Kendi’ için Arşiv
İki Ulu’l Azm Peygamber olan Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (sav) arasında 571 yıl vardır, Hz. Mehdi (as) da İmam Rabbani hazretlerinden yaklaşık 400 yıl sonra gelecektir
19 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahyaİki Ulu’l Azm Peygamber olan Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (sav) arasında 571 yıl vardır, Hz. Mehdi (as) da İmam Rabbani hazretlerinden yaklaşık 400 yıl sonra gelecektir
Bazı kimseler Hz. Mehdi (as)’ın İmam Rabbani Hazretlerinden yaklaşık 400 yıl sonra gelmesinin, İmam Rabbani’nin değerini azalatacağını düşünmekte ve Hz. Mehdi (as)’ın İmam Rabbani’den 1000 yıl sonra gelmesi gerektiğini iddia etmektedirler. Oysa Hz. Mehdi (as)’ın İmam Rabbani Hazretlerinden yaklaşık 400 yıl sonra gelmesi, Rabbani Hazretlerinin değerini, kıymetini azaltacak bir husus değildir. Allah Peygamberimiz (sav)’i Ulu’l Azm bir peygamber olan Hz. İsa (as)’dan sadece 571 yıl sonra göndermiştir. Hz. İsa (as)’dan kısa bir süre sonra, yepyeni bir şeriat ve kitapla Hz. Muhammed (sav) gelmiştir. Yani iki Ulu’l Azm peygamber arasında 571 yıl vardır. Hz. Mehdi (as) da İmam Rabbani Hazretlerinden yaklaşık 400 yıl sonra gelecektir. Zaten bunu İmam Rabbani Hazretlerinin kendisi bizzat açıklamış, Hz. Mehdi (as)’ın Peygamberimiz (sav)’in vefatından 1000 sene geçtikten sonra geleceğini söylemiştir:
Bu ümmetin ahirliği, İKİNCİ BİNİN BAŞLAMASI ile başlar. YANİ RESULULLAH EFENDİMİZİN İRTİHALİNDEN (VEFATINDAN) İTİBAREN… Şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi (Kuran’ın ahlakının tam olarak uygulanması ve islam aleminin yenilenmesi) BU İKİNCİ BİNDEDİR. BU DAVANIN DOĞRULUĞUNA ADİL ŞAHİD, İSA’NIN, MEHDİ’NİN BU BİN İÇİNDE (YANİ PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN VEFATINDAN SONRAKİ BİN YIL İÇİNDE) VAR OLUŞLARIDIR. (Mektubatı Rabbani, sf 261) |
Burada İmam Rabbani çok açık ve sarih bir şekilde KENDİ VEFATINDAN SONRA DEĞİL, PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN İRTİHALİNDEN YANİ VEFATINDAN SONRA demektedir.
İmam Rabbani Hazretleri’nin de söylediği gibi, İslam aleminin ahirliği (yani sonu) ikinci binin başlamasıyla başlar ve İmam Rabbani Hazretleri de, Hz. İsa (as) da, Hz. Mehdi (as) da Peygamberimiz (sav)’in vefatının ardından ikinci bin yıl içinde olacaklardır.
18 Ağustos 2010
Popularity: unranked [?]
Hz.Mehdi ye nasıl yardım edilir ve nasıl talebe olunur?
19 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya Mehdi’ye yardımcı olmak isteyenler, korunup gözetilmeyi beklememeli, herkes kendi imkanınca her şeyini kendi yapan olmalı. Zorluk çıkartmak olmaz.
Popularity: unranked [?]
Risale-i Nur Külliyatı’nda Üstadın ifade ettiği ”Mehdi” ve ”Mehdi Al-i Resul” ifadelerinin sözde başka başka kişileri ifade ettiği iddiası tamamen yanlıştır
06 Ağustos 2010 Yazan Harun YahyaRisale-i Nur Külliyatı’nda Üstadın ifade ettiği ”Mehdi” ve ”Mehdi Al-i Resul” ifadelerinin sözde başka başka kişileri ifade ettiği iddiası tamamen yanlıştır
Şu da çok önemlidir ki, bazı nur talebeleri diğer yandan Üstad’ın Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsederken kullandığı Mehdi ve Mehdi Al-i Resul kavramlarını da birbirinden ayrılarmış gibi gösterme gayreti içine girmişlerdir. Mehdi sıfatının Mehdi Al-i Resul sıfatından sözde daha düşük bir makamı ifade ettiğini çünkü Üstad’ın bahsettiği Mehdi Al-i Resul’de geçen Resul ifadesinin eser verilen anlamında olduğunu bu nedenle de İmam Rabbani Hazretleri, Geylani Hazretleri, Mevlana Halid ve Üstad Hazretleri gibi eser sahibi müceddidleri ifade ettiğini iddia etmektedirler. Ahir zamanın Mehdisi’nin ise sözde Üstad’ın hazırladığı eserlerden yararlanması nedeniyle eser sahibi olamayacak dolayısıyla Mehdi Al-i Resul’de olamayacaktır.
Oysa Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadis-i şeriflerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın elinde kendi hazırladığı büyük eserlerinin olacağı ve inkar edenlere karşı bu dev eserlerle fikri bir mücadele vereceği bildirilmiştir:
| Ben esfarla (büyük kitaplarla) mücadele etmedikçe dünya gitmez (kıyamet kopmaz) … Onlarla fikri mücadele yapmak üzere, Allah yolunda savaşan, laimin (başkasını kötüleyenin) levminden (çekiştirmesinden) çekinmeyen, Müminlerin seçkinlerinden olan ehli Hicaz yola çıkacaktır ve Kostantiniyye ile Rumiye (Roma)’yı tesbih ve tekbirle feth edeceklerdir… O şehrin surları bir bir yıkılacaktır …” (İbni Mace ve Hakim) |
Yine İmam Sadık (r.a.)’dan aktarılan bir hadis-i şerifte de Hz. Mehdi (a.s.)’ın üzerinde altın yaldızlı mühür bulunan kitaplarıyla büyük bir tebliğ faaliyeti yapacağı bildirilmiştir:
| İmam Sadık diyor ki: Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) belli bir giysi giydiğinde Peygamber’in (s.a.v.) altın mühürle mühürlenmiş mektubunun (kitabının) mühürünü çıkartarak (kapağını açarak), insanlara yüksek sesle okuyacaktır.” (Bihar’ül Envar, c. 52, s.326) |
Eğer bu mantık söz konusu olsaydı, Üstad’ın kendisinden önce gelen Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin, İmam Rabbani Hazretleri’nin, Mevlana Halil-i Bağdadi Hazretleri’nin ve kendisinin bu üç görevi tek tek yerine getirmek suretiyle Ahir zamanın büyük Mehdisi’ni oluşturduklarını Risalelerde ifade etmiş olması gerekirdi. Oysa tam aksine Üstad Ahir zamanın büyük Mehdisi zuhur ettiğinde kendisinin vefat etmiş olacağını, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerini kabrinden seyredip Allah’a şükredeceğini ifade etmiştir:
| … TÂ AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR VE O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ. Kastamonu Lahikası, Sayfa 72, Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153) |
Yine Hz. Mehdi (a.s.) için kendisinden sonraki bir dönemde zuhur edeceğini ifade eden onlarca ifadesi de Risalelerde yer almaktadır.
http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/23471/
05 Ağustos 2010
Popularity: unranked [?]
Peygamber efendimiz (sav) bir kısım sözde din aliminin ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’a karşı düşmanca tavırlarının olacağını haber vermiştir
15 Temmuz 2010 Yazan Harun YahyaPeygamber efendimiz (sav) bir kısım sözde din aliminin ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’a karşı düşmanca tavırlarının olacağını haber vermiştir
Buhari’de, Müslim’de, Ebu Davud’da yer alan sahih bir hadiste ahir zamandaki cahil bazı alimlerin durumu şöyle haber verilmektedir:
| Süveyd bin Gafele (ra)’dan: AHİR ZAMANDA TÜREMELER ÇIKACAK: BEYİNLERİ ÇALIŞMAYACAK. KONUŞURKEN ÇOK GÜZEL KONUŞACAKLAR. KURAN OKUYACAKLAR, FAKAT İMANLARI GIRTLAKLARINDAN AŞAĞIYA GEÇMEYECEK…. (Buhari, Sahih 3611, 5057, 6930, Müslim, 1066, EBU Davud 4767, Ahmed bin Hanbel, Müsned 1, 81, 113, 131, 289; Tayalisi, el-Müsned, nr. 1984.) |
Peygamberimiz (sav) bu hadisinde ahir zamandaki cahil sözde alimlerin özelliklerini şöyle belirtmiştir:
1. Beyinleri çalışmayacak, yani akıl zayıflığı içinde olacaklar,
2. Konuşurken güzel konuşacaklar, yani uzun konuşmalar yapacak, saatlerce açıklamalarda bulunacaklar ama anlattıkları hayatlarına ve ahlaklarına yansımayacak. Anlattıklarıyla yaşadıkları arasında uyum olmayacak. Mesela Kuran ayetleriyle müminlerin fedakarlığını anlatacaklar, ama kendi rahatlarına çok düşkün olacaklar. Allah yolunda hizmet etmenin önemini anlatacaklar, ama aileleriyle, işleriyle meşgul oldukları için ilmen mücadele içine girmeyecekler. Peygamberimiz (sav) “İmanları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek” derken bunu kast etmekte, bu kimselerin samimi bir tavır içinde olmayacaklarını haber vermektedir.
Peygamberimiz (sav), ahir zamanda Kuran’ı çok iyi bilen, saçları tıraş edilmiş, başları sarıklı bazı kişilerin ortaya çıkacağını da haber vermiştir. Ancak bu kişiler yaptıkları izahlar ve açıklamalarıyla dini savunuyor görünseler de konuşmaları, yaptıkları açıklamalar, dine kendilerince ekledikleri bidatler ve çarpık din anlayışları ile adeta yayın oktan çıkması gibi, İslam dininden uzak olacaklardır. Bu anlayışlarıyla Kuran’a ve samimi Müslümanlara karşı mücadele eden bir tavır içerisinde olacaklardır.
| “DOĞUDAN BAŞLARI TIRAŞLI KAVİMLER ÇIKACAK; DİLLERİ İLE KUR’ÂN OKUYACAKLAR (FAKAT) BOĞAZLARINDAN AŞAĞI GEÇMEYECEK. ONLAR DİNDEN YAYDAN OKUN ÇIKTIĞI GİBİ ÇIKACAKLAR.”
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6294) |
Bu kişiler Hz. Mehdi (as)’a karşı deccaliyetin safında yer alacaklar, Hz. Mehdi (as)’a karşı mücadele edeceklerdir:
| Resulullah (sav): “ÜMMETİMDEN BAŞLARI SARIKLI 70 BİN KİŞİ DECCAL’A TABİİ OLACAKTIR.” (Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam, Abdürrazzak es San’ani , El Musannef, XI, sf. 393) |
| “ÜMMETİMDEN BAŞI SARIKLI YETMİŞ BİN ALİM KİŞİ, DECCALA TABİ OLACAKLAR.” (İmam Ahmed Bin Hanbel, Müsned, sf. 796) |
Bir diğer hadiste ise, bu cahil alimlerin kendilerine menfat elde etmek amacında oldukları, samimi olmadıkları şöyle haber verilmektedir:
| “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kuran okuyacak, ibadete kendini verecek (fakat) bidat ehlinin işleri ile meşgul olacaklar; hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. SÖZ VE İLİMLERİ VASITASIYLA RIZIK ELDE EDECEKLER, DİNİ ALET EDEREK DÜNYALIK EDİNECEKLER. İŞTE BİR GÖZÜ KÖR DECCALİN UYDULARI BUNLARDIR.” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6255) |
Ahir zamanın bir diğer özelliği de, bu cahil sözde alimleri insanların kendilerine önder edinmesidir. Bu kişilerin cahil olduklarını, samimiyetsiz açıklamalarda bulunduklarını bildikleri halde bunlara uyanlar olacaktır:
| “İLİM, ALİMLERİN KALDIRILMASI İLE ORTADAN KALKAR. ORTALIKTA HİÇBİR ALİM KALMAZ. NİHAYET İNSANLAR CAHİLLERİ REHBER VE ÖNDER EDİNİRLER; MESELELERİNİ ONLARA SORARLAR. ONLAR İLME DAYANMADAN HALKA FETVA VERİR; HEM KENDİSİ SAPAR VE HEM DE HALKI SAPTIRIR.”
Buhari, nr. 100, 7307; Müslim, İlim 13 (nr. 2673); Tırmizi, İlim 5 (nr. 2652); Nesai, es-Sünenü’l-Kübra, nr. 5907; İbn Mace, Mukaddime 8 (nr. 52); Ahmed, el-Müsned, 2/162, 190; Darimi, es-Sünen, Mukaddime 26; İbn Hibban, es-Sahih, nr. 4571, 6719, 6723. Hadis-i şerif Abdullah b. Ömer’den (r.anhüma) rivayet edilmiştir. |
İmam Rabbani Hazretleri ise Müslümanlara cahil sözde alimlerin peşinden gitmemeleri gerektiğini öğütlemiştir. Onların sözlerini dinlemek zehir yemek gibi zararlıdır diye Müslümanları uyarmıştır. Bu kimseler ahir zamanda Hz. Mehdi (as) gelmeyecek diyerek adeta insanları fikren zehirleyecektir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
| DÜNYALIK PEŞİNDE OLAN DİN ADAMLARININ SÖZLERİNİ DİNLEMEK, KİTAPLARINI OKUMAK ZEHİR YEMEK GİBİ ZARARLIDIR. KÖTÜ DİN ADAMLARININ ZARARLARI BULAŞICIDIR. CEMİYETLERİ BOZAR, MİLLETLERİ PARÇALAR. Tarihte İslam devletlerinin başlarına gelen felaketlere hep kötü din adamları sebep oldu. Devlet adamlarını doğru yoldan bunlar saptırdı. Peygamber efendimiz, (Müslümanlar 73 fırkaya bölünecek. Bunların 72’si Cehenneme gidecek, yalnız bir fırkası Cehennemden kurtulacak) buyurdu. Bu 72 sapık fırkanın reisleri, hep kötü din adamları idi. Cehennemden kurtulacak olan tek fırka ise, Ehl-i sünnettir. (47. Mektup) |
İmam Rabbani Hazretleri bir başka sözünde ise ahir zamanda, bazı sözde cahil din adamlarının Hz. Mehdi (as)’a düşmanca tavır göstereceklerini söylemiştir:
| Geleceği vaad edilen Mehdi dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid’at ehl-i ile ameli adet edinen, hasene zannı ile dini karıştıran (dinin aslında, özünde olmayan şeyleri, dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) hayretle şöyle diyecektir: BU KİMSE (YANİ MEHDİ) DİNİMİZİ KALDIRMAK VE ŞERİATIMIZI İZALE (MAHVETMEK) İSTİYOR. (Mektubat-i Rabbani, 1/535) |
İmam Rabbani Hazretleri bu bir kısım cahil sözde din adamlarının özelliklerini şöyle anlatmıştır:
1. Bidat ehli ile ameli adet edinen: Yani dinin özünde olmayan, dine sonradan dahil edilmiş batıl birtakım inanışlara göre davranan.
2. Hasene zannı ile dini karıştıran: Dinin özünde olmayan şeyleri dinin emri olduğunu zanneden.
3. Bu kimselerin en çok gündeme getirdikleri iddia ise, Hz. Mehdi (as)’ın dinlerini ortadan kaldırmak istediği olacaktır. Yani Hz. Mehdi (as) onların batıl dinlerine, bidatlerine göre değil Kuran’a göre, Peygamberimiz (sav)’in sünnetine göre davranacaktır.
Muhyiddin Arabi Hazretleri de Hz. Mehdi (as) döneminde dinin özüne döneceğini yani Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi saf halinde yaşanacağını söylemiş, Hz. Mehdi (as)’a en çok muhalefet eden kimselerin ise bazı cahil sözde din adamları olacağını şöyle haber vermiştir:
| Onun (Hz. Mehdi (as)’ın) döneminde din tamamen rey’den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. VERECEĞİ BİRÇOK HÜKÜMLERDE ULEMANIN MEZHEPLERİNE MUHALEFET EDECEKTİR. BUNDAN DOLAYI ONDAN UZAK DURACAKLARDIR. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müçtehid bırakmadığını kabulleneceklerdir… (Muhyiddin Arabi, “Futuhat-El Mekkiye”, 66. bab, c. 3, s. 327- 328) |
Muhyiddin Arabi Hazretlerinin açıklamalarına göre; Hz. Mehdi (as)’ın ilmi çok güçlü olacak, onun dönemindeki cahil alimler onun ilminin gücü ve etkisi karşısında tamamen etkisiz hale geleceklerdir. Hz. Mehdi (as)’a karşı çıkmalarının en önemli sebeplerinden biri ise halk arasında bir imtiyazlarının kalmayacak olmasıdır. Hz. Mehdi (as)’a karşı öfkeleri o kadar şiddetli olacak ki neredeyse onun şehit edilmesine fetva vermeye yeltenecekler ama Hz. Mehdi (as)’ın ilmi çok güçlü olduğu için buna cesaret edemeyeceklerdir:
| … Mehdi, dini Peygamberin (sav) zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis ve hakiki dinden başka hiç bir mezhep kalmayacak. ONUN DÜŞMANLARI İÇTİHAD ALİMLERİNİN TAKLİD EDENLERİ OLACAK. Çünkü onlar Mehdi’nin mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan HOŞLANMAYACAKLAR, FAKAT KARŞI DA GELEMEYECEKLER… Onun kılıncı (ilmi, manevi gücü) kardaşlarıdır. Kılıcından (ilminden) korktukları için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler.
ONUN AÇIK DÜŞMANLARI FUKAHA (FIKIH ALİMLERİ) OLACAK. ÇÜNKÜ HALK ARASINDA BİR İMTİYAZLARI KALMAYACAK. HATTA AHKAM HUSUSUNDA İLİMLERİ DE AZALACAK. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek.. ŞAYET ELİNDE KILINÇ (İLİM) OLMASAYDI FAKİHLER ONUN ÖLÜMÜNE FETVA VERİRLERDİ. Lâkin Cenâb-ı Hak, onu keremiyle ve kılınç ile tathir edecek (temizleyecek), onlar ona itaat edeceklerdir. Çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam (hükümler) hususunda ilimleri de azalacak. Mehdi’nin gelişiyle alimlerin hükümlerindeki ihtilâflar da giderilecek. Ondan hem korkacaklar hem de birşeyler umacaklar. KALBEN ONDAN NEFRET EDECEKLER. FAKAT BUNA RAĞMEN İSTER İSTEMEZ HÜKMÜNÜ KABUL EDECEKLER. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci,Kıyamet Alametleri, 186-187) |
Peygamberimiz (sav) bir hadisinde ise ahir zamanda bir kısım cahil alimlerin İslam alemine büyük zarar vereceğini şöyle ifade etmiştir:
| ÜMMETİM, KÖTÜ ÂLİMLER, cahil abidler yüzünden helak olur. [Darimi] |
Peygamber Efendimiz (sav) kıyamet alametlerinden biri olarak ilmin ortadan kalkıp cehaletin yerleşeceğini söylemiştir:
| Allah-u Teala ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lakin alimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara cahil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (ayet, hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetva verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar. (Buhari Tecrid-i sarih: 2174) |
| Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Tanıdıkları ona, “Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?” derler. O da, “İnsanlara, günahtır, yapmayın” der, kendim yapardım. “Yapın” dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum” der. [Buhari] |
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, enaniyeti güçlü, imanı zayıf, maddeci görüşlere saplanmış bir kısım cahil din alimlerinin, Hz. Mehdi (as)’ın gelmeyeceği konusunda mücadele edeceklerini haber vermiştir. Bediüzzaman “enaniyetleri kavi” sözleriyle bu kişilerin aklını beğenen, kendini büyük, kusursuz ve üstün gören; ve adeta kendi nefsini putlaştıran kimseler olduklarına dikkat çekmiştir (Allah’ı tenzih ederiz). “İmanı zayıf” sözleriyle ise, bu bakış açılarının, söz konusu din alimlerinin Allah inançlarının zayıf olmasından, dine karşı da kuşkulu olmalarından, dini, bir meslek ya da itibar vesilesi olarak görmelerinden kaynaklandığını belirtmiştir.
| Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve Bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden hâdîs-i Şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi), onların bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ BİR KISIM DA (aklını beğenen, kendini büyük, kusursuz ve üstün gören; ve adeta kendi nefsini putlaştıran kişiler de (Allah’ı tenzih ederiz)), İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER.” (Sözler, s. 355) |

14 Temmuz 2010
Popularity: 25% [?]
Bediüzzaman ‘Mehdi’ değildir çünkü Bediüzzaman, ‘Peygamberimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendisinden bir asır sonra’ geleceğini’ açıklamıştır
13 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
Bediüzzaman ‘Mehdi’ değildir çünkü Bediüzzaman, ‘Peygamberimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendisinden bir asır sonra’ geleceğini’ açıklamıştır |
|
| “… Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT dahi bu zamanda gelse…” (Kastamonu Lahikası, 59. Mektup, s. 57)
Bediüzzaman Said Nursi bu ifadesine ise Miladi 1936 yani Hicri 1354 yılında yazdığı Kastamonu Lahikası adlı eserinde yer vermiştir. Bediüzzaman’ın bu sözleri kaleme aldığı yıllar Hicri 1300’lere denk gelmektedir. Bediüzzaman’ın ‘Bir Asır Sonra’ sözleriyle ifade ettiği, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi olarak bahsettiği dönem ise bundan 100 yıl sonrasıdır ve Hicri 1400’lü yıllardır’. Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözleriyle bir kez daha “kendi döneminde Hz. Mehdi (a.s.)’ın henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından hala beklendiğini ve kendisinden bir asır sonra geleceğini” bildirmiş ve kendisinin ‘Mehdi’ olmadığını çok açık olarak ortaya koymuştur.
06 Temmuz 2010 |
|
Popularity: unranked [?]
IRAK SAVAŞI HZ MEHDİNİN GELİŞ ALAMETİMİ?
26 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya“ORDUNUN KAYBOLUŞU”
“Mehdi’nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, samadan bir sayha, Beyda’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.”
(Naim Bin Hammad)
![]() |
“IRAKLILARIN PARASI KALMAYACAK”
“Iraklıların elinde ölçecekleri bir tartı aleti ve alış-veriş yapabilecekleri bir para hemen hemen kalmayacak.”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 45 El Muttaki)
![]() ![]() |
“BAĞDAT ALEVLERLE YOK EDİLİR”
Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir…
(Risaletül Huruc ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177, Kayıt 854)
![]() ![]() |
“BATILI GÜÇLER VE TÜRKİYE”
“Müslümanlarla Rumlar arasında sulh anlaşması olacak. Sonra onlar, Müslümanların düşmanlarıyla savaşacaklar, mağlup edip ellerinden mallarını aldıkları zaman o malları Müslümanlarla aralarında paylaşacaklar. Aradan bir müddet geçtikten sonra Müslümanlarla birlik olup Faris’i ele geçirecekler. Bir çok ganimetlerle birlikte insanlardan esirler alacaklar ve Müslümanlara:
-Biz size vediğimiz gibi, şimdi siz de bize ganimetlerden birşeyler verin! Diyecekler. Müslümanlar ellerindekini onlarla paylaşacaklar, sonra Rumlar:
-Kendi çocuklarınızdan da verin bize! Deyince müslümanlar buna razı olmayacaklar. BUNUN ÜZERİNE KOSTANTİNİYE (İSTANBUL) SAHİBİNE GELİP:
-Araplar bize ihanet ettiler, biz sayıca ve kuvvetce onlardan fazlayız, müsaade et de savaşalım diyecekler. Kralları:
-Siz ne kadar çok olursanız olun, Arapları yenemezsiniz! Diyecek. Sonra Romayı elinde tutan krala başvuracaklar. O, bunların teklifini kabul edip, seksen sancakla -her sancağın altında on iki bin kişi bulunacak- DENIZ YOLUYLA bir ordu gönderecek ve şu tenbihi yapacak:
Şam sahiline ulaştığının zaman gemilerinizi yakın, kendiniz bizzat onlarla savaşın.
Onlar tam teçhizat Şam’a gelecekler ve Şam’ı deniz ve kara olarak tam manasıyla ellerine geçirecekler. Kudüs’ü tahrip edecekler….. (Naim Bin Hammad)
“ARAP VE RUM (BATI) İTTİFAKI”
Arap ve Rum kralları biraraya geldiklerinde çok
şiddetli bir savaş yaşanacaktır.
(Risaletül Huruc ül Mehdi, s. 38 )
“IRAK VE ŞAM’A AMBARGO”
Ebu Nadre (R.A.) dedi ki; Cabir (R.A.)’ın yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (kile),
bir dirhem sevk olunmayacak“.
Dedik ki “bu kimden dolayı olur”. Dedi ki: “Acemler (Arab’ın gayrısı) bunu men’ ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak“. “Bu kimden dolayı olur” dedik.
“Rumlar’dan dolayı” dedi.
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)
![]() |
“IRAK YENİDEN YAPILANIR”
“İnsanların en şerlileri Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz.Ve ıraktaki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.” .”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 254, El Muttaki)
![]() ![]() |
“IRAK HALKI ŞAM’A, KUZEY’E KAÇAR”
Şerli kişiler Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz.
(işte o zaman) Masum ve temiz Irak halkı Şam’a kaçar.
(Risaletül Huruc ül Mehdi… sf. 210)
![]() ![]() |
“ŞAM’DA FİTNELER”
Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe, diğer bir taraftan alevlenir. Gökten çağırıcı bir melek “Mehdi emirinizdir. Mehdi Halifenizdir” demedikçe de fitneler bitmez.
(Risaletül Huruc ül Mehdi… s. 63)
![]() |
“ŞAM, IRAK, ARABİSTAN”
“Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: …Öyle bela ve musibetler olacak ki, hiçbir kimse, sığınabileceği bir makan bulamayacaktır. Bu belalar Şam’ın etrafında dolanacak, Irak’ın üzerine çökecek. Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır. İslam ümmeti orada belalara karşı bozkırlarda savaşacaklar. Hiçbir kimse, onların haline acıyıp; vah! vah! bile demeyecek. Onlar belayı bir taraftan defetmeye çalışırlarken, diğer taraftan o yine ortaya çıkacaktır.”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 s. 38-39 El Muttaki)
…belalar Şam’ın etrafında dolanacak,
![]() |
…Irak’ın üzerine çökecek,
![]() |
…Irak’ın üzerine çökecek,
![]() |
“FIRAT İLE DİCLE ARASINDA, BÜYÜK SAVAŞ OLACAK”
“Fırat ile Dicle arasında Zevra denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise,
koyun kesilir gibi boğazlanacak.”
(Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 38 El Muttaki)
![]() ![]() |
“IRAK’IN ÜÇE BÖLÜNECEĞİ”
Resulullah (s.a.v.)in bildirdiğine göre, Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar.
Bir kısmı savaşır ve öldürülürler.
Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.
(Fera İdu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)”
Küfe halkı üç kısma ayrılacak: Bir kısmı, Süfyani’nin ordusuna katılacak. Onlar, Cenab-ı Hakk’ın yarattığı en kötü insanlardır. Bir kısmı onlarla savaşacak onlar Cenab-ı Hakkın şerefli kullarıdır. Bir kısmı da yağmacılara katılacak, onlar günahkarlardır.
(En-Necmu’s Sakıb Fi BeyanıEnne’l Mehdi Min Evladı Ali B.Ebi Talib)
Bir kısmı çapulculara kalır
![]() ![]() |
Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar.
![]() |
Bir kısmı savaşır ve öldürülürler.
![]() |
“MASUM ÇOCUKLARIN ÖLDÜRÜLMESİ”
“…Muhammed ümmetinden masum bir çocuk öldürüldüğünde, gökten bir melek ‘hak onda (Mehdi’de) ve onun yanında olandadır’ diye haykırır.
(Sabban isafur Ragibin s.154)

Popularity: unranked [?]
Hataları düzeltirken unutulmaması gerekenler…
20 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHataları düzeltirken unutulmaması gerekenler…
Bazen insanlar eksik bir yönlerini düzeltmek için çaba harcarlar. Bunun socunda da gerçekten düzelttiklerini zannederler. 1 şiddetinde bir baskıyla karşılaştıklarında buna dayanırlar. 2 şiddetinde bir baskı olduğunda buna da dayanırlar. Ama biraz daha fazlası geldiğinde buna karşı direnç gösteremezler. Nefislerindeki bu eksikliği tetikleyecek herhangi bir kışkırtmada hemen eski tavırlarına geri dönerler. O ana kadar kökten hallettiklerini, tamamen düzelttiklerini sandıkları o eksikliklerini aslında hiç düzeltmemiş olduklarında da ancak böyle bir durum oluşunca anlarlar.
Bazen de insanların, -toplumda kullanılan ifadeyle- bir ‘bam telleri’ vardır. Herşeye karşı tahammülleri vardır ama o ‘bam teli’ olan noktada tüm kontrollerini yitirirler. Kimi zaman bu ‘bam teli’ tek bir sözdür. Kimi zaman bir tavır, kimi zaman belirli şartlar, kimi zaman da belirli bir insandan gelen tepkiler. Böyle bir kişi en ağır sözlere karşı bile, güzel bir sabır gösterip, güzel ahlakla karşılık verebilirken, o söz söylendiğinde, nefsindeki ani bir tırmanışla sabrını kaybeder. Ya da herkesin yaptığı hatalar veya verdiği tepkiler onu rahatsız etmezken, belirli bir kişinin tavırları onda müthiş bir rahatsızlık oluşturur. İşte bu ‘bam tellerini’ iyi tespit edemeyen ya da tespit ettiklerinde de, özellikle bu konu üzerinde nefislerini iyi eğitmemiş olan kişiler de, hatalarına kolaylıkla geri dönebilirler.
Ama önemli olan insanın böyle durumlarla karşılaşmadan önce o kusurundan gerçekten kurtulup kurtulamadığını iyi analiz edebilmesidir. Buna göre de öyle bir hatayı hiç yapmayacak şekilde kendini eğitebilmesidir. Çünkü istediği takdirde, insanın buna da güç yetirebilecek kapasitesi vardır. Ama bunun için gereken şart, ‘kişinin kendisine karşı çok dürüst olması’dır. Kendisine, sanki yabancı biriymiş gibi ‘dışarıdan bakabilmesi’dir. Nefsine acımamasıdır. Kendini haklı görmemesidir. Kusurunu mazur görmemesidir. Kendini ‘müstağni görmemesi’dir. Eksikleri olabileceğini hiç ihtimal vermeden, ‘Ben zaten iyiyim’, ‘ben zaten değiştim’, ‘ben zaten elimden gelen çabayı gösteriyorum’, ‘ben zaten samimiyim’ dememesidir. Bu tarz mantık örgülerinin, kişiliğini değiştirmesine olumsuz etki edebileceğini bilmesidir.
Böyle bir kişi nefsine karşı daha sert önlemler almalıdır. İradesini daha fazla güçlendirmelidir. Hatalı yönlerine karşı daha köklü tedbirler almalıdır. Nefsindeki eksik noktaları iyi tespit edip bu konuda çok sayıda aksi eylem yapmalıdır. Örneğin nefsinde tembellik varsa, ısrarla sürekli daha da çalışkan olmak, her gördüğü işe atılmak, her ihtiyacı olana en önde yardıma koşmak için dikkat vermelidir. Gururlu ve enaniyetli bir yapısı varsa, gün içinde her fırsatta kardeşlerine karşı gururunu kıracak, tevazusunu gösterecek sözler söylemeli ve bu tür davranışlarda bulunmalıdır. Rahatsızlık duyduğu, öfkelendiği, kıskandığı, tahammül edemediği belirli bir kişi varsa, özellikle o kişiye karşı özel bir saygı, sevgi, ilgi, şefkat ve ihtimam göstermeyi ihtisas konusu haline getirmelidir. Bu kişiye hürmetle ikramlarda bulunmalı, yardıma ihtiyacı olduğuna ilk öne atılan o olmalı, konuşmalarında o kişiyi onore eden, ön plana çıkaran ve yücelten sevgi dolu bir üslup kullanmalıdır.
Eğer nefsinin, eğitmeye çalıştığı kötü bir yönü varsa, bu kötü huyunun kendisine ‘Allah’ın sevgisini kaybettirebileceğini’ iyi düşünmelidir. ‘Allah’ın sevgisi, dostluğu, rahmeti’ bir insanın dünyada karşılaşabileceği tüm nimetlerden çok daha ve hiçbiriyle kıyaslanmayacak büyük bir nimettir. İnsana ‘Al, dünyanın tamamı senin olsun; tüm zenginlikler, tüm evler, arabalar, tüm yiyecekler, tüm güzel mekanlar; kısacası aklına gelen herşey ve tamamı senin olsun’ dense ama bu insan Allah’ın sevgisini kaybetmiş olsa, bunların hiçbiri onu mutlu edemez ve hiçbirinin değeri olmaz. Allah’ın sevgisinden mahrum olmak, hiçbir nimetle kıyaslanamayacak bir kayıptır. İnsanın elinde sahip olduğu tek bir dünya malı dahi olmasa, ama Allah’ın sevgisi, dostluğu, yakınlığı olsa; insanın bundan duyacağı mutluluk da hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar büyük olur. Bu yüzden eğer bir insan, bir eksiğini düzeltmede ‘iradesinin yetmediğini’, ‘elinden geleni yaptığını ama halledemediğini’ düşünüyorsa, önce bu büyük tehlikeyi iyice tefekkür etmeli, sonra aynı sözü o kadar rahat söyleyip söyleyemeyeceğini bir daha düşünmelidir. ‘İradem yetmiyor’ sözü, müminin söyleyeceği bir söz değildir. Mümin kendisine güçsüzlüğü, iradesizliği yakıştırmaz ve böyle bir şeyi asla kabul etmez. Ne kadar zorlanırsa zorlansın yine de söyleceği söz, ‘Ben Allah’ın izniyle bunu hallederim, Allah bana yardım eder’ olur. Bu sözü söyleyen bir insana, Allah o yolda bütün kapıları açar; güç kuvvet verir. O hatasını yenecek aklı, Allah o insanın ruhunda oluşturur.
Bu nedenle hatasını düzültmek isteyen insanın ilk yapacağı ‘Allah’a güvenip dayanmak’ olmalıdır. Nefsine karşı dürüst ve samimi yaklaşmak, bu konuda elinden gelen tüm çabayı göstermek ve Allah’ın kendisine yardım edeceğinden kesin emin olmak…
Sonrasında, Allah’ın insanlardan, ‘güçlerinin yetmeyeceği bir şeyi istemeyeceğini’ asla unutmamalıdır. Eğer Allah insanın karşısına çözmesi gereken bir konu, düzeltmesi gereken bir hata, yenmesi gereken bir özellik çıkartıyorsa, o kişiye mutlaka bunu yapabilecek gücü de vermiştir. Kuran ayetlerinde bu önemli sır insanlara şöyle bildirilmiştir:
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez…(Bakara Suresi, 286)
… Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz… (Enam Suresi, 152)
Diğer yandan da Allah, Kendi rızası için böyle bir işte sebat gösteren kullarına ‘Kendi Katından mutlak bir yardım’ da vadetmiştir:
… Kim Allah’tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.(Talak Suresi, 4)
Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
Ve yalnızca Rabbine rağbet et.(İnşirah Suresi, 5-8)
Allah böyle bir konuda samimi çaba harcayan kullarına, ne kadar büyük zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, bunun beraberinde mutlaka bir ‘kolaylık’ yaratacağını vadetmiştir. Ve Allah kullarına, her ne olursa olsun ‘yalnızca Allah’a yönelip dönmelerini’; gerçek çözümü ancak burada bulabileceklerini hatırlatmıştır.
20 Haziran 2010
Popularity: unranked [?]
HAZRETİ İSA’NIN HAYATI
27 Mayıs 2010 Yazan adminHAZRETİ İSA’NIN HAYATI

Hz. İsa’nın Doğumu
Allah, Kuran’da Hz. İsa’nın doğumundan ölümüne kadar her konuda, diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çekmiştir. Herşeyden önce Hz. İsa, bilinen sebeplerin dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız olarak dünyaya gelmiştir. Allah, o doğmadan önce, birçok özelliğini ve onu insanlar için bir Mesih olarak gönderdiğini melekleri aracılığıyla annesi Hz. Meryem’e bildirmiştir. Hz. İsa’nın bu seçkin özelliklerinden biri, “Allah’ın kelimesi” olarak sıfatlandırılmış olmasıdır:
… Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘ol’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur… (Nisa Suresi, 171)
Hani Melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendi’nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır… (Al-i İmran Suresi, 45)
Kuran’da “Allah’ın kelimesi” ifadesi yalnızca Hz. İsa için kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa henüz dünyaya gelmeden onun ismini bildirmiştir. Allah Kendi’nden bir kelime olarak Hz. İsa’ya “İsa Mesih” ismini vermiştir. Bu, Hz. İsa’nın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla yaratıldığının ifadelerinden biridir.
Allah, hamileliği ve Hz. İsa’nın doğumu aşamasında Hz. Meryem’i her açıdan en güzel şekilde desteklemiş, ona yol göstermiştir. Allah kavminden uzakta, tek başına gerçekleşen bu hayati olayda, hiçbir tecrübesi olmayan ve bir yardımcısı da bulunmayan Hz. Meryem için ortamı uygun kılmış ve doğum sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiştir. Hz. Meryem Allah’ın yardımıyla bu zor işi tek başına gerçekleştirebilmiştir. Allah Hz. Meryem’e olan bu nimetini Kuran’da şöyle bildirmektedir:
Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem Suresi, 23-26)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah vahyi ile Hz. Meryem’e yardımını iletmiş, hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. İhtiyaç duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek ona yardım etmiş ve doğumun en iyi şekilde gerçekleşmesini sağlamıştır. Allah’ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması doğum olayında tüm açıklığıyla görülmektedir. (Detaylı bilgi için Bkz. Örnek Müslüman Kadın: Hazreti Meryem, Harun Yahya, Mart 2003, Araştırma Yayıncılık)
![]() İncil’de Hz. İsa’nın Beytüllahim’de doğduğu bildirilir. Bu nedenle de Hıristiyanlar bu şehri kutsal kabul ederler. |
Hz. Meryem, daha önce çekilmiş olduğu ıssız bölgeden Hz. İsa ile birlikte kavminin yanına geldiğinde, onlar, sadece zan ve tahmin üzerine Hz. Meryem’e karşı birtakım çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Oysa iftiralarda bulunan bu kavmin bireyleri, Hz. Meryem’i tanıyor, hem onun, hem de İmran ailesinin ne kadar Allah’a bağlı, dindar ve iffetlerine düşkün insanlar olduklarını çok iyi biliyorlardı. Gerçekte Hz. İsa’nın dünyaya geliş şekli, Allah’ın Hz. Meryem’in kavmine gösterdiği büyük bir mucize, Allah’ın varlığına ilişkin önemli bir delildir. Ancak Hz. Meryem’in etrafındakiler bu durumu anlayamamış, onun hakkında gerçek dışı bazı ithamlarda bulunarak ona çirkin bir iftira atmaya çalışmışlardır:
Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi. (Meryem Suresi, 27-28)
Hz. Meryem ise gerçekte bu çirkin suçlama ve iftiralar ile deneniyordu. Allah’a son derece bağlı ve iffetine düşkün bir insana bu yönde bir iftira atılması, Allah’ın onun için yarattığı bir imtihandır. Bu durum karşısında Hz. Meryem hemen Allah’a sığınmış ve onların bu iftiralarına karşı Allah’ın kendisine yardım edeceğini bilerek tevekkül etmiştir. O yardımı ve desteği yalnızca Allah’tan beklemiş ve her defasında da Allah’ın geniş fazlı ve rahmetiyle karşılık görmüştür.
Allah zor durumda olan bu seçkin kuluna yine bir mucizeyle yardım etmiş ve kavmi kendisi ile konuşmak istediğinde susmasını ve suçlamalarda bulunanlara Hz. İsa’yı işaret etmesini bildirmiştir. Allah’ın Hz.Meryem’e bildirdiği bu emri Kuran’da şu şekilde bildirilir:
Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” (Meryem Suresi, 26)
Allah, Hz. Meryem’e Hz. İsa’nın doğumunu müjdelediği zaman, onun henüz beşikteki bir bebekken konuşacağını da haber vermişti. İşte o mucize, bu zor anında Hz. Meryem’e Rabbimiz’den çok büyük bir destek olmuştur:
Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir. (Al-i İmran Suresi, 46)
Allah Hz. Meryem’in yapacağı açıklamayı mucizevi bir şekilde Hz. İsa’ya yaptırmıştır. Böylece, hem Hz. Meryem’i atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa’nın elçiliğini İsrailoğullarına müjdelemiştir:
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?” (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” (Meryem Suresi, 29-33)
Hz. İsa Allah’ın kulu olduğunu, kendisine kitap verildiğini ve yetişkin olunca insanlara tebliğ yapmakla görevli bir peygamber olduğunu, Allah için namaz kılıp zekat vermesi gerektiğini, annesi Hz. Meryem’e saygılı olup sözünü dinlemesi gerektiğini, öleceğini ve kıyamet günü diriltileceğini de bilmektedir.
Bu durum İsrailoğullarına olağanüstü bir gerçekle karşı karşıya olduklarını; bekledikleri Mesih’in dünyaya geldiğini kanıtlamıştır. Allah şu şekilde bildirmektedir:
Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)
Ayetlerde İsrailoğullarına bir haber daha verilmektedir: kendilerine gösterilen tüm mucizevi olaylara rağmen, Hz. Meryem’e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap. (Nisa Suresi, 156-157)
Hz. İsa’nın Hayatı
Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış, Allah’ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı bir elçisidir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın I. Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka İncili’nde ise İmparator Augustus döneminde (MS 6), Yahudiye’deki nüfus sayımı sırasında doğduğu bildirilir. Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir. Ancak çeşitli kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz. İsa’nın MÖ 7-6 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedirler.
![]() |
Şimdiye kadar bulunmuş en eski İncil parçası (MS 125)
|
Allah’ın üstün özelliklerle lütufta bulunduğu, sonsuz cennet yurduyla müjdelediği bu değerli elçisinin getirmiş olduğu hak din bugün ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte dejenerasyona uğramış ve aslından saptırılmıştır. Allah’ın Hz. İsa’ya vahyettiği İncil de aynı şekilde ismen mevcuttur, ancak aslı ortada yoktur. Hıristiyan kaynakları çeşitli bozulmalara uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İsa ile ilgili gerçek bilgileri bu kaynaklardan temin etmemiz mümkün değildir. Hz. İsa hakkında doğruluğu kesin bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak, Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran’dır. Kuran’da, Hz. İsa’nın doğumu, hayatı, bu süre içinde karşılaştığı olaylardan örnekler, çevresindeki insanların durumu ve daha birçok konudan bahsedilmiştir. Hz. İsa’nın Yahudilere nasıl tebliğ yaptığı da birçok örnekle haber verilmiştir. Al-i İmran Suresi’nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’dir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.” (Al-i İmran Suresi, 50-51)
Hz. İsa’nın bu davetine çoğu Yahudi icabet etmemiş, ancak az sayıdaki havari ona uymuştur. Kuran’da bu samimi inananların varlığı şöyle bildirilmektedir:
Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahitlerle beraber yaz.” (Al-i İmran Suresi, 52-53)
Yeni Ahit’e göre Hz. İsa, yanında bu 12 öğrencisi olduğu halde Filistin’in dört bir tarafını dolaşmıştır. İnsanları Allah’a iman etmeye davet etmek için yaptığı bu yolculukları sırasında Allah’ın dilemesiyle çeşitli mucizeler gerçekleştirmiştir. Hasta ve sakat insanları, alaca hastalığına tutulanları iyileştirmiş, doğuştan kör olanların gözlerini açmış ve ölüleri diriltmiştir. Bu mucizeler Kuran ayetlerinde şu şekilde haber verilmektedir:
…”Gerçek şu, ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.” (Maide Suresi, 110)
![]() Ünlü İtalyan ressam DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın körleri iyileştirmesini tasvir ettiği, “The Healing of the Blind Man” isimli duvar resmi |
Hz. İsa büyük mucizeler göstermiş, insanlar onun gösterdiği bu mucizelerden çok etkilenmişlerdir. Ancak Hz. İsa daima, bu mucizelerin Allah’ın izniyle gerçekleştiğini belirtmiş, İncil açıklamalarında ise iyileştirdiği insanlara sık sık “imanın seni kurtardı” demiştir. Nitekim halk da, Matta İncili’ne göre, Hz. İsa’nın mucizeleri karşısında Allah’ı yüceltmişlerdir:
İsa o bölgeden ayrılıp Galile gölünün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta vardı. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Tanrı’sını yüceltti. (Matta, 15: 29-31)
Artan engellere rağmen, özellikle de, baskı ve zulüm altında yaşayan halkın arasında, Hz. İsa’ya inananların sayısı artmaya başlamıştır. Bu dönemde Hz. İsa ve havarileri bütün çevre kasabaları ve şehirleri dolaşmışlardır. Bu arada rahipler ve yazıcılar, yıllardır sürdürdükleri geleneklerinin batıl yönlerini kendilerine anlatan, kurdukları düzendeki sapmaları hatırlatan, kendilerini sadece Allah’a iman edip, Allah için yaşamaya çağıran Hz. İsa’ya karşı tuzaklar hazırlamaya başlamışlardır. (Luka, 22: 1-2; Yuhanna, 11: 48).
Kuran’da Hz. İsa’nın Allah Katına alındığı ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Hz. İsa, bütün peygamberlerin yaptığı gibi, kavmini, Allah’a iman etmeye, gönülden teslim olup Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden sakınmaya, salih amellerde bulunmaya davet etmiştir. Onlara dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarıyla hesaba çekileceğini bildirmiştir. İnsanları yalnızca Allah’a ibadet etmeye ve sadece Allah’tan korkup sakınmaya çağırmıştır. İncil’de de bu konularla ilgili çok sayıda öğüde ve mesel adı verilen eğitici hikayelere rastlamak mümkündür. Hz. İsa, İncil’de yer alan ifadeyle, “imanı kıt olanlar”a karşı öğütler vermekte, insanlara “Allah’ın Egemenliği”nin yakın olduğunu müjdelemekte ve onları Allah’tan bağışlanma dilemeye davet etmektedir. Bu hakimiyet, Yahudilerin Mesih’in gelişiyle birlikte kurulacağını umdukları ve İsrailoğullarının imanına ve kurtuluşuna vesile olmasını bekledikleri hakimiyettir.
Hz. İsa, Hz. Musa Şeriatı’na; yani gerçek Tevrat’ın hükümlerine bağlı kalmış ve Yahudileri de, bu hükümlerden uzaklaştıkları ya da bu hükümleri samimiyetsiz bir biçimde, gösteriş amacıyla uyguladıkları için uyarmıştır. Yeni Ahit’e göre, kendisine karşı çıkan Yahudilere “Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz, çünkü o benim hakkımda yazmıştır” (Yuhanna, 5: 46) demiştir. Hz. İsa insanları Tevrat’a dönmeye davet etmiştir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın “Kutsal Yasa”ya yani Hz. Musa’nın Şeriatı’na uyulması için verdiği bir emir şöyle aktarılır:
… Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim… (Matta, 5: 17)
Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. (Matta, 5: 19)
Kuran’da da Hz. İsa için şu şekilde haber verilmektedir:
Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. (Al-i İmran Suresi, 50)
Hz. İsa’nın Mücadelesi
Hz. İsa’nın geldiği dönemde, Yahudi toplumunun içinde dini farklı şekillerde yorumlayan birçok mezhep bulunmaktaydı. Allah’ın Hz. Musa’ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış, batıl gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti. Bunlara ek olarak, putperest Helen kültürü de insanlar arasında yaygınlaştırılmakta ve özendirilmekteydi. Bu kültürün etkisi altındaki bazı Yahudi mezhepleri ise sahip oldukları tevhid inancının yerine, bu sapkın anlayışın sembollerini, heykellerini koymaya başlamışlardı.
Karmaşa içindeki topluma hidayet önderi olarak gönderilen Hz. İsa aralarında bulunduğu süre boyunca çok çeşitli topluluklarla mücadele etmiştir. Kuran ayetlerinden Hz. İsa’nın dinleri konusunda ihtilafa düşenlere yol gösterdiği anlaşılmaktadır. İncil’de yer alan bazı tariflerden de, Hz. İsa’nın öncelikle sahte din adamlarını, Allah’a eş koşan müşrik grupları, dindar gözükerek halkı kandıranları yaptıklarından vazgeçmeye, samimiyetle Allah’a iman etmeye davet ettiği anlaşılmaktadır. İncil’de sık sık adı geçen iki grup Ferisiler ve Saddukiler bu açıdan önemlidir. Çeşitli konularda derin anlaşmazlıklar içinde bulunan bu iki grubun bir kısım mensuplarının ortak özellikleri ise, Allah’ın Hz. İsa aracılığıyla insanlara gönderdiği vahiyden şiddetle rahatsız olmalarıdır. Çünkü, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği hak dine göre hem maddeci bir dünya görüşüne sahip olan Saddukiler, hem de samimiyetini kaybederek, şekle ve hurafeye yönelen Ferisiler yanlış yoldaydı. Bu gruplar, içinde bulundukları durumu anladıklarında hemen Hz. İsa’ya karşı cephe almışlardır. Allah Kuran’da şu şekilde bildirmektedir:
İsa açık belgelerle gelince, dedi ki “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin. (Zuhruf Suresi, 63)
![]() DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın havarilerine tebliğini anlatan bir resmi |
Hem Ferisiler hem de Saddukiler kurulu düzenden menfaat sağlıyorlardı. Bu sebeple de Hz. İsa’ya itaat etmiyorlardı. Yahudi toplumu üzerinde büyük bir otoriteye sahiptiler. Din adamı olarak herkesten büyük bir saygı görüyorlardı. Oluşturdukları sahte din, onlara statü ve hatta para kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi yönetmekte olan Roma Valisi ile de sıkı bir işbirliğine girmişlerdi. Özellikle de Saddukiler Roma ile İsrail halkı arasındaki gerilimi azaltmakta, buna karşılık Roma’nın kendilerine sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmaktaydılar. Bu şartlar gözönünde bulundurulduğunda, Hz. İsa’nın tebliğinin neden bu din adamlarını rahatsız ettiğini anlamak çok kolaydır. Çünkü Hz. İsa, tüm peygamberler gibi, bozuk olan, her türlü ahlaksızlığı meşru gören “kurulu düzen”i hedef almıştı. İnsanlardan yaptıkları tüm adaletsizlikleri, haksızlıkları, ahlaksızlıkları ve putperest dinlerini terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını istiyordu. Hz. İsa insanlara Allah korkusunu, Allah’ı sevmeyi, Allah’a teslim olmayı öğütlüyordu. Batıl kurallardan, bağnaz uygulamalardan uzaklaşmalarını, sadece Allah’a ibadet edip yaptıkları her işte Allah’a yönelmelerini söylüyordu. Gösterdiği mucizeler onun, Allah’ın alemler üzerine seçip beğendiği, ilim ve kuvvet olarak desteklediği, çok kıymetli bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir hayranlık uyandırıyordu.
Yeni Ahit’e göre, Hz. İsa, tebliğ yaparken bir yandan da şiddetli zulüm gören halka kurtuluşun yaklaştığını, yakında Allah’ın Egemenliği’nin kurulacağını söyleyerek onların içindeki inancı canlandırmıştır. Bu arada Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiği haberi de halkta yaygınlaşmış ve onun beklenen Mesih olduğu inancı dalga dalga yayılmıştır. (Matta, 9: 28-35) İşte tüm bunlar kurulu düzenden menfaat sağlayan bağnaz din adamlarını ve Roma’nın getirdiği putperest kültürü kabul edenleri rahatsız etmiştir.
Yeni Ahit’e göre, bu çevreler, Hz. İsa’nın tebliğini etkisiz kılmak için her fırsatı değerlendirmiş, ama her seferinde yenilgiye uğramışlardır. Hz. İsa’nın, onların iddialarını tamamen çürüten cevaplar vermesi ve hikmetli açıklamalarda bulunması din adamlarını oldukça rahatsız etmiştir. Zaten onları tuzak kurmaya iten nedenlerden biri de, Hz. İsa’nın kendileri hakkında anlattıkları olmuştur. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, halkın önünde onların sahtekarlıklarını şu şekilde açıklamıştır:
Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır. (Luka, 20: 46-47)
Bazı Yahudi rahipleri Tevrat hükümlerini değiştirmişler, kendi menfaatlerine uygun yeni hükümler eklemişlerdi. Hz. İsa Yahudi kavmine verdiği öğütlerle bu sahte hükümleri ortadan kaldırıyordu. Hz. İsa’nın temizlemeye çalıştığı şey, Hz. Musa’nın getirdiği yasaların üstünü örtmüş olan batıl gelenekler, hurafeler, insanların oluşturdukları yasaklardı. Markos İncili’ne göre, Ferisilerle konuşurken onları özellikle bu açıdan uyarmıştır:
İsa onlara (Ferisilere ve din adamlarına) şöyle cevap verdi:… Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz… Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız geleneklerle Tanrı’nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.” (Markos, 7: 6-13)
Ferisiler, kazançlarının onda birini Allah’a adamaları gerektiğine inanır ve bu kurala da uyarlardı. Ancak bunu bir ibadetten çok bir gelenek şekline getirmişlerdi. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, onları şöyle uyarmıştır:
“Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedef otunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.” (Luka, 11: 42-44)
… “Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!” dedi. “İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için bir tek parmağınızı kıpırdatmazsınız. (Luka, 11: 46)
Vay halinize!.. Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.” (Luka, 11: 52)
Bu tür uyarılar ve yaptıkları ahlaksızlıkların birer birer ortaya çıkarılması din adamlarının Hz. İsa’ya olan düşmanlıklarını daha da artırmıştır. Nitekim Luka’ya göre, Hz. İsa’nın üstteki sözlerinden sonra sözde din bilginleriyle Ferisiler onu tuzağa düşürmek için fırsat kollamaya başlamışlardır. (Luka, 11: 53-54)
Hz. İsa, Kuran’da belirtildiği gibi İsrailoğullarını Allah’a gönülden iman etmeye ve Hz. Musa’nın getirdiği şeriata geri dönmeye davet etmiştir. Hz. İsa’nın Yahudiler hakkında Tevrat’ın İşaya kitabından alıntı yapılarak söylediği aşağıdaki sözler de, Allah’ın Kuran’da inkar edenler için bildirdiği “… Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler…” (Araf Suresi, 179) ayeti ile büyük bir benzerlik gösterir:
“Çok dinleyeceksiniz ama birşey anlamayacaksınız. Çok göreceksiniz ama bir şey kavramayacaksınız. Çünkü bu halkın yüreği yağ bağladı, kulakları duymaz oldu. Gözlerini yumdular. Gözleriyle görmesinler, Kulaklarıyla duymasınlar, Yürekleriyle anlamasınlar diye. Dönmesinler de ben kendilerini iyileştirmeyeyim diye.” (Matta, 13: 14-15)
Peygamberler, Allah’ın kendilerine verdiği sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları hidayet yoluna davet etmek için ellerindeki imkanları ve tüm güçlerini sonuna kadar kullanmışlardır. Hz. İsa da kendisine kurulan tüm tuzaklar, atılan iftiralar ve düzenlenen saldırılar karşısında çok üstün bir sabır göstermiş, Allah’a tevekkül edip tebliğine devam etmiştir. O, yanında az sayıda yardımcısı olmasına rağmen hep galip gelen taraf olmuştur. Bu tebliğ sırasında dini aslına döndürmek, hurafelerden ve batıl uygulamalardan temizlemek için pek çok yönteme başvurmuştur. Rabbimiz’in kendisine bahşettiği üstün kavrayış ve hikmet sayesinde İsrailoğullarına karşı son derece etkileyici konuşmalar yapmış, hikmetli örnekler vermiştir.
Sonuç olarak Hz. İsa insanları sadece Allah’a imana davet etmiş, din ahlakının hakim olacağını müjdelemiş, batıl inançlarla, hurafelerle ve putperestlerle mücadele etmiş, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu örneklerle açıklamış, kavmin bozuk ahlak anlayışını düzeltmek için büyük bir gayret göstermiş, üstün ahlakıyla da çevresindeki insanlara en güzel örnek olmuştur. Ancak tüm bu faaliyetler, düşmanlarının daha katı davranmalarına, onu öldürmek için büyük bir tuzak kurmalarına yol açmıştır.
Hz. İsa’nın Mucizeleri ve Tebliği
Doğumundan Allah’ın Katına alınışına kadar bütün hayatı mucizelerle dolu olan Hz. İsa’nın yaşadığı ve Allah’ın izniyle gerçekleştirdiği mucizeler, Kuran’da şu şekilde haber verilmektedir:
Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim…” (Maide Suresi, 110)
İsrailoğullarına elçi kılacak. (O İsrailoğullarına şöyle diyecek:) “Gerçek şu ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur içine üfürürüm o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)
Hz. İsa’nın ayetlerde bildirilen mucizeleri; babasız olarak doğması, beşikte iken konuşması, Allah’ın kutsal kitaplarını, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı bilmesi, çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması, doğuştan kör olanı, alaca hastalığını iyileştirmesi, ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i “Ahmet” ismiyle haber vermesi sayılabilir.
Hz. İsa’nın gösterdiği tüm bu mucizelere ve Allah’ın vahyiyle yaptığı tebliğe rağmen kavmin büyük bir bölümü inkarlarını sürdürmüştür. Kuran’da örnekleri verilmiş diğer kavimler gibi, o dönemin inkarcıları da Hz. İsa’nın yaptıklarının büyüden başka bir şey olmadığını söyleyerek, onu büyücülükle itham etmişlerdir:
Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler. (Saff Suresi, 6)
Yine Kuran’da bildirildiği gibi Hz. İsa Yahudiliği ortadan kaldırmak için değil, bu şeriatın aslında doğru olduğunu vurgulamak ve içine eklenmiş olan hurafeleri temizleyerek, dini aslına döndürmek için gönderilmiştir. Ayrıca Allah onu, çeşitli Yahudi tarikatları arasındaki tartışmaları açıklığa kavuşturmakla da görevlendirilmiştir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:
(Hz. İsa:)”Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin.” (Al-i İmran Suresi, 50)
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.” (Zuhruf Suresi, 63)
Hz. İsa Tevrat’taki imani konuları doğrulamış, fakat Allah’ın insanlara bir yol gösterici ve öğüt olarak gönderdiği yeni kitabını; İncil’i getirmiştir:
Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)
Hz. İsa’nın çağrısına cevap verenlerin sayısı başlangıçta çok az olmuştur. Çünkü bu çağrı, hem geçimlerini yıllardır hakim kıldıkları hurafe ve gelenekten sağlayan rahip sınıfının, hem de Allah’ın hakimiyetini kabul etmeyen yönetici sınıfın ayrıcalıklarını ortadan kaldırıyordu. Onların uyguladıkları baskı ve tehdit, halkın korkmasına ve Hz. İsa’dan uzaklaşmalarına yol açıyordu. Hz. İsa’nın yaptığı tebliğ yaygınlaşmaya, onu takip edenlerin sayısı artmaya başladığında, bu grupların hazırladıkları sinsi tuzaklar ve Hz. İsa’yı engellemek için yaptıkları planlar da artmıştır. Bu gibi tuzaklarla tarih boyunca tüm peygamberler karşılaşmışlardır. Kuran’da müşriklerin elçilere karşı gösterdikleri bu insanlık dışı tutum şöyle belirtilmiştir:
… Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldüreceksiniz, öyle mi? (Bakara Suresi, 87)
Toplum içinde Hz. İsa’yı dinleyip inananlar ile inkar edenler ayrılmaya başlamış, iki grup arasındaki fark belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir tarafta gerçek dini anlatan ve insanları tek bir Allah’a iman etmeye çağıran Allah’ın elçisi, diğer yanda ise hangi mucizeyi, hangi delili görürse görsün, inanmamaya karar vermiş bir grup vardır. Hz. İsa’nın karşısındaki düşmanlar kendilerini açıkça belli etmişlerdir. Onu dinleyen, yanında olan kişilerden de sonradan onu inkar edenler çıkmış olması muhtemeldir. Nitekim Allah “Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü…” (Zuhruf Suresi, 65) ayetiyle bu durumu bizlere haber vermektedir. Bu nedenle de Hz. İsa kavmin içinde iman eden, gerçekten güvenebileceği kişileri belirlemiştir. Bu durum Kuran’da şu şekilde belirtilmiştir:
Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. (Al-i İmran Suresi, 52)
![]() DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’yı havarileriyle yemek yerken tasvir ettiği bir tablosu |
Kuran’da Hz. İsa’yı öldürmek amacıyla inkar edenlerin bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa’nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz din adamları, Allah’ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan rahipler, Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa’yı Romalı yöneticilere karşı olan bir kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler. Bu tuzağın sonu ise Kuran’da şöyle bildirilmiştir.
Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)
Ayetlerde de bildirildiği gibi, Hz. İsa’yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa’yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa’yı Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:
Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)
Romalıların Hz. İsa’yı çarmıha gererek öldürdükleri iddiası dünya genelinde oldukça yaygındır. Bu iddiaya göre, Hz. İsa’yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Nitekim, Hıristiyan aleminin çok büyük bir bölümü de olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını görürüz:
Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)
Aynı ayetin devamında Hz. İsa’nın ölümü için şu şekilde bildirilmektedir:
Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)
Ayette bildirilen gerçek açıktır. Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa’yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır. Ayette geçen “…Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.
Allah insanlara Hz. İsa’nın bir benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmektedir.
Popularity: unranked [?]






























