<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Gelecek</title>
	<atom:link href="http://www.mehdiyet.net/tag/gelecek/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehdiyet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2011 12:55:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Said Nursi Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Mutlaka Zuhur Edeceği İle İlgili Açıklamalarını Sahih Hadislere Dayandırmıştır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/10/bediuzzaman-said-nursi-hz-mehdi-a-s-in-mutlaka-zuhur-edecegi-ile-ilgili-aciklamalarini-sahih-hadislere-dayandirmistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/10/bediuzzaman-said-nursi-hz-mehdi-a-s-in-mutlaka-zuhur-edecegi-ile-ilgili-aciklamalarini-sahih-hadislere-dayandirmistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Oct 2010 11:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Benim]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Dolu]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Icad]]></category>
		<category><![CDATA[Mektubat]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Risale]]></category>
		<category><![CDATA[Talib]]></category>
		<category><![CDATA[Uygun]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=418</guid>
		<description><![CDATA[




Cenab-ı Hak bir dakika zarfında yer ile gök arasındaki alemi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table style="height: 1136px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="636">
<tbody>
<tr>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://www.harunyahya.net/images/NewData/bediuzzaman_said_nursi_hz._mehdi_a.s.in_mutlaka_zuhur_edecegi_ile_ilgili_aciklamalarini_sahih_hadislere_dayandirmistir_tr.jpg" border="0" alt="Bediüzzaman Said Nursi Hz. Mehdi (a.s.)'ın Mutlaka Zuhur Edeceği İle İlgili Açıklamalarını Sahih Hadislere Dayandırmıştır" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://www.harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">Cenab-ı Hak bir dakika zarfında yer ile gök arasındaki alemi bulutlarla  doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını dindirir ve  bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin örneğini ve yazında bir saatte  kış fırtınasını icad eden  <strong>KADİR-İ ZÜLCELAL, HZ. MEHDİ (a.s.) İLE DE,  İSLAM ALEMİ ÜZERİNDEKİ ZULÜM VE KARANLIĞI DAĞITABİLİR VE VA’DETMİŞTİR  VAADİNİ ELBETTE YAPACAKTIR.</strong> (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)</p>
<p><strong>(1)<br />
KADİR-İ ZÜLCELAL HZ. MEHDİ (a.s.) İLE DE, İSLAM ALEMİ ÜZERİNDEKİ ZULÜM  VE KARANLIĞI DAĞITABİLİR VE VA’DETMİŞTİR VAADİNİ ELBETTE YAPACAKTIR. </strong> (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)</p>
<p><strong>DÜNYADA TEK BİR GÜN KALSA BİLE (KIYAMET KOPMADAN) ALLAH O GÜNÜ UZATACAK,</strong> adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun <strong>EHL-İ BEYT’İMDEN MUTLAKA BİR KİMSE (Hz. Mehdi (a.s.)) GELECEK,</strong> daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adalet ve insafla (merhametle) dolduracak. (<strong>Ebu Davud ve Tırmizi</strong> / Büyük Hadis Külliyatı, <strong>Rudani</strong> 5. cilt, s. 365)</p>
<p><strong>KIYAMETİN KOPMASI İÇİN ZAMANDA SADECE BİR GÜNDEN BAŞKA VAKİT KALMAMIŞ DA OLSA ALLAH BENİM EHL-İ BEYT&#8217;İMDEN BİR ZATI GÖNDERECEK</strong> yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o (Hz. Mehdi (a.s.)) yeryüzünü adaletle dolduracak. <strong>(Sünen-i Ebu Davud, 5/92)</strong></p>
<p><strong>DÜNYADAN SADECE BİR GÜN KALSAYDI BİLE, CENAB-I ALLAH MUTLAKA,</strong> zulüm ve cevir ile (haksızlıkla, üzüntüyle) doldurduğu yeryüzünü  doğruluk ve adaletle doldurmak üzere, ismi babamın ismine uyan benden  (Ehli Beyt’imden) bir kimseyi (Ebu Davud ve Tirmiz(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;I)  GÖNDERMEK İÇİN O GÜNÜ UZATIRDI.”</p>
<p>Ali Bin Ebi Talib’den (ra) rivayet edilmiştir. Resullullah (sav) şöyle buyurmuştur: <strong>“DEHR’DEN BİR GÜNDEN BAŞKA KALMAMIŞ OLSAYDI BİLE, ALLAH</strong> önceden zulümle doldurduğu gibi, onu adaletle dolduracak EHL-İ BEYT’İMDEN BİR KİMSEYİ <strong>(HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;I) MUTLAKA GÖNDERİRDİ.”</strong> (Ebu Davud tahric etmiştir.) (Fi Zilali’l- Kuran’da Kıyamet ve Alametleri, Ahmed Faiz, 1993, s. 113)</p>
<p>… Ebu Hamzâ-i Somâli’den: Bir gün İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’ın  yanında oturmuştum. Yanındakiler dağılıp gittikten sonra bana şöyle  buyurdu: <strong>“EY EBU HAMZA! ALLAH’IN YANINDA DEĞİŞMEYECEK OLAN KESİN HÜKÜMLERDEN BİRİ HZ. MEHDİMİZİN KIYAMIDIR&#8230;</strong> Yeryüzü zulüm ve cefa ile dolduktan sonra, adalet ve eşitlikle  dolduracak olan Hz. Mehdi (a.s.)&#8230; (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani,  Gaybet-i Numani s. 90-91)</p>
<p>Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, <strong>MUTLAKA BENİM EHLİ BEYT’İMDEN BİRİSİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKAR.</strong> Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, o (Hz. Mehdi (a.s.))  dünyayı adaletle doldurur. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir  Zaman, s. 11)</p>
<p>İmam Ahme Ebu Ya’la, Semuyeh, Ziyaü’l-Makdisi el-Muhtare’de Ebu Said  (ra)’den rivayet ettiklerine göre Hazreti Peygamber (saas) şöyle  buyurmuştur: <strong>EHLİ BEYT’İMDEN saçı düzgün, alnı açık, burnu muntazam  BİR KİMSE (HZ. MEHDİ (A.S.)), YERYÜZÜNÜ KENDİSİNDEN ÖNCE ZULÜMLE  DOLDURULMASI GİBİ ADALETLE DOLDURMADAN KIYAMET KOPMAYACAKTIR.</strong> (Muhammed bin Salih ed-Dimaşki, Peygamber (saas) Külliyatı, s. 202)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/10/bediuzzaman-said-nursi-hz-mehdi-a-s-in-mutlaka-zuhur-edecegi-ile-ilgili-aciklamalarini-sahih-hadislere-dayandirmistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.) Gizli ve Aniden Çıkacak</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gizli-ve-aniden-cikacak.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gizli-ve-aniden-cikacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 08:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[Bunu]]></category>
		<category><![CDATA[Buyu]]></category>
		<category><![CDATA[Dedem]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[Kaim]]></category>
		<category><![CDATA[Kummi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Saate]]></category>
		<category><![CDATA[Teala]]></category>
		<category><![CDATA[Vuku]]></category>
		<category><![CDATA[Yere]]></category>
		<category><![CDATA[Zama]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[





- Ahmed b. Muhammed İmam Hasan Mücteba&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s._gizli_ve_aniden_cikacak_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.) Gizli ve Aniden Çıkacak" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">- Ahmed b. Muhammed İmam Hasan Mücteba&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor.</p>
<p><em>&#8220;Dedem Resullullah&#8217;a sordum: Biz Ehl-i Beyt&#8217;ten Kaim ne zama kıyam  edecektir? Buyurdu: Ey Hasan! O, yere ve göğe pek ağır gelen &#8220;o saat&#8221; e  benzer, <strong>aniden / birdenbire zuhur edecektir</strong>.&#8221;</em></p>
<p>- Kumeyt b. Zeyd el-Esedi, İmam M. Bakır&#8217;dan rivayet ediyor.</p>
<p><em>&#8220;Allah&#8217;ın Resulünden bir konuda (yani Hz. Mehdi (a.s)&#8217;nin kıyamı hakkında) soruldu; buyurdu: O, &#8220;saat&#8221; e benzer, ancak <strong>aniden zuhur edecektir</strong>.&#8221;</em></p>
<p>- Dı&#8217;bil b. Ali el-Hüzai, İmam Rıza&#8217;dan rivayet ediyor:</p>
<p><em>&#8220;Resullullah&#8217;a; Ey Allah&#8217;ın Resulü, soyunuzdan olan Kaim ne zaman  kıyam edecek, diye soruldu. (Efendimiz) buyurdu; O, &#8216;O saate&#8217; (kıyamet  olacağı ana) benzer, onun zamanını Allah&#8217;tan başkası bilmez.. <strong>Ancak aniden vuku bulur.</strong>&#8220;</em></p>
<p>- Hazzaz Kummi: Ahmed b. Muhammed b. Münzir, rivayet ediyor:</p>
<p><em>Ali oğlu Hasan buyurdu: Dedem Resulullah&#8217;a sordum: Biz Ehl-i Beyt&#8217;ten  olan Kaim ne zaman zuhur edecektir? Buyurdu: &#8220;Ya Hasan, kuşkusuz ki  onun zuhuru kıyametin oluşuna benzer: &#8220;&#8230; O göklere de, yere de ağır  gelmiştir. <strong>O size ansızın gelecektir&#8230;</strong>&#8220;</em></p>
<p>- Şeyh Saduk: Dı&#8217;bil Hüzai rivayet ediyor: İmam Rıza buyurdu: Bana babam  aktardı, ona da babası, ona da babalarından aktarılmıştır:</p>
<p><em>Peygamber&#8217;e soruldu: Ey Allah&#8217;ın Resulü soyunuzdan olan Kaim ne zaman  zuhur edecek, buyurdu: &#8220;Onun benzeri kıyamettir, şöyle ki: &#8220;&#8230; onu tam  zamanında ortaya çıkaracak olan, yalnız O (Allah)&#8217;dur. <strong>O göklere de, yere de ağır gelmiştir, o size ansızın gelecektir&#8230;</strong>&#8220;</em></p>
<p><em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın oğlu peki o ne zaman zuhur edecek?&#8221; diye sordum, buyurdu:</p>
<p>&#8220;Andolsun ki bunu Allah&#8217;ın Resulü&#8217;ne sordular, buyurdu ki; Onun benzeri kıyamettir: <strong>Aniden meydana gelir. (Kıyamet aniden meydana geldiği gibi Hz. Mehdi (a.s) de aniden zuhur edecektir)</strong></em></p>
<p>- Züraret b A&#8217;yur rivayet ediyor:</p>
<p><em>&#8220;İmam Muhammed Bakır&#8217;a; Allah-u Teala&#8217;nın: <strong>&#8220;Aniden / birdenbire gelecek olan saatten başkasını beklemezler ki,&#8221; </strong>buyruğu hakkında sordum. Buyurdu: Maksat Hz. Kaim&#8217;in zuhur &#8220;zamanını&#8221; beklemektedir&#8230;&#8221;</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gizli-ve-aniden-cikacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadisleri doğrultusunda, &#8216;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın kendisinden bir asır sonra&#8217; geleceğini&#8217; açıklamıştır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-peygamberimiz-savin-hadisleri-dogrultusunda-hz-mehdi-a-s-in-kendisinden-bir-asir-sonra-gelecegini-aciklamistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-peygamberimiz-savin-hadisleri-dogrultusunda-hz-mehdi-a-s-in-kendisinden-bir-asir-sonra-gelecegini-aciklamistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 08:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Asir]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Zat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=238</guid>
		<description><![CDATA[



Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadisleri  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr align="center">
<td colspan="2" height="24" align="left">
<h3>Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadisleri  doğrultusunda, &#8216;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın kendisinden bir asır sonra&#8217;  geleceğini&#8217; açıklamıştır</h3>
</td>
</tr>
<tr align="center">
<td align="left" valign="top">“&#8230; Bu zamanda öyle fevkalade hakim  cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza <strong>HAKİKİ  BEKLENİLEN</strong> <strong>VE BİR  ASIR SONRA GELECEK O ZAT </strong>dahi bu zamanda gelse&#8230;”   (Kastamonu Lahikası, 59. Mektup, s. 57)</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi bu ifadesine ise Miladi 1936 yani Hicri 1354  yılında yazdığı Kastamonu Lahikası adlı eserinde yer vermiştir.  Bediüzzaman&#8217;ın bu sözleri kaleme aldığı yıllar Hicri 1300’lere denk  gelmektedir. Bediüzzaman&#8217;ın <strong>‘Bir Asır Sonra’</strong> sözleriyle  ifade ettiği, <strong>‘Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış tarihi olarak  bahsettiği dönem ise bundan 100 yıl sonrasıdır ve Hicri 1400’lü  yıllardır’.</strong></p>
<p>Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözleriyle bir kez daha <strong>“kendi  döneminde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından  hala beklendiğini ve kendisinden bir asır sonra geleceğini” bildirmiş ve  kendisinin ‘Mehdi&#8217; olmadığını çok açık olarak ortaya koymuştur.</strong></p>
<p><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/133.gif" alt="" /></p>
<p><em>06 Temmuz 2010</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-peygamberimiz-savin-hadisleri-dogrultusunda-hz-mehdi-a-s-in-kendisinden-bir-asir-sonra-gelecegini-aciklamistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerine dayanarak, &#8216;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın hicri 1400&#8242;lerde geleceğini&#8217; açıklamıştır”.</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-peygamberimiz-savin-hadislerine-dayanarak-hz-mehdi-a-s-in-hicri-1400lerde-gelecegini-aciklamistir%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-peygamberimiz-savin-hadislerine-dayanarak-hz-mehdi-a-s-in-hicri-1400lerde-gelecegini-aciklamistir%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 08:13:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[



Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerine  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr align="center">
<td colspan="2" height="24" align="left">
<h3>Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerine  dayanarak, &#8216;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın hicri 1400&#8242;lerde geleceğini&#8217;  açıklamıştır”.</h3>
</td>
</tr>
<tr align="center">
<td align="left" valign="top"><strong>İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın  geleceğinde)</strong><strong> 1400  SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ </strong><strong>ASIRLARINDA   KARİB (yakın) ZANNETMİŞLER.</strong> <strong>(Sözler, Yirmi Dördüncü  Söz, s. 318)</strong></p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın bu ifadesine Sözler adlı risalesinde yer vermiştir.  Sözler Risalesi’ni Miladi 1926 yani Hicri 1345 yılında tamamlamıştır.  Sözler Risalesi gibi Bediüzzaman&#8217;ın tüm diğer eserleri de Hicri  1300’lerde tamamlanmış; Bediüzzaman&#8217;ın kendisi de yine Hicri 1300 içinde  vefat etmiştir.</p>
<p>Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Peygamberimiz (sav)&#8217;den ‘1400 sene  sonra’ geleceğini belirtmiştir. Dolayısıyla Hicri 13. yy’da yaşamış olan  Bediüzzaman&#8217;ın yaşadığı dönem, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın geleceği yüzyıl  değil, ondan bir önceki asırdır. Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;dan bir önceki  yüzyılın müceddidi olan Bediüzzaman, ‘kendisinden bir asır sonra’  gelecek olan Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın müjdecisi olmuştur.</p>
<p>İşte Bediüzzaman da burada yer verilen sözüyle, Peygamberimiz (sav)&#8217;in  hadislerinde verdiği Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış tarihinin Hicri 14. yy  olduğunu hatırlatarak, ‘kendisinin &#8216;Mehdi&#8217; olamayacağını’ kesin olarak  delillendirmiştir.</p>
<p><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/38.gif" alt="" /></p>
<p><em>06 Temmuz 2010</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-peygamberimiz-savin-hadislerine-dayanarak-hz-mehdi-a-s-in-hicri-1400lerde-gelecegini-aciklamistir%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman&#8217;ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzamanin-hz-mehdi-a-s-in-cikis-zamaniyla-ilgili-sozleri-turkcelestirilmis.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzamanin-hz-mehdi-a-s-in-cikis-zamaniyla-ilgili-sozleri-turkcelestirilmis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 13:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Cum]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<category><![CDATA[Reca]]></category>
		<category><![CDATA[Saati]]></category>
		<category><![CDATA[Tercih]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>
		<category><![CDATA[Zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Bediüzzaman&#8217;ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış zamanıyla ilgili  sözleri (Türkçeleştirilmiş)
1.



&#8230; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Bediüzzaman&#8217;ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış zamanıyla ilgili  sözleri (Türkçeleştirilmiş)</h3>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>1.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8230;  İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA  KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER&#8230;. (Sözler, s. 318) </span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD’IN BU İFADESİ “SÖZLER”  RİSALESİNDE GEÇMEKTEDİR. SÖZLER RİSALESİ 1926 (HİCRİ 1345) YILINDA  TAMAMLANMIŞTIR. YANİ HİCRİ 1300 İÇİNDE HEM ÜSTADIN TÜM ESERLERİ HİCRİ  1300 DE TAMAMLANDIĞI GİBİ KENDİSİ DE YİNE HİCRİ 1300 İÇİNDE VEFAT  ETMİŞTİR. OYSA ÜSTAD BU SÖZÜNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN, HİCRİ 1400 DE ZUHUR  EDECEĞİNİ İFADE ETMEKTEDİR.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Sekizinci  Asıl:</strong> Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe tecrübe  (meydanı) ve meydan-ı imtihanda (imtihan meydanı) çok mühim şeyleri,  kesretli (çok fazla) eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler,  çok maslahatlar (işler) bağlıdır. Meselâ: Leyle-i Kadri (Kadir gecesi),  umum ramazanda; saat-ı icabe-i duayı (duanın kabul edildiği saati),  Cum&#8217;a gününde; makbul velisini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve  kıyametin vaktini, ömr-ü dünya (dünya hayatı) içinde saklamış. Zira  ecel-i insan (insanın eceli) muayyen (belli) olsa, yarı ömrüne kadar  gaflet-i mutlaka (kesin bir gaflet), yarıdan sonra darağacına adım adım  gitmek gibi bir dehşet verecek. Halbuki âhiret ve dünya müvazenesini  (dengesini) muhafaza etmek ve her vakit havf u reca (korku ve ümit)  ortasında bulunmak maslahatı (durumu) iktiza eder (gerekir) ki; her  dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu halde mübhem (kapalı,  belirsiz) tarzdaki yirmi sene mübhem (kapalı, belirsiz) bir ömür, bin  sene muayyen (belli) bir ömre müreccahtır (üstün tutulan, tercih  edilen). İşte kıyamet dahi şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer  vakti taayyün (aşikar olsaydı) etseydi, bütün kurûn-u ûlâ (ilkçağ) ve  vustâ (orta çağ) gaflet-i mutlakaya (kesin bir gaflete) dalacak idiler  ve kurûn-u uhrâ (yeniçağ ve ilkçağ) dehşette kalacaktı. İnsan nasıl  hayat-ı şahsiyesiyle (kişisel yaşamı) hanesinin ve köyünün bekasıyla  alâkadardır. Öyle de; hayat-ı içtimaiye (toplum hayatı) ve nev&#8217;iyesiyle,  küre-i arzın (dünyanın) ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır. Kur&#8217;an  “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi: 1.)”  der. <strong>&#8220;Kıyamet  yakındır&#8221;</strong> ferman ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra  gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zira kıyamet, dünyanın ecelidir.  Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya ikibin sene, bir seneye nisbetle  bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir. Saat-ı Kıyamet yalnız  insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip (kıyaslanıp) baîd  (uzak) görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, kıyameti  mugayyebat-ı hamseden (Beş bilinmeyen şey, beş bilinmeyen. (Kıyâmetin ne  zaman kopacağı, yağmurun ne zaman yağacağı, rahîmlerde olanı, kişinin  yarın ne kazanacağı ve kişinin nerede, ne zaman öleceği.) olarak ilminde  saklıyor. İşte bu ibham (Belirsiz,Kapalı bırakma) sırrındandır ki, her  asır, hattâ asr-ı hakikatbîn (Gerçeği gören asır.) olan Asr-ı Saadet  dahi daima kıyametten korkmuşlar. Hattâ bazıları, &#8220;Şeraiti (şartları)  hemen hemen çıkmış&#8221; demişler.</p>
<p>İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki: &#8220;Âhiretin  tafsilatını (izahını, açıklamasını) ders alan müteyakkız (basiretli)  kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene  hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, <span style="color: #ff0000;"><strong>İSTİKBAL-İ  DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB  (YAKIN) ZANNETMİŞLER. </strong></span></p>
<p><strong>Elcevab:</strong> Çünki Sahabeler, feyz-i sohbet-i  nübüvvetten (Peygamber Efendimizin sohbetinin feyzi, bereketi ve  verimliliği.) herkesten ziyade (fazla) dâr-ı âhireti (ahiret yurdunu)  düşünerek, dünyanın fenasını (geçiciliğini) bilerek, kıyametin ibham-ı  (belirsiz) vaktindeki hikmet-i İlahiyeyi (ilahi hikmeti) anlayarak  ecel-i şahsî gibi dünyanın eceline karşı dahi daima muntazır (bekleyen)  bir vaziyet alarak, âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resul-i Ekrem  Aleyhissalâtü Vesselâm &#8220;Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz&#8221; tekrar  etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşad-ı Nebevîdir (Hz. Peygamber&#8217;e  ait irşad, Hz. Peygamber&#8217;in doğru yolu, hidayet yolunu gösteren  uyarıları, öğütleri.). Yoksa vuku-u muayyene (belirli bir vukuuya) dair  bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikattan uzak olsun. İllet ayrıdır,  hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm&#8217;ın bu nevi sözleri  hikmet-i ibhamdan (Sözün anlaşılamayacak derecede kapalı olması) ileri  geliyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>Hem şu sırdandır ki; Mehdi,  Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları (şahısları) çok zaman evvel  hattâ Tâbiîn </strong><span style="color: #000000;">(Hz. Muhammed&#8217;in (a.s.m.)  ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş ve ders almış olan  Müslümanlar)</span><strong> zamanında onları beklemişler, yetişmek  emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velayet &#8220;Onlar geçmiş&#8221; demişler.  İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder </strong><span style="color: #000000;">(muhtaç olur, ihtiyaç hissettirir)</span> <strong>ki;  vakitleri taayyün etmesin</strong> <span style="color: #000000;">(belli  olmasın). </span><strong>Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin </strong><span style="color: #000000;">(manevi kuvvetin)</span> <strong>takviyesine medar</strong> <span style="color: #000000;">(vesile)</span> <strong>olacak ve yeisten</strong> <span style="color: #000000;">(ümitsizlikten) </span><strong>kurtaracak &#8220;Mehdi&#8221;  manasına muhtaçtır. </strong><span style="color: #000000;">Bu manada, her asrın  bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve  lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek  müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi,  maslahat-ı irşad-ı umumî (Herkesi doğru yola sevketmenin gereği)  zayi&#8217;(ziyan) olurdu.</span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Şimdi Mehdi gibi eşhasın</strong></span> (şahısların)<strong><span style="color: #ff0000;"> hakkındaki rivayatın </span></strong>(rivayetlerin)  <strong><span style="color: #ff0000;">ihtilafatı </span></strong>(uyuşmazlıkları)  <span style="color: #ff0000;"><strong>ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir  edenler, metn-i ehadîsi </strong></span>(hadisin tam metnini) <strong><span style="color: #ff0000;">tefsirlerine ve istinbatlarına</span></strong> (Müçtehid veya büyük bir âlimin gizli bir manayı içtihad ile meydana  çıkarması) <span style="color: #ff0000;"><strong>tatbik etmişler. Meselâ:  Merkez-i saltanat o vakit Şam&#8217;da veya Medine&#8217;de olduğundan, vukuat-ı  Mehdiye veya Süfyaniyeyi Hz. </strong></span>(Mehdi (a.s.) ve Süfyan  hadiselerini) <span style="color: #ff0000;"><strong>merkez-i saltanat civarında  olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir  etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri  cemaate ait âsâr-ı azîmeyi</strong></span> (büyük eserleri) <strong><span style="color: #ff0000;">o eşhasın</span></strong> (şahısların) <strong><span style="color: #ff0000;">zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o  eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir  şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla  kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas</span></strong> (şahıslar), <span style="color: #ff0000;"><strong>hattâ o müdhiş Deccal dahi  çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten </strong></span>(başlangıçta)  <span style="color: #ff0000;"><strong>Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u  imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman</strong></span> (Ahir Zaman  şahısları) <strong><span style="color: #ff0000;">tanınabilir. </span>(Sözler, s.  318) </strong></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>2.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8230;.BUNDAN  BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ&#8217;NİN  ŞAKİRTLERİ OLABİLİR.”(Şualar, 1. Şua, s. 605)<span style="color: #000000;">(Sikke-i  Tasdik-i Gaybi, sf. 90)</span></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD BU SÖZÜ “ MİLADİ 1936 YANİ  HİCRİ 1355’DE 1. ŞUA’DA İFADE ETMİŞTİR. BU TARİHE GÖRE BİR ASIR SONRASI  HİCRİ 1400’LERE DENK GELMEKTEDİR.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Sure-i  Tevbe&#8217;de: <strong>“Ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu söndürmek istiyorlar.  Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını  istemiyor.”</strong> âyetindeki <strong>&#8220;&#8230;Allah, Kendi nurunu  tamamlamaktan başkasını istemiyor&#8221;</strong> cümlesi, kuvvetli ve  letafetli (nezaketli) münasebet-i maneviyesiyle (manevi yakınlıkla)  beraber şeddeli &#8220;lâmlar&#8221; birer &#8220;lâm&#8221; ve şeddeli &#8220;mim&#8221; asıl kelimeden  olduğundan iki &#8220;mim&#8221; sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidört (1324)  ederek, Avrupa zalimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle  müdhiş bir sû&#8217;ikast plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye  hamiyetperverleri, hürriyeti yirmidörtte ilânıyla o plânı akîm  (başarısız) bırakmağa çalıştıkları halde, maatteessüf (yazık ki)  altı-yedi sene sonra, harb-i umumî (1. Dünya Savaşı) neticesinde yine o  suikast niyetiyle Sevr Muahedesinde Kur&#8217;anın zararına gayet ağır  şeraitle (şartlarla) kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan  plânlarını akîm (başarısız) bırakmak için Türk milliyetperverleri  cumhuriyeti ilânla mukabeleye (karşılık vermeye) çalıştıkları tarihi  olan bin üçyüz yirmidörde, tâ otuz dörde, tâ ellidörde tam tamına  tevafukla, o herc ü merc içinde Kur&#8217;anın nurunu muhafazaya çalışanlar  içinde Resail-in Nur müellifi yirmidörtte (1324) ve Resail-in Nur&#8217;un  mukaddematı (ilkleri) otuzdörtte (1334) ve Resail-in Nur&#8217;un nuranî  cüzleri ve fedakâr şakirdleri ellidörtte (1354) mukabeleye çalışmaları  göze çarpıyor. Hattâ hakikat-ı hali (gerçek durumu) bilmeyen bir kısım  ehl-i siyaseti telaşa sevkettiler ve bu itfa (söndürme, bastırma) sû&#8217;-i  kasdına karşı tenvir (aydınlatma, nurlandırma) vazifesini tam îfa  ettiklerinden bu âyetin mana-yı işarîsi (işari manası) cihetinde bir  medar-ı nazarı olduklarına kuvvetli bir emaredir (alamettir). Şimdi  İslâmlar içinde Nur-u Kur&#8217;ana muhalif haletlerin (hallerin, durumların)  ekserisi, o suikasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin  (anlaşmaların) vahîm neticeleridir. Eğer şeddeli &#8220;mim&#8221; dahi şeddeli  &#8220;lâmlar&#8221; gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O  tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet  ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus&#8217;un doksanüç (1293)  muharebe-i meş&#8217;umesiyle (uğursuz, kötü savaşıyla) âlem-i İslâmın (İslam  aleminin) parlak nuruna muvakkat (geçici, eğreti) bir bulut perde  ettiler. Fakat bunda Resail-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid&#8217;in  (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette  onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor. <strong><span style="color: #ff0000;">Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli &#8220;lamlar&#8221; ve &#8220;mimler&#8221;  ikişer sayılsa</span></strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>BUNDAN BİR  ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ&#8217;NİN ŞAKİRTLERİ  (TALEBELERİ) OLABİLİR.”</strong></span> Her ne ise&#8230; Bu nurlu âyetin  çok nuranî nükteleri var. <strong>Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap&#8217;tır ki,  Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık  olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1) </strong></p>
<p><strong>(Şualar, 1. Şua, s. 605)<br />
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 90)</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">- <strong>“Ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu  söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu  tamamlamaktan başkasını istemiyor.” (Tevbe Suresi, 32)</strong> ayetindeki, <strong>&#8220;&#8230;Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını  istemiyor&#8221; </strong>cümlesinin ebced değeri: <span style="color: #ff0000;"><strong>HİCRİ  1424 YANİ MİLADİ “2004” tür.</strong></span></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>3.</strong> </span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>&#8220;HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O  ZAT&#8221; &#8230; <span style="color: #000000;">(Kastamonu Lahikası, s. 61-62) </span></strong></span></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #000000;">ÜSTAD BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ BU İFADESİNİ, 1936 (HİCRİ  1354) YILINDA YAZDIĞI KASTAMONU LAHİKASI&#8217;NDA BELİRTİYOR. BU TARİHLER  HİCRİ 1300’LERE DENK GELMEKTEDİR. ÜSTAD’IN “BİR ASIR SONRA&#8230;” ŞEKLİNDE  İFADE ETTİĞİ 100 YIL SONRASI İSE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR ETTİĞİ HİCRİ  1400’E DENK GELMEKTEDİR.</span></strong></span></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">Azîz  kardeşlerim! Sadakatınızdan tereşşuh eden (ortaya çıkan) ve haddimin  pek çok fevkinde (üstünde) hüsn-ü zannınıza karşı bundan evvel verdiğim  cevabın bir tetimmesi (konuyu tamamlayan eki) olarak, bu gelecek fıkrayı  iki gün evvel yazmıştık. <span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #000000;">SİZİN FEVKALÂDE SADÂKAT VE ULÜVV-Ü HİMMETİNİZDEN (YÜKSEK  HİMMETİNİZDEN, YÜKSEK GAYRETİNİZDEN) TEREŞŞUH EDEN (ORTAYA ÇIKAN) BİR  HAFTA EVVELKİ MEKTUBUNUZA KARŞI HÜSN-Ü ZANNINIZI BİR DERECE CERHEDEN  (İPTAL EDEN, ÇÜRÜTEN) BENİM CEVABIMIN HİKMETİ ŞUDUR Kİ:</span> “…BU  ZAMANDA ÖYLE FEVKALÂDE HÂKİM CEREYANLAR VAR Kİ, HERŞEYİ KENDİ HESABINA  ALDIĞI İÇİN, FARAZA HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT</strong></span> dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için  siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek  diye tahmin ediyorum.</p>
<p>Hem üç mes&#8217;ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat  noktasında en mühimmi ve en a&#8217;zamı, iman mes&#8217;elesidir. Fakat şimdiki  umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında (dünya şartlarının  zorluklarında) en mühim mes&#8217;ele, hayat ve şeriat göründüğünden o zât  şimdi olsa da, üç mes&#8217;eleyi birden umum rûy-i zeminde (dünyada)  vaziyetlerini değiştirmek nev&#8217;-i beşerdeki (insanoğlundaki) cârî olan  (geçerli olan) âdetullaha muvafık (uygun) gelmediğinden, her halde en  a&#8217;zam mes&#8217;eleyi esas yapıp, öteki mes&#8217;eleleri esas yapmayacak. <strong>Tâ  ki iman hizmeti safvetini (halislik, temizlik, saflık) umumun nazarında  bozmasın ve avamın (halkın) çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o  hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” (Kastamonu  Lahikası, s. 61-62) </strong></span></span></span></strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
<span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></span></p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">4.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>YETMİŞ  BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA BAŞLAYACAK. EĞER BU, FECR-İ KAZİB DE  OLSA, OTUZ-KIRK SENE SONRA FECR-İ SADIK ÇIKACAK&#8230;”</strong></span> <strong>(Hutbe-i  Şamiye, s. 23)</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“&#8230;Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE  SONRA</strong></span> fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç  kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip  dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i  insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah <strong><span style="color: #ff0000;">YARIM ASIR SONRA</span></strong> onları darmadağın  edecek.” <strong>(Hutbe-i Şamiye, s. 25)</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD BU SÖZÜNÜ HİCRİ 1327  (MİLADİ 1911) YILINDA ŞAM’DA EMEVİ CAMİİ’NDE VERDİĞİ HUTBESİNDE  SÖYLEMİŞTİR. BURADA ÜSTAD, İSLAM ALEMİNİN, HİCRİ 1371&#8242;DEN YANİ MİLADİ  1951’DEN SONRAKİ GELECEĞİNE YÖNELİK İZAHLAR YAPMIŞTIR. ÜSTAD’IN HUTBE-İ  ŞAMİYE’DE VERDİĞİ TARİHLERİN HEPSİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR ZAMANI OLAN  HİCRİ 1400 İÇİNDEDİR. </strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Kırk  sene evvel Şam&#8217;daki Câmi-i Emevî&#8217;de Şam ülemasının ısrarıyla içinde yüz  ehl-i ilim bulunan onbin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî  ders risalesindeki hakikatları bir hiss-i kabl-el vuku&#8217; ile Eski Said  hissetmiş, kemal-i kat&#8217;iyyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o  hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî (Dünya  savaşları) ve yirmibeş sene bir istibdad-ı mutlak (diktatörlük, baskı), <strong>o  hiss-i kabl-el vukuun kırk elli sene te&#8217;hirine sebeb olmuş ve şimdi o  zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri (belirtileri) âlem-i  İslâmiyette başlamış. </strong>Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı  geçmiş eski bir hutbe değil, <strong>belki doğrudan doğruya 1327&#8242;ye  bedel, 1371&#8242;de</strong> ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde  üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî  (sosyal) ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin  ederim&#8230;”&#8230;..</p>
<p>“&#8230;Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkisafına  (parlaklığının sönmesine) ve beşeri tenvir etmesine (aydınlatmasına)  mümanaat eden (mani olan) perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat  edenler (mani olanlar) çekilmeye başlıyorlar. Kırkbeş sene evvel o  fecrin (tan vaktinin) emareleri (alametleri) göründü. <span style="color: #ff0000;"><strong>YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA  BAŞLAYACAK. EĞER BU, FECR-İ KAZİB DE OLSA, OTUZ-KIRK SENE SONRA FECR-İ  SADIK ÇIKACAK&#8230;” </strong></span><strong>(Hutbe-i Şamiye, s. 23)</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">“&#8230;Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE  SONRA fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini (güzelliklerini,  iyiliklerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını (maddi manevi  aletler) verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i  hakikat </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(doğruyu  arama)</span></span><strong><span style="color: #ff0000;"> meyelanını </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(eğilimini)</span></span><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"> </span>ve insaf ve muhabbet-i  insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin cephesine  göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA ONLARI DARMADAĞIN EDECEK.” </span><span style="color: #000000;">(Hutbe-i Şamiye, s. 25)</span></strong></p>
<p>Üstad burada, <strong>Hicri 1371&#8242;den yani Miladi 1951’den</strong> sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapıyor.</p>
<p><strong>Hicri 1371 + 30 = 1401 (Miladi 1981) (30 yıl sonrası)<br />
Hicri 1371 + 40 = 1411 (Miladi 1991) (40 yıl sonrası)<br />
Hicri 1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001) (yarım asır sonrası)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>5.</strong> </span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>TÂ AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL  SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O  DAİREYİ GENİŞLETTİRİR &#8230;</strong></span></p>
<p><strong>(Kastamonu Lahikası, Sayfa 72,  Tarihçe-i Hayat, Sayfa  258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD, <span style="text-decoration: underline;">KASTAMONU LAHİKASI’NI  1936 YILINDA</span> HAZIRLAMIŞTIR. BU ESERİNDE “TA AHİR ZAMANDA&#8230;.”  İFADESİYLE RİSALE-İ NUR’UN ASIL SAHİPLERİ OLARAK NİTELENDİRDİĞİ HZ.  MEHDİ (A.S.) VE TALEBELERİNİN KENDİSİNDEN ÇOK DAHA SONRAKİ BİR VAKİTTE  GELECEKLERİNİ İFADE ETMİŞTİR.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Âhir  fıkrasında, Muhbir-i Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) haber verdiği  &#8220;Mânevî fütuhat yapmak (galibiyetler kazanmak) ve zulümatı dağıtmak  zaman ve zemin hemen hemen gelmesi&#8221; diye fıkrasına, bütün ruhu canımızla  rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz. Fakat biz  Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye  karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe  yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil (miktara değil), keyfiyete  bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlâka (ahlak  kaybına) ve hayat-ı  dünyeviyeyi (dünya hayatını) her cihetle hayat-ı uhreviyeye (ahirete)  tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap (sebepler) altında <strong>Risale-i  Nur’un şimdiye kadar fütuhatı (galibiyeti) ve zındıkların (kafirlerin,  dinsizlerin) ve dalâletlerin savletlerini (saldırılarını) kırması ve yüz  binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine  mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i  Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) ihbarını aynen tasdik etmiş ve  vukuatla ispat etmiş ve ediyor, inşaAllah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş  ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (risale-i nuru)  çıkaramaz.<span style="color: #ff0000;"> T</span><span style="color: #ff0000;">Â AHİR  ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE  ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR VE O  TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ.</span></strong></p>
<p><strong>(Kastamonu Lahikası, Sayfa 72, Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258,  Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></strong></p>
<div><strong><span style="color: #000000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">6.</span></strong></span> </strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">FAKAT  O İLERİDE GELECEK ACİP (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri  görülmeyen; garip) ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR  DÜMDÂRI (Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) VE O BÜYÜK KUMANDANIN  PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. <span style="color: #000000;">Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu  aldın.<br />
(Barla Lahikası, sf. 162)</span></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</div>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>SAİD NURSİ HAZRETLERİ  “BARLA LAHİKASI”NI 1926 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. BU ESERİNDE ÜSTAD, HZ.  MEHDİ (A.S.)’IN İLERİDE GELECEĞİNİ AÇIK BİR ŞEKİLDE İFADE ETMİŞTİR.  KENDİSİNİN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÖNCÜSÜ VE ONA ZEMİN HAZIRLAYAN BİR  HİZMETKARI OLDUĞUNU İFADE ETMİŞTİR.</strong></span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Aziz ve gayretli âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur&#8217;ân&#8217;da  yoldaşım Hulûsî-i sânî ve Sabri-i evvel,<br />
</strong><br />
MâşâAllah, Yirminci Mektubun kıymetini güzel anlamışsınız ve güzel  de yazmışsınız. Mektubunda ilm-i kelâm (Cenâb-ı Hakkın zât ve  sıfatlarından, peygamberlik, âhiret ve itikada âit diğer meselelerden  İslâmî esaslar dâiresinde bahseden ilim) dersini benden almak arzu  etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu  ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî  (yüce, temiz) muhakkikler (hakîkatlara hakkıyla vâkıf olan büyük İslâm  âlimleri) demişler ki: Âhirzamanda ilm-i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi  olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi (imani meseleler), birisi öyle bir  surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif (keşifçiler) ve tarikatın  fevkinde (üstünde), o nurların neşrine (yayılmasına) sebebiyet  verecektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür.</p>
<p>Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece  haddimin fevkinde (üstünde) olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu  iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim (layık olmak, ehliyet) yoktur. <span style="color: #ff0000;"><strong>FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP</strong></span> (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip) <strong><span style="color: #ff0000;">ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR  DÜMDÂRI</span> </strong>(Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) <span style="color: #ff0000;"><strong>VE O BÜYÜK KUMANDANIN PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ  (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM.</strong></span> Ve ondadır ki, sen de  yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın. <strong>(Barla Lahikası, sf.  162)</strong></span></strong></span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></strong></p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">7.</span></strong></div>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;">&#8230;  AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ (EN BÜYÜK MÜCEDDİD) MANA-YI  İŞARİ İLE (İŞARİ ANLAMDA) HABER VERİYORLAR. Fakat O GELECEK ZATIN ve  cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi&#8230; </span>(Tılsımlar  Mecmuası, sf. 168)</span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">TILSIMLAR MECMUASI, RİSALE-İ  NUR’UN ÇEŞİTLİ KISIMLARINDAN DERLENMİŞ BİR KİTAPTIR. TILSIMLAR  MECMUASI’NDA YER ALAN BU SÖZÜNDE ÜSTAD “O GELECEK ZAT…” İFADESİYLE KENDİ  ZAMANINDA HENÜZ MEHDİ (A.S.)’IN YAŞAMADIĞINI AHİR ZAMANDA GELECEĞİNİ  BELİRTMİŞTİR. AYRICA AHİR ZAMANA KADAR, GELEN HİÇBİR MÜCEDDİDİN TOPLU  OLARAK YAPMADIĞI 3 VAZİFENİN MEHDİ (A.S.) TARAFINDAN YAPILACAĞINI DA  İFADE ETMİŞTİR.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Evvela:  Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve Husrev’i ve Mehmed Feyzi’si ve  Risale-i Nur ‘un manevi avukatı Ahmed Feyzi’nin üç seneden beri alimane  (bilerek), mudakkikane yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyeyi ve  Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’nin bir kuvvetli hücceti (delil) ve şahidi  bulunan şu risaleciği dikkatle mütalaa ettim. O’nun tedkikatına  (inceleme) ve Risale-i Nur’un kıymetini tam hadis ile ve ayet ile isbat  etmesine karşı, hayret ve istihsan (beğenme) ile “MaşaAllah, Barekellah”  dedim. Fakat, bir derece tabire muhtaçtır. Ayn-ı hakikattır (hakikatin  ta kendisi); fakat “Said” hakkında hususan son kısmının haşiyelerinde  (dipnot) &#8211; şahsiyetim itibarıyla haddimden yüz derece ziyade bir hüsn-ü  zannı ile – hakikatın sureti değişmiş…</p>
<p>Evet, hem Sikke-i Gaybiye, hem O’nun yazdığı ayetler ve hadisler  müttefikan (ittifakla) bu asırda bir hakikat-ı nuraniyeye (nurlu  hakikat) işaret ediyorlar. Ve bu asır ve bu zaman, cemaat zamanı  olduğundan şahs-ı manevi hükmedebilir. Hususan manevi vazifelerde maddi  şahısların ehemmiyeti (önemi) azdır. Dağlar gibi vazifeler, o zayıf  şahsiyetlere yükletilmez.</p>
<p>Bazı ayat-i kerime ve hadis-i şerife <span style="color: #ff0000;"><strong>AHİR  ZAMANDA GELECEK </strong></span>bir müceddid-i ekberi (en büyük  müceddid) mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar. Fakat <span style="color: #ff0000;"><strong>O GELECEK ZATIN </strong><strong>O GELECEK ZATA  DAİR HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR&#8217;UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA  BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE ÇALIŞMIŞLAR VE ŞERİATI İHYA (diriltme) VE  HİLAFETİ TATBİK OLAN ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU İKİ MÜHİM VAZİFESİNİ  NAZARA ALMAMIŞLAR.</strong></span> ve cemiyetinin üç vazifesinden en  ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve  hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatleri) güneş gibi göstermek vazifesini  Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından;  Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur&#8217;dan istifade cihetinde  faidelidir, zararsızdır; fakat Nur&#8217;un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye  alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği  gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin  tenkidine ve hücumuna vesile olabilir&#8230;  <strong>(Tılsımlar Mecmuası,  sf. 168)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>8. </strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="color: #ff0000;">BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ;  SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE  TATBİK EDECEK. <span style="color: #000000;">Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 11,  Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310</span></span></strong></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;">SAİD NURSİ HAZRETLERİ “SİKKE-İ  TASDİK-İ GAYBİ”Yİ 1928 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD BU ESERİNDE HZ.  MEHDİ (A.S.)’DAN BAHSEDERKEN KENDİSİNDEN “SONRA GELECEK O MÜBAREK  ZAT&#8230;”’IN YANİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN; ÜSTAD’IN HAZIRLAMIŞ OLDUĞU VE ASIL  SAHİBİNİN HZ. MEHDİ (A.S.) OLDUĞUNU İFADE ETTİĞİ RİSALE-İ NUR’LARI NEŞR  VE TATBİK EDECEĞİNİ İFADE ETMİŞTİR.</span></span></span></strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"><strong>Aziz, sıddık kardeşlerim,</strong></p>
<p><strong>Evvelâ:</strong> Nurun fevkalâde has şakirtleri  (talebeleri), Sikke-i Gaybiye müştemilâtıyla (eklentileriyle), o  evliya-yı meşhûreden (tanınmış evliyalar), kırk günde bir defa ekmek  yiyip kırk gün yemeyen Osman-ı Hâlidî&#8217;nin sarih (açık) ihbarı ve  evlâtlarına vasiyetiyle ve Isparta&#8217;nın meşhur ehl-i kalb âlimlerinden  (kalbiyle mânevî terakkide bulunanlar) Topal Şükrü&#8217;nün zahir haber  vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı dâvâ edip, fakat iki iltibas  (karışıklık, yanlışlık) içinde, bu biçare, ehemmiyetsiz kardeşleri  Said&#8217;e bin derece ziyade hisse vermişler. On seneden beri kanaatlerini  tâdile (düzeltmeye) çalıştığım halde, o bahadır (cesur) kardeşler  kanaatlerinde ileri gidiyorlar. Evet, onlar, On Sekizinci Mektuptaki iki  ehl-i kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler; fakat  tabire muhtaçtır. O hakikat de şudur:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ÜMMETİN BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA  GELECEK ZATIN ÜÇ VAZİFESİNDEN EN MÜHİMMİ VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI  OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (İNANDIĞI ŞEYLERİN ASLINI, ESÂSINI BİLEREK İNANMA;  SARSILMAZ ÎMÂN,) NEŞR (YAYMAK) VE EHL-İ İMANI DALALETTEN (HAK VE  HAKİKATTEN SAPMA) KURTARMAK CİHETİYLE (YÖNÜYLE)</strong></span>, o en  ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risâle-i Nur’da görmüşler. İmam-ı  Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o  gelecek zatın makamını Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsinde keşfen  görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine  (hizmetkarına) vermişler, o hâdime mültefitane (iltifatlılıkla)  bakmışlar. <span style="color: #ff0000;"><strong>BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ,  SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSÂLE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞİR VE  TATBİK EDECEK’.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>O zatın ikinci vazifesi, şeriatı  icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki  kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife  gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife  tatbik edilebilsin.O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi  (Müslümanların manevi liderliğini) ittihad-ı İslâma (İslam birliğine)  bina ederek, İsevî ruhanîleriyle (cisim olmayıp gözle görülmeyen, ruha  ait) ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir  saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. </strong></span>Birinci  vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o  ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı  bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli  görünüyorlar. İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o  kardeşlerimizin tâbire ve tevile (bir fikir veya sözden bir başka mânâ  çıkarmak) muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i  siyaseti telâşe verir ve vermiş; hücumlarına vesile olur. Çünkü, birinci  vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar; öteki cihetlere  hamlederler.</p>
<p><strong>Kardeşlerimin ikinci iltibası (yanlışlık):</strong></p>
<p>Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bazı cihetlerle birinci  vazifede pişdarlık (öncülük) eden Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsini  temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da  (yanlışlık) Risale-i Nur&#8217;un hakikî ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî  ve uhrevî makamata (makamlar, dereceler) dahi âlet olmamasına bir  cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i  Nur&#8217;un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için,  böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir  (kaybolabilir) şahsiyetlere bina edilmez.</p>
<p><strong>Elhasıl:</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>O  GELECEK ZATIN İSMİNİ VERMEK,</strong></span> <strong>üç vazifesi birden  hatıra geliyor;</strong> yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan  nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü&#8217;minîn (müminlerin geniş halk  tabakası) nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır.  Yakîniyet-i bürhaniye (kesin deliller) dahi, kazâyâ-yı makbûledeki  (kabule mazhar olmuş hüküm ve iddia) zann-ı galibe (kuvvetli ihtimal)  inkılâp eder (değişir); daha muannid (inatçı) dalâlete (Hak ve  hakîkatten) ve mütemerrid (İnatçı, dik kafalı, hakkı kabul etmekte  direnen) zındıkaya (dinsizlik, inançsızlık) tam galebesi (üstün gelmek),  mütehayyir (Hayrete düşen, şaşıran) ehl-i imanda görünmemeye başlar.  Ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar. <strong>Onun  için, Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki &#8220;Müceddiddir, onun  pişdarıdır (öncüsüdür)&#8221; denilebilir.Umum kardeşlerimize binler selâm.  (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9-11)</strong></span></span></span></span></span></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Ümmetin beklediği, ahirzamanda  gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı  (değerlisi) olan îman-ı tahkîkiyi (Tahkiki iman, imana dair bütün  meseleleri inceleyip delil ve bürhan ile inanma) neşr (Dağıtma,  yayma&#8230;) ve ehl-i îmanı dalaletten (batıla yönelmekten) kurtarmak  cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemamiha Risale-i Nur’da  görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı a’zam ve Osman-ı Halidî gibi zatlar bu  nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur’un şahs-ı  manevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı  manevîyi bir hadimine (hizmetçisine) vermişler, o hadime (hizmetçiye)  mültefitane (iltifat edene yakışır şekilde) bakmışlar. <span style="color: #ff0000;"><strong>BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ; SONRA GELECEK O  MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK.</strong></span></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong> (</strong></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310)</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>FAKAT  ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE KUDSÎ (yüce, temiz) ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR  ETMEK LÂZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANÎ ZATLARA ZEMİN  İHZAR EDİYORUZ </strong>.</span><strong><span style="color: #ff0000;">..</span>(Sikke-i  Tasdik-i Gaybi, s. 189) (Barla Lahikası, 28. Mektuptan 7. Risale Olan  7. Mesele)</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
<strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">SAİD NURSİ HAZRETLERİ “BARLA  LAHİKASI”NI 1926 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD RİSALELERİNDE YAŞADIĞI  DÖNEMİN KIŞ OLDUĞUNU İFADE EDEN İZAHLAR YAPARKEN HZ. MEHDİ (A.S.)’DAN  BAHSETTİĞİ BU BÖLÜMDE MEHDİ VE TALEBELERİNE HİTABEN ONLARIN BAHARDA  GELECEKLERİNİ İFADE ETMİŞ, YAPTIĞI BU ÇALIŞMALARLA KENDİSİNDEN SONRA  GELECEK OLAN O MÜBAREK İNSANLARA ORTAM HAZIRLADIĞINI BELİRTMİŞTİR.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Beşinci Sebep:</strong> Çok zaman evvel bir ehl-i  velâyetten (evliya olan kimseler) işittim ki: O zat, eski velîlerin  gaybî (hazırda olmayan, görünmeyenlere âit) işaretlerinden istihraç  etmiş (bazı işaretleri beliren şeylerden ileriye ait olacak şeyleri  çıkarmak) ve kanaati gelmiş ki, <strong>&#8220;Şark (doğu) tarafından bir nur  zuhur edecek, bid&#8217;alar (dinin aslına uymayan âdet ve uygulamalar)  zulümâtını (haksızlıklar) dağıtacak.&#8221; Ben böyle bir nurun zuhuruna çok  intizar ettim (ümit ederek bekleme) ve ediyorum.</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE KUDSÎ (yüce,  temiz) ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LÂZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU  HİZMETİMİZLE O NURANÎ ZATLARA ZEMİN İHZAR EDİYORUZ</strong></span> (hazırlıyoruz). Madem kendimize ait değil; elbette, Sözler namındaki  nurlara ait olan inâyât-ı İlâhiyeyi (ilahi yardımlar) beyan etmekte  medar-i fahir (övünme sebebi) ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd (şükür  sebebi) ve şükür ve tahdis-i nimet (Cenâb-ı Hakk`a karşı şükrünü edâ  etmek ve teşekkür etmek maksadıyla kavuştuğu nîmeti başkalarına anlatma)  olur. <strong>(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) (Barla Lahikası, 28.  Mektuptan 7. Risale Olan 7. Mesele)</strong></span></strong></span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></span></div>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">10.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">AHİR  ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM  EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEK MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM  OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ GÖNDERECEK VE O ZAT DA, EHL-İ BEYT-İ  NEBEVİDEN OLACAKTIR&#8230;<span style="color: #000000;">(Mektubat, 411-412) </span></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">SAİD NURSİ HAZRETLERİ  “MEKTUBAT’I 1929 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD’IN DÖNEMİNDE AHİR  ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI OLAN DARWINİZM, MATERYALİZM VE ATEİZM’İN TOPLUM  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ BUGÜNKÜ GİBİ ŞİDDETLİ DEĞİLDİ. OYSA HZ. MEHDİ  (A.S.)’IN ZUHUR YÜZYILI OLAN HİCRİ 1400, BU DİNSİZ AKIMLARIN ÇOK HIZLI  İVME KAZANDIĞI, İNSANLAR VE TOPLUMLAR ÜZERİNDE ETKİLERİNİ EN ŞİDDETLİ  HALE GETİRDİKLERİ BİR YÜZYIL OLMUŞTUR. DÖNEMLERİNDE YAPTIKLARI HİZMETLER  İTİBARİYLE, ÜSTAD’IN ŞAHSI DA, ONDAN ÖNCE GELEN MÜCTEHİDLER DE; TAMAMI  HZ. MEHDİ (A.S.)’DA TOPLANACAK OLAN EN BÜYÜK MÜCEDDİD, EN BÜYÜK MÜRŞİT  VE MÜÇTEHİD, HAKİM, MEHDİ VE KUTB-U AZAM SIFATLARINA BİR ARADA SAHİP  OLMAMIŞLARDIR. </span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Elcevap:</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>Cenab-ı  Hakk; kemal-i rahmetinden (en yüksek rahmetinden), şeriat-i İslamiyetin  edebiyetine (İslami hükümlerin eğitimine) bir eser-i himayet  (korumasının alameti) olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih  (ıslah edici) veya bir müceddit (büyük alim) veya bir halife-i zişan  (şanlı halife) veya bir kutb-u a&#8217;zam veya bir  mürşid&#8217;i ekmel (kusursuz  bir klavuz) veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübaret zatları göndermiş;</strong></span> <strong>fesadı izale edip (giderip), milleti ıslah etmiş (düzeltmiş);  Din-i Ahmediye (A.S.M) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor,</strong> <strong><span style="color: #ff0000;">AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA,  ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEM  MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(nurlu bir kişiyi)</span></span><strong><span style="color: #ff0000;"> GÖNDERECEK VE O ZAT DA, EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(Peygamberimiz (saas)’in  soyundan) </span></span><strong><span style="color: #ff0000;">OLACAKTIR.</span></strong> <strong>Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini  (gök ve yerin arasını, dünyayı) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir  saniyede denizin firtınalarını teskin eder (sakinleştirir) ve bahar  içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini (örneğini) ve yazda bir  saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal (Celal ve İzzet sahibi  Yüce Allah); Mehdi ile de, alem-i İslam&#8217;ın zulümatını (karanlıklarını)  dağıtabilir. Ve va&#8217;detmiştir, va&#8217;dini elbette yapacaktır.</strong> Kudret-i İlahiye (ilahi güç) noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer  daire-i esbab (sebepler dairesi) ve hikmet-i Rabbaniye (Allah’ın  hikmeti) noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua (oluşa)  layıktır ki; &#8216;Eğer muhbir-i Sadık&#8217;tan rivayet olmazsa dahi, herhalde  öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır&#8217; diye ehl-i tefekkür (tefekkürde  bulunanlar) hükmeder. &#8230;.. Âl-i İbrahim Aleyhisselâm (Hz. İbrahim  (as)’ın soyu) gibi öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin  başında, umum aktar (açıklık alanlar) ve âsârın mecmalarında (kuytu  toplanma yerlerinde) o nuranî zatlar kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir  kesrettedirler ki (o kadar kalabalıktırlar ki), o kumandanların mecmuu  (tümü), muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir  tesanütle bir fırka  (tümen) vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini  milliyet-i mukaddese (mübarek topluluk) hükmünde rabıta-i ittifak  (dayanışma düzeni) ve intibah (uyanış) yapsalar, hiçbir milletin ordusu  onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli (kalabalık) o muktedir (güç  yetiren) ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i  Mehdînin en has ordusudur.</p>
<p>Evet, bugün tarih-i Âlemde (dünya tarihinde) hiçbir nesil,  şecere ile ve senetlerle ve anane ile birbirine muttasıl (birbirine  bitişik) ve en yüksek şeref ve Âli hasep ve asil neseple (soyla) mümtaz  (ayrıcalıklı) hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli  kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i  hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemalin (olgun ve değerli  kişiler) namdar (namlı) reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten  (sayıca) milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih (akıllı,  sorumluluk sahibi) ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî  (Peygamber  sevgisi) ile dolu ve cihandeğer (dünyanın en kıymetlisi) şeref-i  intisabıyla  (mensup olmasıyla) serfirazdırlar (seçkindirler). <strong>Böyle  bir cemaat-i azîme  (büyük bir cemaat) içindeki mukaddes kuvveti tehyiç  edecek (coşturacak) ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor  (büyük ve önemli olaylar oluşuyor). Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir  hamiyet-i Âliye feveran edecek (o büyük kuvvetteki haysiyet ve  mukaddesatı koruma duygusu galeyana gelecek) ve Hazret-i Mehdî başına  geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek (doğru yola ve gerçeğe  yönlendirecek). Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın  gelmesi gibi, âdetullahtan (Allah’ın yarattığı tabiat kurallarından) ve  rahmet-i İlâhiyeden (Allah’ın Rahmetinden) bekleriz. </strong></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></div>
<p><strong><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">11.</span></strong> </strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MEHDÎ’NİN ÜÇ VAZİFESİ </span></strong><br />
<span style="color: #000000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Emirdağ  Lahikası-I, ss. 231-233.) </span></strong></span></span></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">ÜSTAD BEDİÜZZAMAN SAİD  NURSİ HAZRETLERİ EMİRDAĞ LAHİKASI’NI 1949 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. BU  ESERİNDE ÜSTAD HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÖZELLİKLE DARWINİZM, MATERYALİZM VE  ATEİZM FELSEFELERİNİ TAM SUSTURARAK İNSANLARIN İMANINI KURTARMAYA VESİLE  OLACAK ŞEKİLDE ÇOK ETKİLİ ÇALIŞMALAR YAPACAĞINI İFADE ETMİŞTİR. ÜSTAD,  KENDİSİNİN YAŞADIĞI DÖNEM DAHİL OLMAK ÜZERE HER DÖNEMDE BİR NEVİ MEHDİ  VASFINA SAHİP İNSANLAR GELDİĞİNİ ANCAK HİÇBİRİNİN BU ÜÇ VAZİFEYİ BİR  ARADA YAPMA KUDRETİNE SAHİP OLAMADIKLARINI İFADE ETMİŞTİR.</span></strong></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Mehdî’nin üç vazifesi </strong></p>
<p>Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi (talebesi),  çokların namına (başkaları adına) benden sordu ki: &#8220;Nurun halis ve  ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane (ısrarla) olarak  ahirzamanda gelen al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o  kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar.</p>
<p>Sen de bu kadar musırrane (ısrarla) onların fikirlerini kabul  etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’î  (kesin) bir hüccet (delil) var ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen  onlara muvafakat (müsaade) etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, her halde  hallini istiyoruz.&#8221;</p>
<p>Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere (meselelere)  cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki  cihette bir tabir ve te’vil lazım.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>ÇOK  DEFA MEKTUPLARIMDA İŞARET ETTİĞİM GİBİ, MEHDÎ AL-İ RESÛLÜN TEMSİL ETTİĞİ  KUDSÎ (mukaddes) CEMAATİNİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİN ÜC VAZİFESİ VAR. EĞER  ÇABUK KIYAMET KOPMAZSA VE BEŞER BÜTÜN BÜTÜN YOLDAN ÇIKMAZSA, O  VAZİFELERİ ONUN CEMİYETİ VE SEYYİDLER CEMAATİ YAPACAĞINI RAHMET-İ  İLAHİYEDEN BEKLİYORUZ. VE ONUN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK: </strong></span></p>
<p><strong>Birincisi :</strong> Fen ve felsefenin tasallutiyle  (tesiriyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar  etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyûn (materyalizm,  darwinizm ve ateizm salgını), fikrini tam susturacak bir tarzda îmanı  kurtarmaktır. Ehl-i îmanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenleri  sapkınlıktan korumak) ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla,  çok zaman tetkikat (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden  (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdî’nin, o vazifesini bizzat kendisi  görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye  (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>HERHALDE O VAZİFEYİ ONDAN EVVEL BİR TAİFE BİR  CİHETTE GÖRECEK. O ZAT, O TAİFENİN UZUN TETKİKATI (tetkikleri) İLE  YAZDIKLARI ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROĞRAM YAPACAK, ONUN İLE O BİRİNCİ  VAZİFEYİ TAM YAPMIŞ OLACAK. BU VAZİFENİN İSTİNAD ETTİĞİ (dayandığı)  KUVVET VE MANEVÎ ORDUSU, YALNIZ İHLAS VE SADAKAT VE TESANÜD SIFATLARINA  TAM SAHİP OLAN BİR KISIM ŞAKİRDLERDİR. NE KADAR DA AZ OLSALAR, MANEN BİR  ORDU KADAR KUVVETLİ VE KIYMETLİ SAYILIRLAR. </strong></span></p>
<p><strong>İkinci vazifesi : <span style="color: #ff0000;">HİLAFET-İ  MUHAMMEDİYE (A.S.M.) ÜNVANI İLE ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ <span style="color: #000000;">İslama  ait değerleri)</span> İHYA ETMEKTİR. ALEM-İ İSLAMIN <span style="color: #000000;">(İslam aleminin)</span> VAHDETİNİ <span style="color: #000000;">(birliğini)</span> NOKTA-İ İSTİNAD EDİP <span style="color: #000000;">(dayanak noktası edinip)</span>,  BEŞERİYETİ MADDÎ VE MANEVÎ TEHLİKELERDEN VE GAZAB-I İLAHÎDEN <span style="color: #000000;">(BELADAN)</span> KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ  İSTİNADI VE HADİMLERİ <span style="color: #000000;">(HİZMETKARLARI)</span>,  MİLYONLARLA EFRADI (EFRADI) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. </span></strong></p>
<p><strong>Üçüncü vazifesi :<span style="color: #ff0000;"> İNKILABAT-I  ZAMANİYE (ZAMANA BAĞLI DEĞİŞİMLER) İLE ÇOK AHKAM-I KUR’ANİYENİN  (KURAN&#8217;IN HÜKÜMLERİNİNİ) ZEDELENMESİYLE VE ŞERİAT-I MUHAMMEDÎYENİN  (A.S.M.) KANUNLARI BİR DERECE TATİLE UĞRAMASIYLA O ZAT, BÜTÜN EHL-İ  ÎMANIN MANEVÎ YARDIMLARIYLA VE İTTİHAD-I İSLAMIN (İSLAM BİRLİĞİNİN)  MUAVENETİYLE (YARDIMIYLA) VE BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN VE BİLHASSA AL-İ  BEYTİN NESLİNDEN HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (KALABALIK) BULUNAN  MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (KATILIMLARIYLA) O VAZİFE-İ  UZMAYI (ÇOK BÜYÜK GÖREVİ) YAPMAYA ÇALIŞIR. </span></strong></p>
<p>Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve  en yüksek mesleği olan îmanı kurtarmak ve îmanı, tahkikî (doğruluğunu  ispat ederek) bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da îmanını  tahkikî yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad  edici (doğru yolu gösterici) manasının tam sarahatını ifade ettiği için,  Nur Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden,  ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir,  diye Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî  telakki (kabul) ediyorlar. O şahs-ı manevînin de bir mümessili, Nur  Şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı  manevîde bir nevi mümessili olan bîçare (zavallı) tercümanını  zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Gerçi bu, bir  iltibas(karıştırma) ve bir sehivdir (yanlışlıktır), fakat onlar onda  mes’ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskidenberi cereyan ediyor ve  itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir  nevi dua ve bir temennî ve Nur Talebelerinin kemal-i itikadlarının bir  tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim. Hatta eski evliyanın bir  kısmı, keramet-i gaybiyelerinden Risale-i Nur’u aynı o ahirzamanın  hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat ile te’vili  anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var, te’vil lazımdır.</p>
<p><strong>Birincisi: <span style="color: #ff0000;">AHİRDEKİ İKİ VAZİFE,  GERÇİ HAKİKAT NOKTASINDA BİRİNCİ VAZİFE DERECESİNDE DEĞİLLER,</span></strong> fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslam ordularıyla  zemin yüzünde saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan  avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci  vazifeden bin derece geniş görünüyor; ve bu isim bir adama verildiği  vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder; belki  de bir hodfüruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve  makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskidenberi ve  şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar &#8220;Mehdî olacağım,&#8221; diye dava  ederler. <span style="color: #ff0000;"><strong>GERÇİ HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ  BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ, FAKAT HERBİRİ ÜÇ  VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE YAPMASI İTİBARİYLE, AHİRZAMANIN BÜYÜK  MEHDÎ ÜNVANINI ALMAMIŞLAR. </strong></span></p>
<p>Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu (bilgi sahibi kişileri), bazı  şakirtlerin (talebelerin) bu itikatlarına (inançlarına, düşüncelerine)  göre, bana karşı demişler ki:</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">&#8220;EĞER MEHDİLİK DAVA ETSE, BÜTÜN  ŞAKİRDLERİ (talebeleri) KABUL EDECEKLER.&#8221; BEN DE ONLARA DEMİŞTİM: &#8220;BEN,  KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM. BU ZAMANDA NESİLLER BİLİNMİYOR. HALBUKİ AHİR  ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, AL-İ BEYTTEN </span></strong>(Peygamberimiz  (s.a.v.)’in neslinden) <span style="color: #ff0000;"><strong>OLACAKTIR.</strong></span> Gerçi manen (manevi olarak) ben Hazret-i Ali nin (r.a.) bir veled-i  manevisi (manevi evladı) hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Al-i  Muhammed Aleyhisselam bir manada hakiki Nur şakirtlerine şamil  olmasından (gerçek Nur talebelerini de kapsadığı için), ben de Al-i  Beytten (Peygamberimiz (saas)’in neslinden) sayılabilirim. Fakat bu  zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından ve Nurun mesleğinde hiçbir cihette  (hiç bir yönden) benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek ve  şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlasa tam muhalif olmasından  (samimiyetin sırrına ters düşmesinden), Cenab-ı Hakka hadsiz (sonsuz)  şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsi ve  haddimden hadsiz derece fazla makamata (kendi sınırlarımdan sonsuz  derecede fazla makama) gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlası (samimiyeti)  bozmamak için, uhrevi makamat (makam) dahi bana verilse, bırakmaya  kendimi mecbur biliyorum&#8221; dedim, o ehl-i vukuf (bilgi sahibi kişiler)  sustu. <strong>(Emirdağ Lahikası-1, sf. 231-233.)</strong></span></strong></span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzamanin-hz-mehdi-a-s-in-cikis-zamaniyla-ilgili-sozleri-turkcelestirilmis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş&#8217;ten Bir Alametin Belirmesi &gt;&gt;&gt;</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/gunesten-bir-alametin-belirmesi.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/gunesten-bir-alametin-belirmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 08:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdinin Çıkış Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Güneş&#8217;ten Bir Alametin Belirmesi














O,       ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş&#8217;ten Bir Alametin Belirmesi</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>O,                                              (Mehdi), Güneş&#8217;ten bir  alamet belirinceye                                              kadar gelmeyecektir.<br />
(El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi  Alamatil Mehdiyy-il                                              Muntazar, s. 47)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Güneş                                              alamet olarak doğmadıkça  Mehdi çıkmayacaktır.                                              (Kitab-ül Burhan Fi  Alameti-il Mehdiyy-il                                              Ahir Zaman, s. 33)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kıyametin alametlerinden biri de  Güneş&#8217;te                                        meydana gelecek  olağanüstülüklerdir. 20.                                        yüzyılda Güneş&#8217;te büyük bir  patlama yaşanmış                                        ve Dünya bu patlamadan çok  etkilenmiştir.                                        Hadiste yer alan Güneş&#8217;te  belirecek söz                                        konusu alamet, 20. yüzyılda  görülen bu büyük                                        patlama olabilir.</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/pic_signs/a10a.jpg" alt="" width="350" height="267" /></p>
<p>(2000  yılında çekilen, Güneş&#8217;in                                        patlamalar sonucunda aldığı son  hali görüntüleyen                                        bir fotoğraf)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/gunesten-bir-alametin-belirmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kabe Baskını ve Kabe&#8217;de Kan Akıtılması &gt;&gt;&gt;</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/kabe-baskini-ve-kabede-kan-akitilmasi.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/kabe-baskini-ve-kabede-kan-akitilmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 08:13:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdinin Çıkış Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Iran]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Katliam]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Olay]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yapan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Kabe Baskını ve Kabe&#8217;de       ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kabe Baskını ve Kabe&#8217;de                                        Kan Akıtılması</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Onun                                              çıkacağı yıl, insanlar  hacca, başlarında                                              bir emir bulunmadan  gidecekler&#8230;                                              Hep birlikte Beyt-i Şerif&#8217;i  tavaf                                              edecekler, sonra Mina&#8217;ya  indiklerinde,                                              köpekler gibi birbirine  saldıracak,                                              hacılar soyulacak, kanlar  Akabe Cemresinin                                              üzerine akacak.<br />
(Kıyamet Alametleri, s.  168-169)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>İnsanlar                                              başlarında bir imam  bulunmaksızın                                              hac ederler. Mina&#8217;ya  indiklerinde                                              etrafları, köpeklerin sarışı  gibi                                              sarılıp, kabilelerin  birbirine girmesi                                              ile büyük savaşlar olur.  Öyle ki ayaklar                                              kan gölü içinde kalır.  (Kitab-ül Burhan                                              Fi Alameti-il Mehdiyy-il  Ahir Zaman,                                              s. 35)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıdaki hadislerde &#8220;onun  çıkacağı yıl&#8221;                                        cümlesi ile, Mehdi&#8217;nin çıkış  tarihinde Hac                                        sırasında meydana gelecek bir  katliama dikkat                                        çekilmektedir. 1979 yılında, Hac  sırasında                                        gerçekleşen Kabe baskınında aynen  böyle                                        bir katliam yaşanmıştır. Bu kanlı  Kabe baskını                                        da ahir zamanın başlangıcının ve  Mehdi&#8217;nin                                        çıkışının diğer alametlerinin  gerçekleştiği                                        dönemin tam başında yani Hicri  1400 yılının                                        ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21  Kasım 1979)                                        tarihinde meydana gelmiştir.</p>
<p>Yine hadis-i şerifte kanların  akacağından                                        bahsedilerek öldürme olaylarına  dikkat çekilmiştir.                                        Baskın sırasında Suudi askerleri  ile militanlar                                        arasında meydana gelen çarpışmada  30 kişinin                                        öldürülmesi bu rivayetin kalan  kısmını da                                        doğrular.</p>
<p>1979 (Hicri 1400)&#8217;de gerçekleşen  bu Kabe                                        baskınının ardından 7 sene sonra  Hicri 1407                                        yılında, Hac sırasında çok daha  büyük kanlı                                        bir olay meydana gelmiştir. Bu  olayda caddelerde                                        gösteri yapan hacılara  saldırılarak 402                                        kişi katledilmiş, çok fazla kan  akıtılmıştır.                                        Beyt-ül Muazzama&#8217;nın yanında,  Müslümanların                                        (Suudi Arabistan askerleri ile  İran&#8217;lı Hacıların)                                        birbirlerini öldürmeleri ile bir  hadiste                                        haber verildiği gibi &#8220;büyük  günahlar işlenmiştir&#8221;.                                        Bu kanlı olaylar ilgili hadislerde  tarif                                        edilen ortamla çok büyük  benzerlikler taşımaktadır:</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Resulullah                                              buyurdu: Ramazan&#8217;da bir  seda, Şevval&#8217;de                                              bir ses, Zilkade&#8217;de  kabileler arasında                                              savaş olur. Hacılar talana  uğrar.                                              Mina&#8217;da ölülerin çok olacağı  bir savaş                                              olur, öyle ki orada taşları  kan gölü                                              içinde bırakacak kadar kan  akar. (Kitab-ül                                              Burhan Fi Alameti-il  Mehdiyy-il Ahir                                              Zaman, s. 31)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Ramazan&#8217;da                                              bir seda olur. Şevval&#8217;de de  bir seda                                              olur. Zilkade&#8217;de kabileler  birbiriyle                                              çarpışır. Zilhicce&#8217;de  hacılar talana                                              uğrar. Muharrem&#8217;de gökten  şöyle nida                                              olur. &#8220;Dikkat ediniz. Filan  kimse                                              Allah&#8217;ın halkının  hayırlılarındandır.                                              Onu dinleyiniz ve ona  uyunuz.&#8221; (Ramuz                                              El Hadis, 2/518-5)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Şevval                                              ayında ayaklanma, Zilkade&#8217;de  harb                                              konuşmaları, Zilhicce&#8217;de ise  harb                                              vaki olacak. Hacılar  soyulacak, kanları                                              (Cemretül Akabe) üzerine  akacak. (Kıyamet                                              Alametleri, s. 166)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Zilkade                                              ayında kabileler savaşır,  hacılar                                              kaçırılır, melhameler (kanlı  harpler)                                              olur. (Kitab-ül Burhan Fi  Alameti-il                                              Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.  34)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="547" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="21" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="502" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="24" height="1" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r1_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="22" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="22" /></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c1.gif"></td>
<td>Şevval&#8217;de                                              savaş naraları, Zilhicce&#8217;de  harb ve                                              kıtal (muharebe, kavga)  olur, yine                                              Zilhicce&#8217;de Hacı talana  uğrar, hatta                                              caddeler kandan geçilmez ve  haramlar                                              çiğnenir. Beyt-ül  Muazzama&#8217;ın yanında                                              büyük günahlar işlenir.  (Kitab-ül                                              Burhan Fi Alameti-il  Mehdiyy-il Ahir                                              Zaman, s. 37)</td>
<td valign="top" background="images/cercevekk_r2_c3.gif"></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" height="20"><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/cercevekk_r3_c1.gif" border="0" alt="" width="547" height="20" /></td>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/images/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="20" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/pic_signs/mekke_8.jpg" alt="" width="230" height="270" /> <img src="http://www.hazretimehdi.com/signs/pic_signs/mekke.jpg" alt="" width="400" height="234" /></td>
</tr>
<tr>
<td>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>1979                                                    yılında gerçekleşen  Kabe baskınında                                                    bir katliam  yaşanmıştır. Bu                                                    olayın ahir zaman  alametlerinin                                                    ardı ardına çıktığı  dönemin                                                    tam başında yani Hicri  1400                                                    yılının ilk gününde  meydana                                                    gelmesi dikkat  çekicidir. Bundan                                                    7 sene sonra Hac  sırasında çok                                                    daha büyük kanlı bir  olay meydana                                                    gelmiştir. Bu kanlı  olaylar,                                                    hadislerde tarif  edilen ortamla                                                    çok büyük benzerlikler  taşımaktadır.<br />
(sol resim) Türkiye  Gazetesi,                                                    21 Kasım 1979<br />
(sag resim) Türkiye  Gazetesi,                                                    2 Ağustos 1987</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hadislerde geçen ifadeleri  incelediğimizde                                        de aynı dönemle ilgili önemli  olaylara işaretler                                        bulunduğu görülecektir:</p>
<p>Beyt-ül  Muazzama&#8217;nın yanında                                        büyük günahlar işlenir.</p>
<p>Yukarıdaki hadiste, Beyt-ül  Muazzama&#8217;nın                                        (Kabe&#8217;nin) içinde değil, yanında  çıkacak                                        olaylara dikkat çekilmektedir.  1407 yılının                                        Zilhicce Ayı&#8217;nda (Hac mevsiminde)  meydana                                        gelen olaylar da ilkinden farklı  olarak                                        Kabe&#8217;nin içinde değil yanında  gerçekleşmiştir.                                        En başta anlattığımız olay ise 1  Muharrem                                        1400&#8242;de Beyt-ül Muazzama&#8217;nın  (Kabe&#8217;nin)                                        bizzat içerisinde olmuştur. Her  iki olay                                        da rivayetlerin işaretine uygun  bir şekilde                                        gerçekleşmiştir.</p>
<p>Kabe&#8217;de kan akıtılması, hacıların  katledilmesi                                        gibi, hadislerde haber verilen  böyle önemli                                        iki büyük hadisenin Mehdi hakkında  bildirilen                                        tüm alametlerin çıktığı dönemde  birbiri                                        ardına gerçekleşmesinin bir  rastlantı olamayacağı                                        açıktır.</p>
<p>&#8230; Zilhicce&#8217;de  harb ve kıtal                                        (muharebe, kavga) olur.</p>
<p>Hadislerde, bu savaş ve  çatışmalardan,                                        hacıların öldürülmesi konusu ile  birlikte                                        bahsedilmesi söz konusu olayların  aynı zaman                                        diliminde meydana geleceklerini  göstermektedir.                                        Aynı dönem, İran-Irak Savaşı&#8217;nın  çıktığı,                                        Ortadoğu ülkelerinde çatışma ve  karışıklıkların                                        en yoğun yaşandığı bir dönemdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/kabe-baskini-ve-kabede-kan-akitilmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

