzim edeyim mi? – Evet! dedi. Ona ikramda bulun. Ravi der ki: “Ebû Katâde “Evet ona ikramda bulun! sözü sebebiyle, günde iki sefer (bakım yapar ve) saçlarını yağlardı.” |

| (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3631)“(Ebû Talib’in kızı) Ümmü Hâni (RadiyALLAHu anhu) şöyle demiştir: - Resûlullah (SallAllahu aleyhi vesellem) Mekke’ye dört gadiresi (örgüsü) olduğu halde girdi. [Ümmü Hâni gadire ile saç örgülerini kasteder.]” (Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No:1840-1841; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s. 453; Ebû Dâvûd ve Ahmed b. Hanbel rivâyet etmişlerdir |

| (Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadîs No: 3812)“Mescid-i Hayf da namaz kıl. Zira orada yetmiş peygamber namaz kılmıştır. İçlerinde ihramlı olduğu halde Hz. Musa (a.s)’da vardır. Sanki kendisini şu anda üzerinde iki pamuk abası var. Şenua kabilesinin ağzına liften yular vurulmuş devesi üstünde saçları örgülü bir halde görüyorum.” |

| (Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadîs No: 1145)“Erkeğe gelince o gusül abdestinde başının saçlarını (beliklerini) çözerek iyice dağıtsın ve onun diplerine su ulaşıncaya kadar mükemmel bir şekilde yıkasın. ….”
(Kütüb-i Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3744.) |

| [Sahîh-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 95 (2338), s. 213]“Katâde, Enes’den şöyle tahdis etti:
- Resûlullah (SallAllahu aleyhi vesellem)’ın saçları iki omuzu arasını döver dururdu.” |

| (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3635)“…Aişe (RadiyALLAHu anha)’den şöyle demiştir:
Resûlullah (SallAllahu aleyhi vesellem)’ın omuzlarına ulaşmayan ve kulak yumuşaklığını geçen saçı oldu.” |

| (Sünen’ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5033)“…Ziyad bin Husayn babasından naklen anlatıyor:
Medine’de Resûlullah’ın yanına gittiğimde bana: |

| [Râmûzu'l-Ehâdîs, (30. Bölüm), Hadîs No: 24]“ Peygamberimiz (SallALLAHu aleyhi vesellem) … Saç örgüsü çözüldüğü zaman ayırırdı, aksi halde öyle örgülü olurdu ...(Şemâil-i Şerif, Hadîs No: 6, s. 52; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3634. (Bir benzeri)) |

| (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 884) “…İbn-i Abbas (RadiyALLAHu anhu)’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (SallALLAHu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu demiştir:
- Ben yedi (kemik) üzerine secde etmekle ve (secdeye giderken) saç ve elbiseyi toplamamakla emrolundum. |

| (Sahih-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1400)“Abdullah İbn-i Ömer (RadiyAllahu anhu)’den rivâyet olunduğuna göre, Nebi (SallAllahu aleyhi vesellem) demiştir ki:
Ben bu gece kendimi rüyamda Kâ’be de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki, o esmer insanlardan görülenlerin en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) Taranmış ve arınmıştı da baş (ının saç)’ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavâf ediyordu. (Orada bulunanlara): - Bu kimdir? diye sordum. |

| (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s.452)Berâ (Radiyallâhu anhu)’ın hadîsinde:”Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)’in saçı mübarek omuzlarına değerdi.” |

| Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm) Hadîs No: 24.“Enes (Radiyallâhu anhu) rivayet etmiştir:
- Rasûllullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)’ın saçı recil (yani ne düzgün, ne de kıvırcık olup, hafifçe kıvırcık) bir saç idi, kulakları ile omuzlarına kadar (uzun) idi.” |
09 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Büyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir
06 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaBüyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir
• HUD SURESİ’NİN, 86. AYETİ
| Ebu Cafer (r.a.), bu alametleri şöyle saymıştır:
“… O (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkınca sırtını Kabe’ye yaslar. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)) tabilerinden 313 kişi tabi olur. Hz. Mehdi (a.s.) ilk önce şu ayeti okur: “EĞER MÜMİN İSENİZ ALLAH’IN BIRAKTIĞI SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.” (HUD SURESİ, 86) Bu ayeti okuyup şöyle der: “BEN SİZİN İÇİN ALLAH’IN BIRAKTIĞI VE HALİFESİYİM (Müslümanların manevi lideriyim). BEN ONUN HÜCCETİYİM.” HZ. MEHDİ (A.S.)’A SELAM VERENLER ŞÖYLE SELAM VERİRLER: “SELAM SANA EY ALLAH’IN YERYÜZÜNDE BIRAKTIĞI (BAKİYYESİ!)” Sonra herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) bey’at (biat) eder. (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) Adamlarının sayısı on bine ulaşır. Allah’ın dışında bir başkasına ibadet eden, Musevi ve Hıristiyan olan herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) iman eder. Böylece yeryüzünde tek bir millet hasıl olur; o İslam milletidir. Sonra Allah’tan başkasına tapanların üzerine gökten bir ateş düşer ve onları yakar. Doğrusunu Allah bilir.” (Nurul Ebsar, Ehl-i Beyt, Oniki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri Şeblenci (1250),Tercüme: Saim Güngör, (Pamuk Yayıncılık Nisan 2004 Cilt: 628 77 93) s. 594) |
• NUR SURESİ’NİN 55. AYETİ
| ALLAH, İÇİNİZDEN İMAN EDENLERE VE SALİH AMELLERDE BULUNANLARA VA’DETMİŞTİR: HİÇ ŞÜPHESİZ ONLARDAN ÖNCEKİLERİ NASIL ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILDIYSA, ONLARI DA YERYÜZÜNDE ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILACAK, KENDİLERİ İÇİN SEÇİP BEĞENDİĞİ DİNLERİNİ KENDİLERİNE YERLEŞİK KILIP SAĞLAMLAŞTIRACAK VE ONLARI KORKULARINDAN SONRA GÜVENLİĞE ÇEVİRECEKTİR. ONLAR, YALNIZCA BANA İBADET EDERLER VE BANA HİÇ BİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAZLAR. KİM BUNDAN SONRA İNKAR EDERSE, İŞTE ONLAR FASIKTIR.
(Nur Suresi, 55) Ali bin Hasan kanalıyla Ayyasi tarafından rivayet edildi: Onun yanında bu ayet-i kerime okundu: Onlar Allah’a yemin olsun ki bizim ehli beytin sevenlerindendir. ALLAH BİZDEN BİR ŞAHSIN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ELİYLE ONLARA (BUNU) YAPTIRIR. O ŞAHIS İSE BU ÜMMETİN MEHDİSİDİR. (Mecmau’l beyan fi tefsiri’l-Kuran Ebu Ali Eminuddin Fazl, Hasan b. Fazl Tabersi 1986, c:4, sf. 832) |
| Ayaşi tefsirinde:
Zeynel-Abidin Hz.leri: … (Nur Suresi, 55) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “VALLAH! ONLAR, BİZ EHL-İ BEYTİ SEVENLERDİR. ALLAH ONLAR İÇİN BUNU MUHAKKAK YAPACAKTIR, BİZDEN BİRİNİN ELİYLE… Kİ O BU ÜMMETİN MEHDİSİ’DİR.” |
• ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ
| “ANDOLSUN BİZ ZİKİR’DEN (BÜTÜN SEMAVİ KİTAPLAR VEYA TEVRAT) SONRA ZEBUR’DA DA ‘HİÇ ŞÜPHESİZ, SALİH KULLARIM YERYÜZÜNE MİRASÇI OLACAKLARDIR’ DİYE YAZDIK.”
İMAM MUHAMMED BÂKIR (A.S) BU AYETLE İLGİLİ OLARAK ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: “BUNLAR, AHİR ZAMANDA ZUHUR EDECEK OLAN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ASHABIDIR.” ( Mecma-ul Beyan Tefsiri.) |
• MAİDE SURESİ’NİN, 54. VE EN’AM SURESİ’NİN, 89. AYETLERİ:
| Maide suresi, 54. ayet: “EY İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK Kİ O ONLARI (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI) SEVER, ONLAR DA O’NU SEVERLER. MÜMİNLERE KARŞI ALÇAK GÖNÜLLÜ, KÂFİRLERE KARŞI ONURLU VE ŞİDDETLİDİRLER. ALLAH YOLUNDA CEHD (FİKRİ MÜCADELE YAPARLAR) EDERLER VE HİÇBİR KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR…”
… İmam Cafer Sadık (a.s) bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “BU AYETTE İŞARET EDİLEN GÖREVİN SAHİBİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) KORUMA ALTINDADIR. ŞAYET İNSANLARIN TÜMÜ GİTSELER DE, ALLAH ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) VE ASHABINI GETİRECEKTİR. ONLAR YÜCE ALLAH’IN HAKLARINDA ŞÖYLE BUYURDUĞU KİMSELERDİR: ‘Şimdi şunlar, bunları inkâr ederse, BİZ BUNLARI İNKÂR ETMEYECEK BİR TOPLUMU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI), BUNLARA VEKİL BIRAKMIŞIZ. (En’am 89) ONLAR (HZ. MEHDİ (A.S.) VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLAR) ŞU AYETİN KASTETTİĞİ KİMSELERDİR: “EY İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, (BİLSİN Kİ) ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK ki… (Maide Suresi, 54)..” (Tefsir-un Nu’mani.) |
• YASİN SURESİ’NİN, 30. AYETİ:
| AMA HÜCCET (HZ. MEHDİ (A.S.)) HALKI TANIR, HALK İSE ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) TANIYAMAZ. TIPKI YUSUF GİBİ. YUSUF HALKI TANIDIĞI HALDE ONLAR YUSUF’U İNKAR EDERLERDİ. SONRA HZ. ALİ ŞU AYETİ OKUDU: “KULLARA YAZIKLAR OLSUN, RESUL ONLARA GELDİKÇE ONUNLA ALAY EDİYORLARDI.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162) |
• ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ:
| ANDOLSUN, BİZ ZİKİRDEN (TEVRAT’TAN) SONRA ZEBUR’DA DA: “ŞÜPHESİZ ARZ’A SALİH KULLARIM VARİSÇİ OLACAKTIR.” diye yazdık. İmam Bakır ve Sadık’tan rivayet edilmektedir: “Buradaki (ayette bildirilen) “SALİH KULLAR”, HZ. MEHDİ (A.S) VE ARKADAŞLARIDIR.” (Hüseyin es-Şirazi, sf. 113) |
• NEML SURESİ’NİN, 62. AYETİ:
“YA DA SIKINTI VE İHTİYAÇ İÇİNDE OLANA, KENDİSİNE DUA ETTİĞİ ZAMAN İCABET EDEN,
KÖTÜLÜĞÜ AÇIP GİDEREN VE SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ KILAN MI? …”
| NEML SURESİ, 62. AYETLE İLGİLİ HADİS:
Muhammed bin Müslim şöyle der: “Haceti (ihtiyaç, muhtaçlık içinde) olan biri O’nu çağırdığında O’na icabet eder.” ayeti hakkında İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: Bu ayet Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) aleyhisselam hakkında nazil olmuştur. Beyaz bir kuş şeklinde Kabe’nin oluğundan gelip HALKIN İÇİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’A İLK BİAT EDECEK OLAN CEBRAİL ALEYHİSSELAMDIR. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s.37 |
• BAKARA SURESİ’NİN, 155. AYETİ:
Andolsun, BİZ SİZİ BİRAZ KORKU, AÇLIK VE BİR PARÇA MALLARDAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN
EKSİLTMEKLE İMTİHAN EDECEĞİZ. Sabır gösterenleri müjdele.
| … Ebu Basir’den: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) KIYAMINDAN ÖNCE *BİR YIL HALK AÇ KALACAK VE ONLARI ÖLDÜRÜLME KORKUSU SARACAK; MALLARI, CANLARI VE MAHSULLERİ AZALACAK. Bu olay Allah’ın Kitabı’nda açıkça yazar. Sonra bu ayeti tilavet etti: “SİZLERİ KORKU, AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE SABREDENLERİ MÜJDELE.” (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 297) |
*Hz. Mehdi (a.s.)’ın kıyamından önce dünya çapında 7 yıl süren çok büyük bir ekonomik buhran yaşanacaktır. İmam Caferi Sadık (a.s.), 7 yıl sürecek olan bu ekonomik krizin özellikle bir yıl boyunca daha da şiddetini artıracağına ve etkisini göstereceğine dikkat çekmiştir.
Aynı şekilde Muhammed Bin Müslim’den aktarılan diğer bir rivayete göre ise;
| • İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
• Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kıyamından önce belirtiler vardır: “Yüce Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir. Bu belirtiler nelerdir? Diye arzettim. • Buyurdu ki: O, ALLAH AZZE VE CELLE’NİN ŞU BUYRUĞUDUR. “SİZLERİ KORKU, AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE SABREDENLERİ MÜJDELE.”• Buyuruyor ki: Siz müminleri mutlaka imtihan edeceğiz. Korku ile yani saltanatlarının sonlarına doğru filanca oğullarının hükümeti ile korkutacağız. Ve açlıkla, yani mahsullerin pahalılığı ile. Malların azalması yani, ticaretlerin kesat olması ve faziletinin azalması. Canlar (ın azalması) yani, hızlı ve ani ölümler. Mahsuller(in azalması) yani, çiftçiliğin azalması ve meyvelerin bereketinin azalması. SABREDENLERİ MÜJDELE YANİ, İŞTE O ZAMAN KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ALEYHİSSELAM’IN ZUHURU İLE (ONLARI MÜJDELE. Sonra bana buyurdu ki: Ey Muhammed! Bu onun te’vilidir. (asıl mana ve yorumu budur). Allah azze ve celle buyuruyor ki: “Onun tevilini sadece Allah ve ilimde derin olanlar bilirler.” |
• A’Lİ İMRAN SURESİ’NİN, 83. AYETİ:
PEKİ ONLAR, ALLAH’IN DİNİNDEN BAŞKA BİR DİN Mİ ARIYORLAR? OYSA GÖKLERDE VE YERDE HER NEAYA VARSA -İSTESE DE, İSTEMESE DE- O’NA TESLİM OLMUŞTUR VE O’NA DÖNDÜRÜLMEKTEDİRLER.
| Tefsir-i Ayaşi’de, İmam Musa Kazım’ın nakliyle, bu ayetin Hz. Mehdi (a.s.)’a baktığı rivayet edilmektedir. |
• HADİD SURESİ’NİN, 17. AYETİ:
| BİLİN Kİ GERÇEKTEN ALLAH, ÖLÜMÜNDEN SONRA YERYÜZÜNE HAYAT VERİR. ŞÜPHESİZ BİZ, UMULUR Kİ AKLINIZI KULLANIRSINIZ DİYE SİZE AYETLERİ AÇIKLADIK. (Hadid Suresi, 17)
Selam b. Müstenir de, İmam Muhammed Bakır (aa)’dan şu hadisi rivayet etmiştir: “ALLAH TEALA, KIYAM EDECEK HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ELİYLE YERİ DİRİLTECEKTİR. O (HZ. MEHDİ (A.S.)), ADALET ÜZERE HALKI YÖNETECEKTİR. BÖYLECE YERYÜZÜ ZULÜMLE ÖLDÜKTEN SONRA, HZ. (MEHDİ (A.S.)) ADALETLE TEKRAR DİRİLTECEKTİR.” (Şeyh Tusi, Gaybet, s. 120; Duhayyil, el-Hz. Mehdi, s. 57) |
• HUD SURESİ’NİN 8. AYETİ
Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
| …İshak bin Abdülaziz’den:
İmam Caferi Sadık aleyhisselam “ONLARIN UĞRAYACAKLARI AZABI SAYILI BİR ÜMMETE DEK ERTELERSEK ayeti hakkında şöyle buyurdu: Azap, Kaim aleyhisselam’ın (Hz Mehdi (as)’ın) kıyamıdır. Sayılı bir ümmet ise Bedir’de savaşanların sayısı kadar olan ashabıdır.” |
• BAKARA SURESİ’NİN 148. AYETİ
… Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.
| …Ebu Basir’den:
İMAM CAFERİ SADIK ALEYHİSSELAM “HAYIRLI İŞLERE DOĞRU KOŞUN, NEREDE OLURSANIZ OLUN ALLAH HEPİNİZİ BİRDEN TOPLAR, BİRLEŞTİRİR ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Kaim (Hz Mehdi (as)) ve ashabı hakkında nazil olmuştur. Allah onları (Hz Mehdi (as) ve ashabını) vaatsiz olarak biraraya toplayacaktır.” |
• RAHMAN SURESİ’NİN 41. AYETİ
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.
| …Ebu Basir’den:
İmam Caferi Sadık aleyhisselam “SUÇLULAR ÇEHRELERİNDEN TANINACAK ayeti hakkında şöyle buyurdu: ALLAH ONLARI TANIR, LAKİN BU AYET KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. (HZ. MEHDİ (A.S.)) ONLARI ÇEHRELERİNDEN TANIYACAK VE ASHABI İLE BİRLİKTE ONLARI FİKREN DARMADAĞIN EDECEK. |
• FUSSİLLET SURESİ’NİN 53. AYETİ
BİZ AYETLERİMİZİ HEM AFAKTA, HEM KENDİ NEFİSLERİNDE ONLARA GÖSTERECEĞİZ; ÖYLE Kİ, ŞÜPHESİZ ONUN HAK OLDUĞU KENDİLERİNE AÇIKÇA BELLİ OLSUN. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
| Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselama Allah azze ve cellenin bu ayetin tefsiri soruldu: “PEK YAKINDA ONLARA ALEMDEKİ VE CANLARINDAKİ DELİLLERİ GÖSTERECEĞİMİZ ZAMAN, SONUNDA ONUN HAKK OLDUĞUNU ANLAYACAKLARDIR.” Şöyle buyurdu: Onlara nefislerindeki mesh (hayvanlaşma) gösterilecek ve alemin onlara artık daraldığı gösterilecek. Böylece onlar Allah’ın kudretini hem kendi nefislerinde hem de alemlerde göreceklerdir. “Sonunda onun hakk olduğunu anlayacaklardır.” İşte o zaman Kaim’in (Hz Mehdi (as)’ın) zuhurdur. O (Hz. Mehdi (a.s.)) Allah Azze ve Celle’den gelen hakktır ve bu halk onu (Hz. Mehdi (a.s.)’ı) mutlaka görecektir.” |
• MAİDE SURESİ’NİN 54. AYETİ
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
| Süleyman bin Haruni İcli şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisseslam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Bu emrin sahibinin (Hz Mehdi (as)’ın) ashabı mahfuzdurlar, eğer halkın hepsi ölse dahi Allah onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ashabını getirir. Allah azze ve celle onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar ona karşı kafir olsalarda, O’na öyle bir kavim vermişiz ki ona karşı kafir olmazlar.” Allah onlar Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) hakkında ayrıca şöyle buyurmuştur: “Allah öyle bir kavim getirecek ki Allah onları (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabını) sever, onlar da Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı getirir Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı azizdirler.” |
• BAKARA SURESİ’NİN 249. AYETİ
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “DOĞRUSU ALLAH SİZİ BİR IRMAKLA İMTİHAN EDECEKTİR. …”
| Ebu Basir şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Talut’un ashabı bir nehirle imtihan olunmuş ve Allah onlar hakkında “Sizleri bir nehir ile deneyeceğiz.” buyurmuştu. KAİM (HZ. MEHDİ) ALEYHİSSELAM’IN ASHABI DA TIPKI ONUN GİBİ İMTİHAN OLUNACAKLAR.” |
• ALİ İMRAN SURESİ’NİN 200. AYETİ
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.
| İmam Bakır (A.S.) bu ayette şöyle ma’na vermişlerdi:
“Ey Muhammediler! Farzların edasında sabrediniz, düşmanlarınızın eziyetlerinde musabere ediniz, birbirinize yardım ediniz, İMAMINIZ MEHDİ RESULE SIMSIKI SARILINIZ.” Süleyman İbrahim, Meveddet Pınarları, Hz. Muhammed Aleyhisselam ve Al-i Aba, On İki İmam, Hz. Mehdi (a.s.) Resul Hakkındaki Ayet ve Hadisler, Çeviren: Adnan M. Selman, s. 219) |
• TEVBE SURESİ’NİN 33. AYETİ
Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.
| İmam Ca’fer Sadık Hz.leri bu ayet hakkında:
“Vallahi! Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) zuhur etmeden bu ayetin ma’nası tecelli etmez. Abaye bin Reb’i’den, Emirel Mü’minin Hz. Ali (k.v.) yukarıda zikredilen ayet hakkında: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a kasem ederim ki! Hiçbir köy kasaba ve şehir kalmayacak ki, sabah akşam içinde, “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resullullah denmesin” buyurdu. İmam Zeynel-Abidin ve İmam Muhammed Bakır Hz.leri: “Cenab-ı Hakk muhakkak Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ile İslam dinini bütün dinlere galip getirecektir.” buyurdular. |
YUNUS SURESİ’NİN 20. AYETİ
Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.”
| …CA’FER SADIK HZ.LERİ: “BU AYETTEKİ GAYB, HZ. MEHDİ (A.S.)’DIR buyurdular: |
• HUD SURESİ’NİN 80. AYETİ
DEDİ Kİ: “SİZE YETECEK GÜCÜM OLSAYDI VEYA SAĞLAM BİR YERE SIĞINABİLSEYDİM.”
| Meali: Hz, Lut (a.s.) Allah’a şikayet ederek kavmine hitaben: Ne vardı, size karşı gelmek için benim bir kuvvetim olsaydı veya çok sarp bir kaleye sığınabilseydim.
İmam Ca’fer Sadık Hz.leri: “Bu ayet-i kerimedeki Hz. Lut (a.s.)’ın temenni ettiği kuvvet, Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kuvveti, sığınmak istediği kale de Hz. Mehdi (a.s.)’ın ashabı idi. ‘Rukn-i Şedid’ onlardır. Onlardan biri kırk adam kuvvetindedir ve her birinin kalbi demir gibidir….” buyurmuşlardır. |
• YUNUS SURESİ’NİN 110. AYETİ
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
| Mufaddal’dan, Cafer Sadık Hz.lerinden, babasından, babalarından, Emirel Mü’minin Hz. Ali’den (k.v.):
Allah’ın nusratı (zaferi), ancak insanların ölümü yaşamaya tercih ettikleri zaman gelir, Rabbimin Kitab-ı Celilinde şu ayette beyan ettiği gibi:… Ta ki peygamberler ‘Nusrat-ı mev’udenin hemen tecelli etmemesinden” ümitsiz oldukları, yalana çıkarıldıklarını zannettikleri bir zamanda, ansızın yardımımız (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara yetişti. Biz istediğimizi kurtarırız. CENAB-I HAKK’IN NUSRATI KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.) ) İLE GELECEK. |
• ENBİYA SURESİ’NİN 105. AYETİ:
Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da: “Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır” diye yazdık.
| Biz bunu Levh-i Mahfuz’da yazdıktan sonra kasem olsun Zebur’da da yazmıştık. Muhakkak Arza salih kullarım varis olur.
Muhammed Bakır ve Ca’fer Sadık Hz.leri: |
• HAC SURESİ’NİN 41. AYETİ
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.
| Ebu’l Carud’dan:
… O zulm ile yurdlarından çıkarılan kimselere, eğer arzda yer verirsek, ‘onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) iktidar sahibi olunca şımarmazlar”, namazlarına devam ederler, zekatlarını verirler, ma’rufu emrederler ve kötülükten nehyederler. Bunların bütün umurunun akıbeti Allah’a aittir. İmam Bakır Hz.leri : “BU AYET HZ. MEHDİ (A.S.) VE ASHABI HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. ALLAH ONLARI DOĞUDAN BATIYA KADAR, BÜTÜN DÜNYAYA SAHİB YAPACAK, İSLAM’I ONLARLA YÜCELTECEK, ZULÜMDEN VE BİD’ATDEN ESER KALMAYACAK. “ |
• ZARİYAT SURESİ’NİN, 23. AYETİ
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, ŞÜPHESİZ, O (SİZE VA’DEDİLEN) SİZİN (ARANIZDA) KONUŞTUKLARINIZ KADAR, ELBETTE KESİN BİR GERÇEKTİR.
| “Meali: Semaların ve arzın Rabbi hakkı için şüphesiz o (Hz. Mehdi (a.s.)), söylediğiniz söz gibi haktır.
Bu ayette de Cenab-ı Hakk: “SEMAVATIN VE ARZIN RABBİNE YEMİN EDERİM Kİ, KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ZUHURUNUN VA’Dİ, KONUŞTUĞUNUZ SÖZ GİBİ ŞÜPHESİZ VE HAKDIR” buyuruyor. |
• RUM SURESİ’NİN 4., 5. AYETLERİ
…Ve o gün mü’minler sevineceklerdir. Allah’ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder…
| İmam Ca’fer Sadık (a.s.) bu ayet hakkında: “KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ZUHUR EDİNCE, MÜ’MİNLER ALLAH’IN NUSRATI İLE FERAHLANACAKLAR” buyurdu. |
• FUSSİLET SURESİ’NİN 53. AYETİ
Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
| Ebu Basir’den: İmam Bakır hazretlerine bu ayet hakkında sorulduğunda şöyle buyurdular: “İçlerinde ve dışlarında Allah’ın acib ve garib mu’cizelerini görecekler ki, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURUNUN HAK OLDUĞUNA İNANACAKLAR. BUNDA HİÇ KİMSENİN ŞÜPHESİ KALMAYACAK.” |

05 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Dindar bir vatan evladı: Mustafa Kemal Atatürk
21 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaDindar bir vatan evladı: Mustafa Kemal Atatürk
Yarım yüzyılı aşkın bir süredir bazı ideolojik çevreler tarafından Türk halkına son derece çarpık bir mantık aşılanmaya çalışıldı.
Oysa, Atatürk’ün hayatı ve düşünceleri araştırılıp incelendiğinde, materyalist kesimlerin öne sürdükleri bu tür iddiaların bütünüyle gerçek dışı olduğu ortaya çıkar. Gerek Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerin aktardıkları bilgiler, gerekse Atatürk’ün hayatını anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürk’ün sarsılmaz bir Allah inancına sahip, Kuran-ı Kerim’i kendisine rehber edinmiş samimi bir Müslüman olduğu görülecektir.
Atatürk’ün sağlam bir İslam inancına sahip olduğu, çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda da açıkça kendini göstermektedir. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimiz’in ortaya koyduğu uygulamaları incelediğimizde de, bunların dinimizin özüne ve Kuran-ı Kerim’de tarif edilenlere uygun olduklarını görürüz.
Atatürk’ü dinden uzak ve materyalist bir kişi olarak göstermek isteyenler şunu iyi bilmelidirler ki, Atatürk hayatı boyunca, temelini materyalizmden alan komünizme karşı büyük bir mücadele vermiştir. Bu konuyla ilgili olarak da, “Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.” (Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926) talimatını vermiştir.
Bizlere yani Türk Ulusu’na düşen vazife ise Atamızı, onun ilkelerini, fikir ve düşüncelerini en doğru bilgilerle tanımak, halkımıza tanıtmak ve gelecek nesillere aktarmaktır.
Atatürk, Allah’ın birliğini, büyüklüğünü şu samimi sözlerle ifade etmiştir:
“Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar, Kur’ân-ı Azimüşşan`daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hak`tır.” (Atatürk`ün S ve D. c. 2, s. 93)
Atatürk, Kuran-ı Kerim’e olan bağlılığını onu ‘Kitab-ı Ekmel’ yani (En Mükemmel Kitap) diye tanımlayarak dile getiriyordu. Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü’ne hafızları çağırtarak sık sık Kuran okutmuş, ayetler üzerinde incelemelerde bulunmuş ve hafızlarla meal ve tefsir konularında fikir alış verişinde bulunmuştu.
Atatürk özel sohbetlerinde pek çok kez dindar olmanın gerekliliğinden, Peygamber Efendimiz’in hayatından, Asr-ı Saadet ve Hülefayı Raşidin (dört halife) dönemlerinden, dinimizin yüceliğinden, Allah’ın kudretinden söz etmiştir. İslam Dininin son ve mükemmel din, Peygamberimiz (sav)’in de son peygamber olduğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk, ulusuna da dindar olmayı, dinini öğrenmeyi öğütlemiştir.
Atatürk, dinimizin akıl ve mantığa uygun olduğunu da aşağıdaki sözleriyle belirtmiştir:
“Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı.” (Atatürk’ün S.D. II, 1923, s. 127)
İslam Dini hakkında bu kadar güzel fikirlere sahip olan ve her ortamda bu düşüncelerini dile getiren Atatürk, açıktır ki Allah’tan korkan, Allah’ın emirlerini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışan bir Müslümandı. Atatürk, Çanakkale Zaferi`nde çarpışan Türk askerlerinin iman ruhunu şöyle anlatmıştır:
“Çanakkale İslâm’la korundu” diyen Atatürk şöyle devam ediyor: “Öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’ân, cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyor. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi`ni kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Atatürk`ün S ve D. c. 2, s. 93)
Atatürk; Peygamber Efendimizi çok iyi tanımış, onun üstün özelliklerini çeşitli vesilelerle anlatmıştır:
“O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür.” (Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk ve Din Eğitimi, A. Gürtaş, s. 26)
“O’nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed (sav)’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazandığı zafer, fani insanların karı değildir; O’nun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır.” (Hakikati Tasvir, “Ş. Günaltay’ın Anıları”, A. Gürtaş, s. 26)
Atatürk’ün Hz. Muhammed (sav)’e yönelik övgü dolu sözleri ise şöyledir:
“Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” (Urduca Yayınlarda Atatürk, A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını, 1979, s. 70-71)
“Büyük bir inkılap yapan Hazreti Muhammed (sav)’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.” (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, s.)
Atatürk, laikliği, din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. Bize düşen görev, Atatürk’ün de yaptığı gibi, İslam’ı savunmak ve Allah’ın dinini insanlara öğretmektir.
“Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.”
Darwinist, materyalist zihniyetle dünyada milyonlarca insanın ölümüne neden olan bu kanlı diktatörler, hadislerin tabiriyle AHİR ZAMAN DECCALLERİDİR.
Tam bir Türk milliyetçisi ve Türk-İslam Birliği taraftarı olan Atatürk’ün “Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.” sözü onun tüm bu deccallere ve zihniyetlerine karşı olduğunu göstermektedir. Komünizmle mücadele eden Atatürk ayrıca Türk-İslam Birliğinin en büyük savunucularından biri olarak bu birliğin önemine şöyle dikkat çekmiştir:
“Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır.”
“Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.”
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce büyük bir olay meydana gelecektir
21 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce büyük bir olay meydana gelecektir
| “(1) Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce (2) medinede (3) simsiyah taşların bile (4) kan içinde kaybolacağı (5) büyük bir vak’a olacaktır. Bu olayda bir kadının öldürülmesi (6) bir kamçının sallanması kadar kolay olacaktır. Ve bu olay 2 km kadar yayılacaktır. ”
(EI-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-iI Muntazar, 41) |

(1) Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce … Hadis-i şerifin böyle başlaması bu olayın aynı zamanda Hz. Mehdi (as)’nin çıkış öncesi alametlerinden olduğunu gösteriyor. Hz. Mehdi (as)’nin çıkış zamanı hadis-i şerifler ve büyük İslam alimlerinin izahlarına göre Hicri 1400 (Miladi 1979-80) yılı başlarındadır. Hadiste geçen “Hz. Mehdi (as) çıkmadan önce” ifadesi, Hz. Mehdi (as)’in ortaya çıkışından kısa bir süre önce bu büyük olayın olacağına işaret etmektedir. Kanlı 1 Mayıs olayları, 1977 yılında meydana gelmiştir.
(2) .… Medinede … Arapça’da Medine kelimesi aynı zamanda büyük şehir karşılığında da kullanılmaktadır. Aşağıdaki hadis buna örnektir.
Hz. İbni Amr’dan rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) buyurdu ki:
Ey Ummet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz… Altıncısı da medinenin fethi.
Denildi ki: Hangi medine? Buyurdu ki: Kostantiniyye. (İstanbul)
(Bu İstanbul’un Hz. Mehdi (as) tarafından yapılacak manevi fethidir.)
(Kıyamet Alametleri, s. 204 Ramuz EI Ehadis 1/296)
(3) … Simsiyah taşların bile kan içinde kaybolacağı … Hadis-i şerifin bu kısmında da kanlı hadisenin üzerinde cereyan edeceği zemin yüzeyi tarif edilmektedir. Siyah taş, yani asfalt yol üzerinde kanlı bir olay olacağına işaret edilmektedir.
- 1 Mayıs Taksim olayında 34 ölü ve 200 kişinin yaralanmasından akan kanlar, siyah taşlar (yani asfalt yol) üzerine dökülmüş ve bu kanlar caddeye yayılmıştır.
Asfalt yol: Ufak çakıl taşlarının asfalt maddesi ile karıştırılmasından oluşur.
Bu karışım yola döküldüğünde yekpare siyah taş halini almaktadır.
(4) … kan içinde kaybolacağı … Çatışmalar neticesinde akan kan, bazı kısımlarda asfaltı bir örtü gibi örtmüş ve asfalt yer yer görülmez hale gelmiştir.
(5) … büyük bir vak’a olacaktır …
1 Mayıs Taksim hadisesi anarşi döneminde çok sayıda insanın katledildiği ve çok fazla kanın akıtıldığı büyük bir hadisedir.
(6) … Bir kamçının sallanması kadar kolay olacaktır … Burada bir benzetme yapılarak öldürmenin pek kolayca işleneceğine dikkat çekiliyor. Nasıl bir kamçı, basit el hareketleriyle her tarafa doğru kolaylıkla sallanabiliyorsa, aynı kolaylıkla kamçı gibi kabzasından tutulan ve her tarafa yönetilebilen tabanca da sadece tetiğinin çekilmesiyle hedefteki şahsı öldürebilir.

Büyük Bir Olayın Meydana Gelmesi




22 Mayıs 2009
Popularity: unranked [?]
Türkiye, Türk İslam Birliği’nin Doğal Lideridir
15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
Türk ve İslam devletlerinin biraraya gelmesiyle tesis edilecek Türk İslam Birliği dünya barışı ve huzuru için kurtarıcı bir güç olacaktır. Bazı kimseler bu birliğin isminin “Türk İslam Birliği” olmasından rahatsızlık duymakta, Türkiye’nin öncülüğünde bir birlik kurulmasının mümkün olmadığı iddiasını öne sürmektedirler. Oysa, Türkiye’nin içinde bulunduğumuz ahir zamanda öncü bir rol üstleneceği Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilmiş bir gerçektir. Bunun yanı sıra tarihi ve siyasi koşullar da Türkiye’yi Türk İslam aleminin doğal lideri yapmaktadır.
Türk İslam Birliği asla ırk üstünlüğüne dayalı bir birlik değildir. Irk üstünlüğü iddiası Kuran ahlakına aykırı olan bir tutumdur ve hiçbir samimi Müslümanın böyle bir iddiada bulunması mümkün değildir. Allah Kuran’da üstünlüğün ancak takva ile olduğunu bildirmiştir: Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13) Peygamberimiz (sav) de; “Acemin Arap’a, Arap’ın Acem’e bir üstünlüğü yoktur” buyurarak Müslümanların bu konuda nasıl tavır alması gerektiğini bizlere göstermiştir. Irk üstünlüğü iddiası ile yola çıkılması durumunda, Allah’ın böyle akıl ve vicdan dışı, Kuran’a ve sünnete uygun olmayan bir sisteme başarı vermeyeceği, bereket vermeyeceği açıktır. Dolayısıyla Türk İslam Birliği’nin kurulması talep edilirken de, Türk Milleti’nin üstün ahlakı, fedakarlığı, mazlumu sahiplenme duygusu, koruyuculuğu, hamiyeti İslamiyesinin güçlü olması, adaleti göz önünde bulundurulmakta, Türk Milleti’nin ahlak özelliğine dikkat çekilerek bu kutlu birliğin lideri olması gerektiği söylenmektedir. Tüm bunların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını taşıyan Türkiye, Türk İslam coğrayfasıyla tarihsel bir bağa sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana, bu geniş coğrafyada huzur ve dirlik kalmamıştır. Bu gerçek, Batılı ve Doğulu çok sayıda siyasetçi ve tarihçi tarafından da dile getirilmekte ve bölgenin Osmanlı’nın adaletini ve düzenini özlediği sık sık gündeme getirilmektedir. Türkiye bu düzeni rahatlıkla sağlayabilecek birikime ve güce sahiptir. Yetişmiş olgun kadrosu, itidalli tavrı, adil bir anlayışa sahip olması büyük bir avantajdır. Nitekim Türk İslam alemine bakıldığında böyle büyük bir sorumluluğa talip olan bir başka ülke de görülmemektedir. Türkiye’nin Türk İslam aleminin ağabeyliğinde olmasına itiraz eden bir ülke de yoktur. Kısaca Türk İslam alemi ittifakla Türkiye’nin öncülüğünü, ağabeyliğini, koruyuculuğunu kabul etmekte ve istemektedir. İçinde bulunduğumuz dönem Türk İslam aleminin manevi bir lider önderliğinde birleşmeye, bir ve bütün olarak hareket etmeye en çok ihtiyaç duyduğu dönemdir. Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar sıkıntı ve zorluk içindedir. Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz yaklaşık 60 yıldır türlü işkencelere maruz kalıyorlar ve akıl almaz baskı altındadırlar. Filistin’de Müslümanlar yarım asrı aşkın süredir katledilmekte, kendi topraklarında sürgün hayatı yaşamaktadırlar. Irak’tan hemen her gün ölüm haberi gelmekte, Kerküklü kardeşlerimiz ölüm korkusuyla yaşamaktadır. Kırım’da Müslümanlar zorluklar altında varlıklarını devam ettirmeye çalışmakta, Afganistan’da neredeyse hergün Müslüman kanı dökülmekte, Pakistan’da binlerce Müslüman kendi ülkesinde mülteci konumuna yaşamaktadırlar. Yakın geçmişte Bosnalı Müslümanlar tüm dünyanın gözü önünde, Avrupa’nın ortasında, acımasızca soykırıma tabi tutulmuştur. Pek çok ülkede hapisaneler, düşüncelerinden ve inançlarından dolu tutuklanmış olan Müslümanlarla doludur. Bu acıların, bu katliamların, bu sıkıntıların, bu çilelerin hiçbiri yeni değildir. Müslümanlar, neredeyse yüzyıldır baskı altında acımasızca ezilmektedir. Bu fitnenin son bulması, akan kanın durması ise ancak Türk İslam Birliği’nin kurulmasıyla mümkündür. Filistin’i, Irak’ı, Afganistan’ı, Doğu Türkistan’ı, Kırım’ı, Kerkük’ü, Moro’yu kurtaracak tek çözüm ise Türk İslam Birliği’dir. Türk İslam Birliği’ni tesis etmenin aciliyeti gözler önündeyken, kendilerince bu birliğin kurulmasını imkansız görenler, bu mübarek birliğin kurulması için gayret etmeyenler, bu yolda yapılan çalışmaları desteklemeyenler çok büyük bir vebal altına girdiklerini unutmamalıdırlar. Zulme rıza göstermenin de zulüm olduğu gerçeğini göz ardı etmemelidirler. Bu büyük coğrafyada akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, Türk İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman en az bu zulmü yapanlar kadar sorumludur. Türk İslam Birliği’nin kurulması Allah’ın Kuran’da gösterdiği, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylarıyla anlattığı çözümdür. Birlik olmak Kuran’a göre farz, dağılıp ayrılmak ise haramdır. Temennimiz, Allah’ın “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın” hükmü gereği biran önce birleşip Türk İslam Birliği’nin tesis edilmesi, bu vesileyle çekilen acıların son bulması, tüm dünyanın huzura ve güvenliğe kavuşmasıdır. |
Popularity: unranked [?]
HZ. İSA’NIN YERYÜZÜNE İKİNCİ KEZ GELİŞİ
27 Mayıs 2010 Yazan adminHZ. İSA’NIN YERYÜZÜNE İKİNCİ KEZ GELİŞİ
Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez geleceği konusu Kuran’da ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde çok açık olarak bildirilmiştir. Pek çok ayette ve hadiste bu konu ile ilgili kesin ifadeler bulunmaktadır.
Kuran’dan Deliller
I. Delil
“… sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim…”
Hz. İsa’nın ikinci kez yeryüzüne geleceğine dair işaretler taşıyan ayetlerden ilki Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetidir:
Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim. (Al-i İmran Suresi, 55)
Allah kıyamete kadar inkar edenlere üstün gelen ve Hz. İsa’ya gerçekten tabi olan bir grubun varlığından söz etmektedir. Hz. İsa hayatta iken ona uyanların sayısı çok azdı. Ve onun Allah Katına yükselişinin ardından da hızla dinde dejenerasyon başladı. Sonraki iki yüzyıl boyunca da, Hz. İsa’ya iman edenler (İseviler) şiddetli baskılara maruz kaldılar. Üstelik İsevilerin hiçbir siyasi gücü de bulunmamaktaydı. Bu durumda geçmişte yaşayan Hıristiyanların, inkar edenlere üstün geldiklerini ve bu ayetin onlara baktığını söyleyemeyiz.
Günümüzde ise Hıristiyanlığın özünden uzaklaştığını, Hz. İsa’nın anlattığı hak dinden farklı bir dine dönüştüğünü görürüz. Hıristiyanların çoğu arasında Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu şeklindeki (Allah’ı tenzih ederiz) sapkın inanç benimsenmiş ve teslis inancı (üçleme; Baba, oğul, kutsal Ruh) asırlar önce kabul edilmiştir. Bu durumda, dinin aslından iyice uzaklaşmış olan günümüz Hıristiyanlarını da Hz. İsa’ya uyanlar olarak kabul edemeyiz, çünkü Allah, Kuran’ın birçok ayetinde “üçleme”ye inananların inkar içerisinde olduklarını bildirmiştir:
Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir İlah’tan başka İlah yoktur… (Maide Suresi, 73)
Bu durumda “sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim” ifadesi açık bir işaret taşımaktadır. Hz. İsa’ya uyan ve kıyamete kadar yaşayacak olan bir topluluk olması gerekmektedir. Böyle bir topluluk, kuşkusuz Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişiyle ortaya çıkacaktır. Ve tekrar dünyaya gelişi sırasında bu kutlu insana tabi olanlar, kıyamete kadar inkar edenlere üstün kılınacaktır.
Ayrıca ayetin sonunda geçen “…Sonra dönüşünüz Banadır…” ifadesi de dikkat çekicidir. Allah Hz. İsa’ya uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğini haber verdikten sonra Hz. İsa da dahil olmak üzere tümünün kendisine döneceğini bildirmektedir. “Allah’a dönmeleri” ölmeleri olarak anlaşılmaktadır. Bu da, Hz. İsa’nın da kıyamete yakın dönemde yeryüzüne tekrar geldikten sonra ölümünün gerçekleşeceğine bir işaret olabilir.
II. delil
“… ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur…”
Nisa Suresi’nin 156-158. ayetlerinin arkasından Allah, 159. ayette şöyle buyurmaktadır:
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)
Yukarıdaki ayette yer alan “ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur” ifadesi oldukça dikkat çekicidir. Bu cümlenin Arapça karşılığı şu şekildedir: “… ve in min ehlil kitabi illa leyüminenne bihi kable mevtihi”
Burada bazı tefsirciler “o” zamirinin Hz. İsa yerine Kuran’a baktığını düşünmüşler ve ayete Kitap Ehlinin ölmeden Kuran’a iman edeceği şeklinde bir yorumda bulunmuşlardır. Oysa bu ayet öncesindeki iki ayette de “o” zamiri tartışmasız bir biçimde Hz. İsa için kullanılmıştır:
Nisa Suresi, 157. ayet:
Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
Nisa Suresi, 158. ayet:
Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu ayetlerin hemen arkasından gelen ayette kullanılan “o” zamirinin Hz. İsa’dan başka bir varlığı kastettiğinin hiçbir delili yoktur.
Nisa Suresi, 159. ayet:
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır.
Diğer taraftan ayetin ikinci cümlesinde yer alan “Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır” ifadesi de oldukça önemlidir. Kuran’da kıyamet günü insanın dilinin, ellerinin ve ayaklarının (Nur Suresi, 24, Yasin Suresi, 65), işitme, görme duyularının ve derilerinin (Fussilet Suresi, 20-23) kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri bildirilmektedir. Kuran’ın şahitliği ile ilgili ise hiçbir ayet yoktur. İlk cümlenin -cümle yapısı olarak veya ayetlerin ardarda gelişi açısından herhangi bir delil bulunmamasına rağmen- “Kuran”ı ifade ettiği kabul edilirse, ikinci cümlede yer alan “o” zamirinin de Kuran’a işaret ettiği iddia edilmiş olur. Oysa Allah Kuran’da bizlere bu konuyla ilgili herhangi bir bilgi vermemiştir. (En doğrusunu Allah bilir)
Kuran ayetlerine baktığımızda aynı zamirin, Kuran’a işaret ettiği durumlarda, (Tarık Suresi, 13, Tekvir Suresi, 19, Neml Suresi, 77 ve Şuara Suresi, 192-196′da olduğu gibi) ayetin öncesinde ya da sonrasında mutlaka Kuran’dan bahsedildiğini görürüz. Ayetin öncesinde, sonrasında veya ayetin içinde Kuran’dan bahsedilmiyorsa, bu ayetin Kuran’ı tarif ettiğini söylemek yanlış olabilir. Ayet çok açık bir biçimde Hz. İsa’ya inanılmasından ve onun inananlara şahit olmasından bahsetmektedir.
Ayetin manası hakkında belirteceğimiz ikinci nokta ise “ölümünden önce” ifadesinin yorumu ile ilgilidir. Bazıları bu ifadenin “Kitap Ehlinin kendi ölümlerinden önce” inanması anlamında olduğunu düşünmektedirler. Bu yoruma göre Kitap Ehlinden olan her kişi kendisine ölüm gelmeden Hz. İsa’ya mutlaka iman edecektir. Oysa Hz. İsa döneminde Kitap Ehli tanımlamasına dahil olan Yahudiler ona iman etmemekle kalmamış, onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır. Daha sonra da onu öldü sanıp inkarlarını sürdürmüşlerdir. Aynı durum bugünkü Yahudiler için de geçerlidir, çünkü onlar Hz. İsa’yı peygamber olarak kabul etmemektedirler. Bugüne kadar Hz. İsa’ya iman etmemiş milyonlarca Ehli Kitap Yahudi yaşamış ve Hz. İsa’ya iman etmeden ölmüştür. Dolayısıyla ayette söz konusu olan Kitap Ehlinin değil, Hz. İsa’nın ölümüdür. Sonuç olarak, ayetlerin bizlere gösterdiği gerçek ise şudur: “Hz. İsa ölmeden önce tüm Ehli Kitap ona iman edecektir.”
Ayet gerçek manasıyla ele alındığında ise çok açık gerçeklerle karşılaşırız.
Birincisi, ayette gelecekten bahsedildiği açıktır, çünkü Hz. İsa’nın ölümü söz konusudur. Oysa o ölmemiş Allah Katına yükselmiştir. Hz. İsa dünyaya yeniden gelecek ve her insan gibi yaşayıp ölecektir. İkincisi Hz. İsa’ya tüm Ehli Kitabın iman etmesi söz konusudur. Bu da henüz gerçekleşmemiş ancak kesin olarak gerçekleşeceği bildirilen bir olaydır. Dolayısıyla buradaki “ölümünden önce” ifadesinin işaret ettiği kişi Hz. İsa’dır. Kitap Ehli onu görüp bilecek, ona yaşarken ilerleyen satırlarda detaylı olarak anlatılacağı gibi Müslüman olarak itaat edecek ve Hz. İsa da onların durumlarıyla ilgili ahirette şahitlik edecektir. (En doğrusunu Allah bilir.)
III. delil
“Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir…”
Hz. İsa’nın yeniden yeryüzüne döneceği ile ilgili bir başka ayet de Zuhruf Suresi’nin 61. ayetidir. Bu surenin 57. ayetinden itibaren Hz. İsa’dan bahsedilir:
Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. Dediler ki: “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?” Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar ‘tartışmacı ve düşman’ bir kavimdir. O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık. Eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı. (Zuhruf Suresi, 57-60)
Bu ayetlerin hemen arkasından gelen 61. ayette Hz. İsa’nın kıyamet saati için bir ilim olduğu belirtilmektedir:
Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)
Bu ayetin Hz. İsa’nın ahir zamanda yeryüzüne dönüşüne açık bir işaret taşıdığını söyleyebiliriz. Çünkü Hz. İsa, Kuran’ın indirilişinden yaklaşık altı asır önce yaşamıştır. Dolayısıyla bu ilk hayatını “kıyamet saati için bir bilgi” yani bir kıyamet alameti olarak anlayamayız. Ayetin işaret ettiği anlam, Hz. İsa’nın, ahir zamanda, yani kıyametten önceki son zaman diliminde yeniden yeryüzüne döneceği ve bunun da bir kıyamet alameti olacağıdır. (En doğrusunu Allah bilir.)
Bu ayette geçen “O, kıyamet saati için bir ilimdir” ifadesinin Arapça karşılığı şu şekildedir: “İnnehu le ilmun lissaati.”
Bu ifadede yer alan “hu” zamirinin “Kuran”a işaret ettiğini söyleyenler vardır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi Kuran için “hu” yani “o” zamiri kullanıldığında mutlaka ayetin öncesinde veya sonrasında veya ayetin içinde Kuran’ı anlatan başka ifadeler de bulunmaktadır. Başka bir konu içinde “hu” zamiri ile Kuran’dan bahsedilmez. Ayrıca bu ayetin öncesindeki ayete bakıldığında, orada da açıkça Hz. İsa kastedilerek o zamiri kullanıldığı görülecektir:
“O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık.” (Zuhruf Suresi, 59)
Bu zamirin Kuran’a işaret ettiğini söyleyenler ise ayetin devamında geçen “Ondan kuşkulanmayın, bana uyun” ifadesini delil olarak gösterirler. Ancak bu ifadenin öncesindeki ayetler tamamen Hz. İsa’dan bahsetmektedir. Bu nedenle “hu” zamirinin bir önceki ayetlerle ilgili olması ve Hz. İsa’yı anlatması daha uygundur. Nitekim büyük İslam alimleri de bu zamiri gerek ayetlere gerekse sahih hadislere dayanarak Hz. İsa olarak açıklamaktadırlar. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinde bu konu şu şekilde açıklanmaktadır:
“Muhakkak ki o saat için bir ilimdir de -saatin geleceğini ölülerin dirilip, kıyam edeceğini bildiren bir delil ve alamettir. Çünkü İsa gerek zuhuru ve gerek emvati ihya (ölüleri diriltme) mucizesi ve gerek emvatın kıyamını (ölülerin kalkışını) haber vermesi itibarıyla kıyametin vaki olacağına bir delil olduğu gibi hadiste varid olduğuna göre eşratı saattendir (kıyamet alametidir).”1
IV. delil
“… Ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek…”
Hz. İsa’nın ikinci gelişine işaret eden başka ayetler de şöyledir:
Hani Melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır. Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir. “Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?” dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona “ol” der, o da hemen oluverir. Ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. (Al-i İmran Suresi, 45-48)
Ayette, Allah’ın Hz. İsa’ya, Tevrat’ı, İncil’i ve bir de “Kitab’ı” öğreteceği haber verilmektedir. Bu kitabın hangi kitap olduğu kuşkusuz önemlidir. Aynı ifade Maide Suresi’nin 110. ayetinde de yer almaktadır:
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim…” (Maide Suresi, 110)
Her iki ayette de geçen “Kitap” ifadesini incelediğimizde, bunun Kuran’a işaret ettiğini görürüz. Ayetlerde Tevrat ve İncil dışında gönderilen son hak kitabın Kuran olduğu bildirilmektedir. (Hz. Davud’a verilen Zebur da Eski Ahit’in içindedir) Bunun yanında, Kuran’ın başka ayetlerinde, “Kitap” kelimesi, İncil ve Tevrat’ın yanında Kuran’ı ifade etmek için kullanılmıştır:
Allah… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, kaimdir. O, sana Kitab’ı Hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat ve İncil’i de indirmişti. (Al-i İmran Suresi, 2-3)
Kitap kelimesinin Kuran’a işaret ettiği başka ayetler de şu şekildedir:
Allah Katından yanlarında olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah’ın laneti kafirlerin üzerinedir. (Bakara Suresi, 89)
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara Suresi, 151)
Bu durumda, Hz. İsa’ya öğretilecek olan üçüncü “Kitab”ın Kuran olduğunu ve bunun da ancak Hz. İsa’nın ahir zamanda dünyaya dönüşünde mümkün olabileceğini düşünebiliriz. Çünkü Hz. İsa Kuran’ın indirilmesinden yaklaşık 600 sene önce yaşamıştı. İlerleyen bölümlerde detaylı olarak göreceğimiz gibi, Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde Hz. İsa’nın dünyaya ikinci kez gelişinde İncil ile değil Kuran’la hükmedeceği bildirilmektedir. Bu da ayetteki manaya tam olarak uygun düşmektedir. (Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.)
V. Delil
“Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir…”
“Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir…” (Al-i İmran Suresi, 59) ayeti de Hz. İsa’nın dönüşüne işaret ediyor olabilir. Tefsir alimleri genellikle bu ayetin her iki peygamberin de babasız olma özelliğine, Hz. Adem’in Allah’ın “Ol” emriyle topraktan yaratılması ile Hz. İsa’nın yine “Ol” emriyle babasız doğmasına işaret ettiğine dikkat çekmişlerdir. Ancak ayetin ikinci bir işareti daha olabilir. Hz. Adem cennetten nasıl yeryüzüne indirildiyse, Hz. İsa da ahir zamanda Allah’ın Katından yeryüzüne indirilecek olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Görüldüğü gibi Hz. İsa’nın yeryüzüne yeniden döneceğine ilişkin olarak Kuran’da geçen ayetler çok açıktır. Kuran’da diğer peygamberler için bunlara benzer ifadeler kullanılmamıştır. Ancak tüm bu ifadeler, Hz. İsa için kullanılmıştır. Bunun anlamı ise oldukça açıktır.
VI. delil
“…doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün…”
Kuran’da Hz. İsa’nın ölümünü ifade eden bir diğer ayet ise Meryem Suresi’nde şöyle haber verilmektedir:
“Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” (Meryem Suresi, 33)
Bu ayet Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetiyle birlikte incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir. Al-i İmran Suresi’ndeki ayette Hz. İsa’nın Allah Katına yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya da öldürülme ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak Meryem Suresi’nin 33. ayetinde Hz. İsa’nın öleceği günden bahsedilmektedir. Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa’nın ikinci kez dünyaya gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra vefat etmesiyle mümkün olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
VII. Delil
“… beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun…”
Hz. İsa’nın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili bir başka delil ise Maide Suresi’nin 110. ayetinde ve Al-i İmran Suresi’nin 46. ayetinde geçen “kehlen” kelimesidir. Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır:
“Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun…” (Maide Suresi, 110)
“Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen) de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir.” (Al-i İmran Suresi, 46)
Bu kelime Kuran’da sadece yukarıdaki iki ayette ve sadece Hz. İsa için kullanılmaktadır. Hz. İsa’nın yetişkin halini ifade etmek için kullanılan “kehlen” kelimesinin anlamı “otuz ile elli yaşları arasında, gençlik devresini bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kimse” şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri arasında ittifakla “35 yaş sonrası döneme işaret ediyor” şeklinde çevrilmektedir.
Hz. İsa’nın genç bir yaş olan otuz yaşının başlarında Allah Katına yükseldiğini, yeryüzüne indikten sonra kırk yıl kalacağını ifade eden ve İbni Abbas’tan rivayet edilen hadise dayanan İslam alimleri, Hz. İsa’nın yaşlılık döneminin, tekrar dünyaya gelişinden sonra olacağını, dolayısıyla bu ayetin, Hz. İsa’nın nüzulüne dair bir delil olduğunu söylemektedirler.2 (En doğrusunu Allah bilir)
İslam alimlerinin bu yorumunun isabetli olduğu, söz konusu ayetler dikkatle incelendiğinde kolaylıkla anlaşılmaktadır. Kuran ayetlerine bakıldığında bu ifadenin, yalnızca Hz. İsa için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi de yetişkin yaşlarında tebliğ görevini yerine getirmişlerdir. Ancak Kuran’da hiçbir peygamber için bu şekilde bir ifade kullanılmamaktadır. Bu ifade sadece Hz. İsa için ve mucizevi bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ayetlerde birbiri ardından gelen “beşikte” ve “yetişkin iken” kelimeleri iki büyük mucizevi zamana dikkat çekmektedirler.
Nitekim İmam Taberi, Taberi Tefsiri isimli eserinde bu ayetlerde geçen ifadeleri şu şekilde açıklamaktadır:
“Bu ifadeler (Maide Suresi, 110), Hz. İsa’nın ömrünü tamamlayıp yaşlılık döneminde insanlarla konuşabilmesi için gökten ineceğine işaret etmektedir. Çünkü o, genç yaştayken göğe kaldırılmıştı…
Bu ayette (Al-i İmran Suresi, 46), Hz. İsa’nın hayatta olduğuna delil vardır ve ehl-i sünnet de bu görüştedir. Çünkü ayette, onun yaşlandığı zamanda da insanlarla konuşacağı ifade edilmektedir. Yaşlanması da ancak, semadan yeryüzüne ineceği zamanda olacaktır.”3
“Kehlen” kelimesinin açıklamaları da, Kuran’da yer alan diğer bilgiler gibi, Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne gelişine işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir) Tüm bu anlatılanlar Hz. İsa’nın ahir zaman adı verilen dönemde yeryüzüne tekrar geleceğini ve insanları hak din olan İslam’a yönelteceğini ortaya koymaktadır. Kuşkusuz bu, Allah’ın iman edenlere büyük bir müjdesi, rahmeti ve nimetidir. İman edenlerin sorumluluğu ise, Hz. İsa’yı en güzel şekilde savunup desteklemek ve onun insanları çağırdığı Kuran ahlakını en doğru şekilde yaşamaktır.
Kuran Ayetlerinde Benzer Örnekler
Kuran ayetlerinde uzun süre ölü kaldıktan sonra yeniden dirilme, yüzlerce yıl uykuda kalma gibi Hz. İsa’nın durumuyla benzeyen bazı örnekler yer almaktadır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
Yüzyıl sonra diriltilen adam
Bu örneklerden biri, Bakara Suresi’nde anlatılan “yüz yıl ölü kaldığı” belirtilen bir kimsenin hayatına ilişkindir:
Ya da altı üstüne gelmiş ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: “Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?” Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: “Ne kadar kaldın?” O: “Bir gün veya bir günden az kaldım” dedi. (Allah ona:) “Hayır yüz yıl kaldın böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz sonra da onlara et giydiriyoruz?” dedi. O kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: “(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 259)
Önceki sayfalarda belirttiğimiz gibi ayetlerde Hz. İsa’nın canının alındığından bahsedilmemektedir. Yukarıda verdiğimiz ayette ise tam bir ölüm (mevt) söz konusudur. Dolayısıyla kesin olarak ölen bir insanın bile Allah’ın dilemesiyle bu dünyada tekrar diriltildiği Kuran’da bildirilen bir gerçektir. Kuran’da buna benzer başka olaylardan da örnekler verilmektedir.
Kehf Ehli’nin yıllar sonra uyandırılmaları
Konuya işaret eden diğer bir örnek ise Kehf Suresi’ndeki “Ashab-ı Kehf” kıssasındadır.
Allah’ın, yaşadıkları dönemin din karşıtı hükümdarının zulmünden korunmak için mağaraya sığınan bir grup gençten bahsettiği bu kıssada, onların uzun yıllar uyuduktan sonra tekrar uyandırıldıkları anlatılmaktadır. Ayetler şöyledir:
O gençler mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki: “Rabbimiz katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik). (Kehf Suresi, 10-11)
Sen onları uyanık sanırsın oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın geri dönüp onlardan kaçardın onlardan içini korku kaplardı. Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.”
(Kehf Suresi, 18-19)
Kuran’da gençlerin mağarada kaç yıl kaldıkları tam olarak bildirilmez. Bunun için yıllar yılı tabiri kullanılır ki sürenin çok kısa olmadığı buradan anlaşılmaktadır. Ayrıca kalış süresiyle ilgili insanların tahmini de oldukça uzun bir süre olan 309 yıldır:
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O’nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” (Kehf Suresi, 25-26)
Elbette burada önemli olan sürenin kısa veya uzun olması değildir. Üzerinde durduğumuz konu Allah’ın bazı insanları dünyadaki bildiğimiz hayattan, uyutmak veya canlarını almak suretiyle uzaklaştırdıktan sonra onları tekrar canlandırmasıdır. Tıpkı uykudan uyanan insanlar gibi kişileri tekrar hayata döndürmesidir. Hz. İsa da bu insanlardan biridir ve zamanı geldiğinde tekrar dünya üzerinde yaşayacak, görevini yaptıktan sonra “Dedi ki: “Orada (dünyada) yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.” (Araf Suresi, 25) ayetinin hükmü gereği her insan gibi dünyada ölecektir.
—————————————————–
Popularity: unranked [?]
Said Nursi Alem-i İslam’ın bayraktarlığını Türk milletinin yapacağını söylemiştir
27 Mayıs 2010 Yazan adminHarun Yahya
Said Nursi Alem-i İslam’ın bayraktarlığını Türk milletinin yapacağını söylemiştir
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Müslüman Türk Milletinin manevi şahsiyetine olan inancını eserlerinde birçok kez vurgulamıştır. Necmeddin Şahiner “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi” isimli kitabında Bediüzzaman Said Nursi’nin Müslüman Türk Milletine olan bu inancını yine Bediüzzaman’ın kendi sözleriyle şöyle aktarmıştır:
|
“Allahü Zülcelal Hazretleri, Kuran-ı Kerim’de “ÖYLE BİR KAVİM GÖNDERECEĞİM Kİ ONLAR ALLAH’I, ALLAH DA ONLARI SEVER” buyurmuştur (Maide Suresi, 54). Ben de bu beyan-ı İlahi karşısında düşündüm. BU KAVMİN BİN YILDANBERİ ALEM-I İSLAM’IN BAYRAKTARLIĞINI YAPAN TÜRK MİLLETİ OLDUĞUNU ANLADIM.”
(Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, s. 233-234.)
|
Popularity: unranked [?]



Türk ve İslam devletlerinin biraraya gelmesiyle tesis edilecek Türk İslam Birliği dünya barışı ve huzuru için kurtarıcı bir güç olacaktır. Bazı kimseler bu birliğin isminin “Türk İslam Birliği” olmasından rahatsızlık duymakta, Türkiye’nin öncülüğünde bir birlik kurulmasının mümkün olmadığı iddiasını öne sürmektedirler. Oysa, Türkiye’nin içinde bulunduğumuz ahir zamanda öncü bir rol üstleneceği Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilmiş bir gerçektir. Bunun yanı sıra tarihi ve siyasi koşullar da Türkiye’yi Türk İslam aleminin doğal lideri yapmaktadır.




