<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title> &#187; Kabul</title>
	<atom:link href="http://www.mehdiyet.net/tag/kabul/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehdiyet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Mar 2011 12:55:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-mehdi-a-s-zuhur-ettiginde-yalandan-hileden-kacinmayan-sahtekar-duzenbaz-ahlaki-cokuntu-icinde-olan-munafiklar-ve-inkarcilar-ona-karsi-buyuk-bir-deccali-mucadele-icinde-olacaklardir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-mehdi-a-s-zuhur-ettiginde-yalandan-hileden-kacinmayan-sahtekar-duzenbaz-ahlaki-cokuntu-icinde-olan-munafiklar-ve-inkarcilar-ona-karsi-buyuk-bir-deccali-mucadele-icinde-olacaklardir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 21:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Esir]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Ona]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Tahribat]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>
		<category><![CDATA[Yolla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=345</guid>
		<description><![CDATA[





Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="487">
<tbody>
<tr>
<td width="10"></td>
<td width="115" align="center" valign="top"><img src="http://www.harunyahya.net/images/NewData/hz._mehdi_a.s._zuhur_ettiginde;_yalandan_hileden_kacinmayan_sahtekar_duzenbaz_ahlaki_cokuntu_icinde_olan_munafiklar_ve_inkarcilar_ona_karsi_buyuk_bir_deccali_mucadele_icinde_olacaklardir_tr.jpg" border="0" alt="Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır" hspace="7" vspace="2" /></td>
<td width="10"><img src="http://www.harunyahya.net/img/ed.gif" border="0" alt="" /></td>
<td width="352" valign="top">Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: <strong>&#8220;&#8230;Ve HALKIN EN ŞİRRETLİLERİ OLDUĞUNDA, ZUHUR VUKU BULACAKTIR (HZ. MEHDİ (A.S.) ORTAYA ÇIKACAKTIR).&#8221;(Gaybet-i Numani, s. 187)</strong></p>
<p>Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda; Darwinizmin, komünizmin, materyalizmin ve  ateizmin yani diğer bir adıyla deccaliyetin insanlar ve toplumlar  üzerinde en şiddetli tahribat yaptığı bir dönemde zuhur edecektir.  Deccaliyet insanların Allah&#8217;a iman etmekten iyice uzaklaşmalarına,  birçok ülkede dindarların toplum içinde yadırganmasına, din ahlakının  yaşanmasının ve anlatılmasının adeta suç gibi algılanmasına neden  olacaktır. Peygamberimiz (sav)&#8217;in diğer hadislerinde de haber verdiği  üzere, Müslümanları adeta esir alacak, Kuran ahlakının yaşanmasına engel  olacaktır. Deccaliyetin bu baskısı ve zulmü günümüzde açık bir şekilde  görülmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde Müslümanlar sadece dinlerinden  dolayı baskı altına alınmakta, ibadetlerini diledikleri gibi yerine  getirmeleri, dinlerini özgürce yaşamaları engellenmekte, inançlı, iman  sahibi insanların birbirleriyle görüşmeleri, sohbet etmeleri bile  neredeyse suç gibi görülmektedir. Evreni ve içindekileri Allah&#8217;ın  yarattığı gerçeği, hiçbir bilimsel bilgi ve delile dayanmadan inkar  edilmekte, tüm varlığın sözde kör tesadüflerin bir sonucu olduğu gibi  akıl ve bilim dışı bir teori olan evrim, insanlara zorla kabul  ettirilmeye çalışılmaktadır. Evrim yalanı çeşitli sahtekarlıklarla  gündemde tutulmakta, dahası gazete, televizyon, internet gibi araçlar  kullanılarak zorla topluma empoze edilmektedir. Deccaliyet bu yolla,  Allah&#8217;ın varlığını ve yaratışındaki eşsizliği insanların gözlerinden  uzaklaştırmayı, her insanın dünyada yaptıklarından hesap vereceğini  unutturmayı, manevi değerlerini yitirmiş ve her türlü dejenerasyona açık  bir toplum yapısı oluşturmayı hedeflemektedir.</p>
<p>Bu nedenledir ki Darwinizmin bir yalan olduğunu öğrencilerine bilimsel  delillerle ispatlayan öğretim görevlileri bile eğitim kurumlarından  ihraç edilerek insanlar yıldırılmakta ve diğerlerine de bu yolla göz  dağı verilmek istenmektedir. Allah&#8217;ın varlığını ve birliğini anlatan  müminlere ilimle ve bilimle cevap verilememekte, buna karşın bu kimseler  çeşitli iftira ve karalamalarla etkisiz hale getirilmeye  çalışılmaktadır.</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste, ahir zamanda azgın, ahlaksız, her  türlü ahlaki ve vicdani değeri yitirmiş, yalanı diline dolamış olanların  özellikle Hz. Mehdi (as)’ı hedef alacaklarını haber vermektedir. Hz.  Mehdi (a.s.)’ın öncüsü ve yardımcısı olarak din ahlakının yaşanması için  gayret eden samimi ve ihlaslı Müslümanlar da deccaliyetin hedefi  olacaktır. Ancak Allah bu çirkin ahlaka sahip olup, Müslümanlar  aleyhinde faaliyet gösterenlerin mutlaka hezimete uğrayacaklarını ve  galip gelecek olanların mutlaka Allah&#8217;ın taraftarları olacağını  bildirmiştir:</p>
<p><strong>Gerçek şu ki, inkâr edenler, (insanları) Allah&#8217;ın yolundan engellemek  için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu,  onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr  edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. Enfal suresi, 36</p>
<p>Allah, yazmıştır: &#8220;Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de.&#8221;  Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.  Mücadele Suresi, 21</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-mehdi-a-s-zuhur-ettiginde-yalandan-hileden-kacinmayan-sahtekar-duzenbaz-ahlaki-cokuntu-icinde-olan-munafiklar-ve-inkarcilar-ona-karsi-buyuk-bir-deccali-mucadele-icinde-olacaklardir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın üç görevini sözde 3 ayrı kişinin yapacağı iddiası tamamen yanlıştır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-mehdi-a-s-in-uc-gorevini-sozde-3-ayri-kisinin-yapacagi-iddiasi-tamamen-yanlistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-mehdi-a-s-in-uc-gorevini-sozde-3-ayri-kisinin-yapacagi-iddiasi-tamamen-yanlistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 18:32:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Halis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın üç görevini sözde 3 ayrı kişinin yapacağı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın üç görevini sözde 3 ayrı kişinin yapacağı iddiası tamamen yanlıştır</h3>
<p>Nurcu  kardeşlerimizden biri; Üstad’ın Ahir zamanda zuhur edecek olan Hz.  Mehdi (a.s.)’ın yapacağı üç büyük görevi ile ilgili açıklamasını son  derece çarpıtarak tefsir etmektedir. Üstad’ın bu ifadelerinde Ahir  zamanda sözde üç tane Hz. Mehdi (a.s.) geleceğini ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın  diyanet, siyaset ve saltanat aleminde yapacağı üç büyük görevini ayrı  ayrı bu kişilerin yerine getireceklerini söylediğini iddia etmektedir.  Ancak bu açıklaması Nurcu kardeşimizin çok büyük bir yanılgı içinde  olduğunu göstermektedir. Üstad, Risalelerin hiçbir yerinde üç vazifeyi  ayrı ayrı yapacak 3 ayrı Mehdi olacağı gibi bir mantıktan  bahsetmemiştir.</p>
<p> Aksine Üstad, Emirdağ Lahikası’nda Ahir zamanın büyük Mehdisinin üç  büyük vazifesi olacağını, bu üç vazifeyi bir arada yapabilme gücünde ve  iktidarında olması nedeniyle de kendisine “Ahir Zamanın büyük Mehdisi”  ünvanı deneceğini ifade etmiştir:</p>
<table align="center" border="1" cellpadding="10" cellspacing="1" width="600">
<tbody>
<tr>
<td><font color="#ff0000"><b>Mehdî’nin üç vazifesi</b></font></p>
<p> Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi (talebesi), çokların  namına (başkaları adına) benden sordu ki: &#8220;Nurun halis ve ehemmiyetli  bir kısım şakirdleri, pek musırrane (ısrarla) olarak ahirzamanda gelen  al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o kadar çekindiğin  halde onlar ısrar ediyorlar.</p>
<p> Sen de bu kadar musırrane (ısrarla) onların fikirlerini kabul  etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’î  (kesin) bir hüccet (delil) var ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen  onlara muvafakat (müsaade) etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, her halde  hallini istiyoruz.&#8221;</p>
<p> Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere (meselelere) cevaben  derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette  bir tabir ve te’vil lazım.</p>
<p> <b> Birincisi: </b><b><font color="#ff0000">ÇOK DEFA MEKTUPLARIMDA İŞARET ETTİĞİM GİBİ, MEHDÎ AL-İ RESÛLÜN TEMSİL ETTİĞİ KUDSÎ <font color="#000000">(mukaddes) </font>CEMAATİNİN  ŞAHS-I MANEVÎSİNİN ÜC VAZİFESİ VAR. EĞER ÇABUK KIYAMET KOPMAZSA VE  BEŞER BÜTÜN BÜTÜN YOLDAN ÇIKMAZSA, O VAZİFELERİ ONUN CEMİYETİ VE  SEYYİDLER CEMAATİ YAPACAĞINI RAHMET-İ İLAHİYEDEN BEKLİYORUZ. VE ONUN ÜÇ  BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK:</font></b></p>
<p> <b>Birincisi :</b> <font color="#ff0000"><b>FEN VE FELSEFENİN TASALLUTİYLE <font color="#000000">(TESİRİYLE)</font> VE MADDİYYUN VE TABİİYYUN TAUNU BEŞER İÇİNE İNTİŞAR ETMESİYLE, HER ŞEYDEN EVVEL FELSEFEYİ VE MADDİYYÛN <font color="#000000">(MATERYALİZM, DARWİNİZM VE ATEİZM SALGINI)</font>, FİKRİNİ TAM SUSTURACAK BİR TARZDA ÎMANI KURTARMAKTIR. EHL-İ ÎMANI DALALETTEN MUHAFAZA ETMEK <font color="#000000">(İMAN EDENLERİ SAPKINLIKTAN KORUMAK)</font></b></font> ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat  (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden),  Hazret-i Mehdî’nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal  müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki  saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. <font color="#ff0000"><b>HERHALDE O VAZİFEYİ ONDAN EVVEL BİR TAİFE BİR CİHETTE GÖRECEK. O ZAT, O TAİFENİN UZUN TETKİKATI <font color="#000000">(tetkikleri) </font>İLE  YAZDIKLARI ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROĞRAM YAPACAK, ONUN İLE O BİRİNCİ  VAZİFEYİ TAM YAPMIŞ OLACAK. BU VAZİFENİN İSTİNAD ETTİĞİ <font color="#000000">(dayandığı) </font>KUVVET  VE MANEVÎ ORDUSU, YALNIZ İHLAS VE SADAKAT VE TESANÜD SIFATLARINA TAM  SAHİP OLAN BİR KISIM ŞAKİRDLERDİR. NE KADAR DA AZ OLSALAR, MANEN BİR  ORDU KADAR KUVVETLİ VE KIYMETLİ SAYILIRLAR.</b></font></p>
<p> <b>İkinci vazifesi : <font color="#ff0000">HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.) ÜNVANI İLE ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ <font color="#000000">(İslama ait değerleri)</font> İHYA ETMEKTİR. ALEM-İ İSLAMIN <font color="#000000">(İslam aleminin)</font> VAHDETİNİ (birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP <font color="#000000">(dayanak noktası edinip)</font>,  BEŞERİYETİ MADDÎ VE MANEVÎ TEHLİKELERDEN VE GAZAB-I İLAHÎDEN (BELADAN)  KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ İSTİNADI VE HADİMLERİ  (HİZMETKARLARI), MİLYONLARLA EFRADI (EFRADI) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR.</p>
<p> <font color="#000000">Üçüncü vazifesi :</font> İNKILABAT-I ZAMANİYE <font color="#000000">(ZAMANA BAĞLI DEĞİŞİMLER)</font> İLE ÇOK AHKAM-I KUR’ANİYENİN <font color="#000000">(KURAN&#8217;IN HÜKÜMLERİNİNİ)</font> ZEDELENMESİYLE VE ŞERİAT-I MUHAMMEDÎYENİN (A.S.M.) KANUNLARI BİR DERECE  TATİLE UĞRAMASIYLA O ZAT, BÜTÜN EHL-İ ÎMANIN MANEVÎ YARDIMLARIYLA VE  İTTİHAD-I İSLAMIN <font color="#000000">(İSLAM BİRLİĞİNİN) </font>MUAVENETİYLE <font color="#000000">(YARDIMIYLA)</font> VE BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN VE BİLHASSA AL-İ BEYTİN NESLİNDEN HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ <font color="#000000">(KALABALIK)</font> BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA <font color="#000000">(KATILIMLARIYLA)</font> O VAZİFE-İ UZMAYI <font color="#000000">(ÇOK BÜYÜK GÖREVİ)</font> YAPMAYA ÇALIŞIR.<br /> </font></b><br /> Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en  yüksek mesleği olan îmanı kurtarmak ve îmanı, tahkikî (doğruluğunu ispat  ederek) bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da îmanını tahkikî  yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici  (doğru yolu gösterici) manasının tam sarahatını ifade ettiği için, Nur  Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci  ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir, diye  Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telakki  (kabul) ediyorlar. <font color="#ff0000"><b>O ŞAHS-I MANEVÎNİN DE  BİR MÜMESSİLİ, NUR ŞAKİRDLERİNİN TESANÜDÜNDEN GELEN BİR ŞAHS-I MANEVÎSİ  VE O ŞAHS-I MANEVÎDE BİR NEVİ MÜMESSİLİ OLAN BÎÇARE (ZAVALLI)  TERCÜMANINI ZANNETTİKLERİNDEN, BAZAN O İSMİ ONA DA VERİYORLAR. GERÇİ BU,  BİR İLTİBAS(KARIŞTIRMA) VE BİR SEHİVDİR (YANLIŞLIKTIR)</b></font>,  fakat onlar onda mes’ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskidenberi  cereyan ediyor ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade  hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temennî ve Nur Talebelerinin  kemal-i itikadlarının bir tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim.  Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinden Risale-i Nur’u  aynı o ahirzamanın hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat  ile te’vili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var, te’vil  lazımdır.</p>
<p> <b>Birincisi:</b> <font color="#ff0000"><b>AHİRDEKİ İKİ VAZİFE, GERÇİ HAKİKAT NOKTASINDA BİRİNCİ VAZİFE DERECESİNDE DEĞİLLER,</b></font> fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslam ordularıyla  zemin yüzünde saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan  avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci  vazifeden bin derece geniş görünüyor; ve bu isim bir adama verildiği  vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder; belki  de bir hodfüruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve  makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskidenberi ve  şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar &#8220;Mehdî olacağım,&#8221; diye dava  ederler. <font color="#ff0000"><b>GERÇİ HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ  BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ, FAKAT HERBİRİ ÜÇ  VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE YAPMASI İTİBARİYLE, AHİRZAMANIN BÜYÜK  MEHDÎ ÜNVANINI ALMAMIŞLAR&#8230;</b></font><br /> <b>Emirdağ Lahikası-1, sf. 231-232</b></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p></p>
<p>Üstad’ın;  Hz. Mehdi (a.s.)’ın üç görevi bir arada yapacağını ifade ettiği bu sözü  tekrardan şerh edilmeye ya da tefsir edilmeye gerek bıraktırmayacak  kadar açık ve sarihtir. Ayrıca Üstad bu sözünde, Ahir zamanın büyük  Mehdisinin zuhur edeceği hicri 1400 yılından önce de, bu görevlerden  birini bir cihette yapan mehdilerin geldiğini de ifade etmektedir. Ancak  onlara; “bir nevi Hz. Mehdi (a.s.)&nbsp; ve müceddid” şeklinde hitap  etmektedir. Eğer bazı Nur talebelerinin iddia ettikleri gibi Ahir  zamanın büyük Mehdisi üç görevi, bir arada değil de sadece tek bir  alanda yapacak olsaydı Üstad diğer müceddidlere hitap ettiği gibi Hz.  Mehdi (a.s.)’a da “bir nevi Mehdi” sıfatını verir ve kendisinden Risale  boyunca bu şekilde bahsederdi. Oysa Hz. Mehdi (a.s.) için Üstad; “Ahir  Zamanın büyük Mehdisi” ifadesini kullanmakta ve böyle hitap etmesinin  nedeni olarak da onun üç vazifeyi&nbsp; bir arada yapacak olmasını  göstermektedir:</p>
<p>Ayrıca Üstad’ın Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsettiği diğer ifadelerinde onun farklılığını ifade etmek için&nbsp; <b>“O büyük zat” “Başkumandan”,</b> Mehdi Al-i Resul, <b><font color="#ff0000">”EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEK MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM,</font></b> <b>“Ahir Zamanda gelecek bir müceddid-i ekber”, “Acip şahıs”, <font color="#ff0000">“HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT”</font>,</b> <font color="#ff0000"><b>“<font color="#000000">1400 sene sonra gelecek bir </font>HAKİKAT”</b></font> gibi hitaplar kullanması da Hz. Mehdi (a.s.)’ı önceki yüzyıllarda  gelmiş ancak tek bir cihette vazife yapmış diğer mübarek insanlardan  makam olarak ayırdığını gösteren diğer delillerdendir.</p>
<p><i>05 Ağustos 2010</i></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/08/hz-mehdi-a-s-in-uc-gorevini-sozde-3-ayri-kisinin-yapacagi-iddiasi-tamamen-yanlistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Hz. Mehdi (A.S.)&#8217;in &#8216;Seyyid olacağını&#8217;; kendisinin ise &#8216;Seyyid olmadığını&#8217; açıklamıştır</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-hz-mehdi-a-s-in-seyyid-olacagini-kendisinin-ise-seyyid-olmadigini-aciklamistir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-hz-mehdi-a-s-in-seyyid-olacagini-kendisinin-ise-seyyid-olmadigini-aciklamistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 08:10:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Biz]]></category>
		<category><![CDATA[Deki]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Hatta]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Soy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[



Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Hz. Mehdi (A.S.)&#8217;in &#8216;Seyyid ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr align="center">
<td colspan="2" height="24" align="left">
<h3>Bediüzzaman  &#8216;Mehdi&#8217; değildir çünkü Bediüzzaman, &#8216;Hz. Mehdi (A.S.)&#8217;in &#8216;Seyyid  olacağını&#8217;; kendisinin ise &#8216;Seyyid olmadığını&#8217; açıklamıştır</h3>
</td>
</tr>
<tr align="center">
<td align="left" valign="top">Bediüzzaman, kendisinin <strong>‘Mehdi’ </strong>olmadığını  delillendirmek amacıyla, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın  hadislerde bildirildiği gibi “seyyid”, yani “Peygamberimiz (sav)&#8217;in  soyundan gelen bir kimse” olacağını, <strong>“KENDİSİNİN İSE SEYYİD  OLMADIĞINI”</strong> belirtmiştir. Bediüzzaman&#8217;ın bu konuya açıklık  getirdiği sözlerinden bazıları şöyledir:</p>
<p>&#8230; Rivayetlerde, Ahir Zaman’ın alâmetlerinden olan ve <strong>ÂL-İ BEYT-İ NEBEVİ’DEN HAZRET-İ  MEHDİ’NİN</strong> (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler  var. <strong>(Şualar, Beşinci Şua, On Dokuzuncu Mesele, s. 465)</strong></p>
<p>… Ben de onlara demiştim: &#8220;<strong>BEN,  KENDİMİ SEYYİD </strong>(Peygamberimiz’in soyundan) <strong>BİLEMİYORUM. BU ZAMANDA NESİLLER  BİLİNMİYOR. HALBUKİ ÂHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, ÂL-İ BEYT&#8217;TEN</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) <strong>OLACAKTIR. </strong><strong>(Emirdağ Lâhikası-1, 206. Mektup, s. 339)</strong></p>
<p><strong>&#8230; HEM MEHDİLİK İSNADINI  HİÇ KABUL ETMEDİĞİMİ BÜTÜN KARDEŞLERİM ŞEHADET EDERLER.</strong> Hatta Denizli’deki ehli vukuf eğer Said Mehdiliğini ortaya atsa bütün  şakirtleri kabul edecek dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş  ki: <strong>“BEN SEYYİD DEĞİLİM  MEHDİ SEYİD OLACAK” DİYE ONLARI REDDETMİŞ&#8230;</strong> (Şualar, On  Dördüncü Şua, s. 365)</p>
<p><strong> Bediüzzaman tüm bu sözleriyle ‘seyyid olmadığını’ çok kesin  ifadelerle açıklamıştır.</strong> Bunun yanı sıra Bediüzzaman&#8217;ın <strong>“Biz  ancak manevi seyyid olabiliriz” </strong>şeklindeki açıklamaları da  yine Bediüzzaman&#8217;ın seyyid olmadığına açıklık getiren bir başka  delildir:</p>
<p><strong>&#8220;ÂHİR ZAMAN’IN O BÜYÜK  ŞAHSI (Hz. Mehdi (a.s.)) NESLEN ÂL-İ BEYTTEN (soy olarak Hz. Muhammed  (sav)’in soyundan) OLACAK. BİZ NUR ŞAKİRTLERİ, ANCAK MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN  (manevi anlamda birer seyyid) SAYILABİLİRİZ. &#8230;</strong> (Şualar, s. 390)</p>
<p>… “Eğer Mehdilik dava etse, bütün şakirdleri (talebeleri) kabul  edecekler”. Ben de onlara demiştim: <strong>BEN,  KENDİMİ SEYYİD (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) BİLEMİYORUM.</strong> Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki <strong>AHİR ZAMAN’IN O BÜYÜK  ŞAHSI AL-İ BEYT&#8217;TEN </strong>(Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) <strong>OLACAKTIR.  GERÇİ MANEN BEN HAZRET-İ ALİ&#8217;NİN (R.A.) BİR VELED-İ MANEVİSİ</strong> (manevi evladı) <strong>HÜKMÜNDE ONDAN HAKİKAT DERSİNİ ALDIM VE AL-İ  MUHAMMED ALEYHİSSELAM</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan olanlar)  <strong>BİR MANADA HAKİKİ NUR ŞAKİRTLERİNE ŞAMİL OLMASINDAN </strong>(gerçek  Nur talebelerini kapsamasından dolayı) <strong>BEN DE AL-İ BEYTTEN</strong> (Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan) <strong>SAYILABİLİRİM.</strong></p>
<p>(Emirdağ Lâhikası, 206. Mektup, s. 340) (Şualar, On Dördüncü Şua, s.  557)</p>
<p>Bununla beraber, <strong>&#8220;BEN DE  MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN SAYILABİLİRİM&#8221; DEMEKTEN MAKSADIM, BİR KISIM  MÜÇTEHİDLERİN, &#8220;ONUN ÂİLESİNE VE ASHABINA SELÂM OLSUN&#8221; DUASINDA, &#8220;SEYYİD  OLMAYAN, FAKAT EHL-İ TAKVÂ BULUNANLAR O DUADA DAHİLDİRLER&#8221;  DEDİKLERİNDEN, O UMUMÎ DUADA BENİM DE BİR HİSSEM BULUNMASI İÇİN  RİCAKÂRÂNE BİR TEVİLDİR.</strong> <strong>Yoksa, o hatâkârane  mânâ (hatalı anlam) hiç hatırıma gelmemiş.</strong> (Şualar, 14. Şua, s.  358 )</p>
<p>Dolayısıyla bu da Bediüzzaman&#8217;ın ‘Mehdi&#8217;  olmadığının en açık  delillerinden biridir. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine yöneltilen  Mehdilik yakıştırmasını kabul etmediğini anlatırken, seyyid olmayışının,  ‘Mehdi&#8217; olamayacağının delillerinden biri olduğunu belirtmektedir. Bu  durumda eğer Bediüzzaman “Hayır, ben ‘Mehdi&#8217; değilim, çünkü seyyid de  değilim” diyorsa, buna inanmak gerekir.</p>
<p>Ayrıca Said Nursi eğer seyyid olmuş olsaydı, bunu gizlemesi için hiçbir  sebep yoktur. Çünkü seyyid olmak, saklanması gereken bir özellik  değildir. Tam aksine Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in neslinden olmak  Müslümanlar için büyük bir şereftir. Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid  olsaydı, bunu hiçbir şekilde gizlemez ve açıkça ifade ederdi.  Peygamberimiz (sav)&#8217;in soyundan olduğunu ifade etmekten büyük bir onur  duyardı. Kendisine ‘Mehdi olup olmadığı’ sorulduğunda; “Evet seyyidim,  ama ‘Mehdi&#8217; değilim” derdi. Zira çünkü Bediüzzaman bizzat kendisi  eserlerinde, “seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran  ahlakına uygun olmadığını” belirtmiştir:</p>
<p><strong>&#8230; SEYYİD OLMAYAN  “SEYYİDİM” VE SEYYİD OLAN “DEĞİLİM” DİYENLER, İKİSİ DE GÜNAHKAR; VE  DUHUL İLE (dahil olarak) HURUC (isyan) HARAM OLDUKLARI GİBİ&#8230; hadis ve  Kuran’da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu’dur (yasaklanmıştır)&#8230;</strong> (Muhakemat, Birinci Makale, Unsuru’l-Hakikat, On İkinci Mukaddeme, s.  52)</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın bu sözü çok açıktır. İslam ahlakına göre, seyyid olan  bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz. Seyyid olmayan bir  kişi de “ben seyyidim” diyemez. Bu durumda Bediüzzaman da eğer seyyid  olmuş olsaydı, hiçbir şekilde bu gerçeği gizleme yoluna gitmezdi.</p>
<p>Bunun yanı sıra her seyyid olan kişi, mutlaka ‘Mehdi&#8217; olacak diye bir  durum da söz konusu değildir. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid olan  insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyid olması ‘Mehdi&#8217; olmasını  gerektirmediği için seyyid olan her insan bu gerçeği rahatlıkla dile  getirebilir.</p>
<p>Dahası Bediüzzaman “Benim bu konudaki tek eksikliğim seyidliğim, eğer  seyid olsaydım ‘Mehdi&#8217; olurdum” da dememiştir. Çünkü zaten eğer  Bediüzzaman seyyid olmuş olsaydı bile, Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın diğer  alametleri kendisinde oluşmadığı için yine de ‘Mehdi&#8217; olmadığı çok açık  bir şekilde ortadadır.</p>
<p>Zira Bediüzzaman, risalelerinde Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın tüm özelliklerini  ve ortaya çıktığında yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun uzun açıklamış  ve bunların hiçbirinin kendi yaşadığını dönemde henüz gerçekleşmediğini  belirtmiştir.</p>
<p><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/18.gif" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/07/bediuzzaman-mehdi-degildir-cunku-bediuzzaman-hz-mehdi-a-s-in-seyyid-olacagini-kendisinin-ise-seyyid-olmadigini-aciklamistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman&#8217;ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış zamanıyla ilgili sözleri (Türkçeleştirilmiş)</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzamanin-hz-mehdi-a-s-in-cikis-zamaniyla-ilgili-sozleri-turkcelestirilmis.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzamanin-hz-mehdi-a-s-in-cikis-zamaniyla-ilgili-sozleri-turkcelestirilmis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 13:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Cum]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<category><![CDATA[Reca]]></category>
		<category><![CDATA[Saati]]></category>
		<category><![CDATA[Tercih]]></category>
		<category><![CDATA[Vakit]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>
		<category><![CDATA[Zira]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Bediüzzaman&#8217;ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış zamanıyla ilgili  sözleri (Türkçeleştirilmiş)
1.



&#8230; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Bediüzzaman&#8217;ın Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;ın çıkış zamanıyla ilgili  sözleri (Türkçeleştirilmiş)</h3>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>1.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8230;  İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA  KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER&#8230;. (Sözler, s. 318) </span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD’IN BU İFADESİ “SÖZLER”  RİSALESİNDE GEÇMEKTEDİR. SÖZLER RİSALESİ 1926 (HİCRİ 1345) YILINDA  TAMAMLANMIŞTIR. YANİ HİCRİ 1300 İÇİNDE HEM ÜSTADIN TÜM ESERLERİ HİCRİ  1300 DE TAMAMLANDIĞI GİBİ KENDİSİ DE YİNE HİCRİ 1300 İÇİNDE VEFAT  ETMİŞTİR. OYSA ÜSTAD BU SÖZÜNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN, HİCRİ 1400 DE ZUHUR  EDECEĞİNİ İFADE ETMEKTEDİR.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Sekizinci  Asıl:</strong> Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe tecrübe  (meydanı) ve meydan-ı imtihanda (imtihan meydanı) çok mühim şeyleri,  kesretli (çok fazla) eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler,  çok maslahatlar (işler) bağlıdır. Meselâ: Leyle-i Kadri (Kadir gecesi),  umum ramazanda; saat-ı icabe-i duayı (duanın kabul edildiği saati),  Cum&#8217;a gününde; makbul velisini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve  kıyametin vaktini, ömr-ü dünya (dünya hayatı) içinde saklamış. Zira  ecel-i insan (insanın eceli) muayyen (belli) olsa, yarı ömrüne kadar  gaflet-i mutlaka (kesin bir gaflet), yarıdan sonra darağacına adım adım  gitmek gibi bir dehşet verecek. Halbuki âhiret ve dünya müvazenesini  (dengesini) muhafaza etmek ve her vakit havf u reca (korku ve ümit)  ortasında bulunmak maslahatı (durumu) iktiza eder (gerekir) ki; her  dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu halde mübhem (kapalı,  belirsiz) tarzdaki yirmi sene mübhem (kapalı, belirsiz) bir ömür, bin  sene muayyen (belli) bir ömre müreccahtır (üstün tutulan, tercih  edilen). İşte kıyamet dahi şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer  vakti taayyün (aşikar olsaydı) etseydi, bütün kurûn-u ûlâ (ilkçağ) ve  vustâ (orta çağ) gaflet-i mutlakaya (kesin bir gaflete) dalacak idiler  ve kurûn-u uhrâ (yeniçağ ve ilkçağ) dehşette kalacaktı. İnsan nasıl  hayat-ı şahsiyesiyle (kişisel yaşamı) hanesinin ve köyünün bekasıyla  alâkadardır. Öyle de; hayat-ı içtimaiye (toplum hayatı) ve nev&#8217;iyesiyle,  küre-i arzın (dünyanın) ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır. Kur&#8217;an  “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi: 1.)”  der. <strong>&#8220;Kıyamet  yakındır&#8221;</strong> ferman ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra  gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zira kıyamet, dünyanın ecelidir.  Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya ikibin sene, bir seneye nisbetle  bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir. Saat-ı Kıyamet yalnız  insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip (kıyaslanıp) baîd  (uzak) görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, kıyameti  mugayyebat-ı hamseden (Beş bilinmeyen şey, beş bilinmeyen. (Kıyâmetin ne  zaman kopacağı, yağmurun ne zaman yağacağı, rahîmlerde olanı, kişinin  yarın ne kazanacağı ve kişinin nerede, ne zaman öleceği.) olarak ilminde  saklıyor. İşte bu ibham (Belirsiz,Kapalı bırakma) sırrındandır ki, her  asır, hattâ asr-ı hakikatbîn (Gerçeği gören asır.) olan Asr-ı Saadet  dahi daima kıyametten korkmuşlar. Hattâ bazıları, &#8220;Şeraiti (şartları)  hemen hemen çıkmış&#8221; demişler.</p>
<p>İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki: &#8220;Âhiretin  tafsilatını (izahını, açıklamasını) ders alan müteyakkız (basiretli)  kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene  hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, <span style="color: #ff0000;"><strong>İSTİKBAL-İ  DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB  (YAKIN) ZANNETMİŞLER. </strong></span></p>
<p><strong>Elcevab:</strong> Çünki Sahabeler, feyz-i sohbet-i  nübüvvetten (Peygamber Efendimizin sohbetinin feyzi, bereketi ve  verimliliği.) herkesten ziyade (fazla) dâr-ı âhireti (ahiret yurdunu)  düşünerek, dünyanın fenasını (geçiciliğini) bilerek, kıyametin ibham-ı  (belirsiz) vaktindeki hikmet-i İlahiyeyi (ilahi hikmeti) anlayarak  ecel-i şahsî gibi dünyanın eceline karşı dahi daima muntazır (bekleyen)  bir vaziyet alarak, âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resul-i Ekrem  Aleyhissalâtü Vesselâm &#8220;Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz&#8221; tekrar  etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşad-ı Nebevîdir (Hz. Peygamber&#8217;e  ait irşad, Hz. Peygamber&#8217;in doğru yolu, hidayet yolunu gösteren  uyarıları, öğütleri.). Yoksa vuku-u muayyene (belirli bir vukuuya) dair  bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikattan uzak olsun. İllet ayrıdır,  hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm&#8217;ın bu nevi sözleri  hikmet-i ibhamdan (Sözün anlaşılamayacak derecede kapalı olması) ileri  geliyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>Hem şu sırdandır ki; Mehdi,  Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları (şahısları) çok zaman evvel  hattâ Tâbiîn </strong><span style="color: #000000;">(Hz. Muhammed&#8217;in (a.s.m.)  ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş ve ders almış olan  Müslümanlar)</span><strong> zamanında onları beklemişler, yetişmek  emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velayet &#8220;Onlar geçmiş&#8221; demişler.  İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder </strong><span style="color: #000000;">(muhtaç olur, ihtiyaç hissettirir)</span> <strong>ki;  vakitleri taayyün etmesin</strong> <span style="color: #000000;">(belli  olmasın). </span><strong>Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin </strong><span style="color: #000000;">(manevi kuvvetin)</span> <strong>takviyesine medar</strong> <span style="color: #000000;">(vesile)</span> <strong>olacak ve yeisten</strong> <span style="color: #000000;">(ümitsizlikten) </span><strong>kurtaracak &#8220;Mehdi&#8221;  manasına muhtaçtır. </strong><span style="color: #000000;">Bu manada, her asrın  bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve  lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek  müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi,  maslahat-ı irşad-ı umumî (Herkesi doğru yola sevketmenin gereği)  zayi&#8217;(ziyan) olurdu.</span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Şimdi Mehdi gibi eşhasın</strong></span> (şahısların)<strong><span style="color: #ff0000;"> hakkındaki rivayatın </span></strong>(rivayetlerin)  <strong><span style="color: #ff0000;">ihtilafatı </span></strong>(uyuşmazlıkları)  <span style="color: #ff0000;"><strong>ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir  edenler, metn-i ehadîsi </strong></span>(hadisin tam metnini) <strong><span style="color: #ff0000;">tefsirlerine ve istinbatlarına</span></strong> (Müçtehid veya büyük bir âlimin gizli bir manayı içtihad ile meydana  çıkarması) <span style="color: #ff0000;"><strong>tatbik etmişler. Meselâ:  Merkez-i saltanat o vakit Şam&#8217;da veya Medine&#8217;de olduğundan, vukuat-ı  Mehdiye veya Süfyaniyeyi Hz. </strong></span>(Mehdi (a.s.) ve Süfyan  hadiselerini) <span style="color: #ff0000;"><strong>merkez-i saltanat civarında  olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir  etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri  cemaate ait âsâr-ı azîmeyi</strong></span> (büyük eserleri) <strong><span style="color: #ff0000;">o eşhasın</span></strong> (şahısların) <strong><span style="color: #ff0000;">zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o  eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir  şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla  kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas</span></strong> (şahıslar), <span style="color: #ff0000;"><strong>hattâ o müdhiş Deccal dahi  çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten </strong></span>(başlangıçta)  <span style="color: #ff0000;"><strong>Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u  imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman</strong></span> (Ahir Zaman  şahısları) <strong><span style="color: #ff0000;">tanınabilir. </span>(Sözler, s.  318) </strong></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>2.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">&#8230;.BUNDAN  BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ&#8217;NİN  ŞAKİRTLERİ OLABİLİR.”(Şualar, 1. Şua, s. 605)<span style="color: #000000;">(Sikke-i  Tasdik-i Gaybi, sf. 90)</span></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD BU SÖZÜ “ MİLADİ 1936 YANİ  HİCRİ 1355’DE 1. ŞUA’DA İFADE ETMİŞTİR. BU TARİHE GÖRE BİR ASIR SONRASI  HİCRİ 1400’LERE DENK GELMEKTEDİR.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Sure-i  Tevbe&#8217;de: <strong>“Ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu söndürmek istiyorlar.  Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını  istemiyor.”</strong> âyetindeki <strong>&#8220;&#8230;Allah, Kendi nurunu  tamamlamaktan başkasını istemiyor&#8221;</strong> cümlesi, kuvvetli ve  letafetli (nezaketli) münasebet-i maneviyesiyle (manevi yakınlıkla)  beraber şeddeli &#8220;lâmlar&#8221; birer &#8220;lâm&#8221; ve şeddeli &#8220;mim&#8221; asıl kelimeden  olduğundan iki &#8220;mim&#8221; sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidört (1324)  ederek, Avrupa zalimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle  müdhiş bir sû&#8217;ikast plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye  hamiyetperverleri, hürriyeti yirmidörtte ilânıyla o plânı akîm  (başarısız) bırakmağa çalıştıkları halde, maatteessüf (yazık ki)  altı-yedi sene sonra, harb-i umumî (1. Dünya Savaşı) neticesinde yine o  suikast niyetiyle Sevr Muahedesinde Kur&#8217;anın zararına gayet ağır  şeraitle (şartlarla) kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan  plânlarını akîm (başarısız) bırakmak için Türk milliyetperverleri  cumhuriyeti ilânla mukabeleye (karşılık vermeye) çalıştıkları tarihi  olan bin üçyüz yirmidörde, tâ otuz dörde, tâ ellidörde tam tamına  tevafukla, o herc ü merc içinde Kur&#8217;anın nurunu muhafazaya çalışanlar  içinde Resail-in Nur müellifi yirmidörtte (1324) ve Resail-in Nur&#8217;un  mukaddematı (ilkleri) otuzdörtte (1334) ve Resail-in Nur&#8217;un nuranî  cüzleri ve fedakâr şakirdleri ellidörtte (1354) mukabeleye çalışmaları  göze çarpıyor. Hattâ hakikat-ı hali (gerçek durumu) bilmeyen bir kısım  ehl-i siyaseti telaşa sevkettiler ve bu itfa (söndürme, bastırma) sû&#8217;-i  kasdına karşı tenvir (aydınlatma, nurlandırma) vazifesini tam îfa  ettiklerinden bu âyetin mana-yı işarîsi (işari manası) cihetinde bir  medar-ı nazarı olduklarına kuvvetli bir emaredir (alamettir). Şimdi  İslâmlar içinde Nur-u Kur&#8217;ana muhalif haletlerin (hallerin, durumların)  ekserisi, o suikasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin  (anlaşmaların) vahîm neticeleridir. Eğer şeddeli &#8220;mim&#8221; dahi şeddeli  &#8220;lâmlar&#8221; gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O  tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet  ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus&#8217;un doksanüç (1293)  muharebe-i meş&#8217;umesiyle (uğursuz, kötü savaşıyla) âlem-i İslâmın (İslam  aleminin) parlak nuruna muvakkat (geçici, eğreti) bir bulut perde  ettiler. Fakat bunda Resail-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid&#8217;in  (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette  onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor. <strong><span style="color: #ff0000;">Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli &#8220;lamlar&#8221; ve &#8220;mimler&#8221;  ikişer sayılsa</span></strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>BUNDAN BİR  ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ&#8217;NİN ŞAKİRTLERİ  (TALEBELERİ) OLABİLİR.”</strong></span> Her ne ise&#8230; Bu nurlu âyetin  çok nuranî nükteleri var. <strong>Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitap&#8217;tır ki,  Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık  olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1) </strong></p>
<p><strong>(Şualar, 1. Şua, s. 605)<br />
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 90)</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">- <strong>“Ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu  söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu  tamamlamaktan başkasını istemiyor.” (Tevbe Suresi, 32)</strong> ayetindeki, <strong>&#8220;&#8230;Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını  istemiyor&#8221; </strong>cümlesinin ebced değeri: <span style="color: #ff0000;"><strong>HİCRİ  1424 YANİ MİLADİ “2004” tür.</strong></span></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>3.</strong> </span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>&#8220;HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O  ZAT&#8221; &#8230; <span style="color: #000000;">(Kastamonu Lahikası, s. 61-62) </span></strong></span></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #000000;">ÜSTAD BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ BU İFADESİNİ, 1936 (HİCRİ  1354) YILINDA YAZDIĞI KASTAMONU LAHİKASI&#8217;NDA BELİRTİYOR. BU TARİHLER  HİCRİ 1300’LERE DENK GELMEKTEDİR. ÜSTAD’IN “BİR ASIR SONRA&#8230;” ŞEKLİNDE  İFADE ETTİĞİ 100 YIL SONRASI İSE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR ETTİĞİ HİCRİ  1400’E DENK GELMEKTEDİR.</span></strong></span></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">Azîz  kardeşlerim! Sadakatınızdan tereşşuh eden (ortaya çıkan) ve haddimin  pek çok fevkinde (üstünde) hüsn-ü zannınıza karşı bundan evvel verdiğim  cevabın bir tetimmesi (konuyu tamamlayan eki) olarak, bu gelecek fıkrayı  iki gün evvel yazmıştık. <span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #000000;">SİZİN FEVKALÂDE SADÂKAT VE ULÜVV-Ü HİMMETİNİZDEN (YÜKSEK  HİMMETİNİZDEN, YÜKSEK GAYRETİNİZDEN) TEREŞŞUH EDEN (ORTAYA ÇIKAN) BİR  HAFTA EVVELKİ MEKTUBUNUZA KARŞI HÜSN-Ü ZANNINIZI BİR DERECE CERHEDEN  (İPTAL EDEN, ÇÜRÜTEN) BENİM CEVABIMIN HİKMETİ ŞUDUR Kİ:</span> “…BU  ZAMANDA ÖYLE FEVKALÂDE HÂKİM CEREYANLAR VAR Kİ, HERŞEYİ KENDİ HESABINA  ALDIĞI İÇİN, FARAZA HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT</strong></span> dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için  siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek  diye tahmin ediyorum.</p>
<p>Hem üç mes&#8217;ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat  noktasında en mühimmi ve en a&#8217;zamı, iman mes&#8217;elesidir. Fakat şimdiki  umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında (dünya şartlarının  zorluklarında) en mühim mes&#8217;ele, hayat ve şeriat göründüğünden o zât  şimdi olsa da, üç mes&#8217;eleyi birden umum rûy-i zeminde (dünyada)  vaziyetlerini değiştirmek nev&#8217;-i beşerdeki (insanoğlundaki) cârî olan  (geçerli olan) âdetullaha muvafık (uygun) gelmediğinden, her halde en  a&#8217;zam mes&#8217;eleyi esas yapıp, öteki mes&#8217;eleleri esas yapmayacak. <strong>Tâ  ki iman hizmeti safvetini (halislik, temizlik, saflık) umumun nazarında  bozmasın ve avamın (halkın) çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o  hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” (Kastamonu  Lahikası, s. 61-62) </strong></span></span></span></strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
<span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></span></p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">4.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>YETMİŞ  BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA BAŞLAYACAK. EĞER BU, FECR-İ KAZİB DE  OLSA, OTUZ-KIRK SENE SONRA FECR-İ SADIK ÇIKACAK&#8230;”</strong></span> <strong>(Hutbe-i  Şamiye, s. 23)</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>“&#8230;Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE  SONRA</strong></span> fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç  kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip  dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i  insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah <strong><span style="color: #ff0000;">YARIM ASIR SONRA</span></strong> onları darmadağın  edecek.” <strong>(Hutbe-i Şamiye, s. 25)</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD BU SÖZÜNÜ HİCRİ 1327  (MİLADİ 1911) YILINDA ŞAM’DA EMEVİ CAMİİ’NDE VERDİĞİ HUTBESİNDE  SÖYLEMİŞTİR. BURADA ÜSTAD, İSLAM ALEMİNİN, HİCRİ 1371&#8242;DEN YANİ MİLADİ  1951’DEN SONRAKİ GELECEĞİNE YÖNELİK İZAHLAR YAPMIŞTIR. ÜSTAD’IN HUTBE-İ  ŞAMİYE’DE VERDİĞİ TARİHLERİN HEPSİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHUR ZAMANI OLAN  HİCRİ 1400 İÇİNDEDİR. </strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">“Kırk  sene evvel Şam&#8217;daki Câmi-i Emevî&#8217;de Şam ülemasının ısrarıyla içinde yüz  ehl-i ilim bulunan onbin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî  ders risalesindeki hakikatları bir hiss-i kabl-el vuku&#8217; ile Eski Said  hissetmiş, kemal-i kat&#8217;iyyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o  hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî (Dünya  savaşları) ve yirmibeş sene bir istibdad-ı mutlak (diktatörlük, baskı), <strong>o  hiss-i kabl-el vukuun kırk elli sene te&#8217;hirine sebeb olmuş ve şimdi o  zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri (belirtileri) âlem-i  İslâmiyette başlamış. </strong>Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı  geçmiş eski bir hutbe değil, <strong>belki doğrudan doğruya 1327&#8242;ye  bedel, 1371&#8242;de</strong> ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde  üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî  (sosyal) ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin  ederim&#8230;”&#8230;..</p>
<p>“&#8230;Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkisafına  (parlaklığının sönmesine) ve beşeri tenvir etmesine (aydınlatmasına)  mümanaat eden (mani olan) perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat  edenler (mani olanlar) çekilmeye başlıyorlar. Kırkbeş sene evvel o  fecrin (tan vaktinin) emareleri (alametleri) göründü. <span style="color: #ff0000;"><strong>YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA  BAŞLAYACAK. EĞER BU, FECR-İ KAZİB DE OLSA, OTUZ-KIRK SENE SONRA FECR-İ  SADIK ÇIKACAK&#8230;” </strong></span><strong>(Hutbe-i Şamiye, s. 23)</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">“&#8230;Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE  SONRA fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini (güzelliklerini,  iyiliklerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını (maddi manevi  aletler) verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i  hakikat </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(doğruyu  arama)</span></span><strong><span style="color: #ff0000;"> meyelanını </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(eğilimini)</span></span><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"> </span>ve insaf ve muhabbet-i  insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin cephesine  göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA ONLARI DARMADAĞIN EDECEK.” </span><span style="color: #000000;">(Hutbe-i Şamiye, s. 25)</span></strong></p>
<p>Üstad burada, <strong>Hicri 1371&#8242;den yani Miladi 1951’den</strong> sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapıyor.</p>
<p><strong>Hicri 1371 + 30 = 1401 (Miladi 1981) (30 yıl sonrası)<br />
Hicri 1371 + 40 = 1411 (Miladi 1991) (40 yıl sonrası)<br />
Hicri 1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001) (yarım asır sonrası)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>5.</strong> </span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>TÂ AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL  SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O  DAİREYİ GENİŞLETTİRİR &#8230;</strong></span></p>
<p><strong>(Kastamonu Lahikası, Sayfa 72,  Tarihçe-i Hayat, Sayfa  258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>ÜSTAD, <span style="text-decoration: underline;">KASTAMONU LAHİKASI’NI  1936 YILINDA</span> HAZIRLAMIŞTIR. BU ESERİNDE “TA AHİR ZAMANDA&#8230;.”  İFADESİYLE RİSALE-İ NUR’UN ASIL SAHİPLERİ OLARAK NİTELENDİRDİĞİ HZ.  MEHDİ (A.S.) VE TALEBELERİNİN KENDİSİNDEN ÇOK DAHA SONRAKİ BİR VAKİTTE  GELECEKLERİNİ İFADE ETMİŞTİR.</strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Âhir  fıkrasında, Muhbir-i Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) haber verdiği  &#8220;Mânevî fütuhat yapmak (galibiyetler kazanmak) ve zulümatı dağıtmak  zaman ve zemin hemen hemen gelmesi&#8221; diye fıkrasına, bütün ruhu canımızla  rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz, temenni ediyoruz. Fakat biz  Risale-i Nur şakirtleri ise, vazifemiz hizmettir; vazife-i İlahiyeye  karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevi tecrübe  yapmamak olmakla beraber, kemiyete değil (miktara değil), keyfiyete  bakmak, hem çoktan beri sukut-u ahlâka (ahlak  kaybına) ve hayat-ı  dünyeviyeyi (dünya hayatını) her cihetle hayat-ı uhreviyeye (ahirete)  tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbap (sebepler) altında <strong>Risale-i  Nur’un şimdiye kadar fütuhatı (galibiyeti) ve zındıkların (kafirlerin,  dinsizlerin) ve dalâletlerin savletlerini (saldırılarını) kırması ve yüz  binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine  mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i  Sâdıkın (Peygamberimiz (s.a.v.)’in) ihbarını aynen tasdik etmiş ve  vukuatla ispat etmiş ve ediyor, inşaAllah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş  ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (risale-i nuru)  çıkaramaz.<span style="color: #ff0000;"> T</span><span style="color: #ff0000;">Â AHİR  ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE  ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR VE O  TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ.</span></strong></p>
<p><strong>(Kastamonu Lahikası, Sayfa 72, Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258,  Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></strong></p>
<div><strong><span style="color: #000000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">6.</span></strong></span> </strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">FAKAT  O İLERİDE GELECEK ACİP (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri  görülmeyen; garip) ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR  DÜMDÂRI (Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) VE O BÜYÜK KUMANDANIN  PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. <span style="color: #000000;">Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu  aldın.<br />
(Barla Lahikası, sf. 162)</span></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</div>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>SAİD NURSİ HAZRETLERİ  “BARLA LAHİKASI”NI 1926 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. BU ESERİNDE ÜSTAD, HZ.  MEHDİ (A.S.)’IN İLERİDE GELECEĞİNİ AÇIK BİR ŞEKİLDE İFADE ETMİŞTİR.  KENDİSİNİN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÖNCÜSÜ VE ONA ZEMİN HAZIRLAYAN BİR  HİZMETKARI OLDUĞUNU İFADE ETMİŞTİR.</strong></span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Aziz ve gayretli âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur&#8217;ân&#8217;da  yoldaşım Hulûsî-i sânî ve Sabri-i evvel,<br />
</strong><br />
MâşâAllah, Yirminci Mektubun kıymetini güzel anlamışsınız ve güzel  de yazmışsınız. Mektubunda ilm-i kelâm (Cenâb-ı Hakkın zât ve  sıfatlarından, peygamberlik, âhiret ve itikada âit diğer meselelerden  İslâmî esaslar dâiresinde bahseden ilim) dersini benden almak arzu  etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu  ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî  (yüce, temiz) muhakkikler (hakîkatlara hakkıyla vâkıf olan büyük İslâm  âlimleri) demişler ki: Âhirzamanda ilm-i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi  olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi (imani meseleler), birisi öyle bir  surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşif (keşifçiler) ve tarikatın  fevkinde (üstünde), o nurların neşrine (yayılmasına) sebebiyet  verecektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür.</p>
<p>Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece  haddimin fevkinde (üstünde) olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu  iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim (layık olmak, ehliyet) yoktur. <span style="color: #ff0000;"><strong>FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP</strong></span> (Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip) <strong><span style="color: #ff0000;">ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR  DÜMDÂRI</span> </strong>(Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) <span style="color: #ff0000;"><strong>VE O BÜYÜK KUMANDANIN PÎŞDÂR (öncü) BİR NEFERİ  (askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM.</strong></span> Ve ondadır ki, sen de  yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın. <strong>(Barla Lahikası, sf.  162)</strong></span></strong></span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></strong></p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">7.</span></strong></div>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;">&#8230;  AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ (EN BÜYÜK MÜCEDDİD) MANA-YI  İŞARİ İLE (İŞARİ ANLAMDA) HABER VERİYORLAR. Fakat O GELECEK ZATIN ve  cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi&#8230; </span>(Tılsımlar  Mecmuası, sf. 168)</span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">TILSIMLAR MECMUASI, RİSALE-İ  NUR’UN ÇEŞİTLİ KISIMLARINDAN DERLENMİŞ BİR KİTAPTIR. TILSIMLAR  MECMUASI’NDA YER ALAN BU SÖZÜNDE ÜSTAD “O GELECEK ZAT…” İFADESİYLE KENDİ  ZAMANINDA HENÜZ MEHDİ (A.S.)’IN YAŞAMADIĞINI AHİR ZAMANDA GELECEĞİNİ  BELİRTMİŞTİR. AYRICA AHİR ZAMANA KADAR, GELEN HİÇBİR MÜCEDDİDİN TOPLU  OLARAK YAPMADIĞI 3 VAZİFENİN MEHDİ (A.S.) TARAFINDAN YAPILACAĞINI DA  İFADE ETMİŞTİR.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Evvela:  Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve Husrev’i ve Mehmed Feyzi’si ve  Risale-i Nur ‘un manevi avukatı Ahmed Feyzi’nin üç seneden beri alimane  (bilerek), mudakkikane yazdığı şu gelen istihracat-ı gaybiyeyi ve  Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’nin bir kuvvetli hücceti (delil) ve şahidi  bulunan şu risaleciği dikkatle mütalaa ettim. O’nun tedkikatına  (inceleme) ve Risale-i Nur’un kıymetini tam hadis ile ve ayet ile isbat  etmesine karşı, hayret ve istihsan (beğenme) ile “MaşaAllah, Barekellah”  dedim. Fakat, bir derece tabire muhtaçtır. Ayn-ı hakikattır (hakikatin  ta kendisi); fakat “Said” hakkında hususan son kısmının haşiyelerinde  (dipnot) &#8211; şahsiyetim itibarıyla haddimden yüz derece ziyade bir hüsn-ü  zannı ile – hakikatın sureti değişmiş…</p>
<p>Evet, hem Sikke-i Gaybiye, hem O’nun yazdığı ayetler ve hadisler  müttefikan (ittifakla) bu asırda bir hakikat-ı nuraniyeye (nurlu  hakikat) işaret ediyorlar. Ve bu asır ve bu zaman, cemaat zamanı  olduğundan şahs-ı manevi hükmedebilir. Hususan manevi vazifelerde maddi  şahısların ehemmiyeti (önemi) azdır. Dağlar gibi vazifeler, o zayıf  şahsiyetlere yükletilmez.</p>
<p>Bazı ayat-i kerime ve hadis-i şerife <span style="color: #ff0000;"><strong>AHİR  ZAMANDA GELECEK </strong></span>bir müceddid-i ekberi (en büyük  müceddid) mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar. Fakat <span style="color: #ff0000;"><strong>O GELECEK ZATIN </strong><strong>O GELECEK ZATA  DAİR HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR&#8217;UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA  BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE ÇALIŞMIŞLAR VE ŞERİATI İHYA (diriltme) VE  HİLAFETİ TATBİK OLAN ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU İKİ MÜHİM VAZİFESİNİ  NAZARA ALMAMIŞLAR.</strong></span> ve cemiyetinin üç vazifesinden en  ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve  hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatleri) güneş gibi göstermek vazifesini  Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından;  Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur&#8217;dan istifade cihetinde  faidelidir, zararsızdır; fakat Nur&#8217;un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye  alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği  gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin  tenkidine ve hücumuna vesile olabilir&#8230;  <strong>(Tılsımlar Mecmuası,  sf. 168)</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>8. </strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="color: #ff0000;">BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ;  SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE  TATBİK EDECEK. <span style="color: #000000;">Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 11,  Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310</span></span></strong></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;">SAİD NURSİ HAZRETLERİ “SİKKE-İ  TASDİK-İ GAYBİ”Yİ 1928 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD BU ESERİNDE HZ.  MEHDİ (A.S.)’DAN BAHSEDERKEN KENDİSİNDEN “SONRA GELECEK O MÜBAREK  ZAT&#8230;”’IN YANİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN; ÜSTAD’IN HAZIRLAMIŞ OLDUĞU VE ASIL  SAHİBİNİN HZ. MEHDİ (A.S.) OLDUĞUNU İFADE ETTİĞİ RİSALE-İ NUR’LARI NEŞR  VE TATBİK EDECEĞİNİ İFADE ETMİŞTİR.</span></span></span></strong></span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;"><strong>Aziz, sıddık kardeşlerim,</strong></p>
<p><strong>Evvelâ:</strong> Nurun fevkalâde has şakirtleri  (talebeleri), Sikke-i Gaybiye müştemilâtıyla (eklentileriyle), o  evliya-yı meşhûreden (tanınmış evliyalar), kırk günde bir defa ekmek  yiyip kırk gün yemeyen Osman-ı Hâlidî&#8217;nin sarih (açık) ihbarı ve  evlâtlarına vasiyetiyle ve Isparta&#8217;nın meşhur ehl-i kalb âlimlerinden  (kalbiyle mânevî terakkide bulunanlar) Topal Şükrü&#8217;nün zahir haber  vermesiyle çok ehemmiyetli bir hakikatı dâvâ edip, fakat iki iltibas  (karışıklık, yanlışlık) içinde, bu biçare, ehemmiyetsiz kardeşleri  Said&#8217;e bin derece ziyade hisse vermişler. On seneden beri kanaatlerini  tâdile (düzeltmeye) çalıştığım halde, o bahadır (cesur) kardeşler  kanaatlerinde ileri gidiyorlar. Evet, onlar, On Sekizinci Mektuptaki iki  ehl-i kalb çobanın macerası gibi, hak bir hakikati görmüşler; fakat  tabire muhtaçtır. O hakikat de şudur:</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>ÜMMETİN BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA  GELECEK ZATIN ÜÇ VAZİFESİNDEN EN MÜHİMMİ VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI  OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (İNANDIĞI ŞEYLERİN ASLINI, ESÂSINI BİLEREK İNANMA;  SARSILMAZ ÎMÂN,) NEŞR (YAYMAK) VE EHL-İ İMANI DALALETTEN (HAK VE  HAKİKATTEN SAPMA) KURTARMAK CİHETİYLE (YÖNÜYLE)</strong></span>, o en  ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risâle-i Nur’da görmüşler. İmam-ı  Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o  gelecek zatın makamını Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsinde keşfen  görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine  (hizmetkarına) vermişler, o hâdime mültefitane (iltifatlılıkla)  bakmışlar. <span style="color: #ff0000;"><strong>BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ,  SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSÂLE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞİR VE  TATBİK EDECEK’.</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>O zatın ikinci vazifesi, şeriatı  icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki  kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife  gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife  tatbik edilebilsin.O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi  (Müslümanların manevi liderliğini) ittihad-ı İslâma (İslam birliğine)  bina ederek, İsevî ruhanîleriyle (cisim olmayıp gözle görülmeyen, ruha  ait) ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir  saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. </strong></span>Birinci  vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o  ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı  bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli  görünüyorlar. İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o  kardeşlerimizin tâbire ve tevile (bir fikir veya sözden bir başka mânâ  çıkarmak) muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i  siyaseti telâşe verir ve vermiş; hücumlarına vesile olur. Çünkü, birinci  vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar; öteki cihetlere  hamlederler.</p>
<p><strong>Kardeşlerimin ikinci iltibası (yanlışlık):</strong></p>
<p>Fâni ve çürütülebilir bir şahsiyeti, bazı cihetlerle birinci  vazifede pişdarlık (öncülük) eden Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsini  temsil eden o âciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki iltibas da  (yanlışlık) Risale-i Nur&#8217;un hakikî ihlâsına ve hiçbir şeye, hattâ mânevî  ve uhrevî makamata (makamlar, dereceler) dahi âlet olmamasına bir  cihette zarar verdiği gibi, ehl-i siyaseti de evhama düşürüp Risale-i  Nur&#8217;un neşrine zarar gelir. Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için,  böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir  (kaybolabilir) şahsiyetlere bina edilmez.</p>
<p><strong>Elhasıl:</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>O  GELECEK ZATIN İSMİNİ VERMEK,</strong></span> <strong>üç vazifesi birden  hatıra geliyor;</strong> yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan  nurdaki ihlâs zedelenir, avâm-ı mü&#8217;minîn (müminlerin geniş halk  tabakası) nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır.  Yakîniyet-i bürhaniye (kesin deliller) dahi, kazâyâ-yı makbûledeki  (kabule mazhar olmuş hüküm ve iddia) zann-ı galibe (kuvvetli ihtimal)  inkılâp eder (değişir); daha muannid (inatçı) dalâlete (Hak ve  hakîkatten) ve mütemerrid (İnatçı, dik kafalı, hakkı kabul etmekte  direnen) zındıkaya (dinsizlik, inançsızlık) tam galebesi (üstün gelmek),  mütehayyir (Hayrete düşen, şaşıran) ehl-i imanda görünmemeye başlar.  Ehl-i siyaset evhama ve bir kısım hocalar itiraza başlar. <strong>Onun  için, Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki &#8220;Müceddiddir, onun  pişdarıdır (öncüsüdür)&#8221; denilebilir.Umum kardeşlerimize binler selâm.  (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9-11)</strong></span></span></span></span></span></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Ümmetin beklediği, ahirzamanda  gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı  (değerlisi) olan îman-ı tahkîkiyi (Tahkiki iman, imana dair bütün  meseleleri inceleyip delil ve bürhan ile inanma) neşr (Dağıtma,  yayma&#8230;) ve ehl-i îmanı dalaletten (batıla yönelmekten) kurtarmak  cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemamiha Risale-i Nur’da  görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı a’zam ve Osman-ı Halidî gibi zatlar bu  nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur’un şahs-ı  manevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı  manevîyi bir hadimine (hizmetçisine) vermişler, o hadime (hizmetçiye)  mültefitane (iltifat edene yakışır şekilde) bakmışlar. <span style="color: #ff0000;"><strong>BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ; SONRA GELECEK O  MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK.</strong></span></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong> (</strong></span><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310)</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></span></p>
<div><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">9.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #ff0000;"><strong>FAKAT  ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE KUDSÎ (yüce, temiz) ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR  ETMEK LÂZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANÎ ZATLARA ZEMİN  İHZAR EDİYORUZ </strong>.</span><strong><span style="color: #ff0000;">..</span>(Sikke-i  Tasdik-i Gaybi, s. 189) (Barla Lahikası, 28. Mektuptan 7. Risale Olan  7. Mesele)</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
<strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">SAİD NURSİ HAZRETLERİ “BARLA  LAHİKASI”NI 1926 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD RİSALELERİNDE YAŞADIĞI  DÖNEMİN KIŞ OLDUĞUNU İFADE EDEN İZAHLAR YAPARKEN HZ. MEHDİ (A.S.)’DAN  BAHSETTİĞİ BU BÖLÜMDE MEHDİ VE TALEBELERİNE HİTABEN ONLARIN BAHARDA  GELECEKLERİNİ İFADE ETMİŞ, YAPTIĞI BU ÇALIŞMALARLA KENDİSİNDEN SONRA  GELECEK OLAN O MÜBAREK İNSANLARA ORTAM HAZIRLADIĞINI BELİRTMİŞTİR.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Beşinci Sebep:</strong> Çok zaman evvel bir ehl-i  velâyetten (evliya olan kimseler) işittim ki: O zat, eski velîlerin  gaybî (hazırda olmayan, görünmeyenlere âit) işaretlerinden istihraç  etmiş (bazı işaretleri beliren şeylerden ileriye ait olacak şeyleri  çıkarmak) ve kanaati gelmiş ki, <strong>&#8220;Şark (doğu) tarafından bir nur  zuhur edecek, bid&#8217;alar (dinin aslına uymayan âdet ve uygulamalar)  zulümâtını (haksızlıklar) dağıtacak.&#8221; Ben böyle bir nurun zuhuruna çok  intizar ettim (ümit ederek bekleme) ve ediyorum.</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE KUDSÎ (yüce,  temiz) ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LÂZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU  HİZMETİMİZLE O NURANÎ ZATLARA ZEMİN İHZAR EDİYORUZ</strong></span> (hazırlıyoruz). Madem kendimize ait değil; elbette, Sözler namındaki  nurlara ait olan inâyât-ı İlâhiyeyi (ilahi yardımlar) beyan etmekte  medar-i fahir (övünme sebebi) ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd (şükür  sebebi) ve şükür ve tahdis-i nimet (Cenâb-ı Hakk`a karşı şükrünü edâ  etmek ve teşekkür etmek maksadıyla kavuştuğu nîmeti başkalarına anlatma)  olur. <strong>(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) (Barla Lahikası, 28.  Mektuptan 7. Risale Olan 7. Mesele)</strong></span></strong></span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></span></div>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">10.</span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">AHİR  ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM  EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEK MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM  OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ GÖNDERECEK VE O ZAT DA, EHL-İ BEYT-İ  NEBEVİDEN OLACAKTIR&#8230;<span style="color: #000000;">(Mektubat, 411-412) </span></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">SAİD NURSİ HAZRETLERİ  “MEKTUBAT’I 1929 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. ÜSTAD’IN DÖNEMİNDE AHİR  ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI OLAN DARWINİZM, MATERYALİZM VE ATEİZM’İN TOPLUM  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ BUGÜNKÜ GİBİ ŞİDDETLİ DEĞİLDİ. OYSA HZ. MEHDİ  (A.S.)’IN ZUHUR YÜZYILI OLAN HİCRİ 1400, BU DİNSİZ AKIMLARIN ÇOK HIZLI  İVME KAZANDIĞI, İNSANLAR VE TOPLUMLAR ÜZERİNDE ETKİLERİNİ EN ŞİDDETLİ  HALE GETİRDİKLERİ BİR YÜZYIL OLMUŞTUR. DÖNEMLERİNDE YAPTIKLARI HİZMETLER  İTİBARİYLE, ÜSTAD’IN ŞAHSI DA, ONDAN ÖNCE GELEN MÜCTEHİDLER DE; TAMAMI  HZ. MEHDİ (A.S.)’DA TOPLANACAK OLAN EN BÜYÜK MÜCEDDİD, EN BÜYÜK MÜRŞİT  VE MÜÇTEHİD, HAKİM, MEHDİ VE KUTB-U AZAM SIFATLARINA BİR ARADA SAHİP  OLMAMIŞLARDIR. </span></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Elcevap:</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>Cenab-ı  Hakk; kemal-i rahmetinden (en yüksek rahmetinden), şeriat-i İslamiyetin  edebiyetine (İslami hükümlerin eğitimine) bir eser-i himayet  (korumasının alameti) olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih  (ıslah edici) veya bir müceddit (büyük alim) veya bir halife-i zişan  (şanlı halife) veya bir kutb-u a&#8217;zam veya bir  mürşid&#8217;i ekmel (kusursuz  bir klavuz) veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübaret zatları göndermiş;</strong></span> <strong>fesadı izale edip (giderip), milleti ıslah etmiş (düzeltmiş);  Din-i Ahmediye (A.S.M) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor,</strong> <strong><span style="color: #ff0000;">AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA,  ELBETTE EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD, HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD, HEM HAKİM, HEM  MEHDİ, HEM MÜRŞİD, HEM KUTB-U AZAM OLARAK BİR ZAT-İ NURANİYİ </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(nurlu bir kişiyi)</span></span><strong><span style="color: #ff0000;"> GÖNDERECEK VE O ZAT DA, EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN </span></strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">(Peygamberimiz (saas)’in  soyundan) </span></span><strong><span style="color: #ff0000;">OLACAKTIR.</span></strong> <strong>Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini  (gök ve yerin arasını, dünyayı) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir  saniyede denizin firtınalarını teskin eder (sakinleştirir) ve bahar  içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini (örneğini) ve yazda bir  saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal (Celal ve İzzet sahibi  Yüce Allah); Mehdi ile de, alem-i İslam&#8217;ın zulümatını (karanlıklarını)  dağıtabilir. Ve va&#8217;detmiştir, va&#8217;dini elbette yapacaktır.</strong> Kudret-i İlahiye (ilahi güç) noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer  daire-i esbab (sebepler dairesi) ve hikmet-i Rabbaniye (Allah’ın  hikmeti) noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua (oluşa)  layıktır ki; &#8216;Eğer muhbir-i Sadık&#8217;tan rivayet olmazsa dahi, herhalde  öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır&#8217; diye ehl-i tefekkür (tefekkürde  bulunanlar) hükmeder. &#8230;.. Âl-i İbrahim Aleyhisselâm (Hz. İbrahim  (as)’ın soyu) gibi öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin  başında, umum aktar (açıklık alanlar) ve âsârın mecmalarında (kuytu  toplanma yerlerinde) o nuranî zatlar kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir  kesrettedirler ki (o kadar kalabalıktırlar ki), o kumandanların mecmuu  (tümü), muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir  tesanütle bir fırka  (tümen) vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini  milliyet-i mukaddese (mübarek topluluk) hükmünde rabıta-i ittifak  (dayanışma düzeni) ve intibah (uyanış) yapsalar, hiçbir milletin ordusu  onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli (kalabalık) o muktedir (güç  yetiren) ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i  Mehdînin en has ordusudur.</p>
<p>Evet, bugün tarih-i Âlemde (dünya tarihinde) hiçbir nesil,  şecere ile ve senetlerle ve anane ile birbirine muttasıl (birbirine  bitişik) ve en yüksek şeref ve Âli hasep ve asil neseple (soyla) mümtaz  (ayrıcalıklı) hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli  kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i  hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemalin (olgun ve değerli  kişiler) namdar (namlı) reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten  (sayıca) milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih (akıllı,  sorumluluk sahibi) ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî  (Peygamber  sevgisi) ile dolu ve cihandeğer (dünyanın en kıymetlisi) şeref-i  intisabıyla  (mensup olmasıyla) serfirazdırlar (seçkindirler). <strong>Böyle  bir cemaat-i azîme  (büyük bir cemaat) içindeki mukaddes kuvveti tehyiç  edecek (coşturacak) ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor  (büyük ve önemli olaylar oluşuyor). Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir  hamiyet-i Âliye feveran edecek (o büyük kuvvetteki haysiyet ve  mukaddesatı koruma duygusu galeyana gelecek) ve Hazret-i Mehdî başına  geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek (doğru yola ve gerçeğe  yönlendirecek). Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın  gelmesi gibi, âdetullahtan (Allah’ın yarattığı tabiat kurallarından) ve  rahmet-i İlâhiyeden (Allah’ın Rahmetinden) bekleriz. </strong></span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></div>
<p><strong><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">11.</span></strong> </strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><strong><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">MEHDÎ’NİN ÜÇ VAZİFESİ </span></strong><br />
<span style="color: #000000;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Emirdağ  Lahikası-I, ss. 231-233.) </span></strong></span></span></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">ÜSTAD BEDİÜZZAMAN SAİD  NURSİ HAZRETLERİ EMİRDAĞ LAHİKASI’NI 1949 YILINDA KALEME ALMIŞTIR. BU  ESERİNDE ÜSTAD HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÖZELLİKLE DARWINİZM, MATERYALİZM VE  ATEİZM FELSEFELERİNİ TAM SUSTURARAK İNSANLARIN İMANINI KURTARMAYA VESİLE  OLACAK ŞEKİLDE ÇOK ETKİLİ ÇALIŞMALAR YAPACAĞINI İFADE ETMİŞTİR. ÜSTAD,  KENDİSİNİN YAŞADIĞI DÖNEM DAHİL OLMAK ÜZERE HER DÖNEMDE BİR NEVİ MEHDİ  VASFINA SAHİP İNSANLAR GELDİĞİNİ ANCAK HİÇBİRİNİN BU ÜÇ VAZİFEYİ BİR  ARADA YAPMA KUDRETİNE SAHİP OLAMADIKLARINI İFADE ETMİŞTİR.</span></strong></strong></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Mehdî’nin üç vazifesi </strong></p>
<p>Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi (talebesi),  çokların namına (başkaları adına) benden sordu ki: &#8220;Nurun halis ve  ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane (ısrarla) olarak  ahirzamanda gelen al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o  kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar.</p>
<p>Sen de bu kadar musırrane (ısrarla) onların fikirlerini kabul  etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’î  (kesin) bir hüccet (delil) var ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen  onlara muvafakat (müsaade) etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, her halde  hallini istiyoruz.&#8221;</p>
<p>Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere (meselelere)  cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki  cihette bir tabir ve te’vil lazım.</p>
<p><strong>Birincisi:</strong> <span style="color: #ff0000;"><strong>ÇOK  DEFA MEKTUPLARIMDA İŞARET ETTİĞİM GİBİ, MEHDÎ AL-İ RESÛLÜN TEMSİL ETTİĞİ  KUDSÎ (mukaddes) CEMAATİNİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİN ÜC VAZİFESİ VAR. EĞER  ÇABUK KIYAMET KOPMAZSA VE BEŞER BÜTÜN BÜTÜN YOLDAN ÇIKMAZSA, O  VAZİFELERİ ONUN CEMİYETİ VE SEYYİDLER CEMAATİ YAPACAĞINI RAHMET-İ  İLAHİYEDEN BEKLİYORUZ. VE ONUN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK: </strong></span></p>
<p><strong>Birincisi :</strong> Fen ve felsefenin tasallutiyle  (tesiriyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar  etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyûn (materyalizm,  darwinizm ve ateizm salgını), fikrini tam susturacak bir tarzda îmanı  kurtarmaktır. Ehl-i îmanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenleri  sapkınlıktan korumak) ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla,  çok zaman tetkikat (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden  (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdî’nin, o vazifesini bizzat kendisi  görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye  (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. <span style="color: #ff0000;"><strong>HERHALDE O VAZİFEYİ ONDAN EVVEL BİR TAİFE BİR  CİHETTE GÖRECEK. O ZAT, O TAİFENİN UZUN TETKİKATI (tetkikleri) İLE  YAZDIKLARI ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROĞRAM YAPACAK, ONUN İLE O BİRİNCİ  VAZİFEYİ TAM YAPMIŞ OLACAK. BU VAZİFENİN İSTİNAD ETTİĞİ (dayandığı)  KUVVET VE MANEVÎ ORDUSU, YALNIZ İHLAS VE SADAKAT VE TESANÜD SIFATLARINA  TAM SAHİP OLAN BİR KISIM ŞAKİRDLERDİR. NE KADAR DA AZ OLSALAR, MANEN BİR  ORDU KADAR KUVVETLİ VE KIYMETLİ SAYILIRLAR. </strong></span></p>
<p><strong>İkinci vazifesi : <span style="color: #ff0000;">HİLAFET-İ  MUHAMMEDİYE (A.S.M.) ÜNVANI İLE ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ <span style="color: #000000;">İslama  ait değerleri)</span> İHYA ETMEKTİR. ALEM-İ İSLAMIN <span style="color: #000000;">(İslam aleminin)</span> VAHDETİNİ <span style="color: #000000;">(birliğini)</span> NOKTA-İ İSTİNAD EDİP <span style="color: #000000;">(dayanak noktası edinip)</span>,  BEŞERİYETİ MADDÎ VE MANEVÎ TEHLİKELERDEN VE GAZAB-I İLAHÎDEN <span style="color: #000000;">(BELADAN)</span> KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ  İSTİNADI VE HADİMLERİ <span style="color: #000000;">(HİZMETKARLARI)</span>,  MİLYONLARLA EFRADI (EFRADI) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. </span></strong></p>
<p><strong>Üçüncü vazifesi :<span style="color: #ff0000;"> İNKILABAT-I  ZAMANİYE (ZAMANA BAĞLI DEĞİŞİMLER) İLE ÇOK AHKAM-I KUR’ANİYENİN  (KURAN&#8217;IN HÜKÜMLERİNİNİ) ZEDELENMESİYLE VE ŞERİAT-I MUHAMMEDÎYENİN  (A.S.M.) KANUNLARI BİR DERECE TATİLE UĞRAMASIYLA O ZAT, BÜTÜN EHL-İ  ÎMANIN MANEVÎ YARDIMLARIYLA VE İTTİHAD-I İSLAMIN (İSLAM BİRLİĞİNİN)  MUAVENETİYLE (YARDIMIYLA) VE BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN VE BİLHASSA AL-İ  BEYTİN NESLİNDEN HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (KALABALIK) BULUNAN  MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (KATILIMLARIYLA) O VAZİFE-İ  UZMAYI (ÇOK BÜYÜK GÖREVİ) YAPMAYA ÇALIŞIR. </span></strong></p>
<p>Şimdi hakikat-ı hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve  en yüksek mesleği olan îmanı kurtarmak ve îmanı, tahkikî (doğruluğunu  ispat ederek) bir surette umuma ders vermek, hatta avamın da îmanını  tahkikî yapmak vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici, irşad  edici (doğru yolu gösterici) manasının tam sarahatını ifade ettiği için,  Nur Şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden,  ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir,  diye Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî  telakki (kabul) ediyorlar. O şahs-ı manevînin de bir mümessili, Nur  Şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı  manevîde bir nevi mümessili olan bîçare (zavallı) tercümanını  zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Gerçi bu, bir  iltibas(karıştırma) ve bir sehivdir (yanlışlıktır), fakat onlar onda  mes’ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskidenberi cereyan ediyor ve  itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir  nevi dua ve bir temennî ve Nur Talebelerinin kemal-i itikadlarının bir  tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim. Hatta eski evliyanın bir  kısmı, keramet-i gaybiyelerinden Risale-i Nur’u aynı o ahirzamanın  hidayet edicisi olduğu, diye keşifleri bu tahkikat ile te’vili  anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var, te’vil lazımdır.</p>
<p><strong>Birincisi: <span style="color: #ff0000;">AHİRDEKİ İKİ VAZİFE,  GERÇİ HAKİKAT NOKTASINDA BİRİNCİ VAZİFE DERECESİNDE DEĞİLLER,</span></strong> fakat hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslam ordularıyla  zemin yüzünde saltanat-ı İslamiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan  avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci  vazifeden bin derece geniş görünüyor; ve bu isim bir adama verildiği  vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder; belki  de bir hodfüruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve  makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskidenberi ve  şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar &#8220;Mehdî olacağım,&#8221; diye dava  ederler. <span style="color: #ff0000;"><strong>GERÇİ HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ  BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ, FAKAT HERBİRİ ÜÇ  VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE YAPMASI İTİBARİYLE, AHİRZAMANIN BÜYÜK  MEHDÎ ÜNVANINI ALMAMIŞLAR. </strong></span></p>
<p>Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu (bilgi sahibi kişileri), bazı  şakirtlerin (talebelerin) bu itikatlarına (inançlarına, düşüncelerine)  göre, bana karşı demişler ki:</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">&#8220;EĞER MEHDİLİK DAVA ETSE, BÜTÜN  ŞAKİRDLERİ (talebeleri) KABUL EDECEKLER.&#8221; BEN DE ONLARA DEMİŞTİM: &#8220;BEN,  KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM. BU ZAMANDA NESİLLER BİLİNMİYOR. HALBUKİ AHİR  ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, AL-İ BEYTTEN </span></strong>(Peygamberimiz  (s.a.v.)’in neslinden) <span style="color: #ff0000;"><strong>OLACAKTIR.</strong></span> Gerçi manen (manevi olarak) ben Hazret-i Ali nin (r.a.) bir veled-i  manevisi (manevi evladı) hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Al-i  Muhammed Aleyhisselam bir manada hakiki Nur şakirtlerine şamil  olmasından (gerçek Nur talebelerini de kapsadığı için), ben de Al-i  Beytten (Peygamberimiz (saas)’in neslinden) sayılabilirim. Fakat bu  zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından ve Nurun mesleğinde hiçbir cihette  (hiç bir yönden) benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek ve  şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlasa tam muhalif olmasından  (samimiyetin sırrına ters düşmesinden), Cenab-ı Hakka hadsiz (sonsuz)  şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsi ve  haddimden hadsiz derece fazla makamata (kendi sınırlarımdan sonsuz  derecede fazla makama) gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlası (samimiyeti)  bozmamak için, uhrevi makamat (makam) dahi bana verilse, bırakmaya  kendimi mecbur biliyorum&#8221; dedim, o ehl-i vukuf (bilgi sahibi kişiler)  sustu. <strong>(Emirdağ Lahikası-1, sf. 231-233.)</strong></span></strong></span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/109.gif" alt="" width="575" height="77" /></strong></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/bediuzzamanin-hz-mehdi-a-s-in-cikis-zamaniyla-ilgili-sozleri-turkcelestirilmis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak yeryüzüne inecektir</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-hz-mehdi-a-s-zamaninda-musluman-olarak-yeryuzune-inecektir.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-hz-mehdi-a-s-zamaninda-musluman-olarak-yeryuzune-inecektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 13:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Baha]]></category>
		<category><![CDATA[Bsk]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Dolu]]></category>
		<category><![CDATA[Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Feza]]></category>
		<category><![CDATA[Halid]]></category>
		<category><![CDATA[Iman]]></category>
		<category><![CDATA[Incil]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Trc]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak  yeryüzüne inecektir</h3>
<div>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>HZ.  İSÂ, İNCİL’DE, BU ÜMMETİN ÖVGÜ DOLU SIFATLARINI GÖRDÜĞÜNDE, ONLARDAN  EYLEMESİ İÇİN ALLAH’A DUÂ ETMİŞ, ALLAH DA ONUN DUÂSINI KABUL ETMİŞTİR.</strong> Günü geldiğinde müceddid olarak yeryüzüne inmesi bunun içindir.</span></div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Kütüb-i  Sitte Tercüme ve Şerhi, Feza Gazetecilik, 1996, 14/74)</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><br />
</span></p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="10" width="600" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Hz. İsa  (a.s.) Peygamber Efendimiz (sav)’e ümmet olmak için inecektir. Hakiki  İncil’de Muhammed aleyhisselamın üstünlüklerini gören<strong> HAZRET-İ  İSA, ONUN ÜMMETİNDEN OLMAK İÇİN ÇOK YALVARDI, DUA ETTİ VE DUASI KABUL  EDİLDİ.</strong> Allahü Teâlâ, onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete  yakın, Muhammed aleyhisselamın ümmeti olmak için yeryüzüne inecek, onun  dinine uyacak ve onu yayacak, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi tahrif  olmuş dinleri İslam dinine çevirecektir. </span></p>
</div>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">(Herkese  Lazım Olan İman, Ebü&#8217;l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid b. Ahmed Halid-i  Bağdadi, 1242/1827 ; Trc: Kemahlı Feyzullah Efendi, 6. bsk., İstanbul,  İhlas Yayınları, 1989)</span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://us1.harunyahya.com/Image/yenibilgi/hzisa.jpg" alt="" hspace="5" vspace="5" width="250" height="346" align="middle" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-hz-mehdi-a-s-zamaninda-musluman-olarak-yeryuzune-inecektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IRAK SAVAŞI HZ MEHDİNİN GELİŞ ALAMETİMİ?</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/irak-savasi-hz-mehdinin-gelis-alametimi.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/irak-savasi-hz-mehdinin-gelis-alametimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 09:25:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdinin Çıkış Alametleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Edip]]></category>
		<category><![CDATA[Efal]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Parasi]]></category>
		<category><![CDATA[Verin]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;ORDUNUN KAYBOLUŞU&#8221;
&#8220;Mehdi&#8217;nin beş alameti bulunur.  Bunlar    ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;ORDUNUN KAYBOLUŞU&#8221;</span></p>
<p><em>&#8220;Mehdi&#8217;nin beş alameti bulunur.  Bunlar                    Süfyani, Yemani, samadan bir sayha, <span style="text-decoration: underline;">Beyda&#8217;da bir  ordunun                    batışı</span> ve günahsız insanların öldürülmesidir.&#8221;<br />
(Naim Bin Hammad)</em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/irak1.jpg" alt="" width="448" height="406" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;IRAKLILARIN PARASI  KALMAYACAK&#8221;</span></p>
<p><em>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Iraklıların</span> elinde  ölçecekleri                    bir tartı aleti ve <span style="text-decoration: underline;">alış-veriş yapabilecekleri bir  para hemen                    hemen kalmayacak</span>.&#8221;<br />
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf.  45 El                    Muttaki)</em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="462"><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/irak2a.jpg" alt="" width="450" height="262" /><br />
<img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/irak2b.jpg" alt="" width="450" height="232" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;BAĞDAT ALEVLERLE YOK EDİLİR&#8221;</span></p>
<p><em>Ahir zamanda <span style="text-decoration: underline;">Bağdat alevlerle  yok edilir&#8230;</span><br />
</em><em>(Risaletül Huruc ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177,  Kayıt 854)</em></p>
<table border="1" width="358" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="450" height="462">
<div><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/irak3a.jpg" alt="" width="358" height="215" /><br />
<img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/irak3b.jpg" alt="" width="358" height="268" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><br />
</em><span style="text-decoration: underline;">&#8220;BATILI GÜÇLER VE TÜRKİYE&#8221;</span></p>
<p><em>&#8220;Müslümanlarla Rumlar arasında sulh  anlaşması                    olacak. Sonra onlar, Müslümanların düşmanlarıyla  savaşacaklar,                    mağlup edip ellerinden mallarını aldıkları zaman o  malları Müslümanlarla                    aralarında paylaşacaklar. Aradan bir müddet geçtikten  sonra                    Müslümanlarla birlik olup Faris&#8217;i ele geçirecekler.  Bir çok                    ganimetlerle birlikte insanlardan esirler alacaklar ve  Müslümanlara:</em></p>
<p>-Biz size vediğimiz gibi, şimdi siz de  bize ganimetlerden                    birşeyler verin! Diyecekler. Müslümanlar ellerindekini  onlarla                    paylaşacaklar, sonra Rumlar:</p>
<p>-<em><span style="text-decoration: underline;">Kendi çocuklarınızdan da verin  bize</span>! </em>Deyince müslümanlar buna razı olmayacaklar. BUNUN  ÜZERİNE                    KOSTANTİNİYE (İSTANBUL) SAHİBİNE GELİP:</p>
<p><em>-Araplar bize ihanet ettiler, biz  sayıca ve                    kuvvetce onlardan fazlayız, müsaade et de savaşalım  diyecekler.                    Kralları:</em></p>
<p><em>-Siz ne kadar çok olursanız olun,  Arapları                    yenemezsiniz! Diyecek. Sonra Romayı elinde tutan krala  başvuracaklar.                    O, bunların teklifini kabul edip, seksen sancakla -her  sancağın                    altında on iki bin kişi bulunacak- DENIZ YOLUYLA bir  ordu gönderecek                    ve şu tenbihi yapacak:</em></p>
<p><em>Şam sahiline ulaştığının zaman  gemilerinizi                    yakın, kendiniz bizzat onlarla savaşın.</em></p>
<p><em>Onlar tam teçhizat Şam&#8217;a gelecekler  ve Şam&#8217;ı                    deniz ve kara olarak tam manasıyla ellerine  geçirecekler. Kudüs&#8217;ü                    tahrip edecekler&#8230;.. (Naim Bin Hammad)</em></p>
<p><em><br />
</em><br />
<span style="text-decoration: underline;">&#8220;ARAP VE RUM (BATI) İTTİFAKI&#8221;</span></p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Arap ve Rum kralları biraraya  geldiklerinde                    çok</span><br />
şiddetli bir savaş yaşanacaktır.<br />
(Risaletül Huruc ül Mehdi, s. 38 )</em></p>
<p><em><br />
</em><span style="text-decoration: underline;">&#8220;IRAK VE ŞAM&#8217;A AMBARGO&#8221;</span></p>
<p><em>Ebu Nadre (R.A.) dedi ki; Cabir  (R.A.)&#8217;ın                    yanında idik, şöyle dedi: &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Öyle bir zaman  yaklaşıyor ki,                    Irak ahalisine bir kafiz (kile),<br />
bir dirhem sevk olunmayacak</span>&#8220;.<br />
Dedik ki &#8220;bu kimden dolayı olur&#8221;. Dedi ki: &#8220;Acemler  (Arab&#8217;ın                    gayrısı) bunu men&#8217; ederler.&#8221; Sonra dedi: &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Şam  ahalisine bir                    dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak</span>&#8220;. &#8220;Bu  kimden dolayı                    olur&#8221; dedik.<br />
&#8220;Rumlar&#8217;dan dolayı&#8221; dedi.<br />
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)</em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="351"><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/234.jpg" alt="" width="450" height="347" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
&#8220;IRAK YENİDEN YAPILANIR&#8221;</span></p>
<p><em>&#8220;İnsanların en şerlileri Irak&#8217;a  saldırmadıkça                    kıyamet kopmaz.Ve ıraktaki masum insanlar Şam&#8217;a doğru  sığınma                    yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, <span style="text-decoration: underline;">Irak da  yeniden yapılanır</span>.&#8221;                    .&#8221;<br />
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf.  254, El                    Muttaki)</em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="462"><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/235A.jpg" alt="" width="449" height="212" /><br />
<img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/235B.jpg" alt="" width="449" height="242" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;IRAK HALKI ŞAM&#8217;A, KUZEY&#8217;E KAÇAR&#8221;</span></p>
<p><em>Şerli kişiler Irak&#8217;a  saldırmadıkça kıyamet                    kopmaz.<br />
(işte o zaman) <span style="text-decoration: underline;">Masum ve temiz Irak halkı Şam&#8217;a  kaçar</span>.<br />
(Risaletül Huruc ül Mehdi&#8230; sf. 210)</em></p>
<table border="1" width="300" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/236a.jpg" alt="" width="300" height="209" /><br />
<img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/236b.jpg" alt="" width="300" height="189" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&#8220;ŞAM&#8217;DA FİTNELER&#8221;</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Şam&#8217;da fitneler</span> bir  taraftan sakinleştikçe,                    diğer bir taraftan alevlenir. Gökten çağırıcı bir  melek &#8220;Mehdi                    emirinizdir. Mehdi Halifenizdir&#8221; demedikçe de fitneler  bitmez.<br />
(Risaletül Huruc ül Mehdi&#8230; s. 63)</em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/237.jpg" alt="" width="446" height="308" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;ŞAM, IRAK, ARABİSTAN&#8221;</span></p>
<p><em>&#8220;Resulullah (s.a.v) şöyle  buyurmuştur:                    &#8230;Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse,  sığınabileceği                    bir makan bulamayacaktır. <span style="text-decoration: underline;">Bu belalar Şam&#8217;ın  etrafında dolanacak,                    Irak&#8217;ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini  ve ayağını                    bağlayacaktır</span>. İslam ümmeti orada belalara karşı  bozkırlarda                    savaşacaklar. Hiçbir kimse, onların haline acıyıp;  vah! vah!                    bile demeyecek. Onlar belayı bir taraftan defetmeye  çalışırlarken,                    diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır.&#8221;<br />
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 s.  38-39 El                    Muttaki)</em></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8230;belalar Şam&#8217;ın etrafında  dolanacak,</span></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/237a.jpg" alt="" width="447" height="166" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8230;Irak&#8217;ın üzerine çökecek,</span></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/237b.jpg" alt="" width="450" height="130" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8230;Irak&#8217;ın üzerine çökecek,</span></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/237c.jpg" alt="" width="450" height="142" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;FIRAT İLE DİCLE ARASINDA, BÜYÜK  SAVAŞ OLACAK&#8221;</span></p>
<p><em>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Fırat ile Dicle arasında</span> Zevra                    denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak.  Kadınlar                    esir edilecek, <span style="text-decoration: underline;">erkekler ise,<br />
koyun kesilir gibi boğazlanacak</span>.&#8221;<br />
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf.  38 El                    Muttaki)</em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="492"><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/238a.jpg" alt="" width="449" height="255" /><br />
<img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/238b.jpg" alt="" width="449" height="229" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;IRAK&#8217;IN ÜÇE BÖLÜNECEĞİ&#8221;</span></p>
<p><em>Resulullah (s.a.v.)in  bildirdiğine göre,                    <span style="text-decoration: underline;">Irak halkı üç fırkaya ayrılır</span>. Bir kısmı <span style="text-decoration: underline;">çapulculara</span> katılır. Bir kısmı <span style="text-decoration: underline;">ailelerini geride bırakıp  kaçarlar</span>.<br />
Bir kısmı <span style="text-decoration: underline;">savaşır ve öldürülürler</span>.<br />
Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.<br />
(Fera İdu Fevaidi&#8217;l Fikr Fi&#8217;l İmam El-Mehdi  El-Muntazar)&#8221; </em></p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Küfe halkı üç kısma ayrılacak</span>:  Bir                    kısmı, Süfyani&#8217;nin ordusuna katılacak. Onlar, Cenab-ı  Hakk&#8217;ın                    yarattığı en kötü insanlardır. Bir kısmı onlarla  savaşacak onlar                    Cenab-ı Hakkın şerefli kullarıdır. Bir kısmı da  yağmacılara                    katılacak, onlar günahkarlardır.<br />
(En-Necmu&#8217;s Sakıb Fi BeyanıEnne&#8217;l Mehdi Min Evladı Ali  B.Ebi                    Talib)</em></p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><br />
Bir kısmı çapulculara kalır</span></em></p>
<table border="1" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/240a.jpg" alt="" width="446" height="173" /><br />
<img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/240b.jpg" alt="" width="446" height="292" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><br />
Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar</span>.</em></p>
<table border="1" width="424" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/241a.jpg" alt="" width="424" height="284" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Bir kısmı savaşır ve  öldürülürler</span>.</em></p>
<table border="1" width="424" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="282">
<div><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/241b.jpg" alt="" width="416" height="278" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;">&#8220;MASUM ÇOCUKLARIN  ÖLDÜRÜLMESİ&#8221; </span></p>
<p><em>&#8220;…Muhammed ümmetinden masum bir  çocuk </em><em>öldürüldüğünde,                    gökten bir melek &#8216;hak onda (Mehdi&#8217;de) </em><em>ve onun  yanında                    olandadır&#8217; diye haykırır.<br />
</em><em>(Sabban isafur Ragibin s.154)</em></p>
<div><img src="http://www.beklenenmehdi.com/res/242.jpg" alt="" width="300" height="295" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/irak-savasi-hz-mehdinin-gelis-alametimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimiz (sav) &#8216;in tebliğ mektupları</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/peygamberimiz-sav-in-teblig-mektuplari.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/peygamberimiz-sav-in-teblig-mektuplari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 11:31:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Asla]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bunu]]></category>
		<category><![CDATA[Davet]]></category>
		<category><![CDATA[Doc]]></category>
		<category><![CDATA[Download Pdf]]></category>
		<category><![CDATA[Edip]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kbyte]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[  Download PDF	       ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="Peygamberimiz  (sav) 'in tebliğ mektupları" href="http://tr1.harunyahya.com/selectMirrorForDetail.php?dev-t=7EZU2FZ0164&amp;mode=download&amp;with=mod=file,id=22255&amp;keepThis=true&amp;TB_iframe=true&amp;height=450&amp;width=510"> <img src="http://tr1.harunyahya.com/images/1.png" border="0" alt="" hspace="5" vspace="5" width="24" height="24" align="absmiddle" /> Download PDF	           (139 KByte) </a> <a title="Peygamberimiz  (sav) 'in tebliğ mektupları" href="http://tr1.harunyahya.com/selectMirrorForDetail.php?dev-t=7EZU2FZ0164&amp;mode=download&amp;with=mod=file,id=22254&amp;keepThis=true&amp;TB_iframe=true&amp;height=450&amp;width=510"> <img src="http://tr1.harunyahya.com/images/5.png" border="0" alt="" hspace="5" vspace="5" width="24" height="24" align="absmiddle" /> Download DOC	           (8 KByte) </a></p>
<h3><strong>Peygamberimiz (sav) &#8216;in tebliğ mektupları</strong></h3>
<div><strong>Hz. Muhammed (sav)&#8217;in çeşitli ülkelerin krallarına ve  bazı eyaletlerin valilerine yazdığı tebliğ mektuplarından bir kısmının  orijinalleri günümüze kadar muhafaza edilmiştir. Hükümdarların ve  halklarının en güzel ve hikmetli şekilde hak dini yaşamaya davet  edildiği bu mektuplar, Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in üstün ahlakının,  bağışlayıcılığının, hoşgörüsünün ve tebliğ gücünün tarihi  örneklerindendir.</strong></div>
<div><strong>Yüce Allah’ın, Kuran-ı Kerim’de “Alemlere Rahmet” olduğunu  bildirdiği Peygamber Efendimiz (sav), kendisine bu şerefli görev  vahyedildiği ilk andan yaşamını yitirdiği ana kadar Rabbimiz’in dinini  tebliğ etmiştir. Hz. Muhammed (sav)’in bu tebliğleri sırasında izlediği  yöntemlerden en etkili olanlardan biri ise şüphesiz çeşitli ülkelerin  hükümdarlarına yolladığı mektuplar olmuştur. Bu mektuplardaki hikmetli,  etkileyici ve ılımlı üslup, pek çok kişinin hak din İslam’ı tanıyıp  kabul etmelerine vesile olmuştur. Kuşkusuz Peygamberimiz (sav)’in  tebliğindeki bu hikmetli üslup tüm Müslümanlar için bir örnektir.</strong></div>
<div><strong>Hz. Muhammed (sav) gönderdiği mektuplarda toplulukların  liderlerine, öncelikli olarak Yüce Allah’ın tek İlah olduğunu ve asla  ortağı olmadığını tebliğ etmiştir. Bununla birlikte Peygamberimiz (sav)  mektuplarında uzlaştırıcı, davetçi ve Allah’ın koruması altında olduğunu  bildirmiştir.</strong></div>
<div><strong>Mektup yolladığı her hükümdarı İslam’a çağıran Peygamberimiz (sav),  eğer Müslüman olurlarsa ve topluluklarına da bunu ulaştırırlarsa Allah  Katında sevaplarının çok büyük olacağı müjdesini vermiştir. Ayrıca itaat  edip tebliği kabul ederlerse iktidarlarını koruyacaklarını, kabul  etmezlerse de lideri oldukları topluluğun sorumluluğunu taşıyacakları ve  dünyada da iktidarlarının kalmayacağını vurgulamıştır. (Harun Yahya,  Hazreti Muhammet)</strong></div>
<div><strong>Kutlu Peygamberimiz (sav), Hıristiyanlara yazdığı tebliğ  mektuplarında hep Kuran ayetlerini aktarmış, Kuran’da Allah’ın  emrettiği, Ehl-i Kitap ile olması gereken ilişkileri ve diyalogları da  emredilen şekilde yerine getirmiştir. Yüce Rabbimiz, Kuran’da  Müslümanların, Ehl-i Kitap ile aralarında olması gereken ilişkiyi şöyle  bildirir:</strong></div>
<div><strong><strong>“De ki: &#8220;Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir  kelimeye gelin. Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyelim, O&#8217;na hiçbir şeyi  ortak koşmayalım ve Allah&#8217;ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler  edinmeyelim.&#8221; Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: &#8220;Şahid olun, biz  gerçekten Müslümanlarız.&#8221;</strong> (Al-i İmran Suresi, 64)</strong></div>
<div><strong><strong>Habeşistan Necaşisi’ne Gönderilen Mektup…</strong></strong></div>
<div><strong>Hz. Muhammed (sav)&#8217;in Habeşistan Kralı Ashama’ya hitaben yazmış  olduğu mektup, Müslümanların Hıristiyanlara bakış açısını göstermesi  açısından son derece önemlidir. Ashama, Hz. Muhammed (sav)&#8217;in mektubunun  ve Müslüman elçilerle yaptığı konuşmaların sonrasında, ülkesine sığınan  Müslümanları koruyan bir politika izlemiştir. Peygamberimiz (sav),  mektupta şöyle buyurmuştur:</strong></div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,<br />
Allah Rasulü Muhammed’den Habeş Necaşisi Ashama’ya.<br />
Kendisi&#8217;nden başka İlah bulunmayan gerçek Hükümdar, Mukaddes, Selam,  Koruyucu, Kurtarıcı olan Allah’ın övgüsünü sana iletirim. Tasdik edip  şehadet ederim ki; Meryem oğlu İsa Allah’ın Ruhu ve Kelimesi’dir.  Kendisine dokunulmamış Meryem’e nasib edilmiştir. Böylece Meryem İsa’ya  hamile kalmış, Allah Teala da Ruh ve Nefesi’nden olmak üzere Adem’i  nasıl yarattıysa onu da öylece yaratmıştır. Seni Tek olan ve Eşi  bulunmayan Allah’a çağırıyorum. O’na itaat konusunda karşılıklı yardıma  çağırıyorum. Beni takib et, bana uy ve bana gelen şeye iman et. Muhakkak  ki ben, Allah’ın Resuluyüm. Bu nedenle seni ve etrafında bulunan  askerlerini Allah’a iman etmeye davet ediyorum. Nasihat ve sözlerim size  ulaşınca kabul etmenizi tavsiye ederim. Amca tarafından yeğenim olan  Cafer’i yanında az sayıda Müslüman grubuyla beraber sana doğru yola  çıkarıyorum. Selam gerçek hidayet yolu üzerinde bulunanlara olsun.</em></strong></div>
<div><strong><strong>Peygamberimiz (sav)’in Mısır&#8217;da Mukavkıs&#8217;a Gönderdiği  Mektup… </strong></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Allah’ın kulu ve Resulü  Muhammed’den, Kıbtilerin Büyüğü Mukavkıs’a. Allah’ın Selamı; hidayet  yoluna girmiş bulunanların üzerine olsun. Buna göre Ben, Seni tam bir  İslam daveti ile çağırıyorum. İslam’a gir. Sonunda emniyet ve selamet  içinde olursun. Bunun karşılığında Allah sana iki defa sevab verecektir.  Şayet bundan kaçınacak olursan bütün Kıbtilerin günahı senin üzerinde  toplanacaktır…</em></strong></div>
<div><strong><strong>Bizans İmparatoru Heraklius’a Gönderilen Mektup…</strong></strong></div>
<div><strong>Hz. Muhammed (sav)’in, Bizans İmparatoru Heraklius’a gönderdiği  mektup da Ehl-i Kitab’a yapılacak davette Kuran’dan ayetlerin  kullanılmasının gerektiğini gösteren hikmetli bir örnektir. Peygamber  Efendimiz (sav), mektubunda daha önce aktarılan Al-i İmran Suresi 64.  ayetini, yazarak tebliğ yapmıştır.</strong></div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>Bismillahirrahmanirrahim,<br />
Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den, Bizanslıların büyük reisi  Herakliyus’a: “Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki,  seni bütün olarak İslam’a davet ediyorum. İslam’ı kabul et ki felah  bulasın. İslam’ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer  kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey  Kitab-ı Mukaddes’in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda  aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah’a taparız, O’na  hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah’ın dışında  sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun  biz Müslümanlardanız (Allah’a teslim olanlarız). </em></strong></div>
<div><strong><strong>İran İmparatoru Kisra’ya Gönderilen Mektup…</strong></strong></div>
<div><strong>Hz. Muhammed (sav) müşrik toplulukların liderlerine gönderdiği  mektuplarında onlara sonsuz ilim sahibi Allah’ın tek İlah olduğunu ve  kendisinin de O’nun elçisi olduğunu tebliğ etmiştir. Ehl-i Kitap olan  topluluklardan farklı olarak müşrik toplumla- ra yollanan bu mektuplarda  Yüce Allah’ın varlığı ve birliği ana konu olarak vurgulanmıştır.</strong></div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>Bismillahirrahmanirrahim,<br />
Allah Resulü Muhammed’den, İranlıların büyüğü Kisra’ya: Selam, hakikat  yolunu izleyip Allah’a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka  İlah olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun  kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun! Seni İslam’ı  kabule çağırıyorum. Zira Ben, Allah’ın, canlı olan herkesi uyarmak ve  ilahi kelamın kafirlere karşı hükmünü tamamlaması için tüm insanlara  gönderdiği elçisiyim. Şimdi İslam’a teslim ol ve felaha er. Ama eğer  reddedersen, o zaman Mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır. </em></strong></div>
<div><strong><strong>Uman Melikleri Ceyfer ve Abd’e Gönderilen Mektup…</strong></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,<br />
Allah Resulu Muhammed’den, Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e:  “Selam, hakikat yoluna tabi olanlar üzerine olsun! Sizin her ikinizi  İslam’ın davetine çağırıyorum. İslam’a tabi o-lun ve kurtuluşa erin.  Zira ben, Allah’ın tüm canlıları uyarmak üzere ve vaadini kafirler  üzerine tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim. Şimdi, eğer  her ikiniz de İslam’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama  ikiniz de (İslam’ı) kabul etmeyi reddederseniz, ikinizin de krallığı  sizden uzaklara yok olup gidecektir, süvarilerim, ülkenizde ordugah  kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.”</em></strong></div>
<div><strong><strong>El Ahsa Valisi El Münzir’e Gönderilen Mektup..</strong></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong></div>
<div><strong><em>Bismillahirrahmanirrahim.<br />
Allah Resulü Muhammed’den, El-Münzir b. Sava’ya! Selam üzerine olsun.  Seni, kendisi dışında hiçbir ilah olmayan tek bir Allah’a hamd etmeye  çağırıyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur ve  Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür. Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce  Allah’ı hatırlatırım ki; zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi  iyiliği içindir; ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa  bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca, kim onlar hakkında iyi düşünürse  benim hakkımda iyi düşünmüş olur. Muhakkak benim elçilerim seni  övmüşlerdir. Ben de senin halkına şefaatini kabul ediyorum. İmdi,  Müslüman olmadan evvel sahip oldukları şeyleri Müslümanların elinde  bırak. Ve ben suçluları affediyorum. İmdi sen de onların pişmanlıklarını  kabul et. Biz ise, sen iyi davrandığın sürece seni görevden  azletmeyeceğiz. Aksine, kim ki Yahudilik ya da Mecusilikte ısrar ederse  cizyeye tabi olacaktır. </em><em>Bu mektuplar, Müslümanların Ehl-i Kitap  ve diğer müşrik ve inkarcılar ile olan ilişkilerinde nasıl  davranacaklarını görmeleri açısından günümüzde de çok değerli tebliğ  örnekleridir. Dinsizliğe karşı mücadele etmesi gereken Müslümanların ve  Ehl-i Kitab’ın birleştirilmesi için de bir yöntemdir. Bu birliktelik,  Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bugünlerde  dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri  olacaktır. </em></strong></div>
<div><strong><strong>Kutsal Emanetlerin Merkezi: İstanbul</strong></strong></div>
<div><strong>Peygamber Efendimiz (Sav)’in mektupları her yönüyle hikmetli, amaca  yönelik ve Allah’ın dinini tebliğ etmede gösterilen kararlılıklarla  doludur.</strong></div>
<div><strong>Bunların yanı sıra bu mektupların başka bir özellikleri daha  vardır: Mektupların büyük bir kısmı İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda  saklanmaktadır.</strong></div>
<div><strong>Sarayın Mukaddes Emanetler bölümünde Peygamberimiz (sav)’den ve  Sahabe-i Kiram’dan kalan diğer eşyalarla beraber özenle korunan  mektuplar, Hz. Muhammed (sav)’in Sancak-ı Şerifi, Hırka-i Saadeti ve  Kılıcı ile aynı odada sergilenmektedirler.</strong></div>
<div><strong>Ayrıca özellikle belirtmek gerekir ki; Hadis-i Şeriflerde, Hz.  Mehdi’nin çıkış yeri ile ilgili alametlerin başında bu emanetlerin  olduğu yer gösterilmektedir. Bu Hadis’i Şeriflerden bazıları şöyledir:</strong></div>
<div><strong><em>Abdullah b. Şurefe’den nakledildi ki: Hz. Mehdi’nin beraberinde  süslenmiş bir halde Peygamberimizin bayrağı olacaktır.</em> (Kitab-ul  Bürhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 65)</strong></div>
<div><strong><em>Alametlere gelince: beraberinde Allah Resulü’nün (s.a.v)  gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Resulüllah (s.a.v)’ın  vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştırHz. Mehdi’nin zuhuruna kadar da  açılmayacaktır. Sancağında “ El Biat’u Lillah” (Allah için Biat)  ibaresi yazılı olacaktır.</em> (Kıyamet Alametleri, sayfa 164)</strong></div>
<div><strong>Hiç şüphesiz yüzyıllar öncesinden bildirilen bu hadis-i şeriflerde  Peygamber Efendimiz (sav)’in ahir zamanda olacakları müjdelemesi de  büyük mucizelerdendir. Hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi günümüzde  Topkapı Sarayı’nda korunan bayrak süslenmiş ve yine hadiste belirtildiği  gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu dönemde savaşlara götürülmesine  rağmen bir muhafazanın içinde tutulmuş ve günümüze kadar açılmamıştır.  Hadis-i şeriflerde bildirilen bu özelliklerin aradan yüzlerce yıl  geçmesine rağmen hala geçerli olması, kuşkusuz Peygamber Efendimiz  (sav)’in hikmetli sözlerinin birer delilidir.</strong></div>
<div><strong>Hz. Mehdi’ye dair hadisler, Allah’ın izniyle ahir zamanda  gerçekleşecek ve Altınçağ’ın habercisi olan bu mucizeler Müslümanların  şükrüne vesile olacaktır.</strong></div>
<p><strong>﻿</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/peygamberimiz-sav-in-teblig-mektuplari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman kendisine Mehdi denilmesini kabul etmez</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/sayin-adnan-oktar-hicbir-zaman-kendisine-mehdi-denilmesini-kabul-etmez.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/sayin-adnan-oktar-hicbir-zaman-kendisine-mehdi-denilmesini-kabul-etmez.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 11:22:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Oktar]]></category>
		<category><![CDATA[Adres]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Boyu]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dese]]></category>
		<category><![CDATA[Download Mp3]]></category>
		<category><![CDATA[Flu]]></category>
		<category><![CDATA[Hepsi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Iran]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Orada]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zemin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[


Download MP3










Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman kendisine Mehdi denilmesini  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="1" width="100%" bordercolor="#666666">
<tbody>
<tr>
<td width="48%" align="left"><a title="Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman kendisine  Mehdi denilmesini kabul etmez" href="http://tr1.harunyahya.com/selectMirrorForDetail.php?dev-t=7EZU2FZ0164&amp;mode=download&amp;with=mod=file,id=55621&amp;keepThis=true&amp;TB_iframe=true&amp;height=450&amp;width=510"><img src="http://tr1.harunyahya.com/images/headphones.png" border="0" alt="" hspace="3" vspace="3" width="24" height="24" align="absmiddle" />Download MP3</a><br />
<object width="200" height="20" type="application/x-shockwave-flash" data="/player/miniMp3Player.swf"><param name="movie" value="/player/miniMp3Player.swf" /><param name="bgcolor" value="#138894" /><param name="FlashVars" value="mp3=http://nl1.fmanager.net/files/video/mp3/tr/Sesli_Anlatimlar/Sayin_Adnan_Oktar_hicbir_zaman_mehdi_kabuletmez.mp3" /></object></td>
<td width="28%" align="right"><img src="http://tr1.harunyahya.com/images/blink_star.gif" alt="" width="15" height="15" /></td>
<td width="24%" align="right"><a href="http://www.harunyahya.org/" target="_blank"><img src="http://tr1.harunyahya.com/images/HarunYahya.Link.png" border="0" alt="Harun  Yahya" width="163" height="43" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellspacing="3" cellpadding="0" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr align="center">
<td colspan="2" height="24" align="left">
<h3>Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman kendisine Mehdi denilmesini  kabul etmez</h3>
</td>
</tr>
<tr align="center">
<td align="left" valign="top"><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Sayın Adnan Oktar’a sevenleri <strong>“</strong>Mehdi”  dese, kendisi bu durumu kabul eder diye bir şey asla söz konusu  değildir. <strong>Hz. Mehdi (as) ömür boyu kendisine Mehdi  dedirtmeyecektir.</strong> Sayın Adnan Oktar da Hz. Mehdi (as)’a zemin  hazırlayan bir mümin olarak kendisine böyle birşey dedirtmez.  Üstelik <strong>Sayın  Oktar daha önce defalarca, kendisine Mehdi denilmesini kabul  etmeyeceğini açıklamıştır.</strong> Ancak bazı kimselerin bu konudaki  yorumlarından, Hz. Mehdi (as) konusunu net ve açık olarak anlatmamak,  mümkün olduğunca flu tutmak ve Mehdiyet konusundan uzak kalmak düşüncesi  içerisinde oldukları hissedilmektedir.</p>
<p><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/flowers.gif" alt="" width="150" height="215" align="right" />Peygamber Efendimiz (sav)’in  hadislerinde bildirdiği <strong>Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerinin  200&#8242;den fazlası Hicri 1400 itibariyle son 30 yıl içinde arka arkaya  meydana gelmiştir</strong>. Bu alametlerin hemen hepsi belirdiğine göre,  <strong>tüm Müslümanların bu alametler doğrultusunda Hz. Mehdi (as)’ı  araması gerekir.</strong> Peygamber Efendimiz (sav), bu alametleri biz  Müslümanların Hz. Mehdi (as)&#8217;ı bulması için söylemiştir. Peygamberimiz  (sav) bir adres tarifi vermiştir. Hadislerde, zaman, mekan, şahıslar,  olaylar biraraya geldiğinde alenen Hz. Mehdi (as)’ı gösteren bir adres  tarifi vardır. Peygamberimiz (sav) adeta “gidin, orada bu mübarek zatı  bulun” demiştir. Eğer Müslümanlar bu açık tarifi görmezden gelirlerse, o  zaman Peygamberimiz (sav)&#8217;in böyle bir adres vermesini  değerlendirememiş olurlar.</p>
<p>Örneğin 1979 yılında yaşanan Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması,  1979&#8242;da Afganistan’ın işgali, 1979&#8242;da Fırat’ın suyunun tarihte ilk kez  kesilmesi, 1980 yılındaki İran-Irak Savaşı, 1986 yılının Ramazan ayında  15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarının olması, 1986 yılında Halley  kuyruklu yıldızının çıkışı, 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızının  çıkışı Hz. Mehdi (as)&#8217;ın zuhuruyla ilgili zaman bildiren adreslerdir.  Bizi Hz. Mehdi (as)’a götüren mekanla ilgili adresler ise; Hz. Mehdi  (as)&#8217;ın beraberinde olacak kutsal emanetlerin İstanbul’da bulunması,  1979&#8242;da İstanbul’da meydana gelen tanker patlamasıyla kör güzün bile  göreceği bir ateş sütununun oluşmasıdır. Hadislerde Peygamber Efendimiz  (sav)’in bildirdiği, Hz. Mehdi (as)’ın burnunun ince ve güzel olması,  sağ bacağında siyah bir iz olması, alnında bir ben olması, alnında bir  yara izi olması, sırtında yaprak şeklinde bir ben olması, alnının geniş  olması, kaşlarının arasında tek bir kaş çatma çizgisi olması, dişlerinin  parlak olması, yanağında açık renkli bir ben olması, omuzunda nübüvvet  mührü olması, siyah saçlı olması, geniş vücutlu olması, karnının geniş,  uyluklarının geniş olması, kaşlarının kavisli olması gibi dış görünüm  alametleri de şahsıyla ilgili adreslerdir. Hz. Mehdi (as)’ın icraatları  ile ilgili adresleri de Bediüzzaman Hazretleri belirtir ki bunlar;  maddiyyun tabiyyun yani Darwinist-materyalist felsefeyi fikren tam  anlamıyla yıkması, iman-ı tahkikiyi neşr (delillere dayalı imanı yaymak)  ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak (iman edenleri sapkınlıktan  korumak), İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmesi  ve İslam Birliği&#8217;ni oluşturmasıdır.</p>
<p><strong><img src="http://tr1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/flowers.gif" alt="" width="150" height="215" align="left" />Samimi olan Müslümanların  Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği tüm bu adreslere bakarak, “Evet,  ben bunların farkındayım ve bu alametlere göre Hz. Mehdi (as)’ı  arıyorum” demeleri lazımdır.</strong> İşte o zaman bu konuda dürüst ve  samimi yaklaştıkları anlaşılır. Ancak “Ben Hz. Mehdi (as)’ı aramıyorum,  dolayısıyla bu hadislere de önem vermiyorum, zaten bence Adnan Oktar da  Mehdi olamaz (ki Adnan Oktar böyle bir iddiada asla bulunmuyor)&#8221;  derlerse, o zaman böyle bir yaklaşım içinde olanların samimiyetinden  şüphe edilir. <strong>Çünkü Kuran ayetlerine ve hadislere göre İslam’ın  içinde bulunduğumuz bu çağda hakim olacağı ve Müslümanların bir lideri  olacağı açıkça görülmektedir. Kuran ayetleri ve hadislere göre, İslam&#8217;ın  dünyaya hakim olmasını istemek ve olacağına inanmak farzdır. Bu  hakimiyet sırasında da müslümanların lideri Hz. Mehdi (as) olacaktır.</strong></p>
<p>Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın müjdelediği haberlerden biri de bu yüzyılda Hz. İsa  (as)&#8217;ın yeniden dünyaya gelecek olmasıdır. <strong>Rabbimiz, Hz. İsa  (as)’ın kıyamete yakın geleceğini ve geldiğinde O’na inanıp, uymamızı  emreder:</strong></span><br />
<span style="font-family: Verdana; font-size: small;"> </span></p>
<blockquote><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>&#8220;Şüphesiz o, kıyamet-saati için  bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun.  Dosdoğru yol budur.&#8221;</strong> (Zuhruf Suresi, 61)</span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Bir başka ayette Hz. İsa (as) geldiğinde  yeryüzünde ona inanmayacak hiçkimsenin kalmayacağını bildirmiştir. Bu  açık ve net olarak İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olması demektir.<br />
</span></p>
<blockquote><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>&#8220;Andolsun, Kitap Ehlinden,  ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların  üzerine şahit olacaktır.&#8221;</strong> (Nisa Suresi, 159)</span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Hz. İsa (as) geldiğinde, Hz.  Mehdi (as) ile birlikte deccale karşı ilmi mücadele verecek ve bu ilmi  mücadeleyle deccali etkisiz hale getirip, İslam ahlakının dünya  hakimiyetini gerçekleştireceklerdir.</strong> Allah Nur Suresi’nin 55.  Ayetinde İslam’ı dünyaya hakim edeceğini ve Müslümanların huzur ve güven  içinde yaşayacaklarını şöyle bildirmiştir:</span></p>
<blockquote dir="ltr"><p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><strong>Allah, içinizden iman edenlere  ve salih amellerde bulunanlara va&#8217;detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan  öncekileri nasıl &#8216;güç ve iktidar sahibi&#8217; kıldıysa, onları da yeryüzünde  &#8216;güç ve iktidar sahibi&#8217; kılacak, kendileri için seçip beğendiği  dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları  korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet  ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr  ederse, işte onlar fasıktır.</strong> (Nur Suresi, 55)</span></p></blockquote>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;">Sonuç olarak bu Kuran ayetleri, hadisler  ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin anlattıklarına göre  Müslümanların, <strong>“Hz. Mehdi (as)’ın gelmiş olması gerekir, ben de  bildirilen tarife göre, Hz. Mehdi (as)’ı arıyorum ve ona talebe olmak  istiyorum” </strong>demeleri şarttır, ancak Müslümanların bir kısmının  bu samimi tavırdan uzak oldukları görülmektedir. Bu kimseler kendi  akıllarınca Mehdiyet konusunu geçiştirmeye çalışmaktadırlar. Bu,  deccalin yöntemidir. <strong>Zira Hz. Mehdi (as) deccalin zıddıdır ve  deccali ilmen yok edecek güçtedir.</strong> Bu nedenle, deccal, Hz.  Mehdi (as)’dan hiç hoşlanmaz, kendince onun etkisini yok etmeye çalışır.  Onu, önce fikren yok etmeye çalışır, daha da olmazsa hakaret etmeye  başlar. İlimle galip gelemeyince bu kez psikolojik mücadeleye başlar.  “Hz. Mehdi şahsı manevidir, ruhtur, gelmeyecek, hadislerde bildirilen  alametlere önem vermeyin, Hz. Mehdi (as)’ı aramayın&#8221; gibi telkinlerde  bulunur. <strong>Peygamberimiz (sav)&#8217;e uyan, Kuran&#8217;ı rehber edinmiş,  İslam ahlakının hakimiyetinin bir an önce gerçekleşmesini isteyen ve  bunun için gayret eden salih müminlerin ise deccaliyetin bu sinsi  telkinlerinden etkilenmeyeceği açıktır.</strong> Samimi müminler,  Peygamberimiz (sav)&#8217;in verdiği adreslere bakarak, Hz. Mehdi (as)  geldiğinde, Allah&#8217;ın izniyle, bu mübarek zatı imanın nuruyla hemen  tanıyıp bilirler.<br />
</span></p>
<p><em>09 Mart 2010</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/sayin-adnan-oktar-hicbir-zaman-kendisine-mehdi-denilmesini-kabul-etmez.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://nl1.fmanager.net/files/video/mp3/tr/Sesli_Anlatimlar/Sayin_Adnan_Oktar_hicbir_zaman_mehdi_kabuletmez.mp3" length="12609322" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-ve-hz-mehdi-a-s.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-ve-hz-mehdi-a-s.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 12:17:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Adil]]></category>
		<category><![CDATA[Ahir]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Hakem]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Domuz Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Imam]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Mace]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Onu]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[Hz.  İsa (a.s.)&#8217;nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir
Tevatür: Kuvvetli ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.  İsa (a.s.)&#8217;nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir</strong></p>
<div><strong>Tevatür: Kuvvetli haber,                  içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan                  kuvvetli haber. (Büyük  Lugat-Tur-Dav,                    3003)</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="155"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Şevkani                         de Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın ineceğine dair                        hadislerin sayısının 29&#8242;a ulaştığını                        söyleyerek bunları bir bir nakletmiş                        ve sonunda : Bizim naklettiğimiz                        hadisler görüldüğü gibi </strong><strong>tevatür haddine  ulaştı. Bu beyanımızla                        şu sonuca varılıyor ki, beklenen                        Mehdi hakkındaki hadisler, deccal                        hakkında hadisler ve Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın                        inmesine dair hadisler mütevatirdir                        demiştir.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Kıyametin                          büyük alametlerinden biri olmak                          üzere ahir zamanda Hz.İsa (Aleyhisselam)&#8217;ın                          gökten yere ineceğini bildiren                          hadisler </strong><strong>tevatür derecesindedir.<br />
Sahih-i Müslim, 2/58</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Allah                          Resulu (sav)&#8217;den </strong><strong>mütevatir olarak rivayet  edilen hadislere                          göre Allah&#8217;ın Resulu (sav),                           Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın kıyamet gününden                          önce adaletli bir imam ve hakem                          olarak ineceğini haber vermiştir.<br />
Ibn-i Kesir, Hadislerle Kur&#8217;an                          Tefsiri, 13/7163</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><br />
<a name="48"></a>Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın      Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="247"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Ebu                                                    Hureyre şöyle demiştir  : Resulullah                                                    (sav) buyurdu ki:<br />
Hayatım elinde olan  Allah&#8217;a yemin                                                    ederim ki, </strong><strong>Meryem  oğlu (İsa                                                      Aleyhisselam)&#8217;ın  adil bir hakim                                                      olarak sizin içinize  inmesi<br />
Sahih-i Müslim, 6/532</strong> muhakkak yakındır. O, salibi (haçı)                                                    kıracak (haça   tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz  eti yemenin haram  olduğunu bildirecek), cizyeyi                                                    kaldıracaktır, mal o  kadar çoğalıp                                                    taşacak ki, hiç kimse  mal kabul                                                    etmez olacaktır.<strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Ebu                                                      Hüreyre (r.a.)&#8217;den  rivayet edilmiştir                                                      : Resulullah  (s.a.v.) buyurdu                                                      ki:<br />
Benliğime hakim olan  zata yemin                                                      ederim ki, </strong><strong>Meryem&#8217;in  oğlunun                                                        adaletli bir hakem  olarak size                                                        inmesi pek  yakındır. O, Haç&#8217;ı                                                      kıracak (haça   tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz  eti yemenin haram  olduğunu bildirecek), cizyeyi                                                      kaldıracak; mal  çoğalacak ki,                                                      kimse onu kabul  etmeyecektir.<br />
Sünen-i Tirmizi,  4/93</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Ebu                                                      Hüreyre&#8217;den rivayet  edildiğine                                                      göre; Peygamber  (s.a.v.) şöyle                                                      buyurdu :<br />
</strong> <strong>İsa  bin Meryem adil bir                                                      hakim ve adaletli  bir imam (devlet                                                      başkanı) olarak  (gökten yere) </strong><strong>inmedikçe kıyamet kopmayacaktır.                                                      O, (indiğinde) haçı  kıracak (haça  tapınmayı kaldıracak), domuzu                                                      öldürecek (domuz   eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır.                                                      Mal da o kadar  çoğalacaktır ki                                                      hiç bir kimse mal  kabul etmeyecektir.<br />
Sünen-i Ibni Mace,  10/340</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>. .</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="779"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Resulullah                                                    (s.a.v.) buyurdu ki:</strong><strong>İsa bin Meryem (a.s.)  benim ümmetim                                                    içinde;</strong></p>
<p><strong>1- adaletli bir hakim  ve (yönetimde)                                                    adil bir imam olacak,</strong></p>
<p><strong>2- haçı kırıp ezecek  (haça  tapınmayı kaldıracak) ve domuzu                                                    öldürecektir.</strong></p>
<p><strong>3- (Zimmilerden)  Cizyeyi kaldıracak,</strong></p>
<p><strong>4- ve zekatı  terkedecektir. Artık                                                    ne koyun, keçi, sığır  sürüsü ne                                                    de deve sürüsü üzerine  zekat memuru                                                    çalıştırılmayacaktır.</strong></p>
<p><strong>5- Kap su ile dolduğu  gibi yeryüzü                                                    barışla dolacaktır.</strong></p>
<p><strong>6- Din birliği de  olacak, artık                                                    Allah&#8217;tan başkasına  tapılmayacaktır.<br />
Sünen-i Ibni Mace,  10/334</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>1-  Hz. İsa (a.s.)                                                      adaletli bir  yönetici olacaktır.</strong></p>
<p><strong>2- Hadiste Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın haçı                                                      kırıp (haça   tapınmayı kaldıracak), domuzu öldüreceği (domuz  eti yemenin haram  olduğunu bildirecek) belirtilmiştir.                                                      Serhü&#8217;s Sünne&#8217;de ve  başka hadis                                                      kitaplarında; Hz.Hz.  İsa (a.s.)&#8217;ın                                                      tahrif olmuş,  aslından uzaklaşmış                                                      olan Hıristiyanlığı  iptal ederek                                                      Ser-i Şerifimizle  (İslamiyetle)                                                      hükmedeceği  belirtilmiştir. Hz.Hz. İsa (a.s.) tekrar geldiği zaman teslis                                                      inancı haça tapınma,  ruhbaniyet&#8230;                                                      gibi Hıristiyanlığın  da esasında                                                      bulunmayan  hurafeleri kaldıracak,                                                      bu dini indirildiği  ilk haline                                                      döndürecektir.<br />
Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın  domuzu öldürmesine                                                      dair cümlenin manası  da şöyledir                                                      : O, domuz beslemeyi  ve yemeyi                                                      yasaklayacak ve  öldürülmesini                                                      emredecektir. Artık  yeryüzünde                                                      domuz bırakmayacak  ve böylece                                                      domuzun yenilmesini  de tamamen                                                      önleyecektir.</strong></p>
<p><strong>3- Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın  cizyeyi, yani Ehl-i Kitab&#8217;tan alınan vergiyi kaldırmasına dair cümle de  şöyle yorumlanmıştır : Yani Hz. İsa (a.s.), Ehl-i Kitap olan insanları  İslam dinine davet edecek ve böylece cizye vermelerini kabul  etmeyecektir.</strong></p>
<p><strong>Diğer bir yorum  şekli de şöyledir                                                      : Cizye hiç bir  gayr-i müslimden                                                      alınmayacaktır. Bu  nedenle cizye                                                      almaya da gerek  kalmayacaktır.                                                      Çünkü cizye  müslümanların ihtiyaçlarında                                                      kullanılmak üzere  alınır. İhtiyaç                                                      kalmayınca cizye  almaya da gerek                                                      kalmaz.</strong></p>
<p><strong>4- Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın  zekatı terketmesi                                                      de malın bolluğu ve  zekata müstahak                                                      fakirin kalmaması  sebebiyledir.                                                      Bu hüküm de cizye  ile ilgili hüküm                                                      gibidir. Yani Hz.  İsa (a.s.) İslam                                                      dininin koymuş  olduğu zekat hükmünü                                                      kaldıracak değildir.  Böyle bir                                                      mana düşünülemez.  Maksad şudur                                                      : Yüce dinimiz,  zekat müessesesini                                                      o döneme kadar  tatbik edilmek                                                      ve o dönemde gerek  kalmayacağından                                                      tatbik edilmemek  üzere koymuştur.                                                      Hz. İsa (a.s.) da  İslam&#8217;ın konulmuş                                                      hükümlerini tatbik  edecektir.</strong></p>
<p><strong>5- Hz. İsa (a.s.)  zamanında, bütün dünyayı hakimiyeti altına almış olan   Mesih-i Deccal�n fikir sistemi yok edilecek ve  dünyadaki hakimiyeti  tam anlamıyla son bulacaktır. Masonluk  v.s. gibi nifak odakları tamamen  yok edilecek, bütün dünya huzur içinde yaşayacaktır.</strong></p>
<p><strong>6- Bir hadis-i  şeriflerinde Resul-i                                                      Ekrem (sav)  Efendimiz şöyle                                                      buyurmuştur :</strong></p>
<p><strong>Muhakkak O yeryüzüne  inecektir&#8230;                                                      İnsanları İslama  davet edecektir.                                                      O&#8217;nun zamanında  Allah Teala İslam                                                      dışında bütün  dinleri kaldıracak.<br />
Tezkiret-il Kurtubi, 499</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın yeryüzüne  indiriliş                  alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi  gerçekleşmemiştir.                  Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza                  etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına  rağmen domuz eti yenmektedir.                  Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış                  ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir.                  Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın                  henüz zuhur etmediği  anlaşılmaktadır.    Fakat bu üstün  Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz  (sav)�en rivayet edilen  hadisler ve din alimlerinin verdikleri  bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi  (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda  dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde  bulunduğumuz yüzyıl,  Hicri 14. yüzyıldır.</strong></p>
<p><strong><a name="49"></a>Hz.  İsa (a.s.)                                  Ve Mesih Deccal</strong></p>
</div>
<p><strong>Mesih-i Deccal: Hakki                  batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin  haberleriyle,                  ahirzamanda gelecek ve Allah&#8217;ı (c.c.) inkar edip  kendisinin                  ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek,                  tek gözlü  bir şahıstır.<br />
Büyük LUGAT TÜR-DAV</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="32"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Her                                      biri Allah&#8217;ın resulu olduğunu                                      iddia eden otuza yakın yalancı </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">deccal</span> gönderilmedikçe                                      kıyamet kopmayacaktır.</strong><strong>Sünen-i Tirmizi, 4/82</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong><br />
Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte <span style="text-decoration: underline;">Mesih                    (deccal)</span> çıkacaktır:</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) ilk defa                   göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından,                  O&#8217;nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen                  33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma  ihtimali                  yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin  (deccallerin),                  o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp                  belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca  kendilerinin                  Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat  dikkatli,                  ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları                  farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin,  dünyaya  hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı  döneme denk  gelmektedir.</strong></p>
<p><strong>Deccal, bu sefer  dünyaya                  hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada                  materyalizme galip gelmiş olan &#8220;Yaratılış&#8221; inancını                  kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir.    Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya   çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan  fitneden  onun deccal olduğu anlaşılacaktır.</strong></p>
<div><strong> Mesih-i Deccal hipnotizma, manyetizma ve sihir türünden                  bazı yöntemleri kullanarak birçok istidracı (*)  harikalar                  gösterecek, kendisinin Beklenen                  Mesih [yani Hz.  İsa (a.s.)] olduğunu iddia edecektir.  (Mesih, Hz. İsa (a.s.)�n lakabıdır.)</strong></div>
<p><strong>Değerli İslam alimi  Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı  yönünü şu şekilde  belirtmiştir:</strong></p>
<p><strong>Ve onların başına geçen                               en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve  manyetizmanın                              hadisatı nev&#8217;inden müdhiş harikalara mazhar  olan Deccal                              ise daha ileri gidip cebbarane suri  hükümetini bir                nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi  ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75</strong></p>
<p><strong>Üstad&#8217;ın da  sözünde  belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi   aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek  çok kişiyi  kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz.  İsa&#8217;yı ve  Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal&#8217;in  gösterdiği yalancı  mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal&#8217;e  aldanmasına neden olabilir.</strong></p>
<p><strong>Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen  dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen  ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği                              daha da teşvik edecektir.  Onun kendilerine  fayda  getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem  hayatını cennet  zanneden pek çok kişi O&#8217;na katılacaklardır. Deccal,  sahte peygamber görünümü  ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama  gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya,  onları güçsüz düşürmeye,  hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır.  Deccal, samimi  dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı  olacaktır.</strong></p>
<p><strong>Yanlış yönlendirilmiş bazı  Hıristiyanlar                               o devirde Hz.İsa (as)&#8217;ı beklediklerinden  dolayı, O&#8217;nu tahrif                              edilmiş, değiştirilmiş İncil&#8217;deki vasıfları  ile bekleyeceklerdir.                              Mesih-i Deccal de tam onların hayal  ettikleri gibi                              istidracı harikalıklar gösterecektir.   Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi   özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir                              şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini  konuşur halde                              gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve  hipnozla, annesinin                              O&#8217;na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine  işittirecektir.                              Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır.  (Dışarıdan                              bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise  o görüntüyü                              göremeyecektir.)</strong></p>
<p><strong>Deccal, önce beklenen  Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın   teslis inancındaki gibi Allah&#8217;ın kendisine hulül ettiğini (içine  girdiğini)  söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz).  Bu sapkın yöntemi kullanarak  dünyada muazzam bir taraftar kitlesi  kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke  yönelik, ahlaksızca ögretileri ve  tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı  daha da artacaktır.</strong></p>
<p><strong>Böyle  azgınlığın arttığı  bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde  birleşmiş  olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini  &#8220;Sahte  Mesih&#8221;e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda   iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve  İstidrac  nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara   aldırmayacaklardır.</strong></p>
<p><strong>Hz. Mehdi (a.s.),  deccalin  gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama   deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan  oluşan  istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen  ortadan  kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz.  İsa  (a.s.) olacaktır.</strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman,  bu gerçeği  şöyle izah eder:</strong></p>
<p><strong><em>Sihir                   ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla                   kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi                  altına alan) o dehşetli Deccal&#8217;i öldürebilecek,  mesleğini                  değiştirecek; ancak harika ve mu&#8217;cizatlı ve umumun                  makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar                  ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa  Aleyhisselamdır. </em><br />
<em>Mektubat, 53</em></strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="42"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>İşari                                                  manada ayet mealleri</strong><strong>26/32- Bunun                                                                           üzerine asasını bırakıverdi, bir                                                                           de (ne görsünler) o, açıkça bir                                                                           ejderha oluverdi.</strong></p>
<p><strong>7/117- Biz de Musa&#8217;ya: &#8220;Asanı                                                                           fırlatıver&#8221; diye vahyettik. (O                                                                           da fırlatıverince) bir de baktılar                                                                           ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp                                                                           yutuyor.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong>Hz. Musa (a.s.)  o zamanın                              deccallerinin isdidraclarını ancak mucize  ile yok                              etmişti.</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="42"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>&#8230;O&#8217;nun [Hz. İsa (a.s.)'ın] nefesinin  kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal&#8217;in  yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan  olacak fikir sistemi yok edilecektir.</strong><strong>Sünen-i Ibn-i Mace, 10/323</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="40"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Hz. İsa (a.s.) </strong><strong><span style="text-decoration: underline;">Deccal</span>&#8216;a nihayet                                                     Lud kapısı yanına  yetişecek ve                                                    onu öldürecektir.</strong><strong>Sünen-i Tirmizi, 4/105</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.)  Lud  kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak,  onu tartışarak yenecektir;  Deccali  öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz.  Musa (a.s.)�a aynı  şekilde Firavun&#8217;un fikir sistemini yok etmişti. Hz.  İbrahim (a.s.) ise Nemrud&#8217;un  fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi  (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir  sistemini yok edecek, Hz. İsa  (a.s.) da, Mesih-i Deccal&#8217;in  fikir sistemini ortadan kaldıracaktır.  Önemli olan da, ebette ki bu şahısların  yaydığı sapkın ideolojinin,  toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin  ortadan kalkmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Deccali yenip  fikir sistemini ortadan  kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın gerçek Mesih  olduğunu anlayan Hıristiyan  alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle  Allah�n takdir ettiği doğru yola  yani hak din olan İslam&#8217;a girecektir.  �strong&gt;Andolsun,  Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse  yoktur,�(Nisa Suresi,  159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra  tüm dünya Allah�n hak dinine tabi  olacak ve dinsizlik tamamen ortadan  kalkacaktır.</strong></p>
<p><strong> <a name="51"></a>Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Kap                                                  su ile dolduğu gibi </strong><strong>yeryüzü                                                     barışla dolacaktır.<br />
-Hiçbir kimse arasında  bir </strong><strong>düşmanlık                                                    kalmayacaktır.<br />
-Ve bütün düşmanlıklar,  boğuşmalar,                                                  hasetleşmeler muhakkak  kaybolup                                                  gidecektir.<br />
Sahih-i Müslim, 1/136</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Savaş (erbabı) da </strong><strong>ağırlıklarını (silah ve  malzemelerini) </strong><strong>bıracak.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace,  10/334</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Harp (erbabi) </strong><strong>ağırlıklarını (yani silah ve  saireyi) </strong><strong>bırakacak.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                Alametleri, 496</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz.  İsa (a.s.) Mesih-i Deccal&#8217;in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp,   sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir  dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile  ırkçılık, milli egoizm  yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce  haline gelecek;  ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm,  faşizm,  kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek;   egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını  kaybederek  yok olacaktır.  Savaşların, çatışmaların  sebepleri yok  olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu  sefer  meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık  harcamaları  gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun  yanında da insanların  mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara  harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah  bilir.</strong></p>
<p><strong><a name="52"></a>Hz.  İsa (a.s.)                                  Zamanında Büyük Bolluk Olacak</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>&#8230;</strong><strong>Mal                                                    da o kadar  çoğalacaktır ki,                                                    hiçbir kimse mal kabul  etmeyecektir.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace,  10/340</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Meryem                                                      oğlu (İsa) iner ve  Deccal&#8217;i öldürür.                                                      Ondan sonra kırk yıl </strong><strong>bol nimet içinde yaşarsınız.<br />
Kitab ul Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy                                                      il Ahir Zaman, 90</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>İsa                                                      (Aleyhisselam)&#8217;ın  zekatı terketmesi                                                      de </strong><strong>malın bolluğu ve zekata                                                      muhtaç fakirin  kalmaması sebebiyledir.<br />
Sünen-i Ibn-i Mace,  10/339</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin  gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel  gıdaların üretimi arttırılacak, ilim  ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya  kurulduğundan bu yana  teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar  teknolojinin  imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa  (a.s.)  ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların   rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah  dönemidir. Bu döneme  bu yüzden &#8220;Altın Çağ&#8221; adı verilmiştir.</strong></p>
<p><strong><a name="53"></a>Hz.  İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Ebu                                                   Seyh, Kitab-ül Fiten&#8217;de  Ebu Hureyre&#8217;den                                                  tahric etti, Resulullah  buyurdu:                                                  İsa bin Meryem iner,  Deccal&#8217;i                                                  öldürür ve kırk (40) yıl </strong><strong>Allah&#8217;ın                                                    kitabı ve benim  sünnetimle hükmeder, vefat eder.<br />
Kitab ul Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy                                                  il Ahir Zaman, 92</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>İmam                                                    Nevevi: Hz. İsa Ümmeti  Muhammed&#8217;e                                                    Peygamber olarak  değil; </strong><strong>Şeriat-ı                                                      Muhammediyyeyi  tatbik etmek için gelecektir,  demektedir.<br />
El-Kavlu&#8217;l Muhtasar Fi  Alamatil                                                    Mehdiyy-il Muntazar,  68</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong><em> Kadi Iyaz:  &#8220;Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın inmesi, Deccal&#8217;i öldürmesi haktır ve gerçektir.                              Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid  olan                              hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne  de Ser-i                              Şerif&#8217;te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir  delil yoktur.                              Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve  Cehemiye                              mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara  katılanlar                              bu konudaki hadislerin, Allah&#8217;ın 33/40- &#8220;Muhammed,                                 &#8230; ancak o, Allah&#8217;ın Resûlü ve  peygamberlerin sonuncusudur.&#8221; mealindeki ayete, Peygamber  Efendimizin &#8220;Benden                                  sonra hiçbir peygamber yoktur&#8221; mealindeki hadisine                              ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir  peygamberin                              olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi  olup,                              hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair  Müslümanların                              icma&#8217;ına ters düştüğü gerekçesiyle  reddedilmiş olduğunu                              ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve  gerekçe batıldır.                              Çünkü Hz. İsa (a.s.) &#8216;ın inmesinden maksad  onun şeriatımızı                              yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve  Peygamber olarak                              inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de  başka hadislerde                              böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın şeriatımızla                              hükmedecek adil bir hakim ve halkın  terkettiği şeriatımızın                              hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih  hadislerle                              sabittir.&#8221; demiştir.</em><br />
<em>Sünen-i Ibn-i Mace,  10/338</em></strong></p>
<p><strong><em>Hz. İsa  (a.s.) inecek                              ve hatem&#8217;ür rüsul Resulullah (s.a.v.)  efendimizin                                şeriatina tabi olacaktır.</em><br />
<em>Mektubat-i Rabbani,  2/1309</em></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa  (a.s.) Efendimiz                              ahirzamanda yeryüzüne  indirildiği vakit,  peygamberlikle                              vazifeli olarak yeni bir şeriat  getirmeyecektir. Sahih                              hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri&#8217;nin  izahında                              belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin  (s.a.v.)                              Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim  ayetlerine                              göre hükmedecektir.<br />
</strong> <strong><br />
<a name="54"></a>Hz.  İsa (a.s.)&#8217;ın                                  Hilyesi</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Peygamber                                                  efendimiz (sav)  buyurmuştur ki:<br />
Onu [Hz. İsa (a.s.)�]  gördüğünüz zaman şu alametlerle                                                  tanıyınız:<br />
1.Uzuna yakın orta boylu<br />
2.Rengi kırmızı ile  beyaza yakın<br />
3.Üzerinde herd boyası  ile boyanmış                                                  iki elbise vardır.<br />
4.O derece temiz ki  kendisine                                                  ıslak dokunmadığı halde  başı su                                                  damlatır gibidir.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                  Alametleri, 499</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Ebu                                                    Hureyre (r.a.) şöyle  dedi: Peygamber                                                    (s.a.v) buyurdu ki:  Geceleyin                                                    yürütüldüğüm zaman  Musa Aleyhisselam&#8217;a                                                    kavuştum. (Peygamber  onu tavsif                                                    ederek:) Bir de gördüm  ki, O Senüe                                                    kabilesi erkeklerinden  biri gibi                                                    kara yağız, uzun  boylu, balık                                                    etli, düz saçlı bir  zattır. İsa&#8217;ya                                                    da kavuştum (Peygamber  onu da                                                    tavsif ederek: ) </strong><strong>İsa,  orta                                                      yapılı, sanki  hamamdan çıkmış                                                      gibi al çehreliydi.<br />
Sahih-i Müslim, 2/1053</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Yine                                                    Abdullah Ibn-i Ömer  (r.a.) dan                                                    rivayet olunduguna  göre Nebi (sav)                                                    demiştir ki:<br />
Ben bu gece kendimi  rüyamda Kabe&#8217;de                                                    buldum. Ansızın esmer  bir kişi                                                    gördüm. Sanki o </strong><strong>esmer  insanlardan                                                      en güzeli, başının  saçı iki omuzu                                                      arasında sarkıyordu.  (Yeni)                                                    taranmış ve arınmıştı  da bas&#8217;inin                                                    saç)ı su damlatıyordu. </strong><strong>İki                                                      elini iki kişinin  iki omuzuna                                                      koyarak Beyt&#8217;i tavaf  ediyordu. (Orada bulunanlara) Bu kimdir?                                                    diye sordum. Onlar :  Bu Meryem&#8217;in                                                    oğlu Mesih (İsa)&#8217;dır,  dediler.<br />
Sahih-i Buhari, 9/177</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><br />
<a name="55"></a>Hz.  İsa (a.s.)                                Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına  Defnedilecektir</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>İbni                                                    Asakir Abdullah b.  Selamdan: &#8220;Tevrat&#8217;ta                                                    Peygamberin sıfatı  anlatılıyor                                                    ve orada </strong><strong>İsa  aleyhisselamin                                                      onunla beraber defn  edileceği                                                      yazılıyor.<br />
Buhari Tarihinde, İbni  Asakir                                                    Ondan (Abdullah b.  Selam) dan                                                    nakl ettiklerine göre, </strong><strong>İsa                                                      aleyhisselam  Resulüllah ile iki                                                      Sahabisi (Ebu Bekr  ve Ömer (r.a.)                                                      &#8216;nın yanında defn  edilip kabir                                                      adedi dörde  çıkacaktır.<br />
İbni Cevzi&#8217;nin  Abdullah bin Ömer                                                    (R. Anhüma)&#8217;dan  merfuan nakl ettiği                                                    bir rivayette şöyle  buyurulmaktadır:<br />
&#8220;İsa aleyhisselam  yeryüzüne inecek, </strong><strong>evlenecek çoluk çocuk sahibi                                                      olup kırk beş sene  yaşıyacak,                                                      sonra ölecek,  benimle ayrı kabire                                                      gömülecek, sonra ben  ve İsa aynı                                                      kabirden Ebu Bekr  ile Ömer (r.a.)                                                      arasından  kalkacağız!&#8221;<br />
Kıyamet Alametleri,  246/247</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Hz.                                                      İsa, yeryüzünde  iken </strong><strong>evlenecek                                                        ve bir çocuğu  olacaktır. Ölünce, Müslümanlar onun namazını                                                      kıldıktan sonra </strong><strong>Ravza-i  Mutahhare&#8217;ye defnedeceklerdir.<br />
El-Kavlu&#8217;l Muhtasar  Fi Alamatil                                                      Mehdiyy-il Muntazar,  65</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Muhakkak                                                      ki, Meryem oğlu, İsa  yeryüzüne                                                      indiği zaman  evlenecek, çocuğu                                                      olacak, yeryüzünde  45 yıl kalacaktır.<br />
Miskatü-l Mesabih,  3/47</strong></p>
<p><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde indikten ve                                                      40 yıl kalıp  yaşadıktan sonra                                                      ölür. Müslümanlar,  O&#8217;nun cenaze                                                      namazını kılarak  O&#8217;nu toprağa                                                      verirler. (Bu hadis,  ebu Davud                                                      et Tayalisi&#8217;nin  Müsned&#8217;inden rivayet                                                      edilmiştir.)<br />
Hazreti Hz. İsa  (a.s.) yeryüzünde                                                       kırk sene yaşadıktan  sonra vefat                                                      edecektir.  Müslümanlar O&#8217;nun cenaze                                                      namazını kılarak  defnedecekler.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret  ve Ahirzaman                                                      Alametleri, 498-499</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>.<br />
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45  sene kaldıktan                              sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat  edecektir.                              Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber  Efendimizin                              (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.</strong></p>
<p><strong><br />
<a name="56"></a>Risale-i Nur Külliyatında  İsa Aleyhisselam<br />
</strong> <strong><br />
Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar  Gönderilecektir:</strong></p>
</div>
<p><strong>Süfyan                              ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade  ettikleri mana                              budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki  ceryanı kuvvet                              bulacak.</strong></p>
<p><strong>Birisi:                              Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi  (A.S.M.)                              inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs  ehl-i                              nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin  tahribine                              çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i  Nebevinin silsile-i                              nuranisine baglanan, ehl-i  velayet ve ehl-i                               kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed  Mehdi                              isminde </strong><strong>bir zat-ı nurani, o Süfyanin  şahs-ı manevisi                                olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp  dağıtacaktır.<br />
<em>(Mektubat, 53)</em></strong> <strong><br />
<em><br />
****</em></strong> <strong><br />
<em><br />
</em>Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)&#8217;dan önce geleceği                              bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan&#8217;ın İslam  aleminde yaptığı                              manevi tahribatı tamire çalışacak,  İslamiyetin yeniden                              canlandırılmasına ve dünya çapında  yayılmasına gayret                              edecektir.</strong></p>
<p><strong>Hz.Mehdi  (a.s.), Allah&#8217;ı                              inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve  teorileri                              tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan&#8217;dan  kaynaklanan                              bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını  kapatacaktır.                              Mehdi, Halife ünvanıyla İslam  aleminin başına                              geçecek, Kur-an-ı Kerim&#8217;i ve iman esaslarını  günün                              şartlarını da dikkate alarak ilmi bir  şekilde insanlara                              açıklayacak, müminlerin imanlarını  güçlendirecektir.</strong></p>
<p><strong>İkinci  cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden                              bir cereyan-i nemrudane, gittikçe  ahirzamanda felsefe-i                              maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet  bulup, uluhiyeti                              inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir  padişahı                              tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun  askerleri                              olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam,  herkese, her                              askere bir nevi padişahlık ve bir güna  hakimiyet verir.                              Öyle de : &#8220;Allah&#8217;ı inkar eden o cereyan  efradları                              birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde  birer rububiyet                              verir.</strong><strong> Ve onların başına geçen en  büyükleri, ispirtizma                                ve manyetizmanın hadisatı nev&#8217;inden müdhiş  harikalara                                mazhar olan deccal ise daha ileri  gidip, cebbarâne                              sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur  edip ulûhiyetini                              ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir  sineğin kanadını                              bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet  dâvâ                              etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık  olduğu                              malumdur.</strong></p>
<p><strong>İşte                              böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya  çıktığı sırada),  o cereyan pek kuvvetli göründüğü                              bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)&#8217;in şahsiyet-i  maneviyesinden                              ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur  edecek, yani </strong><strong>rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek;                              hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata  karşı tasaffi                              edecek, hurafattan ve tahrifattan  sıyrılacak, hakaik-i                              İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık  bir nevi                              İslamiyete inkilab edecektir&#8230; Ve Kur&#8217;an&#8217;a                              iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi,  tabi;                              ve İslamiyet, metbu&#8217; makamında kalacak.  Din-i hak,                              bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet  bulacaktır.                              Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken  mağlub olan                              İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde,  dinsizlik                              cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında  iken                              alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan  şahs-ı                              İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının  başına geçeceğini                              bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey&#8217;in  vadine                              istinad ederek haber vermiştir. Madem haber  vermiş,                              haktır, madem Kadir-i Külli Sey &#8220;va&#8217;detmiş  elbette                              yapacaktır.<br />
(Mektubat, 53-54)</strong></p>
<p><strong>****</strong></p>
<p><strong>Mesih&#8217;i Deccal&#8217;in çok  kuvvetli olduğu bir devrede,  Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu  hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis,  haç, domuz eti yemek v.s.)  temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline  dönecektir. İlahi dinler  birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri  onu düzeltmek ve  yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da   hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi  İslamiyet  olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim&#8217;e  uyacaklardır. Aynı durum  Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık,  Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi  sonucunda inananlar  kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek;  iman  edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya  gönderilmiş  olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu  Peygamberimiz (sav)  Allah&#8217;ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah  elbette vaadini yerine  getirecektir.</strong></p>
<p><strong>Sahih  hadislerde  müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa   (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de &#8220;şahs-ı manevi veya   cemaat&#8221; şeklinde düşünmek veya &#8220;gelmiştir, görevini yapıp vefat   etmiştir&#8221; iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu   yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok  büyük zarar  verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette  yerine getirecektir.  Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa  (a.s.)&#8217;ın dünyaya tekrar gelmesinin  kesin olduğunu bildirmektedir.</strong></p>
<p><strong>Evet,                              hadis-i şerifin ifadesiyle </strong><strong>Hazret-i  İsa&#8217;nın semavi                                nüzulu kat&#8217;i olmakla beraber; mana-yi  işarisiyle                              başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu  hakikata da                              mucizane işaret ediyor.<br />
(Kastamonu  Lahikası, 50)</strong></p>
<p><strong>Hz.  İsa (a.s.) Mesih Deccal&#8217;i Öldürecektir:</strong></p>
<p><strong>Kat&#8217;i ve  sahih rivayette var ki: &#8220;İsa Aleyhisselam büyük Deccal&#8217;i öldürür.&#8221;<br />
Vel&#8217;ilmü indallah, bunun da iki vechi var:<br />
</strong> <strong><br />
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma                              gibi istidracı harikalarıyle kendini  muhafaza eden                              ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal&#8217;i  öldürebilecek,                              mesleğini değiştirecek; ancak harika ve  muc&#8217;cizatlı                              ve umumun makbulü bir zat olabilir ki: </strong><strong>O  zat, en                                ziyade alakadar ve ekser insanların  Peygamberi olan                                Hazret-i İsa Aleyhisselam&#8217;dır.</strong></p>
<p><strong>İkinci vechi şudur                              ki: &#8220;Şahs-i İsa Aleyhisselam&#8217;ın kılıncı  ve maktul                              olan şahs-ı Deccal&#8217;in, teşkil ettiği  dehşetli maddiyunluk                              ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı  manevisini                              mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o  ruhaniler,                              din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye  ile mezcaderek                              o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.  Hatta,                              &#8220;Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i  Mehdi&#8217;ye                              namazda iktida eder, tabi olur. &#8221; diye  rivayeti bu                              ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin  mutbuiyetine ve                              hakimiyetine işar<em>et eder.</em><br />
<em>(Sualar, 493)</em></strong></p>
<p><strong>****<br />
<em><br />
</em>Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle                              herkesi etkileyerek varlığını sürdüren  deccal ve onun                              fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden  gerektiğinde                              mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.)  tarafından yok                              edilecektir.</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa  (a.s.) tekrar                              dünyaya geldigi zaman yeni bir din  getirmeyecek, Islam                              dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu  için,                              kendisine vahiy gelecek ve mucize  gösterecektir.</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın idaresi  altında  Hıristiyanlığın                              hakikati ile İslamiyeti birleştiren  talebeleri, bu                              birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i  Deccal&#8217;in dinsizlik                              cereyanını, Allah&#8217;ı  inkar fikrini etkisiz  hale                              getirip, yok edecektir.</strong></p>
<p><strong>Hem alem-i insaniyette                              inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve  mukaddesat-ı                              beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal  komitesini, Hazret-i                              Hz. İsa (a.s.) &#8216;ın din-i hakikisini  İslamiyetin hakikatiyle                              birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar  bir İsevi                              cemaati namı altında ve </strong><strong>&#8220;Müslüman  İseviler&#8221; ünvanına                                layık bir cemiyet, o Deccal komitesini,   Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak;    beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.<br />
<em>(Mektubat 413)</em></strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.)  Geldiğinde                              Başlarda Tanınmaması:</strong></p>
<p><strong>Hazret-i  İsa Aleyhisselam                              geldiği vakit, herkes O&#8217;nun hakiki İsa  olduğunu bilmek                              lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı,  nur-u iman                              ile O&#8217;nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde  herkes O&#8217;nu                              tanımayacaktır.<br />
<em>(Mektubat, 54)</em></strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman  hazretleri,                              Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın dünyaya geldiğinin ilk  yıllarında                              ancak yakın talebeleri tarafından imanın  nuru ile                              tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu  tanıyamayacağını                              bildiriyor.</strong></p>
<p><strong>Hatta  Hazret-i İsa Aleyhisselam&#8217;ın                              nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam  olduğu, nur-u                              imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.<br />
(Sualar, 487)</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa  (a.s.) yeryüzüne                              ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit)  imtihan sırrı                              olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra  kendisinin                              farkına varacaktır. Talebeleri de imanın  nuru ile                              O&#8217;nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan  tanıyacaklardır.                              Herkes açıkça O&#8217;nun Hz. İsa&#8217;(a.s.) olduğuna  hemen kanaat getiremeyecekdir.                              Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde  mücadelesine                              başlayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) tam  anlamıyla                              zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu  görecek                              ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu  bileceklerdir. Fakat                              yine de &#8220;Acaba gerçekten İsa bu mu?&#8221; diye  şüphe edenler                              var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle  suçlanamaz,                              çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir.  Yalnız böyle                              şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden,  bereketinden                              mahrum kalabilir.</strong></p>
<p><strong>Hz.  İsa (a.s.)&#8217;ın Küçük                              Bir Cemaati Olacak:</strong></p>
<p><strong>İsa  Aleyhisselam&#8217;ı nur-u                              iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i  ruhaniye-i                              mücahidinin kemiyeti, Deccal&#8217;in mektepçe ve  askerce                              ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve  küçük                              olmasına işaret ve kinayedir.<br />
(Sualar, 495)</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) küçük                              bir cemaat içerisinde vazifeye  başlayacaktır. Daha                              ziyade İsrail ve İsrail&#8217;e yakın bölgelerde  faaliyet                              gösterecektir. Okullarda ve askeri  birimlerde talebeleri                              olacak ilk başta kendilerini  gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)</strong></p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="99"><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50"><strong>Hakim                                                  et-Tirmizi, &#8220;Nevdirü&#8217;l  Usul&#8221;da                                                  şöyle nakletmiştir.  Peygamberimiz                                                  (sav): Meryem oğlu İsa  Ümmetim                                                  içinde havarilerinden  bir takım                                                  halkı bulacaktır. Başka  rivayette                                                  ise Peygamberimiz (sav)  üç                                                  defa: Muhakkak ki Mesih  (İsa)                                                  aleyhisselam bu ümmetten  birtakım                                                  kavimlere yetişecek ki,  onlar                                                  sizin gibidirler. Yahut  sizden                                                  daha hayırlıdırlar.  İlkinde benim                                                  sonunda Mesih (İsa)&#8217;nın  bulunduğu                                                  bir ümmeti Allah asla  utandırmaz,                                                  buyurmuştur.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                  Alametler, 501</strong><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></strong></p>
<p><strong>Resulullah                                                    (sav) efendimiz şöyle  buyurdu:<br />
Yemin ediyorum ki  Meryem oğlu                                                    İsa o gün yeryüzünün  en hayırlı                                                    800 erkek ile 400  kadın kişilerin                                                    yanlarına inecektir.<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve  Ahirzaman                                                    Alametler, 498</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"><strong></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><strong><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><strong><br />
Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler  Mütaşabihtir:</strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman  Said Nursi,                              Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın inmesine ve Deccal&#8217;i  öldürmesine aid                              hadislerin müteşabih (benzetmelerle  anlatılan) hadislerden                              olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani  müteşabihatının                              çözülerek açıklanması gerektiğini izah  etmektedir.                              Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin  müteşabıhatına                              aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü  veya                              hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini  ifade                              etmektedir.</strong></p>
<p><strong>Ahir  zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal&#8217;i öldürmesine ait hadis-i                              şahihanın ma&#8217;na-yı hakikileri  anlaşılmadığından, bir                              kısım zahir ulemalar, o rivayet ve  hadislerin zahirine                              bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini  inkar edip,                              veya hurafevari bir mana verip adeta muhal  bir sureti                              bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar  verirler.                              Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok  uzak hadisleri                              şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye  tezyifkarane                              bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu  gibi ehadis-i                              müteşabihenin hakiki te&#8217;villerini Kur&#8217;an  feyziyle                              göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek  misal beyan                              ederiz. Şöyle ki:</strong></p>
<p><strong>Hz. İsa (a.s.) Deccal                              ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as)  onu öldüreceği                              vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra  kılıncı onun                              dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o  derece                              Deccalin heykeli Hazret-i İsa  Aleyhisselamdan on,                              belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım  gelir.                              Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife  ve sırr-ı                              imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde  cari olan                adetullaha muvafık düşmüyor.<br />
<em>(Kastamonu Lahikası,  49)</em></strong> <strong><br />
<em><br />
****</em></strong> <strong><br />
<em><br />
</em>Rivayette var ki:  İsa Aleyhisselam Deccal&#8217;i                              öldürdüğü münasebetiyle &#8220;Deccal&#8217;in fevkalade  büyük                              ve minareden daha yüksek bir azamet-i  heykelde ve                              Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok  küçük bulunduğunu..&#8221;                              gösterir.</strong></p>
<p><strong>Bunun  tevili şu olmak                              gerektir ki:<br />
İsa Aleyhisselam&#8217;ı nur-u iman ile tanıyan ve  tabi                              olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin  kemiyeti, Deccal&#8217;in </strong><strong>mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına                              nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve  kinayedir.<br />
<em>(Sualar, 495)</em></strong></p>
<p><strong>Bediüzzaman  Hazretleri,                              hadis-i şerifte İsa aleyhisselam&#8217;ın Deccal  ile mücadelesinde                              onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre)  yukarıya                              atladıktan sonra kılıcı ancak onun  dizine yetiştirebildiği                              derecesinde Deccal&#8217;in İsa (a.s.)&#8217;a oranla  boyunun                              on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması  gerektiğini izah                              etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah&#8217;ın  kudreti                              dahilinde olmakla beraber adetullaha  aykırıdır.</strong></p>
<p><strong>Adetullah: Allah&#8217;ın                              kainatta koyduğu değişmez yasalar.</strong></p>
<p><strong>Ancak bu  bekleniş tarzı                              deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve  her                              alanda maddi bakımdan üstün ordularına  kıyasla Hz. İsa (a.s.)                              ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna  işaret                              ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha  akılcı anlaşılır                              bir hale gelmiş olur.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-isa-a-s-ve-hz-mehdi-a-s.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. MEHDİ (A.S)&#8217;NİN ÇIKIŞ ZAMANI</title>
		<link>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-mehdi-a-snin-cikis-zamani.html</link>
		<comments>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-mehdi-a-snin-cikis-zamani.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 12:14:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Harun Yahya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Adeta]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Dedi]]></category>
		<category><![CDATA[Edip]]></category>
		<category><![CDATA[Etti]]></category>
		<category><![CDATA[Hz]]></category>
		<category><![CDATA[Imam Rabbani]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Malik]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[Mektubat]]></category>
		<category><![CDATA[Olay]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbin]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Teala]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>
		<category><![CDATA[Yedi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehdiyet.net/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[HZ. MEHDİ (A.S)&#8217;NİN        ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HZ. MEHDİ (A.S)&#8217;NİN            ÇIKIŞ ZAMANI</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="53"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Enes                              Malik &#8216;den tahric etti. O dedi ki,  Resulullah                              (s.a.v.) buyurdu:<br />
Dünyanın ömrü, ahiret günlerinde yedi                              gündür. Allah-u Teala buyurdu ki: Rabbin                              katında bir gün sizin saydıklarınızdan                              bin yıl gibidir.</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></p>
<p>Enes b.                                Malik &#8216;den O dedi ki Resulullah (s.a.v)                                buyurdu:<br />
Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir                                ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için                                gündüzlerini oruçla, gecelerini de                                ibadetle geçirmişcesine şu dünyanın yedi                                bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.<br />
<span style="color: #000000;">Kitab-ül                                                                Burhan Fi  Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman,                                                                88</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
<p>Hazreti Resulullah              sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, geçmişle, gelecekle              ve ahiret hayatı ile ilgili meseleler hakkında haber  verirken              teşbihler kullanmıştır.</p>
<p>Burada 7 bin yıldan kasıt, dünyanın              gerçek yaşının 7 bin yıl olduğu değildir.</p>
<p>(Allahualem              Arapça) O zaman, 7 bin yıl ile ilgili  rivayetler,              bir takvim başlangıcı gibi insanlık tarihinde çok önemli              bir olaya, mesela tufandan sonra insanların yerleşik hayata              geçmelerine ve dünya hayatının bariz bir veche ile yeniden              başlamasına ait başlangıç olabilir.Yani, o tarihten  itibaren,              insanlık tarihi adeta yeniden başlamış gibi, sayıları              artmaya, şehirleşmeye başlamış olabilir.  Bazı ulemalar,              Hazret-i Nuh aleyhisselamdan sonraki devreyi Dünyada  insanlık              tarihinin yeniden başlaması olarak adlandırmışlardır.              Nasıl Hıristiyanlar, Miladi 1987 yıl öncesinde önemli              bir olay olmuş kabul edip, bir tarih başlangıcı meydana              getirip ondan evvel, ondan sonra diyerek bir zaman  belirlemesi              yapıyorlarsa, aynı o şekilde rivayette, belirli bir vakti              tesbit için, takvim başlangıcı gibi  7 bin yıl evveli              ve sonrası şeklinde bir tarih zamanlamasına işaret ediyor              olabilir. Yani, dünyanın ömrü 7 bin yıl olsa, ben onun              şu tarihindeyim dense, belirli bir tarih zamanlaması  yapılmış              olur.</p>
<p>İmam Rabbani              Hazretleri Mektubat &#8216;ta şu rivayeti nakletmiştir.</p>
</div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="73"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Takriben                              124 bin tane peygamberimiz gelip geçti.</p>
<p>Mektubat-i Rabbani, 1/354</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
Hz. Ademden itibaren Resullah efendimize kadar 124              bin peygamber gelip geçmiştir. Başka bir rivayette İmam-ı              Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur:</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="73"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Böyle                                aradan &#8220;1000 senenin&#8221; geçtiği vakit,                                geçen ümmetlerde Ulü&#8217;l azm bir peygamberin                                 geldiği vakittir. .</p>
<p>Mektubat-i Rabbani, 1/495</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
<p>Normal olarak her 100 sene de bir peygamber, 1000 sene              de de Ulü &#8216;l azm bir peygamber gelmiştir.  Her 100              senede bir peygamber geldiğini kabul etsek, Hz. Adem  aleyhisselam              efendimizden, Hz. Resulullah efendimize kadar:</p>
<p>124.000x 100=              12.400.000 (onikimilyon dörtyüzbin= sene olması gerekir.)               Demek ki peygamberimiz (s.a.v.) dünyanin ömrü 7 bin yıldır              derken dünyanın gerçek yaşını değil, insanlık tarihi için              önemli bir hadisenin baslangıç zamanını kasdetmiştir  (Allahualem)</p>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="73"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Ahmet                                İbni Hanb<span style="color: #000000;">el ilel                                  inde nakl</span>etti.<br />
Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.<br />
<span style="color: #000000;"><br />
Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir zaman,                                   89 </span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
Daha önceki hadislerle dünyanın              ömrünün 7 bin yıl oldugunu görmüştük. Burada ise Efendimize              kadar 5 bin 600 yıl geçtiği belirtiliyor. Bu rivayete göre              Ümmet-i Muhammed &#8216;in ömrü Hicri 1400 yılına kadardır.  (7000-5600=1400)(Allahualem)</p>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="73"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Abdullah                        (r.a) dan rivayet edilmiştir: Resulullah                        (s.a.v) buyurdu ki: Ehl-i beytimden                        ismi ismime mutabık olan bir kişi başa                        geçecektir&#8230;<br />
Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış                        olsa, onun başa geçmesi için Cenab-ı                        Allah O günü behemehal uzatır.<br />
Sünen-i Tirmizi 4/92</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></p>
<p>Hz.Ali                          &#8216;den rivayet olduğuna göre Resulullah                          (s.a.v.) şöyle buyurdu:<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece                          bir günden başka vakit kalmamış ta olsa,                          Allah (cc) benim Ehl-i beytimden bir                          zatı gönderecek.<br />
Sünen-i  Ebu Davud, 5/92</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></p>
<p>İbn-i                          Mace ve Ebu Naim, Ebu Hüreyre &#8216;den tahric                          ettiler, o dedi, Peygamber (s.a.v) buyurdu:<br />
Eğer dünyadan bir gün kalsa, Allah o                          günü uzatır ve Ehl-i Beytimden birisini                          Melik kılar.<br />
Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il                          Muntazar, 10<br />
El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il                          Muntazar, 27<br />
Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri,                          s.437</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
Biraz önceki rivayetlerden ve şartlardan anladığımız kadarıyla Hicri 1400 yılı        aynı zamanda Hz. Mehdinin çıkış yılıdır. Hicri 1400 yılına        girmeye dünya günü olarak 1 gün! bile kalsa, vazifeye hazır        bekleyen Mehdinin vazifesini yapması için, kıyamet belirli        bir zaman ertelenecektir. (Allahualem)  İbni Abbas        &#8216;dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır, O        dedi ki; Dünya yedi gündür, Her bir gün bin yıl gibidir        ve Resulullah (s.a.v.) &#8216;de onun sonunda gönderildi.</div>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="145"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Dakkak                        b. Zeyd-ü Cüheni &#8216;den rivayet ettiler.<br />
Ben gördüğüm bir rüyayı Resulüllah (s.a.v.)                        &#8216;e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.)                        yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında                        idi: O buyurdu ki, Yedi basamaklı gördüğün                        minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin                        senedir. Ben de O &#8216;nun son bininde olacağım.</p>
<p>Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il                        Ahir Zaman, 89</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu rivayetlerden de anladığımız      kadarıyla ümmetin ömrü Hicri 1400 yılına kadardır. Hicri      1400 yılında O (bin yıllık) bir gün bitmiş oluyor. Halbuki      ümmet o bitiş gününde halen vaadedilen Hz. Mehdi (a.s.)(a.r.)yi      bekliyordu. O zaman O (bin yıllık) bir gün uzatılarak,      Hz. Mehdi (a.s.)(a.r.)nin vazifesini yapmasına müsait hale  getirilecektir.</p>
<p>İmam Rabbani, Mehdi&#8217;nin      peygamberimizin vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra      ikinci binin içinde geleceğini bildirmektedir.</p>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="73"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Ancak                         beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten                        sonra bu saklı devlet tecid edile (yenilene).                        Ona bir üstünlük verilip suyu bulması,                        arttırıla&#8230; Böylece kemalatin aslı                        zuhur edip onun zilletini örte.. Ve                        nisbet-i aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin.<br />
Allah ondan razı olsun.<br />
Mektubat-i Rabbani, 1/569</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></p>
<p>Şeriatın                          teyit hasletleri, milleti tecdidi bu                          ikinci bindedir.<br />
Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa&#8217;nın                          (a.s.) Mehdi&#8217;nin (r.a.) bu bin içinde                          var oluşlarıdır.<br />
Mektubat-i Rabbani 1/611</p>
<p><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/sphere1.gif" alt="" width="12" height="12" /></p>
<p>Resulullah                          (s.a.v.)in ümmeti arasından çıkanlar                          pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.)in                          irtihali üzerinden binsene geçtikten                          sonra isterse az olsunlar. Onların pek                          kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın                          takviyesi, pek tamam tekliyle hasıl                          ola.<br />
Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi&#8217;nin                          gelişi de bunun içindir. Onun mübarek                          kudümünü (gelişini), Hatem&#8217;ür-rüsül                          Resulüllüh (s.a.v.) müjdelemiştir. İsa                          (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten                          sonra nüzul edecektir.<br />
Mektubat-i Rabbani 1/440</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
Peygamber Efendimiz&#8217;in vefatından bin        sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam-ı Rabbani        Hazretlerinin yukarıdaki izahlarına göre ikinci bin yılı        içerisinde Hz.Mehdi (a.r.) gelecektir. Bunun için en uygun        zaman 1400-1600 yılları arasıdır. Bu seneler ikinci bin        yılının tam ortasıdır. 1400&#8242;den 1500&#8242;e kadar İslam ahlakının  hakimiyeti,        1500-1600 yılları arasında da bozulma ve kıyamet beklenecektir.</div>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="76"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Bu                         ümmetin ömrü bin (1000) seneyi                        geçecek fakat bin beşyüz (1500) seneyi                        aşmayacaktır.</p>
<p>Kıyamet Alametleri, 299</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
Celaleddin Suyuti&#8217;nin &#8220;El-Keşfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti    El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar&#8221;isimli kitabından nakil     Beddiüzaman Said Nursi Hazretleri de, ümmetin galibiane    ömrünün 1506 yılına kadar olacağını bildirmektedir.</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="76"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">&#8220;&#8230;                         Birinci cümle, binbeşyüz (1500) makamiyle                        ahir zamanda bir taife-i mücahidinin                        (din için çalışanların, cihad edenlerin)                        son zamanlarına; ve ikinci cümle,  binbeşyüzaltı(1506)                        makamile galibane mücahedenin tarihine&#8230;.                        işaret eder.<br />
(&#8230;) bu tarihe kadar (1506) zahir ve                        aşikarane, belki galibane devam edeceğine                        remze yakın ima eder.&#8221;</p>
<p>Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 46</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
İmam Suyuti (r.a) dahil bir kısım ulema bu ümmetin icabet    ömrünün (Hicri) 1500 yıllarına kadar devam edeceğine daha    sonra da bozulmanın başlayacağına (Allahualem) diyerek işaret    etmektedirler.  Sahih kaynaklı Hadis-i Şeriflere göre    Hz.Mehdi (a.r.) zuhur ettikten sonra 40 sene yaşayacaktır.    Hz.İsa (a.s.) efendimiz hakkındaki Hadis-i şeriflerde de    O&#8217;nun yeryüzünde kalış müddedinin 40-45 sene olacağı bildirilmektedir.     Bunun bir kısmını Hz.Mehdi (a.r.) ile Hz. İsa (a.s.) efendilerimiz    beraber yaşayacaklardır; bu da yaklaşık 7-10  senedir.    Bu bilgilere göre Hz.Mehdi (a.r.) ve Hz.İsa (a.s.)  efendimizin vefatına    kadar olan 1475-1480 senelerine gelinmiş olacaktır. Bu tarihten    1500&#8242;e kadar devam eden 20-25 yıllık bir süre de vaziyetin    muhafazasına çalışıldığı bir devre olacaktır.  Bu rivayette    de Mehdi&#8217;nin yüzyıl      başında zuhur edeceği bildirilmektedir.</p>
</div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="452" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="48"><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="450" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="14" height="28"></td>
<td width="425" height="28">
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td height="50">Zira                       onun (Hz. Mehdi (a.s.)&#8217;nin ) zuhuru, yüz başlarında                      olacaktır.</p>
<p>Mektubat-i Rabbani</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="14" height="28"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div><img src="http://www.hazretimehdi.com/images/c1.jpg" alt="" width="452" height="5" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yukarıda izah edildiği gibi, İmam                      Suyuti hazretlerinin rivayetine göre Ümmet-i  Muhammed&#8217;in ömrü                      1500 (binbeşyüz) seneyi aşmayacaktır. Hicri 1500  yılına ulaşmaya                      bir yüzyıl başı kalmıştır. O da Hicri 1400 yılı  başlarıdır.</p>
<div>Yapılan hesaplar, Mehdi ancak Hicri 14. asrın başlarında çıktığı    taktirde doğrulanacaktır. Ümmetin ömrü Hicri 1500 senesini    aşmayacağına göre, Mehdinin Hicri 1400&#8242;ün başlarında gelmesi    gerekmektedir.  El-Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il    Muntazar<br />
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman<br />
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 494<br />
Ramuz: El -Ahadis 508 (Ibni Mace-Tabaranai &#8216;nin Kebiri)</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehdiyet.net/2010/06/hz-mehdi-a-snin-cikis-zamani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

