<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Gibi</title>
	<atom:link href="http://www.mehdiyet.net/tag/gibi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehdiyet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2011 12:55:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.) kendi evinden, televizyon, radyo gibi yayın araçlarıyla insanlara islam dinini tebliğ edecektir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/11/hz-mehdi-a-s-kendi-evinden-televizyon-radyo-gibi-yayin-araclariyla-insanlara-islam-dinini-teblig-edecektir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/11/hz-mehdi-a-s-kendi-evinden-televizyon-radyo-gibi-yayin-araclariyla-insanlara-islam-dinini-teblig-edecektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Nov 2010 20:16:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Demet]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Halas]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Imam]]></category>
		<category><![CDATA[Imani]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Radyo]]></category>
		<category><![CDATA[Seyit]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=458</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Mehdi (a.s.) kendi evinden, televizyon, radyo gibi yayın araçlarıyla ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. Mehdi (a.s.) kendi evinden, televizyon, radyo gibi yayın araçlarıyla insanlara islam dinini tebliğ edecektir</h3>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>İmam Muhammed Bakır şöyle buyurmuştur:<br />
<strong>KAİMİMİZ KIYAM EDİNCE &#8230; ONLARLA KONUŞMAK İSTEDİĞİNDE DUYARLAR VE KENDİ MEKANINDA OLDUĞU HALDE ONU GÖRÜRLER</strong>.<br />
(Yevmul Halas s. 269) (Hz. Peygamber ve Ehli Beyt Gülistan&#8217;ından Bir  Demet Gül, Üstad Seyit Kemal Fakih İmani, Çeviri Kadri Çelik, Kevser  Yayıncılık 2005, Sy.97)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/18863041fs3.gif" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/11/hz-mehdi-a-s-kendi-evinden-televizyon-radyo-gibi-yayin-araclariyla-insanlara-islam-dinini-teblig-edecektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/11/iman-etmeyenler-muslumanlara-neden-gizli-bir-hayranlik-duyarlar.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/11/iman-etmeyenler-muslumanlara-neden-gizli-bir-hayranlik-duyarlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2010 22:42:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Alanda]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?
Kuran ahlakı, insanlara ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.ilmiarastirma.net/images/Article/iman_etmeyenler_muslumanlara_neden_gizli_bir_hayranlik_duyarlar_tr.jpg" border="0" alt="İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?" />Kuran ahlakı, insanlara olabilecek en güçlü, en sağlam ve en güzel kişiliği kazandırır. Allah’ın, “<strong>&#8230; Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz&#8230;”</strong> (Müminun Suresi, 71) ayetiyle bildirdiği gibi, Kuran ahlakını yaşamak  insanlara “şan ve şeref” kazandırmaktadır. Dolayısıyla bu ahlakı yaşayan  müminler, saygı duyulacak, onurlu ve vakarlı bir karaktere sahip olur  ve bu üstün özellikleri nedeniyle birçok konuda din ahlakına göre  yaşamayan insanların gizli hayranlığını kazanırlar.</p>
<p>Müslümanlar Kuran ahlakını samimi olarak yaşayan kişilerdir ve, <strong>“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”</strong> (Al-i İmran Suresi, 139) ayetinin bir tecellisi olarak girdikleri  ortamlarda hal ve davranışları ile hemen dikkat çekerler. Kaliteli ve  asaletli duruşları, her konuda kendini belli eder. Bunun bir sonucu  olarak da bu kaliteyi görenler, Müslümanlara imrenir ve bu takdirlerini  dile getirirler. Bazı insanlar ise kimi zaman kıskançlıkları veya  kibirleri dolayısıyla aslında Müslümanlara hayranlık duymalarına rağmen  tamamen farklı davranmaya çalışırlar. Müslümanlar hakkında olumsuz,  küçümseyen konuşmalar yaparak, alaycı ifadeler kullanarak bu  hayranlıklarını gizlemeye çalışırlar. Ancak Müslümanlara duydukları  hayranlık bir şekilde dışarı yansır. Bu yansıma kimi zaman espriler,  imalar ve üstü kapalı ifadelerle kimi zaman da açık ifadelerle ortaya  çıkar. Müslümanlar her alanda Allah’ın izniyle bir üstünlük içindedir.  Çoğu zaman belli edilmese dahi bu güzel ahlaklı insanlara karşı içten  içe böyle bir hayranlık her zaman mevcuttur.</p>
<p><strong>İman Etmeyenlerin Müslümanlara Gizli Bir Hayranlık Duymalarının Sebepleri</strong></p>
<p><strong>1 &#8211; Din Ahlakını Yaşamak Konusundaki Kararlılıklarından Dolayı …</strong></p>
<p>İman etmeyen insanlar, yollarına çıkarılan birkaç engelle ya da  aldıkları olumsuz birkaç eleştiriyle, gönülden inandıklarını iddia  ettikleri bir konuda dahi çelişkiye düşebilirler. Dolayısıyla kendileri  için önemli olan konularda bile kararlılık gösteremez ve diğer  insanlardan etkilenirler. Kendilerinde göremedikleri bu kararlı ahlakı  gösterebilmek için güçlü bir inanca sahip olunması gerektiğini  bildikleri ve müminlerin şartlar ne olursa olsun kararlılıkla din  ahlakına göre yaşadıklarına ve Allah’ın yoluna her geçen gün daha güçlü  bir şekilde bağlandıklarına şahit oldukları için de bundan etkilenir ve  müminlere karşı içten içe gizli bir hayranlık duyarlar.</p>
<p>Müminlerin bu vasıflarının kaynağı, kuşkusuz ki Allah’a olan güçlü  imanları ve O’nun rızasını aramakta  gösterdikleri titizliktir. Hiçbir  zorluk, tek amaçları Allah’ın rızasını kazanmak olan müminleri, O’nun  emirlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Bir mümin alabildiğine kararlı  bir tutum ile hayatı boyunca gittikçe artan bir şevk ve azim içinde  kulluk görevini yerine getirir ve Allah’ın izniyle O’nun emrettiği güzel  ahlakı yaşamaktan vazgeçmez.</p>
<p>Kesin bir kararlılık ve güçlü bir irade; imanla, hidayetle ve tevekkülle  birlikte gelen üstün bir mümin özelliğidir. Çünkü Allah’a tevekkül  etmiş ve kadere iman etmiş bir kişi, hiçbir zorluk ve sıkıntı karşısında  yılgınlık göstermez ve mücadele azmini yitirmez. Herşeyi yapanın Allah  olduğunu bildiği için şevk ve heyecan içinde karşısına çıkan her ecir  fırsatını değerlendirir ve hayırlarda yarışır. Çünkü müminler, Kuran’da <strong>“Müminlerden  öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahde sadakat  gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi  beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.”</strong> (Ahzab Suresi, 23) ayetiyle bildirildiği gibi,  Allah’ın rızasını  kazanmak için ölünceye dek aynı kararlılık ve istikrarı gösteren  kişilerdir.</p>
<p><strong>2 &#8211; Olumsuz Gibi Görünen Olaylarda Dahi İtidalli ve Tevekküllü Davrandıkları İçin… </strong></p>
<p>Evrendeki her varlığın Allah’ın kontrolünde olduğunu bilen bir mümin,  hayatının her anında Allah’a güven duymanın ve teslimiyetin huzurunu ve  mutluluğunu yaşar. İman etmeyenler içinse dünya, her an bir sıkıntı ya  da zorlukla karşılaşılabilecek bir kargaşa ortamıdır. Hiçbir zaman tam  bir güven ve huzur duyamazlar. Hoşlarına gitmeyen en ufak bir olayda  itidallerini kaybederek moralleri bozulur. Bu nedenle de olumsuz gibi  görünen bir olay karşısında itidalli ve tevekküllü bir ahlak sergileyen  müminlere gıpta ederler. Müminlerin nasıl bu şekilde güçlü  davranabildiklerini anlamaya çalışırlar. Oysa iman etmeyen insanlar  şuuruna varamasalar da Allah insanları kolay olana davet eder. Her  insanın ihtiyacı olan huzur ve mutluluğu yaşamak  çok kolaydır. Tek  yapılması gereken, kadere teslim olup Allah’a sonsuz bir güven duymak,  tam bir teslimiyetle teslim olmak ve <strong>“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, <span style="text-decoration: underline;">Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır&#8230;“</span></strong> (Rum Suresi, 30) ayetiyle bildirildiği üzere insanın yaratılışına uygun  olan din ahlakını yaşamaktır. Allah’a duyulan güven ve teslimiyet yani  tevekkül, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir  konfordur. Mümin, her olayın Allah’ın kontrolü dahilinde gerçekleştiğini  bilir. Bu yüzden hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık  hissetmez. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve  kaderini Yüce Allah belirlemiştir. Bu yüzden de mümin için hiçbir zaman  “kötü” bir olay olamaz. Bazı olaylar o an için zahiren kötü gibi gözükse  de, <strong>“&#8230;Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve  olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz  bilmezsiniz.”</strong> (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği, iman eden bir kimse  Allah’ın kendisi için en hayırlısını dilemiş olduğundan emin olur ve  Allah’a sonsuz bir güven duyar.</p>
<p><strong>3 &#8211; Zorluk Anlarında Birbirlerine Daha da Güçlü Kenetlendikleri İçin…</strong></p>
<p>Allah’a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde  genellikle dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere  yönelik beklentiler vardır. Bu kimseler, bir araya gelmekle bir anlamda  karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı  olarak birbirlerine destek olur ve böylece ortak menfaatler elde etmeye  çalışırlar.</p>
<p>Bu ittifaka dahil olan kimseler, birlikteliklerinin karşılıklı bir güven  ya da dostluğa dayanmadığını ve her ne kadar dile getirilmese de bu  ittifakın birtakım şartlara dayalı olduğunu bilirler. Taraflardan  birinin menfaat sağlayıcı vasfı ortadan kalktığında, ittifak da ortadan  kalkar. Çünkü kurulan bu ittifak, sadece bir güç birliğinden ve menfaat  beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda  kurdukları sözde birliğin bozulması da son derece doğaldır.</p>
<p>İnsanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifakı sağlayabilecek yegane  güç olan tesanüd bağının meydana gelmesi ise ancak samimi iman ile  mümkündür. İman sahipleri birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat  beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever,  Allah rızası için birbirlerinin dostu olurlar. Bu dostluklarıyla, sağlam  bir ittifakın temelini oluştururlar. İman etmeyen insanları imrendiren  de zorluk anlarında daha da kuvvetlenen bu ittifaktır. Temeli Allah  sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah’ın  izniyle hiçbir şekilde mümkün değildir. Yüce Allah iman edenlerin, Kendi  yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak hareket  ettiklerini şöyle bildirmiştir:</p>
<p><strong>“Şüphesiz Allah, Kendi  yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi  saf bağlayarak mücadele edenleri sever.”</strong> (Saff Suresi, 4)</p>
<p><strong>4 &#8211; Kıskançlık ve Rekabetten Uzak Durdukları İçin… </strong></p>
<p>Kıskançlık, bazı insanların dünyaya olan bağlılıklarından kaynaklanan  önemli bir tavır bozukluğudur. Kıskanç insanlar başkalarının  iyiliğinden, güzelliğinden ya da başarısından zevk almak, mutlu olmak  yerine bunlardan sıkıntı duyarlar. Kıskandıkları insanların imkana  kavuşmaları onları mahzunlaştırır ve içten içe üzer. İçlerindeki bu hırs  en çok da kendilerine zarar verir.</p>
<p>Dünya hayatının geçici bir imtihan mekanı olarak yaratıldığını kavramış  olan müminlerin, bu dünyanın geçici süslerine karşı kıskançlığa  kapılması mümkün değildir. Örneğin sırf zengin, iyi görünümlü ya da iyi  imkanlara sahip diye bir insana karşı kıskançlık duymak, Kuran ahlakıyla  bağdaşmaz. Yalnızca kaderi, tevekkülü, dünya hayatının gerçeğini ve  herşeyi yaratanın Allah olduğunu kavrayamamış insanlar, rekabet ve hırs  gibi duygulara kapılarak hareket ederler. Bu gerçeği bilmek ise mümini  böyle bir hataya düşmekten alıkoyar.	Bu güzel ahlakları, iş  ilişkilerinden, aile ilişkilerine, arkadaş çevrelerinden en önemlisi iç  huzurlarına kadar birçok konuda müminleri olumlu olarak etkilediği için  de onların bu ahlakını gözlemleyen diğer insanlarda hayranlık duygusu  uyanır. Kıskançlık ve rekabet gibi kişiyi birçok konuda geri düşüren  tavır bozukluklarıyla vakit kaybetmeyen ve kendilerini yaptıkları işe  odaklayan müminler, böylece iman etmeyen insanlardan her bakımdan üstün  ve önde olurlar.</p>
<p><strong>5 &#8211; Görünümleri ve Konuşma Adapları ile Her Zaman Kaliteli Oldukları İçin…</strong></p>
<p>İnsanlar yaratılışları gereği, yumuşak bir tonda, başkalarını rahatsız  etmeyen, incitici olmayan, alçak gönüllü bir üslupta yapılan  sohbetlerden büyük bir zevk alırlar. İki tarafın fikirleri aynı  doğrultuda olmasa dahi, uzlaşmacı ve saygılı bir üslupla yapılan sohbet  daima olumlu bir etki uyandırır, kalbi teskin eder ve kalıcı dostluklara  zemin oluşturur.</p>
<p>Müminler de güzel ahlaklarının bir gereği olarak konuşmalarında son  derece ölçülü ve saygılı bir üslup kullanırlar. Karşılarındaki kişinin  yaşı, kültür düzeyi, zeka ya da akıl seviyesi, zengin ya da fakir olması  onların bu üslubunu değiştirmez. Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği <strong>“… Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.”</strong> (Yusuf Suresi, 76) ayeti gereği örnek bir tevazuya sahip oldukları için, karşılarındaki kişilerin düşüncelerine değer verirler.</p>
<p>Müminlerin etki uyandıran bu konuşma adaplarını daha da etkili kılan ise  kuşkusuz dış görünüşleridir. Ruh güzelliğinin en önemli özelliklerinden  biri bu iç güzelliğinin sahip olan kişinin dış görünüşüne de  yansımasıdır. Kuşkusuz dış görünüşle kastedilen öncelikli olarak,  Allah’ın ruh güzelliğine sahip olan kullarına nasip ettiği nurdur. Bu  nur, aynı zamanda her görende etki meydana getiren ve kişiye güven  duyulmasına vesile olan bir rahmettir. Samimi ve tevazulu bir mümin,  Allah’a tevekkül etmenin, fıtratına uygun olan Kuran ahlakını yaşamanın  getirdiği rahatlık, huzur ve imanının etkisiyle göze çok heybetli  görünür. Tüm bu üstün özelliklerin ve ayrıcalıkların bir sonucu olarak  da hikmetli konuşan ve Allah’ın nurunu üzerinde taşıyan müminlerle  karşılaşan kimseler, büyük bir hayranlık duygusuna kapılırlar.  Müslümanların samimiyetlerinden, yüksek kişiliklerinden ve üstün ahlak  kalitelerinden ciddi şekilde etkilenirler. Böylece iman sahipleri  gösterdikleri tavırlar ve yaptıkları konuşmalarla Allah’ın dilemesiyle  pek çok insanın  kalplerinin imana ısınmasına ve imana yaklaşmasına  vesile olurlar.</p>
<p><strong>Sonuç: İnsanın Fıtratı Güzel Ahlaka Hayranlık Duyacağı Şekilde Yaratılmıştır</strong></p>
<p>İnsan ruhu, güzellikten zevk alacak şekilde yaratıldığı için her zaman  en kusursuz olanı ve mükemmeli arar. İman etmeyen insanların müminleri  gördüklerinde hayranlık duymalarının ana nedeni de budur. Yaşları,  meslekleri, sosyal konumları her ne olursa olsun, Kuran ahlakına göre  yaşamayan insanlar, müminlerin sergiledikleri samimi din ahlakı  karşısında gizli ya da açık daimi bir hayranlık duyarlar. Bu tarih  boyunca böyle olmuştur ve bundan sonra da Allah’ın izniyle böyle  olacaktır.</p>
<p>Ayrıca unutulmamalıdır ki iman etmeyen insanların -çoğu şuurunda olmasa  da- aslında hayranlık duydukları Allah’ın bildirdiği Kuran ahlakıdır.  Müminler Kuran ayetlerinde bildirilen üstün ve kaliteli ahlak  vesilesiyle, imanları olgunlaştıkça diğer insanlarda daha da gıpta  uyandıran bir ahlak ve görüntü sergilerler. Bir ayette Rabbimiz  tarafından bir öğüt ve hidayet rehberi olarak indirilen Kuran’ın bu  vasfı şöyle bildirilmiştir:</p>
<p>“… -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik.” (Cin Suresi, 1)</p>
<p><strong>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Yüzyıllar Boyunca Artarak Duyulan Hayranlık</strong></p>
<p>Yüce Rabbimiz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e en son hak kitap olan Yüce  Kuran-ı Kerim’i vahyetmiş ve onu güzel ahlakı, takvası ve Allah’a olan  yakınlığı ile tüm insanlara örnek kılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in  kendisine risalet geldikten sonra hayatının sonuna kadar sürdürdüğü  kutlu tebliği bugün de tüm dünyayı aydınlatmaya devam etmektedir. Bu  gerçek, sık sık dünya basınının da gündemini oluşturmaktadır. Başta BBC  olmak üzere pek çok televizyon kanalı Hz. Muhammed (s.a.v.)’i anlatan  belgeseller yayınlamış, özel konukların davet edildiği sohbet  programları düzenlemiş ve Resulullah (s.a.v.)’i anlatan programlar  hazırlamıştır.</p>
<p>Dünyada pek çok ilim adamı ve düşünürün kitapları Resulullah (s.a.v.)’in  şahsı, ahlakı ve günümüz insanının ona olan ihtiyacı gibi konularda  takdir ve hayranlıklarla doludur. Örneğin Fransız dergisi “Le Point”  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i yılın insanı olarak seçmiş ve ünlü  tarihçi Michael H. Hart “Tarihte En Önemli 100 Kişi” adını verdiği  kitabında kendisinden övgü ile söz ettiği Hz. Muhammed (s.a.v.)’i “1  numaralı” sırada göstermiştir. Kitabında şu sözlere yer vermektedir:</p>
<p><em>“<strong>Tarihte hem devlet hem de din alanında mutlak anlamda başarılı olmuş tek insan O’dur.</strong> Devlet ve dini etkinin tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi <strong>Hz. Muhammed (s.a.v.)’in tarihin en etkili şahsı</strong> olmasına yetmektedir.”</em> (Michael H. Hart, The 100, A Ranking Of The Most Influential Persons In Hıstory, New York, 1978)</p>
<p>Diğer ünlü devlet adamı, düşünür ve yazarların Hz. Muhammed (s.a.v.)’e hayranlık dolu ifadelerinden bazıları ise şöyledir:</p>
<p><em>“Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mirası açıktır ki ektiği tohumdur. Bu; onun  erdemliliği, dürüstlüğü, güvenilirliği, örnek davranışları, siyasi  liderliği, bireysel olarak örnek bir insan oluşu ve zamanında kimsenin  izin vermediği fakat kendisinin gerçekleştirdiği büyük başarılar, yenme  gücü ve nefsinin onu yenmesine izin vermemesidir. <strong>Her şeyden öte örnek alınacak büyük bir insandır.</strong>”</em> (Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Enstitüsü Başkanı Prof. Cherif Bassiouni)</p>
<p><em>“Olağanüstü canlılığından dolayı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dinine  daima değer verdim. Bu din bana varlığın ve hayatın değişen çehresini  özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din olarak görünüyor. O  harika Zat’ı da inceledim ve o bana göre “İnsanlığın Kurtarıcısı” olarak  çağrılmalıdır. İnanıyorum ki onun gibi biri modern dünyada hükümdarlığı  ele geçirecek olsa, bu dünyanın en çok ihtiyacı olan barış ve mutluluğu  sağlayacak bir tarzda, bütün sorunları çözer. Bir öngörüm var: <strong>Hz. Muhammed (s.a.v.)’in inancı yarının Avrupası’nda kabul görecektir. Nitekim bugünün Avrupası’nda kabul görmeye başlamıştır.”</strong></em> (1935’te Nobel Edebiyat ödülünü almış olan İrlandalı yazar Bernard Shaw) (George Bernard Shaw, The Genuine Islam, 1936, 1: <img src='http://www.mehdiyet.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><em>“Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed (s.a.v.). Kur’an Allah’ın kitabıdır. <strong>İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir.</strong> Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.”</em> (19. Yüzyıl Alman İmparatorluğu Şansölyesi, Prens Bismark)</p>
<p><em>“İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün <strong>acaba ondan (Hz. Muhammed (s.a.v.)’den) daha büyük bir insan bulunur mu?</strong>”</em> (Fransız Tarihçi ve Yazar Lamartine) (Lamartine, Historie de la Turquie, Paris, 1854, Vol. 11)</p>
<p><em><strong>“Bütün zamanların en büyük lideri Hz. Muhammed (s.a.v.) idi.”</strong></em> (Jules Masserman, Chicago Üniversitesi) (Jules Masserman, Who Were History’s Great Leaders? , Time Magazine. July, 15, 1974)</p>
<p>Bu makale, <strong>İlmi Araştırma Dergisi</strong> <a href="http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Publish&amp;Journal=%C4%B0lmi%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rma&amp;Number=77">77. sayı</a> (Kasım 2010) 42. sayfada yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/11/iman-etmeyenler-muslumanlara-neden-gizli-bir-hayranlik-duyarlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Risale-i Nur Külliyatı&#8217;nda münafıklar-münafıklık</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/09/risale-i-nur-kulliyatinda-munafiklar-munafiklik.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/09/risale-i-nur-kulliyatinda-munafiklar-munafiklik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 18:17:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[2c]]></category>
		<category><![CDATA[C3]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl]]></category>
		<category><![CDATA[Fei]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[Inkilab]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbe]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Ku]]></category>
		<category><![CDATA[Leyh]]></category>
		<category><![CDATA[Lezzet]]></category>
		<category><![CDATA[Mektubat]]></category>
		<category><![CDATA[Nda]]></category>
		<category><![CDATA[Olana]]></category>
		<category><![CDATA[Risale I Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=395</guid>
		<description><![CDATA[Risale-i Nur Külliyatı&#8217;nda münafıklar-münafıklık



&#8220;BİLEREK ZARARA RAZI OLANA ŞEFKAT EDİP LEHİNDE ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: left;">Risale-i Nur Külliyatı&#8217;nda münafıklar-münafıklık</h3>
<table style="text-align: left;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="10">
<tbody>
<tr>
<td><strong>&#8220;BİLEREK ZARARA RAZI OLANA ŞEFKAT EDİP LEHİNDE BAKILMAZ.&#8221; </strong>İşte ben çendan (gerçi) Kur&#8217;an-ı Hakîm&#8217;in kuvvetine istinaden dava ediyorum ki: <strong>&#8220;ÇOK  ALÇAK OLMAMAK VE YILAN GİBİ DALALET ZEHİRİNİ SERPMEKLE TELEZZÜZ  ETMEMEK (LEZZET ALMAMAK) SARTIYLA, EN MÜTEMERRİD (DİK KAFALILIK EDEN)  BİR DİNSİZİ, BİRKAÇ SAAT ZARFINDA İKNA ETMEZSEM DE, İLZAM ETMEYE (ÜSTÜN  GELMEYE, YENMEYE) HAZIRIM.&#8221; FAKAT NİHAYET DERECEDE ALÇAKLIĞA DÜŞMÜŞ BİR  VİCDAN Kİ, BİLEREK DİNİNİ DÜNYAYA SATAR VE BİLEREK HAKİKAT ELMASLARINI  PİS, MUZIR ŞİŞE PARÇALARINA MÜBADELE EDER (DEĞİŞTİRİR) DERECEDE  MÜNAFIKLIĞA GİRMİŞ İNSAN SURETİNDEKİ YILANLARA HAKAİKİ (HAKİKATLERİ)  SÖYLEMEK; HAKAİKE (HAKİKATE)  KARŞI BİR HÜRMETSİZLİKTİR. … ÇÜNKİ BU  İŞLERİ YAPANLAR, KAÇ DEFA HAKİKATİ RİSALE-I NUR&#8217;DAN İŞİTTİLER. VE  BİLEREK, HAKİKATLARİ ZINDIKA (DİNSİZLİK, İNANÇSIZLIK) DALALETLERİNE  KARŞI ÇÜRÜTMEK İSTİYORLAR. BÖYLELER, YILAN GİBİ ZEHİRDEN LEZZET  ALIYORLAR.Mektubat, sf. 346</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="text-align: left;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="10">
<tbody>
<tr>
<td><strong>MÜNAFIK  İTİKADSİZDİR (İMANSIZDIR, İNANÇSIZDIR), KALBSİZDİR VE VİCDANSIZDIR,  PEYGAMBER (A.S.M.) ALEYHİNDEDİR.Emirdağ Lahikası sf. 78-79</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="text-align: left;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="10">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Bu  zamanda ehl-İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir  dalaletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i  yegânesi (tek çaresi): Nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun,  imanlar kurtulsun. EGER SİYASET TOPUZUYLA HAREKET EDİLSE, GALEBE  ÇALINSA (ÜSTÜN GELİNSE), O KÂFİRLER MÜNAFIK DERECESİNE İNER. MÜNAFIK,  KÂFİRDEN DAHA FENADIR. DEMEK, TOPUZ BÖYLE BİR ZAMANDA KALBİ ISLAH ETMEZ.  O VAKİT KÜFÜR KALBE GİRER, SAKLANIR; NİFAKA (MÜNAFIKLIĞA, İKİ  YÜZLÜLÜĞE) İNKILAB EDER (DÖNÜŞÜR). Kastamonu Lahikası, sf. 104)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="text-align: left;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="10">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Gizli  münafıkların takib ettikleri iki plândan birisi: BENİM HAYSİYETİMİ  KIRMAK İLE GÜYA NURLARIN KIYMETİ DÜŞECEK.İkincisi: NUR ŞAKİRDLERİNE  TELAŞ VE FÜ̈TUR (GEVŞEKLİK) VERMEKLE NURLARIN İNTİŞARINA (DAĞILMASINA)  MANİ OLUNACAK. HİÇ KORKMAYINIZ. MİLYONLAR KAHRAMAN BASLAR FEDA OLDUKLARI  BİR KUDSÎ HAKİKATA BİZİM GİBİ BAZI BÎÇARELERİN BAŞLARI DA FEDA OLSUN. </strong> <strong>Şualar, sf. 436</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table style="text-align: left; height: 244px;" border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="594">
<tbody>
<tr>
<td><em><strong>Sual  : Kafirlerin kötülenmesi) hakkında yalnız iki ayetle yetinilmiştir. On  iki ayetin özetiyle münafıklar hakkında yapılan sözü uzatma neye  binaendir? </strong></em><br />
<strong>Cevap :</strong> Münafıklar hakkında sözün uzatılması, yani uzatmayı icap ettiren birkaç ince mana vardır:<br />
<strong>Birincisi:</strong> <strong>DÜŞMAN  MEÇHUL OLDUĞU ZAMAN DAHA ZARARLI OLUR. KANDIRICI OLURSA DAHA HABİS  OLUR. ALDATICI OLURSA, FESADI DAHA ŞİDDETLİ OLUR. İÇERİDE OLURSA, ZARARI  DAHA AZİM OLUR. ÇÜNKÜ; DAHİLİ DÜŞMAN KUVVETİ DAĞITIR, CESARETİ AZALTIR.  HARİCİ DÜŞMAN İSE, BİLAKİS, ASABİYETİ ŞİDDETLENDİRİR, SAĞLAMLIĞI  ARTTIRIR. MÜNAFIĞIN CİNAYET GİBİ OLAN SUÇU, İSLAM ÜZERİNE PEK BÜYÜKTÜR.  İSLAM ALEMİNİ ZELZELEYE MARUZ BIRAKAN MÜNAFIKLIKTIR. BUNUN İÇİNDİR Kİ,  ŞANI PEK BÜYÜK KURAN, MÜNAFIKLARI FAZLACA AYIPLAMIŞ VE ÇİRKİN BULMUŞTUR. </strong></p>
<p><strong>&#8230;. Üçüncüsü: İNCE ALAY, DÜZEN, İKİYÜZLÜLÜK, HİLE, YALAN, RİYA GİBİ KÖTÜ AHLAKLAR MÜNAFIKTA VAR. KAFİRDE O DERECEDE YOKTUR.</strong> Bu cihetten münafıklar hakkında sözü uzatma yapılmıştır.<br />
<strong>Dördüncüsü: ÇOĞUNLUKLA  MÜNAFIKLAR, &#8230; ŞEYTANİ BİR ZEKA SAHİPLERİ OLUP, DAHA HİLEKAR, DAHA OYUNCU OLURLAR. &#8230;</strong><strong>İşaratü&#8217;l-İ&#8217;caz, Sayfa 83, 84</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: left;"><em>24 Eylül 2010</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/09/risale-i-nur-kulliyatinda-munafiklar-munafiklik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın mücadelesi ve karşılaşacağı zorluklar</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/09/hz-mehdi-a-s-in-mucadelesi-ve-karsilasacagi-zorluklar.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/09/hz-mehdi-a-s-in-mucadelesi-ve-karsilasacagi-zorluklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 12:31:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Dolu]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=389</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın mücadelesi ve karşılaşacağı zorluklar
Peygamber  Efendimiz (sav)’in ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın mücadelesi ve karşılaşacağı zorluklar</h3>
<p>Peygamber  Efendimiz (sav)’in hadislerinde bildirdiğine göre Ahir  Zaman, ahlaki  dejenerasyonun, açlık ve yokluğun ciddi boyutlara  ulaştığı, anarşi,  terör, kargaşa ve çatışmalar nedeniyle insanlığın  hayatını korku ve  tedirginlik içinde yaşadığı bir dönemdir.</p>
<p>Dünya çapında cinayetlerin, intiharların ve katliamların alabildiğine   arttığı, sahtekarlığın, dolandırıcılığın, adaletsizliğin hüküm sürdüğü   bir zamandır.</p>
<p>Ahir Zaman&#8217;da tüm haramlar helal sayılacak, dünya çapında her türlü   sapkınlık açıkça uygulanacaktır. İnsanlar Kuran ahlakından olabildiğince   uzaklaşacak, bunun sonucunda da sevgisizliğin, acımasızlığın ve   bencilliğin hakim olduğu bir dünya oluşacaktır.</p>
<p>Allah açıkça inkar edilecek (Allah&#8217;ı tenzih ederiz) ve insanları  Allah  inancından uzaklaştırabilmek için, ateizm, materyalizm ve  Darwinizm gibi  sapkın ideolojiler, sözde bilimselmiş gibi gösterilerek   yaygınlaştıracaktır. Dünyada iman eden insanlar çok az sayıda olacak ve   inançlarından dolayı da büyük bir zulüm, baskı ve eziyete maruz   kalacaklardır.</p>
<p>İşte Hz. Mehdi (a.s.) böyle zorlu bir zamanda ortaya çıkacak ve fikri   mücadelesini böyle bir ortamda sürdürecektir. Ahir Zaman&#8217;ın bu çetin   şartlarında, Hz. Mehdi (a.s.) da, geçmişte gönderilen tüm peygamberler   gibi iftiralara uğrayacak, çeşitli zorluk ve sıkıntılarla imtihan   edilecek, inkar edenlerin kurdukları tuzaklara göğüs gerecektir.<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu mücadelesini diğer peygamberlerin dönemlerinden   farklı kılan ise, Ahir Zaman&#8217;da dejenerasyonun ve dinsizliğin, tarihte   hiç olmadığı kadar yaygın olması ve tüm dünya çapında yaşanmasıdır.   Ancak buna rağmen, inkar edenlerin çirkin ve küfür dolu sistemi, tüm   dünya çapında Allah’ın izniyle yenilgiye uğrayacaktır. Dünyadaki ahlaki   bozulma her ne kadar geniş çapta ve dinsizliğin Hz. Mehdi (a.s.)   karşısındaki baskısı ne kadar şiddetli olsa da, -Allah&#8217;ın izniyle-   hiçbir şey Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın hak mücadelesini kazanmasına engel   olamayacaktır.</p>
<p>Ahir Zaman&#8217;ın iki mübarek ve değerli şahsı Hz. İsa (a.s.) ve Hz.  Mehdi  (a.s.), Allah’ın izniyle bu sapkın zihniyeti tamamen ortadan  kaldıracak  ve İslam ahlakının tüm dünyaya hakim edilmesine vesile  olacaklardır.  Allah’ın izniyle Rabbimiz&#8217;in bu güzel vaadi, içinde  bulunduğumuz bu  yüzyılda gerçekleşecektir.</p>
<p>Allah Kuran’ın, <strong>“ &#8230; Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” (Nisa Suresi, 141) </strong>ayetiyle, müminlere kurulan tuzakların, yapılan baskıların asla başarıya ulaşmayacağını bildirmiştir.</p>
<p>Allah’ın izniyle, Hz. İsa (a.s.) yeniden yeryüzüne geldiğinde ve Hz.   Mehdi (a.s.) ortaya çıktığında, salih müminler bu mübarek insanların   destekçisi olacaklar ve sayıları ne kadar az olsa da, Kuran ahlakını tüm   yeryüzüne yerleşik kılacaklardır.</p>
<p><strong>BÖLÜM I</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S)&#8217;IN MÜCADELE DÖNEMLERİ</strong><br />
Hz. Mehdi (a.s.) Mücadelesine Kaç Yaşlarında Başlayacaktır?<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın Mücadelesini Sürdüreceği Yerler<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul Dönemi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’a Mekke’de Biat Edileceği Dönem<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın Kudüs Dönemi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın Roma Dönemi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Mücadelesi Ne Zamana Kadar Sürecektir?<br />
<strong>BÖLÜM II</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) MÜCADELESİNDE, AKLIN İHTİYARİNİ KALDIRACAK   OLAĞANÜSTÜ ÖZELLİKLERLE DEĞİL; İMANI, AKLI, VİCDANI VE GÜZEL AHLAKI   VESİLESİYLE GALİP GELECEKTİR</strong><br />
<strong>BÖLÜM III</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) MÜCADELESİNİ, TARİHİN EN ZORLU DÖNEMİ OLAN ‘AHİR ZAMAN’IN ŞİDDETLİ ORTAMINDA YÜRÜTECEKTİR</strong><br />
Tarih Boyunca Her Dönemde, Tüm Elçilere ve Salih Müminlere  Karşı Amansız Bir Mücadele Yürütülmüştür<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Karşısındaki Negatif Güçler, Dönemin Ahir Zaman   Olması Sebebiyle, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a Karşı Tarihin En Çetin Mücadelesini   Vereceklerdir<br />
Ahir Zaman&#8217;daki Dinsizliğin Şiddeti Nedeniyle, Hz. Mehdi (a.s.) İlk Başlarda Fikri Mücadelesini Gizlice Sürdürecektir<br />
Yanında Çok Az Kişi Olup, Büyük Çoğunluğun Ona Karşı Olması, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Mücadelesini Çok Daha Değerli Kılacaktır<br />
<strong>BÖLÜM IV</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)’IN, MÜCADELE YILLARINDA KARŞILAŞACAĞI ZORLUK VE İMTİHANLAR</strong><br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a Haksız ve Asılsız İftiralar Atılacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Tebliğini Etkisiz Kılabilmek İçin Çeşitli Tuzaklar Kurulacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.), Çeşitli Baskı ve Eziyetlerle Karşılaşacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı Baskı Altına Almak, Durdurmak ve Engellemek İçin ‘Psikolojik Savaş Yöntemleri’ Kullanılacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.) İzlenecek, Gözetlenecek ve Baskı Altına Alınmak İstenecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s)’a Çeşitli Suikastler Düzenlenecek ve Öldürülmekle Tehdit Edilecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s) Hayatının Çeşitli Dönemlerinde Hapsedilecektir<br />
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın hapsedilmesini Hz. Yusuf (a.s.)’a benzetmiştir<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Hem Eli Hem Ayağı Ayrı Ayrı Zincirlenecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s)’ın Boynuna Bakır Bir Levha Asılacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.) ile Birlikte, Yardımcıları da Manevi Baskı ve Zulüm Görecektir<br />
<strong>BÖLÜM V</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)’A KARŞI MÜCADELE EDECEK OLAN NEGATİF GÜÇLER</strong><br />
Hz. Mehdi (a.s.), Ateizm, Materyalizm ve Darwinizm Gibi Dinsiz   Felsefeleri Savunan İnkarcı Zihniyeti Ortadan Kaldırmak İçin Fikri   Mücadele Yürütecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Deccal ile Olan Mücadelesi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın, Ahir Zaman Münafıklarıyla Olan Mücadelesi<br />
Bazı Sözde Fıkıh Alimleri ve Yobaz Hocalar Hz. Mehdi (a.s)’a Karşı Gelecek ve Ona Karşı Mücadele Edeceklerdir<br />
<strong>BÖLÜM VII</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) ÇOK KARARLI OLACAK; KARŞISINA ÇIKAN HİÇBİR ZORLUK ONU MÜCADELESİNDEN VAZGEÇİREMEYECEKTİR<br />
HZ. MEHDİ (A.S.) ALEYHİNDE YAPILAN TÜM FAALİYETLER, HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;NİN GELİŞİNE VE YAPACAĞI ÇALIŞMALARA HİZMET ETMEKTEDİR</strong></p>
<p><em>22 Eylül 2010</em></p>
<p><em><br />
</em><br />
<img src="http://www.resimmax.com/data/media/26/www.resimmax.com_3D_resimler__boyutlu_resimler_3.JPG" alt="" width="600" height="613" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/09/hz-mehdi-a-s-in-mucadelesi-ve-karsilasacagi-zorluklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa(as)&#8217;ın Yeryüzüne Geliş Alametleri</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-isaasin-yeryuzune-gelis-alametleri.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-isaasin-yeryuzune-gelis-alametleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 16:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Da Son]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Durum]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Isa]]></category>
		<category><![CDATA[Ra]]></category>
		<category><![CDATA[Sitte]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=360</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İsa(as)&#8217;ın Yeryüzüne Geliş Alametleri
101. Kimi Gençlerin Din Ahlakından Uzaklaşması









Hz. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. İsa(as)&#8217;ın Yeryüzüne Geliş Alametleri</p>
<p>101. Kimi Gençlerin Din Ahlakından Uzaklaşması</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>Hz. Ali (ra) anlatıyor: &#8220;Resûlullah aleyhissalâtu                                vesselâm (bir gün): &#8220;Gençlerinizin fıska düştüğü,                                kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?&#8221; diye                                sormuştu. (Kütüb-ü Sitte, hadis no: 4752; Heysemi,                                Mecma&#8217;u'z-Zevaid&#8217;de kaydetmiştir (7, 281))</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td height="25"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Gençlerin din ahlakından uzaklaşmaları ahir zaman                      özelliklerindendir. Telkine ve yönlendirmeye daha açık olan                      genç insanlar, kolaylıkla din ahlakına uygun olmayan akımların                      etkisi altına girebilmekte ya da son derece dejenere bir hayata                      yönelebilmektedirler. Bunun temelinde gerçek din ahlakının                      insanlara gereği gibi öğretilmiyor olması vardır. Bazı Batı                      ülkelerinde veya uzun yıllar komünist rejimle yönetilmiş ülkelerde                      bu durum daha açık olarak görülmektedir.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="363" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="361"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/genclik_dejenarasyon_101.jpg" alt="" width="359" height="253" /><br />
<img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/genclik_dejenarasyon101.jpg" alt="" width="338" height="300" /></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="color: #990000;">Cumhuriyet, 17 Nisan 2003, &#8220;Gençlik                              çıldırmış olmalı&#8221;<br />
Cumhuriyet, 25 Haziran 2003, &#8220;Dünya gençliği nereye                              gidiyor&#8221;<br />
Vakit, 8 Temmuz 2002, &#8220;Zengin ama mutsuzlar&#8221;</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>102. Ahlaki Çöküş</p>
<p>İçinde bulunduğumuz zamanda dünya toplumlarının sosyal yapılarını                      tehdit eden çok büyük bir tehlike söz konusudur. Bu tehlike                      insan bedenini ölüme götüren virüslere benzer şekilde sinsi                      bir faaliyet göstererek toplumları yıkıma sürüklemektedir.                      Bu, bir insan topluluğunu ayakta tutan ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.</p>
<p>Ahir zamanda ahlaki çöküşün yaygınlaşacağı Peygamberimiz                      (sav)&#8217;in hadislerinden anlaşılmaktadır. Fuhşun açıkça yapılmasının                      bir kıyamet alameti olduğunu Peygamberimiz (sav) bir hadiste                      şöyle belirtmiştir:</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>Fuhuş açık olmadan… kıyamet kopmaz. (Ramuz-El                                Ehadis, 91/7)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Günümüzde de eşcinselliğin, fuhuş ticaretinin, evlilik dışı                      cinselliğin, cinsel suçların, tecavüz vakalarının ve cinsel                      hastalıkların artışı ahlaki çöküşün bazı önemli göstergeleridir.</p>
<p>Bahsi geçen konular sürekli olarak dünya kamuoyunun gündemindedir.                      Bazı insanlar çevrelerinde olup bitenlerin, tehlikenin boyutlarının                      farkında değildirler veya bu olayları sosyal hayatın bir parçası                      olarak değerlendirme gafletine düşmektedirler. Ancak istatistikler                      tehlikenin boyutlarının görülmemiş bir şekilde her geçen gün                      büyüdüğünü göstermektedir.</p>
<p><a id="53." name="53."></a>Cinsel hastalık oranları insanlığın                      önündeki sorunların büyüklüğünü gözler önüne seren önemli                      bir kriterdir. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO) kayıtlarına göre,                      cinsel yoldan bulaşan hastalıklar en çok rastlanan hastalık                      gruplarından birini oluşturmaktadır; 1997 yılı raporları her                      yıl tahmini olarak 333 milyon yeni vakanın meydana geldiğini                      göstermekteydi.<a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#dipnot">53</a><a id="54." name="54."></a> Bunlara ek olarak, AIDS büyük bir                      sorun olma konumunu korumaktadır. WHO 2000 yılı istatistikleri                      o döneme kadar 18.8 milyon insanın bu hastalıktan hayatını                      kaybettiği gerçeğini ortaya koymaktaydı.<a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#dipnot">54</a> <a id="55." name="55."></a>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün AIDS ile ilgili                      2000 yılı raporundaki şu ifadeler konuyu özetlemektedir: &#8220;AIDS                      sosyal, ekonomik ve demografik yapılar üzerindeki yıkıcı etkisiyle                      benzersizdir.&#8221;<a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#dipnot">55</a></p>
<p>Düşündürücü gelişmeler arasında eşcinselliğin yayılışı da                      oldukça dikkat çekicidir. Eşcinsellerin bazı ülkelerde resmi                      olarak evlenebilmeleri, evliliğin getirmiş olduğu sosyal haklardan                      istifade edebilmeleri, dernek ve partiler kurmaları, dünya                      çapında yapılanmaları, kutsal inançlara karşı gelmeleri, dini                      değerlere savaş açmaları, Peygamberimiz (sav)&#8217;in döneminden                      bu yana geçen on dört yüzyıllık süre zarfında sadece çağımıza                      mahsus olaylardır.</p>
<p>Günümüzde eşcinselliğin bu yayılışı, geçmişte eşcinselliği                      ile tanınmış Lut halkının başına gelenleri akla getirmektedir.                      Kuran&#8217;da anlatıldığı gibi, Allah Hz. Lut&#8217;un doğru yola davetine                      azgınlıkla karşılık veren Lut şehri ve halkını büyük bir felaketle                      helak etmiştir. Bu sapık toplumdan geri kalanlar halen bir                      ibret belgesi olarak Lut Gölü&#8217;nün suları altında durmaktadır.</p>
<p>Ahir zaman toplumlarındaki ahlaki dejenerasyonu tasvir eden                      hadislerin bugünün dünyasında tam anlamıyla ortaya çıktığı                      açık bir gerçektir. Bu da bizlere bir kez daha, Allah&#8217;ın izniyle,                      Hz. İsa&#8217;nın yeniden dünyaya gelişinin oldukça yakın olduğunu                      hatırlatmaktadır.</p>
<p>103. Zinanın Artması</p>
<p>Toplumda evlilik dışı cinsel ilişkilerin yaygınlaşmasının                      da kıyametin yani Hz. İsa&#8217;nın gelişinin bir işareti olduğu                      Peygamberimiz (sav) tarafından şu şekilde dile getirilmiştir:</p>
<p>Ahlaki değerlerin, utanma duygusunun zayıflaması ise hadislerde                      şöyle tasvir edilmiştir:</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>Zinanın çoğalması kıyamet alametlerindendir. (Buhari,                                Tecrid: 1/16)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kıyamet yaklaşınca&#8230; kadınla yolun ortasında                      cinsel münasebette bulunacak kadar haya ortadan kalkar. (Taberani,                      Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 111)</p>
<p>Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak                      ortasında kadınla zina edecek. (Kıyamet Alametleri, s.140)</p>
<p>Bir zaman gelecek kadınla yolun ortasında zina                      yapılacak. Kimse buna itiraz etmeyecek. (Kıyamet Alametleri,                      s. 142)</p>
<p>Son dönemde herkesin gözü önünde açıkça yol ortalarında fuhuş                      yapmakta olan insanlara, gazete ve televizyon haberlerinde                      sıkça rastlanmaktadır. Burada, hadiste kıyamet alameti olarak                      belirtilen bir olay daha tam dikkat çekildiği şekilde ortaya                      çıkmakta ve pek çok insan bu gerçeğe şahit olmaktadır.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="488" height="242">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/zinanin_artmasi_103.jpg" alt="" width="450" height="208" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="72">
<h2><span style="color: #990000;"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/zina_103.jpg" alt="" width="104" height="235" align="left" /></p>
<p>Milliyet, 13 Mayıs 2001, &#8220;Almanya fuhuş, meslek&#8221;<br />
Cumhuriyet 11 Kasım 2001, &#8220;Refah toplumunun çocuk                              fahişeleri&#8221;<br />
Vatan, 01 Eylül 2002, &#8220;Ahlaki çöküntü ekonomik çöküntüyü                              de geçti!&#8230;&#8221;<br />
Evrensel, 6 Eylül 2001, &#8220;Fuhuşun nedeni küreselleşme&#8221;<br />
Akşam, 18 Eylül 1999,&#8221;Fuhuş tuzağı&#8221;<br />
Sabah, 13 Ocak 2002, &#8220;Seks ruleti&#8221;</span></h2>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>104. Eşcinselliğin Kabul Görmesi</p>
<p>Hadisler göstermektedir ki eşcinselliğin normal bir yaşam                      biçimi olarak kabul edilmesi kıyamet öncesindeki dönemin önemli                      bir belirtisidir:</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>Erkekler kadınlara benzeyecek, kadınlar erkeklere                                benzeyecek. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri,                                s. 451)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindiklerinde…                      kıyamet yaklaşmış olacaktır. (Ramuz-El Ehadis, 448/8; Ölüm                      Kıyamet ve Diriliş, s. 480</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="429" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="427">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/escinsel_104.jpg" alt="" width="421" height="233" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="400" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #990000;">Sabah, 30 Haziran 2003,&#8221;Eşcinseller,                                      hakları için sokaklara çıktı&#8221;<br />
Güneş, 15 Ocak 2002, &#8220;Erkek bakan erkekle                                      evlendi&#8221;<br />
Sabah, 30 Haziran 2003, &#8220;Evlenebilme özgürlüğü                                      istiyorlar&#8221;<br />
Şok, 30 Temmuz 2003, &#8220;ABD&#8217;de bir ilk &#8216;Homoseksüel                                      Lisesi&#8221;</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>105. Salgın Hastalıklar</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>&#8220;Ey Malik oğlu Avf! Kıyamet öncesi altı (alamet)                                sayayım mı?&#8221; Dedim ki: &#8220;Onlar nelerdir ya Resulullah?&#8221;                                O da şöyle buyurdu: &#8220;&#8230;Sizin aranızda kolera ve                                şarbon gibi ölümcül iki hastalık yaygınlaşacaktır.&#8221;                                (Sahih-i Buhari; Beklenen Mehdi, 3. baskı, s.147)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Veba gibi salgın hastalıklar, yani koyun (davar)                      kıran denilen hayvan hastalığı ki, o siz yakalayacak&#8230; (Ölüm-Kıyamet-Ahiret                      ve Ahirzaman Alametleri, s. 417, no. 761)</p>
<p>Sizin içinizde Ikasu&#8217;l-Ğanem (*) hastalığı                      gibi (can) alıcı iki hastalık (olacaktır). (Camiu&#8217;l-Usul,                      10/412)</p>
<p>(*) Ikasu&#8217;l-Ğanem, öldürücü ve salgın olan bir hayvan hastalığıdır.</p>
<p>Salgın hastalıklar dönem dönem tüm dünyada insanlar arasında                      etkili olmuştur. Ancak günümüzdeki hastalıkların, geçmiştekilerle                      karşılaştırıldığında, çok daha hızlı yaygınlaştıkları görülmektedir.                      Geçmişte sadece belirli bölgelerde etkili olan hastalıklar,                      günümüzde ulaşımın kazandığı hız oranında birçok ülkeye bir                      anda yayılabilmektedir.</p>
<p>Ayrıca günümüzde sık sık yeni ve bilinmeyen salgın hastalıklar                      ortaya çıkabilmektedir. Son 20-30 yıl içinde en çok duyulan                      salgın hastalıklardan birkaçı AIDS, Sars, Ebola, Deli dana                      gibi hastalıklardır. Bunların insanlar için ne kadar büyük                      tehlike oluşturdukları çok iyi bilinmektedir.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="506" height="280">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/sars_aids_salgin_105.jpg" alt="" width="187" height="280" /><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/aids_sars_salgin_105.jpg" alt="" width="269" height="280" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="78"><span style="color: #990000;">Ortadoğu, 17 Ekim 2002,&#8221;100 milyon                              AIDS&#8217;li&#8221;<br />
Tercüman, 12 Nisan 2003,&#8221;SARS, savaştan beter&#8221;<br />
Habertürk, 19 Nisan 2003,&#8221;SARS 167 can aldı!&#8221;<br />
Güneş, 27 Kasım 2002,&#8221;5 saniye&#8217;de bir kişi AIDS oluyor&#8221;<br />
Şok, 22 Ekim 2002,&#8221;Berlin&#8217;de her yıl 100 kişi AIDS&#8217;ten                              ölüyor&#8221;<br />
Güneş, 29 Nisan 2003,&#8221;İnsanlık böyle bela görmedi&#8221;<br />
</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>2002-2003 yıllarında salgın hastalıkların tehlikeleri ile                      ilgili basın-yayın organlarında yer alan haberlerden sadece                      birkaçı şöyledir:</p>
<p>Etiyopya&#8217;da sıtma salgını: 4200 ölü</p>
<p>Yerel yetkililer, Mayıs-Ağustos ayları arasında bataklıklarda                      sivrisineklerin çoğalmasıyla ortaya çıkan sıtma salgınında                      4200 kişinin öldüğünü kaydettiler. (10.09.2003, www.ntvmsnbc.com)</p>
<p>&#8216;AIDS&#8217;ten ölümler, 70 milyonu bulabilir&#8217;</p>
<p>Araştırmacılar, AIDS hastalığından ölümlerin 2020 yılında                      70 milyon kişiyi bulacağı uyarısında bulundu. (27.06.2003                      www.ntvmsnbc.com)</p>
<p>SARS&#8217;ın kronolojik seyri</p>
<p>Akut solunum yetmezliği sendromunun (SARS), bazı ülkelerde                      kontrol altına alınabildiği, bazı ülkelerde ise yavaşladığı                      haberleri gelmesine karşın, SARS hala korkutucu olmayı sürdürüyor.                      (29.04.2003 www.ntv-msnbc.com)</p>
<p>İran&#8217;da salgın hastalık</p>
<p>İran&#8217;da ölümcül bir virüsün sığırların yüzde 30&#8242;una bulaştığı                      belirtilerek, halk, virüsün sebep olduğu &#8221;Kırım-Kongo hummas?&#8221;                      olarak bilinen salgın hastalığa karşı uyarıldı. İRNA&#8217;nın haberine                      göre, Sağlık Bakanlığı Hastalık İdaresi Merkezi Başkanı Muhammed                      Mehdi Guya, virüsün geçen yıldan bu yana 140&#8242;tan fazla kişiye                      bulaştığının tespit edildiğini, bu kişilerden 20&#8242;sinin öldüğünü                      söyledi. (25.05.2002, www.hürriyetim.com.tr)</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="447" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="445" height="164">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/salginlar_105.jpg" alt="" width="445" height="161" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>106. Ani Ölümlerin Çoğalması</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">Kıyametten evvel altı                              (şey) say: Ölümüm, Beyt-i Makdis&#8217;in fethi, sonra koyunun                              kuası (göğüste beliren öldürücü sancı) gibi, sayısız                              ölüm hadiseleri… (Kıyamet Alametleri, s.123)</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/kalpkrizi_106.jpg" alt="" width="118" height="120" align="left" /><br />
Günümüzde ani ölümlere sebep olan hastalıkların sayısında                      artış vardır.</p>
<p>Özellikle çeşitli beslenme ve yaşam şekli bozuklukları nedeniyle,                      kalp krizi oranlarının yükselmesi bu ani ölüm sebeplerinden                      biridir.</p>
<p><em>Ani ölümler de kıyamet alametlerindendir.                      (Kıyamet Alametleri, s.147)</em><br />
107. Cinayetlerin Artması</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>&#8220;Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz.&#8221;                                (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, s. 468)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Liderlerinizi öldürmedikçe, dünyanızda kötüleriniz                      varis olmadıkça kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s. 141)</p>
<p>&#8230; fitneler, korkulu durumlar ve cinayetler                      görülmesi. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman,                      s. 39)</p>
<p>Resulullah: &#8220;Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!&#8221;                      buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) &#8220;Herc nedir ey Allah&#8217;ın Resûlü?&#8221;                      diye sordular. &#8220;Öldürmek! Öldürmek!&#8221; buyurdular.&#8221; (Müslim,                      Fiten: 18, 157)</p>
<p>&#8220;… kan dökülmesi… kıyamet alametlerindendir.&#8221;                      (Kıyamet Alametleri, s.142)</p>
<p>Kıyamet kopmasından önce muhakkak birtakım herc                      vakaları vardır, buyurdu. Ben de: Ey Allah&#8217;ın Resulu, herc                      nedir, diye sordum. Resul-ü Ekrem; Öldürmektir, yani cinayetlerdir,                      buyurdu&#8230; Bu öldürmekten maksat, müşrikleri öldürmek değildir.                      Fakat birbirinizi öldürmenizdir. Hatta o derece ki, insanın                      komşusunu, amcasının oğlunu ve yakın akrabasını öldürmesidir,                      buyurdu. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.                      385, no. 711)</p>
<p>Cinayet olaylarındaki artış ahir zamanın alametlerindendir.                      Günümüzde kimi insanların adam öldürtmek için katil kiraladıkları,                      birtakım insanların yasa dışı örgütlenmelerle cinayet şebekeleri                      oluşturdukları göz önünde bulundurulursa, bu hadisin haber                      verdiği olayların gerçekleştiği de açıkça görülecektir.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="472" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="470" height="291">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cinayetler_107.jpg" alt="" width="259" height="284" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="233">
<div>
<p><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cinayet_107.jpg" alt="" width="332" height="233" align="left" /></p>
<p>Şiddet olayları ahir zamanın alametlerindendir.                                Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu olaylar,                                ahlaki çöküntü ve din ahlakından uzak yaşamanın                                sonuçlarıdır. Time dergisinin 3 Mayıs 1999 tarihli                                sayısında ABD&#8217;de 2 liseli gencin gerçekleştirdiği                                bir katliam konu edilmiştir. Yarı otomatik silahlar                                ve bombalarla okudukları liseye sebepsiz yere saldıran                                bu 2 genç, 13 kişinin ölümüne yol açmışlardır.<br />
<span style="color: #990000;">Time, 3 Mayıs 1999, &#8220;Time&#8221;<br />
Hürriyet, 28 Mayıs 2003, &#8220;Ölüm makinası&#8221;<br />
Akşam, 18 Şubat 2002, &#8220;5 çocuğunu boğarak katletti&#8221; </span></p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>108. İntihar Vakalarının Artması</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü                                belalar kaplar. (Kitabü&#8217;n-Nihaye, İbn-i Kesir, 1/131)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="429" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="427">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/intihar_108.jpg" alt="" width="427" height="272" /><br />
<img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/intihar_olum_108.jpg" alt="" width="276" height="272" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>Dünya Sağlık Örgütü                              (WHO)&#8217;nun raporuna göre intihar vakaları giderek artmakta,                              dünya genelinde her 40 saniyede bir kişi intihar etmektedir.                              Oysa Allah, &#8220;Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin&#8221; (Nisa                              Suresi, 29) ayetiyle intiharı açıkça haram kılmıştır.                              Bir insanın, her ne sebeple olursa olsun, kendisini                              öldürmesi İslam&#8217;a göre yasaktır.<br />
<span style="color: #990000;">Gündem, 16 Aralık 2002, </span><span style="color: #990000;">&#8220;Çin&#8217;de                              yılda 2 milyon kadın intihar ediyor&#8221;<br />
</span><span style="color: #990000;">Yeni Asya, 12 Eylul 2003,                              &#8220;Her 40 saniyede 1 kişi intihar ediyor&#8221;<br />
Cumhuriyet, 27 Ocak 2002, &#8220;İntiharlar cinayetten fazla&#8221;<br />
Sabah, 14 Mart 2002, </span><span style="color: #990000;">&#8220;İntihar                              köprüsü&#8221; </span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>109. İç Savaşlar-İhtilaflar</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>Şu muhakkak ki, yakın gelecekte fitne, tefrika                                ve ihtilaf(lar çıkaran birtakım insan)lar olacaktır.                                (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.                                376, no. 685)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kişi, kardeşini öldürmedikçe kıyamet kopmaz.                      (Kıyamet alametleri, s. 141)</p>
<p>Kalpler birbirinden nefret etmedikçe, fikirler                      ayrılmadıkça, öz kardeşler dinde ihtilafa düşmedikçe kıyamet                      kopmaz. (Kıyamet Alametleri, s.142-143)</p>
<p>Zaire&#8217;de Hutu ve Tutsi kabileleri arasında yaşanan iç savaş,                      20. yüzyılda yaşanan iç savaşlara çok önemli bir örnektir.                      1964 yılında iktidara gelen Albay Joseph Mobutu ülkesinin                      elindeki tüm maden kaynaklarını batılı ülkelere açtı. Ülkenin                      sosyal düzeni için hiçbir şey yapmayan Mobutu yıllarca kendi                      servetini artırdı. Bunun üzerine başlayan kabile savaşları                      çok büyük bir soykırıma da sahne oldu. Yarım milyona yakın                      insan öldü.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="490" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="488" height="295">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/icsavas_109.jpg" alt="" width="488" height="295" /></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div><span style="color: #990000;">Akşam,                              23 Ağustos 2001</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Etnik ırklar arasında yaşanan savaşlar, yani &#8220;soy koruyuculuğu&#8221;,                      yalnızca Zaire&#8217;de değil pek çok ülke içinde vahşi sahnelerin                      yaşanmasıyla sonuçlandı. Allah Kuran&#8217;da din ahlakından uzak                      cahiliye insanlarının bu nefret dolu soy koruyuculuklarına                      şöyle dikkat çekmiştir:</p>
<p>Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, &#8216;öfkeli                      soy koruyuculuğu&#8217;nu (hamiyeti), cahiliyenin &#8216;öfkeli soy koruyuculuğunu&#8217;                      kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü&#8217;minlerin                      üzerine &#8216;(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu&#8217; indirdi                      ve onları &#8220;takva sözü&#8221; üzerinde &#8216;kararlılıkla ayakta tuttu.&#8221;                      Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi                      hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)</p>
<p>Allah&#8217;ın yasakladığı bu düşmanlık ve kin ahir zamanın ilk                      döneminde de görülecektir. Hz. İsa&#8217;nın tekrar yeryüzüne dönmesi                      ise, tüm bu düşmanlıkların, savaşların, çatışmaların son bulduğu,                      dünyaya barış ve huzurun yerleştiği kutlu bir dönem olacaktır.</p>
<p>110. Okur-Yazarların Artması</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td colspan="3"><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_01.jpg" alt="" width="300" height="26" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="31" height="100" background="res/cerceve_02.jpg"></td>
<td width="239" height="100" background="res/cerceve_03.jpg">
<div>
<p>Kıyametin yaklaşmasına doğru…                                okur-yazar çoğalır. (Müslim, Ahmed bin Hanbel; Son                                Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 98; Ramuz-El Ehadis,                                1/121)</p>
</div>
</td>
<td width="30" height="100" background="res/cerceve_04.jpg"></td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_05.jpg" alt="" width="31" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_06.jpg" alt="" width="239" height="24" /></td>
<td><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/cerceve_07.jpg" alt="" width="30" height="24" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="56." name="56."></a>20. ve 21. yüzyılı geçmiş yüzyıllardan                      ayıran önemli bir özellik de okur-yazarlık oranlarında kaydedilen                      ilerlemedir. Geçmiş dönemlerde okur-yazarlık toplumun belirli                      bir kesiminin sahip olduğu bir imtiyaz statüsünde kalmıştır.                      20. yüzyılın sonlarına doğru ise başta UNESCO olmak üzere,                      hükümetler ve sivil toplum örgütleri dünya genelinde kampanyalar                      düzenlemişlerdir. Bu eğitim seferberliği, teknolojik yeniliklerin                      de insanlığın hizmetinde kullanılmasıyla birlikte günümüzde                      meyvelerini vermektedir. UNESCO&#8217;nun 2003 yılında yayınlanan                      raporuna göre, dünya nüfusunun %84&#8242;ü okur-yazar konumundadır.<a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#dipnot">56</a></p>
<p>Bu rakam kuşkusuz, geçen ondört yüzyıl içindeki en yüksek                      orandır.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="410" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="408" height="246">
<div><img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/okuryazar_110.jpg" alt="" width="359" height="246" /><br />
<img src="http://www.ahirzaman.net/alametler/res/okuryazar_ogrenci.110.jpg" alt="" width="181" height="246" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="50%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="53%">
<div><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_13.html">&lt;&lt;&lt;<strong> geri</strong></a></div>
</td>
<td width="47%"><strong><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_15.html">ileri </a></strong><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_06.html">&gt;&gt;&gt;</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="dipnot" name="dipnot"></a>53. WHO, &#8220;Young                      People and Sexually Transmitted Diseases&#8221;, Fact sheet no:                      186, Aralık 1997; http://www.who.int/inf-fs/en/fact186.html<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; color: #000000; font-size: xx-small;"><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#53."><img src="http://www.ahirzaman.net/images/uparrow.gif" border="0" alt="" width="10" height="10" /></a></span><br />
54. WHO, &#8220;Report on the Global HIV/AIDS Epidemic&#8221;, Haziran                      2000,http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; color: #000000; font-size: xx-small;"><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#54."><img src="http://www.ahirzaman.net/images/uparrow.gif" border="0" alt="" width="10" height="10" /></a></span><br />
55. WHO, &#8220;Report on the Global HIV/AIDS Epidemic&#8221;, Haziran                      2000,http://www.unaids.org/epidemic_update/report/Epi_report.htm#aids<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; color: #000000; font-size: xx-small;"><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#55."><img src="http://www.ahirzaman.net/images/uparrow.gif" border="0" alt="" width="10" height="10" /></a></span><br />
56. UNESCO Statistical Yearbook, 1997-http://www.education.nic.in/htmlweb/arhrne.htm<span style="font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; color: #000000; font-size: xx-small;"><a href="http://www.ahirzaman.net/alametler/alametler_14.html#56."><img src="http://www.ahirzaman.net/images/uparrow.gif" border="0" alt="" width="10" height="10" /></a></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-isaasin-yeryuzune-gelis-alametleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>33.Bediüzzaman &#8216;Mehdi&#8217; Değildir Çünkü &#8220;Hz. Mehdi (a.s.) &#8216;Büyük Bir Maddi Kuvvet Ve Hakimiyet Sahibi&#8217; Olacaktır. Bediüzzaman Böyle &#8216;Büyük Bir Maddi Kuvvet&#8217; Ve &#8216;Dünya Çapında Böyle Bir Hakimiyet&#8217; Sahibi Olmamıştır.</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/33-bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-hz-mehdi-a-s-buyuk-bir-maddi-kuvvet-ve-hakimiyet-sahibi-olacaktir-bediuzzaman-boyle-buyuk-bir-maddi-kuvvet-ve-dunya-capinda-boyle-bir-hakimiyet.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/33-bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-hz-mehdi-a-s-buyuk-bir-maddi-kuvvet-ve-hakimiyet-sahibi-olacaktir-bediuzzaman-boyle-buyuk-bir-maddi-kuvvet-ve-dunya-capinda-boyle-bir-hakimiyet.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 09:36:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Belki]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Gayet]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Icra]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Maddi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[




&#8230;O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir (İslam ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/33.bediuzzaman_mehdi_degildir_cunku_hz._mehdi_a.s._buyuk_bir_maddi_kuvvet_ve_hakimiyet_sahibi_olacaktir._bediuzzaman_boyle_buyuk_bir_maddi_kuvvet_ve_dunya_capinda_boyle_bir_hakimiyet_sahibi_olmamistir._tr.jpg" border="0" alt="33.Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir Çünkü " hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">&#8230;O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir (İslam  ahlakının esaslarını hayata geçirmektir). Birinci vazife, maddi kuvvetle  değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, <strong>BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN (yerine getirebilsin). </strong>(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)</p>
<p>Bediüzzaman bu açıklamasında, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın, tüm dünyayı  kapsayacak şekilde Kuran ahlakının gereklerini toplum içerisinde hayata  geçirme vazifesinin ancak <strong>‘BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE GERÇEKLEŞTİRİLEBİLECEĞİNİ’</strong> belirtmiştir. Bu güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Maddi  güç ve hakimiyetin olması diğer vazifelerin de yerine getirilmesine  vesile olacaktır.</p>
<p><strong>Peygamberimiz (sav)&#8217;in döneminden bu yana Müslümanlar arasında bir  manevi liderin öncülüğünde böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır.  Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve hakimiyet  sahibi olmamıştır.</strong> Tüm hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu  uğurda her türlü fedakarlığı göze almış, çok büyük bir hizmet vermiş ve  ardında çok kıymetli eserler bırakmıştır. Ancak <strong>Bediüzzaman&#8217;ın bu  fikri mücadelesi maddi bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil; çok  kısıtlı maddi şartlar altında ve benzersiz zorluklar içerisinde  geçmiştir.</strong> Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük hizmetlerini çok  kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu zorluklar,  Bediüzzaman&#8217;ın şerefli mücadelesini daha daha değerli hale getirmiş; ve  ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir.  Ancak bir yandan da, bizzat kendisinin de belirttiği gibi <strong>bu durum,  Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın elde edeceği “gayet büyük maddi kuvvet ve  hakimiyet”in Bediüzzaman&#8217;ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça  ortaya koymaktadır.</strong> Nitekim Bediüzzaman da, kendisine Mehdilik  yakıştırmasında bulunan kimselere ‘Mehdi&#8217; olmadığını bu delili de öne  sürerek açıklamaktadır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/33-bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-hz-mehdi-a-s-buyuk-bir-maddi-kuvvet-ve-hakimiyet-sahibi-olacaktir-bediuzzaman-boyle-buyuk-bir-maddi-kuvvet-ve-dunya-capinda-boyle-bir-hakimiyet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.), Gerçek İslam Ahlakını Ortaya Çıkaracaktır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gercek-islam-ahlakini-ortaya-cikaracaktir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gercek-islam-ahlakini-ortaya-cikaracaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 08:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[163]]></category>
		<category><![CDATA[Bidat]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Halis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Resul]]></category>
		<category><![CDATA[Sf 186]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=299</guid>
		<description><![CDATA[




Hadislerde bildirildiğine göre Hz. Mehdi ortaya çıktığında, İslam dinine  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="155" align="center" valign="top"><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s._gercek_islam_ahlakini_ortaya_cikaracaktir_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.), Gerçek İslam Ahlakını Ortaya Çıkaracaktır" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="312" valign="top">Hadislerde bildirildiğine göre Hz. Mehdi ortaya çıktığında, İslam dinine  sonradan dahil edilmiş tüm batıl inanış ve uygulamaları ortadan  kaldıracaktır. <strong><em>&#8220;&#8230; insanlar arasında Peygamberin (sav) sünneti seniyyesiyle muamele edecek&#8221;</em></strong> rivayetinde bildirildiği gibi, Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in yoluna  uyacak ve tıpkı onun dönemindeki gibi din ahlakının hak haliyle  yaşanmasına vesile olacaktır.</p>
<p><em><strong>&#8220;&#8230; Dini Peygamber (sav)&#8217;in zamanında olduğu gibi aynen  uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka  hiçbir mezhep kalmayacak.&#8221;</strong></em></p>
<p>(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, <em>Kıyamet Alametleri</em>, sf.186-187)</p>
<p><strong><em>&#8220;Hz. Mehdi hiçbir bidatı bırakmaycak.&#8221;</em></strong></p>
<p>(<em>El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar</em>, sf. 43)</p>
<p><em><em>&#8220;Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir.&#8221;</em></em></p>
<p>(<em>Kıyamet Alametleri</em>, sf. 163)</p>
<p><em><strong>&#8220;Hz. Peygamber (sav) en başta İslam&#8217;ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam&#8217;ı ayakta tutacaktır.&#8221;</strong></em></p>
<p>(<em>El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar</em>, sf. 27)</p>
<p><strong>Bidat:</strong> Dinin aslında olmadığı halde, dine dahil edilen adetler.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-gercek-islam-ahlakini-ortaya-cikaracaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-nin-talebelerinin-imanlari-cok-kuvvetli-olacaktir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-nin-talebelerinin-imanlari-cok-kuvvetli-olacaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 09:44:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[


 












&#8220;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin yardımcılarının, Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="489">
<tbody>
<tr>
<td height="1"><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td height="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
</tr>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="115" align="center" valign="top"><strong><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s.nin_talebelerinin_imanlari_cok_kuvvetli_olacaktir_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.)'nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır" /></strong></td>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="352" valign="top"><strong><em>&#8220;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin yardımcılarının, Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak ve Allah’ı nasıl tanımak gerekirse, o şekilde tanıyacaklar.&#8221;</em></p>
<p>(E<em>l-Beyan Fi-Akbarı Hz. Mehdi (a.s.) Ahir Zaman (a.s.), bölüm</em>: 5; Mikyal el-Mekarim, cilt:1, sayfa:65)</p>
<p>Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin talebelerinin imanlarının derinliğinden bahsedilmektedir. Ahir Zamanda Hz. Mehdi (a.s.) dönemi öncesinde insanlar arasında Allah’ı inkar eden felsefeler geniş anlamda hakim olacaktır. Bu nedenle, gerçek anlamda Allah’a iman eden, Allah’ın sıfatlarını gerektiği gibi tanıyıp Allah’tan korkan kişiler çok az sayıda olacaktır. Mehdinin talebeleri ise hiçbir şüphe duymadan Allah’a karşı derin bir iman sahibi olacaklardır. Bu yönleri ile içinde bulundukları toplumda dikkat çekeceklerdir</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-nin-talebelerinin-imanlari-cok-kuvvetli-olacaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221;Günaydın’’, ‘’Afiyet Olsun’’, ‘’Çok Yaşa’’, ‘’Geçmiş Olsun’’ Gibi İyi Niyet Dileklerinde Müminin Üslup Farklılığı</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/gunaydin%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99afiyet-olsun%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99cok-yasa%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99gecmis-olsun%e2%80%99%e2%80%99-gibi-iyi-niyet-dilekler.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/gunaydin%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99afiyet-olsun%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99cok-yasa%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99gecmis-olsun%e2%80%99%e2%80%99-gibi-iyi-niyet-dilekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 09:50:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Afiyet Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Gece]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Olay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[‘Günaydın’’, ‘’Afiyet Olsun’’, ‘’Çok Yaşa’’, ‘’Geçmiş Olsun’’ Gibi İyi Niyet ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a style="text-decoration: none;" href="http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17471">‘Günaydın’’, ‘’Afiyet Olsun’’, ‘’Çok Yaşa’’, ‘’Geçmiş Olsun’’ Gibi İyi Niyet Dileklerinde Müminin Üslup Farklılığı</a><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="200" height="20" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="data" value="http://www.harunyahya.net/player/Mp3Player.swf" /><param name="bgcolor" value="#006699" /><param name="FlashVars" value="mp3=http://fs.harunyahya.net/downloads.php/Article/_tr.mp3" /><param name="src" value="http://www.harunyahya.net/player/Mp3Player.swf" /><param name="flashvars" value="mp3=http://fs.harunyahya.net/downloads.php/Article/_tr.mp3" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="200" height="20" src="http://www.harunyahya.net/player/Mp3Player.swf" flashvars="mp3=http://fs.harunyahya.net/downloads.php/Article/_tr.mp3" bgcolor="#006699" data="http://www.harunyahya.net/player/Mp3Player.swf"></embed></object></p>
<p><a href="javascript:selectAll('sec.kopya')">Hepsini  Seç</a> <a href="javascript:OpenWin('17471','340','221','tr')"><img src="http://harunyahya.net/images/Article/_tr.jpg" border="0" alt="‘Günaydın’’,  ‘’Afiyet Olsun’’, ‘’Çok Yaşa’’, ‘’Geçmiş Olsun’’ Gibi İyi Niyet  Dileklerinde Müminin Üslup Farklılığı" hspace="7" vspace="2" align="left" /></a>Toplumda alışkanlık haline gelmiş bazı konuşma  kalıpları vardır. Bu, tüm insanların kullandığı ortak bir dildir. Sabah  kalkıldığında “Günaydın”, akşam karşılaşıldığında “İyi akşamlar”, gece  yatarken “İyi geceler, iyi uykular”, yemek yerken “Afiyet olsun”,  hastalanıldığında “Geçmiş olsun”, bir iş yaparken “Kolay gelsin”,  hapşırıldığında “Çok yaşa” gibi&#8230;</p>
<p>Hemen her insan, çocukluk yıllarından itibaren  çevresinden gördüğü bu  kalıplaşmış üsluba düşünmeden uyum sağlar. Oysaki insanın tüm bu sözleri  söylerken, bu güzel dilekleri gerçekleştirecek olan yegane gücün Allah  olduğunu unutmaması ve bu önemli gerçeği konuşmalarında ifade etmesi  gerekir.</p>
<p>Mümin attığı her adımda, söylediği her sözde, aklından geçen her  düşüncede şuurludur. Hayatı boyunca yaşadığı her olayın yalnızca  Rabbimiz’in dilemesiyle gerçekleştiğini asla unutmaz. Bir insana gününü  ya da gecesini güzel geçirtecek, hastalandığında sağlık ve şifa verecek,  uykusunda huzur ve rahatlık verecek, yediği yemeği lezzetli ve faydalı  kılacak ya da yaptığı işi kolaylaştırıp sonuçlandıracak olan yalnızca  Yüce Rabbimiz’dir.</p>
<p>Bunun yanı sıra müminin hayatta en derin ve en yoğun sevgiyle sevdiği,  en bağlı, en sadık olduğu Yüce Rabbimiz’dir. Sevdiği birçok insan, olay  ya da nesne aklından zaman zaman çıkabilir. Ama Allah’a olan sevgisi o  kadar güçlüdür ki, 24 saat her an her saniye Rabbimiz’in varlığının,  gücünün, sevgisinin, dostluğunun, merhametinin, adaletinin şuurunda  olarak yaşar. Aklında Allah’ın varlığının ve hakimiyetinin olmadığı tek  bir an bile olmaz.</p>
<p>Ve mümin için Allah’ı zikretmek, Allah’ı anıp yüceltmek çok büyük bir  ibadettir. Aynı zamanda da bu müminin ruhunun en lezzet aldığı  nimetlerden biridir. Bu nedenle hemen her fırsatta Allah’ı anmak,  Allah’ın şanını yüceltmek, Allah’ın büyüklüğünü dile getirerek Allah’ı  övmek ister. Kullandığı her üslupla Allah’a olan sevgisini, bağlılığını,  teslimiyetini dua mahiyetinde ifade etmek ister. Dolayısıyla müminin  her hali ve tavrı gibi, günlük hayattaki üslubu da diğer insanlardan çok  farklıdır.</p>
<p><strong>Müminlerin İyi Niyet Dilekleri Nasıl Olmalıdır?</strong></p>
<p>Mümin her sözü söylerken, o eylemi gerçekleştirecek olanın mutlaka Allah  olduğunu belirtir. Her iyi niyet dileğinde, o güzelliği Allah’tan  istediğini dile getirir.</p>
<p>Örneğin:</p>
<p>“Günaydın” yerine “Allah gününü aydın etsin”,<br />
“İyi akşamlar” yerine “Allah hayırlı, iyi akşamlar versin”,<br />
“İyi geceler” yerine “Allah güzel geceler versin”,<br />
“İyi uykular” yerine “Allah güzel uykular versin”,<br />
“Afiyet olsun” yerine “Allah afiyet versin”,<br />
“Geçmiş olsun” yerine “Allah hastalığına şifa versin”,<br />
“Kolay gelsin” yerine “Allah işinde kolaylık versin”,<br />
“Çok yaşa” yerine “Allah uzun ömürler versin” gibi, Allah’ı anarak ve bu  dilekleri yerine getirecek olan Yüce Rabbimiz’in adını zikrederek  karşılık verir.</p>
<p>Bunun yanı sıra bir kişi kendisine, Allah’ın ismini anarak bu şekilde  bir iyi niyet sözü söylediğinde de, yine imandaki şuurunu gösteren bir  üslupla cevap verir. Örneğin kendisine “Allah hayırlı günler versin”  diyen bir kişiye sadece, “Sana da” diyerek cevap vermez. Yine mutlaka  Allah’ın adını zikredip Rabbimiz’i yüceltir. “Allah sana da hayırlı  günler versin” diyerek cevap verir. Ya da kendisine “Allah rahatlık  versin” diyen bir mümine, -Allah’ı tenzih ederiz- “Sana da rahatlık  versin” gibi bir söz söylemez. “Allah sana da rahatlık versin” der.  Allah’ı düşünerek de olsa, Allah’ın ismini söylemeden bu tarz bir ifade  kullanmaz. Üslubundaki ufacık bir eksikliği dahi, Allah’a duyduğu  sevgisine, bağlılığına ve dostluğuna yakıştırmaz.</p>
<p>Bu müminin güzel ahlakındandır. İman eden bir insan yalnızca Allah’ın  yaratacağını bildiği bir olaydan Allah’ın adını anmadan bahsetmeyi  vicdanen kabul edemez. Karşısındaki kişinin üslubu her nasıl olursa  olsun, onun vereceği karşılık mutlaka Allah’ın ismini anarak, Rabbimiz’i  yücelterek olur. Müminlerin sahip olmaları gereken bu ahlak, bir ayette  şöyle bildirilmiştir:</p>
<p><strong>“İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O’na bunlarla dua edin.  O’nun isimlerinde ‘aykırılığa (ve inkara) sapanları’ bırakın. Yapmakta  oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.”</strong> (Araf Suresi,  180)</p>
<p><strong>Allah’ı Anmak En Önemli İbadettir</strong></p>
<p>Allah’ı her an akılda tutmak, Kuran ayetlerini düşünmek insanın aklının  ve şuurunun sürekli açık olmasını sağlar. Böyle olunca da, kişi Kuran’ın  emirlerine ve yasaklarına uymada büyük titizlik gösterir.</p>
<p>Allah’a sürekli dua eder. Herşeyi Allah’tan ister, her konuda Allah’a  başvurur, kendini tamamen Allah’a teslim eder. Bir mümin için Allah’ı  anmak <strong>“&#8230;Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet) tür&#8230;”</strong> (Ankebut Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği üzere en önemli ibadettir.  İman eden bir insan günlük hayatın akışı içinde Allah’ı geçici de olsa  aklından çıkarmaz, Allah ile olan manevi bağlantısını bir an bile  koparmaz. Müminlerin bu üstün ahlakı Kuran’da şöyle haber verilmiştir:</p>
<p><strong>“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve  göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:)  “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin  azabından koru.</strong>” (Al-i İmran Suresi, 191)</p>
<p>Bu makale, <strong>İlmi  Araştırma Dergisi</strong> <a href="http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Publish&amp;Journal=%C4%B0lmi%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rma&amp;Number=73" target="_blank">73. sayı</a> (Temmuz  2010) 26. sayfada yayınlanmıştır.</p>
<p><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="492">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="3" width="1"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td colspan="2" width="491" valign="top">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="491" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="487">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="-85" height="18">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><img src="http://harunyahya.net/logos/mp3.gif" border="0" alt="" /></td>
<td><a href="http://fs.harunyahya.net/popup/Download.php?WorkNumber=17471&amp;Format=mp3">Mp3 dosyası (.mp3) &#8211; 4 download</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="60" align="right">8.03  MB</td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="-85" height="18">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><img src="http://harunyahya.net/logos/rtf.gif" border="0" alt="" /></td>
<td><a href="http://fs.harunyahya.net/popup/Download.php?WorkNumber=17471&amp;Format=rtf">Word dosyası (.zip) &#8211; 3 download</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="60" align="right">0.43  MB</td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="-85" height="18">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><img src="http://harunyahya.net/logos/pdf.gif" border="0" alt="" /></td>
<td><a href="http://fs.harunyahya.net/popup/Download.php?WorkNumber=17471&amp;Format=pdf">Pdf dosyası (.zip) &#8211; 3 download</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="60" align="right">0.11  MB</td>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="10"><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="-85" height="24">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><img src="http://harunyahya.net/logos/headphones.png" border="0" alt="" /></td>
<td><object width="200" height="20" type="application/x-shockwave-flash" data="/player/Mp3Player.swf"><param name="movie" value="/player/Mp3Player.swf" /><param name="bgcolor" value="#006699" /><param name="FlashVars" value="mp3=http://174.132.123.178/downloads.php/Article/_tr.mp3" /></object></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="60" align="right"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/gunaydin%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99afiyet-olsun%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99cok-yasa%e2%80%99%e2%80%99-%e2%80%98%e2%80%99gecmis-olsun%e2%80%99%e2%80%99-gibi-iyi-niyet-dilekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://fs.harunyahya.net/downloads.php/Article/_tr.mp3" length="8419058" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Hastalıkların, &#8211; bir amacı ve hikmeti olmaksızın &#8211; dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır&#8230;</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hastaliklarin-bir-amaci-ve-hikmeti-olmaksizin-dile-getirilmemesi-guzel-bir-ahlaktir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hastaliklarin-bir-amaci-ve-hikmeti-olmaksizin-dile-getirilmemesi-guzel-bir-ahlaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 08:22:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Güzel Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bil]]></category>
		<category><![CDATA[Geri]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=253</guid>
		<description><![CDATA[Hastalıkların, &#8211; bir amacı ve hikmeti olmaksızın &#8211; dile  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Hastalıkların, &#8211; bir amacı ve hikmeti olmaksızın &#8211; dile   getirilmemesi güzel bir ahlaktır&#8230;</strong></h3>
<p><strong>İnsanların günlük sohbetlerinde, yaşadıkları  sıkıntılardan,  zorluklardan, hastalıklarından bahsettikleri bölümler  oldukça geniş bir  yer tutar. Baş ağrısı, mide ağrısı, sıradan bir  yorgunluk, uykusuzluk,  bitkinlik gibi en sıradan bir rahatsızlıkta dahi,  her fırsatta bu  durumu uzun uzun dile getirirler. Daha kalıcı veya  ciddi hastalıklarda  da durum bundan farksızdır. Bu durumda da,  hayatlarının geri kalanının  büyük bir kısmını içerisinde bulundukları  durumdan yakınmak ve şikayet  etmekle geçer. Bu gibi insanlar hemen her  gün, çevrelerindeki aynı  kişilere, aynı sorunlarından sanki ilk kez  bahsediyormuş gibi en  başından başlayarak tekrar tekrar anlatmakta bir  sakınca görmezler.</strong></p>
<p><strong>Oysa ki hastalıkları sık sık dile getirmek  kişilerin ne  kendilerine ne de karşılarındaki kimselere herhangi bir  fayda sağlamaz.  Zaten bu kişilerin amacı da konuyla ilgili herhangi bir  bilgi edinmek,  herhangi bir sorunu çözüme kavuşturmak ya da hastalığa  bir tedavi  şekli bulmak değildir. Bu daha çok, toplumda yaygın hale  gelmiş bir  alışkanlıktan kaynaklanan bir tür cahili sohbet şeklidir.</strong></p>
<p><strong>İnsanlar çevrelerinde de çok sık  rastadıkları bu alışkanlık ile,  hastalıklarını detaylandırarak ve çoğu  zaman da abartarak anlatmayı  olağan bir sohbet şekli olarak görürler.  Ancak aslında, -bir amaç ya da  hikmetle söylenmediğinde- bu tümüyle boş  bir konuşmadır. İnsan, hiçbir  fayda getirmeyecek bu tür bir konuşmaya  ayıracağı vakti, çok daha  güzel sohbetlere ya da faydalı faaliyetlere  ayırabilir.</strong></p>
<p><strong>Allah Kuran&#8217;da insanlara </strong><strong>‘boş  konuşmalardan sakınmalarını’  bildirmiştir. Eğer anlatılanlar  her iki tarafa da hiçbir fayda  sağlamayacaksa, hastalığı bir çözüme  kavuşturmayacaksa, kişinin o  konuda yeni bir bilgi edinmesine imkan  sağlamayacaksa, bu da bir nevi  boş konuşma olabilir.</strong></p>
<p><strong>Bunun yanı sıra bir insanın, acizliklerini,  sıkıntılarını,  içerisinde bulunduğu zorlukları dile getirmesi asil bir  ahlak özelliği  de değildir. Müslüman güçlü bir ahlaka sahiptir. İmanı  dolayısıyla  acıya, sıkıntıya, zorluğa dayanıklıdır. Ne kadar zor durumda  olursa  olsun, bu sıkıntılarını dile getiren, bunlardan şikayet eden,  yakınan,  söylenen bir üslup kullanmayı kendine yakıştırmaz. Bir sıkıntı   yaşadığında ya da bir hastalığı olduğunda, bunu sadece sohbet konusu   olsun diye çevresindeki kimselere anlatmaz. Kimi zaman, başkalarının da   ibret alması, üzerinde düşünmesi, insanın ne kadar aciz ve Allah&#8217;a ne   kadar muhtaç olduğunu kavramaları için yaşadığı zorluklardan   bahsedebilir. Hastalıklarının, Allah&#8217;a yakınlaşmasına vesile olan çok   hikmetli olaylar olduğunu, insanların denenmesi için özel yaratıldığını   ve Kuran ahlakı doğrultusunda kendisinin tüm bu yaşadıklarını nasıl   değerlendirdiğini başkalarına anlatabilir. Bu tür bir anlatım zaten   Kuran ahlakının bir gereğidir ve insanların da düşünüp imanda   derinleşmelerine vesile olabilecek çok önemli bir tebliğdir.</strong></p>
<p><strong>İman sahibi bir kimse tüm bunları  anlatırken, Allah&#8217;a olan kesin  teslimiyetini, tevekkülünü,  yaşadıklarında gördüğü hikmet, hayır ve  güzellikleri ifade eden üslubu  ile bu kimselere </strong><strong>‘hal ile de  tebliğ’ yapmış olur. Çünkü  anlatılanlar kadar, bir kişinin kendi  ahlakıyla da yaşayarak örnek  olması da, bazen insanlar üzerinde çok  daha fazla ve derin etki  uyandırabilir. Eğer kişi bu tebliği yaparken,  yüzüyle, sesiyle,  üslubuyla (Allah&#8217;ı tenzih ederiz) mağdur olmuş bir  insan izlenimi verse,  anlattıklarının belki de hiçbir etkisi  olmayabilir. Ama eğer gerçekten  kendisi de hastalıkların verilmesindeki  hikmetleri görebilmişse, zaten  doğal olarak bu samimi kanaati  anlatımına da yansır.</strong></p>
<p><strong>Bunun dışında mümin hastalığından, çözüm  bulabilmek, yardım  istemek için de bahseder. Fiziksel olarak gerçekten  zor durumda  olduğunda, tedavi amacıyla çevresindeki insanların kendisine  destek  olmasına ihtiyaç duyabilir ve bu açıdan hastalığını dile  getirir. Ya da  konu hakkında tecrübesi olan veya uzman birinden bilgi  alma amacıyla  hastalığını detaylandırabilir. Ama tüm bunlar belirli bir  amaç ve  hikmet doğrultusunda -Allah&#8217;ın razı olacağı ahlaka uygun olarak-   yapılan konuşmalardır. Bunların içinde şikayet, yakınma, söylenme   üslubu ya da boş sohbet amacı yoktur.</strong></p>
<p><strong>Bunun yanı sıra bazen de insan çevresindeki  kimseler arasında  yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için de  hastalığından bahseder.  Örneğin şiddetli bir ağrısı varsa veya fiziksel  açıdan güçsüz olduğu  bir durum oluştuysa, kendisinden fiziki yardım  istendiğinde, mecbur  kaldığı için rahatsız olduğunu belirtip gerekirse  konuyu daha da  açıklar. Aksinde tembellik ettiği, yardım etmekten  kaçındığı ya da  umursuz davrandığı yönünde bir kanaat oluşturabileceğini  düşünerek bu  açıklamayı da yine -Allah rızası için- yapar.</strong></p>
<p><strong>Bunlar gibi, insanın hastalığından  behsetmesini gerektiren daha  pek çok durum olabilir. Mümin bunun gerekli  olup olmadığını, Kuran  ahlakına ve Müslüman asaletine uygun düşüp  düşmediğini vicdanıyla  tespit eder.</strong></p>
<p><strong>Herşeyi Allah&#8217;ın yarattığını, tüm  sıkıntılarda binlerce ayrı  hikmet olduğunu ve Müslümanın imanının en  önemli alametlerinden birinin  ‘tevekkül’ olduğunu bilen bir insan için  hastalıklar çok önemli  imtihan ve eğitim vesileleridir. Mümin hastalık  dönemi boyunca,  sözleriyle ya da tavırlarıyla olabilecek en güzel ahlakı  göstermesinin  ahireti için çok güzel bir kazanç olacağını bilerek,  hastalığı Kuran&#8217;da  haber verilen tüm hikmetleriyle düşünüp uygulamaya  çalışır.</strong></p>
<p><strong>Mümin hastalığı (Allah&#8217;ı tenzih ederiz) bir  şikayet veya yakınma  sebebi olarak değil, aksine Allah&#8217;a şükür ve  yakınlaşma vesilesi olarak  görür. Aczini kavrayışındaki derinlik, dünya  hayatının geçiciliğini  anlayışındaki keskinlik, ölümün ve ahiretin  yakınlığını hissedişindeki  netlik, imanlı bir insan için hastalıklarda  en yüksek boyutlara ulaşır.  Bu iman derinliğini elde etmenin ne kadar  önemli olduğunu bilen bir  mümin, bu derinliği zedeleyecek cahili ve  gafil üsluplardan şiddetle  sakınır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em>13 Temmuz 2010</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hastaliklarin-bir-amaci-ve-hikmeti-olmaksizin-dile-getirilmemesi-guzel-bir-ahlaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

