Gibi’ için Arşiv
Hz. İsa(as)’ın Yeryüzüne Geliş Alametleri
23 Ağustos 2010 Yazan Harun YahyaHz. İsa(as)’ın Yeryüzüne Geliş Alametleri
101. Kimi Gençlerin Din Ahlakından Uzaklaşması
|
Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Kütüb-ü Sitte, hadis no: 4752; Heysemi, Mecma’u'z-Zevaid’de kaydetmiştir (7, 281)) |
||
Gençlerin din ahlakından uzaklaşmaları ahir zaman özelliklerindendir. Telkine ve yönlendirmeye daha açık olan genç insanlar, kolaylıkla din ahlakına uygun olmayan akımların etkisi altına girebilmekte ya da son derece dejenere bir hayata yönelebilmektedirler. Bunun temelinde gerçek din ahlakının insanlara gereği gibi öğretilmiyor olması vardır. Bazı Batı ülkelerinde veya uzun yıllar komünist rejimle yönetilmiş ülkelerde bu durum daha açık olarak görülmektedir.
![]() ![]() |
| Cumhuriyet, 17 Nisan 2003, “Gençlik çıldırmış olmalı” Cumhuriyet, 25 Haziran 2003, “Dünya gençliği nereye gidiyor” Vakit, 8 Temmuz 2002, “Zengin ama mutsuzlar” |
102. Ahlaki Çöküş
İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının sosyal yapılarını tehdit eden çok büyük bir tehlike söz konusudur. Bu tehlike insan bedenini ölüme götüren virüslere benzer şekilde sinsi bir faaliyet göstererek toplumları yıkıma sürüklemektedir. Bu, bir insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.
Ahir zamanda ahlaki çöküşün yaygınlaşacağı Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden anlaşılmaktadır. Fuhşun açıkça yapılmasının bir kıyamet alameti olduğunu Peygamberimiz (sav) bir hadiste şöyle belirtmiştir:
|
Fuhuş açık olmadan… kıyamet kopmaz. (Ramuz-El Ehadis, 91/7) |
||
Günümüzde de eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı cinselliğin, cinsel suçların, tecavüz vakalarının ve cinsel hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli göstergeleridir.
Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya kamuoyunun gündemindedir. Bazı insanlar çevrelerinde olup bitenlerin, tehlikenin boyutlarının farkında değildirler veya bu olayları sosyal hayatın bir parçası olarak değerlendirme gafletine düşmektedirler. Ancak istatistikler tehlikenin boyutlarının görülmemiş bir şekilde her geçen gün büyüdüğünü göstermektedir.
Cinsel hastalık oranları insanlığın önündeki sorunların büyüklüğünü gözler önüne seren önemli bir kriterdir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kayıtlarına göre, cinsel yoldan bulaşan hastalıklar en çok rastlanan hastalık gruplarından birini oluşturmaktadır; 1997 yılı raporları her yıl tahmini olarak 333 milyon yeni vakanın meydana geldiğini göstermekteydi.53 Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir sorun olma konumunu korumaktadır. WHO 2000 yılı istatistikleri o döneme kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktaydı.54 Dünya Sağlık Örgütü’nün AIDS ile ilgili 2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu özetlemektedir: “AIDS sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki yıkıcı etkisiyle benzersizdir.”55
Düşündürücü gelişmeler arasında eşcinselliğin yayılışı da oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin bazı ülkelerde resmi olarak evlenebilmeleri, evliliğin getirmiş olduğu sosyal haklardan istifade edebilmeleri, dernek ve partiler kurmaları, dünya çapında yapılanmaları, kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini değerlere savaş açmaları, Peygamberimiz (sav)’in döneminden bu yana geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza mahsus olaylardır.
Günümüzde eşcinselliğin bu yayılışı, geçmişte eşcinselliği ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri akla getirmektedir. Kuran’da anlatıldığı gibi, Allah Hz. Lut’un doğru yola davetine azgınlıkla karşılık veren Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle helak etmiştir. Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir ibret belgesi olarak Lut Gölü’nün suları altında durmaktadır.
Ahir zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu tasvir eden hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla ortaya çıktığı açık bir gerçektir. Bu da bizlere bir kez daha, Allah’ın izniyle, Hz. İsa’nın yeniden dünyaya gelişinin oldukça yakın olduğunu hatırlatmaktadır.
103. Zinanın Artması
Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin yaygınlaşmasının da kıyametin yani Hz. İsa’nın gelişinin bir işareti olduğu Peygamberimiz (sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:
Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun zayıflaması ise hadislerde şöyle tasvir edilmiştir:
|
Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir. (Buhari, Tecrid: 1/16) |
||
Kıyamet yaklaşınca… kadınla yolun ortasında cinsel münasebette bulunacak kadar haya ortadan kalkar. (Taberani, Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 111)
Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak ortasında kadınla zina edecek. (Kıyamet Alametleri, s.140)
Bir zaman gelecek kadınla yolun ortasında zina yapılacak. Kimse buna itiraz etmeyecek. (Kıyamet Alametleri, s. 142)
Son dönemde herkesin gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş yapmakta olan insanlara, gazete ve televizyon haberlerinde sıkça rastlanmaktadır. Burada, hadiste kıyamet alameti olarak belirtilen bir olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya çıkmakta ve pek çok insan bu gerçeğe şahit olmaktadır.
![]() |
Cumhuriyet 11 Kasım 2001, “Refah toplumunun çocuk fahişeleri” Vatan, 01 Eylül 2002, “Ahlaki çöküntü ekonomik çöküntüyü de geçti!…” Evrensel, 6 Eylül 2001, “Fuhuşun nedeni küreselleşme” Akşam, 18 Eylül 1999,”Fuhuş tuzağı” Sabah, 13 Ocak 2002, “Seks ruleti” |
104. Eşcinselliğin Kabul Görmesi
Hadisler göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam biçimi olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli bir belirtisidir:
|
Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere benzeyecek. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 451) |
||
Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ramuz-El Ehadis, 448/8; Ölüm Kıyamet ve Diriliş, s. 480
![]() |
|
|
105. Salgın Hastalıklar
|
“Ey Malik oğlu Avf! Kıyamet öncesi altı (alamet) sayayım mı?” Dedim ki: “Onlar nelerdir ya Resulullah?” O da şöyle buyurdu: “…Sizin aranızda kolera ve şarbon gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır.” (Sahih-i Buhari; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s.147) |
||
Veba gibi salgın hastalıklar, yani koyun (davar) kıran denilen hayvan hastalığı ki, o siz yakalayacak… (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 417, no. 761)
Sizin içinizde Ikasu’l-Ğanem (*) hastalığı gibi (can) alıcı iki hastalık (olacaktır). (Camiu’l-Usul, 10/412)
(*) Ikasu’l-Ğanem, öldürücü ve salgın olan bir hayvan hastalığıdır.
Salgın hastalıklar dönem dönem tüm dünyada insanlar arasında etkili olmuştur. Ancak günümüzdeki hastalıkların, geçmiştekilerle karşılaştırıldığında, çok daha hızlı yaygınlaştıkları görülmektedir. Geçmişte sadece belirli bölgelerde etkili olan hastalıklar, günümüzde ulaşımın kazandığı hız oranında birçok ülkeye bir anda yayılabilmektedir.
Ayrıca günümüzde sık sık yeni ve bilinmeyen salgın hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Son 20-30 yıl içinde en çok duyulan salgın hastalıklardan birkaçı AIDS, Sars, Ebola, Deli dana gibi hastalıklardır. Bunların insanlar için ne kadar büyük tehlike oluşturdukları çok iyi bilinmektedir.
![]() ![]() |
| Ortadoğu, 17 Ekim 2002,”100 milyon AIDS’li” Tercüman, 12 Nisan 2003,”SARS, savaştan beter” Habertürk, 19 Nisan 2003,”SARS 167 can aldı!” Güneş, 27 Kasım 2002,”5 saniye’de bir kişi AIDS oluyor” Şok, 22 Ekim 2002,”Berlin’de her yıl 100 kişi AIDS’ten ölüyor” Güneş, 29 Nisan 2003,”İnsanlık böyle bela görmedi” |
2002-2003 yıllarında salgın hastalıkların tehlikeleri ile ilgili basın-yayın organlarında yer alan haberlerden sadece birkaçı şöyledir:
Etiyopya’da sıtma salgını: 4200 ölü
Yerel yetkililer, Mayıs-Ağustos ayları arasında bataklıklarda sivrisineklerin çoğalmasıyla ortaya çıkan sıtma salgınında 4200 kişinin öldüğünü kaydettiler. (10.09.2003, www.ntvmsnbc.com)
‘AIDS’ten ölümler, 70 milyonu bulabilir’
Araştırmacılar, AIDS hastalığından ölümlerin 2020 yılında 70 milyon kişiyi bulacağı uyarısında bulundu. (27.06.2003 www.ntvmsnbc.com)
SARS’ın kronolojik seyri
Akut solunum yetmezliği sendromunun (SARS), bazı ülkelerde kontrol altına alınabildiği, bazı ülkelerde ise yavaşladığı haberleri gelmesine karşın, SARS hala korkutucu olmayı sürdürüyor. (29.04.2003 www.ntv-msnbc.com)
İran’da salgın hastalık
İran’da ölümcül bir virüsün sığırların yüzde 30′una bulaştığı belirtilerek, halk, virüsün sebep olduğu ”Kırım-Kongo hummas?” olarak bilinen salgın hastalığa karşı uyarıldı. İRNA’nın haberine göre, Sağlık Bakanlığı Hastalık İdaresi Merkezi Başkanı Muhammed Mehdi Guya, virüsün geçen yıldan bu yana 140′tan fazla kişiye bulaştığının tespit edildiğini, bu kişilerden 20′sinin öldüğünü söyledi. (25.05.2002, www.hürriyetim.com.tr)
![]() |
106. Ani Ölümlerin Çoğalması
| Kıyametten evvel altı (şey) say: Ölümüm, Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunun kuası (göğüste beliren öldürücü sancı) gibi, sayısız ölüm hadiseleri… (Kıyamet Alametleri, s.123) | ||

Günümüzde ani ölümlere sebep olan hastalıkların sayısında artış vardır.
Özellikle çeşitli beslenme ve yaşam şekli bozuklukları nedeniyle, kalp krizi oranlarının yükselmesi bu ani ölüm sebeplerinden biridir.
Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir. (Kıyamet Alametleri, s.147)
107. Cinayetlerin Artması
|
“Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz.” (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s. 468) |
||
Liderlerinizi öldürmedikçe, dünyanızda kötüleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s. 141)
… fitneler, korkulu durumlar ve cinayetler görülmesi. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)
Resulullah: “Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Herc nedir ey Allah’ın Resûlü?” diye sordular. “Öldürmek! Öldürmek!” buyurdular.” (Müslim, Fiten: 18, 157)
“… kan dökülmesi… kıyamet alametlerindendir.” (Kıyamet Alametleri, s.142)
Kıyamet kopmasından önce muhakkak birtakım herc vakaları vardır, buyurdu. Ben de: Ey Allah’ın Resulu, herc nedir, diye sordum. Resul-ü Ekrem; Öldürmektir, yani cinayetlerdir, buyurdu… Bu öldürmekten maksat, müşrikleri öldürmek değildir. Fakat birbirinizi öldürmenizdir. Hatta o derece ki, insanın komşusunu, amcasının oğlunu ve yakın akrabasını öldürmesidir, buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 385, no. 711)
Cinayet olaylarındaki artış ahir zamanın alametlerindendir. Günümüzde kimi insanların adam öldürtmek için katil kiraladıkları, birtakım insanların yasa dışı örgütlenmelerle cinayet şebekeleri oluşturdukları göz önünde bulundurulursa, bu hadisin haber verdiği olayların gerçekleştiği de açıkça görülecektir.
![]() |
|
Şiddet olayları ahir zamanın alametlerindendir. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu olaylar, ahlaki çöküntü ve din ahlakından uzak yaşamanın sonuçlarıdır. Time dergisinin 3 Mayıs 1999 tarihli sayısında ABD’de 2 liseli gencin gerçekleştirdiği bir katliam konu edilmiştir. Yarı otomatik silahlar ve bombalarla okudukları liseye sebepsiz yere saldıran bu 2 genç, 13 kişinin ölümüne yol açmışlardır. |
108. İntihar Vakalarının Artması
|
İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. (Kitabü’n-Nihaye, İbn-i Kesir, 1/131) |
||
![]() ![]() |
|
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nun raporuna göre intihar vakaları giderek artmakta, dünya genelinde her 40 saniyede bir kişi intihar etmektedir. Oysa Allah, “Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin” (Nisa Suresi, 29) ayetiyle intiharı açıkça haram kılmıştır. Bir insanın, her ne sebeple olursa olsun, kendisini öldürmesi İslam’a göre yasaktır.
Gündem, 16 Aralık 2002, “Çin’de yılda 2 milyon kadın intihar ediyor” Yeni Asya, 12 Eylul 2003, “Her 40 saniyede 1 kişi intihar ediyor” Cumhuriyet, 27 Ocak 2002, “İntiharlar cinayetten fazla” Sabah, 14 Mart 2002, “İntihar köprüsü” |
109. İç Savaşlar-İhtilaflar
|
Şu muhakkak ki, yakın gelecekte fitne, tefrika ve ihtilaf(lar çıkaran birtakım insan)lar olacaktır. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 376, no. 685) |
||
Kişi, kardeşini öldürmedikçe kıyamet kopmaz. (Kıyamet alametleri, s. 141)
Kalpler birbirinden nefret etmedikçe, fikirler ayrılmadıkça, öz kardeşler dinde ihtilafa düşmedikçe kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s.142-143)
Zaire’de Hutu ve Tutsi kabileleri arasında yaşanan iç savaş, 20. yüzyılda yaşanan iç savaşlara çok önemli bir örnektir. 1964 yılında iktidara gelen Albay Joseph Mobutu ülkesinin elindeki tüm maden kaynaklarını batılı ülkelere açtı. Ülkenin sosyal düzeni için hiçbir şey yapmayan Mobutu yıllarca kendi servetini artırdı. Bunun üzerine başlayan kabile savaşları çok büyük bir soykırıma da sahne oldu. Yarım milyona yakın insan öldü.
![]() |
|
Akşam, 23 Ağustos 2001
|
Etnik ırklar arasında yaşanan savaşlar, yani “soy koruyuculuğu”, yalnızca Zaire’de değil pek çok ülke içinde vahşi sahnelerin yaşanmasıyla sonuçlandı. Allah Kuran’da din ahlakından uzak cahiliye insanlarının bu nefret dolu soy koruyuculuklarına şöyle dikkat çekmiştir:
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, ‘öfkeli soy koruyuculuğu’nu (hamiyeti), cahiliyenin ‘öfkeli soy koruyuculuğunu’ kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü’minlerin üzerine ‘(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu’ indirdi ve onları “takva sözü” üzerinde ‘kararlılıkla ayakta tuttu.” Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)
Allah’ın yasakladığı bu düşmanlık ve kin ahir zamanın ilk döneminde de görülecektir. Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne dönmesi ise, tüm bu düşmanlıkların, savaşların, çatışmaların son bulduğu, dünyaya barış ve huzurun yerleştiği kutlu bir dönem olacaktır.
110. Okur-Yazarların Artması
|
Kıyametin yaklaşmasına doğru… okur-yazar çoğalır. (Müslim, Ahmed bin Hanbel; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 98; Ramuz-El Ehadis, 1/121) |
||
20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan ayıran önemli bir özellik de okur-yazarlık oranlarında kaydedilen ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okur-yazarlık toplumun belirli bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz statüsünde kalmıştır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ise başta UNESCO olmak üzere, hükümetler ve sivil toplum örgütleri dünya genelinde kampanyalar düzenlemişlerdir. Bu eğitim seferberliği, teknolojik yeniliklerin de insanlığın hizmetinde kullanılmasıyla birlikte günümüzde meyvelerini vermektedir. UNESCO’nun 2003 yılında yayınlanan raporuna göre, dünya nüfusunun %84′ü okur-yazar konumundadır.56
Bu rakam kuşkusuz, geçen ondört yüzyıl içindeki en yüksek orandır.
![]() ![]() |
| ileri >>> |
53. WHO, “Young People and Sexually Transmitted Diseases”, Fact sheet no: 186, Aralık 1997; http://www.who.int/inf-fs/en/fact186.html![]()
54. WHO, “Report on the Global HIV/AIDS Epidemic”, Haziran 2000,http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids![]()
55. WHO, “Report on the Global HIV/AIDS Epidemic”, Haziran 2000,http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids![]()
56. UNESCO Statistical Yearbook, 1997-http://www.education.nic.in/htmlweb/arhrne.htm![]()
Popularity: unranked [?]
33.Bediüzzaman ‘Mehdi’ Değildir Çünkü “Hz. Mehdi (a.s.) ‘Büyük Bir Maddi Kuvvet Ve Hakimiyet Sahibi’ Olacaktır. Bediüzzaman Böyle ‘Büyük Bir Maddi Kuvvet’ Ve ‘Dünya Çapında Böyle Bir Hakimiyet’ Sahibi Olmamıştır.
09 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
…O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir (İslam ahlakının esaslarını hayata geçirmektir). Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN (yerine getirebilsin). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman bu açıklamasında, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, tüm dünyayı kapsayacak şekilde Kuran ahlakının gereklerini toplum içerisinde hayata geçirme vazifesinin ancak ‘BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE GERÇEKLEŞTİRİLEBİLECEĞİNİ’ belirtmiştir. Bu güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Maddi güç ve hakimiyetin olması diğer vazifelerin de yerine getirilmesine vesile olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in döneminden bu yana Müslümanlar arasında bir manevi liderin öncülüğünde böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır. Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış, çok büyük bir hizmet vermiş ve ardında çok kıymetli eserler bırakmıştır. Ancak Bediüzzaman’ın bu fikri mücadelesi maddi bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil; çok kısıtlı maddi şartlar altında ve benzersiz zorluklar içerisinde geçmiştir. Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük hizmetlerini çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu zorluklar, Bediüzzaman’ın şerefli mücadelesini daha daha değerli hale getirmiş; ve ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir. Ancak bir yandan da, bizzat kendisinin de belirttiği gibi bu durum, Hz. Mehdi (a.s.)’ın elde edeceği “gayet büyük maddi kuvvet ve hakimiyet”in Bediüzzaman’ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine Mehdilik yakıştırmasında bulunan kimselere ‘Mehdi’ olmadığını bu delili de öne sürerek açıklamaktadır. |
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (a.s.), Gerçek İslam Ahlakını Ortaya Çıkaracaktır
29 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
Hadislerde bildirildiğine göre Hz. Mehdi ortaya çıktığında, İslam dinine sonradan dahil edilmiş tüm batıl inanış ve uygulamaları ortadan kaldıracaktır. “… insanlar arasında Peygamberin (sav) sünneti seniyyesiyle muamele edecek” rivayetinde bildirildiği gibi, Peygamber Efendimiz (sav)’in yoluna uyacak ve tıpkı onun dönemindeki gibi din ahlakının hak haliyle yaşanmasına vesile olacaktır.
“… Dini Peygamber (sav)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sf.186-187) “Hz. Mehdi hiçbir bidatı bırakmaycak.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 43) “Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir.” (Kıyamet Alametleri, sf. 163) “Hz. Peygamber (sav) en başta İslam’ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam’ı ayakta tutacaktır.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 27) Bidat: Dinin aslında olmadığı halde, dine dahil edilen adetler. |
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (a.s.)’nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır
27 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
||||
|
Popularity: unranked [?]
”Günaydın’’, ‘’Afiyet Olsun’’, ‘’Çok Yaşa’’, ‘’Geçmiş Olsun’’ Gibi İyi Niyet Dileklerinde Müminin Üslup Farklılığı
19 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaHepsini Seç
Toplumda alışkanlık haline gelmiş bazı konuşma kalıpları vardır. Bu, tüm insanların kullandığı ortak bir dildir. Sabah kalkıldığında “Günaydın”, akşam karşılaşıldığında “İyi akşamlar”, gece yatarken “İyi geceler, iyi uykular”, yemek yerken “Afiyet olsun”, hastalanıldığında “Geçmiş olsun”, bir iş yaparken “Kolay gelsin”, hapşırıldığında “Çok yaşa” gibi…
Hemen her insan, çocukluk yıllarından itibaren çevresinden gördüğü bu kalıplaşmış üsluba düşünmeden uyum sağlar. Oysaki insanın tüm bu sözleri söylerken, bu güzel dilekleri gerçekleştirecek olan yegane gücün Allah olduğunu unutmaması ve bu önemli gerçeği konuşmalarında ifade etmesi gerekir.
Mümin attığı her adımda, söylediği her sözde, aklından geçen her düşüncede şuurludur. Hayatı boyunca yaşadığı her olayın yalnızca Rabbimiz’in dilemesiyle gerçekleştiğini asla unutmaz. Bir insana gününü ya da gecesini güzel geçirtecek, hastalandığında sağlık ve şifa verecek, uykusunda huzur ve rahatlık verecek, yediği yemeği lezzetli ve faydalı kılacak ya da yaptığı işi kolaylaştırıp sonuçlandıracak olan yalnızca Yüce Rabbimiz’dir.
Bunun yanı sıra müminin hayatta en derin ve en yoğun sevgiyle sevdiği, en bağlı, en sadık olduğu Yüce Rabbimiz’dir. Sevdiği birçok insan, olay ya da nesne aklından zaman zaman çıkabilir. Ama Allah’a olan sevgisi o kadar güçlüdür ki, 24 saat her an her saniye Rabbimiz’in varlığının, gücünün, sevgisinin, dostluğunun, merhametinin, adaletinin şuurunda olarak yaşar. Aklında Allah’ın varlığının ve hakimiyetinin olmadığı tek bir an bile olmaz.
Ve mümin için Allah’ı zikretmek, Allah’ı anıp yüceltmek çok büyük bir ibadettir. Aynı zamanda da bu müminin ruhunun en lezzet aldığı nimetlerden biridir. Bu nedenle hemen her fırsatta Allah’ı anmak, Allah’ın şanını yüceltmek, Allah’ın büyüklüğünü dile getirerek Allah’ı övmek ister. Kullandığı her üslupla Allah’a olan sevgisini, bağlılığını, teslimiyetini dua mahiyetinde ifade etmek ister. Dolayısıyla müminin her hali ve tavrı gibi, günlük hayattaki üslubu da diğer insanlardan çok farklıdır.
Müminlerin İyi Niyet Dilekleri Nasıl Olmalıdır?
Mümin her sözü söylerken, o eylemi gerçekleştirecek olanın mutlaka Allah olduğunu belirtir. Her iyi niyet dileğinde, o güzelliği Allah’tan istediğini dile getirir.
Örneğin:
“Günaydın” yerine “Allah gününü aydın etsin”,
“İyi akşamlar” yerine “Allah hayırlı, iyi akşamlar versin”,
“İyi geceler” yerine “Allah güzel geceler versin”,
“İyi uykular” yerine “Allah güzel uykular versin”,
“Afiyet olsun” yerine “Allah afiyet versin”,
“Geçmiş olsun” yerine “Allah hastalığına şifa versin”,
“Kolay gelsin” yerine “Allah işinde kolaylık versin”,
“Çok yaşa” yerine “Allah uzun ömürler versin” gibi, Allah’ı anarak ve bu dilekleri yerine getirecek olan Yüce Rabbimiz’in adını zikrederek karşılık verir.
Bunun yanı sıra bir kişi kendisine, Allah’ın ismini anarak bu şekilde bir iyi niyet sözü söylediğinde de, yine imandaki şuurunu gösteren bir üslupla cevap verir. Örneğin kendisine “Allah hayırlı günler versin” diyen bir kişiye sadece, “Sana da” diyerek cevap vermez. Yine mutlaka Allah’ın adını zikredip Rabbimiz’i yüceltir. “Allah sana da hayırlı günler versin” diyerek cevap verir. Ya da kendisine “Allah rahatlık versin” diyen bir mümine, -Allah’ı tenzih ederiz- “Sana da rahatlık versin” gibi bir söz söylemez. “Allah sana da rahatlık versin” der. Allah’ı düşünerek de olsa, Allah’ın ismini söylemeden bu tarz bir ifade kullanmaz. Üslubundaki ufacık bir eksikliği dahi, Allah’a duyduğu sevgisine, bağlılığına ve dostluğuna yakıştırmaz.
Bu müminin güzel ahlakındandır. İman eden bir insan yalnızca Allah’ın yaratacağını bildiği bir olaydan Allah’ın adını anmadan bahsetmeyi vicdanen kabul edemez. Karşısındaki kişinin üslubu her nasıl olursa olsun, onun vereceği karşılık mutlaka Allah’ın ismini anarak, Rabbimiz’i yücelterek olur. Müminlerin sahip olmaları gereken bu ahlak, bir ayette şöyle bildirilmiştir:
“İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde ‘aykırılığa (ve inkara) sapanları’ bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.” (Araf Suresi, 180)
Allah’ı Anmak En Önemli İbadettir
Allah’ı her an akılda tutmak, Kuran ayetlerini düşünmek insanın aklının ve şuurunun sürekli açık olmasını sağlar. Böyle olunca da, kişi Kuran’ın emirlerine ve yasaklarına uymada büyük titizlik gösterir.
Allah’a sürekli dua eder. Herşeyi Allah’tan ister, her konuda Allah’a başvurur, kendini tamamen Allah’a teslim eder. Bir mümin için Allah’ı anmak “…Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet) tür…” (Ankebut Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği üzere en önemli ibadettir. İman eden bir insan günlük hayatın akışı içinde Allah’ı geçici de olsa aklından çıkarmaz, Allah ile olan manevi bağlantısını bir an bile koparmaz. Müminlerin bu üstün ahlakı Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 191)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 73. sayı (Temmuz 2010) 26. sayfada yayınlanmıştır.

![]() |
|
|||||||||||||||||||||||||
Popularity: unranked [?]
Hastalıkların, – bir amacı ve hikmeti olmaksızın – dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır…
14 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaHastalıkların, – bir amacı ve hikmeti olmaksızın – dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır…
İnsanların günlük sohbetlerinde, yaşadıkları sıkıntılardan, zorluklardan, hastalıklarından bahsettikleri bölümler oldukça geniş bir yer tutar. Baş ağrısı, mide ağrısı, sıradan bir yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik gibi en sıradan bir rahatsızlıkta dahi, her fırsatta bu durumu uzun uzun dile getirirler. Daha kalıcı veya ciddi hastalıklarda da durum bundan farksızdır. Bu durumda da, hayatlarının geri kalanının büyük bir kısmını içerisinde bulundukları durumdan yakınmak ve şikayet etmekle geçer. Bu gibi insanlar hemen her gün, çevrelerindeki aynı kişilere, aynı sorunlarından sanki ilk kez bahsediyormuş gibi en başından başlayarak tekrar tekrar anlatmakta bir sakınca görmezler.
Oysa ki hastalıkları sık sık dile getirmek kişilerin ne kendilerine ne de karşılarındaki kimselere herhangi bir fayda sağlamaz. Zaten bu kişilerin amacı da konuyla ilgili herhangi bir bilgi edinmek, herhangi bir sorunu çözüme kavuşturmak ya da hastalığa bir tedavi şekli bulmak değildir. Bu daha çok, toplumda yaygın hale gelmiş bir alışkanlıktan kaynaklanan bir tür cahili sohbet şeklidir.
İnsanlar çevrelerinde de çok sık rastadıkları bu alışkanlık ile, hastalıklarını detaylandırarak ve çoğu zaman da abartarak anlatmayı olağan bir sohbet şekli olarak görürler. Ancak aslında, -bir amaç ya da hikmetle söylenmediğinde- bu tümüyle boş bir konuşmadır. İnsan, hiçbir fayda getirmeyecek bu tür bir konuşmaya ayıracağı vakti, çok daha güzel sohbetlere ya da faydalı faaliyetlere ayırabilir.
Allah Kuran’da insanlara ‘boş konuşmalardan sakınmalarını’ bildirmiştir. Eğer anlatılanlar her iki tarafa da hiçbir fayda sağlamayacaksa, hastalığı bir çözüme kavuşturmayacaksa, kişinin o konuda yeni bir bilgi edinmesine imkan sağlamayacaksa, bu da bir nevi boş konuşma olabilir.
Bunun yanı sıra bir insanın, acizliklerini, sıkıntılarını, içerisinde bulunduğu zorlukları dile getirmesi asil bir ahlak özelliği de değildir. Müslüman güçlü bir ahlaka sahiptir. İmanı dolayısıyla acıya, sıkıntıya, zorluğa dayanıklıdır. Ne kadar zor durumda olursa olsun, bu sıkıntılarını dile getiren, bunlardan şikayet eden, yakınan, söylenen bir üslup kullanmayı kendine yakıştırmaz. Bir sıkıntı yaşadığında ya da bir hastalığı olduğunda, bunu sadece sohbet konusu olsun diye çevresindeki kimselere anlatmaz. Kimi zaman, başkalarının da ibret alması, üzerinde düşünmesi, insanın ne kadar aciz ve Allah’a ne kadar muhtaç olduğunu kavramaları için yaşadığı zorluklardan bahsedebilir. Hastalıklarının, Allah’a yakınlaşmasına vesile olan çok hikmetli olaylar olduğunu, insanların denenmesi için özel yaratıldığını ve Kuran ahlakı doğrultusunda kendisinin tüm bu yaşadıklarını nasıl değerlendirdiğini başkalarına anlatabilir. Bu tür bir anlatım zaten Kuran ahlakının bir gereğidir ve insanların da düşünüp imanda derinleşmelerine vesile olabilecek çok önemli bir tebliğdir.
İman sahibi bir kimse tüm bunları anlatırken, Allah’a olan kesin teslimiyetini, tevekkülünü, yaşadıklarında gördüğü hikmet, hayır ve güzellikleri ifade eden üslubu ile bu kimselere ‘hal ile de tebliğ’ yapmış olur. Çünkü anlatılanlar kadar, bir kişinin kendi ahlakıyla da yaşayarak örnek olması da, bazen insanlar üzerinde çok daha fazla ve derin etki uyandırabilir. Eğer kişi bu tebliği yaparken, yüzüyle, sesiyle, üslubuyla (Allah’ı tenzih ederiz) mağdur olmuş bir insan izlenimi verse, anlattıklarının belki de hiçbir etkisi olmayabilir. Ama eğer gerçekten kendisi de hastalıkların verilmesindeki hikmetleri görebilmişse, zaten doğal olarak bu samimi kanaati anlatımına da yansır.
Bunun dışında mümin hastalığından, çözüm bulabilmek, yardım istemek için de bahseder. Fiziksel olarak gerçekten zor durumda olduğunda, tedavi amacıyla çevresindeki insanların kendisine destek olmasına ihtiyaç duyabilir ve bu açıdan hastalığını dile getirir. Ya da konu hakkında tecrübesi olan veya uzman birinden bilgi alma amacıyla hastalığını detaylandırabilir. Ama tüm bunlar belirli bir amaç ve hikmet doğrultusunda -Allah’ın razı olacağı ahlaka uygun olarak- yapılan konuşmalardır. Bunların içinde şikayet, yakınma, söylenme üslubu ya da boş sohbet amacı yoktur.
Bunun yanı sıra bazen de insan çevresindeki kimseler arasında yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için de hastalığından bahseder. Örneğin şiddetli bir ağrısı varsa veya fiziksel açıdan güçsüz olduğu bir durum oluştuysa, kendisinden fiziki yardım istendiğinde, mecbur kaldığı için rahatsız olduğunu belirtip gerekirse konuyu daha da açıklar. Aksinde tembellik ettiği, yardım etmekten kaçındığı ya da umursuz davrandığı yönünde bir kanaat oluşturabileceğini düşünerek bu açıklamayı da yine -Allah rızası için- yapar.
Bunlar gibi, insanın hastalığından behsetmesini gerektiren daha pek çok durum olabilir. Mümin bunun gerekli olup olmadığını, Kuran ahlakına ve Müslüman asaletine uygun düşüp düşmediğini vicdanıyla tespit eder.
Herşeyi Allah’ın yarattığını, tüm sıkıntılarda binlerce ayrı hikmet olduğunu ve Müslümanın imanının en önemli alametlerinden birinin ‘tevekkül’ olduğunu bilen bir insan için hastalıklar çok önemli imtihan ve eğitim vesileleridir. Mümin hastalık dönemi boyunca, sözleriyle ya da tavırlarıyla olabilecek en güzel ahlakı göstermesinin ahireti için çok güzel bir kazanç olacağını bilerek, hastalığı Kuran’da haber verilen tüm hikmetleriyle düşünüp uygulamaya çalışır.
Mümin hastalığı (Allah’ı tenzih ederiz) bir şikayet veya yakınma sebebi olarak değil, aksine Allah’a şükür ve yakınlaşma vesilesi olarak görür. Aczini kavrayışındaki derinlik, dünya hayatının geçiciliğini anlayışındaki keskinlik, ölümün ve ahiretin yakınlığını hissedişindeki netlik, imanlı bir insan için hastalıklarda en yüksek boyutlara ulaşır. Bu iman derinliğini elde etmenin ne kadar önemli olduğunu bilen bir mümin, bu derinliği zedeleyecek cahili ve gafil üsluplardan şiddetle sakınır.
13 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı hafif olup sakalı yanlarda az, aşağı tarafı ise uzun olacaktır
14 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaHz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı hafif olup sakalı yanlarda az, aşağı tarafı ise uzun olacaktır
| … (HZ MEHDİ (AS)) ORTA BOYLU, ESMER, MECZUM (HAFİF SAKALLI), KEVSEC (SAKALI YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI UZUN OLAN; … BİR ADAM Kİ, ONA ŞUAYB BİN SALİH DENİLİR. …(Fetava-i Hadîsiyye, Ebü’l-Abbas Şehabeddin Ahmed İbn Hacer el-Heytemi-41)
** Hadîsteki bu isim o zatın asıl ismi değil, unvan-ı mülahaza olan ismidir. Kezalik “Mehdî”, “Cahcah”, “Deccal”, “Süfyanî” gibi isimler de birer ünvandır. O şahıslar aynı bu isimle gelir demek değildir. Mesela Peygamber (A.S.M.)‘ın ismi Tevrat’ta ve İncil’de “Ahyed, Ahmed, Faraklit, Münhamenna” olarak geçmektedir. Hz. İbrahim’in babasının adı “Tareh” olduğu halde Kur’an ona “Azer” demiştir. Allahu A’lem meşrikten çıkan o zatın bütün dünyanın ordularına karşı koyan küçücük bir ordusu olduğu için ona şubecik anlamında Şuayb adı verilmiştir. “Bin Salih” denilmesi ise, bu zatın babası da kendisi gibi salih bir insan olmakla beraber … Hem şu hadîste o zatın diğer bir ismi “Hâris bin Harras”dır ki Aslan oğlu aslan demektir. O zatın isminin manasına tevafuk etmektedir. |
| “Maveraünnehir’den bir adam (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkar, ona El-Hâris İbn-ul Harras** denir.(Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)) Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (r.a.) (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c. 5, s. 617) (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410) Haris aslan demektir.** Haris aslan demektir. O zatın ismi ile aynı mânâdadır. Binaenaleyh hadîs kinayeli olarak o zattan bahsetmektedir. |
Peygamberimiz (s.a.v)’den rivayet edilen bu hadisi şerifteHz. Mehdi (a.s.) hakkında çok detaylı bilgi vermiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisi şerifinde açıkça Hz. Mehdi (a.s.)’ı tarif etmiş, bazı fiziksel özellikleri ve tabiyeti altında olan küçük grubu hakkında önemli bazı detaylar vermiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verdiği detaylardan biri Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı ile ilgilidir. Birçok hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakallı olacağını haber veren Peygamberimiz (s.a.v) bu hadisinde de bu sakalın şekliyle ilgili detaylar bildirmiştir. Hadisteki “meczum” yani “hafif sakallı” ifadesiyle Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakal cinsinin; sert sakal şeklinde değil aynı Peygamberimiz (s.a.v.)’de de olduğu gibi ince tüylü sakal şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Şekil olarak da yanlardan az yani ince olarak inen, aşağı kısmı ise uzun olacak bir şekle sahip olduğunu ifade etmiştir.
Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Mehdi (a.s.)’ın orta boylu ve esmer yani diğer hadislerde de bildirildiği gibi kırmızıya çalan beyaz bir cilt rengine sahip olduğunu bildirmiştir.
Burada Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak verdiği başka bir önemli detay da başka birçok hadiste de bildirilen ve Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olan kişilerin sayısının çok az oluşu ile ilgili bilgidir.
Peygamberimiz (s.a.v.) bunu birçok hadisinde ifade etmiştir. Bu nedenledir ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında, manevi ordusuna sonradan katılıp sayılarını binlerce kişiye ulaştıracak bir ordu ya da topluluk olmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın birlikte inkar edenlere karşı fikri mücadele yapacağı ordusu, hep çok az sayıda kalacaktır.
Bu hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’a Şuayb bin Salih diye hitap etmektedir. Hadisi şerh eden büyük İslam alimi Heytemi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) için kullanılan Şuayb kelimesinin şubecik anlamında kullanıldığını ifade etmiş, bu ifade ile Hz. Mehdi (a.s.)’ın çok sayıdaki inkarcılara karşı fikri mücadele verecek olan arkadaş grubunun sayısının son derece az olduğunun ifade edildiğini söylemiştir. Yine Bin Salih ifadesiyle de Hz. Mehdi (a.s.)’ın babasının da salih bir insan olduğuna dikkat çekildiğini açıklamıştır.

13 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Darwinistlerin ”Kromozom Sayısı 48′den 46′ya Düştü” Aldatmacası
06 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaDarwinistlerin ”Kromozom Sayısı 48′den 46′ya Düştü” Aldatmacası
Darwinistlerin uzun zamandır dile getirdikleri “maymunların 48 olan kromozom sayısı, iki kromozomun birleşmesi sonucunda zamanla 46’ya düştü ve sonunda insan oluştu” şeklindeki izahları bazı kişiler için oldukça aldatıcı olabilir. Çünkü anlatım bilimsel açıdan her ne kadar olağanüstü mantıksız olsa da son derece basittir ve konu hakkında bilgisi olmayan kişiler için yeterli derecede ikna edici olabilmektedir. Çünkü bu gibi kişiler, tek bir genin olağanüstü kompleksliğinden ve tesadüfi hiçbir değişime, dönüşüme izin vermeyecek kadar hassas olduğundan habersizdirler. Asıl önemlisi bu kişiler, DARWİNİSTLERİN TEK BİR PROTEİNİN OLUŞUMUNU BİLE AÇIKLAYAMADIKLARI gerçeğini bilmemektedirler.
Değil genler, hücrenin içindeki yalnızca bir tek protein bile kendi kendine, tesadüfen oluşamaz. Bir proteinin oluşması için başka proteinlere ve hücrenin kendisine ihtiyaç vardır. Genler ise proteinlerden çok daha komplekstirler. Genlerin varlığı için hem proteinlere hem de hücrenin tüm organellerine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla daha bir tek proteini açıklayamayan Darwinistlerin genler üzerinde spekülasyon yapmaları, hikayeler anlatmaları ancak çocukları kandıracak davranışlardır. Fakat günümüzde çocuklar bile bu sahtekarlıklara inanmamaktadırlar.
Darwinistlerin ne kadar büyük bir acz içinde olduklarının bir delili daha
Darwinistler, maymunlardaki 48 kromozomun, iki kromozomun birleşmesiyle zamanla 46’ya indiği iddiasını, insanlarda gerçekleşen bir hastalıktan yola çıkarak geliştirmişlerdir. İnsanlarda kromozom 2 (iki kromozomun birleşmesiyle oluşan füzyon), ancak 1000’de bir oranında gerçekleşen genetik bir bozukluktur. Şempanzede 48, insanda ise 46 kromozom vardır. Bu dev farklılığa evrime göre bir açıklama getirmek için Darwinistler, insanlardaki kromozom 2’nin, hayali ortak atanın bir delili olduğu iddiasıyla ortaya çıkarlar. Oysa burada bir evrimleşme yoktur. İnsan kromozomunda meydana gelen füzyon (iki kromozomun birleşmesi) bir evrimleşme değil, bireyin sakat yaşamasına hatta ölmesine neden olan bir hastalıktır. Bunun en bilinen örneği Down sendromudur. Şimdiye kadar yapılan bilimsel deneylere göre bu füzyon hiçbir avantaj sağlamamakta, tam tersine sağlıklı olmayan mutant ya da kısır bireyler oluşmasına neden olmaktadır. Bir hastalığın evrime delil olarak sunulmaya çalışması ise Darwinistlerin ne büyük acz içinde olduklarının göstergesidir.

Ayrıca insanın şempanzeden evrimleştiği aldatmacasını savunmak için kromozom sayısı veya genom benzerliğini öne sürmek son derece mantıksız ve dayanaksızdır. İnsan, genom dizilimi bakımından nematod solucanlarına %75 oranında benzer. Kromozom sayısı bakımından ise, Peromyscustürü farenin, patatesin ve tütün bitkisinin de 48 kromozomu bulunmaktadır. İnsanların kromozom sayısı ise örneğin Lepus europaeustürü tavşanda olduğu gibi 46’dır. Dolayısıyla kromozom sayısının aynı olması bir benzerlik anlamına gelmemektedir. Kromozom sayısı aynı da olsa, tek bir genin farklı olması, o organizmayı tamamen farklı bir canlı haline getirebilir. Dolayısıyla insan, bu ölçüler esas alındığında, bir patatesle veya tütün bitkisi ile ne kadar aynıysa, bir şempanzeyle de ancak o kadar aynı olabilir.
Allah, batıl Darwinizm dinini, yıkılmış ve yenilgiye uğramış şekilde yaratmıştır. Tek bir delili olmayan bu teorinin destekçileri böyle akıl almaz aldatmacalarla bilgisiz insanları kendi taraftarları haline getirmenin peşindedirler. Bu aldatmacaya kapılmamak için halkımızın, Darwinistlerin hayatın başlangıcını dahi açıklayamadıklarını, tek bir protein karşısında çaresiz ve açıklamasız kaldıklarını ve iddialarını kanıtlayan tek bir tane bile fosil delil bulunmadığını çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Darwinistlerin anlattıkları, yalnızca aldatmacaya dayalı spekülasyonlardan ibarettir.
06 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Kuran’da ve hadislerde haber verilen Dabbet-ül Arz bilgisayar ve internet teknolojisine işaret etmektedir (doğrusunu Allah bilir)
24 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaKuran’da ve hadislerde haber verilen Dabbet-ül Arz bilgisayar ve internet teknolojisine işaret etmektedir (doğrusunu Allah bilir)
SN. ADNAN OKTAR’IN DABBET-ÜL ARZ KONUSUNDAKİ AÇIKLAMALARI (29 Ağustos 2009)
Adnan Oktar: Şu Dabbet-ül Arz’ı bir anlatalım. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen artık Allah’a tevekkül et. Sen apaçık bir hak üzerindesin.” (Neml Suresi, 79) Mümin Allah’a tevekkül edecek. Hak üzerindeyse gönlü çok rahat olacak inşaAllah. “Çünkü gerçekten sen ölülere söz dinletemezsin.” (Neml Suresi, 80) Yani Allah küfür için onlar ölüdürler diyor. Siz onları diri zannedersiniz fakat onlar ölüdürler.” Diyor. “ Hayvanlar gibidirler hatta hayvanlardan daha da aşağıdırlar” (Araf Suresi, 179) diyor. Yani vicdanen çökmüşlerdir diyor Allah. “Ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” (Neml Suresi, 80) Yani hiçbir şekilde dinlemek istemiyor. Mesela Müslüman geliyor, hadi bana müsaade diyor kaçıyor. Mesela ezan okunuyor kapattırıyor. Yahut Kur’an okunuyor televizyonu kapattırıyor. Veya içeriye – mesela otururken bir lokalde veya herhangi bir yerde – dindar birisi giriyor, hemen çıkıyor. Bak diyor ki Cenab-ı Allah “… ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” Dinlemek istemiyor. “ve Sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirecek değilsin.” Kör adam, anlatıyorsun anlatıyorsun anlamıyor. Allah hidayet vermedikçe anlamıyor. “Sen ancak ayetlerimize iman edenlere söz dinletebilirsin.” (Neml Suresi, 81) Allah’tan korkuyordur bu, söz dinler. “İşte Müslüman olanlar bunlardır” (Neml Suresi, 81) Allah’ın hidayet vermesi ve Allah’tan korkması gerekiyor. “O söz, başlarına geldiği zaman onlara yerden bir Dabbe çıkarırız…” (Neml Suresi, 82) Dabbet’ül Minel’ard. Yerden mamül bir varlık. Bir dabbe … Debelenen … yahut herhangi bir kendinden yürüyen eşya için de aynı kelime kullanıyor; Dabbe; yani depreşen, hareket eden. “…O da insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” (Neml Suresi, 82)Yani imana dair, iman hakkında onlara bilgi veriyor. Bilgi veren bir şey. Şimdi biz bunu – Dabbe’yi – bir anlamaya çalışalım. “O söz başlarına geldiği zaman.” Ne zaman geliyor bu söz? Kıyamet vakti. Mehdi’nin zuhur vakti. O söz başlarına geldiği zaman. Artık kıyamet iyice yaklaşmış. Son an artık çünkü 2120’de kıyamet bekleniyor. Artık o söz gelmiş inşaAllah. “Onlara yerden mamul bir dabbe çıkarırız. O da insanlara bizim ayetlerimize kesin bilgiyle…” Bakın kesin bilgi, demek kesin bir bilgi var, bir de kesin bilgi var. Net bilgi. Şimdi, ahir zamanda insanlara Kur’an’ın ışığından istifadeyle kesin bilgi sunuluyor. “Kesin bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” Bakıyoruz bilgisayara. Bu konuşuyor mu?
Oktar Babuna: Konuşuyor
Adnan Oktar: Konuşuyor. Yazıyor da.
Oktar Babuna: Evet
Adnan Oktar: Anlatıyor da. Soru sorduğunda anında cevap veriyor değil mi? Neden mamül bu?
Oktar Babuna: Yerdeki elementlerden demir, var, alüminyum var, çinko var
Adnan Oktar: Değil mi; magnezyum, bakır, kobalt, çinko hepsi var. Silisyum hepsinden var. Yerden mamul bir kere, o tamam. Konuşuyor. Allah’ı anıyor Allah hakkında bilgi veriyor. Kesin bilgi veriyor mu ?
Oktar Babuna: Veriyor
Adnan Oktar: Net bilgi veriyor mu?
Oktar Babuna: Veriyor
Adnan Oktar: Güzel, şimdi hadislere göre bakalım, sürati nasıl bunun?
Oktar Babuna: O çok hızlı
Adnan Oktar: Bak diyor ki “hiç kimse ona yetişemeyecek, kaçan da kurtulamayacak.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276) Çünkü evinde dini öğrenmek istemiyor ama, bastın mı düğmeye Allah, Resul, Muhammed (sav), Peygamberimiz (sav)’in mührüyle karşılaşıyor. Allah’ın hükümleriyle karşılaşıyor, Kuran ayetleriyle karşılaşıyor, Hadis-i Şeriflerle karşılaşıyor, Darwinizm’in, materyalizmi n yıkılışıyla karşılaşıyor, nereye gitse karşısına çıkıyor, ne diyor, kaçan da kurtulamayacak.
Bakın diyor ki renkli olacak diyor. O hayvanda her türlü renk mevcuttur. O dabbede, o cisimde, o alette, her türlü renk mevcuttur. Renkli mi bunun görüntüleri?
Oktar Babuna: Evet
Adnan Oktar:Her türlü renk var mı ?
Oktar Babuna: Var
Adnan Oktar:Hadise uyuyor mu ?
Oktar Babuna: Uyuyor.
Adnan Oktar: Musa’nın asası yanında olacak diyor. Siz yaratılışı ispat ediyor musunuz internette ?
Oktar Babuna: Ediyoruz inşaAllah
Adnan Oktar: Hz Musa asayı atıp neyi ispat etti Firavuna ?
Oktar Babuna: Yaratılışı
Adnan Oktar:Yaratılışı ispat etti değil mi ? Ne dedi bak,ağaçtan Allah bir anda hayvan yaratıyor, Nil’in çamurlarından yaratılmadı, demek ki o devrin Darwinizm’i yanlıştı, doğrusu yaratılıştır diyor. Bakın diyor ben bir ağacı yaratıyorum, canlanıyor, dolayısıyla sizin tesadüf iddianız doğru değil. Allah yaratıyor değil mi ? Hz Musa’nın asası gibi yaratılışı ispat edecek, anlatacak. Ne diyor, müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak. Sen burada internette Peygamberimiz (sav)’in mührünü gördüğünde için açılıyor mu?
Oktar Babuna: Açılıyor
Adnan Oktar: Bir neşe geliyor mu ?
Oktar Babuna: Geliyor
Adnan Oktar: Peygamberimiz (sav)’in mühründe neler var? Allah, Muhammed, Resul. Ne anlatıyor internet? Allah’ı anlatıyor. Muhammed (sav)’i anlatıyor. O’nun Resul olduğunu anlatıyor. Ve yüzünü parlatıyor müminin. Pırıl pırıl oluyor. Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek diyor. İnanmayan karşılaştığında da kan boğuyor, tansiyonu çıkıyor, morarıyor. Bir okuyor oradaki gerçekleri. Tansiyonu fırlıyor 18’e 20’ye. Bunalıyor, sıkılıyor. Başka bir yere geçiyor. Orada da karşısına geçiyor. Yani kafir; inanmayan. İnanmayanı damgalıyor. Evet. Bak yeryüzünde diyor bir yıldız gibi seyredecek. Olağanüstü bir sürat olacak, peşine düşen onu yakalayamayacak. Yani elektrik sürati olduğu için olağanüstü süratli. Yerle gök arasında herkesin duyabileceği bir sesle haykıracak. Yerin altında alıyor mu bu internet?
Oktar Babuna: Alıyor.
Adnan Oktar: Üstünde alıyor mu?
Oktar Babuna: Alıyor.
Adnan Oktar: Herkes duyuyor mu?
Oktar Babuna: Duyuyor.
Adnan Oktar:Evet doğuya yönelip haykıracak bütün doğulular sesini duyacak. Şam’a dönüp haykıracak. Bütün Yemenliler sesini duyacak. Yani bütün dünya cihetlerini belirtiyor. Dünyanın her yerinde herkes sesini duyacak diyor. Bakın diyor ki; “bazı iki yüzlü, riyakar kimsenin kişilerin iki gözünün arasına yalancı damgasını vuracak.” ((Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)) Resulullah (sav)’ın mührüyle onu damgalıyor. Sen yalan söylüyorsun, Darwinizm yalan, materyalizm yalan. Bu yalanı onlara ispat ediyor Dabbet-ül Arz. Anlaşıldı mı? Ve de Hz. Mehdi’nin yardımcısıdır Dabbet-ül Arz. Hz. İsa Aleyhisselamın da yardımcısıdır ve bir nevi de kılıncıdır. Manevi kılıncıdır. Şeytan’ı öldürecek diyor. Şeytan ne? Deccaliyet, Deccaliyet ne? Darwinizm, materyalizm, Allah’tan korkmayan sistem. Ne diyor ? Şeytan öldürecek diyor. Şimdi biz internetle şeytanı öldürüyor muyuz? Darwinizm’i, materyalizmi yok ediyor muyuz? Hadis tam anlamıyla çıkmış mı? Çıkmış evet. Bir adım atışta üç günlük mesafeyi birden kat edecek. Olağanüstü süratli. Mesela dünyanın her yerinde şu an izleniyor. Bütün dünyaya dağılacağı Dabbet- ül arz’ın. Her yerde kolu olacak diyor. Her yere ulaşacak. Göğe ulaşacak, yere ulaşacak. Ulaşmadığı hiçbir yer kalmayacak. Hatta her eve girecek diyor. Her eve girip herkesi damgalayacak diyor, Resulullah (sav)’ın mührüyle.
Oktar Babuna: İnşaAllah
Adnan Oktar: Bakın; Hz Caferi Sadık’ta şöyle buyurur; “Adeta kaimi, Hz Mehdi Aleyhisselam’ı görür gibiyim.” Peygamberin (sav) altın mühürle mühürlenmiş sözleşmesini cebinden çıkarıyor. Mehdi Peygamber Efendimiz (sav)’in mührünü kullanacak. Altın diyor altın. Rengini de belirtiyor. Altın bir mühürle mührünü çıkarıyor. Mührünü açarak onları insanlara okuyor. Rivayet var. İsa Aleyhisselam onu alıp açacak; sandığı açacak. Bir sandık buluyor Hz İsa aleyhisselam da ve onu açıyor ve içinde bir mühür, Resulullah (sav)’ın mührü ve bin tane kitap bulacak diyor. Hazır, Hz. İsa Aleyhisselam’dan önce. Mehdi Aleyhisselamın hazırladığı kitaplar. Bu kitaplarla İslam’ı, Kuran ahlakının esaslarını, sünnetini ihya edecek.
Risalet’ül Meşrep Elverdi fi Mezhebil Mehdi, Ali bin Sultan Muhammed el-Kari, sayfa – 4 enis cülescsi kitabından. 700 yıllık 800 yıllık eserler bunlar. 1000 yıllık eserler . Buralarda anlatılıyor.
Popularity: 25% [?]
Hz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır
24 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır
|
Hz. Mehdi (a.s.)’ın sadece ruhuyla geleceği yanılgısındaki Nur talebelerine örnek
|
1400 senedir İslam dünyasından hiç kimse Hz. Mehdi (as)’ın ruh olarak geleceği iddiasında bulunmamıştır. Peygamberimiz (sav)’in tüm özellikleriyle anlattığı bu mübarek insanın gelişini heyecanla bekleyen yaklaşık 1,5 milyarlık İslam alemi de, bir ruhun veya manevi bir varlığın beklentisi içinde değildir. Tüm İslam dünyası Müslümanların manevi lideri olacak, onları birleştirecek, Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacak, dünyaya Asrı Saadet benzeri bir güzellik yaşatacak bu mübarek insanı heyecanla beklemektedir.
1. Peygamberimiz (sav)’in Mübarek Bir İnsan Olan Hz. Mehdi (as)’ın Fiziksel Özelliklerini Anlatması, Hz. Mehdi (as)’ın Ruhani Bir Varlık Olmayacağının Delillerindendir
Peygamber Efendimiz (sav) yüzlerce hadisle Hz. Mehdi (as)’ın görünümünün nasıl olacağını bildirmiştir. Hatta bu konuda hayret verici detayları haber vermiştir. Eğer Hz. Mehdi (as) ruhani bir varlık olarak gelecek olsa, Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as)’ın saç rengini, boyunu, endamını, gözlerini, sakalını, dişlerini, yüzünü, sırtındaki bene yüzündeki ize ve kaşlarının arasındaki kaş çatma çizgisine kadar detay vererek tüm fiziksel özelliklerini anlatmayacağı açıktır.
Ruh şeklinde olan bir varlığın, gözü, kaşı, sakalı, boyu olmaz. Omuzlarının, karnının ve tüm bedenin geniş olacağı, açık ve geniş alınlı olacağı, saçlarının siyah ve gür olacağı, gözlerinin çekik olacağı, sakalının gür ve sık olacağı, saklanın yanlarda az, aşağı tarafının uzun olacağı, sırtında nübüvvet mührünün olacağı, sırtında ayrıca mersin yaprağına benzeyen bir ben daha olacağı, burnunun ince ve küçük olacağı, burnunun orta bölümünde belli belirsiz bir çıkıntı olacağı, kaşlarının kavisli olacağı, iki kaşı arasında küçük bir çukur olacağı, alnında bir içbükeylik olacağı ve bir ben olacağı, cildinin çok güzel ve parlak olacağı gibi onlarca detay bildirilmez.
Peygamberimiz (sav)’in, Hz. Mehdi (as)’ı bu kadar detaylı tarif etmiş olması müminler için çok büyük bir nimet ve güzelliktir. Peygamberimiz (sav)’in bu tasvirleri vesilesiyle, Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır.
Bir ayette, Kitap Ehli’nin Peygamber Efendimiz (sav)’i “çocuklarını tanır gibi” tanıyacakları bildirilmektedir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)
Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi (as)’ın tanınmasına da işaret etmektedir. Hz. Mehdi (as) da ortaya çıktığında, Peygamberimiz (sav)’in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımamazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.
Hz. Mehdi (as)’ın fiziksel özellikleriyle ilgili detaylı bilgi için bkz. http://hazretimehdi.com/fiziksel_siyah_iz.php

2. Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ın Soyunu, Doğumunu, İlk olarak Hangi Şehirde Bulunacağını, Sonra İstanbul’a geleceğini detaylı olarak anlatmıştır. Bunların hepsi bir beşere ait özelliklerdir.
“Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI (HZ. MEHDİ (a.s.)’ı) gönderecek.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
“BENİM EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (a.s.)) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.” (En-Necmu’s Sakıb, Ukayli)
“Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. O (HZ. MEHDİ (A.S.), KUREYŞ’TEN VE EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR KİŞİDİR.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)
“MEHDİ (A.S.), BENİM ÇOCUKLARIMDAN BİRİDİR. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.” (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.), MEDİNE’DEN (BÜYÜK BİR ŞEHİRDEN) çıkacak ve Mekke’ye gelecek…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
“Medine” kelimesinin sözlük anlamı “büyük şehir”dir. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğine göre Hz. Mehdi (a.s.), medinede yani büyük bir şehirde doğacaktır.
Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer bir hadiste de Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri olarak “Kara” denilen bir bölgeye de işaret edilmiştir:
“Mehdi (a.s.)’ın Kara köyünden çıkacağı söylenmiştir.” (Mustafa Reşit Filizi, Risalet-ül Huruc ül Mehdi, s. 69)
Hadislerde ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğumunun gizli olacağı; yani doğumunun evde gerçekleşeceği de bildirilmiştir:
İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur: “Bizim Kaim’imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) ile Allah’ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed (sav) peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır… İBRAHİM (a.s.) İLE, DOĞUMUNUN GİZLİ OLMASI (DOĞUMUNUN EVDE OLMASINDA) …benzerliği vardır.” (Kemal’ud-Din s. 322, 31. babin 3. hadis)
Hz. Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin (a.s.) şöyle buyurur: “KÂİM’İMİZİN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) DOĞUMU İNSANLARA GİZLİ KALACAKTIR…” (Bihar-ül Envar, c. 51, s. 135)
Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’den çıkacağı ve mücadelesinin sonuna kadar da buradan ayrılmayacağı bildirilmiştir:
“HZ. MEHDÎ (A.S.) RUM’DAN, TÜRKLERDEN (çünkü, eskiden Türkiye’ye “Diyar-ı Rum” deniliyordu.) AYRILMAYACAKTIR.” (İş’afü’r-Rağıbîn’den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)
Resullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
Ehli Beytimden bir ŞAHIS Hz. Mehdi (as), (dünyaya) sahip oluncaya kadar kıyamet kopmaz.
O (HZ. MEHDİ (AS)), İSTANBUL’U VE CEBEL’İ (dağı- İstanbul’un 7 Tepe’sini) (MANEN) FETHEDECEKTİR. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
Uzak yerlerdeki talebeleri Hz. Mehdi (a.s.)’a biat edecek. Zulümü ve zalimleri fikren etkisiz hale getirecek, ülkeler düzelecek, CENAB-I HAK KENDİSİNE İSTANBUL’U (MANEN) FETHETTİRECEKTİR. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal)
| Tüm bu hadislerden açıkça görüldüğü üzere Hz. Mehdi (as);
• Peygamber Efendimiz (sav)’in soyundan gelen, |

3. Deccale Karşı Verilecek Büyük İlmi Mücadelenin Lideri olan Hz. Mehdi (as) Ruhani Bir Varlık Değildir
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde deccal ve fitnesi de detaylı olarak anlatılmıştır. Hz. Mehdi (as) bu büyük fitneye karşı amansız bir fikri mücadele verecek, deccaliyeti etkisiz hale getirerek, İslam ahlakının dalga dalga dünyaya hakim olmasına vesile olacaktır. Böyle büyük bir mücadeleyi ruh şeklinde, mefhumu belli olmayan bir varlığın yürütemeyeceği açıktır.
Bediüzzaman Hazretleri de ahir zamanda Darwinizm ve materyalizmin güçleneceğini, deccaliyetin bu güçten destek alarak yayılacağını, ancak Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın fikri mücadeleleriyle bu fitnelerin son bulacağını belirtmiştir. Hz. Mehdi (as)’ın birinci görevinin de, Darwinizm ve materyalizmi fikren etkisiz hale getirmek olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, Hz. Mehdi (as) bu görevini tam olarak yerine getirecek, Darwinizm’i ve materyalizmi fikren ortadan kaldırarak, insanların imanlarının kurtulmasına vesile olacaktır:
Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve MADDİYUN VE TABİİYYUN TAUNU (Darwinizm ve materyalizm hastalığı), BEŞER İÇİNE İNTİÇAR ETMESİYLE (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (materyalizmi) TAM SUSTURACAK bir tarzda imanı kurtarmaktır.
| Ruh şekliden bir varlığın; - Darwinizme ve materyalizme karşı ilmi mücadele yapamayacağı; - Bu dinsiz ideolojileri fikren etkisiz hale getirmek için kitaplar yazamayacağı, belgeseller hazırlayamayacağı, konferanslar düzenleyemeyeceği; - Bu ideolojileri tam anlamıyla susturarak imanı kurtaran bir çalışma yapamayacağı açıktır. |
Bu önemli ve hayati çalışmaları bir beşer olarak zuhur edecek Hz. Mehdi (as) yerine getirecek ve Allah’ın izniyle İslam ahlakını dünyaya hakim kılacaktır.

4. Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as) İle İlgili Haber Verdiği Hadislerin Tümü Bir Ruh İçin Değil, Bir İnsan İçin Geçerlidir
Burada Peygamber Efendimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as) ile ilgili hadislerinden sadece birkaç örneğe yer verilmiştir. Bu konuda detaylı bilgil almak isteyen kimseler www.hazretimehdi.com sitesine başvurabilirler.
İstanbul’u manen fethedecek olan bir ruh değildir.
Hz. Mehdi (as), Konstantiniyye ve Deylem Dağını (manen) fethedecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)
Allah Teâlâ Hazretleri, mümin kullarına Roma’nın merkezi olan İstanbul’un tesbih ve tekbir ile (manen) fethini nasip buyurmadıkça kıyamet kopmayacaktır.
Peygamber Efendimiz (sav)’in gömleğini giyip, kılıcını kuşanacak ve mübarek sancağını açacak, kutsal emanetlerle birlikte çıkacak olan bir ruh değil, Hz. Mehdi (as)’ın zatıdır.
Hz. Mehdi (as), Peygamberimiz (sav)’in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar. (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi, “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)
ALLAH’IN ELÇİSİ İÇİN HAZRETİ CEBRAİL (AS) TARAFINDAN Bedir Savaşı sırasında getirilen sancak İMAM-I ZAMAN (HZ. MEHDİ (AS)) TARAFINDAN YÜKSELTİLECEKTİR. BU SANCAĞIN ÖZEL NİTELİĞİ dört bir yanda bir aylık masefedeki DÜŞMANLARIN KALBİNE KORKU SALIYOR OLMASIDIR. Buna eşdeğer olarak, İNANANLARIN KALPLERİNDE MEMNUNİYETİ VE SAĞLAMLIĞI ARTTIRACAKTIR. (Bihar-ül Envar, Cilt. 51, Sayfa 135; Cilt 52, Sayfa 328; Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, s. 241)
İslam alemi ruhani bir varlığa değil, Hz. Mehdi (as)’ın zatına biat edeceklerdir.
Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. Medine halkından bir kişi koşarak Mekke’ye çıkar. Mekke halkından bir grup onu (Hz. Mehdi (as)’ı), istememesine rağmen (bulunduğu yerden) çıkarırlar. Hacer-i Esved’le Makamı İbrahim arasında ona (Hz. Mehdi (as)’a) biat ederler. (Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu’l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)
Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi (as) o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)
Müslüman dünyasını ayrılıklardan kurtarıp birleştirerek Türk İslam Birliği’ni sağlayacak olan ruhi bir varlık değildir.
İman edenlerin Efendisi (sav) der ki: “… ALLAH SİZİN İÇİN, SİZİ BİRLEŞTİRECEK VE SİZİ DAĞINIKKEN BİRARAYA GETİRECEK BİRİNİ (HZ. MEHDİ (AS)’I) ÇIKARANA DEK… Beklerseniz, ödüllendirileceksiniz ve sizin haksızlığa uğratılmanızın intikamını alacak (Darwinizm’e, materyalizme ve ateizme ilmi zeminde gereken cevabı verecek) olanın ve haklarınızın kurtarıcısı olanın, o (Hz. Mehdi (as)) olduğunu kesinlikle anlayacaksınız…” (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, c. 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 182)
Ruh halinde bir varlık İslam aleminin manevi lideri olamaz.
Malik bin Zamra der ki, Emirülmüminin Ali aleyhisselam bana şöyle buyurdu: “… Hayrın çoğu o zamandadır ey Malik! O ZAMANDA KÂİM’İMİZ (HZ. MEHDİ (AS)) KIYAM EDECEK … SONRA ALLAH HERKESİ ONUN ETRAFINDA TOPLAYACAK.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 242)
… Ve sonra istemediği halde biatlarını kabul eder. Eğer siz ona yetişirseniz, ona biat ediniz. Çünkü o yerde de gökte de Hz. Mehdi (as)’dır. (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 35)
Ruh şeklinde bir varlığın az kardeşinin olması mümkün değildir.
Kardeşi az olandır (Risalet ül Mehdi, s161)
Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ın bekar olacağını söylemiştir. Peygamberimiz (sav)’in ruh şeklinde bir varlıktan bahsetmediği açıktır.
Mes’ûdî şöyle nakletmektedir: “Ali b. Hazma, İbn-i Sirâc ve İbn-i Ebi Said, bir ara İmam Rıza’nın (a.s) huzuruna vardıklarında Ali B. Hazma İmam’a şöyle arzetti: “Ey Resulullah’ın oğlu, biz, siz (Ehli Beyt imamların)dan şöyle nakletmişiz ki; HER İMAM ÖLMEDEN ÖNCE MUTLAKA EVLADINI GÖRÜR. (Acaba bu doğru mudur?) İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: “Şunu da hadise eklediniz mi “KÂİM (HZ. MEHDİ) HARİÇ?” (İsbât-ül Vasiye (Mes’udî), s. 201)
Hz. Mehdi (as) tüm insanların, hatta denizdeki balıkların, havadaki kuşların onun sevgisiyle coşacakları bir insandır. İnsanlar sevgilerini ruh şeklinde bir varlığa değil, Hz. Mehdi (as)’ın zatına yönelteceklerdir.
Onun (Hz. Mehdi (as)’ın) hilafetinden yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile razı olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)
Allah onun (Hz. Mehdi (as)’ın) muhabbetini insanların kalplerine yerleştirecektir. Böylece onlar, gündüzleri arslan kesilen ve geceleri de ibadetle geçiren bir toplum olacaklar. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Popularity: unranked [?]

























