Insan’ için Arşiv

Darwinistlerin ”Kromozom Sayısı 48′den 46′ya Düştü” Aldatmacası

06 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya

Darwinistlerin ”Kromozom Sayısı 48′den 46′ya Düştü” Aldatmacası

DNA ANA SAYFA 03 Darwinistlerin Kromozom Sayısı 48den 46ya Düştü AldatmacasıDarwinistlerin uzun zamandır dile getirdikleri “maymunların 48 olan kromozom sayısı, iki kromozomun birleşmesi sonucunda zamanla 46’ya düştü ve sonunda insan oluştu” şeklindeki izahları bazı kişiler için oldukça aldatıcı olabilir. Çünkü anlatım bilimsel açıdan her ne kadar olağanüstü mantıksız olsa da son derece basittir ve konu hakkında bilgisi olmayan kişiler için yeterli derecede ikna edici  olabilmektedir. Çünkü bu gibi kişiler, tek bir genin olağanüstü kompleksliğinden ve tesadüfi hiçbir değişime, dönüşüme izin vermeyecek kadar hassas olduğundan habersizdirler. Asıl önemlisi bu kişiler, DARWİNİSTLERİN TEK BİR PROTEİNİN OLUŞUMUNU BİLE AÇIKLAYAMADIKLARI gerçeğini bilmemektedirler.

Değil genler, hücrenin içindeki yalnızca bir tek protein bile kendi kendine, tesadüfen oluşamaz. Bir proteinin oluşması için başka proteinlere ve hücrenin kendisine ihtiyaç vardır. Genler ise proteinlerden çok daha komplekstirler. Genlerin varlığı için hem proteinlere hem de hücrenin tüm organellerine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla daha bir tek proteini açıklayamayan Darwinistlerin genler üzerinde spekülasyon yapmaları, hikayeler anlatmaları ancak çocukları kandıracak davranışlardır. Fakat günümüzde çocuklar bile bu sahtekarlıklara inanmamaktadırlar.

Darwinistlerin ne kadar büyük bir acz içinde olduklarının bir delili daha

Darwinistler, maymunlardaki 48 kromozomun, iki kromozomun birleşmesiyle zamanla 46’ya indiği iddiasını, insanlarda gerçekleşen bir hastalıktan yola çıkarak geliştirmişlerdir. İnsanlarda kromozom 2 (iki kromozomun birleşmesiyle oluşan füzyon), ancak 1000’de bir oranında gerçekleşen genetik bir bozukluktur. Şempanzede 48, insanda ise 46 kromozom vardır. Bu dev farklılığa evrime göre bir açıklama getirmek için Darwinistler, insanlardaki kromozom 2’nin, hayali ortak atanın bir delili olduğu iddiasıyla ortaya çıkarlar. Oysa burada bir evrimleşme yoktur. İnsan kromozomunda meydana gelen füzyon (iki kromozomun birleşmesi) bir evrimleşme değil, bireyin sakat yaşamasına hatta ölmesine neden olan bir hastalıktır. Bunun en bilinen örneği Down sendromudur. Şimdiye kadar yapılan bilimsel deneylere göre bu füzyon hiçbir avantaj sağlamamakta, tam tersine sağlıklı olmayan mutant ya da kısır bireyler oluşmasına neden olmaktadır. Bir hastalığın evrime delil olarak sunulmaya çalışması ise Darwinistlerin ne büyük acz içinde olduklarının göstergesidir.

DNA darwinbilseydi Darwinistlerin Kromozom Sayısı 48den 46ya Düştü Aldatmacası

DARWIN DNA’YI BİLSEYDİ

Ayrıca insanın şempanzeden evrimleştiği aldatmacasını savunmak için kromozom sayısı veya genom benzerliğini öne sürmek son derece mantıksız ve dayanaksızdır. İnsan, genom dizilimi bakımından nematod solucanlarına %75 oranında benzer. Kromozom sayısı bakımından ise, Peromyscustürü farenin, patatesin ve tütün bitkisinin de 48 kromozomu bulunmaktadır. İnsanların kromozom sayısı ise örneğin Lepus europaeustürü tavşanda olduğu gibi 46’dır. Dolayısıyla kromozom sayısının aynı olması bir benzerlik anlamına gelmemektedir. Kromozom sayısı aynı da olsa, tek bir genin farklı olması, o organizmayı tamamen farklı bir canlı haline getirebilir. Dolayısıyla insan, bu ölçüler esas alındığında, bir patatesle veya tütün bitkisi ile ne kadar aynıysa, bir şempanzeyle de ancak o kadar aynı olabilir.

Allah, batıl Darwinizm dinini, yıkılmış ve yenilgiye uğramış şekilde yaratmıştır. Tek bir delili olmayan bu teorinin destekçileri böyle akıl almaz aldatmacalarla bilgisiz insanları kendi taraftarları haline getirmenin peşindedirler. Bu aldatmacaya kapılmamak için halkımızın, Darwinistlerin hayatın başlangıcını dahi açıklayamadıklarını, tek bir protein karşısında çaresiz ve açıklamasız kaldıklarını ve iddialarını kanıtlayan tek bir tane bile fosil delil bulunmadığını çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Darwinistlerin anlattıkları, yalnızca aldatmacaya dayalı spekülasyonlardan ibarettir.

06 Temmuz 2010

Popularity: unranked [?]

İncil’de Hz. İsa’nın beşeri özellikleri

27 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

İncil’de Hz. İsa’nın beşeri özellikleri

Hz. İsa’nın doğumu, soyu, yakınları

İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soyuyla ilgili kayıt şöyledir… (Matta, 1/1-2)
Daha sonra İsa’nın annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durdular, haber gönderip onu çağırdılar. (Markos, 3/31)
… Kalabalıklar, “Bu, Celile’nin Nasıra kentinden İsa Peygamber” diyordu. (Matta, 21/11)
Meryem’in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun’un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?.. (Markos, 6/3)
İsa bilgice ve boyca gelişiyor, Allah ve insanlar önünde iyilik buluyordu. (Luka, 2/52)

Hz. İsa’nın beşeri özellikleri
Yemek yemesi
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. (Luka, 24/30)
Sevinçten hâlâ inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, “Sizde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi. (Luka, 24/41-43)
Daha sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken… (Markos, 2/15)
… İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. (Yuhanna, 4/6-7)
Yorulması ve dinlenmesi
İsa, kayığın uç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu… (Markos, 4/38)
İsa onlara, “Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin” dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. (Markos, 6/31)
…Yolculuktan yorulmuş olan İsa kuyunun yanına oturdu… (Yuhanna, 4/6)

Hz. İsa her insan gibi Allah’ın rahmetine muhtaçtır
Herşey bana Rabbim tarafından verildi… (Matta, 11/27)
…Allah’ın bana verdiği buyruk uyarınca iş görüyorum… (Yuhanna, 14/31)
…Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum… (Yuhanna, 14/10)
…Size önemle belirtirim ki, elçi kendiliğinden hiçbir şey yapamaz… (Yuhanna, 5/19)
…Benim öğretişim kendimden değil, beni gönderenden esinleniyor. (Yuhanna, 7/16)
Onları bana veren Rabbim her varlıktan üstündür… (Yuhanna, 10/29)
Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Ne diyeceğimi, ne konuşacağımı beni gönderen Allah buyurdu. O’nun buyruğunun ise sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için konuştuğum her sözü Allah’ın bana bildirdiği gibi söylüyorum. (Yuhanna, 12/49-50)
İsa Allah’ın herşeyi kendi ellerine verdiğini ve Allah’tan gelmiş olup yine Allah’a gittiğini biliyordu. (Yuhanna, 13/3)
Ben her zaman O’nun beğendiği işleri yapıyorum. (Yuhanna, 8/29)
Ben kendi kendime hiçbir şey yapamam; işittiğim gibi yargılarım. Benim yargılayışım doğrudur. Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini ararım. (Yuhanna, 5/30)
Hz. İsa’nın Allah’a dua etmesi
Biraz ileriye giderek yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu… (Matta, 26/39)
gözlerini göğe dikerek şükran duasını yaptı… (Matta, 14/19)
Halkı salıverdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı… (Matta, 14/23)
Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. (Markos, 1/35)
Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. (Markos, 6/46)
İsa öğrencilerine, “Ben dua ederken siz burada oturun” dedi. (Markos, 14/32)
O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah’a dua ederek geçirdi. (Luka, 6/12)
İsa bir yerde dua ediyordu… (Luka, 11/1)
… Ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim… (Luka, 22/32)

Popularity: unranked [?]

Kuran’da ve hadislerde haber verilen Dabbet-ül Arz bilgisayar ve internet teknolojisine işaret etmektedir (doğrusunu Allah bilir)

24 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Kuran’da ve hadislerde haber verilen Dabbet-ül Arz bilgisayar ve internet teknolojisine işaret etmektedir (doğrusunu Allah bilir)

İbni Abbas (ra)’dan: “Yüzü insan yüzüne benzer,Gagası kıllı…” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Yüzü insan yüzüne benzer: Yüzü insan yüzüne benzer ifadesiyle Dabbe’nin insana benzer özelliklere sahip olacağına işaret edilmektedir. Günümüzde bilgisayarlar da tıpkı insan gibi kameralar vesilesiyle görmekte, algılayıcı sistemleriyle işitmekte ve doğrudan konuşmaktadır.
Gagası kıllıdır: Bu hadiste bildirilen “gagası kıllıdır” ifadesi, bilgisayarların şarj edilmesi için kullanılan ve ince tellerden oluşan elektrik kablosuna işaret ediyor olabilir. Hayvanların gagası plastik gibidir, adeta bir mikayı andırır. İnce kabloları olan plastik şarj, hadiste belirtilen benzetmeye işaret ediyor olabilir.
Hüzeyfe (ra)’dan: “… Hiç kimse ona yetişemeyecek kaçan da kurtulamayacak.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Günümüzde bilgi iletiminde, bilgisayarın hızına erişebilmek mümkün olamamaktadır. Ve Dabbe’nin çıktığı dönemde, Kuran’ı ve Müslümanların tebliğini dinlemek istemeyenler bile, bilgisayarlar evlerine kadar girdiğinden, Allah’ın Yüce kudretini ve Kuran ahlakını mutlaka öğrenmek zorunda kalacaklar, kaçamayacaklardır.
Ebu Hureyre (ra)’dan: “Dabbet-ül Arz’da her türlü renk mevcuttur… ” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Şu anda günümüz bilgisayarlarında 16.8 milyon renk mevcuttur.
Ebuz Zübeyr (ra)’dan nakletmiştir: “… Gözü hınzır gözü gibi, kulağı fil kulağı gibi …” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276)
Günümüz bilgisayarlarında artık küçük göz şeklinde kameralar vardır, bu kameralar vesilesiyle bilgisayarlar her türlü görüntüyü algılayabilmektedirler.
Günümüzde laptop bilgisayarların görünümü, fil kulağını andırır şekildedir. Aynı şekilde bilgisayarların ses kayıt özelliği sayesinde, mekandaki tüm sesler rahatlıkla bilgisayar tarafından algılanmakta, hatta kaydedilebilmektedir.
Beraberinde Hz. Musa (as)’ın asası … olacak. Yüksek sesle şöyle bağıracak: “İnsanlar artık ayetlerimize yürekten iman etmez oldular.” Sonra mümin ile kafiri damgalayacak (iman edenlerle inkar edenlerin tanınmasına vesile olacaktır). (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
Hz. Musa (as)’ın asası olacak: Yüce Allah,Hz. Musa (a.s.)’ın asasını bir anda canlı yılana dönüştürerek, dönemin Darwinist ve materyalistlerine karşı yoktan Yaratılışın en büyük delillerinden birini göstermiştir. Ahir zamanda da bilgisayar ve internet yoluyla tüm Darwinist ve materyalistlere Yaratılışın delilleri gösterilecektir.
Sonra mümin ile kafiri damgalayacak: Ahir zamanda müminlerin de kafirlerin de bilgisayar ve internet yoluyla Peygamberimiz (s.a.v)’in mührü ile karşılaşacağı anlaşılmaktadır. Hadiste, internete giren herkesin Resulullah (s.a.v.)’ın mührünü göreceğine, bu mührün müminlerin şevkini arttırıp, yüzlerini aydınlatacağına, inkar edenlerin ise enaniyetlerini kıracağına işaret etmektedir.
“Mümine rastlayacak müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak. Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
İnternete girdiklerinde Allah’ın varlığının delilleriyle, Kuran ayetleriyle ve İslam ahlakını anlatan eserlerle karşılaşan ve Peygamberimiz (s.a.v)’in mührünü karşılarında gören müminlerin hidayetleri artacak, imanları daha da kuvvetlenecektir. Peygamberimiz (s.a.v)’in mührü ile karşılaşan inkarcıların ise öfkelerinin şiddetinden yüzleri kapkara olacaktır.
Yeryüzünde bir yıldız gibi seyredecek. Peşine düşen onu yakalayamıyacak, ondan kaçarsa kurtulamayacak…. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
Bilgisayarlar, internet yoluyla tüm bilgileri dünyanın her yanına saniyeler içinde ulaştırabilmektedir. Bilgisayarlar hemen her evde olduğu için insanlar hak ve doğrudan kaçamayacaklardır.
“Çıkacak üç defa yerle gök arasında olan herkesin duyabileceği bir sesle haykıracak.
“Doğuya yönelip haykıracak, bütün Doğulular sesini duyacak. Şam’a yönelip haykıracak, bütün Yemenliler sesini duyacak. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 277)
Dabbet-ül Arz yerin altına da hakim, yerin üstüne de hakim, gökyüzüne de hakimdir. Ulaşmadığı, girmediği hiçbir şehir, hiçbir ev kalmayacaktır. Şu anda bilgisayarlar evlerin tümüne girmiştir ve uydu teknolojileri ve internet vesilesiyle yer altında çalışan insanlardan, gökdelenlerin tepesinde yaşayan ya da gökyüzünde uçakla seyahat eden insanlara kadar bütün insanlara her ses ve her görüntü ulaşabilmektedir.
Gerçekten namaz kılan kişinin yanına gelecek, “bu senin namazın olmadı çünkü sen yalancısın ve mürainin (ikiyüzlü riyakar kimsenin) ta kendisisin” diyerek iki gözünün arasına, yalancı damgası vurulacak. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)
Kuran’ı kendince şahit tutarak dilini eğip büken, Kuran’a muhalif olduğu halde dindar görünümü altında hareket eden ikiyüzlü kişilere, bilgisayar ve internet yoluyla cevap verilmekte ve onların “yalancı” oldukları açıkça ifşa edilmektedir.
Şeytanı öldüreceği (fikren yok edeceği) hususundaki beyanat hatırlanacağı vechiyle (üzere) yukarıda geçmiştir. (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)
Şeytanın sistemi olan Darwinizm, materyalizm, ateizm; internet yoluyla dünyaya ulaşan ve Allah’ın birliğini ve yüceliğini anlatan yayınlar vesilesiyle tamamen yerle bir olacak, şeytanın dini bu vesileyle ortadan kalkacaktır.
…bir adım atışta üç günlük mesafeyi birden katedecek… (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)
Günümüzde, bilgisayar ve internet vesilesiyle tek bir saniye içinde dünyanın diğer ucuna bilgiler iletilebilmekte, tüm insanlara ulaşabilmektedir.

SN. ADNAN OKTAR’IN DABBET-ÜL ARZ KONUSUNDAKİ AÇIKLAMALARI (29 Ağustos 2009)

Adnan Oktar: Şu Dabbet-ül Arz’ı bir anlatalım. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen  artık Allah’a tevekkül et. Sen apaçık bir hak üzerindesin.” (Neml Suresi, 79) Mümin Allah’a tevekkül edecek. Hak üzerindeyse gönlü çok rahat olacak inşaAllah. “Çünkü gerçekten sen ölülere söz dinletemezsin.”  (Neml Suresi, 80) Yani Allah küfür için onlar ölüdürler diyor. Siz onları diri zannedersiniz fakat onlar ölüdürler.” Diyor. “ Hayvanlar gibidirler hatta hayvanlardan daha da aşağıdırlar” (Araf Suresi, 179) diyor.  Yani vicdanen çökmüşlerdir diyor Allah.  “Ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”  (Neml Suresi, 80) Yani hiçbir şekilde dinlemek istemiyor. Mesela Müslüman geliyor, hadi bana müsaade diyor kaçıyor. Mesela ezan okunuyor kapattırıyor. Yahut Kur’an okunuyor televizyonu kapattırıyor.  Veya içeriye  – mesela otururken bir lokalde veya herhangi bir yerde – dindar birisi giriyor, hemen çıkıyor. Bak diyor ki Cenab-ı Allah “… ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.” Dinlemek istemiyor. “ve Sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirecek değilsin.” Kör adam, anlatıyorsun anlatıyorsun anlamıyor. Allah hidayet vermedikçe anlamıyor. “Sen ancak ayetlerimize iman edenlere söz dinletebilirsin.” (Neml Suresi, 81) Allah’tan korkuyordur bu, söz dinler. “İşte Müslüman olanlar bunlardır” (Neml Suresi, 81) Allah’ın hidayet vermesi ve Allah’tan korkması gerekiyor. “O söz, başlarına geldiği zaman onlara yerden bir Dabbe çıkarırız…” (Neml Suresi, 82) Dabbet’ül Minel’ard. Yerden mamül bir varlık. Bir dabbe … Debelenen … yahut herhangi bir kendinden yürüyen eşya için de aynı kelime kullanıyor; Dabbe; yani depreşen,  hareket eden. “…O da insanların bizim ayetlerimize  kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” (Neml Suresi, 82)Yani imana dair,  iman hakkında onlara bilgi veriyor.  Bilgi veren bir şey. Şimdi biz bunu – Dabbe’yi – bir anlamaya çalışalım. “O söz başlarına geldiği zaman.” Ne zaman geliyor bu söz?  Kıyamet vakti. Mehdi’nin zuhur vakti. O söz başlarına geldiği zaman. Artık kıyamet iyice yaklaşmış. Son an artık çünkü  2120’de kıyamet bekleniyor. Artık o söz gelmiş inşaAllah. “Onlara yerden mamul bir dabbe çıkarırız. O da insanlara bizim ayetlerimize kesin bilgiyle…” Bakın kesin bilgi, demek kesin bir bilgi var, bir de kesin bilgi var. Net bilgi. Şimdi, ahir zamanda insanlara Kur’an’ın ışığından istifadeyle kesin bilgi sunuluyor.  “Kesin bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” Bakıyoruz bilgisayara. Bu konuşuyor mu?

Oktar Babuna: Konuşuyor

Adnan Oktar: Konuşuyor. Yazıyor da.

Oktar Babuna: Evet

Adnan Oktar: Anlatıyor da. Soru sorduğunda anında cevap veriyor değil mi? Neden mamül bu?

Oktar Babuna: Yerdeki elementlerden demir, var, alüminyum var, çinko var

Adnan Oktar: Değil mi; magnezyum, bakır, kobalt, çinko hepsi var. Silisyum hepsinden var. Yerden mamul bir kere, o tamam. Konuşuyor. Allah’ı anıyor Allah hakkında bilgi veriyor. Kesin bilgi veriyor mu ?

Oktar Babuna: Veriyor

Adnan Oktar: Net bilgi veriyor mu?

Oktar Babuna: Veriyor

Adnan Oktar: Güzel, şimdi hadislere göre bakalım, sürati nasıl bunun?

Oktar Babuna: O çok hızlı

Adnan Oktar: Bak diyor ki “hiç kimse ona yetişemeyecek, kaçan da kurtulamayacak.” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 276) Çünkü evinde dini öğrenmek istemiyor ama, bastın mı düğmeye Allah, Resul, Muhammed (sav), Peygamberimiz (sav)’in mührüyle karşılaşıyor. Allah’ın hükümleriyle karşılaşıyor, Kuran ayetleriyle karşılaşıyor, Hadis-i Şeriflerle karşılaşıyor, Darwinizm’in, materyalizmi n yıkılışıyla karşılaşıyor,  nereye gitse karşısına çıkıyor, ne diyor, kaçan da kurtulamayacak.
Bakın diyor ki renkli olacak diyor. O hayvanda her türlü renk mevcuttur. O dabbede,  o cisimde, o alette,  her türlü renk mevcuttur. Renkli mi bunun görüntüleri?

Oktar Babuna: Evet

Adnan Oktar:Her türlü renk var mı ?

Oktar Babuna: Var

Adnan Oktar:Hadise uyuyor mu ?

Oktar Babuna: Uyuyor.

Adnan Oktar: Musa’nın asası yanında olacak diyor. Siz yaratılışı  ispat ediyor musunuz internette ?

Oktar Babuna: Ediyoruz inşaAllah

Adnan Oktar: Hz Musa asayı atıp neyi ispat etti Firavuna ?

Oktar Babuna: Yaratılışı

Adnan Oktar:Yaratılışı ispat etti değil mi ? Ne dedi bak,ağaçtan  Allah bir anda hayvan yaratıyor, Nil’in çamurlarından yaratılmadı, demek ki o devrin Darwinizm’i yanlıştı, doğrusu yaratılıştır diyor. Bakın diyor ben bir ağacı yaratıyorum, canlanıyor, dolayısıyla sizin tesadüf iddianız doğru değil. Allah yaratıyor değil mi ? Hz Musa’nın asası gibi yaratılışı ispat edecek, anlatacak. Ne diyor, müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak. Sen burada internette Peygamberimiz (sav)’in mührünü gördüğünde için açılıyor mu?

Oktar Babuna: Açılıyor

Adnan Oktar: Bir neşe geliyor mu ?

Oktar Babuna: Geliyor

Adnan Oktar: Peygamberimiz (sav)’in mühründe neler var? Allah, Muhammed, Resul. Ne anlatıyor internet? Allah’ı anlatıyor. Muhammed (sav)’i anlatıyor. O’nun Resul olduğunu anlatıyor.  Ve yüzünü parlatıyor müminin. Pırıl pırıl oluyor.  Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek diyor.  İnanmayan karşılaştığında da kan  boğuyor, tansiyonu çıkıyor, morarıyor.  Bir okuyor oradaki gerçekleri. Tansiyonu fırlıyor 18’e 20’ye. Bunalıyor, sıkılıyor. Başka bir yere geçiyor. Orada da karşısına geçiyor. Yani kafir; inanmayan. İnanmayanı damgalıyor. Evet. Bak yeryüzünde diyor bir yıldız gibi seyredecek. Olağanüstü bir sürat olacak, peşine düşen onu yakalayamayacak.  Yani elektrik sürati olduğu için olağanüstü süratli. Yerle gök arasında herkesin duyabileceği bir sesle haykıracak.  Yerin altında alıyor mu bu internet?

Oktar Babuna: Alıyor.

Adnan Oktar: Üstünde alıyor mu?

Oktar Babuna: Alıyor.

Adnan Oktar: Herkes duyuyor mu?

Oktar Babuna: Duyuyor.

Adnan Oktar:Evet doğuya yönelip haykıracak bütün doğulular sesini duyacak. Şam’a dönüp haykıracak. Bütün Yemenliler sesini duyacak. Yani bütün dünya cihetlerini belirtiyor. Dünyanın her yerinde herkes sesini duyacak diyor. Bakın diyor ki; “bazı iki yüzlü, riyakar kimsenin kişilerin iki gözünün arasına yalancı damgasını vuracak.” ((Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul Al-Huseyni El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, s. 278)) Resulullah (sav)’ın mührüyle onu damgalıyor. Sen yalan söylüyorsun, Darwinizm yalan, materyalizm yalan. Bu yalanı onlara ispat ediyor Dabbet-ül Arz. Anlaşıldı mı? Ve de Hz. Mehdi’nin yardımcısıdır Dabbet-ül Arz. Hz. İsa Aleyhisselamın da yardımcısıdır ve bir nevi de kılıncıdır. Manevi kılıncıdır. Şeytan’ı öldürecek diyor. Şeytan ne? Deccaliyet,  Deccaliyet  ne? Darwinizm, materyalizm, Allah’tan korkmayan sistem. Ne diyor ? Şeytan öldürecek diyor. Şimdi biz internetle şeytanı öldürüyor muyuz? Darwinizm’i, materyalizmi yok ediyor muyuz? Hadis tam anlamıyla çıkmış mı? Çıkmış evet. Bir adım atışta üç günlük mesafeyi birden kat edecek. Olağanüstü süratli. Mesela dünyanın her yerinde şu an izleniyor. Bütün dünyaya dağılacağı Dabbet- ül arz’ın. Her yerde kolu olacak diyor. Her yere ulaşacak. Göğe ulaşacak, yere ulaşacak. Ulaşmadığı hiçbir yer kalmayacak. Hatta her eve girecek diyor. Her eve girip herkesi damgalayacak diyor, Resulullah (sav)’ın mührüyle.

Oktar Babuna: İnşaAllah

Adnan Oktar: Bakın; Hz Caferi Sadık’ta şöyle buyurur; “Adeta kaimi, Hz Mehdi Aleyhisselam’ı görür gibiyim.” Peygamberin (sav) altın mühürle mühürlenmiş sözleşmesini cebinden çıkarıyor. Mehdi Peygamber Efendimiz (sav)’in mührünü kullanacak. Altın diyor altın. Rengini de belirtiyor. Altın bir mühürle mührünü çıkarıyor.  Mührünü açarak onları insanlara okuyor. Rivayet var. İsa Aleyhisselam onu alıp açacak; sandığı açacak. Bir sandık buluyor Hz İsa aleyhisselam da ve onu açıyor ve içinde bir mühür, Resulullah (sav)’ın mührü ve bin tane kitap bulacak diyor. Hazır, Hz. İsa Aleyhisselam’dan önce. Mehdi Aleyhisselamın hazırladığı kitaplar. Bu kitaplarla İslam’ı, Kuran ahlakının esaslarını, sünnetini ihya edecek.
Risalet’ül Meşrep Elverdi fi Mezhebil Mehdi, Ali bin Sultan Muhammed el-Kari, sayfa – 4 enis cülescsi kitabından. 700 yıllık 800 yıllık eserler bunlar.  1000 yıllık eserler . Buralarda anlatılıyor.

Popularity: 25% [?]

Hz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır

24 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde ve İmam Rabbani, Celaleddin Suyuti, Bediüzzaman Said Nursi gibi büyük İslam alimlerinin açıklamalarında Hz. Mehdi (as)’ın fiziksel ve ahlaki sahip olduğu tüm özellikler, hangi ortamda çıkacağı, çıkışının alametlerinin neler olduğu, kendisine nasıl biat edileceği çok detaylı olarak tarif edilmiştir. MEHDİYETİ ANLATAN BİNLERCE HADİSİN HEPSİNDE HZ. MEHDİ (AS) BİR ZAT, BİR ŞAHIS, ALLAH’IN ÜSTÜN İLİMLER LÜTFETTİĞİ BİR BEŞER OLARAK BİLDİRİLMİŞTİR. TEK BİR HADİSTE DAHİ HZ. MEHDİ (AS)’IN RUH ŞEKLİNDE GELECEĞİ SÖYLENMEMİŞTİR. BU YÖNDE BİR İMA, BİR İŞARİ MANA DAHİ YOKTUR.
Hz. Mehdi (a.s.)’ın sadece ruhuyla geleceği yanılgısındaki Nur talebelerine örnek

1400 senedir İslam dünyasından hiç kimse Hz. Mehdi (as)’ın ruh olarak geleceği iddiasında bulunmamıştır. Peygamberimiz (sav)’in tüm özellikleriyle anlattığı bu mübarek insanın gelişini heyecanla bekleyen yaklaşık 1,5 milyarlık İslam alemi de,  bir ruhun veya manevi bir varlığın beklentisi içinde değildir. Tüm İslam dünyası Müslümanların manevi lideri olacak, onları birleştirecek, Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacak, dünyaya Asrı Saadet benzeri bir güzellik yaşatacak bu mübarek insanı heyecanla beklemektedir.

1.    Peygamberimiz (sav)’in Mübarek Bir İnsan Olan Hz. Mehdi (as)’ın Fiziksel Özelliklerini Anlatması, Hz. Mehdi (as)’ın Ruhani Bir Varlık Olmayacağının Delillerindendir

Peygamber Efendimiz (sav) yüzlerce hadisle Hz. Mehdi (as)’ın görünümünün nasıl olacağını bildirmiştir. Hatta bu konuda hayret verici detayları haber vermiştir. Eğer Hz. Mehdi (as) ruhani bir varlık olarak gelecek olsa, Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as)’ın saç rengini, boyunu, endamını, gözlerini, sakalını, dişlerini, yüzünü, sırtındaki bene yüzündeki ize ve kaşlarının arasındaki kaş çatma çizgisine kadar detay vererek tüm fiziksel özelliklerini anlatmayacağı açıktır.

Ruh şeklinde olan bir varlığın, gözü, kaşı, sakalı, boyu olmaz. Omuzlarının, karnının ve tüm bedenin geniş olacağı, açık ve geniş alınlı olacağı, saçlarının siyah ve gür olacağı, gözlerinin çekik olacağı, sakalının gür ve sık olacağı, saklanın yanlarda az, aşağı tarafının uzun olacağı, sırtında nübüvvet mührünün olacağı, sırtında ayrıca mersin yaprağına benzeyen bir ben daha olacağı, burnunun ince ve küçük olacağı, burnunun orta bölümünde belli belirsiz bir çıkıntı olacağı, kaşlarının kavisli olacağı, iki kaşı arasında küçük bir çukur olacağı, alnında bir içbükeylik olacağı ve bir ben olacağı, cildinin çok güzel ve parlak olacağı gibi onlarca detay bildirilmez.

Peygamberimiz (sav)’in, Hz. Mehdi (as)’ı bu kadar detaylı tarif etmiş olması müminler için çok büyük bir nimet ve güzelliktir. Peygamberimiz (sav)’in bu tasvirleri vesilesiyle, Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır.

Bir ayette, Kitap Ehli’nin Peygamber Efendimiz (sav)’i “çocuklarını tanır gibi” tanıyacakları bildirilmektedir:

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)

Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi (as)’ın tanınmasına da işaret etmektedir. Hz. Mehdi (as) da ortaya çıktığında, Peygamberimiz (sav)’in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımamazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.

Hz. Mehdi (as)’ın fiziksel özellikleriyle ilgili detaylı bilgi için bkz. http://hazretimehdi.com/fiziksel_siyah_iz.php

146813zi44rqjx5shg8tv5 Hz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır

2.    Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ın Soyunu, Doğumunu, İlk olarak Hangi Şehirde Bulunacağını, Sonra İstanbul’a geleceğini detaylı olarak anlatmıştır. Bunların hepsi bir beşere ait özelliklerdir.

HZ. MEHDİ (AS), PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN SOYUNDANDIR

“Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI (HZ. MEHDİ (a.s.)’ı) gönderecek.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

“BENİM EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (a.s.)) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.” (En-Necmu’s Sakıb, Ukayli)

“Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin.  O (HZ. MEHDİ (A.S.), KUREYŞ’TEN VE EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR KİŞİDİR.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)

MEHDİ (A.S.), BENİM ÇOCUKLARIMDAN BİRİDİR. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.” (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)

HZ. MEHDİ (A.S.) BÜYÜK BİR ŞEHİRDE DOĞACAKTIR

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.), MEDİNE’DEN (BÜYÜK BİR ŞEHİRDEN) çıkacak ve Mekke’ye gelecek…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

“Medine” kelimesinin sözlük anlamı “büyük şehir”dir. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğine göre Hz. Mehdi (a.s.), medinede yani büyük bir şehirde doğacaktır.

HZ. MEHDİ (A.S.) “KARA KÖYÜ”NDEN ÇIKACAKTIR

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer bir hadiste de Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri olarak “Kara” denilen bir bölgeye de işaret edilmiştir:

“Mehdi (a.s.)’ın Kara köyünden çıkacağı söylenmiştir.” (Mustafa Reşit Filizi, Risalet-ül Huruc ül Mehdi, s. 69)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN DOĞUMU EVDE OLACAKTIR

Hadislerde ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğumunun gizli olacağı; yani doğumunun evde gerçekleşeceği de bildirilmiştir:

İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur: “Bizim Kaim’imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) ile Allah’ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed (sav) peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır… İBRAHİM (a.s.) İLE, DOĞUMUNUN GİZLİ OLMASI (DOĞUMUNUN EVDE OLMASINDA) …benzerliği vardır.” (Kemal’ud-Din s. 322, 31. babin 3. hadis)

Hz. Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin (a.s.) şöyle buyurur: “KÂİM’İMİZİN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) DOĞUMU İNSANLARA GİZLİ KALACAKTIR…” (Bihar-ül Envar, c. 51, s. 135)

HZ. MEHDİ (A.S.) TÜRKİYE’DEN ÇIKACAKTIR

Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’den çıkacağı ve mücadelesinin sonuna kadar da buradan ayrılmayacağı bildirilmiştir:

“HZ. MEHDÎ (A.S.) RUM’DAN, TÜRKLERDEN (çünkü, eskiden Türkiye’ye “Diyar-ı Rum” deniliyordu.) AYRILMAYACAKTIR.” (İş’afü’r-Rağıbîn’den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)

HZ. MEHDİ (AS), İSTANBUL’U MANEN FETHEDECEKTİR

Resullah (SAV) şöyle buyurmuştur:

Ehli Beytimden bir ŞAHIS Hz. Mehdi (as), (dünyaya) sahip oluncaya kadar kıyamet kopmaz.
O (HZ. MEHDİ (AS)), İSTANBUL’U VE CEBEL’İ (dağı- İstanbul’un 7 Tepe’sini) (MANEN) FETHEDECEKTİR. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)

Uzak yerlerdeki talebeleri Hz. Mehdi (a.s.)’a biat edecek. Zulümü ve zalimleri fikren etkisiz hale getirecek, ülkeler düzelecek, CENAB-I HAK KENDİSİNE İSTANBUL’U (MANEN) FETHETTİRECEKTİR. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal)

Tüm bu hadislerden açıkça görüldüğü üzere Hz. Mehdi (as);

•    Peygamber Efendimiz (sav)’in soyundan gelen,
•    Büyük bir şehirde doğan,
•    Doğumu evde gerçekleşen,
•    Mücadelesini İstanbul’da ve Türkiye’de yürütecek olan MÜBAREK BİR İNSANDIR. Ruh şeklinde veya ruhani olan bir varlık değildir.

146813zi44rqjx5shg8tv5 Hz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır

3.    Deccale Karşı Verilecek Büyük İlmi Mücadelenin Lideri olan Hz. Mehdi (as) Ruhani Bir Varlık Değildir

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde deccal ve fitnesi de detaylı olarak anlatılmıştır. Hz. Mehdi (as) bu büyük fitneye karşı amansız bir fikri mücadele verecek, deccaliyeti etkisiz hale getirerek, İslam ahlakının dalga dalga dünyaya hakim olmasına vesile olacaktır. Böyle büyük bir mücadeleyi ruh şeklinde, mefhumu belli olmayan bir varlığın yürütemeyeceği açıktır.

Bediüzzaman Hazretleri de ahir zamanda Darwinizm ve materyalizmin güçleneceğini, deccaliyetin bu güçten destek alarak yayılacağını, ancak Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın fikri mücadeleleriyle bu fitnelerin son bulacağını belirtmiştir. Hz. Mehdi (as)’ın birinci görevinin de, Darwinizm ve materyalizmi fikren etkisiz hale getirmek olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, Hz. Mehdi (as) bu görevini tam olarak yerine getirecek, Darwinizm’i ve materyalizmi fikren ortadan kaldırarak, insanların imanlarının kurtulmasına vesile olacaktır:

Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve MADDİYUN VE TABİİYYUN TAUNU (Darwinizm ve materyalizm hastalığı), BEŞER İÇİNE İNTİÇAR ETMESİYLE (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini (materyalizmi) TAM SUSTURACAK bir tarzda imanı kurtarmaktır.

Ruh şekliden bir varlığın;
-    Darwinizme ve materyalizme karşı ilmi mücadele yapamayacağı;
-    Bu dinsiz ideolojileri fikren etkisiz hale getirmek için kitaplar yazamayacağı, belgeseller hazırlayamayacağı, konferanslar düzenleyemeyeceği;
-    Bu ideolojileri tam anlamıyla susturarak imanı kurtaran bir çalışma yapamayacağı açıktır.

Bu önemli ve hayati çalışmaları bir beşer olarak zuhur edecek Hz. Mehdi (as) yerine getirecek ve Allah’ın izniyle İslam ahlakını dünyaya hakim kılacaktır.

146813zi44rqjx5shg8tv5 Hz. Mehdi (a.s) kimsenin tanıyıp anlamayacağı bir ruh değil, Peygamberimiz (sav)in haber verdiği yüzlerce alametin üzerinde tecelli ettiği mübarek bir insandır

4.    Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as) İle İlgili Haber Verdiği Hadislerin Tümü Bir Ruh İçin Değil, Bir İnsan İçin Geçerlidir

Burada Peygamber Efendimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as) ile ilgili hadislerinden sadece birkaç örneğe yer verilmiştir. Bu konuda detaylı bilgil almak isteyen kimseler www.hazretimehdi.com sitesine başvurabilirler.

İstanbul’u manen fethedecek olan bir ruh değildir.
Hz. Mehdi (as), Konstantiniyye ve Deylem Dağını (manen) fethedecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)

Allah Teâlâ Hazretleri, mümin kullarına Roma’nın merkezi olan İstanbul’un tesbih ve tekbir ile (manen) fethini nasip buyurmadıkça kıyamet kopmayacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav)’in gömleğini giyip, kılıcını kuşanacak ve mübarek sancağını açacak, kutsal emanetlerle birlikte çıkacak olan bir ruh değil, Hz. Mehdi (as)’ın zatıdır.

Hz. Mehdi (as), Peygamberimiz (sav)’in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar. (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi, “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)

ALLAH’IN ELÇİSİ İÇİN HAZRETİ CEBRAİL (AS) TARAFINDAN Bedir Savaşı sırasında getirilen sancak İMAM-I ZAMAN (HZ. MEHDİ (AS)) TARAFINDAN YÜKSELTİLECEKTİR. BU SANCAĞIN ÖZEL NİTELİĞİ dört bir yanda bir aylık masefedeki DÜŞMANLARIN KALBİNE KORKU SALIYOR OLMASIDIR. Buna eşdeğer olarak, İNANANLARIN KALPLERİNDE MEMNUNİYETİ VE SAĞLAMLIĞI ARTTIRACAKTIR. (Bihar-ül Envar, Cilt. 51, Sayfa 135; Cilt 52, Sayfa 328; Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, s. 241)

İslam alemi ruhani bir varlığa değil, Hz. Mehdi (as)’ın zatına biat edeceklerdir.

Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. Medine halkından bir kişi koşarak Mekke’ye çıkar. Mekke halkından bir grup onu (Hz. Mehdi (as)’ı), istememesine rağmen (bulunduğu yerden) çıkarırlar. Hacer-i Esved’le Makamı İbrahim arasında ona (Hz. Mehdi (as)’a) biat ederler. (Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu’l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)

Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi (as) o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)

Müslüman dünyasını ayrılıklardan kurtarıp birleştirerek Türk İslam Birliği’ni sağlayacak olan ruhi bir varlık değildir.

İman edenlerin Efendisi (sav) der ki: “… ALLAH SİZİN İÇİN, SİZİ BİRLEŞTİRECEK VE SİZİ DAĞINIKKEN BİRARAYA GETİRECEK BİRİNİ (HZ. MEHDİ (AS)’I) ÇIKARANA DEK… Beklerseniz, ödüllendirileceksiniz ve sizin haksızlığa uğratılmanızın intikamını alacak (Darwinizm’e, materyalizme ve ateizme ilmi zeminde gereken cevabı verecek) olanın ve haklarınızın kurtarıcısı olanın, o (Hz. Mehdi (as)) olduğunu kesinlikle anlayacaksınız…” (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, c. 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 182)

Ruh halinde bir varlık İslam aleminin manevi lideri olamaz.

Malik bin Zamra der ki, Emirülmüminin Ali aleyhisselam bana şöyle buyurdu: “… Hayrın çoğu o zamandadır ey Malik! O ZAMANDA KÂİM’İMİZ  (HZ. MEHDİ (AS)) KIYAM EDECEK … SONRA ALLAH HERKESİ ONUN ETRAFINDA TOPLAYACAK.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 242)

… Ve sonra istemediği halde biatlarını kabul eder. Eğer siz ona yetişirseniz, ona biat ediniz. Çünkü o yerde de gökte de Hz. Mehdi (as)’dır. (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Kahraman Neşriyat, s. 35)

Ruh şeklinde bir varlığın az kardeşinin olması mümkün değildir.

Kardeşi az olandır (Risalet ül Mehdi, s161)

Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ın bekar olacağını söylemiştir. Peygamberimiz (sav)’in ruh şeklinde bir varlıktan bahsetmediği açıktır.

Mes’ûdî şöyle nakletmektedir: “Ali b. Hazma, İbn-i Sirâc ve İbn-i Ebi Said, bir ara İmam Rıza’nın (a.s) huzuruna vardıklarında Ali B. Hazma İmam’a şöyle arzetti: “Ey Resulullah’ın oğlu, biz, siz (Ehli Beyt imamların)dan şöyle nakletmişiz ki; HER İMAM ÖLMEDEN ÖNCE MUTLAKA EVLADINI GÖRÜR. (Acaba bu doğru mudur?) İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: “Şunu da hadise eklediniz mi “KÂİM (HZ. MEHDİ) HARİÇ?” (İsbât-ül Vasiye (Mes’udî), s. 201)

Hz. Mehdi (as) tüm insanların, hatta denizdeki balıkların, havadaki kuşların onun sevgisiyle coşacakları bir insandır. İnsanlar sevgilerini ruh şeklinde bir varlığa değil, Hz. Mehdi (as)’ın zatına yönelteceklerdir.

Onun (Hz. Mehdi (as)’ın) hilafetinden yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile razı olacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)

Allah onun (Hz. Mehdi (as)’ın) muhabbetini insanların kalplerine yerleştirecektir. Böylece onlar, gündüzleri arslan kesilen ve geceleri de ibadetle geçiren bir toplum olacaklar. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Popularity: unranked [?]

Hz. Muhammed (sav): ”İnsanlar uykudadır, ölümle uyanırlar”

23 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. Muhammed (sav): ”İnsanlar uykudadır, ölümle uyanırlar”

Şu anda bu yazıyı okuyan kişiler de dahil olmak üzere, birçok insan hayatı boyunca büyük bir yanılgı içinde yaşar. Bu yanılgı ise, aslında çok iyi bildikleri ancak düşünmedikleri için fark edemedikleri bir gerçekle ilgilidir. Bu gerçek şudur: Her insan, tüm hayatını aslında çok küçük bir mekanda, yani kafatasının içinde, tek başına yaşar. Bu, bilimin de gösterdiği kesin bir gerçektir. Örneğin siz şu anda bu yazıyı bilgisayarınızdan okuyorsunuz ve bilgisayarınızın 20-30 cm uzağınızda olduğunu sanıyorsunuz. Oturduğunuz odadaki televizyonun ise sizden 2 metre kadar ileride olduğunu düşünüyorsunuz. Camınızdan gördüğünüz deniz manzarasının ise sizin birkaç kilometre uzağınızda olduğunu zannediyor olabilirsiniz. Balkona çıktığınızda gördüğünüz yıldızlar ise, size göre sizden milyarlarca kilometre uzaklıkta. Bunun sonucunda ise kendinizi sonsuz büyüklükte bir evrenin içinde yaşayan, çevresi insanlarla dolu biri sanıyor olabilirsiniz. İşte siz de diğer insanların büyük bölümü gibi bu noktada yanılıyorsunuz. Çünkü burada saydıklarımızın hepsi, bilgisayarınız, televizyonunuz, pencereden bakınca gördüğünüz manzara ve yıldızlar, dostlarınız, yakınlarınız, aslında sizin dışınızda, ilerinizde veya uzağınızda değiller, hepsi sizin içinizdeler. Bu görüntülerin her biri beyninizin arka bölümündeki görme merkezinde oluşan görüntüler. Siz şu anda beyninizin arkasındaki küçücük bir bölgede oluşan bu yazının görüntüsünü görüyorsunuz. Başka bir deyişle, şu anda bu yazıyı okuyan sizin gözleriniz değil, çünkü bu yazı gözünüzün önünde değil, kafatasınızın arkasında bir yerde. Ancak siz hayatınız boyunca gözlerinizin bunları gördüğünü, tüm gördüklerinizin gözünüzün önünde, sizin dışınızda varlıklar olduğunu zannederek yanıldınız. Ortaokul veya lisedeki bazı bilgilerinizi tazelerseniz, bu söylediklerimizin aslında sizin de bildiğiniz bilimsel gerçekler olduğunu, sadece size bu şekilde anlatılmadığı için bu gerçeği bu yönüyle hiç düşünmediğinizi anlayacaksınız. Dünya gözünüzün önünde değil, beyninizin arkasında Gözlerimiz ve gözlerimize bağlı olan milyonlarca sinir hücremiz, sadece “görme olayının” gerçekleşmesi için beyne mesaj ileten kablo görevine sahiptirler. Bir cisimden gelen ışık, göz merceğinden geçer ve gözün arka tarafındaki ağ tabakanın üzerine başaşağı ve iki boyutlu bir görüntü bırakır. Ağ tabakadaki çubuk ve koni hücreler, bazı kimyasal işlemlerden sonra bu görüntüyü elektriksel akıma dönüştürür. Bu elektriksel akımlar, göz sinirleri aracılığı ile beynin arka kısmında yer alan görme merkezine götürülür. Beyin ise bu gelen sinyali anlamlı ve üç boyutlu görüntüler haline getirir. Burada çok yüzeysel olarak anlattığımız görme, gerçekte son derece olağanüstü bir işlemdir. Işık demetleri anında ve kusursuz şekilde elektrik sinyallerine dönüştürülmekte ve sonra bu elektrik sinyalleri, üç boyutlu, rengarenk, ışıl ışıl bir dünya olarak bize görünmektedir. Sonuç olarak siz hayatınız boyunca gördüğünüz her şeyi beyninizin içinde gördünüz. “Dışarıda”, yani sizin bedeninizin dışında, uzağınızda olduğunu sandığınız her şey, çiçekler, denizler, gemiler, uçaklar, yıldızlar, güneş, ay, aileniz, dostlarınız, eviniz, arabanız, iş yeriniz, dağlar, kuşlar, kısacası her şey, aslında sizin içinizde idi. Siz, bugüne kadar beyninizin dışında bulunan hiçbir nesneyi görmediniz, gördüğünüz her şey kafatasınızın içinde idi. Duyduğunuz sesler, dokunduğunuz cisimler, aldığınız kokular ve tatlar için de aynı gerçek söz konusudur. Bir cisme dokunduğunuzda, hiçbir zaman o cismin aslına dokunamazsınız. Dokunduğunuz beyninizdeki cisimdir. Dokunma hissi elinizde değil, beyninizde oluşur. Bu nedenle, örneğin siz şu anda bilgisayarınızın tuşlarına dokunduğunuzda, gerçekte beyninizin içindeki bilgisayarı hissedersiniz. Masanızın sertliği, ipek bir kumaşın elinizde oluşturduğu his, metalin soğukluğu gibi dokunmaya ait tüm hisler beyninizde oluşmaktadır. Yani siz bugüne kadar hep kafatasınızın içindeki küçücük bir yerde yaşadınız. Beyninizin dışında ne olduğunu, oradaki gerçek alemi ise asla göremediniz. Beyninizin dışında madde olarak adlandırılan görüntüden oluşan ve sağlamlık hissi verilen bir alem vardır. Ancak siz bu aleme asla duyularınız aracılığı ile ulaşamazsınız. Her insan beyninde oluşan alemi seyreder, beyninde oluşan aleme dokunur, beynindeki alemin sesini dinler. Allah, yarattığı madde alemini, her insana beyninde bir görüntü olarak izlettirmekte ve bu görüntüye sağlamlık, sertlik vererek görüntüyü gerçek gibi algılattırmaktadır. 20. yüzyılda bilimsel bulgularla kanıtlanan bu gerçek yüzyıllarca önce yaşamış olan büyük İslam alimi İmam Rabbani tarafından etraflıca açıklanmıştır. İmam Rabbani, mektuplarından birinde şöyle bir izahta bulunmaktadır: “Hâricde ve hakîkatde, Allahü teâlâdan başka, mevcûd yokdur. Allahü teâlâ, kudreti ile, kendi ismlerinin ve sıfatlarının kemâlıinı mümkinât sûretlerinin perdesinde göstermiş, ya’nî eşyâyı, kendi kemâlâtına uygun olarak, his ve vehm mertebesinde, îcâd etmiş, var etmişdir. Böylece, eşyâ, vehmde görünmekde, hayâlde devâm etmekdedir. O hâlde eşyâ, hayâlde göründüğü için vardır. Lâkin Allahü teâlâ, bu görünüşe devâm verdiği, yok olmakdan koruduğu eşyanın yapısına sağlamlık verdiği ve ebedî mu’ameleyi de bunlara bağlı kıldığı için, vehmdeki varlık ve hayâldeki devâm da, hakîkî varlık olmuşdur.” (İmam-ı Rabbani, İkinci Cilt, 44. Mektup) İnsan görüntüyü gerçek zannederek yanılır Burada anlatılanlar, her insanın üzerinde büyük bir ciddiyetle düşünmesi gereken çok önemli bir hakikattir. Çünkü bu gerçeği görmezden gelen her insan, ömrü boyunca küçücük bir noktada oluşan görüntüyü gerçek zannederek yanılmaktadır. Örneğin beynindeki minik bir noktada oluşan iş kulelerinin sahibi olduğunu zanneden bir adam, bu görüntüden dolayı kibirlenir, şımarır, bir gün öleceğini unutarak kendisini sonsuz güçlü zanneder. Veya beynindeki bir noktada oluşan fakir hayat görüntüsü başka bir insanın ezik, mutsuz ve umutsuz yaşamasına neden olur. Beyninin içindeki küçücük bir yerde oluşan para görüntüsünü kaybeden insan hemen perişan olur. Beyninin içindeki araba görüntüsünün çizildiğini gören bir başkası ise hiddetlenir, mal hırsından dolayı büyük bir öfke duyar. Oysa, bu kişilerin her biri rüyasında zengin veya fakir olan, veya rüyasında arabası çizilen bir insandan farklı bir durumda değildirler. Çizilen araba, beynimizin içinde oluşan bir araba görüntüsüdür. Bu arabanın aslını, dışarıdaki gerçek halini hiç kimse, hiç bir zaman bilemez ve göremez. Bunu ancak beynimizdeki ve dışındaki alemi yaratan Yüce Allah bilir. İşte bu gerçeğin farkında olmayan, veya çok açık olmasına rağmen bu gerçeği kabullenmek istemeyen insanlar, hayatları boyunca hep yanılgı içinde, gerçekleri görmezden gelerek yaşarlar. Bu insanların durumu bir sinema filmini veya tiyatro oyununu gerçek zannederek bu filmin veya oyunun içinde yaşamak isteyen bir insanın durumu gibidir. Çevresindekiler bu insanı ne kadar ikna etmeye ve ona gerçekleri göstermeye çalışsalar da bu insan bunu anlamazlıktan gelir. Her insanın bu gerçeği kabul ederek kavrayacağı bir an vardır Ancak her insanın, hiçbir istisna olmaksızın, bu gerçeği anlayacağı, kavrayacağı ve kabul edeceği bir an vardır. İşte bu an her insana ölümle birlikte gelecektir. Ölümle birlikte insanın beyninde seyrettiği dünya hayatına dair görüntü değişecek, bunun yerine ölüm anının, hesap gününün ve ahiretin görüntüsü gelecektir. Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, ölümle birlikte insan sanki bir uykudan uyanacak, rüyasından gerçek dünyaya geçer gibi, gerçek ve sonsuz hayatına geçecek, bu hayatında görüntüsü daha net ve gerçek olacaktır. Aynı rüyasındaki daha bulanık görüntüden uyanıp daha net olan dünya hayatına geçiş yapan insan gibi. Ayetlerde tüm alemlerin Rabbi olan Allah bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”. (Yasin Suresi, 52)
“Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.” (Kaf Suresi, 22)

Her sözü güvenilir olan, ilim ve hikmet timsali Peygamber Efendimiz (SAV) de bir hadis-i şeriflerinde “insanlar uykudadır, ölümle uyanırlar” (İmam Gazali, İslam Klasikleri 2, Bedir Yayınları, 18 sf. 36152) buyurarak bu gerçeğe dikkat çekmiştir. Gerçek olan ölümden sonraki hayattır. Dünya hayatı ise, aynı bir rüya gibi insana beynindeki küçücük bir noktada izlettirilen bir görüntü alemidir. Bir insanın bu görüntüye aldanıp, gerçek ve sonsuz hayatını unutması, düşünmemesi ise büyük bir gaflet ve yanılgıdır. Bu gerçeği dünyada görmeyenler ahirette büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır. Hayatları boyunca bağlandıkları, gerçek zannederek peşinden sürüklendikleri, Allah’ı ve ahireti unutarak şirk koştukları insanların, malların, mevkilerin, ünvanların aslında birer hayal olduğunu, beyinlerindeki görüntüler olduğunu anlayanlar bu pişmanlıklarını dile getireceklerdir. Asla yok olmayacağını zannettikleri şeylerin birer birer bir görüntü gibi kaybolduğunu gördüklerinde büyük hüsrana uğrayacaklardır. Allah, bu insanların ahiretteki itiraflarını Kuran’da şöyle bildirir:

Sonra onlara denilecek: “Sizin şirk koştuklarınız nerede?” “Allah’ın dışında (taptıklarınız).” Dediler ki: “Bizi bırakıp-kayboluverdiler. Hayır, biz önceleri (meğer) hiç bir şeye tapar değilmişiz.” İşte Allah, kafirleri böyle şaşırtıp-saptırır. (Mü’min Suresi, 73-74)
… Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: “Allah’tan başka taptıklarınız nerede?” “Onlar bizi bırakıp-kayboldular” diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler. (Araf Suresi, 37)

Dünyada bu gerçekleri görmezden gelerek, düşünmeyen her insan ahirette aynı konuşmayı yapacak, aynı telafisi olmayan pişmanlığı yaşayacaktır. Allah’ın bir rüya gibi gösterdiği dünya hayatına kapılıp gidenler, ölümü gerçek ve tek yaşantılarının sonu zannedenler, ölümle birlikte içinde bulundukları bu gaflet uykusundan uyanacak, rüyalarından ayrılacaklar ve işte o zaman asıl gerçeği göreceklerdir. Aklını ve vicdanını kullanan, samimi ve dikkatli düşünen her insan ise, daha dünyada iken gerçekleri fark ederek, ahiret hayatı için ciddi bir gayret içinde olacaktır.

1  Hz. Muhammed (sav): İnsanlar uykudadır, ölümle uyanırlar Download PDF (138 KByte) 5  Hz. Muhammed (sav): İnsanlar uykudadır, ölümle uyanırlar Download DOC (8 KByte)

Popularity: unranked [?]

Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olacaktır

21 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olacaktır

… Esma binti Umeys dedi ki: O GÜNÜN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURUNUN) ALAMETİ SEMADAN UZATILMIŞ VE İNSANLARIN KENDİSİNE BAKIP DURDUĞU BİR EL’DİR.


Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S.  69


… İŞTE O ZAMAN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURU ZAMANINDA) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR…


Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler,  Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S.  51
SEMADAN ZUHUR EDEN BİR EL ve “emiriniz Mehdi’dir” şeklindeki bir nida duyuluncaya kadar tefrika ve ihtilaflar devam edecektir. O GÜNÜN ALAMETİ: SEMADAN BİR EL UZANACAK ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir.


Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdinin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, S. 53


hand in space Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)nin çıkış alameti olacaktır

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen bu hadislerde gökte bir “el”in görüneceği ve bu elin Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Bu döneme kadar ihtilafların devam edeceği ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin semadan, yani radyo, televizyon ve internet gibi iletişim araçları vesilesiyle, sürekli gündem olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.

Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ne bağlı Chandra Röntgen Gözlemevi tarafından çekilen bir uzay fotoğrafında el şeklindeki bir nötron yıldızları kümesi başka bir yıldız kümesini kavrıyomuş gibi görülmektedir. Hadislerde belirtilen el ifadesi, NASA tarafından “Tanrı’nın eli” olarak adlandırılan ve uzayda vuku bulan bir gök olayının vesile olduğu bu görüntüye işari manada bakıyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Söz konusu yıldız kümesinin oluşturduğu el şeklinin duruşu hadisteki uzanma tanımına da tam uymaktadır. NASA tarafından çekilen fotoğraftaki el şekli bir yere uzanıyormuş görünümündedir. Ayrıca insanların Hz. Mehdi dönemindeki gelişmiş yüksek uzay ve astronomi teknolojisi sayesinde uzayda meydana gelen bu gök olayını teleskoplar vesilesiyle bakarak görebilmeleri de hadisteki ifadelerle birebir uyum içindedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametleri “… eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler.” (Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.) hadisinde belirtildiği gibi son 30 yıllık süre zarfında art arda yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. En son 24 Şubat 2009 tarihinde dünyaya en yakın noktadan geçen çift kuyruklu Lulin kuyruklu yıldızının İmam-ı Rabbani tarafından tefsir edilen “şark tarafında iki dişli münevver bir boynuz çıkar” hadisine işaret ediyor olmasının ardından, şimdi de “semadan bir el uzanacak” hadisinin işaret ettiği uzaydaki bu el görüntüsü Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğine, faaliyete başladığına, insanlar tarafından farkedilmesinin de iyice yaklaştığına delil teşkil etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

hand in space2 Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)nin çıkış alameti olacaktır

Popularity: unranked [?]

Ay’ın Yarılması >>>

15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya
rakamlar1 Ayın Yarılması >>>

Ay’ın Yarılması

Kuran’ın 54. Suresi’nin adı olan “Kamer”in Türkçe karşılığı “Ay”dır. Bu surenin büyük bir bölümünde, kendilerine gönderilen peygamberlerin “uyarılarını gözardı eden” Nuh, Ad, Semud ve Lut halkının, Firavun ve çevresinin başlarına gelen yıkımlar anlatılır. Aynı zamanda birinci ayette kıyamet vakti ile ilgili çok önemli bir mesaj verilir:

Saat (kıyamet saati) yakınlaştı ve Ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)

Ayette kullanılan “yarmak” fiilinin Arapça karşılığı “şakka”dır. Bu kelimenin Arapça’da farklı anlamları bulunmaktadır. Bazı Kuran tefsirlerinde “ikiye yarılmak” manası tercih edilmektedir. Bununla birlikte, “şakka” kelimesi Arapçada “toprağı sürme, toprağı kazma” anlamlarında kullanılmaktadır.

İkinci anlamına örnek olarak, Abese Suresi’nin 26. ayetinde geçen kullanımını verebiliriz:

Biz, şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar. (Abese Suresi, 25-29)

Açıkça görüldüğü gibi, bu ayetteki “şakka” ifadesi “yerin ikiye yarılması” manasında değil, “çeşitli bitkilerin yetişmesi için toprağın sürülerek yarılması” anlamında kullanılmıştır.

İşte tam bu noktada, Kuran’ın çok büyük bir mucizesiyle karşılaşmaktayız. Kamer Suresi’nde on dört yüzyıl öncesinden haber verilen ayet, 20 Temmuz 1969′da Ay yüzeyinde yapılan çalışmalar ile gerçekleşmiştir. Amerikalı astronotların Ay’a ayak basarak, Ay toprağı üzerinde bilimsel araştırmalar yapmaları, taş ve toprak örnekleri toplamaları ayın yarılması ayetindeki ifadelere tam olarak uymaktadır.

a1 Ayın Yarılması >>>
Bir anlamı ile Kuran’da kıyametin yaklaştığının bir alameti olarak bildirilen “Ay’ın yarılması”, 20 Temmuz 1969 tarihinde ABD’li astronotların Ay’a çıkarak, Ay toprağını kazmaları ile gerçekleşmiştir. (En doğrusunu Allah bilir)

Ay’ın keşfi, “Bir insan için küçük bir adım, insanlık için büyük bir atılım” sloganıyla özdeşleşmiştir. Bu tarihi gezi uzay araştırmalarında bir dönüm noktasıdır; kameralar aracılığıyla belgelenmiş ve o tarihten bu yana yaşayan insanların seyrettikleri bir olay olmuştur. Kamer Suresi’nin ilk ayetinde Allah’ın bildirdiği gibi, bu büyük olay aynı zamanda bir kıyamet alametidir; dünyanın kıyamet öncesi son zaman diliminde olduğunun bir belirtisidir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nitekim bu konuda çok önemli bir işaret daha vardır. Kamer Suresi’nde geçen bu ayetin bazı kelimelerinin ebced değeri bizlere Ay’a ayak basma yılı olan 1969 tarihini vermektedir.

… Saat yakınlaştı ve Ay yarıldı…

HİCRİ: 1390 MİLADİ: 1969

Ancak şunu da belirtmeliyiz: Elbette Ay’ın yarılması olayı, Allah’ın Peygamberimiz (sav)’e verdiği mucizelerden biridir. Bir hadiste bu mucize şöyle bildirilmiştir:

spacer Ayın Yarılması >>> spacer Ayın Yarılması >>> spacer Ayın Yarılması >>> spacer Ayın Yarılması >>>
cercevekk r1 c1 Ayın Yarılması >>> spacer Ayın Yarılması >>>
… Said ibn Ebi Arube, Katade’den; o da Enes ibn Malik (R)’den tahdis etti: Mekke ahalisi Resulullah’tan kendilerine bir ayet (bir mucize) göstermesini istediler. O da onlara Ay’ı iki bölük gösterdi, hatta Mekkeliler Hıra Dağı’nı o iki bölük arasında gördüler.
(Sahih-i Buhari ve Tercemesi, cilt 8, no.88)
spacer Ayın Yarılması >>>
cercevekk r3 c1 Ayın Yarılması >>> spacer Ayın Yarılması >>>

Yukarıda anlatılan mucize ayette haber verilen Ay’ın yarılması olayıdır. Ancak Kuran her çağa bakan bir kitap olduğu için, bu ayetle günümüzde Ay’ın keşfi konusuna da dikkat çekildiği düşünülebilir. (En doğrusunu Allah bilir)

Popularity: unranked [?]

GÜNÜN VİDEOSU

Harun Yahya (Adnan Oktar) Mehdi Oldugunu İddaa Etmişmidir?

DEVAMINI BURDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.