<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Iman</title>
	<atom:link href="http://www.mehdiyet.net/tag/iman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehdiyet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2011 12:55:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/11/iman-etmeyenler-muslumanlara-neden-gizli-bir-hayranlik-duyarlar.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/11/iman-etmeyenler-muslumanlara-neden-gizli-bir-hayranlik-duyarlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2010 22:42:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Alanda]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?
Kuran ahlakı, insanlara ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.ilmiarastirma.net/images/Article/iman_etmeyenler_muslumanlara_neden_gizli_bir_hayranlik_duyarlar_tr.jpg" border="0" alt="İman Etmeyenler Müslümanlara Neden Gizli Bir Hayranlık Duyarlar?" />Kuran ahlakı, insanlara olabilecek en güçlü, en sağlam ve en güzel kişiliği kazandırır. Allah’ın, “<strong>&#8230; Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz&#8230;”</strong> (Müminun Suresi, 71) ayetiyle bildirdiği gibi, Kuran ahlakını yaşamak  insanlara “şan ve şeref” kazandırmaktadır. Dolayısıyla bu ahlakı yaşayan  müminler, saygı duyulacak, onurlu ve vakarlı bir karaktere sahip olur  ve bu üstün özellikleri nedeniyle birçok konuda din ahlakına göre  yaşamayan insanların gizli hayranlığını kazanırlar.</p>
<p>Müslümanlar Kuran ahlakını samimi olarak yaşayan kişilerdir ve, <strong>“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”</strong> (Al-i İmran Suresi, 139) ayetinin bir tecellisi olarak girdikleri  ortamlarda hal ve davranışları ile hemen dikkat çekerler. Kaliteli ve  asaletli duruşları, her konuda kendini belli eder. Bunun bir sonucu  olarak da bu kaliteyi görenler, Müslümanlara imrenir ve bu takdirlerini  dile getirirler. Bazı insanlar ise kimi zaman kıskançlıkları veya  kibirleri dolayısıyla aslında Müslümanlara hayranlık duymalarına rağmen  tamamen farklı davranmaya çalışırlar. Müslümanlar hakkında olumsuz,  küçümseyen konuşmalar yaparak, alaycı ifadeler kullanarak bu  hayranlıklarını gizlemeye çalışırlar. Ancak Müslümanlara duydukları  hayranlık bir şekilde dışarı yansır. Bu yansıma kimi zaman espriler,  imalar ve üstü kapalı ifadelerle kimi zaman da açık ifadelerle ortaya  çıkar. Müslümanlar her alanda Allah’ın izniyle bir üstünlük içindedir.  Çoğu zaman belli edilmese dahi bu güzel ahlaklı insanlara karşı içten  içe böyle bir hayranlık her zaman mevcuttur.</p>
<p><strong>İman Etmeyenlerin Müslümanlara Gizli Bir Hayranlık Duymalarının Sebepleri</strong></p>
<p><strong>1 &#8211; Din Ahlakını Yaşamak Konusundaki Kararlılıklarından Dolayı …</strong></p>
<p>İman etmeyen insanlar, yollarına çıkarılan birkaç engelle ya da  aldıkları olumsuz birkaç eleştiriyle, gönülden inandıklarını iddia  ettikleri bir konuda dahi çelişkiye düşebilirler. Dolayısıyla kendileri  için önemli olan konularda bile kararlılık gösteremez ve diğer  insanlardan etkilenirler. Kendilerinde göremedikleri bu kararlı ahlakı  gösterebilmek için güçlü bir inanca sahip olunması gerektiğini  bildikleri ve müminlerin şartlar ne olursa olsun kararlılıkla din  ahlakına göre yaşadıklarına ve Allah’ın yoluna her geçen gün daha güçlü  bir şekilde bağlandıklarına şahit oldukları için de bundan etkilenir ve  müminlere karşı içten içe gizli bir hayranlık duyarlar.</p>
<p>Müminlerin bu vasıflarının kaynağı, kuşkusuz ki Allah’a olan güçlü  imanları ve O’nun rızasını aramakta  gösterdikleri titizliktir. Hiçbir  zorluk, tek amaçları Allah’ın rızasını kazanmak olan müminleri, O’nun  emirlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Bir mümin alabildiğine kararlı  bir tutum ile hayatı boyunca gittikçe artan bir şevk ve azim içinde  kulluk görevini yerine getirir ve Allah’ın izniyle O’nun emrettiği güzel  ahlakı yaşamaktan vazgeçmez.</p>
<p>Kesin bir kararlılık ve güçlü bir irade; imanla, hidayetle ve tevekkülle  birlikte gelen üstün bir mümin özelliğidir. Çünkü Allah’a tevekkül  etmiş ve kadere iman etmiş bir kişi, hiçbir zorluk ve sıkıntı karşısında  yılgınlık göstermez ve mücadele azmini yitirmez. Herşeyi yapanın Allah  olduğunu bildiği için şevk ve heyecan içinde karşısına çıkan her ecir  fırsatını değerlendirir ve hayırlarda yarışır. Çünkü müminler, Kuran’da <strong>“Müminlerden  öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahde sadakat  gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi  beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.”</strong> (Ahzab Suresi, 23) ayetiyle bildirildiği gibi,  Allah’ın rızasını  kazanmak için ölünceye dek aynı kararlılık ve istikrarı gösteren  kişilerdir.</p>
<p><strong>2 &#8211; Olumsuz Gibi Görünen Olaylarda Dahi İtidalli ve Tevekküllü Davrandıkları İçin… </strong></p>
<p>Evrendeki her varlığın Allah’ın kontrolünde olduğunu bilen bir mümin,  hayatının her anında Allah’a güven duymanın ve teslimiyetin huzurunu ve  mutluluğunu yaşar. İman etmeyenler içinse dünya, her an bir sıkıntı ya  da zorlukla karşılaşılabilecek bir kargaşa ortamıdır. Hiçbir zaman tam  bir güven ve huzur duyamazlar. Hoşlarına gitmeyen en ufak bir olayda  itidallerini kaybederek moralleri bozulur. Bu nedenle de olumsuz gibi  görünen bir olay karşısında itidalli ve tevekküllü bir ahlak sergileyen  müminlere gıpta ederler. Müminlerin nasıl bu şekilde güçlü  davranabildiklerini anlamaya çalışırlar. Oysa iman etmeyen insanlar  şuuruna varamasalar da Allah insanları kolay olana davet eder. Her  insanın ihtiyacı olan huzur ve mutluluğu yaşamak  çok kolaydır. Tek  yapılması gereken, kadere teslim olup Allah’a sonsuz bir güven duymak,  tam bir teslimiyetle teslim olmak ve <strong>“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, <span style="text-decoration: underline;">Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır&#8230;“</span></strong> (Rum Suresi, 30) ayetiyle bildirildiği üzere insanın yaratılışına uygun  olan din ahlakını yaşamaktır. Allah’a duyulan güven ve teslimiyet yani  tevekkül, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir  konfordur. Mümin, her olayın Allah’ın kontrolü dahilinde gerçekleştiğini  bilir. Bu yüzden hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık  hissetmez. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve  kaderini Yüce Allah belirlemiştir. Bu yüzden de mümin için hiçbir zaman  “kötü” bir olay olamaz. Bazı olaylar o an için zahiren kötü gibi gözükse  de, <strong>“&#8230;Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve  olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz  bilmezsiniz.”</strong> (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği, iman eden bir kimse  Allah’ın kendisi için en hayırlısını dilemiş olduğundan emin olur ve  Allah’a sonsuz bir güven duyar.</p>
<p><strong>3 &#8211; Zorluk Anlarında Birbirlerine Daha da Güçlü Kenetlendikleri İçin…</strong></p>
<p>Allah’a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde  genellikle dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere  yönelik beklentiler vardır. Bu kimseler, bir araya gelmekle bir anlamda  karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı  olarak birbirlerine destek olur ve böylece ortak menfaatler elde etmeye  çalışırlar.</p>
<p>Bu ittifaka dahil olan kimseler, birlikteliklerinin karşılıklı bir güven  ya da dostluğa dayanmadığını ve her ne kadar dile getirilmese de bu  ittifakın birtakım şartlara dayalı olduğunu bilirler. Taraflardan  birinin menfaat sağlayıcı vasfı ortadan kalktığında, ittifak da ortadan  kalkar. Çünkü kurulan bu ittifak, sadece bir güç birliğinden ve menfaat  beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda  kurdukları sözde birliğin bozulması da son derece doğaldır.</p>
<p>İnsanlar arasında gerçek bir dostluk ve ittifakı sağlayabilecek yegane  güç olan tesanüd bağının meydana gelmesi ise ancak samimi iman ile  mümkündür. İman sahipleri birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat  beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever,  Allah rızası için birbirlerinin dostu olurlar. Bu dostluklarıyla, sağlam  bir ittifakın temelini oluştururlar. İman etmeyen insanları imrendiren  de zorluk anlarında daha da kuvvetlenen bu ittifaktır. Temeli Allah  sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması Allah’ın  izniyle hiçbir şekilde mümkün değildir. Yüce Allah iman edenlerin, Kendi  yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak hareket  ettiklerini şöyle bildirmiştir:</p>
<p><strong>“Şüphesiz Allah, Kendi  yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi  saf bağlayarak mücadele edenleri sever.”</strong> (Saff Suresi, 4)</p>
<p><strong>4 &#8211; Kıskançlık ve Rekabetten Uzak Durdukları İçin… </strong></p>
<p>Kıskançlık, bazı insanların dünyaya olan bağlılıklarından kaynaklanan  önemli bir tavır bozukluğudur. Kıskanç insanlar başkalarının  iyiliğinden, güzelliğinden ya da başarısından zevk almak, mutlu olmak  yerine bunlardan sıkıntı duyarlar. Kıskandıkları insanların imkana  kavuşmaları onları mahzunlaştırır ve içten içe üzer. İçlerindeki bu hırs  en çok da kendilerine zarar verir.</p>
<p>Dünya hayatının geçici bir imtihan mekanı olarak yaratıldığını kavramış  olan müminlerin, bu dünyanın geçici süslerine karşı kıskançlığa  kapılması mümkün değildir. Örneğin sırf zengin, iyi görünümlü ya da iyi  imkanlara sahip diye bir insana karşı kıskançlık duymak, Kuran ahlakıyla  bağdaşmaz. Yalnızca kaderi, tevekkülü, dünya hayatının gerçeğini ve  herşeyi yaratanın Allah olduğunu kavrayamamış insanlar, rekabet ve hırs  gibi duygulara kapılarak hareket ederler. Bu gerçeği bilmek ise mümini  böyle bir hataya düşmekten alıkoyar.	Bu güzel ahlakları, iş  ilişkilerinden, aile ilişkilerine, arkadaş çevrelerinden en önemlisi iç  huzurlarına kadar birçok konuda müminleri olumlu olarak etkilediği için  de onların bu ahlakını gözlemleyen diğer insanlarda hayranlık duygusu  uyanır. Kıskançlık ve rekabet gibi kişiyi birçok konuda geri düşüren  tavır bozukluklarıyla vakit kaybetmeyen ve kendilerini yaptıkları işe  odaklayan müminler, böylece iman etmeyen insanlardan her bakımdan üstün  ve önde olurlar.</p>
<p><strong>5 &#8211; Görünümleri ve Konuşma Adapları ile Her Zaman Kaliteli Oldukları İçin…</strong></p>
<p>İnsanlar yaratılışları gereği, yumuşak bir tonda, başkalarını rahatsız  etmeyen, incitici olmayan, alçak gönüllü bir üslupta yapılan  sohbetlerden büyük bir zevk alırlar. İki tarafın fikirleri aynı  doğrultuda olmasa dahi, uzlaşmacı ve saygılı bir üslupla yapılan sohbet  daima olumlu bir etki uyandırır, kalbi teskin eder ve kalıcı dostluklara  zemin oluşturur.</p>
<p>Müminler de güzel ahlaklarının bir gereği olarak konuşmalarında son  derece ölçülü ve saygılı bir üslup kullanırlar. Karşılarındaki kişinin  yaşı, kültür düzeyi, zeka ya da akıl seviyesi, zengin ya da fakir olması  onların bu üslubunu değiştirmez. Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği <strong>“… Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.”</strong> (Yusuf Suresi, 76) ayeti gereği örnek bir tevazuya sahip oldukları için, karşılarındaki kişilerin düşüncelerine değer verirler.</p>
<p>Müminlerin etki uyandıran bu konuşma adaplarını daha da etkili kılan ise  kuşkusuz dış görünüşleridir. Ruh güzelliğinin en önemli özelliklerinden  biri bu iç güzelliğinin sahip olan kişinin dış görünüşüne de  yansımasıdır. Kuşkusuz dış görünüşle kastedilen öncelikli olarak,  Allah’ın ruh güzelliğine sahip olan kullarına nasip ettiği nurdur. Bu  nur, aynı zamanda her görende etki meydana getiren ve kişiye güven  duyulmasına vesile olan bir rahmettir. Samimi ve tevazulu bir mümin,  Allah’a tevekkül etmenin, fıtratına uygun olan Kuran ahlakını yaşamanın  getirdiği rahatlık, huzur ve imanının etkisiyle göze çok heybetli  görünür. Tüm bu üstün özelliklerin ve ayrıcalıkların bir sonucu olarak  da hikmetli konuşan ve Allah’ın nurunu üzerinde taşıyan müminlerle  karşılaşan kimseler, büyük bir hayranlık duygusuna kapılırlar.  Müslümanların samimiyetlerinden, yüksek kişiliklerinden ve üstün ahlak  kalitelerinden ciddi şekilde etkilenirler. Böylece iman sahipleri  gösterdikleri tavırlar ve yaptıkları konuşmalarla Allah’ın dilemesiyle  pek çok insanın  kalplerinin imana ısınmasına ve imana yaklaşmasına  vesile olurlar.</p>
<p><strong>Sonuç: İnsanın Fıtratı Güzel Ahlaka Hayranlık Duyacağı Şekilde Yaratılmıştır</strong></p>
<p>İnsan ruhu, güzellikten zevk alacak şekilde yaratıldığı için her zaman  en kusursuz olanı ve mükemmeli arar. İman etmeyen insanların müminleri  gördüklerinde hayranlık duymalarının ana nedeni de budur. Yaşları,  meslekleri, sosyal konumları her ne olursa olsun, Kuran ahlakına göre  yaşamayan insanlar, müminlerin sergiledikleri samimi din ahlakı  karşısında gizli ya da açık daimi bir hayranlık duyarlar. Bu tarih  boyunca böyle olmuştur ve bundan sonra da Allah’ın izniyle böyle  olacaktır.</p>
<p>Ayrıca unutulmamalıdır ki iman etmeyen insanların -çoğu şuurunda olmasa  da- aslında hayranlık duydukları Allah’ın bildirdiği Kuran ahlakıdır.  Müminler Kuran ayetlerinde bildirilen üstün ve kaliteli ahlak  vesilesiyle, imanları olgunlaştıkça diğer insanlarda daha da gıpta  uyandıran bir ahlak ve görüntü sergilerler. Bir ayette Rabbimiz  tarafından bir öğüt ve hidayet rehberi olarak indirilen Kuran’ın bu  vasfı şöyle bildirilmiştir:</p>
<p>“… -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik.” (Cin Suresi, 1)</p>
<p><strong>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Yüzyıllar Boyunca Artarak Duyulan Hayranlık</strong></p>
<p>Yüce Rabbimiz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e en son hak kitap olan Yüce  Kuran-ı Kerim’i vahyetmiş ve onu güzel ahlakı, takvası ve Allah’a olan  yakınlığı ile tüm insanlara örnek kılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in  kendisine risalet geldikten sonra hayatının sonuna kadar sürdürdüğü  kutlu tebliği bugün de tüm dünyayı aydınlatmaya devam etmektedir. Bu  gerçek, sık sık dünya basınının da gündemini oluşturmaktadır. Başta BBC  olmak üzere pek çok televizyon kanalı Hz. Muhammed (s.a.v.)’i anlatan  belgeseller yayınlamış, özel konukların davet edildiği sohbet  programları düzenlemiş ve Resulullah (s.a.v.)’i anlatan programlar  hazırlamıştır.</p>
<p>Dünyada pek çok ilim adamı ve düşünürün kitapları Resulullah (s.a.v.)’in  şahsı, ahlakı ve günümüz insanının ona olan ihtiyacı gibi konularda  takdir ve hayranlıklarla doludur. Örneğin Fransız dergisi “Le Point”  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i yılın insanı olarak seçmiş ve ünlü  tarihçi Michael H. Hart “Tarihte En Önemli 100 Kişi” adını verdiği  kitabında kendisinden övgü ile söz ettiği Hz. Muhammed (s.a.v.)’i “1  numaralı” sırada göstermiştir. Kitabında şu sözlere yer vermektedir:</p>
<p><em>“<strong>Tarihte hem devlet hem de din alanında mutlak anlamda başarılı olmuş tek insan O’dur.</strong> Devlet ve dini etkinin tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi <strong>Hz. Muhammed (s.a.v.)’in tarihin en etkili şahsı</strong> olmasına yetmektedir.”</em> (Michael H. Hart, The 100, A Ranking Of The Most Influential Persons In Hıstory, New York, 1978)</p>
<p>Diğer ünlü devlet adamı, düşünür ve yazarların Hz. Muhammed (s.a.v.)’e hayranlık dolu ifadelerinden bazıları ise şöyledir:</p>
<p><em>“Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mirası açıktır ki ektiği tohumdur. Bu; onun  erdemliliği, dürüstlüğü, güvenilirliği, örnek davranışları, siyasi  liderliği, bireysel olarak örnek bir insan oluşu ve zamanında kimsenin  izin vermediği fakat kendisinin gerçekleştirdiği büyük başarılar, yenme  gücü ve nefsinin onu yenmesine izin vermemesidir. <strong>Her şeyden öte örnek alınacak büyük bir insandır.</strong>”</em> (Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Enstitüsü Başkanı Prof. Cherif Bassiouni)</p>
<p><em>“Olağanüstü canlılığından dolayı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dinine  daima değer verdim. Bu din bana varlığın ve hayatın değişen çehresini  özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din olarak görünüyor. O  harika Zat’ı da inceledim ve o bana göre “İnsanlığın Kurtarıcısı” olarak  çağrılmalıdır. İnanıyorum ki onun gibi biri modern dünyada hükümdarlığı  ele geçirecek olsa, bu dünyanın en çok ihtiyacı olan barış ve mutluluğu  sağlayacak bir tarzda, bütün sorunları çözer. Bir öngörüm var: <strong>Hz. Muhammed (s.a.v.)’in inancı yarının Avrupası’nda kabul görecektir. Nitekim bugünün Avrupası’nda kabul görmeye başlamıştır.”</strong></em> (1935’te Nobel Edebiyat ödülünü almış olan İrlandalı yazar Bernard Shaw) (George Bernard Shaw, The Genuine Islam, 1936, 1: <img src='http://www.mehdiyet.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p><em>“Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed (s.a.v.). Kur’an Allah’ın kitabıdır. <strong>İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir.</strong> Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.”</em> (19. Yüzyıl Alman İmparatorluğu Şansölyesi, Prens Bismark)</p>
<p><em>“İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün <strong>acaba ondan (Hz. Muhammed (s.a.v.)’den) daha büyük bir insan bulunur mu?</strong>”</em> (Fransız Tarihçi ve Yazar Lamartine) (Lamartine, Historie de la Turquie, Paris, 1854, Vol. 11)</p>
<p><em><strong>“Bütün zamanların en büyük lideri Hz. Muhammed (s.a.v.) idi.”</strong></em> (Jules Masserman, Chicago Üniversitesi) (Jules Masserman, Who Were History’s Great Leaders? , Time Magazine. July, 15, 1974)</p>
<p>Bu makale, <strong>İlmi Araştırma Dergisi</strong> <a href="http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Publish&amp;Journal=%C4%B0lmi%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rma&amp;Number=77">77. sayı</a> (Kasım 2010) 42. sayfada yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/11/iman-etmeyenler-muslumanlara-neden-gizli-bir-hayranlik-duyarlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim; Anti-Darwinist, Anti-Ateisttir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/10/bilim-anti-darwinist-anti-ateisttir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/10/bilim-anti-darwinist-anti-ateisttir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Oct 2010 11:49:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Propaganda]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=415</guid>
		<description><![CDATA[



BİLİM  DARWİNİZM&#8217;İN DÜŞMANIDIR. BİLİM, ATEİZMİN KARŞISINDADIR. BİLİM  ANTİ-KOMÜNİSTTİR, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" height="1375" width="602">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><b><img src="http://www.harunyahya.net/img/ed.gif" alt="" border="0"></b></td>
<td valign="top" width="477"><b><img src="http://www.harunyahya.net/images/Article/bilim;_anti-darwinist_anti-ateisttir_tr.jpg" alt="Bilim; Anti-Darwinist, Anti-Ateisttir" align="left" border="0" hspace="7" vspace="2">BİLİM  DARWİNİZM&#8217;İN DÜŞMANIDIR. BİLİM, ATEİZMİN KARŞISINDADIR. BİLİM  ANTİ-KOMÜNİSTTİR, ANTİ-MARKSİSTİR. BİLİM; MARKSİST, ATEİST VE DARWİNİST  DÜŞÜNCEYİ PARAMPARÇA EDEN BİR YAPIDIR. Bilim ile Darwinist aldatmaca  yıkılmıştır. Bilim ile Darwinist propaganda en büyük darbesini almıştır.  Bilim, kitlelere yıllarca telkin edilen evrim sahtekarlığını bozguna  uğratmıştır. Bilim, ateist felsefenin temellerini yıkmıştır. Bilim,  nereye gitse, nerede gündeme gelse, nerede kendini gösterse Darwinizm&#8217;i  parçalar, yok eder. Dolayısıyla BİLİM, ANTİ-PAGANDIR. Bilim; putperest  düşünceleri, batıl dinleri, sahte ideolojileri ortadan kaldırır. İşte bu  nedenle BİLİM, DARWİNİSTLERİN EN BÜYÜK ACILARINDAN BİRİDİR. </p>
<p> Darwinizm&#8217;i bilim gibi göstermek, tüm dünya üzerinde oynanan çirkin bir  oyunun bir parçasıdır. Allah inancını yeryüzünden kaldırabilmek için  (Allah&#8217;ı tenzih ederiz) yeni bir dine ihtiyaç duyan deccali sistem,  yıllar önce en etkili hipnoz yöntemini tespit etmiş ve hemen bilime  sarılmıştır. Bilimi kullanarak insanları aldatabileceğini, tüm dünyaya  ulaşabileceğini ve en kilit yerleri eline geçirebileceğini, bilim adı  altında tüm sahtekarlıkları rahatça gerçekleştirebileceğini fark  etmiştir. </b> <b><strong>Deccal sisteminin dünya çapında gerçekleştirdiği kitle hipnozu bilim adı altında yaygınlaştırılmıştır. </strong></b> <b></p>
<p><strong>Dost bildikleri bilim Darwinistleri yıkıp darmadağın etmiştir</strong></b>   <b></p>
<p> Darwinistler, bilimsellik sahtekarlığını pervasızca uygularken, bilimin  kendilerine bu kadar büyük acılar çektireceğini hiç tahmin etmemişlerdi.  Bilimin yalnızca dine hizmet ettiğini görünce şoka girdiler. Tarihin en  büyük bilim adamlarının Allah&#8217;a iman ettikleri tüm dünyaya ilan  edilince dehşete kapıldılar. Bilimsellik safsatasına tekrar sarılmaya  çalıştılar fakat tutunamadılar. Çaresizce, seslerini iyice kıstılar.  Bilimin ateizmi, Darwinizm&#8217;i, Marksizm&#8217;i, komünizmi, materyalizmi ve  diğer tüm batıl ideolojileri boğup yerle bir ettiğini kendi gözleriyle  gördüler. Darwinistler, bilim karşısında en büyük yenilgilerini aldılar.  Dost bildikleri bilim, onları yıkıp darmadağın etti. </b> <b></p>
<p> Bilimin gelişmesi ile 21. yüzyılda ortaya çıkan en büyük gerçeklerden  biri şudur: Bilim Allah&#8217;a iman edenler içindir. Bilim samimi dindarlara  fayda getirir. Allah Kuran&#8217;da sivrisineğe (Bakara Suresi, 26), bal  arısına (Nahl Suresi, 68) dikkat çeker. Bir yörünge üzerinde hareket  eden yıldızlara (Zariyat Suresi, 7), suyun yüzünde gezen gemilere (Hac  Suresi, 65) dikkat çeker. Allah Kuran&#8217;da, yeşeren yapraklara (Enam  Suresi, 59), yedi kat gökyüzüne (İsra Suresi, 44) dikkat çeker. Allah,  Kuran&#8217;da iman edenlerin bu iman delillerine karşı dikkatli olmalarını  ister. İnsan, bilim ile araştırdıkça bu dikkat çeken yapıların  derinliklerini keşfeder. Bir sivrisineğin borusunu nasıl bir anestezi  yöntemi ile yerleştirdiğini, o lokal anestezinin meydana geldiği yerdeki  maddenin moleküler yapısını bize bilim verir. Yeşil yaprağın  gerçekleştirdiği fotosentez mucizesi, gemileri yüzdüren sularda var olan  fizik kanunları, gökte asılı duran ve -Allah&#8217;ın dilemesi dışında- asla  dengesini bozmayan devasa gök cisimleri bilimin bize gösterdiği  gerçeklerdir. Kuran&#8217;da haber verilen her şeyi bilim bize kanıtlar.  Dolayısıyla vicdanıyla ve aklıyla düşünebilen bir insan, Kuran&#8217;daki tek  bir örnekten, Allah&#8217;ın Yüce Varlığını hemen kavrar. İşte bu sebeple  Kuran&#8217;da örnek verilen tek bir sivrisinek, Yüce Rabbimiz&#8217;e iman etmek  için yeterlidir. Allah ayetlerinde şöyle bildirir: </b> <b></p>
<p><strong>&#8220;Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi  bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun  Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise,  &#8220;Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?&#8221; derler. (Oysa Allah,) Bununla  birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan  başkasını saptırmaz.&#8221;</strong></b>  <b> (Bakara Suresi, 26) </p>
<p><strong>&#8220;Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin,  Allah&#8217;ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya  gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek  onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de  güçsüz, istenen de.&#8221; </strong></b>  <b>(Hac Suresi, 73) </p>
<p> İman hakikatleri, bilimin bize gösterdiği hediyelerdir. Allah&#8217;ın  muhteşem bir nimetidir. Allah, üstünlüğünü, büyüklüğünü, yüceliğini  göstermek için bilimi vesile eder. Bilimi de, bilimin keşfettiklerini de  yaratan alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tır. </b> <b></p>
<p> Darwinistler şu anda dehşet içindeler. Bilimin anti-pagan,  anti-Darwinist olduğunu hayretle fark ettiler. Bu acı, Darwinistlerin  150 yıldır yaşadığı en büyük acıların başındadır. Bilimi anlayanların,  bilimin içinde olanların Darwinizm&#8217;i kitleler halinde terk etmesi bu  acıyı artırmıştır. Bilimin İslam&#8217;a hizmet etmesi, bu acıyı katlamıştır.  Öyle ki Darwinistler utanç içinde uzaylıları kurtarıcı ilan etmişlerdir.  İşte, 150 yıldır kitle hipnozu yapan deccal sisteminin son olarak  düştüğü durum budur. </b> <b></p>
<p> Bilim, her dalıyla Allah&#8217;ın Yüce Varlığını göstermektedir. 21. Yüzyıl bu  keşfin ve dehşetli Darwinist yenilginin yüzyılı olacaktır.   </b> <b></p>
<p> Bilimin tek bir proteinin bile tesadüfen meydana gelemeyeceğini ispatlaması ile ilgili yazımızı </b> <b><a href="http://us1.harunyahya.com/Detail/T/EDCRFV/productId/19957/HUCRE_BIR_BUTUN_OLARAK_VAR_OLMADAN_PROTEIN_OLUSAMAZ">buradan</a> okuyabilirsiniz. </p>
<p> Bilimin, tek bir ara fosil olmadığını kanıtlaması ile ilgili yazımızı </b> <b><a href="http://www.harunyahya.org/evrim/aragecis_acmazi/aragecisacmazi.html">buradan</a><br /></b> okuyabilirsiniz.  <b><br /> 350 milyondan fazla fosilin Yaratılış gerçeğini kanıtladığı gerçeği ile ilgili bilgilere <a href="http://www.harunyahya.org/evrim/evrimin_fosillere_yenilisi/yasayan_fosiller_01.html">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</b></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/10/bilim-anti-darwinist-anti-ateisttir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İncil, üçleme inancını reddeder. İncil&#8217;de Allah&#8217;ın birliğini ve şirk koşmamayı haber veren pasajlar</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/10/incil-ucleme-inancini-reddeder-incilde-allahin-birligini-ve-sirk-kosmamayi-haber-veren-pasajlar.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/10/incil-ucleme-inancini-reddeder-incilde-allahin-birligini-ve-sirk-kosmamayi-haber-veren-pasajlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 08:42:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bana]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bizim]]></category>
		<category><![CDATA[Dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Diz]]></category>
		<category><![CDATA[Etkin]]></category>
		<category><![CDATA[Ey]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Incil]]></category>
		<category><![CDATA[Israil]]></category>
		<category><![CDATA[Markos]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Ndan]]></category>
		<category><![CDATA[Pavlus]]></category>
		<category><![CDATA[Sizler]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=412</guid>
		<description><![CDATA[
Onların  tartışmalarını dinleyen ve İsa&#8217;nın onlara güzel yanıt  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://us1.harunyahya.com/Image/makaleler/incil-orjinal-metin.jpg" alt="" /></p>
<p>Onların  tartışmalarını dinleyen ve İsa&#8217;nın onlara güzel yanıt  verdiğini gören  bir din bilgini yaklaşıp ona, &#8220;Buyrukların en önemlisi  hangisidir?&#8221; diye  sordu. İsa şöyle karşılık verdi: &#8220;[Allah'ın  buyruklarının] en önemlisi  şudur: &#8216;Dinle, ey İsrail! <strong>Allah&#8217;ımız Rab tek Rab&#8217;dir…</strong> Din bilgini İsa&#8217;ya, &#8220;İyi söyledin, öğretmenim&#8221; dedi. &#8220;&#8216;Allah tektir ve   O&#8217;ndan başkası yoktur&#8217; demekle doğruyu söyledin.&#8221; (Markos, 12:28-32)</p>
<p><strong>&#8230; Allah birdir.</strong>(Pavlus&#8217;tan Galatyalılara Mektup, 3:20)</p>
<p><strong>&#8230; Rab birdir.</strong>Çeşitli etkinlikler vardır, ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Allah&#8217;tır. (Pavlus&#8217;tan Korintlilere 1. Mektup, 12:5-6)</p>
<p><strong>Tek bir Allah vardır&#8230;</strong>(Pavlus&#8217;tan Timoteos&#8217;a 1. Mektup, 2:5)</p>
<p>İsa ona şöyle karşılık verdi: <strong>&#8220;&#8230; Allah&#8217;ın Rab&#8217;be tapacak, yalnız O&#8217;na kulluk edeceksin&#8221;</strong> diye yazılmıştır. (Matta, 4:10)</p>
<p><strong>Kurtarıcımız Tek Allah&#8217;a yücelik olsun&#8230;</strong>(Yahuda&#8217;nın Mektubu, 1:24)</p>
<p><strong>Sen Allah&#8217;ın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun.</strong>Cinler bile buna inanıyor ve [Allah korkusuyla] titriyorlar! (Yakup&#8217;un Mektubu, 2:19)</p>
<p>Sonsuz çağların Hükümranı, ölümsüz, göze görünmez <strong>tek Allah&#8217;a çağlar çağı onur ve yücelik olsun.</strong> (Pavlus&#8217;tan Timoteos&#8217;a 1. Mektup, 1:17)</p>
<p>Birbirinizi yücelten ve <strong>tek olan Allah&#8217;tan </strong>gelen yüceliği aramayan sizler, bana nasıl iman edebilirsiniz? (Yuhanna, 5:44)</p>
<p>İsa  yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp ona,  &#8220;İyi  öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?&#8221; diye  sordu. İsa  ona, <strong>&#8220;&#8230; iyi olan tek biri var, O da Allah&#8217;tır.&#8221; </strong>(Markos, 10:17-18)</p>
<p>&#8230; Biliyoruz ki put, dünyada gerçekte var olmayan bir şeydir ve <strong>birden fazla ilah yoktur&#8230;</strong> <strong>Bizim için tek Allah vardır: </strong>Herşeyin Kendisi&#8217;nden oluştuğu Allah. Bizler de O&#8217;nun için yaşamaktayız&#8230; (Pavlus&#8217;tan Korintlililere 1. Mektup, 8:4-6)</p>
<p><strong>&#8230; Bir tek Allah&#8217;ınız var&#8230;</strong>(Matta, 23:9)</p>
<p>İsa, &#8220;Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?&#8221; dedi. &#8220;<strong>İyi olan yalnız biri var.</strong> Yaşama kavuşmak istiyorsan, <strong>O&#8217;nun [Allah'ın] buyruklarını yerine getir.&#8221;</strong> (Matta, 19:17)</p>
<p>Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da&#8230; [Allah'ı tenzih ederiz] <strong>bizim için tek bir Allah vardır.</strong> O herşeyin kaynağıdır, bizler O&#8217;nun için yaşıyoruz. (Pavlus&#8217;tan Korintlilere 1. Mektup, 8:5)</p>
<p>&#8230; Rab bir, iman bir&#8230; Herşeyden üstün, herşeyle ve herşeyde olan <strong>herkesin Allah&#8217;ı&#8230; birdir.</strong> (Pavlustan Efeslilere Mektup, 4:4-6)</p>
<p>Her evin bir yapıcısı vardır, <strong>herşeyin yapıcısı ise Allah&#8217;tır.</strong> (İbranilere Mektup, 3:4)</p>
<p><img src="http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/67.gif" alt="" /></p>
<p><strong><img src="http://us1.harunyahya.com/Image/makaleler/birlik128.jpg" alt="" /></strong></p>
<p><strong>Şirk Koşmadan Sadece Allah&#8217;a Kulluk Etmek</strong></p>
<p>İsa ona şu karşılığı verdi: &#8220;<strong>&#8216;Allah&#8217;ın olan Rab&#8217;be tap, yalnız O&#8217;na kulluk et&#8217;</strong> diye yazılmıştır.&#8221; (Luka, 4:8)</p>
<p>İsa onlara şu karşılığı verdi:&#8230; <strong>&#8216;Allah&#8217;ın olan Rabbe tap, yalnız O&#8217;na kulluk et&#8217;</strong> diye yazılmıştır. (Matta, 4:10)</p>
<p>&#8230; Sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının. (Pavlus&#8217;tan Korintlilere 1. Mektup, 10:14)</p>
<p>Herkes bizi ne kadar iyi karşıladığınızı anlatıp duruyor. <strong>Yaşayan gerçek Allah&#8217;a kulluk etmek&#8230; </strong>üzere putlardan Allah&#8217;a nasıl döndüğünüzü anlatıyorlar. (Pavlus&#8217;tan Selaniklilere 1. Mektup, 1:9-10)</p>
<p>Ölümsüz  Allah&#8217;ın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört  ayaklılara,  sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler [Allah'ı tenzih  ederiz]&#8230;  Onlar Allah ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular.  Yaradan&#8217;ın  yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. [Allah'ı tenzih  ederiz.] Oysa  Allah sonsuza dek övülmeye layıktır&#8230; (Pavlus&#8217;tan  Romalılara Mektup,  1:23-25)</p>
<p>[Hz. İsa (as):] &#8220;Hiçbir uşak iki efendiye kulluk edemez… <strong>Siz hem Allah&#8217;a, hem paraya kulluk edemezsiniz </strong>[Allah'ı tenzih ederiz].&#8221; (Luka, 16:13)</p>
<p>&#8230; İçinizdeki &#8216;ışık&#8217; karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık! <strong>Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez.</strong> Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. <strong>Siz hem Allah&#8217;a, hem de paraya kulluk edemezsiniz.</strong> (Matta, 6:23-24)</p>
<p>&#8230; <strong>Hâlâ putperest alışkanlıklarının etkisinde kalan bazıları, yedikleri etin puta sunulduğunu düşünüyorlar.</strong> Vicdanları zayıf olduğu için lekeleniyor. Yiyecek bizi Allah&#8217;a   yaklaştırmaz. Yemezsek bir kaybımız olmaz, yersek de bir kazancımız   olmaz. (Pavlus&#8217;tan Korintlilere 1. Mektup, 8:7-8)</p>
<p><strong>Putperestler kurbanlarını Allah&#8217;a değil, cinlere sunuyorlar.</strong>Cinlerle paydaş olmanızı istemem. Hem Rab&#8217;bin, hem cinlerin kasesinden içemezsiniz; <strong>hem Rab&#8217;bin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız. </strong>(Pavlus&#8217;tan Korintlilere 1. Mektup, 10:20-21)</p>
<p>Putlara sunulan kurban etinin yenmesine gelince, biliyoruz ki, &#8220;Dünyada put bir hiçtir&#8221; ve <strong>&#8220;Birden fazla Allah yoktur&#8221;.</strong> (Pavlus&#8217;tan Korintlilere 1. Mektup, 8:4)</p>
<p>Yavrularım, kendinizi putlardan koruyun. (Yuhanna&#8217;nın 1. Mektubu, 5:21)</p>
<p>Geriye kalan insanlar, yani bu belalardan ölmemiş olanlar, <strong>kendi elleriyle yaptıkları putlardan dönüp tövbe etmediler.</strong> Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler. (Vahiy, 9:20)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/10/incil-ucleme-inancini-reddeder-incilde-allahin-birligini-ve-sirk-kosmamayi-haber-veren-pasajlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın mücadelesi ve karşılaşacağı zorluklar</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/09/hz-mehdi-a-s-in-mucadelesi-ve-karsilasacagi-zorluklar.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/09/hz-mehdi-a-s-in-mucadelesi-ve-karsilasacagi-zorluklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2010 12:31:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Dolu]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=389</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın mücadelesi ve karşılaşacağı zorluklar
Peygamber  Efendimiz (sav)’in ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın mücadelesi ve karşılaşacağı zorluklar</h3>
<p>Peygamber  Efendimiz (sav)’in hadislerinde bildirdiğine göre Ahir  Zaman, ahlaki  dejenerasyonun, açlık ve yokluğun ciddi boyutlara  ulaştığı, anarşi,  terör, kargaşa ve çatışmalar nedeniyle insanlığın  hayatını korku ve  tedirginlik içinde yaşadığı bir dönemdir.</p>
<p>Dünya çapında cinayetlerin, intiharların ve katliamların alabildiğine   arttığı, sahtekarlığın, dolandırıcılığın, adaletsizliğin hüküm sürdüğü   bir zamandır.</p>
<p>Ahir Zaman&#8217;da tüm haramlar helal sayılacak, dünya çapında her türlü   sapkınlık açıkça uygulanacaktır. İnsanlar Kuran ahlakından olabildiğince   uzaklaşacak, bunun sonucunda da sevgisizliğin, acımasızlığın ve   bencilliğin hakim olduğu bir dünya oluşacaktır.</p>
<p>Allah açıkça inkar edilecek (Allah&#8217;ı tenzih ederiz) ve insanları  Allah  inancından uzaklaştırabilmek için, ateizm, materyalizm ve  Darwinizm gibi  sapkın ideolojiler, sözde bilimselmiş gibi gösterilerek   yaygınlaştıracaktır. Dünyada iman eden insanlar çok az sayıda olacak ve   inançlarından dolayı da büyük bir zulüm, baskı ve eziyete maruz   kalacaklardır.</p>
<p>İşte Hz. Mehdi (a.s.) böyle zorlu bir zamanda ortaya çıkacak ve fikri   mücadelesini böyle bir ortamda sürdürecektir. Ahir Zaman&#8217;ın bu çetin   şartlarında, Hz. Mehdi (a.s.) da, geçmişte gönderilen tüm peygamberler   gibi iftiralara uğrayacak, çeşitli zorluk ve sıkıntılarla imtihan   edilecek, inkar edenlerin kurdukları tuzaklara göğüs gerecektir.<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın bu mücadelesini diğer peygamberlerin dönemlerinden   farklı kılan ise, Ahir Zaman&#8217;da dejenerasyonun ve dinsizliğin, tarihte   hiç olmadığı kadar yaygın olması ve tüm dünya çapında yaşanmasıdır.   Ancak buna rağmen, inkar edenlerin çirkin ve küfür dolu sistemi, tüm   dünya çapında Allah’ın izniyle yenilgiye uğrayacaktır. Dünyadaki ahlaki   bozulma her ne kadar geniş çapta ve dinsizliğin Hz. Mehdi (a.s.)   karşısındaki baskısı ne kadar şiddetli olsa da, -Allah&#8217;ın izniyle-   hiçbir şey Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın hak mücadelesini kazanmasına engel   olamayacaktır.</p>
<p>Ahir Zaman&#8217;ın iki mübarek ve değerli şahsı Hz. İsa (a.s.) ve Hz.  Mehdi  (a.s.), Allah’ın izniyle bu sapkın zihniyeti tamamen ortadan  kaldıracak  ve İslam ahlakının tüm dünyaya hakim edilmesine vesile  olacaklardır.  Allah’ın izniyle Rabbimiz&#8217;in bu güzel vaadi, içinde  bulunduğumuz bu  yüzyılda gerçekleşecektir.</p>
<p>Allah Kuran’ın, <strong>“ &#8230; Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” (Nisa Suresi, 141) </strong>ayetiyle, müminlere kurulan tuzakların, yapılan baskıların asla başarıya ulaşmayacağını bildirmiştir.</p>
<p>Allah’ın izniyle, Hz. İsa (a.s.) yeniden yeryüzüne geldiğinde ve Hz.   Mehdi (a.s.) ortaya çıktığında, salih müminler bu mübarek insanların   destekçisi olacaklar ve sayıları ne kadar az olsa da, Kuran ahlakını tüm   yeryüzüne yerleşik kılacaklardır.</p>
<p><strong>BÖLÜM I</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S)&#8217;IN MÜCADELE DÖNEMLERİ</strong><br />
Hz. Mehdi (a.s.) Mücadelesine Kaç Yaşlarında Başlayacaktır?<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın Mücadelesini Sürdüreceği Yerler<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul Dönemi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’a Mekke’de Biat Edileceği Dönem<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın Kudüs Dönemi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)’ın Roma Dönemi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Mücadelesi Ne Zamana Kadar Sürecektir?<br />
<strong>BÖLÜM II</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) MÜCADELESİNDE, AKLIN İHTİYARİNİ KALDIRACAK   OLAĞANÜSTÜ ÖZELLİKLERLE DEĞİL; İMANI, AKLI, VİCDANI VE GÜZEL AHLAKI   VESİLESİYLE GALİP GELECEKTİR</strong><br />
<strong>BÖLÜM III</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) MÜCADELESİNİ, TARİHİN EN ZORLU DÖNEMİ OLAN ‘AHİR ZAMAN’IN ŞİDDETLİ ORTAMINDA YÜRÜTECEKTİR</strong><br />
Tarih Boyunca Her Dönemde, Tüm Elçilere ve Salih Müminlere  Karşı Amansız Bir Mücadele Yürütülmüştür<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Karşısındaki Negatif Güçler, Dönemin Ahir Zaman   Olması Sebebiyle, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a Karşı Tarihin En Çetin Mücadelesini   Vereceklerdir<br />
Ahir Zaman&#8217;daki Dinsizliğin Şiddeti Nedeniyle, Hz. Mehdi (a.s.) İlk Başlarda Fikri Mücadelesini Gizlice Sürdürecektir<br />
Yanında Çok Az Kişi Olup, Büyük Çoğunluğun Ona Karşı Olması, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Mücadelesini Çok Daha Değerli Kılacaktır<br />
<strong>BÖLÜM IV</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)’IN, MÜCADELE YILLARINDA KARŞILAŞACAĞI ZORLUK VE İMTİHANLAR</strong><br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a Haksız ve Asılsız İftiralar Atılacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Tebliğini Etkisiz Kılabilmek İçin Çeşitli Tuzaklar Kurulacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.), Çeşitli Baskı ve Eziyetlerle Karşılaşacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ı Baskı Altına Almak, Durdurmak ve Engellemek İçin ‘Psikolojik Savaş Yöntemleri’ Kullanılacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.) İzlenecek, Gözetlenecek ve Baskı Altına Alınmak İstenecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s)’a Çeşitli Suikastler Düzenlenecek ve Öldürülmekle Tehdit Edilecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s) Hayatının Çeşitli Dönemlerinde Hapsedilecektir<br />
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın hapsedilmesini Hz. Yusuf (a.s.)’a benzetmiştir<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Hem Eli Hem Ayağı Ayrı Ayrı Zincirlenecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s)’ın Boynuna Bakır Bir Levha Asılacaktır<br />
Hz. Mehdi (a.s.) ile Birlikte, Yardımcıları da Manevi Baskı ve Zulüm Görecektir<br />
<strong>BÖLÜM V</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.)’A KARŞI MÜCADELE EDECEK OLAN NEGATİF GÜÇLER</strong><br />
Hz. Mehdi (a.s.), Ateizm, Materyalizm ve Darwinizm Gibi Dinsiz   Felsefeleri Savunan İnkarcı Zihniyeti Ortadan Kaldırmak İçin Fikri   Mücadele Yürütecektir<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın Deccal ile Olan Mücadelesi<br />
Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın, Ahir Zaman Münafıklarıyla Olan Mücadelesi<br />
Bazı Sözde Fıkıh Alimleri ve Yobaz Hocalar Hz. Mehdi (a.s)’a Karşı Gelecek ve Ona Karşı Mücadele Edeceklerdir<br />
<strong>BÖLÜM VII</strong><br />
<strong>HZ. MEHDİ (A.S.) ÇOK KARARLI OLACAK; KARŞISINA ÇIKAN HİÇBİR ZORLUK ONU MÜCADELESİNDEN VAZGEÇİREMEYECEKTİR<br />
HZ. MEHDİ (A.S.) ALEYHİNDE YAPILAN TÜM FAALİYETLER, HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;NİN GELİŞİNE VE YAPACAĞI ÇALIŞMALARA HİZMET ETMEKTEDİR</strong></p>
<p><em>22 Eylül 2010</em></p>
<p><em><br />
</em><br />
<img src="http://www.resimmax.com/data/media/26/www.resimmax.com_3D_resimler__boyutlu_resimler_3.JPG" alt="" width="600" height="613" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/09/hz-mehdi-a-s-in-mucadelesi-ve-karsilasacagi-zorluklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Adnan Oktar Hz. Musa (a.s.)’ın Ahir Zamanda Bulunacak Ahit Sandığını Anlatıyor -</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/sayin-adnan-oktar-hz-musa-a-s-%e2%80%99in-ahir-zamanda-bulunacak-ahit-sandigini-anlatiyor.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/sayin-adnan-oktar-hz-musa-a-s-%e2%80%99in-ahir-zamanda-bulunacak-ahit-sandigini-anlatiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 08:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Oktar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Ahit]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bulma]]></category>
		<category><![CDATA[FıRat Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Harun]]></category>
		<category><![CDATA[Huzur]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Nda]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sekine]]></category>
		<category><![CDATA[Tabut]]></category>
		<category><![CDATA[Veren]]></category>
		<category><![CDATA[Yana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[çinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in  hadisleri doğrultusunda; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>çinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in  hadisleri doğrultusunda; fitnelerin çoğalması, İran-Irak Savaşı, Kabe  baskını ve Kabe’de kan akıtılması, Fırat Nehri’nin suyunun kesilmesi,  Ramazan ayında iki kez Güneş ve Ay tutulmalarının olması gibi Hz. Mehdi  (a.s.)’ın çıkış alametleri peş peşe gerçekleşmiştir. 2009 yılında Lulin  kuyruklu yıldızının çıkması ve geçtiğimiz aylarda Hz. Nuh (a.s.)’ın  gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunmasının ardından ise tüm iman sahipleri  Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında müjdelediği “Hz. Musa (a.s.)’ın  Ahit Sandığı’nın bulunmasını” da büyük bir şevkle beklemektedirler.</p>
<p>Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa  (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır.  Kuran’da bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir  nişanesi olduğu bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 248) Bu nedenle  yıllardan beri hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar Ahit  Sandığı’nın bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak MÖ. 587  yılından bu yana bu kutsal sandığın yeri bilinmemektedir. Peygamberimiz  Hz. Mu-hammed (s.a.v.)’in hadislerinden anlaşıldığı üzere sandık ahir  zamanda bulunacaktır. Ancak sandığın çok önemli bir özelliği daha  vardır: </strong> <strong></p>
<p>Bu kutsal sandığı bulma şerefi, ahir zamanın kutlu şahıslarından Hz.  Mehdi (a.s.)’a nasip olacaktır. Bu nedenle sandığın bulunması Hz. Mehdi  (a.s.)’ın çıkışının en önemli alametlerinden biri olacaktır. Aynı  zamanda bu işaret, onun hükümranlığının da bir sembolü sayılacaktır.  (Doğrusunu Allah bilir.) </strong> <strong></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu şerefli vazifesini şöyle haber vermiştir: </strong> <strong></p>
<p>“Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” (Ikdı’d Dürer, sf.51-a) </strong> <strong></p>
<p>“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu  göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabutu (kutsal emanetler  sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi lil Feteva, II. 82) </strong> <strong></p>
<p>Sayın Adnan Oktar röportajlarında bu hadisler doğrultusunda önemli  açıklamalar yapmakta, bu sandığın bulunacağını tüm Müslümanlara  müjdelemekte ve gerek Ahit Sandığı gerekse o dönemde yaşanacak olan  gelişmelerle ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Sayın Adnan Oktar’ın  konu ile ilgili açıklamaları şu şekildedir: </strong> <strong></p>
<p><strong>Ahit Sandığı’nın Görünümü Nasıldır?</p>
<p>ADNAN OKTAR</strong></strong> <strong>: Som altından, bu şekildedir. Bakın, şimdi bu da  bulunacak önceden söylüyorum. Ahit Sandığı. Şimdi Ahit Sandığı’nı  Müslüman ortada bırakır mı? Hırsızlar kırıp yıkarlar. Çocuk olsa bunu  bilir. Orijinal yerinde durmaz. Orijinal yerinde tutulmaz kutsal olan  bir emanet. Taşınır. Sandık da taşınmıştır, inşaAllah. Hatta taşınırken  gerekirse kulpunu da çıkarır, orada gider takar. Zaten seyyar kulbu  çıkacak gibi, çektin mi çıkar. Akasya ağacından yapılma, üzeri altın  kaplama, saf altın kaplamadır. Gerekirse çıkartılıyor. Ama içindeki  eşyalar da gerekirse çıkartılır. Gider orada aynı yerde yerleştirirsin.  (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı’nın Bulunması Musevileri Nasıl Etkileyecek?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’ın öfkelendiği bir anda o  tabletleri atması var, biliyorsunuz, elindeki tableti attı. Ve kırıldı o  tablet. Onun parçaları duruyor. Bunu bulacaklar. Bakın şimdi burada  söylüyorum. Bakın, diyor ki; “onun bir parçasında” diyor Allah, bir  ayetten bahsediyor. Şimdi bakın o ayeti gören ne kadar Musevi varsa,  hepsi Müslüman olacaklar. Bak, Kuran ihbar ediyor önceden, söylüyor  Allah. Diyor ki; “bir nüshasında şu yazıyordu”, diyor bakın. Şimdi  yaklaşık 3 bin yıl sonra açıldığında Kuran’ın dediğinin aynısını  görecekler. Yalnız parçalanmış tablet, kırıldığı için. Taştan. Bir  nüshasında diyor, “Rabbinden korkanlar için” evet.</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> Şeytandan Allah’a sığınırım. <strong>“Musa kabaran  öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) nüshasında  “Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır”  (yazılıydı)”</strong><br />
</strong> (Araf Suresi, 154) inşaAllah.  <strong><br />
<strong>ADNAN OKTAR: </strong></strong> <strong>Aynı zamanda bu ayet tabii Hz. Mehdi (a.s.)’a da  bakıyor. Bakın, Allah’ın Hadi isminin tecellisi ve Allah’tan bir  rahmettir Hz. Mehdi (a.s.). Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın eliyle bulunacak, onu  da söyleyeyim. Yani mübareğin eliyle bulunacak. Bak detay veriyorum,  inşaAllah. O tablette bulunan aynı bak o ayetle beraber bulunacak.  “Hocamız önceden söylemişti” diyeceksiniz. Bu çok önemli bakın. Hz. Nuh  (a.s.)’ın gemisinde detaylar verdim, dedim ki; “ahşap parçaları  bulunacak” dedim. “Adamlar çıkarıp ahşap parçasını gösterecekler. Ağrı  Dağı’nda bulunacak” dedim. “Cudi’den kasıt dağ silsilesidir, dağdır.  Dağı gösteriyor. Ve Ağrı Dağı’nda bulunacak” dedim. Değil mi?</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> Tahtaları da tarif etmişsiniz Hocam. Tam söylediğiniz gibi çıktı Hocam.</p>
<p><strong>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Aynısıyla, detayıyla. Bak şimdi de detay veriyorum.  Aynen dediğim gibi bu ayeti göreceksiniz. Tabletin üzerinde, inşaAllah.  (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı’nın İçinde Neler Olacak?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Asası, gömlek, bir tane uzun gömlek var. Hz. Musa  (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.) ailesine ait gömlek, bir tane ayakkabı. Yani  bildiğimiz ayakkabı değil, sandalet tarzında, o çölde kullandıkları.  Altın bir kutu. Hz. Musa (a.s.)’ın asasından parça, asası yok. Asa büyük  çünkü. Bu sandığa sığmaz. Asadan parça.</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> O Kuran’da geçen attığı asa mı, yoksa başka mı?</p>
<p><strong>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Onu bilemem de asası ama inşaAllah. Onu Allah bilir,  inşaAllah. Ve başka bazı emanetler, kutsal emanetler. Dolu zaten  sandığın içi. Diyebilirler ki, “kardeşim siz gittiniz bir kuyumcuyla  anlaştınız”, işte “som altından yaptırdınız”, işte “bu odur  diyeceksiniz” de diyebilirler. Kardeşim götürsünler, istedikleri bilim  adamlarını getirsinler, karbon metoduyla baksınlar. 3000 yıllık olduğunu  görecekler gömleğin. Nereden bulalım 3000 yıllık gömlek biz? Değil mi?  Ahşabın yine 3000 yıllık olduğunu görecekler. Ayakkabının 3000 yıllık  olduğunu görecekler. Bir de parmak izleri var bunun üzerinde, o da var.  Onları da tespit edecekler. Tabii. O devirden kalma. İnşaAllah, bayağı  bir şey var üzerinde, alamet var. Bunları görecekler inşaAllah. (Sayın  Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı Nerede Bulunacak?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Yine bir detay daha veriyorum; Bu kutsal sandıktaki  malzemelerin, Kutsal Emanetlerin bir kısmı Taberiye Gölü’nde. Ama sandık  içinde olanlar da ayrı olarak yeniden ayrı bir yerdeler. Yani belki  Hatay’da bir mağaranın içerisinde, yani hiç ummadıkları bir dehlizin,  hiç ummadıkları bir kanalın içerisinde, bir yerde. Tahmin etmedikleri  bir yer. Şu ana kadar hiç kimse “bu buradadır” diyemedi, demedi.  Gittikleri halde, ondan sonra araştırdıkları halde Allah onlara onu  göstermedi. Tahmin etmedikleri bir yerde çıkacak inşaAllah. Bir kısmı da  Taberiye Gölü’nde. (Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal  Avrupa röportajından)</p>
<p><strong>Sandığın Olağanüstü Özellikleri Vardır</strong></strong> <strong></p>
<p>“Sandık öyle anlaşılan bir sandık değildir. Çürümeye, bozulmaya karşı  etkili olan bir sandık. Bir de bu iki heykelin arasından, Tevrat’ta  Allah’ın ona hitap ettiği yani tecelli olarak hitap ettiğine dair bilgi  var. Allah-u alem doğrudur. Çünkü çalıdan da Allah tecelli ediyor  biliyorsunuz, çalıdan da sesleniyor. Bunları böyle şimdilik detay olarak  görüyoruz, olduğunda görürsünüz inşaAllah.” (Sayın Adnan Oktar’ın 16  Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından) </strong> <strong></p>
<p><strong>Hz. Musa (a.s.)’ın Bebekken Nehre Bırakıldığı Sandık, Ahit Sandığıdır</p>
<p>ADNAN OKTAR</strong></strong> <strong>: Mesela o gemi olayında da öyle, “gemiyi batırmak için  mi?” Annesi onu tekneye koyduğunda mahvolsun diye mi gönderdi? Irmakta,  Hz. Musa (a.s.)’ı koydu değil mi sandığın içerisine, sandıkla bıraktı.  Mahvolsun diye yapmadı inşaAllah. Ne amaçla yaptı Firavun’un yanına  gidecek. Allah onu koruyup kollayacak. Onun kurtulacağını biliyor.  Burada da kurtarma amacı var, orada da insanı kurtarma amacı var. Bak  aynı olay burada var. Değil mi? Orada mesela annesini sorgulamıyor Hz.  Musa (a.s.) makul görüyor. O zaman Hz. Hızır (a.s.)’ı da sorgulamaması  lazım bu da makul, inşaAllah. Ki o sandık, annesinin çocuğu koyduğu  sandık, Firavun tarafından saklanmıştır. Hatıra olarak saklanmıştır. O  sonra Musevilerin eline geçmiştir o sandık. Hz. Musa (a.s.)’ın içine  konduğu o sandık. Sonra o sandığın üstü altın kaplanmıştır. Hz. Musa  (a.s.)’ın o Kutsal Sandığı’na çevrilmiştir. Tabii inşaAllah, dün resmini  gösterdik boyut itibarıyla odur. O sandıktır aynı sandık, inşaAllah. Bu  bir ilave bilgi.</p>
<p><strong>OKTAR BABUNA:</strong></strong> <strong> İlk defa anlattınız maşaAllah Hocam.</p>
<p><strong>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Evet ilk defa anlatıyorum. (Sayın Adnan Oktar’ın 17 Mayıs 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından)</p>
<p><strong>SONUÇ: Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın Bulunacak Olması Ahir Zaman Müjdesidir</strong></strong> <strong></p>
<p>Ahir zamanın en önemli özelliklerinden biri de teknolojide çok büyük  gelişmeler yaşanacak ve bunların tüm insanların hayrı ve rahatlığı için  kullanılacak olmasıdır. Sandık da Allah’ın izniyle bu dönemin bir  nişanesi ve tüm insanlık için güzel günlerin müjdecisi olacaktır. </strong> <strong></p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.) de birçok hadisinde sandık ve onu bulacak olan  Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgiler vermiş ve bu kutlu olayı Müslümanlara  müjdelemiştir. Bu hadislerden bazıları şöyledir: </strong> <strong></p>
<p><em>“Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) fıkıh bilgisi on aliminkine bedeldir. O, Tabut-u Sekineyi de Antakya mağarasından çıkarır.”</em></strong> (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten) <strong></p>
<p><em>“Mehdi elinde (zamanında) sekine bulunan tabut Taberiye gölünden  çıkarılır ve Beyt-ül Makdis’de onun önüne getirilir. Yahudiler bunu  görünce, pek azı hariç, çoğu Müslüman olurlar.”</em></strong> <strong> (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten)</p>
<p>Hiç şüphesiz yüzyıllar öncesinden bildirilen bu hadis-i şeriflerde  Peygam-ber Efendimiz (s.a.v.)’in ahir zamanda olacakları müjdelemesi çok  büyük mucizelerdendir. Hz. Mehdi (a.s.)’a dair hadisler, Allah’ın  izniyle ahir zamanda gerçekleşecek ve bu mucizeler Müslümanların Allah’a  şükretmelerine vesile olacaktır. </strong> <strong></p>
<p><strong>“Gönderilenlere selam olsun. Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” </strong></strong> <strong>(Saffat Suresi, 181-182)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı Tevrat’ta Nasıl Geçiyor? </strong></strong> <strong></p>
<p>Tevrat’taki açıklamayı belirtiyorum: “Akasya ağacından sandık  yapsınlar,” diyor Tevrat’ta. Bu doğru akasya ağacından, iç çatısı akasya  ağacından. “Boyu iki buçuk” yani 1 metre, 1,20 gibi yaklaşık. “Eni ve  yüksekliği birer buçuk,” 60 cm, daha yüksek hatta 80 cm, “arşın olsun.”  “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Burada ölçüler kendi kafalarına  göre verdikleri için oluyor. Orada arşının gerçek karşılığı o. Yani 1,20  m’ye 80 cm olması gerekiyor anladığım kadarıyla ve bildiğim kadarı ile.  “İçini de dışını da saf altınla kapla.” Bu doğru, içi ve dışı saf  altınla kaplı. “Çevresine altın pervaz yap.” Bu da doğru. “Dört altın  halka döküp dört ayağına tak.” Bu da doğru. “İkisi bir yanda, ikisi öbür  yanda olacak.” Bu da doğru. “Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla  kapla, sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir.”  Doğru. Çok düzgün akasya ağacından yapılmış sırıklar var ama altın  kaplanmış öyle görünmüyor tabii. Tam, net altın görünümünde, jilet gibi  yapılmış, çok düzgün. Bakan anlamaz onun içinin ahşap olduğunu anlamaz.  “Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş  levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” Taş levhalar  Hz. Musa (a.s.)’a gelen on emrin yazılı olduğu taş levhalar onun içinde,  sandığın içinde. “Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki  buçuk, eni bir buçuk.” “Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv  yap.” Keruv uçan insan figürü gibi. Melek niyetine yapıyorlar ama melek  değil tabii ki, bir insan görünümü. Meleği tam yapamazlar, melek ayrıdır  görünümü. Ama meleğe niyet ederek yapılmış bir heykel. “Keruvlardan  birini bir kenara, diğerini öteki kenara,” karşılıklı yüz yüzedir ikisi,  bu da doğru. “Kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık  kanatlarıyla,” doğru. “Kapağı örtecek,” bu da doğru. “Yüzleri birbirine  dönük olacak,” doğru, “ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana  vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy”. “Seninle orada, Levha  Sandığı’nın (Ahit Sandığı’nın) üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma  Kapağı’nın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar  vereceğim.” </strong> <strong></p>
<p>Allah, </strong> <strong><em>“oradan tecelli edeceğim”</em> diyor, <em>“oradan sesimi duyacaksın” </em>diyor,  sandığın üstünden. Biliyorsun bir de çalı ve ateş yanan çalıdan  seslenmişti Allah Hz. Musa (a.s.)’a, inşaAllah. Onun için yani öyle  olağanüstü bir sandık, öyle herhangi bir sandık değil inşaAllah. “Rab  Musa’ya şöyle der: ‘Ve seninle orada bulaşacağım ve seninle kefaret  örtüsü üzerinden, Kutsal Ahit Sandığı üzerindeki Melekler arasından  söyleşeceğim’,” o figürün arasından, o görüntünün arasından  söyleşeceğim, (Çıkış 25/22).<em> “Rab Musa’ya dedi; ‘Dağa, yanıma gel’  burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerinde yasalarla, buyrukları  yazdığım taş levhaları sana vereceğim.”</em> Bu doğru, Hz. Musa (a.s.)’a  taş levhalar olarak verilmiştir. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010  tarihli Kocaeli TV röportajından)</p>
<p><strong>Ahit Sandığı Kuran’da Nasıl Geçiyor?</p>
<p>ADNAN OKTAR:</strong></strong> <strong> Bakın, ayet veriyorum. Bakara Suresi, 248. Şeytandan Allah’a sığınırım. <strong>“Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: ‘Onun hükümdarlığının belgesi’”</strong>, yani Mehdi (a.s.)’ın liderliğinin delili diyelim, ahir zamana bakan yönüyle, <strong>“size Tabut’un gelmesi (olacaktır ki),”</strong> yani Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığı. <strong>“Onda Rabbinizden ‘bir güven duygusu ve huzur’”, “içinize güven duygusu gelecek”</strong> diyor ve huzur, onun bulunuşuyla. Öyle bir özelliği de var, Allah’ın  hikmeti, mesela kalplere güven ve huzur inmesine vesile oluyor. Çünkü  bütün savaşlarda götürüyorlarmış o sandığı, onu gördüklerinde coşuyorlar  o zamanki müminler.<strong> “Huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden  arta kalanlar”, hem Hz. Harun (a.s.)’ın ailesinden, hem Hz. Musa  (a.s.)’ın ailesinden, “arta kalanlar var; onu melekler taşır”</strong>. Meleklerin kontrolünde diyor Allah. <strong>“Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.”</strong> Delil vardır. Delil nedir? Ortaya koyarsın, buna delil derler. Değil  mi? Allah, bu bir delildir diyor işte, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın  15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)</p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde, Ahit Sandığı’nın yeriyle  ilgili olarak Antakya’ya dikkat çekmesi son derece anlamlıdır. Bu  ilimizde birçok doğal mağara vardır ve buralar sandığın uzun yıllar  saklı kalması için çok elverişli yerlerdir. Ahit Sandığı’nın bugüne  kadar bu bölgede bulunamamış olması, bölgenin coğrafi özelliklerinin  zorluğundan ve teknik imkansızlıklardan kaynaklanmış olabilir. Ancak  yüzyıllardır bulunamayan sandığın, son birkaç on yıl içinde gelişen  teknolojik imkânlar çerçevesinde bulunması Allah’ın izniyle mümkündür.  Dahası sandığın zamanımızda bulunacak olmasını, tahakkuk eden diğer ahir  zaman alametleri de desteklemektedir. </strong> <strong></p>
<p><strong>Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkındaki Hadis-i Şerifleri Açıklıyor </strong></strong> <strong></p>
<p>“Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni”; bakın Peygamberimiz (s.a.v.)  olayı açıklıyor; “gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir.” Bakın  gizli olan bir şeyin ilmini verecek Allah, bulmanın ilmini. Allah ona  bir şekilde bunu gösterecek, bir ilimle inşaAllah. “Antakya denilen bir  yerden,” Hatay, Türkiye sınırları içerisinde bakın dikkat edin. Bakın,  Ağrı da Türkiye sınırları içerisinde, orada bulundu. Hepsi Mehdi  (a.s.)’ın olduğu yerlerde oluyor dikkat ederseniz, inşaAllah. “Antakya  denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya  çıkaracaktır.” Suyuti söylüyor bunu, hadis imamıdır. (Suyuti, el- Havi  li’l Feteva, II. 82) “Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’ yi de Antakya’da  mağaradan çıkarır” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten). Yani bu kadar,  hadis olduğu için söyleyeyim, bu gizlenecek gibi değil tabii. “Antakya  mağarasından Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek  Tevrat’ı çıkaracak.” Şam’daki bir mağaradan da gerçek Tevrat’ı röle  olarak, Tevrat rölesini, böyle deri üzerine yazılmış Tevrat rölesini  çıkaracak ve “birçok Yahudi Müslüman olacak” diyor,(Risaletül Huruc ül  Mehdi, s.124-125). Yalnız tabii Taberiye Gölü’nde de bir arama  yapılacak, Taberiye Gölü’nün zemininde. Tatlı su gölüdür, suyu tatlı, en  çukurda olan göllerden ikincisidir Taberiye Gölü. Yeryüzü düzeyine göre  en çukurdadır, fakat tatlı suyu, maşaAllah. Bakın ikinci işaret de,  “Mehdi (a.s.) Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden  çıkaracak.” Yani bu iki tane açıklama olması iyi. Çünkü hakikaten  Taberiye Gölü’nde de bir şey var, dibinde. Dibi çamur, gölün dibi, onun  altında inşaAllah, yani kapsamlı bir arama yapılacak tabii inşaAllah.  (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından) </strong> <strong></p>
<p><em>“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mehdi (a.s.)’dır.“</em></strong> <strong> (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)</p>
<p><strong>Sayın Adnan Oktar Ahit Sandığı Hakkında Tarihi Kaynaklarda Yer Alan Bilgileri Anlatıyor </strong></strong> <strong></p>
<p>“Talut’un, Calut ile savaşmasının sonucunda sandık Calut’un eline  geçmiştir geçici bir süre. Ancak daha sonra Hz. Davud (a.s.), Calut’u  öldürmüş ve böylece sandık Hz. Davud (a.s.)’ın eline yeniden geçiyor.  Ahit Sandığı, Kudüs’e taşınıyor. Hz. Davud (a.s.) sandığı kendisinden  sonra hükümdar olan Hz. Süleyman (a.s.)’a emanet bırakmıştır.” Hz.  Süleyman (a.s.)’ın eline geçiyor sonra, onun kontrolüne geçiyor. “Hz.  Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılan Süleyman Mescidi’ne konulan sandık  M.Ö. 587 yılına kadar Beyt-ül Makdis’de, Mescid-i Aksa’da kaldı. Aynı  yıl içinde Babil İmparatoru Nabukadnezar Kudüs’ü işgal etti, burayı  yerle bir ettirerek bu bölgede yaşayan Yahudileri sürgüne gönderdi.” O  zamanki Müslüman onlar, Museviler Müslüman idi, hak din oluyor o zaman.  “İşte o tarihten sonra sandık kayboldu.” Kaybolmadı, saklandı muhafaza  altına alındı ve “Bir daha da izi bulunamadı,” diyor. Allah onu muhafaza  altına aldı. </strong> <strong><br />
“M.Ö. 587 ile M.S. 70 yılları arasında Kudüs’te muhafaza edildiği kabul  edilen,” Öyle değil Kudüs’ten çıkarıldı Kudüs riskli bulunduğu için.  Çünkü işgal ediliyor, her yeri aranıyor. Kudüs’te değil sandık, onu  biliyorum inşaAllah. “Museviler sandığın ancak Mesih, Kral Mesih’in,  yani Mehdi (a.s.)’ın gelişinden sonra ortaya çıkaracağına inandıkları  için aramamaktadırlar.” Aramıyorlar çünkü sadece Hz. Mehdi (a.s.)  bulacaktır. Kral Mesih, Tevrat’ta Kral Mesih olarak geçer. Yani  arıyorlar tabii, arıyorlar da ama bulamazlar o anlamda diyorum, yoksa  arıyorlar tabii ki. “Hıristiyanlar da sandığı Hz. İsa (a.s.)’ın  yeryüzüne kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden gördükleri  için sandık onlar için çok önemli.” Onlar da arıyorlar, ama bulamazlar,  inşaAllah.</p>
<p>“Sandık taşınırken hep bir perde arkasında saklı tutularak onu  taşıyanların dahi sandığı görmeleri engellenmiştir.” Örtülüyor üstü  sandığın. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor, çok nadir açılan sandık,  üstündeki örtü nadir kaldırılıyor. (Sayın Adnan Oktar’ın 15 Mayıs 2010  tarihli Kocaeli TV röportajından)</strong> <strong></p>
<p>Bu makale, <strong>İlmi Araştırma Dergisi</strong> <a href="http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Publish&amp;Journal=%C4%B0lmi%20Ara%C5%9Ft%C4%B1rma&amp;Number=74" target="_blank">74. sayı</a> (Ağustos 2010) 4. sayfada yayınlanmıştır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/sayin-adnan-oktar-hz-musa-a-s-%e2%80%99in-ahir-zamanda-bulunacak-ahit-sandigini-anlatiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-nin-talebelerinin-imanlari-cok-kuvvetli-olacaktir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-nin-talebelerinin-imanlari-cok-kuvvetli-olacaktir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 09:44:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[


 












&#8220;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin yardımcılarının, Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="489">
<tbody>
<tr>
<td height="1"><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td height="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
</tr>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="115" align="center" valign="top"><strong><img src="http://harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s.nin_talebelerinin_imanlari_cok_kuvvetli_olacaktir_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.)'nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır" /></strong></td>
<td width="10"><strong><img src="http://harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></strong></td>
<td width="352" valign="top"><strong><em>&#8220;Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin yardımcılarının, Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak ve Allah’ı nasıl tanımak gerekirse, o şekilde tanıyacaklar.&#8221;</em></p>
<p>(E<em>l-Beyan Fi-Akbarı Hz. Mehdi (a.s.) Ahir Zaman (a.s.), bölüm</em>: 5; Mikyal el-Mekarim, cilt:1, sayfa:65)</p>
<p>Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin talebelerinin imanlarının derinliğinden bahsedilmektedir. Ahir Zamanda Hz. Mehdi (a.s.) dönemi öncesinde insanlar arasında Allah’ı inkar eden felsefeler geniş anlamda hakim olacaktır. Bu nedenle, gerçek anlamda Allah’a iman eden, Allah’ın sıfatlarını gerektiği gibi tanıyıp Allah’tan korkan kişiler çok az sayıda olacaktır. Mehdinin talebeleri ise hiçbir şüphe duymadan Allah’a karşı derin bir iman sahibi olacaklardır. Bu yönleri ile içinde bulundukları toplumda dikkat çekeceklerdir</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/hz-mehdi-a-s-nin-talebelerinin-imanlari-cok-kuvvetli-olacaktir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük İslam alimleri Kuran&#8217;da Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh etmişlerdir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/buyuk-islam-alimleri-kuranda-hz-mehdi-a-s-a-ve-islam-ahlakinin-dunya-hakimiyetine-isaret-eden-bazi-ayetleri-soyle-serh-etmislerdir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/buyuk-islam-alimleri-kuranda-hz-mehdi-a-s-a-ve-islam-ahlakinin-dunya-hakimiyetine-isaret-eden-bazi-ayetleri-soyle-serh-etmislerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 12:18:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Bine]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Ey]]></category>
		<category><![CDATA[Hud]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Imam]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Millet]]></category>
		<category><![CDATA[Nurul]]></category>
		<category><![CDATA[Saim]]></category>
		<category><![CDATA[Salih]]></category>
		<category><![CDATA[Selam]]></category>
		<category><![CDATA[Yakar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[Büyük İslam alimleri Kuran&#8217;da Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a ve İslam  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Büyük İslam alimleri Kuran&#8217;da Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;a ve İslam  ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden bazı ayetleri şöyle şerh  etmişlerdir</h3>
<p><strong>•    HUD  SURESİ’NİN, 86. AYETİ</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Ebu Cafer (r.a.), bu alametleri şöyle  saymıştır:</p>
<p>“&#8230;<strong> O (Hz. Mehdi  (a.s.)) çıkınca sırtını Kabe’ye yaslar. Ona (Hz. Mehdi (a.s.))  tabilerinden 313 kişi tabi olur. Hz. Mehdi (a.s.) ilk önce şu ayeti  okur: “EĞER MÜMİN İSENİZ ALLAH’IN BIRAKTIĞI SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.” </strong><strong>(HUD SURESİ, 86)</strong></p>
<p><strong>Bu ayeti okuyup şöyle der:</strong> <strong>“BEN SİZİN İÇİN ALLAH’IN BIRAKTIĞI VE  HALİFESİYİM (Müslümanların manevi lideriyim). BEN ONUN HÜCCETİYİM.” HZ.  MEHDİ (A.S.)’A SELAM VERENLER ŞÖYLE SELAM VERİRLER: “SELAM SANA EY  ALLAH’IN YERYÜZÜNDE BIRAKTIĞI (BAKİYYESİ!)”</strong> <strong>Sonra  herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) bey’at (biat) eder.</strong> (Hz. Mehdi  (a.s.)’ın) <strong>Adamlarının sayısı on bine ulaşır. Allah’ın dışında  bir başkasına ibadet eden, Musevi ve Hıristiyan olan herkes ona (Hz.  Mehdi (a.s.)’a) iman eder. Böylece yeryüzünde tek bir millet hasıl olur;  o İslam milletidir.</strong> Sonra Allah’tan başkasına tapanların  üzerine gökten bir ateş düşer ve onları yakar. Doğrusunu Allah bilir.”</p>
<p><em> (Nurul Ebsar, Ehl-i Beyt, Oniki İmam, Kutuplar ve Mezhep  İmamlarının Menkıbeleri Şeblenci (1250),Tercüme: Saim Güngör, (Pamuk  Yayıncılık Nisan 2004 Cilt: 628 77 93) s. 594)</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•    NUR  SURESİ’NİN 55. AYETİ</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>ALLAH,  İÇİNİZDEN İMAN EDENLERE VE SALİH AMELLERDE BULUNANLARA VA&#8217;DETMİŞTİR:  HİÇ ŞÜPHESİZ ONLARDAN ÖNCEKİLERİ NASIL &#8216;GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ&#8217; KILDIYSA,  ONLARI DA YERYÜZÜNDE &#8216;GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ&#8217; KILACAK, KENDİLERİ İÇİN  SEÇİP BEĞENDİĞİ DİNLERİNİ KENDİLERİNE YERLEŞİK KILIP SAĞLAMLAŞTIRACAK VE  ONLARI KORKULARINDAN SONRA GÜVENLİĞE ÇEVİRECEKTİR. ONLAR, YALNIZCA BANA  İBADET EDERLER VE BANA HİÇ BİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAZLAR. KİM BUNDAN SONRA  İNKAR EDERSE, İŞTE ONLAR FASIKTIR.</strong></p>
<p><strong> (Nur  Suresi, 55)</strong> Ali bin Hasan kanalıyla Ayyasi  tarafından rivayet edildi: <strong>Onun yanında bu ayet-i kerime okundu:</strong> Onlar Allah&#8217;a yemin olsun ki bizim ehli beytin sevenlerindendir. <strong>ALLAH BİZDEN BİR ŞAHSIN</strong> <strong>(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ELİYLE  ONLARA (BUNU) YAPTIRIR. O ŞAHIS İSE BU ÜMMETİN MEHDİSİDİR.</strong></p>
<p>(Mecmau’l beyan fi tefsiri’l-Kuran Ebu Ali Eminuddin Fazl, Hasan b.  Fazl Tabersi 1986, c:4, sf. 832)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Ayaşi tefsirinde:</p>
<p>Zeynel-Abidin Hz.leri: &#8230; (Nur Suresi, 55) ayetini okudu ve şöyle  buyurdu: <strong>“VALLAH! ONLAR,  BİZ EHL-İ BEYTİ SEVENLERDİR. ALLAH ONLAR İÇİN BUNU MUHAKKAK YAPACAKTIR,  BİZDEN BİRİNİN ELİYLE&#8230; Kİ O BU ÜMMETİN MEHDİSİ’DİR.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•    ENBİYA  SURESİ’NİN, 105. AYETİ</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong> &#8220;ANDOLSUN  BİZ ZİKİR&#8217;DEN (BÜTÜN SEMAVİ KİTAPLAR VEYA TEVRAT) SONRA ZEBUR&#8217;DA DA  &#8216;HİÇ ŞÜPHESİZ, SALİH KULLARIM YERYÜZÜNE MİRASÇI OLACAKLARDIR&#8217; DİYE  YAZDIK.&#8221;</strong></p>
<p><strong>İMAM MUHAMMED BÂKIR  (A.S) BU AYETLE İLGİLİ OLARAK ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: &#8220;BUNLAR, AHİR ZAMANDA  ZUHUR EDECEK OLAN HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ASHABIDIR.&#8221;</strong> <strong>(  Mecma-ul Beyan Tefsiri.)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     MAİDE SURESİ’NİN, 54. VE EN’AM SURESİ’NİN, 89. AYETLERİ:</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Maide suresi, 54. ayet: <strong>&#8220;EY  İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, ALLAH, YAKINDA ÖYLE BİR TOPLUM GETİRECEK Kİ O ONLARI (HZ. MEHDİ  (A.S.)’I VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLARI) SEVER, ONLAR DA O&#8217;NU SEVERLER.  MÜMİNLERE KARŞI ALÇAK GÖNÜLLÜ, KÂFİRLERE KARŞI ONURLU VE ŞİDDETLİDİRLER.  ALLAH YOLUNDA CEHD (FİKRİ MÜCADELE YAPARLAR) EDERLER VE HİÇBİR  KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR&#8230;</strong>&#8221;</p>
<p>&#8230; İmam Cafer Sadık (a.s) bu ayetle ilgili olarak şöyle  buyurmuştur: <strong>&#8220;BU AYETTE  İŞARET EDİLEN GÖREVİN SAHİBİ</strong> <strong>(HZ. MEHDİ (A.S.))</strong> <strong>KORUMA ALTINDADIR. ŞAYET  İNSANLARIN TÜMÜ GİTSELER DE, ALLAH ONU</strong> <strong>(HZ.  MEHDİ (A.S.)’I)</strong> <strong>VE ASHABINI GETİRECEKTİR.</strong> <strong>ONLAR  YÜCE ALLAH&#8217;IN HAKLARINDA ŞÖYLE BUYURDUĞU KİMSELERDİR: &#8216;Şimdi şunlar,  bunları inkâr ederse,</strong> <strong>BİZ  BUNLARI İNKÂR ETMEYECEK BİR TOPLUMU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I VE ONA TABİ  OLAN MÜSLÜMANLARI), BUNLARA VEKİL BIRAKMIŞIZ.</strong> <strong>(En&#8217;am  89)</strong></p>
<p><strong>ONLAR (HZ. MEHDİ (A.S.)  VE ONA TABİ OLAN MÜSLÜMANLAR) ŞU AYETİN KASTETTİĞİ KİMSELERDİR: &#8220;EY  İNANANLAR! SİZDEN KİM DİNİNDEN DÖNERSE, (BİLSİN Kİ) ALLAH, YAKINDA ÖYLE  BİR TOPLUM GETİRECEK</strong> <strong>ki&#8230; (Maide Suresi, 54)</strong>..&#8221;  (Tefsir-un Nu&#8217;mani.)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     YASİN SURESİ’NİN, 30. AYETİ:</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>AMA HÜCCET (HZ. MEHDİ (A.S.)) HALKI  TANIR, HALK İSE ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) TANIYAMAZ. TIPKI YUSUF GİBİ.  YUSUF HALKI TANIDIĞI HALDE ONLAR YUSUF&#8217;U İNKAR EDERLERDİ.</strong> <strong>SONRA HZ. ALİ ŞU AYETİ OKUDU:  &#8220;KULLARA YAZIKLAR OLSUN, RESUL ONLARA GELDİKÇE ONUNLA ALAY EDİYORLARDI.&#8221;</strong> (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     ENBİYA SURESİ’NİN, 105. AYETİ:</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>ANDOLSUN,  BİZ ZİKİRDEN (TEVRAT&#8217;TAN) SONRA ZEBUR&#8217;DA DA: &#8220;ŞÜPHESİZ ARZ&#8217;A SALİH  KULLARIM VARİSÇİ OLACAKTIR.&#8221;</strong> diye yazdık. <strong>İmam  Bakır ve Sadık&#8217;tan rivayet edilmektedir: &#8220;Buradaki (ayette bildirilen) &#8220;SALİH KULLAR&#8221;, HZ. MEHDİ (A.S) VE  ARKADAŞLARIDIR.&#8221; </strong>(Hüseyin es-Şirazi, sf. 113)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     NEML SURESİ’NİN, 62. AYETİ:</strong></p>
<p><strong>“YA  DA SIKINTI VE İHTİYAÇ İÇİNDE OLANA, KENDİSİNE DUA ETTİĞİ ZAMAN İCABET  EDEN,<br />
KÖTÜLÜĞÜ AÇIP GİDEREN VE SİZİ YERYÜZÜNÜN HALİFELERİ KILAN MI? &#8230;”</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>NEML  SURESİ, 62. AYETLE İLGİLİ HADİS:</strong></p>
<p>Muhammed bin Müslim şöyle der: <strong>&#8220;Haceti (ihtiyaç, muhtaçlık  içinde) olan biri O’nu çağırdığında O’na icabet eder.&#8221; ayeti hakkında </strong>İmam  Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: <strong>Bu ayet Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) aleyhisselam hakkında  nazil olmuştur. Beyaz bir kuş şeklinde Kabe&#8217;nin oluğundan gelip HALKIN  İÇİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;A İLK BİAT EDECEK OLAN CEBRAİL ALEYHİSSELAMDIR. </strong>(Şeyh  Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s.37</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     BAKARA SURESİ’NİN, 155. AYETİ:</strong></p>
<p><strong>Andolsun,</strong> <strong>BİZ SİZİ BİRAZ KORKU, AÇLIK VE  BİR PARÇA MALLARDAN, CANLARDAN VE ÜRÜNLERDEN </strong><br />
<strong>EKSİLTMEKLE  İMTİHAN EDECEĞİZ.</strong> <strong>Sabır gösterenleri müjdele.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>&#8230; Ebu Basir&#8217;den: İmam Caferi Sadık  aleyhisselam şöyle buyurdu:</p>
<p><strong>KAİM&#8217;İN (HZ. MEHDİ  (A.S.)’IN) KIYAMINDAN ÖNCE *BİR YIL HALK AÇ KALACAK VE ONLARI ÖLDÜRÜLME  KORKUSU SARACAK; MALLARI, CANLARI VE MAHSULLERİ AZALACAK.</strong> <strong>Bu olay Allah&#8217;ın Kitabı’nda açıkça yazar. Sonra bu ayeti  tilavet etti: &#8220;SİZLERİ KORKU,  AÇLIK, MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ.  VE SABREDENLERİ MÜJDELE.&#8221;</strong></p>
<p><strong> (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 297)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>*Hz. Mehdi (a.s.)’ın kıyamından önce dünya  çapında 7 yıl süren çok büyük bir ekonomik buhran yaşanacaktır. İmam  Caferi Sadık (a.s.), 7 yıl sürecek olan bu ekonomik krizin özellikle bir  yıl boyunca daha da şiddetini artıracağına ve etkisini göstereceğine  dikkat çekmiştir.</p>
<p>Aynı şekilde Muhammed Bin Müslim’den aktarılan diğer bir rivayete göre  ise;</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>•    İmam Caferi Sadık aleyhisselam  şöyle buyurdu:</p>
<p>•    Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kıyamından önce belirtiler  vardır: “Yüce Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir. Bu  belirtiler nelerdir? Diye arzettim.</p>
<p>•    Buyurdu ki:</strong> <strong>O, ALLAH AZZE VE CELLE’NİN ŞU BUYRUĞUDUR. “SİZLERİ KORKU, AÇLIK,  MAL, CAN VE MAHSULLERİN EKSİLMESİ İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. VE  SABREDENLERİ MÜJDELE.”</strong></p>
<p><strong>•    Buyuruyor ki: Siz müminleri mutlaka imtihan edeceğiz.  Korku ile yani saltanatlarının sonlarına doğru filanca oğullarının  hükümeti ile korkutacağız. Ve açlıkla, yani mahsullerin pahalılığı ile.  Malların azalması yani, ticaretlerin kesat olması ve faziletinin  azalması. Canlar (ın azalması) yani, hızlı ve ani ölümler. Mahsuller(in  azalması) yani, çiftçiliğin azalması ve meyvelerin bereketinin azalması.  SABREDENLERİ MÜJDELE YANİ, İŞTE O  ZAMAN KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ALEYHİSSELAM’IN ZUHURU İLE (ONLARI  MÜJDELE. </strong>Sonra bana buyurdu ki: Ey Muhammed! Bu onun  te’vilidir. (asıl mana ve yorumu budur). Allah azze ve celle buyuruyor  ki: “Onun tevilini sadece Allah ve ilimde derin olanlar bilirler.”</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•    A’Lİ İMRAN  SURESİ’NİN, 83. AYETİ:</strong></p>
<p><strong>PEKİ ONLAR,  ALLAH&#8217;IN DİNİNDEN BAŞKA BİR DİN Mİ ARIYORLAR? OYSA GÖKLERDE VE YERDE  HER NEAYA VARSA -İSTESE DE, İSTEMESE DE- O&#8217;NA TESLİM OLMUŞTUR VE O&#8217;NA  DÖNDÜRÜLMEKTEDİRLER.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Tefsir-i Ayaşi’de, İmam Musa Kazım&#8217;ın  nakliyle, bu ayetin Hz. Mehdi (a.s.)’a baktığı rivayet edilmektedir.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     HADİD SURESİ’NİN, 17. AYETİ:</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>BİLİN Kİ GERÇEKTEN ALLAH, ÖLÜMÜNDEN SONRA YERYÜZÜNE HAYAT  VERİR. ŞÜPHESİZ BİZ, UMULUR Kİ AKLINIZI KULLANIRSINIZ DİYE SİZE  AYETLERİ AÇIKLADIK. (Hadid Suresi, 17)</strong></p>
<p>Selam b. Müstenir de, İmam Muhammed Bakır (aa)&#8217;dan şu hadisi rivayet  etmiştir:</p>
<p><strong> &#8220;ALLAH TEALA, KIYAM  EDECEK HZ. MEHDİ (A.S.)&#8217;IN ELİYLE YERİ DİRİLTECEKTİR. O (HZ.  MEHDİ (A.S.)), ADALET ÜZERE HALKI YÖNETECEKTİR. BÖYLECE YERYÜZÜ ZULÜMLE  ÖLDÜKTEN SONRA, HZ. (MEHDİ (A.S.)) ADALETLE TEKRAR DİRİLTECEKTİR.&#8221;   (Şeyh Tusi, Gaybet, s. 120; Duhayyil, el-Hz. Mehdi, s. 57)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     HUD SURESİ’NİN 8. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Andolsun,  onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar  ertelesek,</strong> mutlaka: &#8220;Onu alıkoyan nedir?&#8221; derler.  Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek  değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre  kuşatacaktır.</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>…İshak bin Abdülaziz’den:</p>
<p>İmam Caferi Sadık aleyhisselam “ONLARIN  UĞRAYACAKLARI AZABI SAYILI BİR ÜMMETE DEK ERTELERSEK ayeti  hakkında şöyle buyurdu:</p>
<p>Azap, Kaim aleyhisselam’ın (Hz  Mehdi (as)’ın) kıyamıdır. Sayılı bir ümmet ise Bedir’de savaşanların  sayısı kadar olan ashabıdır.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     BAKARA SURESİ’NİN 148. AYETİ</strong></p>
<p><strong>&#8230; Öyleyse hayırlarda yarışınız.  Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir.</strong> Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>…Ebu Basir’den:</strong></p>
<p><strong>İMAM CAFERİ SADIK  ALEYHİSSELAM “HAYIRLI İŞLERE DOĞRU KOŞUN, NEREDE OLURSANIZ OLUN ALLAH  HEPİNİZİ BİRDEN TOPLAR, BİRLEŞTİRİR </strong>ayeti hakkında şöyle  buyurdu: <strong>“Kaim (Hz Mehdi  (as)) ve ashabı hakkında nazil olmuştur. Allah onları (Hz Mehdi (as) ve  ashabını) vaatsiz olarak biraraya toplayacaktır.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     RAHMAN SURESİ’NİN 41. AYETİ</strong></p>
<p><strong>(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar,  simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>…Ebu Basir</strong>’den:</p>
<p>İmam Caferi Sadık aleyhisselam <strong>“SUÇLULAR  ÇEHRELERİNDEN TANINACAK</strong> ayeti hakkında şöyle buyurdu: <strong>ALLAH ONLARI TANIR, LAKİN BU  AYET KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. (HZ. MEHDİ (A.S.))  ONLARI ÇEHRELERİNDEN TANIYACAK VE ASHABI İLE BİRLİKTE ONLARI FİKREN  DARMADAĞIN EDECEK.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     FUSSİLLET SURESİ’NİN 53. AYETİ</strong></p>
<p><strong>BİZ  AYETLERİMİZİ HEM AFAKTA, HEM KENDİ NEFİSLERİNDE ONLARA GÖSTERECEĞİZ;   ÖYLE Kİ, ŞÜPHESİZ ONUN HAK OLDUĞU KENDİLERİNE AÇIKÇA BELLİ OLSUN. Her  şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Ebu Basir</strong> der ki: İmam  Muhammed Bakır aleyhisselama Allah azze ve cellenin bu ayetin tefsiri  soruldu: <strong>“PEK YAKINDA  ONLARA ALEMDEKİ VE CANLARINDAKİ DELİLLERİ GÖSTERECEĞİMİZ ZAMAN, SONUNDA  ONUN HAKK OLDUĞUNU ANLAYACAKLARDIR.”</strong> <strong>Şöyle  buyurdu:</strong> <strong>Onlara  nefislerindeki mesh (hayvanlaşma) gösterilecek ve alemin onlara artık  daraldığı gösterilecek. Böylece onlar Allah’ın kudretini hem kendi  nefislerinde hem de alemlerde göreceklerdir. “Sonunda onun hakk olduğunu  anlayacaklardır.” İşte o zaman Kaim’in (Hz Mehdi (as)’ın) zuhurdur. O  (Hz. Mehdi (a.s.)) Allah Azze ve Celle’den gelen hakktır ve bu halk onu  (Hz. Mehdi (a.s.)’ı) mutlaka görecektir.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     MAİDE SURESİ’NİN 54. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Ey iman  edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah  (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği  mü&#8217;minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise &#8216;güçlü ve onurlu,&#8217;  Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir  topluluk getirir. Bu, Allah&#8217;ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah  (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Süleyman bin  Haruni İcli şöyle der:</strong> İmam Caferi Sadık aleyhisseslam’ın şöyle  buyurduğunu duydum: <strong>“Bu emrin sahibinin (Hz Mehdi (as)’ın)  ashabı mahfuzdurlar,</strong> eğer halkın hepsi ölse dahi Allah onun (Hz.  Mehdi (a.s.)’ın) ashabını getirir. Allah azze ve celle onlar (Hz. Mehdi  (a.s.) ve ashabı) hakkında şöyle buyurmuştur: <strong>“Onlar ona karşı  kafir olsalarda, O’na öyle bir kavim vermişiz ki ona karşı kafir  olmazlar.” Allah onlar Hz. Mehdi</strong> <strong>(a.s.) ve ashabı)</strong> <strong>hakkında ayrıca  şöyle buyurmuştur: “Allah öyle bir kavim getirecek ki Allah onları </strong><strong>(Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabını)</strong><strong> sever, onlar da  Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı getirir Allah’ı severler. Müminlere karşı  alçak gönüllü, kâfirlere karşı azizdirler.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     BAKARA SURESİ’NİN 249. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Talut, orduyla birlikte ayrıldığında  dedi ki: &#8220;DOĞRUSU ALLAH SİZİ BİR  IRMAKLA İMTİHAN EDECEKTİR. &#8230;&#8221;</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Ebu Basir şöyle der: İmam Caferi Sadık  aleyhisselam şöyle buyurdu: “Talut’un ashabı bir nehirle imtihan olunmuş  ve Allah onlar hakkında “Sizleri bir nehir ile deneyeceğiz.”  buyurmuştu. <strong>KAİM (HZ.  MEHDİ) ALEYHİSSELAM’IN ASHABI DA TIPKI ONUN GİBİ İMTİHAN OLUNACAKLAR.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     ALİ İMRAN SURESİ’NİN 200. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Ey iman  edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah&#8217;tan  korkun. Umulur ki kurtulursunuz.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>İmam Bakır (A.S.) bu ayette şöyle ma’na  vermişlerdi:</p>
<p>“Ey Muhammediler! Farzların edasında sabrediniz, düşmanlarınızın  eziyetlerinde musabere ediniz, birbirinize yardım ediniz, <strong>İMAMINIZ MEHDİ RESULE SIMSIKI  SARILINIZ.</strong>” <strong>Süleyman İbrahim, Meveddet  Pınarları, Hz. Muhammed Aleyhisselam ve Al-i Aba, On İki İmam, Hz. Mehdi  (a.s.) Resul Hakkındaki Ayet ve Hadisler, Çeviren: Adnan M. Selman, s.  219)</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     TEVBE SURESİ’NİN 33. AYETİ</strong></p>
<p>Müşrikler istemese de O dini (İslam&#8217;ı) bütün  dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen  O&#8217;dur.</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>İmam Ca’fer Sadık Hz.leri bu ayet hakkında:</p>
<p><strong>“Vallahi! Kaim (Hz.  Mehdi (a.s.)) zuhur etmeden bu ayetin ma’nası tecelli etmez.</strong></p>
<p>Abaye bin Reb’i’den, Emirel Mü’minin Hz. Ali (k.v.) yukarıda  zikredilen ayet hakkında:</p>
<p>“Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a kasem ederim ki! Hiçbir köy  kasaba ve şehir kalmayacak ki, sabah akşam içinde, <strong>“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne  Muhammeden Resullullah denmesin”</strong> buyurdu.</p>
<p><strong> </strong><strong> İmam  Zeynel-Abidin ve İmam Muhammed Bakır Hz.leri:</strong></p>
<p><strong> “Cenab-ı Hakk  muhakkak Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ile İslam dinini bütün dinlere galip  getirecektir.”</strong> buyurdular.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>YUNUS  SURESİ’NİN 20. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Bir de derler ki: &#8220;Rabbinden üzerine bir  ayet (mucize) indirilse ya!..&#8221; De ki: &#8220;Gayb yalnızca Allah&#8217;ındır, siz bekleyedurun; ben de  sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.&#8221;</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>&#8230;CA’FER  SADIK HZ.LERİ: “BU AYETTEKİ GAYB, HZ. MEHDİ (A.S.)’DIR </strong>buyurdular:</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     HUD SURESİ’NİN 80. AYETİ</strong></p>
<p><strong>DEDİ Kİ:  &#8220;SİZE YETECEK GÜCÜM OLSAYDI VEYA SAĞLAM BİR YERE SIĞINABİLSEYDİM.&#8221;</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Meali: <strong>Hz, Lut (a.s.) Allah’a  şikayet ederek kavmine hitaben: Ne vardı, size karşı gelmek için benim  bir kuvvetim olsaydı veya çok sarp bir kaleye sığınabilseydim.</strong></p>
<p><strong> İmam Ca’fer Sadık  Hz.leri: “Bu ayet-i kerimedeki Hz. Lut (a.s.)’ın temenni ettiği kuvvet,  Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kuvveti, sığınmak istediği kale de Hz.  Mehdi (a.s.)’ın ashabı idi. ‘Rukn-i Şedid’ onlardır. Onlardan biri kırk  adam kuvvetindedir ve her birinin kalbi demir gibidir&#8230;.”  buyurmuşlardır.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     YUNUS SURESİ’NİN 110. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Öyle ki elçiler, umutlarını kesip  de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada  onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur.  Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri  çevrilmeyecektir.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Mufaddal’dan, Cafer Sadık Hz.lerinden,  babasından, babalarından, Emirel Mü’minin Hz. Ali’den (k.v.):</p>
<p><strong>Allah’ın nusratı (zaferi), ancak insanların ölümü yaşamaya  tercih ettikleri zaman gelir, Rabbimin Kitab-ı Celilinde şu ayette beyan  ettiği gibi:&#8230;</p>
<p>Ta ki peygamberler ‘Nusrat-ı mev’udenin hemen tecelli etmemesinden”  ümitsiz oldukları, yalana çıkarıldıklarını zannettikleri bir zamanda,  ansızın yardımımız (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara yetişti. Biz istediğimizi  kurtarırız.</strong></p>
<p><strong> CENAB-I HAKK’IN  NUSRATI KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.) ) İLE GELECEK.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     ENBİYA SURESİ’NİN 105. AYETİ:</strong></p>
<p><strong>Andolsun, biz Zikir&#8217;den sonra Zebur&#8217;da da:  &#8220;Şüphesiz Arz&#8217;a salih kullarım varisçi olacaktır&#8221; diye yazdık.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Biz bunu <strong>Levh-i Mahfuz’da</strong> yazdıktan sonra kasem  olsun Zebur’da da yazmıştık. Muhakkak Arza salih kullarım varis olur.</p>
<p><strong> Muhammed Bakır ve Ca’fer Sadık Hz.leri:</strong><br />
<strong>“BU AYETTE  ZİKREDİLENLER, KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) VE ASHABIDIR” BUYURDULAR.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     HAC SURESİ’NİN 41. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Onlar ki,  yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru  namazı kılarlar, zekatı verirler, ma&#8217;rufu emrederler, münkerden  sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah&#8217;a aittir.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>Ebu’l Carud’dan:</p>
<p><strong> &#8230; O zulm ile yurdlarından çıkarılan kimselere, eğer arzda  yer verirsek, ‘onlar (Hz. Mehdi (a.s.) ve ashabı) iktidar sahibi olunca  şımarmazlar”, namazlarına devam ederler, zekatlarını verirler, ma’rufu  emrederler ve kötülükten nehyederler. Bunların bütün umurunun akıbeti  Allah’a aittir.</strong></p>
<p><strong>İmam Bakır Hz.leri :  “BU AYET HZ. MEHDİ (A.S.) VE ASHABI HAKKINDA NAZİL OLMUŞTUR. ALLAH  ONLARI DOĞUDAN BATIYA KADAR, BÜTÜN DÜNYAYA SAHİB YAPACAK, İSLAM’I  ONLARLA YÜCELTECEK, ZULÜMDEN VE BİD’ATDEN ESER KALMAYACAK. “</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     ZARİYAT SURESİ’NİN, 23. AYETİ</strong></p>
<p><strong>İşte, göğün ve yerin Rabbine  andolsun ki, </strong> <strong> ŞÜPHESİZ, O (SİZE VA&#8217;DEDİLEN) SİZİN  (ARANIZDA) KONUŞTUKLARINIZ KADAR, ELBETTE KESİN BİR GERÇEKTİR.</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>“Meali: <strong>Semaların ve arzın Rabbi  hakkı için </strong><strong>şüphesiz  o (Hz. Mehdi (a.s.)), söylediğiniz söz gibi haktır.</strong></p>
<p>Bu ayette de Cenab-ı Hakk: <strong>“SEMAVATIN  VE ARZIN RABBİNE YEMİN EDERİM Kİ, KAİM’İN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN)  ZUHURUNUN VA’Dİ, KONUŞTUĞUNUZ SÖZ GİBİ ŞÜPHESİZ VE HAKDIR” buyuruyor.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•    RUM  SURESİ’NİN 4., 5. AYETLERİ</strong></p>
<p><strong>&#8230;Ve o gün mü&#8217;minler sevineceklerdir.  Allah&#8217;ın yardımıyla.</strong><strong> O, dilediğine yardım eder&#8230;</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>İmam Ca’fer Sadık (a.s.) bu ayet hakkında:  “KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) ZUHUR EDİNCE, MÜ’MİNLER ALLAH’IN NUSRATI İLE  FERAHLANACAKLAR” buyurdu.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>•     FUSSİLET SURESİ’NİN 53. AYETİ</strong></p>
<p><strong>Biz  ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz;   öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her  şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?</strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>Ebu Basir’den: İmam Bakır  hazretlerine bu ayet hakkında sorulduğunda şöyle buyurdular: “İçlerinde  ve dışlarında</strong> <strong>Allah’ın  acib ve garib mu’cizelerini görecekler ki, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN  ZUHURUNUN HAK OLDUĞUNA İNANACAKLAR. BUNDA HİÇ KİMSENİN ŞÜPHESİ  KALMAYACAK.”</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/99.gif" alt="" /></p>
<p><em>05 Temmuz 2010</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/buyuk-islam-alimleri-kuranda-hz-mehdi-a-s-a-ve-islam-ahlakinin-dunya-hakimiyetine-isaret-eden-bazi-ayetleri-soyle-serh-etmislerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak yeryüzüne inecektir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-hz-mehdi-a-s-zamaninda-musluman-olarak-yeryuzune-inecektir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-hz-mehdi-a-s-zamaninda-musluman-olarak-yeryuzune-inecektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 13:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Baha]]></category>
		<category><![CDATA[Bsk]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Dolu]]></category>
		<category><![CDATA[Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Feza]]></category>
		<category><![CDATA[Halid]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Incil]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Trc]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak  yeryüzüne inecektir</h3>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>HZ.  İSÂ, İNCİL’DE, BU ÜMMETİN ÖVGÜ DOLU SIFATLARINI GÖRDÜĞÜNDE, ONLARDAN  EYLEMESİ İÇİN ALLAH’A DUÂ ETMİŞ, ALLAH DA ONUN DUÂSINI KABUL ETMİŞTİR.</strong> Günü geldiğinde müceddid olarak yeryüzüne inmesi bunun içindir.</span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Kütüb-i  Sitte Tercüme ve Şerhi, Feza Gazetecilik, 1996, 14/74)</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hz. İsa  (a.s.) Peygamber Efendimiz (sav)’e ümmet olmak için inecektir. Hakiki  İncil’de Muhammed aleyhisselamın üstünlüklerini gören<strong> HAZRET-İ  İSA, ONUN ÜMMETİNDEN OLMAK İÇİN ÇOK YALVARDI, DUA ETTİ VE DUASI KABUL  EDİLDİ.</strong> Allahü Teâlâ, onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete  yakın, Muhammed aleyhisselamın ümmeti olmak için yeryüzüne inecek, onun  dinine uyacak ve onu yayacak, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi tahrif  olmuş dinleri İslam dinine çevirecektir. </span></p>
</div>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Herkese  Lazım Olan İman, Ebü&#8217;l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid b. Ahmed Halid-i  Bağdadi, 1242/1827 ; Trc: Kemahlı Feyzullah Efendi, 6. bsk., İstanbul,  İhlas Yayınları, 1989)</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://us1.harunyahya.com/Image/yenibilgi/hzisa.jpg" alt="" hspace="5" vspace="5" width="250" height="346" align="middle" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-hz-mehdi-a-s-zamaninda-musluman-olarak-yeryuzune-inecektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ&#8217;YE GÖRE MEHDİ NEDEN GELECEK?</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzaman-said-nursiye-gore-mehdi-neden-gelecek.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzaman-said-nursiye-gore-mehdi-neden-gelecek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 09:23:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Barla]]></category>
		<category><![CDATA[Dini]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Madem]]></category>
		<category><![CDATA[Mana]]></category>
		<category><![CDATA[Nass]]></category>
		<category><![CDATA[Nevi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>
		<category><![CDATA[Zam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ&#8217;YE GÖRE
MEHDİ NEDEN GELECEK?
Çünkü,
1- Kuran-ı Kerim&#8217;in bazı  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ&#8217;YE GÖRE<br />
MEHDİ NEDEN GELECEK?</strong></p>
<p><strong>Çünkü,</strong></p>
<p><strong><em>1- Kuran-ı Kerim&#8217;in bazı  ayetlerinde                    işaretle, Peygamberimiz&#8217;in (sav) hadislerinde de  sarahatle Mehdi&#8217;nin                    geleceği müjdelenmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Bazı ayet-i kerime ve ehadis-i şerife  ahir zamanda                    gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber  veriyorlar.                    (Tılsımlar Mecmuası,168)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em>2- Allah her yüzyıl bir Müceddid gönderir</em></strong></p>
<p><strong>Ashâb-ı Kütüb-i Sitte&#8217;den İmam-ı Hâkim&#8217;in  &#8220;Müstedrek&#8221;inde                    ve Ebu Dâvud&#8217;un &#8220;Kitab-ı Sünen&#8221;inde, Beyhaki &#8220;Şuab-ı  İman&#8221;da                    tahriç buyurdukları: &#8220;</strong><strong>Her yüz senede bir,  Cenab-ı Hak                    bir müceddid-i din gönderiyor&#8230;&#8221; hadis-i  şerifine                    mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlâna eş  şehir kutbü&#8217;l                    ârifin, gavsü&#8217;l vâsilin, varis-i Muhammedi, kâmilü&#8217;t  tarikatü&#8217;l                    âliyye ve-l müceddidiyye Halidi Zülcenaheyn Kuddise  sirruhu&#8230;                    (Barla Lahikası, 119)</strong></p>
<p><strong>Gerçi </strong><strong>her asırda hidayet edici,  bir nevi                    Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat  her biri                    üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle,  ahir zamanın                    Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ Lahikası,  260)</strong></p>
<p><strong>Baştaki hadis-i şerifin &#8220;</strong><strong>her yüz  sene başında                    dini tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor&#8221;  müjdesinin                    ihbarına muvâzi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser  ehl i                    hakikatin tasdikiyle-1200 senesinin yani on ikinci  asrın müceddididir.                    (Barla Lahikası, 120)</strong></p>
<blockquote>
<div><strong>Madem</strong><strong> tam yüz sene  sonra,                    aynen dört cihette tevafuk ederek </strong><strong>Risale-i Nur  eczaları                    aynı vazifeyi görmüş&#8230; Kanaat verir ki-nass ı hadis  ile-Risale-i                    Nur tecdid i din hususunda bir müceddid hükmündedir. (Barla Lahikası, 121)</strong></div>
<div><strong>Cenab-ı Hakk; kemal-i  rahmetinden,                    şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet  olarak, </strong><strong>her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis  veya bir                    müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a&#8217;zam  veya                    bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde  mübarek zatları                    göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah  etmiş; Din-i                    Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle  cereyan ediyor, </strong><strong>ahir zamanın en büyük fesadı zamanında,  elbette en büyük                    bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim,  hem mehdi,                    hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi  gönderecek                    ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı                     Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini  bulutlarla                    doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin  fırtnılarını                    teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin  numunesini                    ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden </strong><strong>Kadir-i                     Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam&#8217;ın zulümatını  dağıtabilir.                    Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i                    İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab  ve hikmet-i                    Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve  vukua                    layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık&#8217;tan rivayet olmazsa  dahi, herhalde                    öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i  tefekkür hükmeder.&#8221;                    (Mektubat, 411-412)</strong></div>
</blockquote>
<div>
<p><strong><em>3- 13. Asrın müceddidi  Bediüzzamandır,                    14. asrın müceddidi beklenmektedir</em></strong></p>
<p><strong>İstikbal-i dünyeviyede </strong><strong>1400 sene  sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın)  zannetmişler.                    (Sözler, 318)</strong></p>
<p><strong>Ta </strong><strong>1371 senesinden sonraki alem-i                    İslam&#8217;ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye&#8217;deki  hakikatler&#8230;                    Evet şimdi olmasa da </strong><strong>30-40 sene sonra fen ve                    hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti  tam teçhiz                    edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip  dağıtmak                    için taharri-i hakikat meyelanını (Hakikati araştırma  meyli)                    ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman  taifesinin                    cephesine göndermiş, inşAllah </strong><strong>yarım asır sonra onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 4- 14. Asrın müceddidinin Mehdi olduğu  bildirilmiştir</em></strong></p>
<p><strong>&#8220;Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli  &#8220;lamlar&#8221; ve                    &#8220;mimler&#8221; ikişer sayılsa bundan </strong><strong>bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, </strong><strong>Hazret-i  Mehdi&#8217;nin Şakirtleri olabilir.&#8221; (Şualar, 605)</strong></p>
<p><strong>&#8220;Bu zamanda öyle fevkalade hakim  cereyanlar var                    ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza </strong><strong>hakiki                     beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu                    zamanda gelse &#8230;. (Kastamonu Lahikası, 57)</strong></p>
<p><strong><br />
<em>5-</em></strong> <strong> <em>Bediüzzaman,  müjdelenmemiş                    dahi olsa Mehdi&#8217;nin gelmesinin adetullaha uygun  olduğunu söylemiştir</em></strong></p>
<p><strong>&#8230;Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de,  alem-i İslam&#8217;ın                    zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini  elbette yapacaktır.                    Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer  daire-i esbab                    ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o  kadar makul                    ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık&#8217;tan rivayet  olmazsa                    dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır  diye ehl-i                    tefekkür hükmeder.&#8221; (Mektubat, 411-412)</strong></p>
<p><strong><em><br />
6- Bediüzzaman Mehdi&#8217;yi müjdelemiştir</em></strong></p>
<p><strong>Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde  asıl                    sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri),  Cenab-ı                    Hakk&#8217;ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o  tohumlar sünbüllenir.                    Bizler de kabrimizde seyredip Allah&#8217;a şükrederiz.  (Sikke-i Tasdik-i                    Gaybi, 138 &#8211; Kastamonu Lahikası, 72)</strong></p>
<p><strong>&#8220;Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli  &#8220;lamlar&#8221; ve                    &#8220;mimler&#8221; ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı  dağıtacak                    zatlar ise, Hazret-i Mehdi&#8217;nin Şakirtleri olabilir.&#8221;  (Şualar,                    605)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 7- Bediüzzaman, Mehdi&#8217;ye zemin  hazırladığını bildirmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten  (veli şahıstan)                    işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden  istihrac                    etmiş ve kanaati gelmiş ki: &#8216;Şark tarafından bir nur  zuhur edecek                    (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan  girmiş                    hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna  çok intizar                    ettim (gözledim) ve ediyorum. </strong><strong>Fakat çiçekler  baharda                    gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım  gelir. Ve                    anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin  izhar ediyoruz                    (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 8- Ümmetin fesadı zamanlarında Allah her  zaman                    bir müceddid, bir halife göndermiştir</em></strong></p>
<p><strong>..Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden,  şeriat-ı İslamiyetin                    ebediyetine bir eser-i himayet olarak, </strong><strong>her bir  fesad-ı                    ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir  halife-i                    zişan veya bir kutb-u a&#8217;zam veya bir mürşid-i ekmel  veyahut                    bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş;                     fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi  (A.S.M.)                    muhafaza etmiş.. (Mektubat, 411-412)</strong></p>
<p><strong><em><br />
9- Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında da Allah en  büyük                    müceddid olarak Mehdi&#8217;yi gönderecektir</em></strong></p>
<p><strong>..Madem adeti öyle cereyan ediyor,</strong><strong> ahir                    zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük  bir müçtehid,                    hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem  mürşid,                    hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek  ve o zat                    da, ehl-i beyt-i Nebevi&#8217;den olacaktır.. Kadir-i Zülcelal                    Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam&#8217;ın zulümatını  dağıtabilir. Ve                    vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. (Mektubat,  411-412)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em>10- Yeryüzündeki Müslümanların başında bir  emir,                    bir halife, bir müçtehid yoktur ve dağınık  durumdadırlar. </em></strong></p>
<p><strong>..Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında,  elbette                    en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem  hakim,                    hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir  zat-ı nuraniyi                    gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden  olacaktır. Cenab-ı                    Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini  bulutlarla                    doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin  fırtınalarını                    teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin  numunesini                    ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i  Zülcelal                    Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam&#8217;ın zulümatını  dağıtabilir. Ve                    vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır..(Mektubat,  411-412)</strong></p>
<p><strong><br />
<em>11- Bediüzzaman, şu an zulüm gören ve  mağlup görünümünde                    olan Müslümanların galip olacağını, tarihini vererek  müjdelemiştir</em></strong></p>
<p><strong>Ta </strong><strong><em>1371 senesinden sonraki</em> alem-i İslam&#8217;ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i  Şamiye&#8217;deki                    hakikatler&#8230; Evet şimdi olmasa da </strong><strong><em>30-40  sene sonra</em> fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç  kuvveti tam                    teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup  edip dağıtmak                    için taharri-i hakikat meyelanını (Hakikati araştırma  meyli)                    ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman  taifesinin                    cephesine göndermiş, inşaAllah </strong><strong><em>yarım asır  sonra</em> onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em>12- Bediüzzaman, hizmetinin Mehdi&#8217;ye  yönelik bir                    hazırlık anlamında olduğunu ifade etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>..Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle  kudsi çiçeklere                    zemin hazır etmek lazım gelir. </strong><strong>Ve anladık ki,  bu hizmetimizle                    o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 13- Bediüzzaman, halen mevcut olan  bidatlar zulümatını                    dağıtacak bir zatı gözlediğini söylemiştir</em></strong></p>
<p><strong>Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten  (veli şahıstan)                    işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden  istihrac                    etmiş ve kanaati gelmiş ki: </strong><strong>&#8216;Şark tarafından  bir nur                    zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını  (dine sonradan                    girmiş hurafeleri) dağıtacak.&#8217; Ben böyle bir nurun  zuhuruna                    çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. (Sikke-i                     Tasdik-i Gaybi, 189)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 14- Günümüze kadar etkisini sürdüren  maddeciliği                    ve felsefeleri tam susturacak tarzda imani bir  çalışmayı yapacak                    zatın Mehdi ve bu çalışmanın onun 1. vazifesi  olacağını Bediüzzaman                    bildirmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek  zatın üç                    vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı  olan </strong><strong>iman-ı                    tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)</strong></p>
<p><strong>Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle  ve maddiyun                    ve tabiiyyun taunu, beşer içine intiçar etmesiyle,  herşeyden                    evvel </strong><strong>felsefeyi ve maddiyun fikrini tam  susturacak bir tarzda</strong><strong> imanı kurtarmaktır. </strong><strong>Ehl-i                     imanı dalâletten muhafaza etmek&#8230; (Emirdağ  Lahikası,                    259)</strong></p>
<p><strong><em><br />
15- Dünyada yalnız imani değil, birçok alanda çalışma  yapacak                    kişinin de Mehdi olacağı Bediüzzaman tarafından  söylenmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Büyük Hz. Mehdi&#8217;nin çok vazifeleri var.  Ve </strong><strong>siyaset                    aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad  aleminde. (Şualar, 456)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 16- Bediüzzaman, birçok alanda çalışma  yapma özelliğinin                    sadece Hz. Mehdi&#8217;de birleşeceğini ifade etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Hem </strong><strong>bu üç vezaifi birden bir şahısda,                    yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması  ve birbirini                    cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir  zamanda                    Al-i Beyt-i Nebevi&#8217;nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini  temsil                    eden Hazret-i Mehdi&#8217;de ve cemaatindeki şahs-ı manevide  ancak                    içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i  Tasdik-i                    Gaybi, 156)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 17- Üstad, Mehdi&#8217;nin ikinci vazifesinin  İslam&#8217;ın                    hükümlerini hayata geçirmek olduğunu ifade etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye  (A.S.M.)                    ünvanı ile </strong><strong>şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir.                     (Emirdağ Lahikası, 259)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 18- Bediüzzaman&#8217;a göre Mehdi henüz  oluşmamış olan                    İslam Birliği&#8217;ni kuracaktır</em></strong></p>
<p><strong>İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye  (A.S.M.)                    ünvanı ile </strong><strong>şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir.  Alem-i                    İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi                    ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi&#8217;den  kurtarmaktır. (Emirdağ                    Lahikası, 259)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 19- Mehdi dünyada şu an halifesi olmayan  Müslümanların                    halifesi olacaktır</em></strong></p>
<p><strong>İkinci Vazifesi: </strong><strong>Hilafet i  Muhammediye                    (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya  etmektir.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 20- Mehdi şu an büyük karmaşa içinde olan  insanlığı                    maddi, manevi tehlikelerden ve İlahi gazaptan  kurtaracaktır</em></strong></p>
<p><strong>Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad  edip </strong><strong>beşeriyeti                    maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi&#8217;den  kurtarmaktır. (Emirdağ Lahikası, 259)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 21- Üstadın ifadesiyle Mehdi&#8217;nin  milyonlarca kişiden                    oluşan orduları olacaktır</em></strong></p>
<p><strong>Alem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad  edip beşeriyeti                    maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi&#8217;den  kurtarmaktır. </strong><strong>Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri,  milyonlarla                    efradı bulunan ordular lazımdır. (Emirdağ  Lahikası,                    259)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 22- Bediüzzaman, Mehdi&#8217;nin şeriatı icra  ve tatbik                    edeceğini, yani toplumlarda İslam&#8217;ın hükümlerini  uygulayacağını                    söylemiştir.</em></strong></p>
<p><strong>O zatın ikinci vazifesi, </strong><strong>şeriatı  icra ve                    tatbik etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 23- Üstad, Mehdi&#8217;nin çok geniş maddi  imkanlara                    sahip olarak İslam Birliği&#8217;ni oluşturup, şeriatı icra  ve tatbik                    edeceğini bildirmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Birinci vazife maddi kuvvetle değil,  belki kuvvetli                    itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu </strong><strong>ikinci                     vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki,  o ikinci                    vazife tatbik edilebilsin. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em>24- Semavi dinlerin hepsinin beklediği Hz.  İsa&#8217;nın                    gelişi ile birlikte, İsevilerin Hz. Mehdi ile ittifak  yapıp                    Kuran&#8217;a tabi olacaklarını Üstad bildirmiştir</em></strong></p>
<p><strong>O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i  İslamiyeyi İttihad-ı                    İslam&#8217;a bina ederek, <em>İsevi ruhanileriyle  ittifak                    edip din-i İslam&#8217;a hizmet etmektir.</em> (Sikke-i Tasdik-i                    Gaybi, 9)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 25- Bediüzzaman, Hıristiyanlığın Kuran&#8217;a  tabi olması                    ile dünya çok geniş çapta ve görkemli gelişmelere  sahne olacağını                    söylemiştir</em></strong></p>
<p><strong>Birinci vazife, o vazifeden üç dört  derece daha                    ziyade kıymetdardır, fakat o </strong><strong>ikinci, üçüncü  vazifeler                    pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa&#8217;şaalı bir  tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli  görünüyorlar.                    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 26- Üstad, Mehdi&#8217;nin büyük bir saltanat  sahibi                    olacağını müjdelemiştir </em></strong></p>
<p><strong>Bu vazife, pek </strong><strong>büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir.  (Sikke-i                    Tasdik-i Gaybi, 9)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 27- Bediüzzaman, Hz. Mehdi&#8217;ye bütün  müminler, ulemalar,                    evliyalar ve peygamberimizin (sav) soyundan olan  seyyidler cemaati                    iltihak edip tabi olacaklardır demiştir</em></strong></p>
<p><strong>Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile  çok ahkâm-ı                    Kur&#8217;aniye&#8217;nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı  Muhammediye&#8217;nin (A.S.M.)                    kanunları bir derece ta&#8217;tile uğramasiyle o zat, </strong><strong>bütün                     ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve  ittihad-ı İslâm&#8217;ın                    muavenetiyle ve </strong><strong>bütün ulema ve evliyanın ve                    bilhassa </strong><strong>Al-i Beyt&#8217;in neslinden her asırda  kuvvetli                    ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin  iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. (Emirdağ  Lahikası,                    260)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 28- Kendi dönemi dahil, daha önce  gelmiş-geçmiş                    müceddidlerin hiçbirinin neden müjdelenen Mehdi  olmadığını Bediüzzaman                    izah etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi  Mehdi                    ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç  vazifeden birisini                    bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük  Mehdi ünvanını                    alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 29- Şimdiye kadar gelen müceddidler  yalnızca iman                    çalışmasını bir yönüyle yapmışlardır. Bediüzzaman,  bahsettiği                    üç vazifeyi de ancak Mehdi&#8217;nin yapacağını bildirmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Hem </strong><strong>bu üç vezaifi birden bir şahısda,                    yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması  ve birbirini                    cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir  zamanda                    Al-i Beyt-i Nebevi&#8217;nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini  temsil                    eden </strong><strong>Hazret-i Mehdi&#8217;de ve cemaatindeki şahs-ı  manevide                    ancak içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası,  139 ve                    Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 30- Üstad, bazı kimselerin, &#8216;Mehdi  eskiden çıkmıştır&#8217;                    tarzındaki yanlış inanışlarının sebebini izah etmiş ve  beklenen                    Mehdi ile karıştırdıklarını ifade etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>&#8220;Rivayetlerde, ahir zamanın  alametlerinden olan                    ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi&#8217;nin hakkında  ayrı ayrı                    haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i  velayet, eskide                    onun çıkmasına hükmetmişler.</strong></p>
<p><strong>Allahu a&#8217;lem bissevab, bu ayrı ayrı  rivayetlerin                    bir te&#8217;vili şudur ki: Büyük Mehdi&#8217;nin çok vazifeleri  var. Ve                    siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde,  cihad                    alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her  bir asır                    me&#8217;yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te&#8217;yid  edecek bir                    nevi Mehdi&#8217;ye veyahud Mehdi&#8217;nin onların imdadına o  vakitte gelmek                    ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile  her devirde                    belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış,  ceddinin                    şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela:  Nakşibend                    ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi </strong><strong>büyük  Mehdi&#8217;nin                    bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi,  Mehdi                    hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed  Aleyhissalatü                    Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir  kısım ehl-i                    hakikat demiş: &#8220;Eskide çıkmış.&#8221; Her ne ise&#8230; (Şualar,  456)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 31- Mehdi&#8217;nin Ehl-i Beytten biri olarak  Ahir zamanda                    çıkması, &#8220;hem zaruri bir durumdur, hem de toplumsal  hayatın                    kanunlarının bir gereğidir&#8221; der Bediüzzaman</em></strong></p>
<p><strong>Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren  ve binler                    manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve  hakikat-i Kur&#8217;aniyenin                    mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle  beslenen,                    tekemmül eden A-li Beyt, elbette ahir zamanda </strong><strong>şeriat-i                     Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i  Ahmediyeyi                    (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra ile,  başkumandanları                    olan &#8220;</strong><strong>Büyük Mehdi&#8221; nin kemal-i  adaletini ve                    hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla  beraber,                    gayet lazım ve </strong><strong>zaruri ve hayat-i  içtimaiye-i                    insaniyedeki düsturların muktezasıdır&#8230;&#8221; (Şualar,  456)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 32- Bediüzzaman, Hz. İsa&#8217;nın semavi  nuzulünün kesin                    olduğunu bildirdiğine göre, Hz. İsa geldiğinde kiminle  ittifak                    yapacaktır, o anda Müslümanların başında kim  olacaktır? Rivayetler                    ve Bediüzzaman bu şahsın Mehdi olduğunu söylemektedir</em></strong></p>
<p><strong>Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle </strong><strong>Hazret-i                     İsa&#8217;nın semavi nuzulü kat&#8217;i olmakla beraber;  mânâ-yı                    işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu  hakikata da                    mu&#8217;cizane işaret ediyor. (Kastamonu Lahikası, 50)</strong></p>
<p><strong>Şahs-ı İsa Aleyhisselam&#8217;ın kılıncı ile  maktül olan                    şahs-ı Deccal&#8217;ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve  dinsizliğin                    azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak  İsevi                    ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi&#8217;nin  hakikatını hakikat-ı                    İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak,  mânen öldürecek.                    Hattâ, &#8220;</strong><strong>Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz.  Mehdi&#8217;ye                    namazda iktida eder, tâbi olur.&#8221; diye  rivâyeti bu ittifaka                    ve hakikat-ı Kurâniye&#8217;nin matbuiyetine ve hakimiyetine  işaret                    eder. (Şualar, 493)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 33- Hıristiyanlık dininin üçleme ve başka  batıl                    ve hurafelerden arınacağı Bediüzzaman tarafından ifade  edilmiştir.                    Böyle bir gelişme henüz gerçekleşmemiş, beklenmektedir</em></strong></p>
<p><strong>.. Hal-i hazır Hıristiyanlık dini o  hakikata karşı                    tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak  .. (Mektubat                    53-54)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 34- Hurafelerden arınan, saflaşan  Hıristiyanlık                    dini, hak din olan İslam&#8217;a dönüşüp, İslam&#8217;a tabi  olacaktır.                    Üstadın, rivayetlere göre aktardığı bu gerçek, henüz  yaşanmamış                    ve beklenilen olağanüstü bir gelişmedir</em></strong></p>
<p><strong>.. Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet&#8217;e  inkilab                    edecektir&#8230; Ve Kur&#8217;an&#8217;a iktida ederek, o İsevilik  şahsı manevisi                    tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak. (Mektubat  53-54)</strong></p>
<p><strong><em>35- İslamiyet ve ona tabi  olan Hıristiyanlık                    ittifak edip büyük güç kazanarak dinsizlik akımını  mağlup edeceklerdir.                    Dünyanın çehresini değiştirecek bu gelişme, henüz  yaşanmamış                    ve beklenmektedir</em></strong></p>
<p><strong>..Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim  bir kuvvet                    bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken  mağlub                    olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde,  dinsizlik cereyanına                    galebe edip dağıtacak.. (Mektubat 53-54)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 36- Bu ittifakın başına da Hz. İsa  geçecektir.                    Hıristiyanların da beklediği Hz. İsa&#8217;nın nuzulü ve  ittifak ile                    gelen bu neticeler yaşanmadığına göre, Bediüzzaman&#8217;ın  yaşanacağını                    söylediği bu gelişmeler beklenmektedir</em></strong></p>
<p><strong>.. İttihad neticesinde, dinsizlik  cereyanına galebe                    edip dağıtacak istidadında iken </strong><strong>alem-i  semavatta cism-i                    beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i  hak cereyanının                    başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir  Kadir-i Külli                    Şey&#8217;in va&#8217;dine istinad ederek haber vermiştir. Madem  haber vermiş,                    haktır; madem Kadir-i Külli Sey&#8217; va&#8217;detmiş elbette  yapacaktır                    &#8230; (Mektubat, 53-54)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 37- Dinsizlik akımı etkisini sürdürdüğüne  göre,                    iki din ittifak etmediğine göre, hak dinin kuvvet  bulmasını                    gerçekleştirecek olan iki mübarek zat olan Hz. Mehdi  ve Hz.                    İsa&#8217;nın gelmeleri beklenmektedir</em></strong></p>
<p><strong>Şahs-ı İsa Aleyhisselam&#8217;ın kılıncı ile  maktül olan                    şahs-ı Deccal&#8217;ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve  dinsizliğin                    azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak  İsevi                    ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi&#8217;nin  hakikatını hakikat-ı                    İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak,  mânen öldürecek.                    Hattâ, &#8220;</strong><strong>Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz.  Mehdi&#8217;ye                    namazda iktida eder, tâbi olur.&#8221; diye  rivâyeti bu ittifaka                    ve hakikat-ı Kurâniye&#8217;nin matbuiyetine ve hakimiyetine  işaret                    eder. (Şualar, 493)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 38- İslam&#8217;ın, bu gelişmelerle birlikte  dünyaya                    hakim olacağı müjdelendiğine göre, Müslümanların bunu  ve bunun                    gerçekleşmesine vesile olacak Hz. Mehdi&#8217;nin zuhurunu,  Bediüzzaman                    gibi gözlüyor olmaları doğru olanıdır</em></strong></p>
<p><strong>Allahu a&#8217;lem bissevab, bu ayrı ayrı  rivayetlerin                    bir te&#8217;vili şudur ki: Büyük Mehdi&#8217;nin çok vazifeleri  var. Ve                    siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde,  cihad                    alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her  bir asır                    me&#8217;yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te&#8217;yid  edecek bir                    nevi Mehdi&#8217;ye veyahud Mehdi&#8217;nin onların imdadına o  vakitte gelmek                    ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile  her devirde                    belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış,  ceddinin                    şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela:  Nakşibend                    ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi&#8217;nin  bir kısım                    vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında  gelen rivayetlerde,                    medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam  olduğundan rivayetler                    ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: &#8220;Eskide  çıkmış.&#8221;                    Her ne ise&#8230;</strong></p>
<p><strong>Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren  ve binler                    manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve  hakikat-i Kur&#8217;aniyenin                    mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle  beslenen,                    tekemmül eden A-li Beyt, elbette ahir zamanda şeriat-i  Muhammediyeyi                    ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi  (A.S.M.) ihya                    ile, ilan ve icra ile, başkumandanları olan &#8220;Büyük  Mehdi&#8221; nin                    kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya  göstermeleri gayet                    makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve  hayat-i içtimaiye-i                    insaniyedeki düsturların muktezasıdır&#8230;&#8221; (Şualar,  456)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 39- Kuran&#8217;ın hakikatleri henüz ihya  edilmemiştir.                    Bediüzzaman&#8217;ın tabiriyle bir nev&#8217;i ta&#8217;tile uğrayan  Kuran&#8217;ın                    hükümleri, Hz. Mehdi tarafından ihya edilecektir.</em></strong></p>
<p><strong>Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile  çok ahkâm-ı                    Kur&#8217;aniye&#8217;nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı  Muhammediye&#8217;nin (A.S.M.)                    kanunları bir derece ta&#8217;tile uğramasiyle o zat, </strong><strong>bütün                     ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve </strong><strong>ittihad-ı                     İslâm&#8217;ın</strong> muavenetiyle ve <strong>bütün ulema  ve evliyanın ve bilhassa </strong><strong>Al-i Beyt&#8217;in neslinden her asırda  kuvvetli                    ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle                    o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır. (Emirdağ Lahikası,  260)</strong></p>
<p><strong>.. Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i  Furkaniyeyi                    ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra  ile,                    başkumandanları olan &#8220;</strong><strong>Büyük Mehdi&#8221;  nin kemal-i                    adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet  makul                    olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i  içtimaiye-i                    insaniyedeki düsturların muktezasıdır&#8230;&#8221; (Şualar,  456)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 40- Kuran&#8217;ın hükümleri Mehdi tarafından  icra edilecektir.</em></strong></p>
<p><strong>.. Şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i  Furkaniyeyi                    ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile, ilan ve icra  ile,                    başkumandanları olan &#8220;</strong><strong>Büyük Mehdi&#8221;  nin kemal-i                    adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet  makul                    olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i  içtimaiye-i                    insaniyedeki düsturların muktezasıdır&#8230;&#8221; (Şualar,  456)</strong></p>
<p><strong>O zatın ikinci vazifesi, </strong><strong>şeriatı  icra ve                    tatbik etmektir. Birinci vazife maddi  kuvvetle değil,                    belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu  halde, bu                    ikinci vazife </strong><strong>gayet büyük maddi bir kuvvet  lazım ki,                    o ikinci vazife tatbik edilebilsin. (Sikke-i Tasdik-i  Gaybi,                    9)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 41- Mehdi ve talebeleri geldiğinde üstad  kendisinin                    hayatta olmayacağını, vefat etmiş olacağını  vurgulamıştır</em></strong></p>
<p><strong>Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde  asıl                    sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri),  Cenab-ı                    Hakk&#8217;ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o  tohumlar sünbüllenir. </strong><strong>Bizler de kabrimizde seyredip Allah&#8217;a  şükrederiz.                    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 &#8211; Kastamonu Lahikası, 72)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 42- Bediüzzaman, hizmetiyle yaşadığı ülke  ve yaşadığı                    yere yakın bölgelerdeki insanlara hizmetini  ulaştırabilmiş,                    ancak Mehdi&#8217;nin İslam aleminin birliğini dayanak  noktası alarak,                    etkisini tüm insanlığa ulaştıracağını söylemiştir</em></strong></p>
<p><strong>İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye  (A.S.M.)                    ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i  İslâmın                    vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve  mânevi tehlikelerden                    ve gadab-ı İlâhi&#8217;den kurtarmaktır. Bu vazifenin,  nokta-i istinadı                    ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular  lazımdır. (Emirdağ                    Lahikası, 259)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 43- Bediüzzaman, Mehdi&#8217;nin kendisinin  komutanı,                    kendisinin de onun bir eri bir askeri olduğunu ifade  etmiştir.</em></strong></p>
<p><strong>O ileride gelecek acib şahsın bir  hizmetkarı ve                    ona yer hazır edecek bir dümdarı ve </strong><strong>o büyük  kumandanın                    pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.  (Barla Lahikası,                    162)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 44- Bediüzzaman kendisinin &#8220;seyyid&#8221;  olmadığına,                    Mehdi&#8217;nin ise &#8220;seyyid&#8221; olacağına özellikle dikkat  çekmiştir</em></strong></p>
<p><strong>&#8220;Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu  zamanda nesiller                    bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i  Beyt&#8217;ten                    olacaktır.&#8221; (Emirdağ Lahikası, 247-250)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 45- Bediüzzaman, kendi talebelerinin  Risale-i Nurları                    ve kendisini hata ederek Mehdi zannettiklerini ve  yanıldıklarını                    ifade etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>&#8230; Risale-i Nur&#8217;un şahs-ı manevisini  haklı olarak                    Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir  mümessili,                    Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı  manevisi ve                    o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare  tercümanını                    zannettiklerinden, bazen o ismi O&#8217;na veriyorlar. Gerçi </strong><strong>bu,                    bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes&#8217;ul  değiller.                    (Tılsımlar Mecmuası, 201)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 46- Bediüzzaman&#8217;a göre, ahir zamanın  büyük Mehdisi                    ünvanını alacak kişide ve cemaatinde üç vazifenin de  yapıldığı                    görülmelidir</em></strong></p>
<p><strong>Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi  Mehdi                    ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri </strong><strong>üç  vazifeden                    birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın  Büyük                    Mehdi ünvanını alamamışlar.<em> </em>(Emirdağ                     Lahikası, 260)</strong></p>
<p><strong>Hem bu </strong><strong>üç vezaifi birden bir şahısda,                    yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması  ve birbirini                    cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir  zamanda                    Al-i Beyt-i Nebevi&#8217;nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini  temsil                    eden Hazret-i Mehdi&#8217;de ve cemaatindeki şahs-ı manevide  ancak                    içtima edebilir. (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i  Tasdik-i                    Gaybi, 156)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 47- Üstad, ahir zamanda zuhur edeceği  müjdelenen                    şahısları herkesin tanıyamayacağını, ancak  yakınlarının imanlarının                    nuru ile tanıyabileceklerini ifade etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (A.S) geldiği vakit, herkesin  onun İsa                    olduğunu bilmesi gerekmez. </strong><strong>O&#8217;nun yakınları ve  ileri                    gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar.  Yoksa                    açıkça herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, 54)</strong></p>
<p><strong>Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam&#8217;ın nuzulü  dahi                    ve</strong><strong> kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u  imanın dikkatiyle                    bilinir; herkes bilemez. (Şualar, 487)</strong></p>
<p><strong><br />
<em> 48- Hz. İsa&#8217;yı en iyi tanıyacak kişi  şüphesiz ki                    Hz. Mehdi&#8217;dir. Bediüzzaman onun talebelerinin  sayılarının az                    olacağı ve küçük bir cemaat olduğunu söylemektedir </em></strong></p>
<p><strong>İsa Aleyhisselam&#8217;ı nur-u iman ile  tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin  kemiyeti,                    Deccal&#8217;in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına  nispeten                    çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir. (Şualar,  495)</strong></p>
<p><strong><br />
</strong> <strong><em> 49- Hz. Mehdi ve ahir zamanda zuhur  edeceği bildirilen                    diğer şahısların herkes tarafından tanınamayacağı,  ancak imanın                    nurundan kaynaklanan bir dikkatle tanınabileceği  Bediüzzaman                    tarafından bildirilmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Şimdi Mehdi gibi eşhâsın hakkındaki  rivâyâtın ihtilâfâtı                    ve sırrı şudur ki:</strong></p>
<p><strong>Ehadîsi tefsir edenler, metn-i Ehadîsi  tefsirlerine                    ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i  saltanat                    o vakit Şam&#8217;da veya Medine&#8217;de olduğundan, vukuat-ı  Mehdiye veya                    Süfyâniyeyi merkez-i saltanat civarında olan Basra,  Kûfe, Şam                    gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.</strong></p>
<p><strong>Hem de o eşhasın şahs-ı mânevîsine veya  temsil                    ettikleri Cemâate âit âsâr-ı azîmeyi o eşhasın  zâtlarında tasavvur                    ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika  çıktıkları                    vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil  vermişler.</strong></p>
<p><strong>Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe  meydanıdır.                    Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle  ise o                    eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman  çokları, hattâ                    kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez. </strong><strong>Belki  nur-u                    îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.</strong></p>
<p><strong><br />
<em>50- Bediüzzaman, Mehdilik için kendine hüsn-ü zan  edenlerin,                    sadece iman vazifesine göre değerlendirme  yaptıklarını, halbuki                    Mehdi&#8217;nin diğer vazifeleri olan &#8216;şeriatı ihya ve  hilafeti tatbik&#8217;                    etmesini dikkate almadıkları için yanıldıklarını ifade  etmiştir</em></strong></p>
<p><strong>Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife  ahirzamanda                    gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber  veriyorlar.                    Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden  en ehemmiyetlisi                    olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve  hakaik-i                    imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur  ve şakirdlerinin                    şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; </strong><strong>o gelecek  zata dair                    haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur&#8217;un şahs-ı  manevisine hatta                    bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı  ihya ve                    hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki  mühim                    vazifesini nazara almamışlar. Onların  kanaatleri, onların                    Risale-i Nur&#8217;dan istifade cihetinde faidelidir,  zarasızdır;                    fakat Nur&#8217;un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet  olmamasına                    ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar  verdiği gibi,                    Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi  taifenin tenkidine                    ve hücumuna vesile olabilir. (Tılsımlar Mecmuası, 168)</strong></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzaman-said-nursiye-gore-mehdi-neden-gelecek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa&#8217;yı beklemek</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isayi-beklemek.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isayi-beklemek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 11:36:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Davet]]></category>
		<category><![CDATA[Doc]]></category>
		<category><![CDATA[Download Pdf]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Isa]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kbyte]]></category>
		<category><![CDATA[Maide]]></category>
		<category><![CDATA[Mucizeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Nun]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[  Download PDF	       ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a title="Hz. İsa'yı  beklemek" href="http://tr1.harunyahya.com/selectMirrorForDetail.php?dev-t=7EZU2FZ0164&amp;mode=download&amp;with=mod=file,id=22326&amp;keepThis=true&amp;TB_iframe=true&amp;height=450&amp;width=510"> <img src="http://tr1.harunyahya.com/images/1.png" border="0" alt="" hspace="5" vspace="5" width="24" height="24" align="absmiddle" /> Download PDF	           (109 KByte) </a><a title="Hz. İsa'yı  beklemek" href="http://tr1.harunyahya.com/selectMirrorForDetail.php?dev-t=7EZU2FZ0164&amp;mode=download&amp;with=mod=file,id=22327&amp;keepThis=true&amp;TB_iframe=true&amp;height=450&amp;width=510"> <img src="http://tr1.harunyahya.com/images/5.png" border="0" alt="" hspace="5" vspace="5" width="24" height="24" align="absmiddle" /> Download DOC	           (6 KByte) </a></strong></p>
<h3><strong>Hz. İsa&#8217;yı beklemek</strong></h3>
<div><strong>Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne yeniden gelecek olması, biz  Müslümanlar için çok önemlidir. O Allah&#8217;ın bir mucizesiyle babasız  olarak doğmuş, İsrailoğulları&#8217;nı doğru yola davet etmiş, onlara pek çok  mucizeler göstermiş olan bir peygamberdir. Mesih&#8217;tir ve Kuran&#8217;a göre </strong><strong>&#8220;Allah&#8217;ın  Kelimesi&#8221;dir. (Nisa Suresi, 171) Onun yeniden yeryüzüne  gelmesi ile birlikte ise, gerçekte aynı şekilde Allah&#8217;a inanan, aynı  ahlaki değerleri paylaşan ve Kuran&#8217;a göre birbirlerine insanlar içinde </strong><strong>&#8220;sevgice  en yakın olan&#8221; (Maide Suresi, 82) Hıristiyanlar ve Müslümanlar  arasındaki anlaşmazlıklar giderilecek ve dünyanın bu en büyük iki dini  topluluğu birleşecektir. Yeryüzündeki üçüncü İlahi dinin mensupları,  yani Yahudiler de gerçek Mesihleri olan Hz. İsa&#8217;ya iman ederek hidayet  bulacaklardır. (Nisa Suresi, 159) Böylece üç İlahi din birleşecek,  yeryüzünde Allah&#8217;a iman ve O&#8217;nun peygamberi Hz. İsa&#8217;ya itaat temeli  üzerine kurulu tek bir din kalacaktır. Bu din, Allah&#8217;ı inkar eden  felsefeleri ve putperest inançları fikren yenilgiye uğratacak, böylece  dünya savaşlardan, çatışmalardan, ırkçılıktan ve etnik düşmanlıklardan,  zulüm ve haksızlıklardan kurtulacak, insanlık barış, mutluluk ve huzur  içinde bir &#8220;Altınçağ&#8221; yaşayacaktır.</strong></div>
<div><strong>Bu, kuşkusuz, dünya tarihinin en büyük olaylarından biridir. Üç  İlahi dinin birleşeceği bu ortam, tüm Amerika kıtasının, Avrupa&#8217;nın,  İslam dünyasının, Rusya&#8217;nın, İsrail&#8217;in ortak bir inançla ittifak kurması  anlamına gelir ki, böylesine bir birlik tarihte hiç sağlanmamıştır. Bu  birliğin dünyaya getireceği barış, huzur, istikrar, mutluluk hiçbir  devirde sağlanmamış, bunun eşi ve benzeri görülmemiştir.</strong></div>
<div><strong>Dahası, Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne dönecek olması, </strong><strong>dünya  tarihinin en büyük mucizelerinden biridir. </strong></div>
<div><strong>Allah&#8217;ın dilediği peygamberler, Allah&#8217;ın takdiri ile, çeşitli  mucizeler gösterirler. Hz. İsa, Allah&#8217;ın lütfuyla, bundan 2000 yıl önce  Filistin topraklarında; ölülerin diriltilmesi, körlerin ve cüzzamlıların  iyileştirilmesi, cansız maddelere can verilmesi gibi (Maide Suresi,  110) mucizeler göstermiştir.</strong></div>
<div><strong>Hz. İsa&#8217;nın 2000 yıl sonra yeniden dünyaya dönmesi, annesiz ve  babasız olarak olgun yaşında yaşama yeniden başlaması ise çok büyük bir  mucize olacaktır. Hz. İsa insanlara yeni mucizeler de gösterecektir.  Böylece bilimsel ve felsefi düzeyde zaten çökme noktasına gelmiş olan  materyalist felsefe, tüm dünya insanlarının gözü önünde, geri dönülemez  biçimde yıkılacak, insanlar Allah&#8217;ın varlığının ve kudretinin apaçık  kanıtlarını göreceklerdir.</strong></div>
<div><strong>İşte, Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da bildirdiği işaretler, Peygamberimiz  (sav)&#8217;in hadisleri ve İslam alimlerinin yorumları ışığında, bizler bu  kutlu dönemin çok yakın olduğuna inanıyoruz. Biz Müslümanlar olarak, Hz.  İsa&#8217;nın yakında gelecek olmasından dolayı büyük bir heyecan duyuyor,  kendimizi ve dünyayı bu kutlu misafire hazırlamak için elimizden geleni  yapıyoruz.</strong></div>
<div><strong>Hıristiyanlara çağrımız ise, onların da bu konuda olabildiğince  duyarlı, bilinçli ve şevkli olmalarıdır.</strong></div>
<div><strong>Hıristiyan Dünyası Hz. İsa&#8217;nın Gelişine Hazır mı?</strong></div>
<div><strong>Hz. İsa sevgisi, Hıristiyanlara tarih boyunca güzel ahlak  kazandırmıştır. Allah Kuran&#8217;da Hıristiyanları </strong><strong>&#8220;insanlar içinde  iman edenlere sevgi bakımından en yakın&#8221; olanlar olarak tarif  eder ve ayetin devamında şöyle buyurur:</strong></div>
<div><strong>&#8230; Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve  onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Maide Suresi, 82)</strong></div>
<div><strong>Bir diğer ayette ise Hıristiyanların olumlu ahlakından şöyle söz  edilir:</strong></div>
<div><strong>Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca  gönderdik. Meryem oğlu İsa&#8217;yı da arkalarından gönderdik; ona İncil&#8217;i  verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık&#8230;  (Hadid Suresi, 27)</strong></div>
<div><strong>Tarih boyunca Hıristiyanlar türlü zulümlere katlanmış, dünya  zevklerinden ellerini çekerek çile dolu hayatları tercih etmiş, büyük  fedakarlıklarda bulunmuşlardır. Tüm bunlar, samimiyetin önemli birer  göstergeleridir. Ancak Hz. İsa&#8217;nın dönüşünün yakın olduğu bu çağda, bu  samimiyetin daha da güçlü gösterilmesi gerekir.</strong></div>
<div><strong>• Hıristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa yeryüzüne dönecektir.</strong></div>
<div><strong>Yeni Ahit&#8217;te defalarca Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne yeniden döneceği haber  verilir. İbranilere Mektup&#8217;ta yazıldığına göre, &#8220;Mesih ikinci kez&#8230;  kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.&#8221; (Bap 9, 28)  Daha pek çok Yeni Ahit pasajında Hz. İsa&#8217;nın yeniden geleceği  müjdelenir. Bu vaat kesin olduğuna göre, tüm Hıristiyanların bunu &#8220;dünya  görüşleri&#8221;nin temeli haline getirmeleri, ikinci gelişi her zaman için  beklemeleri ve dünya üzerinde buna göre bir faaliyet yürütmeleri  gereklidir.</strong></div>
<div><strong>• Hıristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa&#8217;nın dönüşü yakındır.</strong></div>
<div><strong>Pek çok Hıristiyan, ikinci gelişin çok yakın olduğu kanaatindedir.  Çünkü Yehi Ahit&#8217;te ve Eski Ahit&#8217;te Mesih&#8217;in gelişi ile ilgili bilgilerin  tamamına yakını gerçekleşmiştir. Tüm dünyada din ahlakının yayılışı,  ateist felsefelerin çökmeye yüz tutması, insanların Allah inancına  yönelişi de önemli bir alamettir. Durum bu iken, hiçbir Hıristiyanın Hz.  İsa&#8217;nın İkinci Gelişi konusunda kayıtsız kalması doğru olmaz.</strong></div>
<div><strong>• Hıristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa&#8217;nın dönüşü, tarihin en  büyük olayı olacaktır.</strong></div>
<div><strong>İkinci geliş Hıristiyan kaynaklarına göre de kesin ve yakın bir  gerçek olduğundan, bunun tüm Hıristiyanlık aleminin en önemli gündemi  olması gerekir. Hz. İsa gibi Allah&#8217;ın üstün kıldığı kutlu bir peygamber  yakında dünyaya geleceğine göre, bunun için hazırlık yapılması, bu  konunun sürekli gündemde tutulması gerekir.</strong></div>
<div><strong>• Hz. İsa geldiğinde tüm inananları birleştireceğinden, zaten  yakında hiçbir anlamı kalmayacak olan Hıristiyanlar arası ayrılıkların,  tartışmaların, husumetlerin bir kenara bırakılması gerekir.</strong></div>
<div><strong>• Hz. İsa geldiğinde, ona inanan tüm Hıristiyanlar ve Müslümanlar  ortak bir inançta birleşeceğine göre, Hıristiyanlar ve Müslümanlar  arasındaki ön yargı ve güvensizliklerin aşılması için şimdiden çalışmak  gerekir.</strong></div>
<div><strong>İncil&#8217;in en son bölümü olan &#8220;Esinlenme&#8221; kitabında şöyle yazar: &#8220;&#8230;  Dünyanın egemenliği, Rabbimiz&#8217;in ve O&#8217;nun Mesihinin oldu. Ve O  sonsuzlara dek egemenlik sürecek.&#8221; (Esinlenme, Bap 11,15)</strong></div>
<div><strong>Tüm Hıristiyanların yaklaşan bu büyük müjdenin bilinci, heyecanı,  aşkı, şevki içinde olması gerekir.</strong></div>
<div><strong>Bu bilinci, heyecanı, aşkı ve şevki yaşayan Müslümanlar olarak  Hıristiyanlara sesleniyoruz:</strong></div>
<div><strong>Gelin, Hz. İsa&#8217;nın yaklaşan dönüşüne el birliği ile hazırlanalım.  Hz. İsa&#8217;nın bize zaten en doğruyu öğreteceğini bilerek, aramızdaki inanç  farklılıklarına saygı gösterelim. Onun görmek istediği gibi, dünyayı  barış, kardeşlik, merhamet ve sevgi ile doldurmaya çalışalım. Ona düşman  olan, Allah&#8217;ı inkar eden felsefe ve ideolojilere karşı el birliği ile  fikri mücadele verelim.</strong></div>
<div><strong>Gelin, dünya tarihinin yaklaşan en büyük mucizelerinden ve  müjdelerinden birini birlikte bekleyelim.</strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isayi-beklemek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

