Insanlar’ için Arşiv

Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır

13 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya
Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır ed Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “…Ve HALKIN EN ŞİRRETLİLERİ OLDUĞUNDA, ZUHUR VUKU BULACAKTIR (HZ. MEHDİ (A.S.) ORTAYA ÇIKACAKTIR).”(Gaybet-i Numani, s. 187)

Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda; Darwinizmin, komünizmin, materyalizmin ve ateizmin yani diğer bir adıyla deccaliyetin insanlar ve toplumlar üzerinde en şiddetli tahribat yaptığı bir dönemde zuhur edecektir. Deccaliyet insanların Allah’a iman etmekten iyice uzaklaşmalarına, birçok ülkede dindarların toplum içinde yadırganmasına, din ahlakının yaşanmasının ve anlatılmasının adeta suç gibi algılanmasına neden olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in diğer hadislerinde de haber verdiği üzere, Müslümanları adeta esir alacak, Kuran ahlakının yaşanmasına engel olacaktır. Deccaliyetin bu baskısı ve zulmü günümüzde açık bir şekilde görülmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde Müslümanlar sadece dinlerinden dolayı baskı altına alınmakta, ibadetlerini diledikleri gibi yerine getirmeleri, dinlerini özgürce yaşamaları engellenmekte, inançlı, iman sahibi insanların birbirleriyle görüşmeleri, sohbet etmeleri bile neredeyse suç gibi görülmektedir. Evreni ve içindekileri Allah’ın yarattığı gerçeği, hiçbir bilimsel bilgi ve delile dayanmadan inkar edilmekte, tüm varlığın sözde kör tesadüflerin bir sonucu olduğu gibi akıl ve bilim dışı bir teori olan evrim, insanlara zorla kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Evrim yalanı çeşitli sahtekarlıklarla gündemde tutulmakta, dahası gazete, televizyon, internet gibi araçlar kullanılarak zorla topluma empoze edilmektedir. Deccaliyet bu yolla, Allah’ın varlığını ve yaratışındaki eşsizliği insanların gözlerinden uzaklaştırmayı, her insanın dünyada yaptıklarından hesap vereceğini unutturmayı, manevi değerlerini yitirmiş ve her türlü dejenerasyona açık bir toplum yapısı oluşturmayı hedeflemektedir.

Bu nedenledir ki Darwinizmin bir yalan olduğunu öğrencilerine bilimsel delillerle ispatlayan öğretim görevlileri bile eğitim kurumlarından ihraç edilerek insanlar yıldırılmakta ve diğerlerine de bu yolla göz dağı verilmek istenmektedir. Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan müminlere ilimle ve bilimle cevap verilememekte, buna karşın bu kimseler çeşitli iftira ve karalamalarla etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste, ahir zamanda azgın, ahlaksız, her türlü ahlaki ve vicdani değeri yitirmiş, yalanı diline dolamış olanların özellikle Hz. Mehdi (as)’ı hedef alacaklarını haber vermektedir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü ve yardımcısı olarak din ahlakının yaşanması için gayret eden samimi ve ihlaslı Müslümanlar da deccaliyetin hedefi olacaktır. Ancak Allah bu çirkin ahlaka sahip olup, Müslümanlar aleyhinde faaliyet gösterenlerin mutlaka hezimete uğrayacaklarını ve galip gelecek olanların mutlaka Allah’ın taraftarları olacağını bildirmiştir:

Gerçek şu ki, inkâr edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. Enfal suresi, 36

Allah, yazmıştır: “Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. Mücadele Suresi, 21

Popularity: unranked [?]

Hicri 1400 Yılına Gelene Kadar Ki Müceddidler Neden Ahir Zamanın Büyük Mehdisi Olamazlar?

09 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya
ed Hicri 1400 Yılına Gelene Kadar Ki Müceddidler Neden Ahir Zamanın Büyük Mehdisi Olamazlar? Hicri 1400 Yılına Gelene Kadar Ki Müceddidler Neden Ahir Zamanın Büyük Mehdisi Olamazlar? ed Hicri 1400 Yılına Gelene Kadar Ki Müceddidler Neden Ahir Zamanın Büyük Mehdisi Olamazlar? Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen sahih hadislerde ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın hem fiziksel özellikleri hem de zuhuru öncesi ve sonrası meydana gelecek önemli olaylar çok detaylı bir şekilde bildirilmiştir. Tüm bu deliller Hz. Mehdi (a.s.)’ın mutlaka bir şahıs olarak zuhur edeceğini göstermekte, onun bir şahsı manevi olarak geleceği iddiasına olanlara cevap vermektedir. Ayrıca üstad risalelerinde yaklaşık 70 ayrı yerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın “bir zat, bir şahıs” yani yaşayan bir kişi olacağını vurgulayarak risalelerin asla Mehdi olmadığına da cevap vermiştir. Yani Hz. Mehdi (a.s.) bir şahsı manevi değil bir şahıs olacaktır. Risale-i Nur’ları kendisine bir program yaparak insanların imanının kurtulmasına vesile olacaktır.

Birincisi : Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyûn (materyalizm, darwinizm ve ateizm salgını), fikrini tam susturacak bir tarzda îmanı kurtarmaktır. ….Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatı (tetkikleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir proğram yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Emirdağ Lahikası-1, sf. 231-233.

1. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur tarihinin Bediüzzaman’ın yaşadığı hicri yüzyıla uymaması :
Hepsinden önce Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur tarihi ile ilgili olarak hicri 1400 tarihini vermiştir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri ise Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) için verdiği bu tarihten yüz sene önce yaşamış ve görev yapmış bir müceddiddir. Ayrıca kendisi de Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendisinden yüz sene sonra zuhur edeceğini mükerrer defalar söylemiştir.
İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanında toplanacaklardır.
(Risaletül Huruc-ül Mehdi, s. 108)

Bu hadisler doğrultusunda açıklamalar yapan büyük İslam alimleri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur tarihi olarak hicri 1400’ü vermişlerdir.

Örneğin Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendinden 100 sene sonra yani hicri 1400 de zuhur edeceğini şöyle ifade etmiştir:
İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE
(dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318

Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ (A.S.)’NİN ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ) OLABİLİR
(Şualar, s. 605)
Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT
dahi bu zamanda gelse…(Kastamonu Lahikası, s. 57)
2. Bediüzzaman tarafından; Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı bildirilen üç büyük vazifesinin hicri 1400’e gelene kadar hiçbir müceddid tarafından toplu olarakyapılmamış olması.
Birincisi : Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyûn (materyalizm, darwinizm ve ateizm salgını), fikrini tam susturacak bir tarzda îmanı kurtarmaktır. Ehl-i îmanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak) ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdî’nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikatı (tetkikleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir proğram yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.

İkinci vazifesi : Hilafet-i muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile şeair-i islamiyeyi (İslama ait değerleri) ihya etmektir. Alem-i islamın (İslam aleminin) VAHDETİNİ (birliğini) nokta-i istinad edip (dayanak noktası edinip), beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı ilahîden (beladan) kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı (efradı) bulunan ordular lazımdır.

Üçüncü vazifesi : İnkılabat-ı zamaniye (zamana bağlı değişimler) ile çok ahkam-ı kur’aniyenin (kuran’ın hükümlerinini) zedelenmesiyle ve şeriat-ı muhammedîyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla o zat, bütün ehl-i îmanın manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı islamın (islam birliğinin) muavenetiyle (yardımıyla) ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa al-i beytin neslinden her Aasırda kuvvetli ve kesretli (kalabalık) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla (katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (çok büyük görevi) yapmaya çalışır.Emirdağ Lahikası-1, sf. 231-233.

Hz. Mehdi (a.s.)’ın bizzat şahsının ve kendisi hayattayken yerine getireceği bu üç vazifeyi toplu olarak ne Bediüzzaman Hazretleri ne de ona kadar gelen müceddidler bir arada yapamamışlardır. Bu görevlerden ancak bir tanesini bir yönüyle hayata geçirenler olmuşsa da toplu olarak yapacak olan Hz. Mehdi (a.s.) olacaktır. bu nedenle de üstad’ın Hz. Mehdi (a.s.) olması söz konusu değildir.

3. Hz. Mehdi (a.s.)’nin varlığına işaret olan ve Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından belirtilen 200 kadar Ahir Zaman alameti, geçmiş hiçbir müceddid üzerinde TOPLU OLARAK zuhur etmemiştir.

1. SOYU (NESEBİ)
2. GÜZEL OLMASI
3. BURNU GÜZELDİR
4. ALNI AÇIK VE GENİŞTİR
5. ALNINDA BİR BEN VARDIR
6. ALNINDA BIR İZ (YARA İZİ) VARDIR
7. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ALNINDA HAFİF BIR İÇBÜKEYLİK VARDIR
8. ÇEKIK GÖZLÜDÜR
9. YANAĞINDA BEN VARDIR
10. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YANAĞINDAKİ BEN, HZ. MUSA (A.S.)’NIN YANAĞINDAKİ BEN GİBİDİR
11. DİŞLERİ PARLAKTIR
12. KAŞLARI KAVİSLİDİR
13. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN İKİ KAŞI ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR
14. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN CİLDİ PARLAKTIR
15. SAÇI SİYAHTIR
16. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN SAÇLARI GÜZELLİĞİYLE DİKKAT ÇEKECEKTİR
17. SAKALI SIKTIR
18. HZ. MEHDİ (A.S.) İNSANLARA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR
19. HZ. MEHDİ (A.S), GÖRÜNÜMÜYLE İSRAİLOĞULLARI’NA BENZEYECEKTİR
20. CİLT RENGİ KIRMIZIYLA KARIŞIK BEYAZDIR
21. ENDAMI
22. BOYU
23. GENİŞ VÜCUTLUDUR
24. UYLUKLARI GENİŞTİR
25. KARNI GENİŞTİR
26. YAŞI
27. HZ. MEHDİ (A.S.) İLERİ YAŞLARDA, AMA GENÇ BİR İNSAN GÖRÜNÜMÜNDE OLACAKTIR
28. HZ. MEHDİ (A.S.) İLERİ YAŞLARINDA DA GENÇ YÜZLÜ OLACAKTIR
29. SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ VARDIR
30. SIRTINDA YAPRAK ŞEKLİNDE BİR BEN VARDIR
31. OMUZUNDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDIR
32. YÜRÜYÜŞÜ
33. KONUŞMASI
34. HEYBETLİ BİR ŞAHISTIR
35. MEHDİ (A.S.)’NİN BEDENİ VE SESİ ÇOK GÜÇLÜ OLACAK; AYNI ZAMANDA DA SÖZLERİ VE KONUŞMALARIYLA DÜNYA ÇAPINDA ÇOK BÜYÜK ETKİ UYANDIRACAKTIR
36. FİTNELERİN ÇOĞALMASI
37. KURAN’DAN UZAKLAŞTIRAN FİTNELER
38. FİTNELERİN HER YANA YAYILMASI
39. HARAMLARIN HELAL SAYILMASI
40. İRAN-IRAK SAVAŞI
41. AFGANİSTAN’IN İŞGALİ
42. FIRAT’IN SUYUNUN KESİLMESİ
43. GÜNEŞ’TEN BİR ALAMETİN BELİRMESİ
44. KUYRUKLU YILDIZIN DOĞMASI
45. KABE BASKINI VE KABE’DE KAN AKITILMASI
46. SİSTEMLERİN DEĞİŞMESİ
47. MÜSLÜMANLARIN BASKI GÖRMESİ
48. TOZLU DUMANLI BİR FİTNE
49. YAYGIN KATLİAMLAR
50. HZ. MEHDİ (A.S.)’DEN ÜMİT KESİLMESİ
51. FAKİRLİĞİN VE AÇLIĞIN ARTMASI
52. EKONOMİK DURUMUN KÖTÜLEŞMESİ
53. ŞAM VE MISIR MELİKLERİNİN ÖLDÜRÜLMESİ
54. MISIR’IN ESİR DÜŞMESİ
55. MAHALLE ARALARINDA SAVAŞ
56. ALLAH’IN AÇIKÇA İNKAR EDİLMESİ
57. SAVAŞLAR VE ANARŞİ
58. ESKİ ÜRDÜN KRALI ABDULLAH’IN ÖLDÜRÜLMESİ
59. DÖRDÜNCÜ SULH VE ARAP-İSRAİL BARIŞI
60. BİR ORDUNUN KAYBOLMASI
61. IRAKLILARIN PARASININ KALMAMASI
62. BÜYÜK ŞEHİRLERİN YOK OLMASI: SAVAŞLAR VE AFETLER
63. HARAP OLMUŞ YERLERİN İMARI, İMAR EDİLMİŞ YERLERİN TAHRİBİ
64. DEPREMLERİN ÇOĞALMASI
65. CİNAYETLERİN ARTMASI
66. İNSANLARIN LİDERLERİNİ ÖLDÜRMESİ
67. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ÇIKIŞINDAN ÖNCE BÜYÜK BİR OLAY MEYDANA GELECEKTİR
68. AHLAKİ ÇÖKÜŞ
69. MÜSLÜMANLARLA YAHUDİLERİN SAVAŞMASI
70. İKİ RAMAZANDA GÜNEŞ TUTULMASI
71. AHİR ZAMANDAKİ İNSANLAR ARASINDAKİ SEVGİSİZLİK
72. HZ. MEHDİ (A.S)’NİN ÇIKIŞ ALAMETLERİNDEN BİRİ DE, İNSANLARIN DOĞRU YOLDAN AYRILIP SAĞ VE SOLU TUTMUŞ OLMALARIDIR
73. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN İSTANBUL’A GELİŞİNİ İNSANLARA HABER VEREN BÜYÜK ALAMET
74. FIRAT NEHRİ’NİN SUYUNUN KESİLMESİNİN ARDINDAN TIRMANIŞA GEÇEN PKK TERÖRÜ, HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ÇIKIŞ ALAMETLERİNDENDİR
75. AY’IN YARILMASI
76. KİŞİNİN KARDEŞİNİ ÖLDÜRMESİ
77. IRAK’IN ÜÇE BÖLÜNMESİ
78. ŞAM, IRAK, ARABİSTAN’DA KARGAŞA
79. ŞAM’DA FİTNELER
80. IRAK HALKI ŞAM’A, KUZEYE KAÇAR
81. IRAK’IN YENİDEN YAPILANMASI
82. İSRAİL-FİLİSTİN BARIŞ GÖRÜŞMELERİ
83. IRAK VE ŞAM’A AMBARGO
84. ANARŞİ VE KARGAŞA GÜNLERİ
85. ALLAH’TAN BAŞKA İLAHLAR EDİNİLMESİ
86. MATERYALİST FELSEFENİN YAYGINLAŞMASINA İŞARET
87. BARIŞIN KALKMASI
88. İHTİLALLERİN OLMASI
89. İNSANLARIN BİRBİRİNDEN KAÇMASI
90. DÜNYAYI KARIŞIKLIK VE KARGAŞANIN KAPLAMASI
91. BÜYÜK OLAYLARIN VE HAYRET VERİCİ ŞEYLERİN MEYDANA GELMESİ
92. BAZI MÜSLÜMANLARIN DURUMU
93. İSLAM DÜNYASININ MEVCUT KONUMU
94. MÜSLÜMANLARIN BİRBİRLERİ İLE SAVAŞMALARI
95. MÜSLÜMANLARIN MARUZ KALDIKLARI ŞİDDETLİ BELALAR
96. MASUM İNSANLARIN ÖLDÜRÜLMESİ
97. MASUM ÇOCUKLARIN ÖLDÜRÜLMESİ
98. İNSANLARIN SEBEPSİZ YERE ÖLDÜRÜLMESİ
99. HER YERDE KARGAŞAYA SEBEP OLAN FİTNELER
100. KURAKLIK
101. FAKİRLİK VE AÇLIK
102. TİCARETİN VE YOLLARIN KESİLMESİ
103. KAZANCIN AZALMASI
104. MİLLİ SERVETLERİN ZENGİNLER ARASINDA BÖLÜŞÜLMESİ
105. EVLERİN MEZAR OLMASI
106. YER ÇÖKMELERİ
107. RÜZGAR VE KASIRGALAR
108. ŞİDDETLİ BİR YAĞMURUN YAĞMASI
109. YILDIRIMLARIN ÇOĞALMASI
110. HER YERE ULAŞAN BİR FİTNE
111. KURAN’IN GEREĞİ GİBİ DÜŞÜNÜLMEMESİ
112. AZERBAYCAN’IN İŞGALİ
113. MÜSLÜMANLARIN MÜSLÜMAN OLMAYANLARA ÖZENMESİ
114. İSLAM AHLAKINDAN UZAKLAŞTIRAN PROPAGANDACILAR
115. İKİYÜZLÜ VE SAHTEKAR DİN ADAMLARI
116. SİYASET ADAMLARINDAKİ DEJENERASYON
117. “İYİLİĞİ EMRETME, KÖTÜLÜKTEN MEN ETME” İBADETİNİN TERKİ
118. MARUF (İYİLİK, DOĞRULUK) İLE MÜNKER (KÖTÜLÜK)ÜN BİRBİRİYLE KARIŞTIRILMASI
119. CAMİ VE MESCİTLERİN FARKLI AMAÇLARLA KULLANILMASI
120. YAKINLARININ, KİŞİYİ KÖTÜLÜĞE TEŞVİK ETMESİ
121. GERÇEK MÜMİNLERİN SAYICA ÇOK AZ OLMASI
122. CAMİ VE MESCİTLERİN FARKLI AMAÇLARLA KULLANILMASI
123. KURAN’I MENFAAT İÇİN OKUYANLARIN ÇIKMASI
124. YILDIZ FALINA İNANILMASI VE KADERİN YALANLANMASI
125. HACCIN ALLAH’IN RIZASI DIŞINDA AMAÇLARLA DA YAPILMASI
126. İNSANLARIN NEFSANİ TUTKULARINA ÖNEM VERMELERİ
127. SOSYAL BOZULMA
128. HAİNE İTİMAT EDİLMESİ, DOĞRULARIN HAİN SAYILMASI
129. GÜVENİLİR İNSANLARIN AZALMASI
130. EMANET EHLİ İNSANLARIN AZALMASI
131. ZEKATIN TERK EDİLMESİ
132. NAMAZ İBADETİNİN TERK EDİLMESİ
133. YALANCI ŞAHİTLİK VE İFTİRANIN YAYGINLAŞMASI
134. ÜSTÜNLÜĞÜN TAKVADA DEĞİL ZENGİNLİKTE ARANMASI
135. HAYVANLARA İNSANLARDAN ÇOK DEĞER VEREN KİŞİLER
136. ÜRÜN ARTIŞI
137. AİLEVİ İLİŞKİLERİN BOZULMASI
138. İNSANİ İLİŞKİLERİN BOZULMASI
139. İNSANLAR ARASINDA SEVGİ VE SAYGININ AZALMASI
140. AİLE KURUMUNUN ZAYIFLAMASI
141. DÜNYA HIRSININ ARTMASI
142. SAHTEKARLIK VE RÜŞVETİN ARTMASI
143. RİYAKARLIK VE GÖSTERİŞİN HAKİM OLMASI
144. ZİNANIN ARTMASI
145. KABA SÖZ VE KÜFRÜN YAYGINLAŞMASI
146. EŞCİNSELLİĞİN KABUL GÖRMESİ
147. SALGIN HASTALIKLAR
148. ANİ ÖLÜMLERİN ÇOĞALMASI
149. DEDİKODU VE ALAYIN ARTMASI
150. İNTİHAR VAKALARININ ARTMASI
151. İÇ SAVAŞLAR-İHTİLAFLAR
152. KİMİ GENÇLERİN DİN AHLAKINDAN UZAKLAŞMASI
153. ŞEHİRLEŞMEDE ARTIŞ
154. ZAMANIN KISALMASI
155. YÜKSEK BİNALARIN İNŞA EDİLMESİ
156. ÇARŞILARIN YAKINLAŞMASI
157. KİŞİNİN KAMÇISININ UCUYLA KONUŞMASI
158. KİŞİYE KENDİ SESİNİN KONUŞMASI
159. SEMADAN BİR EL
160. ÇÖLLERİN YEŞERTİLMESİ
161. ÖMÜRLERİN UZAMASI
162. HAK DİNİN VE KURAN AHLAKININ TERK EDİLMESİ
163. SAHTE PEYGAMBERLERİN ORTAYA ÇIKIŞI
164. DOĞU TARAFINDAN BİR ATEŞİN GÖRÜNMESİ
165. BÜYÜK BİR EKONOMİK KRİZ OLMASI
166. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN KIYAFETLERİ DE CİLDİ DE PARLAK OLACAKTIR
167. ÇİN’DE YAŞANAN DEPREM VE SEL FELAKETİ BİRER AHİR ZAMAN ALAMETİDİR
168. HZ. MEHDİ (A.S) DEVRİNDE SAPKIN SİSTEMLER YIKILACAK
169. RESULULLAH (SAV), HZ. MEHDİ (A.S.) DEVRİNDE ATOM BOMBASI KULLANILACAĞINI 1400 SENE ÖNCE BİLDİRMİŞTİR
170. HZ. MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNDE KÖRLER İYİLEŞECEK, HASTALAR ŞİFA BULACAK, UZUN ÖMÜR YAYGINLAŞACAKTIR
171. HZ. MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNDE HEM DÜNYANIN YAPISI HEM EVREN HAKKINDA BİLGİLERE ULAŞILACAK
172. HZ. MEHDİ (A.S.) HALKIN, ARTIK KENDİLERİNİ YÖNETECEK TEK BİR KİŞİ BİLE BULAMAYACAKLARI BİR DÖNEMDE ZUHUR EDECEKTİR
173. HZ. MEHDİ (A.S.) ZUHUR ETTİĞİNDE ÇOĞUNLUK NAMAZ KILMAYACAK, İSLAM’DA ŞARABIN HARAM KILINDIĞINDAN DAHİ HABERSİZ OLACAKLARDIR
174. KURAKLIĞIN ARDINDAN GÖRÜLEN YOĞUN YAĞMUR YAĞIŞLARI HZ. MEHDİ (A.S)’NİN ÇIKIŞ ALAMETLERİNDENDİR
175. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN SEVENLERİ DÜNYANIN ÇEŞİTLİ YERLERİNDEKİ TELEVİZYON VE RADYO YAYINLARI YOLUYLA ONUN KONUŞMALARINI İŞİTECEKLER; UÇAKLA YA DA DİĞER SÜRATLİ VASITALARLA ÇOK KISA BİR SÜRE İÇERİSİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN YANINA GELECEKLERDİR
176. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN TALEBELERİ DÜNYANIN İSTEDİKLERİ HER YERİYLE İNTERNET VASITASIYLA BİRKAÇ DAKİKA İÇİNDE İLETİŞİM KURABİLECEKLERDİR
177. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN TALEBELERİ ÖLÜ HAYVAN VE BİTKİ FOSİLLERİNİ CANLILARIYLA KIYASLAYARAK İNSANLARA GÖSTERECEKLER, BU ŞEKİLDE ALLAH’IN İZNİYLE DARWİNİZMİ VE MATERYALİZMİ ETKİSİZ HALE GETİRECEKLERDİR
178. HZ. MEHDİ (A.S.) ROMA’YI MANEN FETHEDECEKTİR, VATİKAN’DA BÜYÜK BİR DEPREM OLACAKTIR
179. HZ. MEHDİ (A.S.) DÖNEMİNDEKİ GÖRÜNTÜLÜ İLETİŞİM SİSTEMLERİ
180. HZ. MEHDİ (A.S.) TOPLUMDA YOĞUN ŞİRKİN HAKİM OLDUĞU BİR DÖNEMDE ZUHUR EDECEKTİR
181. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN TALEBELERİ OLAN GENÇLERİN BİR KISMI GÖRDÜKLERİ ZULÜM VE BASKI YÜZÜNDEN DECCAL’İN FİTNESİNE KAPILAN AİLELERİNDEN KOPUP-AYRILACAKLARDI
182. HZ. MEHDİ (A.S), İNSANLARIN BİRBİRLERİYLE EN GEÇİMSİZ VE EN KAVGACI OLDUKLARI DÖNEMDE ORTAYA ÇIKACAKTIR
183. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURUNDAN ÖNCE TOPLUMDA UYUŞTURUCUYA VE CİNAYETLERE BAĞLI ÖLÜMLER ARTACAKTIR
184. HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN DOĞUMU EVDE OLACAKTIR
185. HADİSLERDE BELİRTİLEN ”GÖKTEN TAŞ VE BENZERLERİNİN YAĞMASI”, GÜNÜMÜZDE DÜNYANIN PEK ÇOK YERİNİ HEDEF ALAN BOMBARDIMANLARLA GERÇEKLEŞMEKTEDİR
186. EVRİM İLE MAYMUNDAN OLUŞTUKLARINA İNANAN BAZI İNSANLAR, MAYMUN VE DOMUZ KARAKTERİNDE VE GÖRÜNÜMÜNDE OLACAKLARDIR
187. AHİR ZAMANDA İNSANLARIN SURETLERİNDE BOZULMA VE ÇİRKİNLEŞME OLACAKTIR
188. PEYGAMBERİMİZ (SAV) AHİR ZAMANDA FİLİSTİN’DE ZULÜM YAŞANACAĞINI HABER VERMİŞTİR
189. MEHDİ’NİN BİR ALAMETİ DE, ”BEKAR OLMASI”DIR
190. HZ. MEHDİ (A.S.), ATEŞİN EN ALÇAK TABAKASINDA YER ALACAKLARI BİLDİRİLEN MÜNAFIKLAR İLE MÜCADELE EDECEKTİR
191. AHİR ZAMANA YÖNELİK TEKNOLOJİK İŞARETLER
YAĞMUR BOMBASI
SÜT ÜRETİMİNDE ARTIŞ
DEFİNE DEDEKTÖRÜ
TROL AVCILIĞI
ÖMÜRLERİN UZAMASI
GÜNEŞ OCAKLARININ KEŞFİ
DUMAN BULUTLARI

4. Hz. İsa (a.s.) nüzul edecek ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın imamlığında; onun arkasında namaz kılacaktır
Hz. Mehdi, müminlerle beraber Beyt-ül Mukaddes’te sabah namazı kılarken o sırada nüzul eden İsa (a.s.)’ı takdim edecek ve Hz. İsa, ellerini onun omuzlarına koyarak, “Namazın kaameti senin için getirilmiş, bu yüzden sen kıldır” diyecek ve nihayet Hz.Mehdi, İsa (a.s.) ve müminlere imam olarak namazı kıldıracaktır. (Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 79; Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 438)

İmamları salih bir insan olan Hz. Mehdi olduğu halde, Beytü’l Makdis’e sığınırlar. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, Meryem oğlu İsa sabah vaktinde inmiştirHz. Mehdi, Hz. İsa’yı öne geçirmek için arkaya çekilir. Hz. İsa onun omuzlarına elini koyar ve ona der ki, “Geç öne namazı kıldır. Zira kamet (farz namazı kılmak için okunan ezan; namaza başlama işareti) senin için getirilmiştir.”… (Ebu Rafi’den rivayet edilmiştir; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 495-496)

Hz. Bediüzzaman döneminde de ondan önceki yüzyıllarda yaşayan müceddidlerin dönemlerinde de Hz. İsa (a.s.)’ın nüzul ettiğine dair bir alamet gerçekleşmemiştir. Çünkü Hz. İsa (a.s.) nüzul ettiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadislerde ve bu doğrultuda Risale-i Nur Külliyatı’nda Üstad Hazretleri’nin de belirttiği gibi tüm hıristiyanları hak din olan İslam’a davet edecek ve Hıristiyanların İslam dinine geçmelerine vesile olacaktır.

Peygamberimiz (sav)’in konu ile ilgili hadislerinden bazıları şöyledir:
“(Hz.İsa) Kırk (40) yıl Allah’ın Kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 92)

“Hz. İsa Ümmeti Muhammed’e peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi (İslamiyet’in esaslarını) tatbik etmek için gelecektir, demektedir.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 68)

Üstad ise Mektubat’ta bu konuyu şöyle açıklamaktadır:
“Ahir zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (ASM) ile amel edecek mealindeki hadisin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (tabiat felsefesi) verdiği cereyan-ı küfriye (inkarcı hareket) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah’ı inkara) karşı İsevilik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden temizlenip) İslâmiyete inkılab edeceği (geçeceği) bir sırada
, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevisini yok eder; öyle de Hazret-i İsa (as), İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal’ı yok eder.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini yok edecek.” (Mektubat, s. 6)

Yukarıda saydığımız tüm bu şartlar hicri 1400’e kadar yaşamış olan hiçbir müceddid döneminde zuhur etmemiştir. Müslümanlar arasında bir birlik sağlanmamış, din ahlakı Dünya üzerinde hakim olmamış, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti bidatlerden arınmış olarak ilk zamandaki halis haliyle uygulanmaya başlanmamıştır. Türk İslam birliği tesis edilip müslümanlar huzura, güvene, barış ve bolluk ortamına kavuşmamışlardır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zamanında yaşanacak olan bolluk ve zenginlik hiçbir şekilde gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlar henüz batıl teslis inançlarından vazgeçmemişler ve İslam şeriatına uymamışlardır. Hz. İsa (a.s.) nüzul edip Hz. Mehdi (a.s.)’ın arkasında namaz kılmamış ve deccaliyet tam olarak etkisiz hale gelmemiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunu gösteren diğer yüzlerce alamet de toplu olarak hicri 1400’e kadar gerçekleşmemiştir.

Popularity: unranked [?]

Hz. Mehdi (a.s.)’nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır

27 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
 
ed Hz. Mehdi (a.s.)nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır
ed Hz. Mehdi (a.s.)nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır Hz. Mehdi (a.s.)'nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır ed Hz. Mehdi (a.s.)nin Talebelerinin İmanları Çok Kuvvetli Olacaktır “Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarının, Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak ve Allah’ı nasıl tanımak gerekirse, o şekilde tanıyacaklar.”

(El-Beyan Fi-Akbarı Hz. Mehdi (a.s.) Ahir Zaman (a.s.), bölüm: 5; Mikyal el-Mekarim, cilt:1, sayfa:65)

Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin imanlarının derinliğinden bahsedilmektedir. Ahir Zamanda Hz. Mehdi (a.s.) dönemi öncesinde insanlar arasında Allah’ı inkar eden felsefeler geniş anlamda hakim olacaktır. Bu nedenle, gerçek anlamda Allah’a iman eden, Allah’ın sıfatlarını gerektiği gibi tanıyıp Allah’tan korkan kişiler çok az sayıda olacaktır. Mehdinin talebeleri ise hiçbir şüphe duymadan Allah’a karşı derin bir iman sahibi olacaklardır. Bu yönleri ile içinde bulundukları toplumda dikkat çekeceklerdir

Popularity: unranked [?]

Hastalıkların, – bir amacı ve hikmeti olmaksızın – dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır…

14 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya

Hastalıkların, – bir amacı ve hikmeti olmaksızın – dile getirilmemesi güzel bir ahlaktır…

İnsanların günlük sohbetlerinde, yaşadıkları sıkıntılardan, zorluklardan, hastalıklarından bahsettikleri bölümler oldukça geniş bir yer tutar. Baş ağrısı, mide ağrısı, sıradan bir yorgunluk, uykusuzluk, bitkinlik gibi en sıradan bir rahatsızlıkta dahi, her fırsatta bu durumu uzun uzun dile getirirler. Daha kalıcı veya ciddi hastalıklarda da durum bundan farksızdır. Bu durumda da, hayatlarının geri kalanının büyük bir kısmını içerisinde bulundukları durumdan yakınmak ve şikayet etmekle geçer. Bu gibi insanlar hemen her gün, çevrelerindeki aynı kişilere, aynı sorunlarından sanki ilk kez bahsediyormuş gibi en başından başlayarak tekrar tekrar anlatmakta bir sakınca görmezler.

Oysa ki hastalıkları sık sık dile getirmek kişilerin ne kendilerine ne de karşılarındaki kimselere herhangi bir fayda sağlamaz. Zaten bu kişilerin amacı da konuyla ilgili herhangi bir bilgi edinmek, herhangi bir sorunu çözüme kavuşturmak ya da hastalığa bir tedavi şekli bulmak değildir. Bu daha çok, toplumda yaygın hale gelmiş bir alışkanlıktan kaynaklanan bir tür cahili sohbet şeklidir.

İnsanlar çevrelerinde de çok sık rastadıkları bu alışkanlık ile, hastalıklarını detaylandırarak ve çoğu zaman da abartarak anlatmayı olağan bir sohbet şekli olarak görürler. Ancak aslında, -bir amaç ya da hikmetle söylenmediğinde- bu tümüyle boş bir konuşmadır. İnsan, hiçbir fayda getirmeyecek bu tür bir konuşmaya ayıracağı vakti, çok daha güzel sohbetlere ya da faydalı faaliyetlere ayırabilir.

Allah Kuran’da insanlara ‘boş konuşmalardan sakınmalarını’ bildirmiştir. Eğer anlatılanlar her iki tarafa da hiçbir fayda sağlamayacaksa, hastalığı bir çözüme kavuşturmayacaksa, kişinin o konuda yeni bir bilgi edinmesine imkan sağlamayacaksa, bu da bir nevi boş konuşma olabilir.

Bunun yanı sıra bir insanın, acizliklerini, sıkıntılarını, içerisinde bulunduğu zorlukları dile getirmesi asil bir ahlak özelliği de değildir. Müslüman güçlü bir ahlaka sahiptir. İmanı dolayısıyla acıya, sıkıntıya, zorluğa dayanıklıdır. Ne kadar zor durumda olursa olsun, bu sıkıntılarını dile getiren, bunlardan şikayet eden, yakınan, söylenen bir üslup kullanmayı kendine yakıştırmaz. Bir sıkıntı yaşadığında ya da bir hastalığı olduğunda, bunu sadece sohbet konusu olsun diye çevresindeki kimselere anlatmaz. Kimi zaman, başkalarının da ibret alması, üzerinde düşünmesi, insanın ne kadar aciz ve Allah’a ne kadar muhtaç olduğunu kavramaları için yaşadığı zorluklardan bahsedebilir. Hastalıklarının, Allah’a yakınlaşmasına vesile olan çok hikmetli olaylar olduğunu, insanların denenmesi için özel yaratıldığını ve Kuran ahlakı doğrultusunda kendisinin tüm bu yaşadıklarını nasıl değerlendirdiğini başkalarına anlatabilir. Bu tür bir anlatım zaten Kuran ahlakının bir gereğidir ve insanların da düşünüp imanda derinleşmelerine vesile olabilecek çok önemli bir tebliğdir.

İman sahibi bir kimse tüm bunları anlatırken, Allah’a olan kesin teslimiyetini, tevekkülünü, yaşadıklarında gördüğü hikmet, hayır ve güzellikleri ifade eden üslubu ile bu kimselere ‘hal ile de tebliğ’ yapmış olur. Çünkü anlatılanlar kadar, bir kişinin kendi ahlakıyla da yaşayarak örnek olması da, bazen insanlar üzerinde çok daha fazla ve derin etki uyandırabilir. Eğer kişi bu tebliği yaparken, yüzüyle, sesiyle, üslubuyla (Allah’ı tenzih ederiz) mağdur olmuş bir insan izlenimi verse, anlattıklarının belki de hiçbir etkisi olmayabilir. Ama eğer gerçekten kendisi de hastalıkların verilmesindeki hikmetleri görebilmişse, zaten doğal olarak bu samimi kanaati anlatımına da yansır.

Bunun dışında mümin hastalığından, çözüm bulabilmek, yardım istemek için de bahseder. Fiziksel olarak gerçekten zor durumda olduğunda, tedavi amacıyla çevresindeki insanların kendisine destek olmasına ihtiyaç duyabilir ve bu açıdan hastalığını dile getirir. Ya da konu hakkında tecrübesi olan veya uzman birinden bilgi alma amacıyla hastalığını detaylandırabilir. Ama tüm bunlar belirli bir amaç ve hikmet doğrultusunda -Allah’ın razı olacağı ahlaka uygun olarak- yapılan konuşmalardır. Bunların içinde şikayet, yakınma, söylenme üslubu ya da boş sohbet amacı yoktur.

Bunun yanı sıra bazen de insan çevresindeki kimseler arasında yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için de hastalığından bahseder. Örneğin şiddetli bir ağrısı varsa veya fiziksel açıdan güçsüz olduğu bir durum oluştuysa, kendisinden fiziki yardım istendiğinde, mecbur kaldığı için rahatsız olduğunu belirtip gerekirse konuyu daha da açıklar. Aksinde tembellik ettiği, yardım etmekten kaçındığı ya da umursuz davrandığı yönünde bir kanaat oluşturabileceğini düşünerek bu açıklamayı da yine -Allah rızası için- yapar.

Bunlar gibi, insanın hastalığından behsetmesini gerektiren daha pek çok durum olabilir. Mümin bunun gerekli olup olmadığını, Kuran ahlakına ve Müslüman asaletine uygun düşüp düşmediğini vicdanıyla tespit eder.

Herşeyi Allah’ın yarattığını, tüm sıkıntılarda binlerce ayrı hikmet olduğunu ve Müslümanın imanının en önemli alametlerinden birinin ‘tevekkül’ olduğunu bilen bir insan için hastalıklar çok önemli imtihan ve eğitim vesileleridir. Mümin hastalık dönemi boyunca, sözleriyle ya da tavırlarıyla olabilecek en güzel ahlakı göstermesinin ahireti için çok güzel bir kazanç olacağını bilerek, hastalığı Kuran’da haber verilen tüm hikmetleriyle düşünüp uygulamaya çalışır.

Mümin hastalığı (Allah’ı tenzih ederiz) bir şikayet veya yakınma sebebi olarak değil, aksine Allah’a şükür ve yakınlaşma vesilesi olarak görür. Aczini kavrayışındaki derinlik, dünya hayatının geçiciliğini anlayışındaki keskinlik, ölümün ve ahiretin yakınlığını hissedişindeki netlik, imanlı bir insan için hastalıklarda en yüksek boyutlara ulaşır. Bu iman derinliğini elde etmenin ne kadar önemli olduğunu bilen bir mümin, bu derinliği zedeleyecek cahili ve gafil üsluplardan şiddetle sakınır.

13 Temmuz 2010

Popularity: unranked [?]

Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

27 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

1.

… İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER…. (Sözler, s. 318)

ÜSTAD’IN BU İFADESİ “SÖZLER” RİSALESİNDE GEÇMEKTEDİR. SÖZLER RİSALESİ 1926 (HİCRİ 1345) YILINDA TAMAMLANMIŞTIR. YANİ HİCRİ 1300 İÇİNDE HEM ÜSTADIN TÜM ESERLERİ HİCRİ 1300 DE TAMAMLANDIĞI GİBİ KENDİSİ DE YİNE HİCRİ 1300 İÇİNDE VEFAT ETMİŞTİR. OYSA ÜSTAD BU SÖZÜNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN, HİCRİ 1400 DE ZUHUR EDECEĞİNİ İFADE ETMEKTEDİR.

Sekizinci Asıl: Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe tecrübe (meydanı) ve meydan-ı imtihanda (imtihan meydanı) çok mühim şeyleri, kesretli (çok fazla) eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar (işler) bağlıdır. Meselâ: Leyle-i Kadri (Kadir gecesi), umum ramazanda; saat-ı icabe-i duayı (duanın kabul edildiği saati), Cum’a gününde; makbul velisini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve kıyametin vaktini, ömr-ü dünya (dünya hayatı) içinde saklamış. Zira ecel-i insan (insanın eceli) muayyen (belli) olsa, yarı ömrüne kadar gaflet-i mutlaka (kesin bir gaflet), yarıdan sonra darağacına adım adım gitmek gibi bir dehşet verecek. Halbuki âhiret ve dünya müvazenesini (dengesini) muhafaza etmek ve her vakit havf u reca (korku ve ümit) ortasında bulunmak maslahatı (durumu) iktiza eder (gerekir) ki; her dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu halde mübhem (kapalı, belirsiz) tarzdaki yirmi sene mübhem (kapalı, belirsiz) bir ömür, bin sene muayyen (belli) bir ömre müreccahtır (üstün tutulan, tercih edilen). İşte kıyamet dahi şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün (aşikar olsaydı) etseydi, bütün kurûn-u ûlâ (ilkçağ) ve vustâ (orta çağ) gaflet-i mutlakaya (kesin bir gaflete) dalacak idiler ve kurûn-u uhrâ (yeniçağ ve ilkçağ) dehşette kalacaktı. İnsan nasıl hayat-ı şahsiyesiyle (kişisel yaşamı) hanesinin ve köyünün bekasıyla alâkadardır. Öyle de; hayat-ı içtimaiye (toplum hayatı) ve nev’iyesiyle, küre-i arzın (dünyanın) ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır. Kur’an “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi: 1.)”  der. “Kıyamet yakındır” ferman ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zira kıyamet, dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya ikibin sene, bir seneye nisbetle bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir. Saat-ı Kıyamet yalnız insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip (kıyaslanıp) baîd (uzak) görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, kıyameti mugayyebat-ı hamseden (Beş bilinmeyen şey, beş bilinmeyen. (Kıyâmetin ne zaman kopacağı, yağmurun ne zaman yağacağı, rahîmlerde olanı, kişinin yarın ne kazanacağı ve kişinin nerede, ne zaman öleceği.) olarak ilminde saklıyor. İşte bu ibham (Belirsiz,Kapalı bırakma) sırrındandır ki, her asır, hattâ asr-ı hakikatbîn (Gerçeği gören asır.) olan Asr-ı Saadet dahi daima kıyametten korkmuşlar. Hattâ bazıları, “Şeraiti (şartları) hemen hemen çıkmış” demişler.

İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki: “Âhiretin tafsilatını (izahını, açıklamasını) ders alan müteyakkız (basiretli) kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER.

Elcevab: Çünki Sahabeler, feyz-i sohbet-i nübüvvetten (Peygamber Efendimizin sohbetinin feyzi, bereketi ve verimliliği.) herkesten ziyade (fazla) dâr-ı âhireti (ahiret yurdunu) düşünerek, dünyanın fenasını (geçiciliğini) bilerek, kıyametin ibham-ı (belirsiz) vaktindeki hikmet-i İlahiyeyi (ilahi hikmeti) anlayarak ecel-i şahsî gibi dünyanın eceline karşı dahi daima muntazır (bekleyen) bir vaziyet alarak, âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz” tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşad-ı Nebevîdir (Hz. Peygamber’e ait irşad, Hz. Peygamber’in doğru yolu, hidayet yolunu gösteren uyarıları, öğütleri.). Yoksa vuku-u muayyene (belirli bir vukuuya) dair bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikattan uzak olsun. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bu nevi sözleri hikmet-i ibhamdan (Sözün anlaşılamayacak derecede kapalı olması) ileri geliyor. Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları (şahısları) çok zaman evvel hattâ Tâbiîn (Hz. Muhammed’in (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş ve ders almış olan Müslümanlar) zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velayet “Onlar geçmiş” demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder (muhtaç olur, ihtiyaç hissettirir) ki; vakitleri taayyün etmesin (belli olmasın). Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin (manevi kuvvetin) takviyesine medar (vesile) olacak ve yeisten (ümitsizlikten) kurtaracak “Mehdi” manasına muhtaçtır. Bu manada, her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşad-ı umumî (Herkesi doğru yola sevketmenin gereği) zayi’(ziyan) olurdu.

Şimdi Mehdi gibi eşhasın (şahısların) hakkındaki rivayatın (rivayetlerin) ihtilafatı (uyuşmazlıkları) ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i ehadîsi (hadisin tam metnini) tefsirlerine ve istinbatlarına (Müçtehid veya büyük bir âlimin gizli bir manayı içtihad ile meydana çıkarması) tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya Süfyaniyeyi Hz. (Mehdi (a.s.) ve Süfyan hadiselerini) merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi (büyük eserleri) o eşhasın (şahısların) zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (şahıslar), hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten (başlangıçta) Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman (Ahir Zaman şahısları) tanınabilir. (Sözler, s. 318)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

2.

….BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ’NİN ŞAKİRTLERİ OLABİLİR.”(Şualar, 1. Şua, s. 605)(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 90)

ÜSTAD BU SÖZÜ “ MİLADİ 1936 YANİ HİCRİ 1355’DE 1. ŞUA’DA İFADE ETMİŞTİR. BU TARİHE GÖRE BİR ASIR SONRASI HİCRİ 1400’LERE DENK GELMEKTEDİR.

Sure-i Tevbe’de: “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” âyetindeki “…Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” cümlesi, kuvvetli ve letafetli (nezaketli) münasebet-i maneviyesiyle (manevi yakınlıkla) beraber şeddeli “lâmlar” birer “lâm” ve şeddeli “mim” asıl kelimeden olduğundan iki “mim” sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidört (1324) ederek, Avrupa zalimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müdhiş bir sû’ikast plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye hamiyetperverleri, hürriyeti yirmidörtte ilânıyla o plânı akîm (başarısız) bırakmağa çalıştıkları halde, maatteessüf (yazık ki) altı-yedi sene sonra, harb-i umumî (1. Dünya Savaşı) neticesinde yine o suikast niyetiyle Sevr Muahedesinde Kur’anın zararına gayet ağır şeraitle (şartlarla) kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan plânlarını akîm (başarısız) bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilânla mukabeleye (karşılık vermeye) çalıştıkları tarihi olan bin üçyüz yirmidörde, tâ otuz dörde, tâ ellidörde tam tamına tevafukla, o herc ü merc içinde Kur’anın nurunu muhafazaya çalışanlar içinde Resail-in Nur müellifi yirmidörtte (1324) ve Resail-in Nur’un mukaddematı (ilkleri) otuzdörtte (1334) ve Resail-in Nur’un nuranî cüzleri ve fedakâr şakirdleri ellidörtte (1354) mukabeleye çalışmaları göze çarpıyor. Hattâ hakikat-ı hali (gerçek durumu) bilmeyen bir kısım ehl-i siyaseti telaşa sevkettiler ve bu itfa (söndürme, bastırma) sû’-i kasdına karşı tenvir (aydınlatma, nurlandırma) vazifesini tam îfa ettiklerinden bu âyetin mana-yı işarîsi (işari manası) cihetinde bir medar-ı nazarı olduklarına kuvvetli bir emaredir (alamettir). Şimdi İslâmlar içinde Nur-u Kur’ana muhalif haletlerin (hallerin, durumların) ekserisi, o suikasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin (anlaşmaların) vahîm neticeleridir. Eğer şeddeli “mim” dahi şeddeli “lâmlar” gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus’un doksanüç (1293) muharebe-i meş’umesiyle (uğursuz, kötü savaşıyla) âlem-i İslâmın (İslam aleminin) parlak nuruna muvakkat (geçici, eğreti) bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid’in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ’NİN ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ) OLABİLİR.” Her ne ise… Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var. Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap’tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)

(Şualar, 1. Şua, s. 605)
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 90)

- “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” (Tevbe Suresi, 32) ayetindeki, “…Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” cümlesinin ebced değeri: HİCRİ 1424 YANİ MİLADİ “2004” tür.

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

3.

“HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT” … (Kastamonu Lahikası, s. 61-62)

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ BU İFADESİNİ, 1936 (HİCRİ 1354) YILINDA YAZDIĞI KASTAMONU LAHİKASI’NDA BELİRTİYOR. BU TARİHLER HİCRİ 1300’LERE DENK GELMEKTEDİR. ÜSTAD’IN “BİR ASIR SONRA…” ŞEKLİNDE İFADE ETTİĞİ 100 YIL SONRASI İSE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR ETTİĞİ HİCRİ 1400’E DENK GELMEKTEDİR.

Azîz kardeşlerim! Sadakatınızdan tereşşuh eden (ortaya çıkan) ve haddimin pek çok fevkinde (üstünde) hüsn-ü zannınıza karşı bundan evvel verdiğim cevabın bir tetimmesi (konuyu tamamlayan eki) olarak, bu gelecek fıkrayı iki gün evvel yazmıştık. SİZİN FEVKALÂDE SADÂKAT VE ULÜVV-Ü HİMMETİNİZDEN (YÜKSEK HİMMETİNİZDEN, YÜKSEK GAYRETİNİZDEN) TEREŞŞUH EDEN (ORTAYA ÇIKAN) BİR HAFTA EVVELKİ MEKTUBUNUZA KARŞI HÜSN-Ü ZANNINIZI BİR DERECE CERHEDEN (İPTAL EDEN, ÇÜRÜTEN) BENİM CEVABIMIN HİKMETİ ŞUDUR Kİ: “…BU ZAMANDA ÖYLE FEVKALÂDE HÂKİM CEREYANLAR VAR Kİ, HERŞEYİ KENDİ HESABINA ALDIĞI İÇİN, FARAZA HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.

Hem üç mes’ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en a’zamı, iman mes’elesidir. Fakat şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında (dünya şartlarının zorluklarında) en mühim mes’ele, hayat ve şeriat göründüğünden o zât şimdi olsa da, üç mes’eleyi birden umum rûy-i zeminde (dünyada) vaziyetlerini değiştirmek nev’-i beşerdeki (insanoğlundaki) cârî olan (geçerli olan) âdetullaha muvafık (uygun) gelmediğinden, her halde en a’zam mes’eleyi esas yapıp, öteki mes’eleleri esas yapmayacak. Tâ ki iman hizmeti safvetini (halislik, temizlik, saflık) umumun nazarında bozmasın ve avamın (halkın) çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” (Kastamonu Lahikası, s. 61-62)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

4.

YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA BAŞLAYACAK. EĞER BU, FECR-İ KAZİB DE OLSA, OTUZ-KIRK SENE SONRA FECR-İ SADIK ÇIKACAK…” (Hutbe-i Şamiye, s. 23)

“…Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek.” (Hutbe-i Şamiye, s. 25)

ÜSTAD BU SÖZÜNÜ HİCRİ 1327 (MİLADİ 1911) YILINDA ŞAM’DA EMEVİ CAMİİ’NDE VERDİĞİ HUTBESİNDE SÖYLEMİŞTİR. BURADA ÜSTAD, İSLAM ALEMİNİN, HİCRİ 1371′DEN YANİ MİLADİ 1951’DEN SONRAKİ GELECEĞİNE YÖNELİK İZAHLAR YAPMIŞTIR. ÜSTAD’IN HUTBE-İ ŞAMİYE’DE VERDİĞİ TARİHLERİN HEPSİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR ZAMANI OLAN HİCRİ 1400 İÇİNDEDİR.

“Kırk sene evvel Şam’daki Câmi-i Emevî’de Şam ülemasının ısrarıyla içinde yüz ehl-i ilim bulunan onbin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders risalesindeki hakikatları bir hiss-i kabl-el vuku’ ile Eski Said hissetmiş, kemal-i kat’iyyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî (Dünya savaşları) ve yirmibeş sene bir istibdad-ı mutlak (diktatörlük, baskı), o hiss-i kabl-el vukuun kırk elli sene te’hirine sebeb olmuş ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri (belirtileri) âlem-i İslâmiyette başlamış. Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya 1327′ye bedel, 1371′de ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî (sosyal) ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim…”…..

“…Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkisafına (parlaklığının sönmesine) ve beşeri tenvir etmesine (aydınlatmasına) mümanaat eden (mani olan) perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat edenler (mani olanlar) çekilmeye başlıyorlar. Kırkbeş sene evvel o fecrin (tan vaktinin) emareleri (alametleri) göründü. YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA BAŞLAYACAK. EĞER BU, FECR-İ KAZİB DE OLSA, OTUZ-KIRK SENE SONRA FECR-İ SADIK ÇIKACAK…” (Hutbe-i Şamiye, s. 23)

“…Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini (güzelliklerini, iyiliklerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını (maddi manevi aletler) verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat (doğruyu arama) meyelanını (eğilimini) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA ONLARI DARMADAĞIN EDECEK.” (Hutbe-i Şamiye, s. 25)

Üstad burada, Hicri 1371′den yani Miladi 1951’den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapıyor.

Hicri 1371 + 30 = 1401 (Miladi 1981) (30 yıl sonrası)
Hicri 1371 + 40 = 1411 (Miladi 1991) (40 yıl sonrası)
Hicri 1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001) (yarım asır sonrası)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

5.

TÂ AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR …

(Kastamonu Lahikası, Sayfa 72,  Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)

ÜSTAD, KASTAMONU LAHİKASI’NI 1936 YILINDA HAZIRLAMIŞTIR. BU ESERİNDE “TA AHİR ZAMANDA….” İFADESİYLE RİSALE-İ NUR’UN ASIL SAHİPLERİ OLARAK NİTELENDİRDİĞİ HZ. MEHDİ (A.S.) VE TALEBELERİNİN KENDİSİNDEN ÇOK DAHA SONRAKİ BİR VAKİTTE GELECEKLERİNİ İFADE ETMİŞTİR.

Âhir fıkrasında, Muhbir-i Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) haber verdiği “Mânevî fütuhat yapmak (galibiyetler kazanmak) ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemin hemen hemen gelmesi” diye fıkrasına, bütün ruhu canımızla rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz. Fakat biz Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil (miktara değil), keyfiyete bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlâka (ahlak  kaybına) ve hayat-ı dünyeviyeyi (dünya hayatını) her cihetle hayat-ı uhreviyeye (ahirete) tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap (sebepler) altında Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı (galibiyeti) ve zındıkların (kafirlerin, dinsizlerin) ve dalâletlerin savletlerini (saldırılarını) kırması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş ve ediyor, inşaAllah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (risale-i nuru) çıkaramaz. TÂ AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR VE O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ.

(Kastamonu Lahikası, Sayfa 72, Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

6.

FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip) ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDÂRI (Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) VE O BÜYÜK KUMANDANIN PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın.
(Barla Lahikası, sf. 162)

SAİD NURSİ HAZRETLERİ “BARLA LAHİKASI”NI 1926 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. BU ESERİNDE ÜSTAD, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN İLERİDE GELECEĞİNİ AÇIK BİR ŞEKİLDE İFADE ETMİŞTİR. KENDİSİNİN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÖNCÜSÜ VE ONA ZEMİN HAZIRLAYAN BİR HİZMETKARI OLDUĞUNU İFADE ETMİŞTİR.

Aziz ve gayretli âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur’ân’da yoldaşım Hulûsî-i sânî ve Sabri-i evvel,

MâşâAllah, Yirminci Mektubun kıymetini güzel anlamışsınız ve güzel de yazmışsınız. Mektubunda ilm-i kelâm (Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfatlarından, peygamberlik, âhiret ve itikada âit diğer meselelerden İslâmî esaslar dâiresinde bahseden ilim) dersini benden almak arzu etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî (yüce, temiz) muhakkikler (hakîkatlara hakkıyla vâkıf olan büyük İslâm âlimleri) demişler ki: Âhirzamanda ilm-i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi (imani meseleler), birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif (keşifçiler) ve tarikatın fevkinde (üstünde), o nurların neşrine (yayılmasına) sebebiyet verecektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür.

Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde (üstünde) olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim (layık olmak, ehliyet) yoktur. FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip) ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDÂRI (Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) VE O BÜYÜK KUMANDANIN PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın. (Barla Lahikası, sf. 162)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

7.
… AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ (EN BÜYÜK MÜCEDDİD) MANA-YI İŞARİ İLE (İŞARİ ANLAMDA) HABER VERİYORLAR. Fakat O GELECEK ZATIN ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi… (Tılsımlar Mecmuası, sf. 168)

TILSIMLAR MECMUASI, RİSALE-İ NUR’UN ÇEŞİTLİ KISIMLARINDAN DERLENMİŞ BİR KİTAPTIR. TILSIMLAR MECMUASI’NDA YER ALAN BU SÖZÜNDE ÜSTAD “O GELECEK ZAT…” İFADESİYLE KENDİ ZAMANINDA HENÜZ MEHDİ (A.S.)’IN YAŞAMADIĞINI AHİR ZAMANDA GELECEĞİNİ BELİRTMİŞTİR. AYRICA AHİR ZAMANA KADAR, GELEN HİÇBİR MÜCEDDİDİN TOPLU OLARAK YAPMADIĞI 3 VAZİFENİN MEHDİ (A.S.) TARAFINDAN YAPILACAĞINI DA İFADE ETMİŞTİR.

Evvela: Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve Husrev’i ve Mehmed Feyzi’si ve Risale-i Nur ‘un manevi avukatı Ahmed Feyzi’nin üç seneden beri alimane (bilerek), mudakkikane yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyeyi ve Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’nin bir kuvvetli hücceti (delil) ve şahidi bulunan şu risaleciği dikkatle mütalaa ettim. O’nun tedkikatına (inceleme) ve Risale-i Nur’un kıymetini tam hadis ile ve ayet ile isbat etmesine karşı, hayret ve istihsan (beğenme) ile “MaşaAllah, Barekellah” dedim. Fakat, bir derece tabire muhtaçtır. Ayn-ı hakikattır (hakikatin ta kendisi); fakat “Said” hakkında hususan son kısmının haşiyelerinde (dipnot) – şahsiyetim itibarıyla haddimden yüz derece ziyade bir hüsn-ü zannı ile – hakikatın sureti değişmiş…

Evet, hem Sikke-i Gaybiye, hem O’nun yazdığı ayetler ve hadisler müttefikan (ittifakla) bu asırda bir hakikat-ı nuraniyeye (nurlu hakikat) işaret ediyorlar. Ve bu asır ve bu zaman, cemaat zamanı olduğundan şahs-ı manevi hükmedebilir. Hususan manevi vazifelerde maddi şahısların ehemmiyeti (önemi) azdır. Dağlar gibi vazifeler, o zayıf şahsiyetlere yükletilmez.

Bazı ayat-i kerime ve hadis-i şerife AHİR ZAMANDA GELECEK bir müceddid-i ekberi (en büyük müceddid) mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar. Fakat O GELECEK ZATIN O GELECEK ZATA DAİR HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR’UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE ÇALIŞMIŞLAR VE ŞERİATI İHYA (diriltme) VE HİLAFETİ TATBİK OLAN ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU İKİ MÜHİM VAZİFESİNİ NAZARA ALMAMIŞLAR. ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatleri) güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur’dan istifade cihetinde faidelidir, zararsızdır; fakat Nur’un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir…  (Tılsımlar Mecmuası, sf. 168)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

8.

BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 11, Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310

SAİD NURSİ HAZRETLERİ “SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBİ”Yİ 1928 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD BU ESERİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’DAN BAHSEDERKEN KENDİSİNDEN “SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT…”’IN YANİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN; ÜSTAD’IN HAZIRLAMIŞ OLDUĞU VE ASIL SAHİBİNİN HZ. MEHDİ (A.S.) OLDUĞUNU İFADE ETTİĞİ RİSALE-İ NUR’LARI NEŞR VE TATBİK EDECEĞİNİ İFADE ETMİŞTİR.

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Evvelâ: Nurun fevkalâde has şakirtleri (talebeleri), Sikke-i Gaybiye müştemilâtıyla (eklentileriyle), o evliya-yı meşhûreden (tanınmış evliyalar), kırk günde bir defa ekmek yiyip kırk gün yemeyen Osman-ı Hâlidî’nin sarih (açık) ihbarı ve evlâtlarına vasiyetiyle ve Isparta’nın meşhur ehl-i kalb âlimlerinden (kalbiyle mânevî terakkide bulunanlar) Topal Şükrü’nün zahir haber vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı dâvâ edip, fakat iki iltibas (karışıklık, yanlışlık) içinde, bu biçare, ehemmiyetsiz kardeşleri Said’e bin derece ziyade hisse vermişler. On seneden beri kanaatlerini tâdile (düzeltmeye) çalıştığım halde, o bahadır (cesur) kardeşler kanaatlerinde ileri gidiyorlar. Evet, onlar, On Sekizinci Mektuptaki iki ehl-i kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler; fakat tabire muhtaçtır. O hakikat de şudur:

ÜMMETİN BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA GELECEK ZATIN ÜÇ VAZİFESİNDEN EN MÜHİMMİ VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (İNANDIĞI ŞEYLERİN ASLINI, ESÂSINI BİLEREK İNANMA; SARSILMAZ ÎMÂN,) NEŞR (YAYMAK) VE EHL-İ İMANI DALALETTEN (HAK VE HAKİKATTEN SAPMA) KURTARMAK CİHETİYLE (YÖNÜYLE), o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risâle-i Nur’da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine (hizmetkarına) vermişler, o hâdime mültefitane (iltifatlılıkla) bakmışlar. BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ, SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSÂLE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞİR VE TATBİK EDECEK’.

O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi (Müslümanların manevi liderliğini) ittihad-ı İslâma (İslam birliğine) bina ederek, İsevî ruhanîleriyle (cisim olmayıp gözle görülmeyen, ruha ait) ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o kardeşlerimizin tâbire ve tevile (bir fikir veya sözden bir başka mânâ çıkarmak) muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telâşe verir ve vermiş; hücumlarına vesile olur. Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar; öteki cihetlere hamlederler.

Kardeşlerimin ikinci iltibası (yanlışlık):

Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bazı cihetlerle birinci vazifede pişdarlık (öncülük) eden Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsini temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da (yanlışlık) Risale-i Nur’un hakikî ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî ve uhrevî makamata (makamlar, dereceler) dahi âlet olmamasına bir cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i Nur’un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir (kaybolabilir) şahsiyetlere bina edilmez.

Elhasıl: O GELECEK ZATIN İSMİNİ VERMEK, üç vazifesi birden hatıra geliyor; yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü’minîn (müminlerin geniş halk tabakası) nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır. Yakîniyet-i bürhaniye (kesin deliller) dahi, kazâyâ-yı makbûledeki (kabule mazhar olmuş hüküm ve iddia) zann-ı galibe (kuvvetli ihtimal) inkılâp eder (değişir); daha muannid (inatçı) dalâlete (Hak ve hakîkatten) ve mütemerrid (İnatçı, dik kafalı, hakkı kabul etmekte direnen) zındıkaya (dinsizlik, inançsızlık) tam galebesi (üstün gelmek), mütehayyir (Hayrete düşen, şaşıran) ehl-i imanda görünmemeye başlar. Ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar. Onun için, Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki “Müceddiddir, onun pişdarıdır (öncüsüdür)” denilebilir.Umum kardeşlerimize binler selâm. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9-11)

Ümmetin beklediği, ahirzamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı (değerlisi) olan îman-ı tahkîkiyi (Tahkiki iman, imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve bürhan ile inanma) neşr (Dağıtma, yayma…) ve ehl-i îmanı dalaletten (batıla yönelmekten) kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemamiha Risale-i Nur’da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı a’zam ve Osman-ı Halidî gibi zatlar bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı manevîyi bir hadimine (hizmetçisine) vermişler, o hadime (hizmetçiye) mültefitane (iltifat edene yakışır şekilde) bakmışlar. BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK. (Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

9.

FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE KUDSÎ (yüce, temiz) ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LÂZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANÎ ZATLARA ZEMİN İHZAR EDİYORUZ ...(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) (Barla Lahikası, 28. Mektuptan 7. Risale Olan 7. Mesele)
SAİD NURSİ HAZRETLERİ “BARLA LAHİKASI”NI 1926 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD RİSALELERİNDE YAŞADIĞI DÖNEMİN KIŞ OLDUĞUNU İFADE EDEN İZAHLAR YAPARKEN HZ. MEHDİ (A.S.)’DAN BAHSETTİĞİ BU BÖLÜMDE MEHDİ VE TALEBELERİNE HİTABEN ONLARIN BAHARDA GELECEKLERİNİ İFADE ETMİŞ, YAPTIĞI BU ÇALIŞMALARLA KENDİSİNDEN SONRA GELECEK OLAN O MÜBAREK İNSANLARA ORTAM HAZIRLADIĞINI BELİRTMİŞTİR.

Beşinci Sebep: Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten (evliya olan kimseler) işittim ki: O zat, eski velîlerin gaybî (hazırda olmayan, görünmeyenlere âit) işaretlerinden istihraç etmiş (bazı işaretleri beliren şeylerden ileriye ait olacak şeyleri çıkarmak) ve kanaati gelmiş ki, “Şark (doğu) tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar (dinin aslına uymayan âdet ve uygulamalar) zulümâtını (haksızlıklar) dağıtacak.” Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (ümit ederek bekleme) ve ediyorum. FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE KUDSÎ (yüce, temiz) ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LÂZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANÎ ZATLARA ZEMİN İHZAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz). Madem kendimize ait değil; elbette, Sözler namındaki nurlara ait olan inâyât-ı İlâhiyeyi (ilahi yardımlar) beyan etmekte medar-i fahir (övünme sebebi) ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd (şükür sebebi) ve şükür ve tahdis-i nimet (Cenâb-ı Hakk`a karşı şükrünü edâ etmek ve teşekkür etmek maksadıyla kavuştuğu nîmeti başkalarına anlatma) olur. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) (Barla Lahikası, 28. Mektuptan 7. Risale Olan 7. Mesele)
109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

10.

AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEK MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ GÖNDERECEK VE O ZAT DA, EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN OLACAKTIR…(Mektubat, 411-412)

SAİD NURSİ HAZRETLERİ “MEKTUBAT’I 1929 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD’IN DÖNEMİNDE AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI OLAN DARWINİZM, MATERYALİZM VE ATEİZM’İN TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ BUGÜNKÜ GİBİ ŞİDDETLİ DEĞİLDİ. OYSA HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR YÜZYILI OLAN HİCRİ 1400, BU DİNSİZ AKIMLARIN ÇOK HIZLI İVME KAZANDIĞI, İNSANLAR VE TOPLUMLAR ÜZERİNDE ETKİLERİNİ EN ŞİDDETLİ HALE GETİRDİKLERİ BİR YÜZYIL OLMUŞTUR. DÖNEMLERİNDE YAPTIKLARI HİZMETLER İTİBARİYLE, ÜSTAD’IN ŞAHSI DA, ONDAN ÖNCE GELEN MÜCTEHİDLER DE; TAMAMI HZ. MEHDİ (A.S.)’DA TOPLANACAK OLAN EN BÜYÜK MÜCEDDİD, EN BÜYÜK MÜRŞİT VE MÜÇTEHİD, HAKİM, MEHDİ VE KUTB-U AZAM SIFATLARINA BİR ARADA SAHİP OLMAMIŞLARDIR.

Elcevap: Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden (en yüksek rahmetinden), şeriat-i İslamiyetin edebiyetine (İslami hükümlerin eğitimine) bir eser-i himayet (korumasının alameti) olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih (ıslah edici) veya bir müceddit (büyük alim) veya bir halife-i zişan (şanlı halife) veya bir kutb-u a’zam veya bir  mürşid’i ekmel (kusursuz bir klavuz) veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübaret zatları göndermiş; fesadı izale edip (giderip), milleti ıslah etmiş (düzeltmiş); Din-i Ahmediye (A.S.M) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor, AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEM MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ (nurlu bir kişiyi) GÖNDERECEK VE O ZAT DA, EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (saas)’in soyundan) OLACAKTIR. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini (gök ve yerin arasını, dünyayı) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin firtınalarını teskin eder (sakinleştirir) ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal (Celal ve İzzet sahibi Yüce Allah); Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını (karanlıklarını) dağıtabilir. Ve va’detmiştir, va’dini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye (ilahi güç) noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab (sebepler dairesi) ve hikmet-i Rabbaniye (Allah’ın hikmeti) noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua (oluşa) layıktır ki; ‘Eğer muhbir-i Sadık’tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır’ diye ehl-i tefekkür (tefekkürde bulunanlar) hükmeder. ….. Âl-i İbrahim Aleyhisselâm (Hz. İbrahim (as)’ın soyu) gibi öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar (açıklık alanlar) ve âsârın mecmalarında (kuytu toplanma yerlerinde) o nuranî zatlar kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir kesrettedirler ki (o kadar kalabalıktırlar ki), o kumandanların mecmuu (tümü), muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir tesanütle bir fırka  (tümen) vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese (mübarek topluluk) hükmünde rabıta-i ittifak (dayanışma düzeni) ve intibah (uyanış) yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli (kalabalık) o muktedir (güç yetiren) ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i Mehdînin en has ordusudur.

Evet, bugün tarih-i Âlemde (dünya tarihinde) hiçbir nesil, şecere ile ve senetlerle ve anane ile birbirine muttasıl (birbirine bitişik) ve en yüksek şeref ve Âli hasep ve asil neseple (soyla) mümtaz (ayrıcalıklı) hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemalin (olgun ve değerli kişiler) namdar (namlı) reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten (sayıca) milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih (akıllı, sorumluluk sahibi) ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî  (Peygamber sevgisi) ile dolu ve cihandeğer (dünyanın en kıymetlisi) şeref-i intisabıyla  (mensup olmasıyla) serfirazdırlar (seçkindirler). Böyle bir cemaat-i azîme  (büyük bir cemaat) içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek (coşturacak) ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor (büyük ve önemli olaylar oluşuyor). Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i Âliye feveran edecek (o büyük kuvvetteki haysiyet ve mukaddesatı koruma duygusu galeyana gelecek) ve Hazret-i Mehdî başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek (doğru yola ve gerçeğe yönlendirecek). Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan (Allah’ın yarattığı tabiat kurallarından) ve rahmet-i İlâhiyeden (Allah’ın Rahmetinden) bekleriz.

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

11.

MEHDÎ’NİN ÜÇ VAZİFESİ
(Emirdağ Lahikası-I, ss. 231-233.)

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİ EMİRDAĞ LAHİKASI’NI 1949 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. BU ESERİNDE ÜSTAD HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÖZELLİKLE DARWINİZM, MATERYALİZM VE ATEİZM FELSEFELERİNİ TAM SUSTURARAK İNSANLARIN İMANINI KURTARMAYA VESİLE OLACAK ŞEKİLDE ÇOK ETKİLİ ÇALIŞMALAR YAPACAĞINI İFADE ETMİŞTİR. ÜSTAD, KENDİSİNİN YAŞADIĞI DÖNEM DAHİL OLMAK ÜZERE HER DÖNEMDE BİR NEVİ MEHDİ VASFINA SAHİP İNSANLAR GELDİĞİNİ ANCAK HİÇBİRİNİN BU ÜÇ VAZİFEYİ BİR ARADA YAPMA KUDRETİNE SAHİP OLAMADIKLARINI İFADE ETMİŞTİR.

Mehdî’nin üç vazifesi

Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi (talebesi), çokların namına (başkaları adına) benden sordu ki: “Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane (ısrarla) olarak ahirzamanda gelen al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar.

Sen de bu kadar musırrane (ısrarla) onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’î (kesin) bir hüccet (delil) var ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen onlara muvafakat (müsaade) etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, her halde hallini istiyoruz.”

Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere (meselelere) cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve te’vil lazım.

Birincisi: ÇOK DEFA MEKTUPLARIMDA İŞARET ETTİĞİM GİBİ, MEHDÎ AL-İ RESÛLÜN TEMSİL ETTİĞİ KUDSÎ (mukaddes) CEMAATİNİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİN ÜC VAZİFESİ VAR. EĞER ÇABUK KIYAMET KOPMAZSA VE BEŞER BÜTÜN BÜTÜN YOLDAN ÇIKMAZSA, O VAZİFELERİ ONUN CEMİYETİ VE SEYYİDLER CEMAATİ YAPACAĞINI RAHMET-İ İLAHİYEDEN BEKLİYORUZ. VE ONUN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK:

Birincisi : Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyûn (materyalizm, darwinizm ve ateizm salgını), fikrini tam susturacak bir tarzda îmanı kurtarmaktır. Ehl-i îmanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak) ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdî’nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. HERHALDE O VAZİFEYİ ONDAN EVVEL BİR TAİFE BİR CİHETTE GÖRECEK. O ZAT, O TAİFENİN UZUN TETKİKATI (tetkikleri) İLE YAZDIKLARI ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROĞRAM YAPACAK, ONUN İLE O BİRİNCİ VAZİFEYİ TAM YAPMIŞ OLACAK. BU VAZİFENİN İSTİNAD ETTİĞİ (dayandığı) KUVVET VE MANEVÎ ORDUSU, YALNIZ İHLAS VE SADAKAT VE TESANÜD SIFATLARINA TAM SAHİP OLAN BİR KISIM ŞAKİRDLERDİR. NE KADAR DA AZ OLSALAR, MANEN BİR ORDU KADAR KUVVETLİ VE KIYMETLİ SAYILIRLAR.

İkinci vazifesi : HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.) ÜNVANI İLE ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ İslama ait değerleri) İHYA ETMEKTİR. ALEM-İ İSLAMIN (İslam aleminin) VAHDETİNİ (birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası edinip), BEŞERİYETİ MADDÎ VE MANEVÎ TEHLİKELERDEN VE GAZAB-I İLAHÎDEN (BELADAN) KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ İSTİNADI VE HADİMLERİ (HİZMETKARLARI), MİLYONLARLA EFRADI (EFRADI) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR.

Üçüncü vazifesi : İNKILABAT-I ZAMANİYE (ZAMANA BAĞLI DEĞİŞİMLER) İLE ÇOK AHKAM-I KUR’ANİYENİN (KURAN’IN HÜKÜMLERİNİNİ) ZEDELENMESİYLE VE ŞERİAT-I MUHAMMEDÎYENİN (A.S.M.) KANUNLARI BİR DERECE TATİLE UĞRAMASIYLA O ZAT, BÜTÜN EHL-İ ÎMANIN MANEVÎ YARDIMLARIYLA VE İTTİHAD-I İSLAMIN (İSLAM BİRLİĞİNİN) MUAVENETİYLE (YARDIMIYLA) VE BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN VE BİLHASSA AL-İ BEYTİN NESLİNDEN HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (KALABALIK) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (KATILIMLARIYLA) O VAZİFE-İ UZMAYI (ÇOK BÜYÜK GÖREVİ) YAPMAYA ÇALIŞIR.

Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan îmanı kurtarmak ve îmanı, tahkikî (doğruluğunu ispat ederek) bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da îmanını tahkikî yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici (doğru yolu gösterici) manasının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir, diye Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakki (kabul) ediyorlar. O şahs-ı manevînin de bir mümessili, Nur Şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîde bir nevi mümessili olan bîçare (zavallı) tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas(karıştırma) ve bir sehivdir (yanlışlıktır), fakat onlar onda mes’ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskidenberi cereyan ediyor ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temennî ve Nur Talebelerinin kemal-i itikadlarının bir tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim. Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinden Risale-i Nur’u aynı o ahirzamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat ile te’vili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var, te’vil lazımdır.

Birincisi: AHİRDEKİ İKİ VAZİFE, GERÇİ HAKİKAT NOKTASINDA BİRİNCİ VAZİFE DERECESİNDE DEĞİLLER, fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslam ordularıyla zemin yüzünde saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor; ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder; belki de bir hodfüruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskidenberi ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar “Mehdî olacağım,” diye dava ederler. GERÇİ HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ, FAKAT HERBİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE YAPMASI İTİBARİYLE, AHİRZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ ÜNVANINI ALMAMIŞLAR.

Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu (bilgi sahibi kişileri), bazı şakirtlerin (talebelerin) bu itikatlarına (inançlarına, düşüncelerine) göre, bana karşı demişler ki:

“EĞER MEHDİLİK DAVA ETSE, BÜTÜN ŞAKİRDLERİ (talebeleri) KABUL EDECEKLER.” BEN DE ONLARA DEMİŞTİM: “BEN, KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM. BU ZAMANDA NESİLLER BİLİNMİYOR. HALBUKİ AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, AL-İ BEYTTEN (Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden) OLACAKTIR. Gerçi manen (manevi olarak) ben Hazret-i Ali nin (r.a.) bir veled-i manevisi (manevi evladı) hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Al-i Muhammed Aleyhisselam bir manada hakiki Nur şakirtlerine şamil olmasından (gerçek Nur talebelerini de kapsadığı için), ben de Al-i Beytten (Peygamberimiz (saas)’in neslinden) sayılabilirim. Fakat bu zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından ve Nurun mesleğinde hiçbir cihette (hiç bir yönden) benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlasa tam muhalif olmasından (samimiyetin sırrına ters düşmesinden), Cenab-ı Hakka hadsiz (sonsuz) şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsi ve haddimden hadsiz derece fazla makamata (kendi sınırlarımdan sonsuz derecede fazla makama) gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlası (samimiyeti) bozmamak için, uhrevi makamat (makam) dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum” dedim, o ehl-i vukuf (bilgi sahibi kişiler) sustu. (Emirdağ Lahikası-1, sf. 231-233.)

109 Bediüzzamanın Hz. Mehdi (a.s.)ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)

Popularity: unranked [?]

Hücre bir bütün olarak var olmadan protein oluşamaz

27 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hücre bir bütün olarak var olmadan protein oluşamaz

21 Hücre bir bütün olarak var olmadan protein oluşamazDarwinistler istedikleri kadar içi formüllerle dolu aldatıcı kitaplar yazsınlar, istedikleri kadar sahte fosil getirsinler, Yaratılışa dair bilimsel delillere istedikleri kadar demagojik saldırılarda bulunsunlar, istedikleri kadar her tarafa hayali çizimlerle doldurdukları kartondan afişler yapıştırıp bunu evrim sergisi diye tanıtıp dursunlar, daha temelden yenilmiş oldukları gerçeğini değiştiremeyeceklerdir. Çünkü Darwinistlerin en büyük kabusu henüz daha canlılığın başlangıcıdır. Darwinistler henüz bir tane proteinin nasıl oluştuğuna dair TEK BİR AÇIKLAMA DAHİ YAPAMAMIŞLARDIR. Bu durum, Dawkins’in, Futuyma’nın, Tim White’ın ve diğer bütün Darwinistlerin içine düştüğü içler acısı durumu ifade eder. Yaptıkları hiçbir demagoji, tek bir protein karşısındaki bu büyük ve görkemli yenilginin önüne geçememektedir. TEK BİR PROTEİN, DARWİNİZM’İ TÜMÜYLE ALTÜST ETMİŞTİR.
Darwinist demagojinin önemli bir özelliği tüm kompleksliğine rağmen, yaşamdaki her şeyi basit göstermeye çalışmak olduğundan, Darwinistler, hayatın başlangıcı konusunu da hep basite indirgeme eğiliminde olmuşlardır. “Çamurlu suda hücre oluştu”, “DNA kendi kendine oluşup çoğalmaya başladı” gibi hikayelerin temelinde yatan sebep de budur. Darwinistler bu yolla insanları daha kolay aldatabileceklerini düşünürler. Fakat kendileri de çok iyi görmüşlerdir ki, olay artık bu aldatma safhasını çoktan geçmiştir. İnsanlar artık, yalnızca tek bir proteinin bile kendi kendine oluşamayacak kadar üstün bir kompleksliğe sahip olduğunu bilmekle kalmamakta, aynı zamanda bir proteinin, bir DNA’nın veya RNA’nın ya da hücrenin küçük büyük herhangi başka bir parçasının HÜCRENİN TAMAMI OLMADAN HİÇBİR İŞE YARAMADIĞINI DA bilmektedirler.
Bu gerçek, Darwinist yenilgi açısından çok önemlidir:
-       Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir
-       Protein olmadan DNA oluşamaz
-       DNA olmadan protein oluşamaz
-       Protein olmadan protein oluşamaz
-       Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekir
-       Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz
-       Ribozom olmadan protein oluşmaz
-       RNA olmadan da protein oluşmaz
-       ATP olmadan protein oluşmaz
-       ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.
-       Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz
-       Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz
-       Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz
-       Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir
-       Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz.

DNA1 Hücre bir bütün olarak var olmadan protein oluşamazBu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.
Kısacası,
BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR. Hücre, bugün incelediğimiz ve çok az bir kısmını anlayabildiğimiz mükemmel kompleks yapısı ile var olmadığı sürece, TEK BİR TANE BİLE PROTEİN MEYDANA GELEMEZ.
Bu protein kendi kendine oluşsa bile (ki, bu imkansızdır), hiçbir işe yaramaz. Tek başına etrafta dolanır ve ölür.
Dolayısıyla, Dawkins’in “kendi kendini kopyalayan molekül” iddiası, olağanüstü derecede saçmadır ve yalnızca insanları aldatmaya yöneliktir. İNSAN HÜCRESİNDEKİ HİÇBİR MOLEKÜL, BAŞKA HİÇBİR YARDIMA İHTİYAÇ DUYMAKSIZIN, KENDİ KENDİNİ KOPYALAYARAK ÇOĞALABİLME YETENEĞİNE SAHİP DEĞİLDİR.
Cambridge Üniversitesi’nden bilim felsefesi profesörü Stephen C. Meyer, Signature in the Cell (Hücredeki İşaret) kitabında bunu şöyle anlatmıştır:
DNA’nın yapısının ve işlevinin ortaya çıktığı 1950’li yılları ve 1960’lı yılların başlarını takiben, yaşama dair yeni bir radikal kavram gelişmeye başladı. Moleküler biyologların keşfi, DNA’nın yalnızca bilgi taşımadığıydı. Biyologlar DNA hakkındaki bu keşfin hemen sonrasında, canlı organizmaların genetik bilgiyi işleyebilmesi için sistemlere sahip olması gerektiğinden şüphelendiler. Bir diskin içine saklanmış olan dijital bilginin o diski okuyan bir cihaz olmadan işe yaramaz olması gibi, DNA’nın içindeki bilgi de hücre bilgi işlem sistemi olmadan işe yaramazdır. (Darwinist) Richard Lewontin’in belirttiği gibi “Hiçbir canlı molekül (yani biyomolekül) kendi kendine çoğalamaz… Hücreler ancak bir bütün olarak kendi kendine çoğalmak için gerekli makinelere sahip olabilirler… DNA, yardım alarak veya almayarak, yalnızca kendi kendisinin kopyasını çıkaramamakla kalmaz, aynı zamanda başka hiçbir şey ‘üretemez’… Hücrenin içindeki proteinler başka proteinlerden yapılmıştır ve bu protein oluşturan makine olmaksızın hiçbir şey yapılamaz.” 1
Bu açıklamalardan, son dönemlerde uzay dinine giren Dawkins’in açıklamalarının tutarsızlığı da bir kez daha ortaya çıkmıştır. Dünya, bir canlı hücrenin yaşaması için uzaydaki en uygun ortamdır. Ancak bu uygun şartlar bile, canlı hücrenin kendi kendine oluşabilmesine imkan vermemektedir. Dawkins, bu gerçek karşısında yeni bir çözüm arayışına girmiş ve kendi kendine çoğalabilen bir molekülün uzayda oluştuğunu ve daha sonra dünyaya geldiğini iddia etmiştir. Buradaki birinci açmaz, böyle bir canlı molekülün kendi kendine oluşamayacağıdır. İkincisi ise yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, canlı bir molekülün dünyada dahi kendi kendine çoğalabilme yeteneğine sahip olmadığıdır. Nitekim bütün bu açmazların farkında olan Dawkins de en sonunda böyle bir molekülün üstün bir akıl tarafından yaratılmış olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.2

1 Stephen C. Meyer, Signiture in the Cell, Harper One, 2009, s. 132-133
2 Ben Stein, Expelled “No Intelligent Allowed”, 2008, movie

Popularity: unranked [?]

İncil’de Hz. İsa’nın beşeri özellikleri

27 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

İncil’de Hz. İsa’nın beşeri özellikleri

Hz. İsa’nın doğumu, soyu, yakınları

İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soyuyla ilgili kayıt şöyledir… (Matta, 1/1-2)
Daha sonra İsa’nın annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durdular, haber gönderip onu çağırdılar. (Markos, 3/31)
… Kalabalıklar, “Bu, Celile’nin Nasıra kentinden İsa Peygamber” diyordu. (Matta, 21/11)
Meryem’in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun’un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?.. (Markos, 6/3)
İsa bilgice ve boyca gelişiyor, Allah ve insanlar önünde iyilik buluyordu. (Luka, 2/52)

Hz. İsa’nın beşeri özellikleri
Yemek yemesi
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. (Luka, 24/30)
Sevinçten hâlâ inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, “Sizde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi. (Luka, 24/41-43)
Daha sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken… (Markos, 2/15)
… İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. (Yuhanna, 4/6-7)
Yorulması ve dinlenmesi
İsa, kayığın uç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu… (Markos, 4/38)
İsa onlara, “Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin” dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. (Markos, 6/31)
…Yolculuktan yorulmuş olan İsa kuyunun yanına oturdu… (Yuhanna, 4/6)

Hz. İsa her insan gibi Allah’ın rahmetine muhtaçtır
Herşey bana Rabbim tarafından verildi… (Matta, 11/27)
…Allah’ın bana verdiği buyruk uyarınca iş görüyorum… (Yuhanna, 14/31)
…Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum… (Yuhanna, 14/10)
…Size önemle belirtirim ki, elçi kendiliğinden hiçbir şey yapamaz… (Yuhanna, 5/19)
…Benim öğretişim kendimden değil, beni gönderenden esinleniyor. (Yuhanna, 7/16)
Onları bana veren Rabbim her varlıktan üstündür… (Yuhanna, 10/29)
Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Ne diyeceğimi, ne konuşacağımı beni gönderen Allah buyurdu. O’nun buyruğunun ise sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için konuştuğum her sözü Allah’ın bana bildirdiği gibi söylüyorum. (Yuhanna, 12/49-50)
İsa Allah’ın herşeyi kendi ellerine verdiğini ve Allah’tan gelmiş olup yine Allah’a gittiğini biliyordu. (Yuhanna, 13/3)
Ben her zaman O’nun beğendiği işleri yapıyorum. (Yuhanna, 8/29)
Ben kendi kendime hiçbir şey yapamam; işittiğim gibi yargılarım. Benim yargılayışım doğrudur. Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini ararım. (Yuhanna, 5/30)
Hz. İsa’nın Allah’a dua etmesi
Biraz ileriye giderek yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu… (Matta, 26/39)
gözlerini göğe dikerek şükran duasını yaptı… (Matta, 14/19)
Halkı salıverdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı… (Matta, 14/23)
Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. (Markos, 1/35)
Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. (Markos, 6/46)
İsa öğrencilerine, “Ben dua ederken siz burada oturun” dedi. (Markos, 14/32)
O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah’a dua ederek geçirdi. (Luka, 6/12)
İsa bir yerde dua ediyordu… (Luka, 11/1)
… Ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim… (Luka, 22/32)

Popularity: unranked [?]

HZ Mehdi’nin Özellikleri

26 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. Mehdi’nin çeşitli özellikleri Peygamber Efendimiz’in hadislerinde şöyle bildirilmiştir:
GÜZEL AHLAKLI OLMASI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber’e benzer.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s.163)
Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Peygamberimiz’in üstün ahlakı Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

HERKES TARAFINDAN ÇOK SEVİLMESİ
MÜCADELECİ OLMASI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun (Mehdi’nin) muhabbetiyle dolduracaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)
Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, O’nun sevgisini içer ve O’ndan başka bir şeyden bahsetmezler.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33)
Ümmet-i Muhammed’den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)
Onun hilafetinden yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)
Mehdi işi sıkı tutacak.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175)
İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim’e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)
Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)
Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Allah Kuran’da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakı ve mücadeleci karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman için Allah’ın yardımıyla galip gelmişlerdir.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. (Hicr Suresi, 94)

Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur’an’la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52)

Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır. (Ali İmran Suresi, 172)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Mehdi hem üstün ahlakıyla, hem de güçlü, mücadeleci karakteriyle tüm inananlara örnek olacaktır.
TEBLİĞ GÜCÜ (İRŞAD)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)
O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165)
Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Bu hadisler zahiri manalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir: Mehdi “kuru bir ağaç”a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, milletine ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.

Bu müteşabih hadislerin anlamı, İmam Rabbani’nin kendi tebliğ gücüyle ilgili benzetmesinden de ortaya çıkmaktadır:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Allah-ü Teala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki: Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir.

(Mektubat-ı Rabbani, 1-18)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin tebliği ve eğitimiyle bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceği, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceği bildirilmektedir.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 186)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

HİKMETİ VE ANLAYIŞ GÜCÜ

Hadislerde Hz. Mehdi’nin Allah tarafından kendisine verilmiş özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

“Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki: O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir…”

(Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri, Ali Bin Hüsameddin el Muttaki, sf.77)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Muhyiddin Arabi Mehdi’nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Mehdi’nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

1. Basiret sahibi olması

2. Kutsal kitabı anlaması

3. Ayetlerin manasını bilmesi

4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi

5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması

6. Varlıkların sınıflarını bilmesi

7. İşlerin girift taraflarını bilmesi

Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed’in getirdiği şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki Peygamber onu vasfederken “Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek” demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır.

8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması

Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır… Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.

9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir.

(Kıyamet Alametleri, s. 189)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

ZAMANIN EN HAYIRLISI OLMASI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın.. O Mehdi’dir.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57)
Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)
Mehdi (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

CİFR (EBCED) İLMİNİ BİLMESİ

Mehdi’nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade Ahmet Efendi “Mevzuatu’l-Ulum” isimli eserinde (c.11/ s. 246) Mehdi’nin cifr ilmine vakıf olacağını kaydetmiştir:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf ahir zamanda hurucu muntazar Hz. Mehdi’nin hurucuna mevkuftur ki, onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar. Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur.

(Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu s. 252)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

KUTSAL EMANETLERLE ÇIKAR
SIKINTI VE ZORLUKLARLA KARŞILAŞMASI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Naim bin Hammad, Ebu Cafer’den şöyle rivayet etmiştir; “Mehdi, Mekke’de Peygamberimizin sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar.

(Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

İnkar içinde olan kavimleri uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Ehl-i Beyt’ten gelecek olan Hz. Mehdi’nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı hadislerde haber verilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir)

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in aşağıdaki hadisi böyle bir durumu, “Mehdi’nin biat sırasında kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını” haber vermektedir.

Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir… Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.

Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Aşağıdaki hadis-i şerifte de İstanbul’u fethedecek olan Hz. Mehdi ve yardımcılarına, fetihten önceki devrede hastalık, sıkıntı ve üzüntülerin isabet edeceği ve daha sonra bu sıkıntının kaldırılacağı bildirilmektedir.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

… Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: “Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Allah Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek… Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 181)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur. (İbni Hibban)

Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir. (İbni Ebi’d Dünya)

Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir. (İmam Malik ve Buhari)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Allah, Kuran’da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarından, delilik ve büyücülükle suçlandıklarından ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarından bahseder. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler… (Enam Suresi, 34)

“Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz…” (İbrahim Suresi, 12)

Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir.” (Duhan Suresi, 14)

İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: “Büyücü ve cinlenmiş” demişlerdir. (Zariyat Suresi, 52)

Fakat o, ‘bütün kişisel ve askeri gücüyle’ yüz çevirdi ve: “(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir” dedi. (Zariyat Suresi, 39)

(Firavun) dedi ki: “Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.” (Şuara Suresi, 29)

Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti. (Ahzap Suresi, 69)

Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” (Saffat Suresi, 97)

Sonra onlarda (Yusuf’un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir” diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

MEHDİNİN GÖZETLENMESİ – TAKİP EDİLMESİ -

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, Deccal’ın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar.

(Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim,
c. 11/s. 393′den nakil)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Hadisin başlangıcında Mehdi’nin Deccal’ın silahlı adamları tarafından gözetlendiği ve takip edildiği bildirilmektedir. Önceki devirlerde de Allah yolunda mücadelede bulunmuş bazı peygamberlerin de benzer şekilde gözetlendiğini böylece kontrol altında tutulmak istendiğini Kuran’dan öğrenmekteyiz:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

“O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.” (Müminun Suresi, 25)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

MEHDİ HAKKINDA OLUMSUZ PROPAGANDA YAPILMASI

Hadiste Mehdi’nin “sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi” müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için “Mehdi’nin ünü, “durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır” demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi’yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.

Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygambere çeşitli hakaretler ediyor, Ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi’yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Mümin şahıs (Mehdi) Deccal’ı görünce: “Ey insanlar! Resulullah’ın zikrettiği Deccal işte budur” der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: “Onu alın da yaralayın!” der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal’ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.

(Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Hadislerde Mehdi’nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. “Altınçağ” ise Mehdi’nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata, bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.
KİMSEYE TENEZZÜL ETMEMESİ

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

” Mehdi bizden, Ehl-i Beyttendir. O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen (Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır.”

(Suyuti, el-havi, 2/24)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

ALLAH’TAN KORKACAĞI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir”

(Naim b. Hammad)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

YOKSULLARA KARŞI MERHAMETLİ

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Hz. Tavus (r.a.) dan rivayete göre; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Çalışanlar üzerine disiplinli olması, malı cömertçe vermesi ve yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir.”

(Ebu Nuaym tahric etmiştir.)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

MELEKLERİN YARDIMI OLACAKTIR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

“Allah (c.c) ona (Mehdi’ye) üç melekle imdad eyleyecektir. Onlar, (Mehdi’ye) muhalefet edenlerin yüzlerine ve arkalarına vuracaklardır.”

(Ikdu’d Dürer s. 12 A)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

AZ KARDEŞİ OLACAĞI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

“Kardeşi az olandır. Daha doğrusu, onun hiç kardeşi yoktur”

(Risalet ül Mehdi s.161)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

İKİ DEFA KAYBOLACAK

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
“Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“Bu işi yapacak olanın (yani Mehdi’nin) iki gaybeti vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları: “O öldü”, bazıları da: “O gitti” diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir.”

(“el-Saa Fi Eşrat-is Saa” s.93 (Mısır bas.)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

İHTİYACINI BİLDİRMEZ

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Hz.Hüseyin (r.a.) soruldu:

“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “… insanlar ona muhtaç olurlar. O, ise insanlara ihtiyacını bildirmez.”

(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

ÖRNEK AHLAKA SAHİPTİR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
İlahi feyz ona ulaşır. Dini ilimleri ve örnek ahlakı telakki eder. (Allah’tan alır.)

(Konavi Risalet-ül Mehdi, s. 161 B)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

HELALLERİ VE HARAMLARI BİLİR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Hz.Hüseyin (r.a.) soruldu:

“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “Gönül rahatlığı ve vekar sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır.

(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Mehdi’nin Fiziksel Özellikleri

Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
(Mehdi’nin) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251) spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Alnında Bir Ben Vardır

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Alnında Bir İz (Yara İzi) Vardır

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Humran bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)… “
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani
s. 252-253)
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR…
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Çekik Gözlüdür

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … Mehdi’nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, …
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252)
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: “… iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi.
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)

Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

PEYGAMBERİMİZ’İN SOYUNDANDIR

Mehdi Peygamber Efendimiz’in soyundandır:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Hz. Ali’nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi’yi) gönderecek.”

(Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
Benim Ehl-i Beyt’imden bir adam bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.

(En-Necmu’s Sakıb, Ukayli)
Said b. el Müseyyeb’den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Mehdi, kızım Fatıma’nın neslindendir.”

(Sünen-i İbn Mace, 10/348)
Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir.

(Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran’da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi’nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Ali İmran Suresi, 33-34)

“Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.” (Bakara Suresi, 128)

Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

GÜZEL VE NURLUDUR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.

(Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer’den)
Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Allah, Hz. Yusuf’un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir” dediler. (Yusuf Suresi, 31) spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

SİYAH SAÇLIDIR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.

(Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer’den)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

YANAĞINDA BEN OLMASI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Sağ yanağında siyah bir ben vardır. (Mer’i b. Yusuf b. Ebi Bekr, Beklenen Mehdi)
Yüzü parlayan yıldız gibi, yanağında siyah bir ben vardır, üzerinde kutvani iki aba vardır.

(Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, s. 22)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

OMUZUNDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDIR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Mehdi’nin omuzunda Peygamber Efendimiz’deki nübüvvet mührü bulunacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)
Omuzunda Peygamber’in alameti vardır.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165/
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)
Omuzunda Peygamber’in nişanı vardır.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi’nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed’de olduğu gibi açık bir alamet olan “nübüvvet mührü” olacaktır.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Cabir b. Semüre’den rivayet edilmiştir: “Resululah’ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi.”

(Sünen-i Tirmizi, 6/126)
Ebu Saib b. Yezid’den rivayet edilmiştir: “Gözüm Peygamberimiz’in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti.”

(Sünen-i Tirmizi, 6/126)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

RENGİ

Hz. Peygamber’in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi’nin de Peygamber Efendimiz’le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah’ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Enes b. Malik, Peygamber’in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu.

(İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)
Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri’nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretleri’nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi.

(İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

GENEL GÖRÜNÜMÜ

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Hz. Mehdi’nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)
Cismi, İsrail cismidir.

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)
Mehdi sanki Beni İsrail’den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar.)

(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)
O açık alınlı… heybetli bir adamdır.

(İkdüd dürer)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

BOYU

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Mehdi, orta boylu olacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Peygamber Efendimiz’in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab’a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir.

(Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

UYLUKLARI UZUNDUR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Uylukları uzundur, rengi arab rengidir.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

YAŞI

Hadislerde belirtilen, Mehdi’nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir… Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)
Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır…

(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

SAKALI

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Sakalı bol ve sık olacaktır.

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
Sakalı sıktır.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci,s. 163)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

BURNU GÜZELDİR

spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r1 c1 HZ Mehdinin Özellikleri
spacer HZ Mehdinin Özellikleri
Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır.

(Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, Sayfa 365)
Alnı geniş burnu parlaktır.

(Asrın Beklediği insan Mehdi, Adil Gökbayrak, s.28)

spacer HZ Mehdinin Özellikleri
cerceve r3 c1 HZ Mehdinin Özellikleri spacer HZ Mehdinin Özellikleri

Popularity: unranked [?]

Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olacaktır

21 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olacaktır

… Esma binti Umeys dedi ki: O GÜNÜN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURUNUN) ALAMETİ SEMADAN UZATILMIŞ VE İNSANLARIN KENDİSİNE BAKIP DURDUĞU BİR EL’DİR.


Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S.  69


… İŞTE O ZAMAN (HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN ZUHURU ZAMANINDA) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR…


Celalettin Suyutinin Tasnifinden Hadisler,  Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, S.  51
SEMADAN ZUHUR EDEN BİR EL ve “emiriniz Mehdi’dir” şeklindeki bir nida duyuluncaya kadar tefrika ve ihtilaflar devam edecektir. O GÜNÜN ALAMETİ: SEMADAN BİR EL UZANACAK ve insanlar ona bakacak ve göreceklerdir.


Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdinin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, S. 53


hand in space Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)nin çıkış alameti olacaktır

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen bu hadislerde gökte bir “el”in görüneceği ve bu elin Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinden olduğu bildirilmektedir. Bu döneme kadar ihtilafların devam edeceği ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin semadan, yani radyo, televizyon ve internet gibi iletişim araçları vesilesiyle, sürekli gündem olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.

Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’ne bağlı Chandra Röntgen Gözlemevi tarafından çekilen bir uzay fotoğrafında el şeklindeki bir nötron yıldızları kümesi başka bir yıldız kümesini kavrıyomuş gibi görülmektedir. Hadislerde belirtilen el ifadesi, NASA tarafından “Tanrı’nın eli” olarak adlandırılan ve uzayda vuku bulan bir gök olayının vesile olduğu bu görüntüye işari manada bakıyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Söz konusu yıldız kümesinin oluşturduğu el şeklinin duruşu hadisteki uzanma tanımına da tam uymaktadır. NASA tarafından çekilen fotoğraftaki el şekli bir yere uzanıyormuş görünümündedir. Ayrıca insanların Hz. Mehdi dönemindeki gelişmiş yüksek uzay ve astronomi teknolojisi sayesinde uzayda meydana gelen bu gök olayını teleskoplar vesilesiyle bakarak görebilmeleri de hadisteki ifadelerle birebir uyum içindedir.

Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametleri “… eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler.” (Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.) hadisinde belirtildiği gibi son 30 yıllık süre zarfında art arda yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. En son 24 Şubat 2009 tarihinde dünyaya en yakın noktadan geçen çift kuyruklu Lulin kuyruklu yıldızının İmam-ı Rabbani tarafından tefsir edilen “şark tarafında iki dişli münevver bir boynuz çıkar” hadisine işaret ediyor olmasının ardından, şimdi de “semadan bir el uzanacak” hadisinin işaret ettiği uzaydaki bu el görüntüsü Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğine, faaliyete başladığına, insanlar tarafından farkedilmesinin de iyice yaklaştığına delil teşkil etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

hand in space2 Uzayda insan eli biçiminde bir görüntü oluşacaktır, bu Hz. Mehdi (a.s.)nin çıkış alameti olacaktır

Popularity: unranked [?]

HAZRETİ İSA’NIN HAYATI

27 Mayıs 2010 Yazan admin

HAZRETİ İSA’NIN HAYATI

12 HAZRETİ İSANIN HAYATI

Hz. İsa’nın Doğumu

Allah, Kuran’da Hz. İsa’nın doğumundan ölümüne kadar her konuda, diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çekmiştir. Herşeyden önce Hz. İsa, bilinen sebeplerin dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız olarak dünyaya gelmiştir. Allah, o doğmadan önce, birçok özelliğini ve onu insanlar için bir Mesih olarak gönderdiğini melekleri aracılığıyla annesi Hz. Meryem’e bildirmiştir. Hz. İsa’nın bu seçkin özelliklerinden biri, “Allah’ın kelimesi” olarak sıfatlandırılmış olmasıdır:

… Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘ol’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur… (Nisa Suresi, 171)

Hani Melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendi’nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır… (Al-i İmran Suresi, 45)

Kuran’da “Allah’ın kelimesi” ifadesi yalnızca Hz. İsa için kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa henüz dünyaya gelmeden onun ismini bildirmiştir. Allah Kendi’nden bir kelime olarak Hz. İsa’ya “İsa Mesih” ismini vermiştir. Bu, Hz. İsa’nın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla yaratıldığının ifadelerinden biridir.

Allah, hamileliği ve Hz. İsa’nın doğumu aşamasında Hz. Meryem’i her açıdan en güzel şekilde desteklemiş, ona yol göstermiştir. Allah kavminden uzakta, tek başına gerçekleşen bu hayati olayda, hiçbir tecrübesi olmayan ve bir yardımcısı da bulunmayan Hz. Meryem için ortamı uygun kılmış ve doğum sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiştir. Hz. Meryem Allah’ın yardımıyla bu zor işi tek başına gerçekleştirebilmiştir. Allah Hz. Meryem’e olan bu nimetini Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem Suresi, 23-26)

Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah vahyi ile Hz. Meryem’e yardımını iletmiş, hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. İhtiyaç duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek ona yardım etmiş ve doğumun en iyi şekilde gerçekleşmesini sağlamıştır. Allah’ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması doğum olayında tüm açıklığıyla görülmektedir. (Detaylı bilgi için Bkz. Örnek Müslüman Kadın: Hazreti Meryem, Harun Yahya, Mart 2003, Araştırma Yayıncılık)

beytullahim HAZRETİ İSANIN HAYATI
İncil’de Hz. İsa’nın Beytüllahim’de doğduğu bildirilir. Bu nedenle de Hıristiyanlar bu şehri kutsal kabul ederler.

Hz. Meryem, daha önce çekilmiş olduğu ıssız bölgeden Hz. İsa ile birlikte kavminin yanına geldiğinde, onlar, sadece zan ve tahmin üzerine Hz. Meryem’e karşı birtakım çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Oysa iftiralarda bulunan bu kavmin bireyleri, Hz. Meryem’i tanıyor, hem onun, hem de İmran ailesinin ne kadar Allah’a bağlı, dindar ve iffetlerine düşkün insanlar olduklarını çok iyi biliyorlardı. Gerçekte Hz. İsa’nın dünyaya geliş şekli, Allah’ın Hz. Meryem’in kavmine gösterdiği büyük bir mucize, Allah’ın varlığına ilişkin önemli bir delildir. Ancak Hz. Meryem’in etrafındakiler bu durumu anlayamamış, onun hakkında gerçek dışı bazı ithamlarda bulunarak ona çirkin bir iftira atmaya çalışmışlardır:

Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi. (Meryem Suresi, 27-28)

Hz. Meryem ise gerçekte bu çirkin suçlama ve iftiralar ile deneniyordu. Allah’a son derece bağlı ve iffetine düşkün bir insana bu yönde bir iftira atılması, Allah’ın onun için yarattığı bir imtihandır. Bu durum karşısında Hz. Meryem hemen Allah’a sığınmış ve onların bu iftiralarına karşı Allah’ın kendisine yardım edeceğini bilerek tevekkül etmiştir. O yardımı ve desteği yalnızca Allah’tan beklemiş ve her defasında da Allah’ın geniş fazlı ve rahmetiyle karşılık görmüştür.

Allah zor durumda olan bu seçkin kuluna yine bir mucizeyle yardım etmiş ve kavmi kendisi ile konuşmak istediğinde susmasını ve suçlamalarda bulunanlara Hz. İsa’yı işaret etmesini bildirmiştir. Allah’ın Hz.Meryem’e bildirdiği bu emri Kuran’da şu şekilde bildirilir:

Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” (Meryem Suresi, 26)

Allah, Hz. Meryem’e Hz. İsa’nın doğumunu müjdelediği zaman, onun henüz beşikteki bir bebekken konuşacağını da haber vermişti. İşte o mucize, bu zor anında Hz. Meryem’e Rabbimiz’den çok büyük bir destek olmuştur:

Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir. (Al-i İmran Suresi, 46)

Allah Hz. Meryem’in yapacağı açıklamayı mucizevi bir şekilde Hz. İsa’ya yaptırmıştır. Böylece, hem Hz. Meryem’i atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa’nın elçiliğini İsrailoğullarına müjdelemiştir:

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?” (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” (Meryem Suresi, 29-33)

Hz. İsa Allah’ın kulu olduğunu, kendisine kitap verildiğini ve yetişkin olunca insanlara tebliğ yapmakla görevli bir peygamber olduğunu, Allah için namaz kılıp zekat vermesi gerektiğini, annesi Hz. Meryem’e saygılı olup sözünü dinlemesi gerektiğini, öleceğini ve kıyamet günü diriltileceğini de bilmektedir.

Bu durum İsrailoğullarına olağanüstü bir gerçekle karşı karşıya olduklarını; bekledikleri Mesih’in dünyaya geldiğini kanıtlamıştır. Allah şu şekilde bildirmektedir:

Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)

Ayetlerde İsrailoğullarına bir haber daha verilmektedir: kendilerine gösterilen tüm mucizevi olaylara rağmen, Hz. Meryem’e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap. (Nisa Suresi, 156-157)
Hz. İsa’nın Hayatı

Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış, Allah’ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı bir elçisidir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın I. Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka İncili’nde ise İmparator Augustus döneminde (MS 6), Yahudiye’deki nüfus sayımı sırasında doğduğu bildirilir. Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir. Ancak çeşitli kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz. İsa’nın MÖ 7-6 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedirler.

incil HAZRETİ İSANIN HAYATI
Şimdiye kadar bulunmuş en eski İncil parçası (MS 125)

Allah’ın üstün özelliklerle lütufta bulunduğu, sonsuz cennet yurduyla müjdelediği bu değerli elçisinin getirmiş olduğu hak din bugün ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte dejenerasyona uğramış ve aslından saptırılmıştır. Allah’ın Hz. İsa’ya vahyettiği İncil de aynı şekilde ismen mevcuttur, ancak aslı ortada yoktur. Hıristiyan kaynakları çeşitli bozulmalara uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İsa ile ilgili gerçek bilgileri bu kaynaklardan temin etmemiz mümkün değildir. Hz. İsa hakkında doğruluğu kesin bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak, Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran’dır. Kuran’da, Hz. İsa’nın doğumu, hayatı, bu süre içinde karşılaştığı olaylardan örnekler, çevresindeki insanların durumu ve daha birçok konudan bahsedilmiştir. Hz. İsa’nın Yahudilere nasıl tebliğ yaptığı da birçok örnekle haber verilmiştir. Al-i İmran Suresi’nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’dir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.” (Al-i İmran Suresi, 50-51)

Hz. İsa’nın bu davetine çoğu Yahudi icabet etmemiş, ancak az sayıdaki havari ona uymuştur. Kuran’da bu samimi inananların varlığı şöyle bildirilmektedir:

Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahitlerle beraber yaz.” (Al-i İmran Suresi, 52-53)

Yeni Ahit’e göre Hz. İsa, yanında bu 12 öğrencisi olduğu halde Filistin’in dört bir tarafını dolaşmıştır. İnsanları Allah’a iman etmeye davet etmek için yaptığı bu yolculukları sırasında Allah’ın dilemesiyle çeşitli mucizeler gerçekleştirmiştir. Hasta ve sakat insanları, alaca hastalığına tutulanları iyileştirmiş, doğuştan kör olanların gözlerini açmış ve ölüleri diriltmiştir. Bu mucizeler Kuran ayetlerinde şu şekilde haber verilmektedir:

…”Gerçek şu, ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.” (Maide Suresi, 110)

Duccio iyilestirme HAZRETİ İSANIN HAYATI
Ünlü İtalyan ressam DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın körleri iyileştirmesini tasvir ettiği, “The Healing of the Blind Man” isimli duvar resmi

Hz. İsa büyük mucizeler göstermiş, insanlar onun gösterdiği bu mucizelerden çok etkilenmişlerdir. Ancak Hz. İsa daima, bu mucizelerin Allah’ın izniyle gerçekleştiğini belirtmiş, İncil açıklamalarında ise iyileştirdiği insanlara sık sık “imanın seni kurtardı” demiştir. Nitekim halk da, Matta İncili’ne göre, Hz. İsa’nın mucizeleri karşısında Allah’ı yüceltmişlerdir:

İsa o bölgeden ayrılıp Galile gölünün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta vardı. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Tanrı’sını yüceltti. (Matta, 15: 29-31)

Artan engellere rağmen, özellikle de, baskı ve zulüm altında yaşayan halkın arasında, Hz. İsa’ya inananların sayısı artmaya başlamıştır. Bu dönemde Hz. İsa ve havarileri bütün çevre kasabaları ve şehirleri dolaşmışlardır. Bu arada rahipler ve yazıcılar, yıllardır sürdürdükleri geleneklerinin batıl yönlerini kendilerine anlatan, kurdukları düzendeki sapmaları hatırlatan, kendilerini sadece Allah’a iman edip, Allah için yaşamaya çağıran Hz. İsa’ya karşı tuzaklar hazırlamaya başlamışlardır. (Luka, 22: 1-2; Yuhanna, 11: 48).

Kuran’da Hz. İsa’nın Allah Katına alındığı ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Hz. İsa, bütün peygamberlerin yaptığı gibi, kavmini, Allah’a iman etmeye, gönülden teslim olup Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden sakınmaya, salih amellerde bulunmaya davet etmiştir. Onlara dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarıyla hesaba çekileceğini bildirmiştir. İnsanları yalnızca Allah’a ibadet etmeye ve sadece Allah’tan korkup sakınmaya çağırmıştır. İncil’de de bu konularla ilgili çok sayıda öğüde ve mesel adı verilen eğitici hikayelere rastlamak mümkündür. Hz. İsa, İncil’de yer alan ifadeyle, “imanı kıt olanlar”a karşı öğütler vermekte, insanlara “Allah’ın Egemenliği”nin yakın olduğunu müjdelemekte ve onları Allah’tan bağışlanma dilemeye davet etmektedir. Bu hakimiyet, Yahudilerin Mesih’in gelişiyle birlikte kurulacağını umdukları ve İsrailoğullarının imanına ve kurtuluşuna vesile olmasını bekledikleri hakimiyettir.

Hz. İsa, Hz. Musa Şeriatı’na; yani gerçek Tevrat’ın hükümlerine bağlı kalmış ve Yahudileri de, bu hükümlerden uzaklaştıkları ya da bu hükümleri samimiyetsiz bir biçimde, gösteriş amacıyla uyguladıkları için uyarmıştır. Yeni Ahit’e göre, kendisine karşı çıkan Yahudilere “Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz, çünkü o benim hakkımda yazmıştır” (Yuhanna, 5: 46) demiştir. Hz. İsa insanları Tevrat’a dönmeye davet etmiştir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın “Kutsal Yasa”ya yani Hz. Musa’nın Şeriatı’na uyulması için verdiği bir emir şöyle aktarılır:

… Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim… (Matta, 5: 17)

Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. (Matta, 5: 19)

Kuran’da da Hz. İsa için şu şekilde haber verilmektedir:

Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. (Al-i İmran Suresi, 50)
Hz. İsa’nın Mücadelesi

Hz. İsa’nın geldiği dönemde, Yahudi toplumunun içinde dini farklı şekillerde yorumlayan birçok mezhep bulunmaktaydı. Allah’ın Hz. Musa’ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış, batıl gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti. Bunlara ek olarak, putperest Helen kültürü de insanlar arasında yaygınlaştırılmakta ve özendirilmekteydi. Bu kültürün etkisi altındaki bazı Yahudi mezhepleri ise sahip oldukları tevhid inancının yerine, bu sapkın anlayışın sembollerini, heykellerini koymaya başlamışlardı.

Karmaşa içindeki topluma hidayet önderi olarak gönderilen Hz. İsa aralarında bulunduğu süre boyunca çok çeşitli topluluklarla mücadele etmiştir. Kuran ayetlerinden Hz. İsa’nın dinleri konusunda ihtilafa düşenlere yol gösterdiği anlaşılmaktadır. İncil’de yer alan bazı tariflerden de, Hz. İsa’nın öncelikle sahte din adamlarını, Allah’a eş koşan müşrik grupları, dindar gözükerek halkı kandıranları yaptıklarından vazgeçmeye, samimiyetle Allah’a iman etmeye davet ettiği anlaşılmaktadır. İncil’de sık sık adı geçen iki grup Ferisiler ve Saddukiler bu açıdan önemlidir. Çeşitli konularda derin anlaşmazlıklar içinde bulunan bu iki grubun bir kısım mensuplarının ortak özellikleri ise, Allah’ın Hz. İsa aracılığıyla insanlara gönderdiği vahiyden şiddetle rahatsız olmalarıdır. Çünkü, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği hak dine göre hem maddeci bir dünya görüşüne sahip olan Saddukiler, hem de samimiyetini kaybederek, şekle ve hurafeye yönelen Ferisiler yanlış yoldaydı. Bu gruplar, içinde bulundukları durumu anladıklarında hemen Hz. İsa’ya karşı cephe almışlardır. Allah Kuran’da şu şekilde bildirmektedir:

İsa açık belgelerle gelince, dedi ki “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin. (Zuhruf Suresi, 63)

Duccio teblig HAZRETİ İSANIN HAYATI
DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın havarilerine tebliğini anlatan bir resmi

Hem Ferisiler hem de Saddukiler kurulu düzenden menfaat sağlıyorlardı. Bu sebeple de Hz. İsa’ya itaat etmiyorlardı. Yahudi toplumu üzerinde büyük bir otoriteye sahiptiler. Din adamı olarak herkesten büyük bir saygı görüyorlardı. Oluşturdukları sahte din, onlara statü ve hatta para kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi yönetmekte olan Roma Valisi ile de sıkı bir işbirliğine girmişlerdi. Özellikle de Saddukiler Roma ile İsrail halkı arasındaki gerilimi azaltmakta, buna karşılık Roma’nın kendilerine sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmaktaydılar. Bu şartlar gözönünde bulundurulduğunda, Hz. İsa’nın tebliğinin neden bu din adamlarını rahatsız ettiğini anlamak çok kolaydır. Çünkü Hz. İsa, tüm peygamberler gibi, bozuk olan, her türlü ahlaksızlığı meşru gören “kurulu düzen”i hedef almıştı. İnsanlardan yaptıkları tüm adaletsizlikleri, haksızlıkları, ahlaksızlıkları ve putperest dinlerini terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını istiyordu. Hz. İsa insanlara Allah korkusunu, Allah’ı sevmeyi, Allah’a teslim olmayı öğütlüyordu. Batıl kurallardan, bağnaz uygulamalardan uzaklaşmalarını, sadece Allah’a ibadet edip yaptıkları her işte Allah’a yönelmelerini söylüyordu. Gösterdiği mucizeler onun, Allah’ın alemler üzerine seçip beğendiği, ilim ve kuvvet olarak desteklediği, çok kıymetli bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir hayranlık uyandırıyordu.

Yeni Ahit’e göre, Hz. İsa, tebliğ yaparken bir yandan da şiddetli zulüm gören halka kurtuluşun yaklaştığını, yakında Allah’ın Egemenliği’nin kurulacağını söyleyerek onların içindeki inancı canlandırmıştır. Bu arada Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiği haberi de halkta yaygınlaşmış ve onun beklenen Mesih olduğu inancı dalga dalga yayılmıştır. (Matta, 9: 28-35) İşte tüm bunlar kurulu düzenden menfaat sağlayan bağnaz din adamlarını ve Roma’nın getirdiği putperest kültürü kabul edenleri rahatsız etmiştir.

Yeni Ahit’e göre, bu çevreler, Hz. İsa’nın tebliğini etkisiz kılmak için her fırsatı değerlendirmiş, ama her seferinde yenilgiye uğramışlardır. Hz. İsa’nın, onların iddialarını tamamen çürüten cevaplar vermesi ve hikmetli açıklamalarda bulunması din adamlarını oldukça rahatsız etmiştir. Zaten onları tuzak kurmaya iten nedenlerden biri de, Hz. İsa’nın kendileri hakkında anlattıkları olmuştur. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, halkın önünde onların sahtekarlıklarını şu şekilde açıklamıştır:

Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır. (Luka, 20: 46-47)

Bazı Yahudi rahipleri Tevrat hükümlerini değiştirmişler, kendi menfaatlerine uygun yeni hükümler eklemişlerdi. Hz. İsa Yahudi kavmine verdiği öğütlerle bu sahte hükümleri ortadan kaldırıyordu. Hz. İsa’nın temizlemeye çalıştığı şey, Hz. Musa’nın getirdiği yasaların üstünü örtmüş olan batıl gelenekler, hurafeler, insanların oluşturdukları yasaklardı. Markos İncili’ne göre, Ferisilerle konuşurken onları özellikle bu açıdan uyarmıştır:

İsa onlara (Ferisilere ve din adamlarına) şöyle cevap verdi:… Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz… Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız geleneklerle Tanrı’nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.” (Markos, 7: 6-13)

Ferisiler, kazançlarının onda birini Allah’a adamaları gerektiğine inanır ve bu kurala da uyarlardı. Ancak bunu bir ibadetten çok bir gelenek şekline getirmişlerdi. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, onları şöyle uyarmıştır:

“Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedef otunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.” (Luka, 11: 42-44)

… “Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!” dedi. “İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için bir tek parmağınızı kıpırdatmazsınız. (Luka, 11: 46)

Vay halinize!.. Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.” (Luka, 11: 52)

Bu tür uyarılar ve yaptıkları ahlaksızlıkların birer birer ortaya çıkarılması din adamlarının Hz. İsa’ya olan düşmanlıklarını daha da artırmıştır. Nitekim Luka’ya göre, Hz. İsa’nın üstteki sözlerinden sonra sözde din bilginleriyle Ferisiler onu tuzağa düşürmek için fırsat kollamaya başlamışlardır. (Luka, 11: 53-54)

Hz. İsa, Kuran’da belirtildiği gibi İsrailoğullarını Allah’a gönülden iman etmeye ve Hz. Musa’nın getirdiği şeriata geri dönmeye davet etmiştir. Hz. İsa’nın Yahudiler hakkında Tevrat’ın İşaya kitabından alıntı yapılarak söylediği aşağıdaki sözler de, Allah’ın Kuran’da inkar edenler için bildirdiği “… Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler…” (Araf Suresi, 179) ayeti ile büyük bir benzerlik gösterir:

“Çok dinleyeceksiniz ama birşey anlamayacaksınız. Çok göreceksiniz ama bir şey kavramayacaksınız. Çünkü bu halkın yüreği yağ bağladı, kulakları duymaz oldu. Gözlerini yumdular. Gözleriyle görmesinler, Kulaklarıyla duymasınlar, Yürekleriyle anlamasınlar diye. Dönmesinler de ben kendilerini iyileştirmeyeyim diye.” (Matta, 13: 14-15)

Peygamberler, Allah’ın kendilerine verdiği sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları hidayet yoluna davet etmek için ellerindeki imkanları ve tüm güçlerini sonuna kadar kullanmışlardır. Hz. İsa da kendisine kurulan tüm tuzaklar, atılan iftiralar ve düzenlenen saldırılar karşısında çok üstün bir sabır göstermiş, Allah’a tevekkül edip tebliğine devam etmiştir. O, yanında az sayıda yardımcısı olmasına rağmen hep galip gelen taraf olmuştur. Bu tebliğ sırasında dini aslına döndürmek, hurafelerden ve batıl uygulamalardan temizlemek için pek çok yönteme başvurmuştur. Rabbimiz’in kendisine bahşettiği üstün kavrayış ve hikmet sayesinde İsrailoğullarına karşı son derece etkileyici konuşmalar yapmış, hikmetli örnekler vermiştir.

Sonuç olarak Hz. İsa insanları sadece Allah’a imana davet etmiş, din ahlakının hakim olacağını müjdelemiş, batıl inançlarla, hurafelerle ve putperestlerle mücadele etmiş, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu örneklerle açıklamış, kavmin bozuk ahlak anlayışını düzeltmek için büyük bir gayret göstermiş, üstün ahlakıyla da çevresindeki insanlara en güzel örnek olmuştur. Ancak tüm bu faaliyetler, düşmanlarının daha katı davranmalarına, onu öldürmek için büyük bir tuzak kurmalarına yol açmıştır.
Hz. İsa’nın Mucizeleri ve Tebliği

Doğumundan Allah’ın Katına alınışına kadar bütün hayatı mucizelerle dolu olan Hz. İsa’nın yaşadığı ve Allah’ın izniyle gerçekleştirdiği mucizeler, Kuran’da şu şekilde haber verilmektedir:

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim…” (Maide Suresi, 110)

İsrailoğullarına elçi kılacak. (O İsrailoğullarına şöyle diyecek:) “Gerçek şu ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur içine üfürürüm o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)

Hz. İsa’nın ayetlerde bildirilen mucizeleri; babasız olarak doğması, beşikte iken konuşması, Allah’ın kutsal kitaplarını, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı bilmesi, çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması, doğuştan kör olanı, alaca hastalığını iyileştirmesi, ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i “Ahmet” ismiyle haber vermesi sayılabilir.

Hz. İsa’nın gösterdiği tüm bu mucizelere ve Allah’ın vahyiyle yaptığı tebliğe rağmen kavmin büyük bir bölümü inkarlarını sürdürmüştür. Kuran’da örnekleri verilmiş diğer kavimler gibi, o dönemin inkarcıları da Hz. İsa’nın yaptıklarının büyüden başka bir şey olmadığını söyleyerek, onu büyücülükle itham etmişlerdir:

Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler. (Saff Suresi, 6)

Yine Kuran’da bildirildiği gibi Hz. İsa Yahudiliği ortadan kaldırmak için değil, bu şeriatın aslında doğru olduğunu vurgulamak ve içine eklenmiş olan hurafeleri temizleyerek, dini aslına döndürmek için gönderilmiştir. Ayrıca Allah onu, çeşitli Yahudi tarikatları arasındaki tartışmaları açıklığa kavuşturmakla da görevlendirilmiştir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

(Hz. İsa:)”Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin.” (Al-i İmran Suresi, 50)

İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.” (Zuhruf Suresi, 63)

Hz. İsa Tevrat’taki imani konuları doğrulamış, fakat Allah’ın insanlara bir yol gösterici ve öğüt olarak gönderdiği yeni kitabını; İncil’i getirmiştir:

Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)

Hz. İsa’nın çağrısına cevap verenlerin sayısı başlangıçta çok az olmuştur. Çünkü bu çağrı, hem geçimlerini yıllardır hakim kıldıkları hurafe ve gelenekten sağlayan rahip sınıfının, hem de Allah’ın hakimiyetini kabul etmeyen yönetici sınıfın ayrıcalıklarını ortadan kaldırıyordu. Onların uyguladıkları baskı ve tehdit, halkın korkmasına ve Hz. İsa’dan uzaklaşmalarına yol açıyordu. Hz. İsa’nın yaptığı tebliğ yaygınlaşmaya, onu takip edenlerin sayısı artmaya başladığında, bu grupların hazırladıkları sinsi tuzaklar ve Hz. İsa’yı engellemek için yaptıkları planlar da artmıştır. Bu gibi tuzaklarla tarih boyunca tüm peygamberler karşılaşmışlardır. Kuran’da müşriklerin elçilere karşı gösterdikleri bu insanlık dışı tutum şöyle belirtilmiştir:

… Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldüreceksiniz, öyle mi? (Bakara Suresi, 87)

Toplum içinde Hz. İsa’yı dinleyip inananlar ile inkar edenler ayrılmaya başlamış, iki grup arasındaki fark belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir tarafta gerçek dini anlatan ve insanları tek bir Allah’a iman etmeye çağıran Allah’ın elçisi, diğer yanda ise hangi mucizeyi, hangi delili görürse görsün, inanmamaya karar vermiş bir grup vardır. Hz. İsa’nın karşısındaki düşmanlar kendilerini açıkça belli etmişlerdir. Onu dinleyen, yanında olan kişilerden de sonradan onu inkar edenler çıkmış olması muhtemeldir. Nitekim Allah “Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü…” (Zuhruf Suresi, 65) ayetiyle bu durumu bizlere haber vermektedir. Bu nedenle de Hz. İsa kavmin içinde iman eden, gerçekten güvenebileceği kişileri belirlemiştir. Bu durum Kuran’da şu şekilde belirtilmiştir:

Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. (Al-i İmran Suresi, 52)

Duccio sonyemek HAZRETİ İSANIN HAYATI
DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’yı havarileriyle yemek yerken tasvir ettiği bir tablosu

Kuran’da Hz. İsa’yı öldürmek amacıyla inkar edenlerin bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa’nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz din adamları, Allah’ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan rahipler, Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa’yı Romalı yöneticilere karşı olan bir kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler. Bu tuzağın sonu ise Kuran’da şöyle bildirilmiştir.

Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Ayetlerde de bildirildiği gibi, Hz. İsa’yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa’yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa’yı Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Romalıların Hz. İsa’yı çarmıha gererek öldürdükleri iddiası dünya genelinde oldukça yaygındır. Bu iddiaya göre, Hz. İsa’yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Nitekim, Hıristiyan aleminin çok büyük bir bölümü de olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını görürüz:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)

Aynı ayetin devamında Hz. İsa’nın ölümü için şu şekilde bildirilmektedir:

Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)

Ayette bildirilen gerçek açıktır. Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa’yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır. Ayette geçen “…Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.

Allah insanlara Hz. İsa’nın bir benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmektedir.

Popularity: unranked [?]

GÜNÜN VİDEOSU

Harun Yahya (Adnan Oktar) Mehdi Oldugunu İddaa Etmişmidir?

DEVAMINI BURDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.