Ilk’ için Arşiv
Hz. Mehdi (a.s.) İnsanların Gözünden İki kez Kaybolacaktır
20 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
![]() |
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi’nin mücadelesine başladığı ilk dönemlerde ‘iki kez ortadan kaybolacağı’ haber verilmiştir.
“Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Bu işi yapacak olanın (yani Mehdi’nin) iki gaybeti (kayboluşu, görünmemesi) vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları: ‘O öldü’, bazıları da: ‘O gitti’ diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir.”" ( el-Saa Fi Eşrat-is Saa, s. 93 Mısır bas.) |
Popularity: unranked [?]
Hastalıkların, – bir amacı ve hikmeti olmaksızın – dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır…
14 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaHastalıkların, – bir amacı ve hikmeti olmaksızın – dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır…
İnsanların günlük sohbetlerinde, yaşadıkları sıkıntılardan, zorluklardan, hastalıklarından bahsettikleri bölümler oldukça geniş bir yer tutar. Baş ağrısı, mide ağrısı, sıradan bir yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik gibi en sıradan bir rahatsızlıkta dahi, her fırsatta bu durumu uzun uzun dile getirirler. Daha kalıcı veya ciddi hastalıklarda da durum bundan farksızdır. Bu durumda da, hayatlarının geri kalanının büyük bir kısmını içerisinde bulundukları durumdan yakınmak ve şikayet etmekle geçer. Bu gibi insanlar hemen her gün, çevrelerindeki aynı kişilere, aynı sorunlarından sanki ilk kez bahsediyormuş gibi en başından başlayarak tekrar tekrar anlatmakta bir sakınca görmezler.
Oysa ki hastalıkları sık sık dile getirmek kişilerin ne kendilerine ne de karşılarındaki kimselere herhangi bir fayda sağlamaz. Zaten bu kişilerin amacı da konuyla ilgili herhangi bir bilgi edinmek, herhangi bir sorunu çözüme kavuşturmak ya da hastalığa bir tedavi şekli bulmak değildir. Bu daha çok, toplumda yaygın hale gelmiş bir alışkanlıktan kaynaklanan bir tür cahili sohbet şeklidir.
İnsanlar çevrelerinde de çok sık rastadıkları bu alışkanlık ile, hastalıklarını detaylandırarak ve çoğu zaman da abartarak anlatmayı olağan bir sohbet şekli olarak görürler. Ancak aslında, -bir amaç ya da hikmetle söylenmediğinde- bu tümüyle boş bir konuşmadır. İnsan, hiçbir fayda getirmeyecek bu tür bir konuşmaya ayıracağı vakti, çok daha güzel sohbetlere ya da faydalı faaliyetlere ayırabilir.
Allah Kuran’da insanlara ‘boş konuşmalardan sakınmalarını’ bildirmiştir. Eğer anlatılanlar her iki tarafa da hiçbir fayda sağlamayacaksa, hastalığı bir çözüme kavuşturmayacaksa, kişinin o konuda yeni bir bilgi edinmesine imkan sağlamayacaksa, bu da bir nevi boş konuşma olabilir.
Bunun yanı sıra bir insanın, acizliklerini, sıkıntılarını, içerisinde bulunduğu zorlukları dile getirmesi asil bir ahlak özelliği de değildir. Müslüman güçlü bir ahlaka sahiptir. İmanı dolayısıyla acıya, sıkıntıya, zorluğa dayanıklıdır. Ne kadar zor durumda olursa olsun, bu sıkıntılarını dile getiren, bunlardan şikayet eden, yakınan, söylenen bir üslup kullanmayı kendine yakıştırmaz. Bir sıkıntı yaşadığında ya da bir hastalığı olduğunda, bunu sadece sohbet konusu olsun diye çevresindeki kimselere anlatmaz. Kimi zaman, başkalarının da ibret alması, üzerinde düşünmesi, insanın ne kadar aciz ve Allah’a ne kadar muhtaç olduğunu kavramaları için yaşadığı zorluklardan bahsedebilir. Hastalıklarının, Allah’a yakınlaşmasına vesile olan çok hikmetli olaylar olduğunu, insanların denenmesi için özel yaratıldığını ve Kuran ahlakı doğrultusunda kendisinin tüm bu yaşadıklarını nasıl değerlendirdiğini başkalarına anlatabilir. Bu tür bir anlatım zaten Kuran ahlakının bir gereğidir ve insanların da düşünüp imanda derinleşmelerine vesile olabilecek çok önemli bir tebliğdir.
İman sahibi bir kimse tüm bunları anlatırken, Allah’a olan kesin teslimiyetini, tevekkülünü, yaşadıklarında gördüğü hikmet, hayır ve güzellikleri ifade eden üslubu ile bu kimselere ‘hal ile de tebliğ’ yapmış olur. Çünkü anlatılanlar kadar, bir kişinin kendi ahlakıyla da yaşayarak örnek olması da, bazen insanlar üzerinde çok daha fazla ve derin etki uyandırabilir. Eğer kişi bu tebliği yaparken, yüzüyle, sesiyle, üslubuyla (Allah’ı tenzih ederiz) mağdur olmuş bir insan izlenimi verse, anlattıklarının belki de hiçbir etkisi olmayabilir. Ama eğer gerçekten kendisi de hastalıkların verilmesindeki hikmetleri görebilmişse, zaten doğal olarak bu samimi kanaati anlatımına da yansır.
Bunun dışında mümin hastalığından, çözüm bulabilmek, yardım istemek için de bahseder. Fiziksel olarak gerçekten zor durumda olduğunda, tedavi amacıyla çevresindeki insanların kendisine destek olmasına ihtiyaç duyabilir ve bu açıdan hastalığını dile getirir. Ya da konu hakkında tecrübesi olan veya uzman birinden bilgi alma amacıyla hastalığını detaylandırabilir. Ama tüm bunlar belirli bir amaç ve hikmet doğrultusunda -Allah’ın razı olacağı ahlaka uygun olarak- yapılan konuşmalardır. Bunların içinde şikayet, yakınma, söylenme üslubu ya da boş sohbet amacı yoktur.
Bunun yanı sıra bazen de insan çevresindeki kimseler arasında yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için de hastalığından bahseder. Örneğin şiddetli bir ağrısı varsa veya fiziksel açıdan güçsüz olduğu bir durum oluştuysa, kendisinden fiziki yardım istendiğinde, mecbur kaldığı için rahatsız olduğunu belirtip gerekirse konuyu daha da açıklar. Aksinde tembellik ettiği, yardım etmekten kaçındığı ya da umursuz davrandığı yönünde bir kanaat oluşturabileceğini düşünerek bu açıklamayı da yine -Allah rızası için- yapar.
Bunlar gibi, insanın hastalığından behsetmesini gerektiren daha pek çok durum olabilir. Mümin bunun gerekli olup olmadığını, Kuran ahlakına ve Müslüman asaletine uygun düşüp düşmediğini vicdanıyla tespit eder.
Herşeyi Allah’ın yarattığını, tüm sıkıntılarda binlerce ayrı hikmet olduğunu ve Müslümanın imanının en önemli alametlerinden birinin ‘tevekkül’ olduğunu bilen bir insan için hastalıklar çok önemli imtihan ve eğitim vesileleridir. Mümin hastalık dönemi boyunca, sözleriyle ya da tavırlarıyla olabilecek en güzel ahlakı göstermesinin ahireti için çok güzel bir kazanç olacağını bilerek, hastalığı Kuran’da haber verilen tüm hikmetleriyle düşünüp uygulamaya çalışır.
Mümin hastalığı (Allah’ı tenzih ederiz) bir şikayet veya yakınma sebebi olarak değil, aksine Allah’a şükür ve yakınlaşma vesilesi olarak görür. Aczini kavrayışındaki derinlik, dünya hayatının geçiciliğini anlayışındaki keskinlik, ölümün ve ahiretin yakınlığını hissedişindeki netlik, imanlı bir insan için hastalıklarda en yüksek boyutlara ulaşır. Bu iman derinliğini elde etmenin ne kadar önemli olduğunu bilen bir mümin, bu derinliği zedeleyecek cahili ve gafil üsluplardan şiddetle sakınır.
13 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Büyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir
06 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaBüyük İslam alimleri Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir
• HUD SURESİ’NİN, 86. AYETİ
| Ebu Cafer (r.a.), bu alametleri şöyle saymıştır:
“… O (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkınca sırtını Kabe’ye yaslar. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)) tabilerinden 313 kişi tabi olur. Hz. Mehdi (a.s.) ilk önce şu ayeti okur: “EĞER MÜMİN İSENİZ ALLAH’IN BIRAKTIĞI SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.” (HUD SURESİ, 86) Bu ayeti okuyup şöyle der: “BEN SİZİN İÇİN ALLAH’IN BIRAKTIĞI VE HALİFESİYİM (Müslümanların manevi lideriyim). BEN ONUN HÜCCETİYİM.” HZ. MEHDİ (A.S.)’A SELAM VERENLER ŞÖYLE SELAM VERİRLER: “SELAM SANA EY ALLAH’IN YERYÜZÜNDE BIRAKTIĞI (BAKİYYESİ!)” Sonra herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) bey’at (biat) eder. (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) Adamlarının sayısı on bine ulaşır. Allah’ın dışında bir başkasına ibadet eden, Musevi ve Hıristiyan olan herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) iman eder. Böylece yeryüzünde tek bir millet hasıl olur; o İslam milletidir. Sonra Allah’tan başkasına tapanların üzerine gökten bir ateş düşer ve onları yakar. Doğrusunu Allah bilir.” (Nurul Ebsar, Ehl-i Beyt, Oniki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri Şeblenci (1250),Tercüme: Saim Güngör, (Pamuk Yayıncılık Nisan 2004 Cilt: 628 77 93) s. 594) |
• NUR SURESİ’NİN 55. AYETİ
| ALLAH, İÇİNİZDEN İMAN EDENLERE VE SALİH AMELLERDE BULUNANLARA VA’DETMİŞTİR: HİÇ ŞÜPHESİZ ONLARDAN ÖNCEKİLERİ NASIL ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILDIYSA, ONLARI DA YERYÜZÜNDE ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILACAK, KENDİLERİ İÇİN SEÇİP BEĞENDİĞİ DİNLERİNİ KENDİLERİNE YERLEŞİK KILIP SAĞLAMLAŞTIRACAK VE ONLARI KORKULARINDAN SONRA GÜVENLİĞE ÇEVİRECEKTİR. ONLAR, YALNIZCA BANA İBADET EDERLER VE BANA HİÇ BİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAZLAR. KİM BUNDAN SONRA İNKAR EDERSE, İŞTE ONLAR FASIKTIR.
(Nur Suresi, 55) Ali bin Hasan kanalıyla Ayyasi tarafından rivayet edildi: Onun yanında bu ayet-i kerime okundu: Onlar Allah’a yemin olsun ki bizim ehli beytin sevenlerindendir. ALLAH BİZDEN BİR ŞAHSIN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ELİYLE ONLARA (BUNU) YAPTIRIR. O ŞAHIS İSE BU ÜMMETİN MEHDİSİDİR. (Mecmau’l beyan fi tefsiri’l-Kuran Ebu Ali Eminuddin Fazl, Hasan b. Fazl Tabersi 1986, c:4, sf. 832) |
| Ayaşi tefsirinde:
Zeynel-Abidin Hz.leri: … (Nur Suresi, 55) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “VALLAH! ONLAR, BİZ EHL-İ BEYTİ SEVENLERDİR. ALLAH ONLAR İÇİN BUNU MUHAKKAK YAPACAKTIR, BİZDEN BİRİNİN ELİYLE… Kİ O BU ÜMMETİN MEHDİSİ’DİR.” |
• ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ
| “ANDOLSUN BİZ ZİKİR’DEN (BÜTÜN SEMAVİ KİTAPLAR VEYA TEVRAT) SONRA ZEBUR’DA DA ‘HİÇ ŞÜPHESİZ, SALİH KULLARIM YERYÜZÜNE MİRASÇI OLACAKLARDIR’ DİYE YAZDIK.”
İMAM MUHAMMED BÂKIR (A.S) BU AYETLE İLGİLİ OLARAK ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: “BUNLAR, AHİR ZAMANDA ZUHUR EDECEK OLAN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ASHABIDIR.” ( Mecma-ul Beyan Tefsiri.) |
• MAİDE SURESİ’NİN, 54. VE EN’AM SURESİ’NİN, 89. AYETLERİ:
| Maide suresi, 54. ayet: “EY İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK Kİ O ONLARI (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI) SEVER, ONLAR DA O’NU SEVERLER. MÜMİNLERE KARŞI ALÇAK GÖNÜLLÜ, KÂFİRLERE KARŞI ONURLU VE ŞİDDETLİDİRLER. ALLAH YOLUNDA CEHD (FİKRİ MÜCADELE YAPARLAR) EDERLER VE HİÇBİR KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR…”
… İmam Cafer Sadık (a.s) bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “BU AYETTE İŞARET EDİLEN GÖREVİN SAHİBİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) KORUMA ALTINDADIR. ŞAYET İNSANLARIN TÜMÜ GİTSELER DE, ALLAH ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) VE ASHABINI GETİRECEKTİR. ONLAR YÜCE ALLAH’IN HAKLARINDA ŞÖYLE BUYURDUĞU KİMSELERDİR: ‘Şimdi şunlar, bunları inkâr ederse, BİZ BUNLARI İNKÂR ETMEYECEK BİR TOPLUMU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI), BUNLARA VEKİL BIRAKMIŞIZ. (En’am 89) ONLAR (HZ. MEHDİ (A.S.) VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLAR) ŞU AYETİN KASTETTİĞİ KİMSELERDİR: “EY İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, (BİLSİN Kİ) ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK ki… (Maide Suresi, 54)..” (Tefsir-un Nu’mani.) |
• YASİN SURESİ’NİN, 30. AYETİ:
| AMA HÜCCET (HZ. MEHDİ (A.S.)) HALKI TANIR, HALK İSE ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) TANIYAMAZ. TIPKI YUSUF GİBİ. YUSUF HALKI TANIDIĞI HALDE ONLAR YUSUF’U İNKAR EDERLERDİ. SONRA HZ. ALİ ŞU AYETİ OKUDU: “KULLARA YAZIKLAR OLSUN, RESUL ONLARA GELDİKÇE ONUNLA ALAY EDİYORLARDI.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162) |
• ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ:
| ANDOLSUN, BİZ ZİKİRDEN (TEVRAT’TAN) SONRA ZEBUR’DA DA: “ŞÜPHESİZ ARZ’A SALİH KULLARIM VARİSÇİ OLACAKTIR.” diye yazdık. İmam Bakır ve Sadık’tan rivayet edilmektedir: “Buradaki (ayette bildirilen) “SALİH KULLAR”, HZ. MEHDİ (A.S) VE ARKADAŞLARIDIR.” (Hüseyin es-Şirazi, sf. 113) |
• NEML SURESİ’NİN, 62. AYETİ:
“YA DA SIKINTI VE İHTİYAÇ İÇİNDE OLANA, KENDİSİNE DUA ETTİĞİ ZAMAN İCABET EDEN,
KÖTÜLÜĞÜ AÇIP GİDEREN VE SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ KILAN MI? …”
| NEML SURESİ, 62. AYETLE İLGİLİ HADİS:
Muhammed bin Müslim şöyle der: “Haceti (ihtiyaç, muhtaçlık içinde) olan biri O’nu çağırdığında O’na icabet eder.” ayeti hakkında İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: Bu ayet Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) aleyhisselam hakkında nazil olmuştur. Beyaz bir kuş şeklinde Kabe’nin oluğundan gelip HALKIN İÇİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’A İLK BİAT EDECEK OLAN CEBRAİL ALEYHİSSELAMDIR. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s.37 |
• BAKARA SURESİ’NİN, 155. AYETİ:
Andolsun, BİZ SİZİ BİRAZ KORKU, AÇLIK VE BİR PARÇA MALLARDAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN
EKSİLTMEKLE İMTİHAN EDECEĞİZ. Sabır gösterenleri müjdele.
| … Ebu Basir’den: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) KIYAMINDAN ÖNCE *BİR YIL HALK AÇ KALACAK VE ONLARI ÖLDÜRÜLME KORKUSU SARACAK; MALLARI, CANLARI VE MAHSULLERİ AZALACAK. Bu olay Allah’ın Kitabı’nda açıkça yazar. Sonra bu ayeti tilavet etti: “SİZLERİ KORKU, AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE SABREDENLERİ MÜJDELE.” (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 297) |
*Hz. Mehdi (a.s.)’ın kıyamından önce dünya çapında 7 yıl süren çok büyük bir ekonomik buhran yaşanacaktır. İmam Caferi Sadık (a.s.), 7 yıl sürecek olan bu ekonomik krizin özellikle bir yıl boyunca daha da şiddetini artıracağına ve etkisini göstereceğine dikkat çekmiştir.
Aynı şekilde Muhammed Bin Müslim’den aktarılan diğer bir rivayete göre ise;
| • İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:
• Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kıyamından önce belirtiler vardır: “Yüce Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir. Bu belirtiler nelerdir? Diye arzettim. • Buyurdu ki: O, ALLAH AZZE VE CELLE’NİN ŞU BUYRUĞUDUR. “SİZLERİ KORKU, AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE SABREDENLERİ MÜJDELE.”• Buyuruyor ki: Siz müminleri mutlaka imtihan edeceğiz. Korku ile yani saltanatlarının sonlarına doğru filanca oğullarının hükümeti ile korkutacağız. Ve açlıkla, yani mahsullerin pahalılığı ile. Malların azalması yani, ticaretlerin kesat olması ve faziletinin azalması. Canlar (ın azalması) yani, hızlı ve ani ölümler. Mahsuller(in azalması) yani, çiftçiliğin azalması ve meyvelerin bereketinin azalması. SABREDENLERİ MÜJDELE YANİ, İŞTE O ZAMAN KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ALEYHİSSELAM’IN ZUHURU İLE (ONLARI MÜJDELE. Sonra bana buyurdu ki: Ey Muhammed! Bu onun te’vilidir. (asıl mana ve yorumu budur). Allah azze ve celle buyuruyor ki: “Onun tevilini sadece Allah ve ilimde derin olanlar bilirler.” |
• A’Lİ İMRAN SURESİ’NİN, 83. AYETİ:
PEKİ ONLAR, ALLAH’IN DİNİNDEN BAŞKA BİR DİN Mİ ARIYORLAR? OYSA GÖKLERDE VE YERDE HER NEAYA VARSA -İSTESE DE, İSTEMESE DE- O’NA TESLİM OLMUŞTUR VE O’NA DÖNDÜRÜLMEKTEDİRLER.
| Tefsir-i Ayaşi’de, İmam Musa Kazım’ın nakliyle, bu ayetin Hz. Mehdi (a.s.)’a baktığı rivayet edilmektedir. |
• HADİD SURESİ’NİN, 17. AYETİ:
| BİLİN Kİ GERÇEKTEN ALLAH, ÖLÜMÜNDEN SONRA YERYÜZÜNE HAYAT VERİR. ŞÜPHESİZ BİZ, UMULUR Kİ AKLINIZI KULLANIRSINIZ DİYE SİZE AYETLERİ AÇIKLADIK. (Hadid Suresi, 17)
Selam b. Müstenir de, İmam Muhammed Bakır (aa)’dan şu hadisi rivayet etmiştir: “ALLAH TEALA, KIYAM EDECEK HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ELİYLE YERİ DİRİLTECEKTİR. O (HZ. MEHDİ (A.S.)), ADALET ÜZERE HALKI YÖNETECEKTİR. BÖYLECE YERYÜZÜ ZULÜMLE ÖLDÜKTEN SONRA, HZ. (MEHDİ (A.S.)) ADALETLE TEKRAR DİRİLTECEKTİR.” (Şeyh Tusi, Gaybet, s. 120; Duhayyil, el-Hz. Mehdi, s. 57) |
• HUD SURESİ’NİN 8. AYETİ
Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
| …İshak bin Abdülaziz’den:
İmam Caferi Sadık aleyhisselam “ONLARIN UĞRAYACAKLARI AZABI SAYILI BİR ÜMMETE DEK ERTELERSEK ayeti hakkında şöyle buyurdu: Azap, Kaim aleyhisselam’ın (Hz Mehdi (as)’ın) kıyamıdır. Sayılı bir ümmet ise Bedir’de savaşanların sayısı kadar olan ashabıdır.” |
• BAKARA SURESİ’NİN 148. AYETİ
… Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.
| …Ebu Basir’den:
İMAM CAFERİ SADIK ALEYHİSSELAM “HAYIRLI İŞLERE DOĞRU KOŞUN, NEREDE OLURSANIZ OLUN ALLAH HEPİNİZİ BİRDEN TOPLAR, BİRLEŞTİRİR ayeti hakkında şöyle buyurdu: “Kaim (Hz Mehdi (as)) ve ashabı hakkında nazil olmuştur. Allah onları (Hz Mehdi (as) ve ashabını) vaatsiz olarak biraraya toplayacaktır.” |
• RAHMAN SURESİ’NİN 41. AYETİ
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.
| …Ebu Basir’den:
İmam Caferi Sadık aleyhisselam “SUÇLULAR ÇEHRELERİNDEN TANINACAK ayeti hakkında şöyle buyurdu: ALLAH ONLARI TANIR, LAKİN BU AYET KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. (HZ. MEHDİ (A.S.)) ONLARI ÇEHRELERİNDEN TANIYACAK VE ASHABI İLE BİRLİKTE ONLARI FİKREN DARMADAĞIN EDECEK. |
• FUSSİLLET SURESİ’NİN 53. AYETİ
BİZ AYETLERİMİZİ HEM AFAKTA, HEM KENDİ NEFİSLERİNDE ONLARA GÖSTERECEĞİZ; ÖYLE Kİ, ŞÜPHESİZ ONUN HAK OLDUĞU KENDİLERİNE AÇIKÇA BELLİ OLSUN. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
| Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselama Allah azze ve cellenin bu ayetin tefsiri soruldu: “PEK YAKINDA ONLARA ALEMDEKİ VE CANLARINDAKİ DELİLLERİ GÖSTERECEĞİMİZ ZAMAN, SONUNDA ONUN HAKK OLDUĞUNU ANLAYACAKLARDIR.” Şöyle buyurdu: Onlara nefislerindeki mesh (hayvanlaşma) gösterilecek ve alemin onlara artık daraldığı gösterilecek. Böylece onlar Allah’ın kudretini hem kendi nefislerinde hem de alemlerde göreceklerdir. “Sonunda onun hakk olduğunu anlayacaklardır.” İşte o zaman Kaim’in (Hz Mehdi (as)’ın) zuhurdur. O (Hz. Mehdi (a.s.)) Allah Azze ve Celle’den gelen hakktır ve bu halk onu (Hz. Mehdi (a.s.)’ı) mutlaka görecektir.” |
• MAİDE SURESİ’NİN 54. AYETİ
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
| Süleyman bin Haruni İcli şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisseslam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Bu emrin sahibinin (Hz Mehdi (as)’ın) ashabı mahfuzdurlar, eğer halkın hepsi ölse dahi Allah onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ashabını getirir. Allah azze ve celle onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar ona karşı kafir olsalarda, O’na öyle bir kavim vermişiz ki ona karşı kafir olmazlar.” Allah onlar Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) hakkında ayrıca şöyle buyurmuştur: “Allah öyle bir kavim getirecek ki Allah onları (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabını) sever, onlar da Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı getirir Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı azizdirler.” |
• BAKARA SURESİ’NİN 249. AYETİ
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “DOĞRUSU ALLAH SİZİ BİR IRMAKLA İMTİHAN EDECEKTİR. …”
| Ebu Basir şöyle der: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Talut’un ashabı bir nehirle imtihan olunmuş ve Allah onlar hakkında “Sizleri bir nehir ile deneyeceğiz.” buyurmuştu. KAİM (HZ. MEHDİ) ALEYHİSSELAM’IN ASHABI DA TIPKI ONUN GİBİ İMTİHAN OLUNACAKLAR.” |
• ALİ İMRAN SURESİ’NİN 200. AYETİ
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.
| İmam Bakır (A.S.) bu ayette şöyle ma’na vermişlerdi:
“Ey Muhammediler! Farzların edasında sabrediniz, düşmanlarınızın eziyetlerinde musabere ediniz, birbirinize yardım ediniz, İMAMINIZ MEHDİ RESULE SIMSIKI SARILINIZ.” Süleyman İbrahim, Meveddet Pınarları, Hz. Muhammed Aleyhisselam ve Al-i Aba, On İki İmam, Hz. Mehdi (a.s.) Resul Hakkındaki Ayet ve Hadisler, Çeviren: Adnan M. Selman, s. 219) |
• TEVBE SURESİ’NİN 33. AYETİ
Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.
| İmam Ca’fer Sadık Hz.leri bu ayet hakkında:
“Vallahi! Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) zuhur etmeden bu ayetin ma’nası tecelli etmez. Abaye bin Reb’i’den, Emirel Mü’minin Hz. Ali (k.v.) yukarıda zikredilen ayet hakkında: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a kasem ederim ki! Hiçbir köy kasaba ve şehir kalmayacak ki, sabah akşam içinde, “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resullullah denmesin” buyurdu. İmam Zeynel-Abidin ve İmam Muhammed Bakır Hz.leri: “Cenab-ı Hakk muhakkak Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ile İslam dinini bütün dinlere galip getirecektir.” buyurdular. |
YUNUS SURESİ’NİN 20. AYETİ
Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.”
| …CA’FER SADIK HZ.LERİ: “BU AYETTEKİ GAYB, HZ. MEHDİ (A.S.)’DIR buyurdular: |
• HUD SURESİ’NİN 80. AYETİ
DEDİ Kİ: “SİZE YETECEK GÜCÜM OLSAYDI VEYA SAĞLAM BİR YERE SIĞINABİLSEYDİM.”
| Meali: Hz, Lut (a.s.) Allah’a şikayet ederek kavmine hitaben: Ne vardı, size karşı gelmek için benim bir kuvvetim olsaydı veya çok sarp bir kaleye sığınabilseydim.
İmam Ca’fer Sadık Hz.leri: “Bu ayet-i kerimedeki Hz. Lut (a.s.)’ın temenni ettiği kuvvet, Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kuvveti, sığınmak istediği kale de Hz. Mehdi (a.s.)’ın ashabı idi. ‘Rukn-i Şedid’ onlardır. Onlardan biri kırk adam kuvvetindedir ve her birinin kalbi demir gibidir….” buyurmuşlardır. |
• YUNUS SURESİ’NİN 110. AYETİ
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
| Mufaddal’dan, Cafer Sadık Hz.lerinden, babasından, babalarından, Emirel Mü’minin Hz. Ali’den (k.v.):
Allah’ın nusratı (zaferi), ancak insanların ölümü yaşamaya tercih ettikleri zaman gelir, Rabbimin Kitab-ı Celilinde şu ayette beyan ettiği gibi:… Ta ki peygamberler ‘Nusrat-ı mev’udenin hemen tecelli etmemesinden” ümitsiz oldukları, yalana çıkarıldıklarını zannettikleri bir zamanda, ansızın yardımımız (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara yetişti. Biz istediğimizi kurtarırız. CENAB-I HAKK’IN NUSRATI KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.) ) İLE GELECEK. |
• ENBİYA SURESİ’NİN 105. AYETİ:
Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da: “Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır” diye yazdık.
| Biz bunu Levh-i Mahfuz’da yazdıktan sonra kasem olsun Zebur’da da yazmıştık. Muhakkak Arza salih kullarım varis olur.
Muhammed Bakır ve Ca’fer Sadık Hz.leri: |
• HAC SURESİ’NİN 41. AYETİ
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.
| Ebu’l Carud’dan:
… O zulm ile yurdlarından çıkarılan kimselere, eğer arzda yer verirsek, ‘onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) iktidar sahibi olunca şımarmazlar”, namazlarına devam ederler, zekatlarını verirler, ma’rufu emrederler ve kötülükten nehyederler. Bunların bütün umurunun akıbeti Allah’a aittir. İmam Bakır Hz.leri : “BU AYET HZ. MEHDİ (A.S.) VE ASHABI HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. ALLAH ONLARI DOĞUDAN BATIYA KADAR, BÜTÜN DÜNYAYA SAHİB YAPACAK, İSLAM’I ONLARLA YÜCELTECEK, ZULÜMDEN VE BİD’ATDEN ESER KALMAYACAK. “ |
• ZARİYAT SURESİ’NİN, 23. AYETİ
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, ŞÜPHESİZ, O (SİZE VA’DEDİLEN) SİZİN (ARANIZDA) KONUŞTUKLARINIZ KADAR, ELBETTE KESİN BİR GERÇEKTİR.
| “Meali: Semaların ve arzın Rabbi hakkı için şüphesiz o (Hz. Mehdi (a.s.)), söylediğiniz söz gibi haktır.
Bu ayette de Cenab-ı Hakk: “SEMAVATIN VE ARZIN RABBİNE YEMİN EDERİM Kİ, KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ZUHURUNUN VA’Dİ, KONUŞTUĞUNUZ SÖZ GİBİ ŞÜPHESİZ VE HAKDIR” buyuruyor. |
• RUM SURESİ’NİN 4., 5. AYETLERİ
…Ve o gün mü’minler sevineceklerdir. Allah’ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder…
| İmam Ca’fer Sadık (a.s.) bu ayet hakkında: “KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ZUHUR EDİNCE, MÜ’MİNLER ALLAH’IN NUSRATI İLE FERAHLANACAKLAR” buyurdu. |
• FUSSİLET SURESİ’NİN 53. AYETİ
Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
| Ebu Basir’den: İmam Bakır hazretlerine bu ayet hakkında sorulduğunda şöyle buyurdular: “İçlerinde ve dışlarında Allah’ın acib ve garib mu’cizelerini görecekler ki, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURUNUN HAK OLDUĞUNA İNANACAKLAR. BUNDA HİÇ KİMSENİN ŞÜPHESİ KALMAYACAK.” |

05 Temmuz 2010
Popularity: unranked [?]
Peygamberimiz (sav) ‘in tebliğ mektupları
23 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya
Download PDF (139 KByte)
Download DOC (8 KByte)
Peygamberimiz (sav) ‘in tebliğ mektupları
Allah Rasulü Muhammed’den Habeş Necaşisi Ashama’ya.
Kendisi’nden başka İlah bulunmayan gerçek Hükümdar, Mukaddes, Selam, Koruyucu, Kurtarıcı olan Allah’ın övgüsünü sana iletirim. Tasdik edip şehadet ederim ki; Meryem oğlu İsa Allah’ın Ruhu ve Kelimesi’dir. Kendisine dokunulmamış Meryem’e nasib edilmiştir. Böylece Meryem İsa’ya hamile kalmış, Allah Teala da Ruh ve Nefesi’nden olmak üzere Adem’i nasıl yarattıysa onu da öylece yaratmıştır. Seni Tek olan ve Eşi bulunmayan Allah’a çağırıyorum. O’na itaat konusunda karşılıklı yardıma çağırıyorum. Beni takib et, bana uy ve bana gelen şeye iman et. Muhakkak ki ben, Allah’ın Resuluyüm. Bu nedenle seni ve etrafında bulunan askerlerini Allah’a iman etmeye davet ediyorum. Nasihat ve sözlerim size ulaşınca kabul etmenizi tavsiye ederim. Amca tarafından yeğenim olan Cafer’i yanında az sayıda Müslüman grubuyla beraber sana doğru yola çıkarıyorum. Selam gerçek hidayet yolu üzerinde bulunanlara olsun.
Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den, Bizanslıların büyük reisi Herakliyus’a: “Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam’a davet ediyorum. İslam’ı kabul et ki felah bulasın. İslam’ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes’in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah’a taparız, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah’ın dışında sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allah’a teslim olanlarız).
Allah Resulü Muhammed’den, İranlıların büyüğü Kisra’ya: Selam, hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka İlah olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun! Seni İslam’ı kabule çağırıyorum. Zira Ben, Allah’ın, canlı olan herkesi uyarmak ve ilahi kelamın kafirlere karşı hükmünü tamamlaması için tüm insanlara gönderdiği elçisiyim. Şimdi İslam’a teslim ol ve felaha er. Ama eğer reddedersen, o zaman Mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.
Allah Resulu Muhammed’den, Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e: “Selam, hakikat yoluna tabi olanlar üzerine olsun! Sizin her ikinizi İslam’ın davetine çağırıyorum. İslam’a tabi o-lun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın tüm canlıları uyarmak üzere ve vaadini kafirler üzerine tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim. Şimdi, eğer her ikiniz de İslam’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama ikiniz de (İslam’ı) kabul etmeyi reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir, süvarilerim, ülkenizde ordugah kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.”
Allah Resulü Muhammed’den, El-Münzir b. Sava’ya! Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilah olmayan tek bir Allah’a hamd etmeye çağırıyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür. Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah’ı hatırlatırım ki; zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir; ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca, kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda iyi düşünmüş olur. Muhakkak benim elçilerim seni övmüşlerdir. Ben de senin halkına şefaatini kabul ediyorum. İmdi, Müslüman olmadan evvel sahip oldukları şeyleri Müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum. İmdi sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Biz ise, sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Aksine, kim ki Yahudilik ya da Mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır. Bu mektuplar, Müslümanların Ehl-i Kitap ve diğer müşrik ve inkarcılar ile olan ilişkilerinde nasıl davranacaklarını görmeleri açısından günümüzde de çok değerli tebliğ örnekleridir. Dinsizliğe karşı mücadele etmesi gereken Müslümanların ve Ehl-i Kitab’ın birleştirilmesi için de bir yöntemdir. Bu birliktelik, Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bugünlerde dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri olacaktır.
Popularity: unranked [?]
Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman kendisine Mehdi denilmesini kabul etmez
22 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya
Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman kendisine Mehdi denilmesini kabul etmez |
|
| Sayın Adnan Oktar’a sevenleri “Mehdi” dese, kendisi bu durumu kabul eder diye bir şey asla söz konusu değildir. Hz. Mehdi (as) ömür boyu kendisine Mehdi dedirtmeyecektir. Sayın Adnan Oktar da Hz. Mehdi (as)’a zemin hazırlayan bir mümin olarak kendisine böyle birşey dedirtmez. Üstelik Sayın Oktar daha önce defalarca, kendisine Mehdi denilmesini kabul etmeyeceğini açıklamıştır. Ancak bazı kimselerin bu konudaki yorumlarından, Hz. Mehdi (as) konusunu net ve açık olarak anlatmamak, mümkün olduğunca flu tutmak ve Mehdiyet konusundan uzak kalmak düşüncesi içerisinde oldukları hissedilmektedir.
Örneğin 1979 yılında yaşanan Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, 1979′da Afganistan’ın işgali, 1979′da Fırat’ın suyunun tarihte ilk kez kesilmesi, 1980 yılındaki İran-Irak Savaşı, 1986 yılının Ramazan ayında 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarının olması, 1986 yılında Halley kuyruklu yıldızının çıkışı, 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızının çıkışı Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla ilgili zaman bildiren adreslerdir. Bizi Hz. Mehdi (as)’a götüren mekanla ilgili adresler ise; Hz. Mehdi (as)’ın beraberinde olacak kutsal emanetlerin İstanbul’da bulunması, 1979′da İstanbul’da meydana gelen tanker patlamasıyla kör güzün bile göreceği bir ateş sütununun oluşmasıdır. Hadislerde Peygamber Efendimiz (sav)’in bildirdiği, Hz. Mehdi (as)’ın burnunun ince ve güzel olması, sağ bacağında siyah bir iz olması, alnında bir ben olması, alnında bir yara izi olması, sırtında yaprak şeklinde bir ben olması, alnının geniş olması, kaşlarının arasında tek bir kaş çatma çizgisi olması, dişlerinin parlak olması, yanağında açık renkli bir ben olması, omuzunda nübüvvet mührü olması, siyah saçlı olması, geniş vücutlu olması, karnının geniş, uyluklarının geniş olması, kaşlarının kavisli olması gibi dış görünüm alametleri de şahsıyla ilgili adreslerdir. Hz. Mehdi (as)’ın icraatları ile ilgili adresleri de Bediüzzaman Hazretleri belirtir ki bunlar; maddiyyun tabiyyun yani Darwinist-materyalist felsefeyi fikren tam anlamıyla yıkması, iman-ı tahkikiyi neşr (delillere dayalı imanı yaymak) ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak (iman edenleri sapkınlıktan korumak), İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmesi ve İslam Birliği’ni oluşturmasıdır.
Kuran’da Allah’ın müjdelediği haberlerden biri de bu yüzyılda Hz. İsa (as)’ın yeniden dünyaya gelecek olmasıdır. Rabbimiz, Hz. İsa (as)’ın kıyamete yakın geleceğini ve geldiğinde O’na inanıp, uymamızı emreder:
Bir başka ayette Hz. İsa (as) geldiğinde yeryüzünde ona inanmayacak hiçkimsenin kalmayacağını bildirmiştir. Bu açık ve net olarak İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olması demektir.
Hz. İsa (as) geldiğinde, Hz. Mehdi (as) ile birlikte deccale karşı ilmi mücadele verecek ve bu ilmi mücadeleyle deccali etkisiz hale getirip, İslam ahlakının dünya hakimiyetini gerçekleştireceklerdir. Allah Nur Suresi’nin 55. Ayetinde İslam’ı dünyaya hakim edeceğini ve Müslümanların huzur ve güven içinde yaşayacaklarını şöyle bildirmiştir:
Sonuç olarak bu Kuran ayetleri, hadisler ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin anlattıklarına göre Müslümanların, “Hz. Mehdi (as)’ın gelmiş olması gerekir, ben de bildirilen tarife göre, Hz. Mehdi (as)’ı arıyorum ve ona talebe olmak istiyorum” demeleri şarttır, ancak Müslümanların bir kısmının bu samimi tavırdan uzak oldukları görülmektedir. Bu kimseler kendi akıllarınca Mehdiyet konusunu geçiştirmeye çalışmaktadırlar. Bu, deccalin yöntemidir. Zira Hz. Mehdi (as) deccalin zıddıdır ve deccali ilmen yok edecek güçtedir. Bu nedenle, deccal, Hz. Mehdi (as)’dan hiç hoşlanmaz, kendince onun etkisini yok etmeye çalışır. Onu, önce fikren yok etmeye çalışır, daha da olmazsa hakaret etmeye başlar. İlimle galip gelemeyince bu kez psikolojik mücadeleye başlar. “Hz. Mehdi şahsı manevidir, ruhtur, gelmeyecek, hadislerde bildirilen alametlere önem vermeyin, Hz. Mehdi (as)’ı aramayın” gibi telkinlerde bulunur. Peygamberimiz (sav)’e uyan, Kuran’ı rehber edinmiş, İslam ahlakının hakimiyetinin bir an önce gerçekleşmesini isteyen ve bunun için gayret eden salih müminlerin ise deccaliyetin bu sinsi telkinlerinden etkilenmeyeceği açıktır. Samimi müminler, Peygamberimiz (sav)’in verdiği adreslere bakarak, Hz. Mehdi (as) geldiğinde, Allah’ın izniyle, bu mübarek zatı imanın nuruyla hemen tanıyıp bilirler. 09 Mart 2010 |
|
Popularity: 100% [?]
Güneş Tutulması >>>
15 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaGüneş Tutulması
| Güneş alamet olarak doğmadıkça Mehdi çıkmayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33) |
|||

Güneş’te oluşacak alamet, 20. yüzyılda yaşanan patlamanın yanısıra, geçtiğimiz yıllarda yaşanan büyük Güneş tutulmasına da işaret ediyor olabilir. 11 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen Güneş tutulması 20. yüzyılın son tam Güneş tutulmasıdır. İlk kez bu kadar çok insan Güneş tutulmasını, hem de bu kadar uzun bir süre izleyebilmiş, inceleme fırsatı elde etmiştir. Bu tutulmada dikkat çeken bir nokta da Türkiye’nin de bu tam tutulmanın en iyi izlendiği ülkelerden birisi olmasıdır. Bartın’dan Silopi’ye kadar, yaklaşık olarak 12 şehir ve 100 ilçe tutulmayı gözleyebilmiştir.
![]() |
|
|
Bu kadar işaretin birarada ve çok kısa bir zaman dilimi içinde ardarda gerçekleşmiş olması elbette tesadüf değildir. Bu işaretler Allah’ın inanan kullarına birer müjdesidir.
Popularity: unranked [?]
Kabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması >>>
15 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaKabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması
| Onun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 168-169) |
|||
| İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina’ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 35) | |||
Yukarıdaki hadislerde “onun çıkacağı yıl” cümlesi ile, Mehdi’nin çıkış tarihinde Hac sırasında meydana gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979 yılında, Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir katliam yaşanmıştır. Bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve Mehdi’nin çıkışının diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir.
Yine hadis-i şerifte kanların akacağından bahsedilerek öldürme olaylarına dikkat çekilmiştir. Baskın sırasında Suudi askerleri ile militanlar arasında meydana gelen çarpışmada 30 kişinin öldürülmesi bu rivayetin kalan kısmını da doğrular.
1979 (Hicri 1400)’de gerçekleşen bu Kabe baskınının ardından 7 sene sonra Hicri 1407 yılında, Hac sırasında çok daha büyük kanlı bir olay meydana gelmiştir. Bu olayda caddelerde gösteri yapan hacılara saldırılarak 402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır. Beyt-ül Muazzama’nın yanında, Müslümanların (Suudi Arabistan askerleri ile İran’lı Hacıların) birbirlerini öldürmeleri ile bir hadiste haber verildiği gibi “büyük günahlar işlenmiştir”. Bu kanlı olaylar ilgili hadislerde tarif edilen ortamla çok büyük benzerlikler taşımaktadır:
| Resulullah buyurdu: Ramazan’da bir seda, Şevval’de bir ses, Zilkade’de kabileler arasında savaş olur. Hacılar talana uğrar. Mina’da ölülerin çok olacağı bir savaş olur, öyle ki orada taşları kan gölü içinde bırakacak kadar kan akar. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 31) | |||
| Ramazan’da bir seda olur. Şevval’de de bir seda olur. Zilkade’de kabileler birbiriyle çarpışır. Zilhicce’de hacılar talana uğrar. Muharrem’de gökten şöyle nida olur. “Dikkat ediniz. Filan kimse Allah’ın halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiniz ve ona uyunuz.” (Ramuz El Hadis, 2/518-5) | |||
| Şevval ayında ayaklanma, Zilkade’de harb konuşmaları, Zilhicce’de ise harb vaki olacak. Hacılar soyulacak, kanları (Cemretül Akabe) üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 166) | |||
| Zilkade ayında kabileler savaşır, hacılar kaçırılır, melhameler (kanlı harpler) olur. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 34) | |||
| Şevval’de savaş naraları, Zilhicce’de harb ve kıtal (muharebe, kavga) olur, yine Zilhicce’de Hacı talana uğrar, hatta caddeler kandan geçilmez ve haramlar çiğnenir. Beyt-ül Muazzama’ın yanında büyük günahlar işlenir. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 37) | |||
![]() |
|
|
Hadislerde geçen ifadeleri incelediğimizde de aynı dönemle ilgili önemli olaylara işaretler bulunduğu görülecektir:
Beyt-ül Muazzama’nın yanında büyük günahlar işlenir.
Yukarıdaki hadiste, Beyt-ül Muazzama’nın (Kabe’nin) içinde değil, yanında çıkacak olaylara dikkat çekilmektedir. 1407 yılının Zilhicce Ayı’nda (Hac mevsiminde) meydana gelen olaylar da ilkinden farklı olarak Kabe’nin içinde değil yanında gerçekleşmiştir. En başta anlattığımız olay ise 1 Muharrem 1400′de Beyt-ül Muazzama’nın (Kabe’nin) bizzat içerisinde olmuştur. Her iki olay da rivayetlerin işaretine uygun bir şekilde gerçekleşmiştir.
Kabe’de kan akıtılması, hacıların katledilmesi gibi, hadislerde haber verilen böyle önemli iki büyük hadisenin Mehdi hakkında bildirilen tüm alametlerin çıktığı dönemde birbiri ardına gerçekleşmesinin bir rastlantı olamayacağı açıktır.
… Zilhicce’de harb ve kıtal (muharebe, kavga) olur.
Hadislerde, bu savaş ve çatışmalardan, hacıların öldürülmesi konusu ile birlikte bahsedilmesi söz konusu olayların aynı zaman diliminde meydana geleceklerini göstermektedir. Aynı dönem, İran-Irak Savaşı’nın çıktığı, Ortadoğu ülkelerinde çatışma ve karışıklıkların en yoğun yaşandığı bir dönemdi.
Popularity: unranked [?]
Kuyruklu Yıldızın Doğması >>>
15 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaKuyruklu Yıldızın Doğması
| O gelmeden önce, doğudan ışık veren bir kuyruklu yıldız görünecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 53) | |||
| O yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32) | |||
| … Ne zaman ki Melikler seyahat, zenginler ticaret, fakirler dinlenmek, hafızlar gösteriş yapmak için hacca giderler; işte o zaman, kuyruğu bulunan bir yıldız zuhur edecektir. (Kıyamet Alametleri, s.123) | |||
Hadislerde belirtildiği gibi:
- 1986 yılında (Hicri 1406′da) yani 14. yüzyıl başlarında “Halley” kuyruklu yıldızı Dünyamız’ın yakınından geçmiştir. Bu kuyruklu yıldız parlak ışıklı bir yıldızdır.
- Hareket yönü doğudan batıya doğrudur.
- 1981 ve 1982 (Hicri 1401-1402) yıllarında meydana gelen Ay ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır.
Bu yıldızın doğuşunun da diğer çıkış alametleri ile aynı zamanda meydana gelmesi, Halley kuyruklu yıldızının hadiste işaret edilen yıldız olduğunu doğrular niteliktedir.

Bu yıldız geçtiğinde meydana geldiği rivayet edilen bazı önemli olaylar da şunlardır:
- Hz. İsa doğmuştur.
- Peygamber Efendimiz (sav)’e ilk vahiy gelmeye başlamıştır.
- Osmanlı Devleti tarih sahnesinde yer almaya başlamıştır.
- İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde de bu yıldız görülmüştür.
Halley Kuyruklu Yıldızı Hakkında Bazı İlginç Rakamlar
![]() |
|
Cronicle 20th, Mart 1986, s.1278
|
Halley kuyruklu yıldızı ile ilgili bazı sayıların “19″ sayısının tam katları olması da oldukça dikkat çekicidir:
Halley Kuyruklu Yıldızı 76 yılda bir geçiyor 76 = 19 x 4
Bu yıldız en son Hicri 1406′da görüldü 1406 = 19 x 74
Bu konuyla ilgili bir diğer ilginç durum da şudur: Yukarıda da hesapladığımız gibi Halley yıldızının geçmiş olduğu Hicri 1406 yılı 19′un tam 74 katıdır. “74″ sayısı ise aynı zamanda Kuran-ı Kerim’de 19 mucizesine işaret edilen MÜDDESSİR Suresi’nin sıra numarasıdır.
Kuran’ın Müddessir Suresi’nin (74. sure) 30. ayetinde “19″ sayısının müminler için bir rahmet, inkar edenler için ise bir fitne vesilesi olduğu bildirilmektedir.
Halley kuyruklu yıldızının 19 ile olan bu dikkat çekici bağlantısı da, inkar edenler üzerine bir fitne, müminlere ise bir rahmet müjdelediğine işaret ediyor olabilir.
Müddessir Suresi’nin 1. ve 2. ayetlerinde Hz. Muhammed (sav)’e “EY ÖRTÜNEN! KALK VE KORKUT” şeklinde buyurulmaktadır. Bu, ayetlerin açık anlamıdır. Fakat bu ayetlerin ahir zamana yönelik ikinci bir örtülü, gizli işaretleri de bulunabilir. Belki de “EY GİZLENEN” denilerek Resulullah Efendimiz’in soyundan gelecek olan ve Hicri 1406′da çıkış alametlerinden biri (Kuyruklu Yıldızın doğuşu hadisesi) belirecek olan Mehdi’ye işaret ediliyor olabilir.
Müddessir Suresi
1. Ey örtüsüne bürünen
2. Kalk ve korkut (uyar)
Müddessir: örtünen-bürünen-gizlenen demektir.
Bir başka mucizevi işaret ise Halley yıldızının, 1986 (Hicri 1406)’daki geçişinin, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberlikle vazifelendirildiği MS. 607′den bu yana 19. geçişi olmasıdır.
Kuyruklu Yıldızın Doğması


Popularity: unranked [?]
İran-Irak Savaşı >>>
15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahyaİran-Irak Savaşı
Ahir zamanda meydana gelecek önemli bir savaş hadiste şöyle haber verilir:
|
Şevval ayında ayaklanma Zilkade’de harb konuşmaları,
Zilhicce’de ise harb vaki olacak. (Kıyamet Alametleri,s. 166) |
|||
Önceki sayfadaki hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak Savaşı’nın gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir:
Şevval ayında ayaklanma…
İran Şahı’na karşı olan ilk ayaklanma bilindiği gibi hadiste belirtilen 5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)’de olmuştur.
Zilkade’de harp konuşmaları ve Zilhicce’de ise harp vaki olacak…
Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş tam anlamıyla başlamıştı.
![]() |
|
|
Bir başka hadiste de bu savaşın ayrıntıları şöyle tarif edilir:
| Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun…” Onlar Mutıka çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler… Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar… Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak. (Kıyamet Alametleri, s. 179) | |||
- Faris yönünden gelecek olan: İran tarafından gelecek olan
- Faris: İran – İranlı
- Yazıya inecekler : Ovaya inecekler (Irak Ovası)
- Mutık: Yöredeki bir dağın adı
- Rakabe: Petrol kuyularının çok olduğu bölgedir.
“Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır.”
Hadisin bu bölümünde iki taraf arasında, ırkçılıktan kaynaklanan bir anlaşmazlığın olacağına dikkat çekiliyor olabilir. Bu anlaşmazlık sebebiyle, “Yazı”ya (yani Irak Ovası’na) inileceği ve savaşın başlayacağı anlaşılmaktadır.
Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…
Bu hadisin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.
İran-Irak Savaşı
















18 Mayıs 2009
Popularity: unranked [?]
İmam Rabbani Tarafından Bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin Çıkış Alameti:
13 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHarun Yahya
İmam Rabbani Tarafından Bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin Çıkış Alameti:
BOYNUZU ANDIRAN İKİ UÇLU YILDIZIN ÇIKIŞI
Mükerrer olarak, ŞARK CANİBİNDEN DOĞAN AMUD-U NURANİDEN (nurlu sütundan) sormaktasınız.
Bilesin ki,
Ashabın verdiği habere göre, Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Vaad edilen Mehdi’nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ (1) MÜNEVVER (2) BİR BOYNUZ (3) ÇIKAR.”
Bu rivayetin yapıldığı haşiyede yazıldığına göre, o sütunun iki başı vardı.
Bu sütunun ilk doğuşu, Nuh (as) kavminin helaki zamanında oldu. Aynı şey, İbrahim (as) peygamberi ateşe attıkları sırada dahi doğdu. Firavun’un ve kavminin zamanında dahi doğdu.
Bir de, Yahya (as) peygamberin katledildiği zaman doğdu.
Her kim onu görür, fitnelerin şerrinden Allah’a sığınsın.
Şark tarafında meydana çıkan o beyazlık; önceleri nurlu bir sütun halinde idi. Sonra, ona bir eğrilik geldi; boynuz şeklini aldı.
İhtimaldir ki, onun için:
-iki başlı, isminin verilmesi, şu itibara göre ola: Her iki tarafında da bir incelik olup dişe benzerler; bunun için, her iki tarafta baş itibar edilmiştir. Nitekim, bir süngünün de her iki tarafı incelik taşısa, onun için de:
-İki başlı, tabirini kullanır.
Kardeşim Şeyh Muhammed Tahir Bedahşi Confor’dan geldi. Şöyle anlatıyor:
-O sütunun üst tarafında da iki başı var; iki dişe benziyor. İkisi arasında da kısa bir ayrılık var.
Bu mânanın teşhisi sahrada hasıl oldu.
Aynı haberi, bir başka topluluk da verdi.
Halbuki bu doğuş, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru zamanında olacak zuhur değildir. Zira, onun zuhuru, yüz başlarında olacaktır. Şu anda dahi, yüz başını, on sekiz sene geçmiş vaziyettedir.
Hadis-i şerifte, Mehdi (a.s.)’nin alâmetleri hakkında şöyle anlatılmıştır:
“ŞARK TARAFINDA BİR KUYRUKLU YILDIZ DOĞUP AYDINLIK VERECEKTİR.”

Bu yıldız dahi doğmuştur. Amma o mudur, yoksa onun bir benzeri midir?
Bu yıldıza:
-Kuyruklu yıldız, adının verilmesi, ihtimal ki, şu anlatmalara dayanıyor:
-Sabitlerin seyri, MAĞRİBDEN (BATIDAN) MEŞRİKADIR (DOĞUYADIR) (4)…
Bu yıldızın durumu da, onun seyrine göredir. Yani yüzü meşrik canibine doğru, arkası dahi, mağrib tarafınadır. Bu uzun beyazlık dahi, onun arka tarafındadır. Bu mana icabı olarak, ona:
-Kuyruk… isminin verilmesi yerindedir.
Onun her günkü irtifı (geçiş yönü) ise, meşrikten mağribedir. Ancak o, kısri (kendine has durumunda ağırlık taşıyan) seyri ile felek-i azamın seyrine bağlıdır.
Hakikat-i hali, en iyi bilen Sübhan Allah’tır. (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184)
Lulin Kuyruklu Yıldızının Özellikleri
Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisinde ahir zamanda gelmesi beklenen Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak belirttiği ve İmam-ı Rabbani’nin de detaylı olarak tefsir ettiği “iki dişli münevver (aydınlatıcı) bir boynuz çıkar” ifadesi 24 Şubat 2009 yılında Dünya’ya en yakın noktadan geçen Lulin kuyruklu yıldızına işaret etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) Hadisteki ifadelerin hepsinin Lulin kuyruklu yıldızının özellikleriyle birebir uyum içinde olması çok büyük bir mucizedir ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini bekleyen bütün müminler için de çok büyük bir müjdedir.
(1) … iki dişli…:
Lulin kuyruklu yıldızının arka kısmındaki kuyruğun çatallı olması, hadisteki iki dişli ifadesiyle birebir bağdaşmaktadır.
(2) … münevver (aydınlatıcı)…:
Hadiste bahsi geçen münevver (aydınlatıcı) sıfatı, Lulin kuyruklu yıldızının Dünya’ya yaklaştıkça 6 yıldız parlaklığı kadar artan parlaklığına işaret etmektedir.
(3) … bir boynuz…:
Lulin kuyruklu yıldızını diğer kuyruklu yıldızlardan ayıran en önemli farklılığı, yıldızının çekirdeğinin arka kısımda yer alan kuyruğunun karşısında, çekirdeğin ön kısmında yani ilerleme yönünde de bir kuyruğunun bulunmasıdır. Lulin kuyruklu yıldızının çekilmiş fotoğraflarına bakıldığında da karşıt yöndeki iki kuyruğun şekil itibariyle bir boynuzu andırdığı ilk bakışta fark edilmektedir.
(4) … mağripten (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)…:
Hadisin devamında yer alan “Sabitlerin seyri, mağribden (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)…” ifadesi hadiste hareket eden bir cisme, bir kuyruklu yıldıza dikkat çekildiğini teyit eder mahiyettedir. Nitekim diğer gökcisimleri meşrikten (doğudan) mağribe (batıya) doğru saat yönünün aksi yönünde hareket ederken, Lulin kuyruklu yıldızının seyri saat yönünde yani mağripten (BATIDAN) meşrika (DOĞUYA)’dır.
Başka hiçbir gök cisminde görülmeyen bu özelliğin Lulin kuyruklu yıldızında olması ve bunun yaklaşık 1400 sene önce Peygamber Efendimiz (sav) tarafından Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının habercisi olarak bildirilmiş olması şüphesiz ki çok büyük bir mucizedir.
| Sayın Adnan Oktar’ın Ahir Zaman Alametlerinin Birbiri Ardınca Gerçekleşmesi Hakkındaki Görüşleri “Benim eserlerimde ve yazılarımda saydığım hadisler, tahakkuk edip sahih olarak ortaya çıkmış hadislerdir. Yani eğer hadis tahakkuk etmeseydi, sahih olduğu şüpheli olabilirdi ama olmuş, tahakkuk etmiş hadislerdir bunlar. Peygamber Efendimiz (sav) bunların, ahir zaman alametlerinin “Bir arada, tesbih taneleri gibi peş peşe” olacaklarını söylüyor. “Biri bitti denirken diğeri başlayacak” diyor, yani harikulade olaylar peş peşe olacak diyor. Dikkat ederseniz dünyada sürekli harikulade olaylar oluyor, ahir zaman alametleri de 20-30 yıl içerisinde peş peşe olmuş olaylardır.” (Sayın Adnan Oktar’ın The Muslim Observer (ABD) ile 23 Şubat 2009 tarihinde yaptığı röportajdan) |
| Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinin arka arkaya belirli bir dönem içinde gerçekleşiyor olması, Müslümanların asırlardır gelişini bekledikleri bu mübarek şahsın ortaya çıkışının çok yaklaştığını göstermektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) |
| Dünya ve Türk Basınında Lulin Kuyruklu Yıldızı
>> Yeşil Kuyruklu Yıldız Dünya’yı Teğet Geçti http://www.ntvmsnbc.com/id/24939808/ |
| Günümüzden 1400 Yıl Sonrasını Tahmin Edebilir misiniz?
Ahir zamana dair günümüze kadar ulaşmış olan hadislerin önemini ve alametlerin küçük veya büyük olarak değerlendirilmeden bir bütün olarak görülmesi gerektiğini anlamak için birkaç sorunun cevabını düşünmek yeterlidir. Örneğin elinizde hiçbir teknik imkan olmadan 100 yıl sonra dünyada olacak olayları ana hatlarıyla da olsa tahmin edebilir misiniz? Ya da 1900’lü yılların başında yaşadığınızı düşünelim. Yalnızca 100 sene sonrası için, tahminler yapmanız istense hiç yanlış çıkmayacak şekilde, günümüzde yaşanacak önemli olayları, insanların ahlaki durumlarının nasıl olacağını, depremlerin yoğunluğunu veya çıkacak savaşları tahmin edebilir miydiniz? Elbette ki hayır… Veya bir şehirden diğer bir şehre gidişin günlerce sürebildiği, haberleşmenin oldukça zor ve yavaş olduğu, teknik imkansızlıklar dolayısıyla binaların ancak bir iki katlı olarak inşa edilebildiği 7. yüzyılda yaşadığınızı hayal edin. Sizden 1400 yıl sonrasında bu koşullarda ne gibi değişiklikler olabileceğini tahmin etmeniz istendiğini varsayalım. Neler söyleyebilirdiniz? Araba, uçak gibi ulaşım araçları, 100-150 katlı gökdelenler, cep telefonları, televizyon, radyo gibi bugünün dünyasına özgü teknolojik gelişmelerden herhangi biri aklınızın ucundan geçebilir miydi? Peki günümüzden 1400 yıl sonrasında yani tam 3409 yılında, örneğin binaların ne şekilde inşa edileceğini, toplumların ahlaki durumlarının nasıl olacağını veya dünyada ciddi bir kıtlık veya hastalık olup olmayacağını söyleyebilir misiniz? Tek bir konunun bile, değil 1400 yıl; 140 yıl hatta 14 yıl sonra nasıl bir gelişme göstereceğini bilmek son derece zor iken, çok çeşitli konularda 3000’li yıllardaki duruma aynen uyacak biçimde öngörülerde bulunulsa, sizce gerçekleşecek olan bu olaylar küçük birer alamet olarak nitelendirilebilir mi? Şüphesiz tüm bu soruların cevabı ‘hayır’dır. Bütün bu gerçekler de göstermektedir ki; bundan 14 asır önce, yaşamakta olduğumuz ahir zamana dair hadislerdeki bilgilerin her biri, büyük birer alamettir ve bu alametler arasında küçük büyük ayrımı yapmak da mümkün değildir. Bu durum Peygamber Efendimiz (sav)’in ne kadar mübarek bir insan olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. |
Popularity: unranked [?]


Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde bildirdiği Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerinin 200′den fazlası Hicri 1400 itibariyle son 30 yıl içinde arka arkaya meydana gelmiştir. Bu alametlerin hemen hepsi belirdiğine göre, tüm Müslümanların bu alametler doğrultusunda Hz. Mehdi (as)’ı araması gerekir. Peygamber Efendimiz (sav), bu alametleri biz Müslümanların Hz. Mehdi (as)’ı bulması için söylemiştir. Peygamberimiz (sav) bir adres tarifi vermiştir. Hadislerde, zaman, mekan, şahıslar, olaylar biraraya geldiğinde alenen Hz. Mehdi (as)’ı gösteren bir adres tarifi vardır. Peygamberimiz (sav) adeta “gidin, orada bu mübarek zatı bulun” demiştir. Eğer Müslümanlar bu açık tarifi görmezden gelirlerse, o zaman Peygamberimiz (sav)’in böyle bir adres vermesini değerlendirememiş olurlar.







