Onu’ için Arşiv

‘Söylenmek’ çirkin bir cahiliye alışkanlığıdır

15 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya

‘Söylenmek’ çirkin bir cahiliye alışkanlığıdır

İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün ‘boş ve amaçsız olanını’ satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.(Lokman Suresi, 6)

Bazı insanlar, gün boyunca karşılaştıkları konular hakkındaki düşüncelerini, sürekli olarak ‘kendi kendilerine söylenerek’ dile getirirler. Kimi zaman rahatsızlık duydukları bir şey, kimi zaman aksaklık olduğunu düşündükleri bir konu, kimi zaman gördükleri yanlış bir tavır, duydukları bir söz bu kimselerin, fazla düşünmeden hemen bu konulardaki rahatsızlıklarını ifade etmelerine neden olur.

Aslında insanın hatalı olduğunu gördüğü bir şeyi dile getirmesi elbetteki yanlış değildir. Ama, bu konuşmanın yanlış olmaması için, amacın mutlaka -Allah rızası için- ‘o yanlışı düzeltmek’ olması gerekir. Bir de eğer ortada hatalı bir tavır, söz ya da olay varsa, o zaman bunun mutlaka konuyu halledebilecek olan ilgili kişilere iletilmesi gerekir. Ve aynı zamanda da, yapılan yanlışın olabilecek en güzel, en hikmetli en isabetli sözlerle karşı tarafa açıklanması gerekir.

İşte ‘söylenme’ alışkanlığında, bu sayılan hedeflerin hiçbiri yoktur.Amaç, yalnızca kişinin aklına gelenleri söyleyerek ‘sinirini ve öfkesini gidermesi’dir. Bu da, söylenmenin ne kadar boş ve yanlış bir tavır olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Örneğin, “Bunu buraya kim koydu?”, “Şuraya bak, kaç gündür burayı hiç temizleyen olmamış!”, “Ne kadar gürültü yapıyorlar!”, “Ne kadar çok soru soruyorlar?”, “Bak yine bunu yanlış yapmış, kaç kere tarif ettim!”, “Yine etrafını dağınık bırakmış!” gibi söylenme çeşitleri, çoğu insanın hiç düşünmeden ağız alışkanlığıyla gün boyu tekrarladığı bilinen cümlelerdendir.

Bazen de söz konusu insanlar, başkalarına yönelik değil de, kendi yaşadıkları olaylar hakkında sürekli olarak söylenirler.

“Çok acıktım.”, “Hiç uyuyamadım.”, “Çok uykusuzum.”, “Nasıl yetiştireceğim, çok az vaktim kaldı.”, “Çok geç kaldım.”, “Çok hastayım.”, “Başım ağrıyor.”, “Nasıl bitireceğim ben bunu?”, “Hiç halim yok!”, “Canım hiç kalkmak istemiyor.”, “Çok üşüyorum.”, “Çok sıcak.”,“Bugün çok işim var, hepsini aynı anda nasıl yapayım?” gibi, günlük hayatları hakkındaki hemen her konudaki olumsuz düşüncelerini, bir yandan işlerini yaparak, bir yandan da sesli olarak sürekli anlatırlar.

Tüm bu konuşmaların ortak noktası ise, önceki satırlarda da belirtildiği gibi, ortada bunlara bir çözüm bulma hedefinin olmamasıdır. Amaç, sadece duyulan rahatsızlığı dile getirmektir. Nitekim çözüme yönelik tedbirler alınmadığı ve bu yönde girişimde bulunulmadığı için, rahatsız edici durumlar da sürekli devam eder. Dolayısıyla bu kişi de alıştığı şekilde bunlardan yakınmayı sürdürür.

Oysa Kuran ahlakına göre, bir insan çevresinde gördüğü her şeyden, duyduğu her sesten, şahit olduğu her olaydan sorumludur. Eğer ortada yanlış bir şey varsa, ‘bunu düzeltmek ya da bunun düzelmesi için çaba harcamak’, müminin sorumluluğudur. Dolayısıyla müminin, rahatsız edici bir konuya bakış açısı, öncelikle ‘bunu çözüme kavuşturmak’ yönünde olmalıdır.

Bunun yanı sıra kişiler, söylenmelerine ve yakınmalarına şahit olan insanların da bu durumdan duyabilecekleri rahatsızlığı gözardı ederler. Oysa ki bir insanın yanında, yaşadığı hemen her şeyden şikayet eden bir kişi olması, hem manen hem de fiziksel açıdan çok yorucu ve yıpratıcıdır.

En başta, söylenen kişinin içerisinde bulunduğu ruh halinin Kuran’a uygun olmaması ve tümüyle cahiliyeye ait bir ahlak yaşaması, bunu gören müminlerde ciddi bir yadırgamaya ve rahatsızlığa sebep olur. Çünkü söylenen insan çevresine, ‘herşeyi Allah’ın yarattığını, her olayda hayır ve hikmet olduğunu, herşeyin bir kader dahilinde ve insanların imtihanları için özel yaratılan olaylar olduğunu unuttuğu’ izlenimini verir. Zorluklara ve aksaklık gibi görünen, sabır gösterilmesi, fedakarlıkta bulunulması beklenen olaylara, Kuran ahlakıyla karşılık vermesi gerektiğinden gafil olduğu şüphesini oluşturur. Kişi, Kuran’da bildirilen, ‘öfkelenilecek bir şeyle karşılaştığında, öfkesini yenmek; sözün en güzelini söylemek; insanlara en güzel şekilde öğüt verip, iyiliği emredip kötülükten men etmek’ gibi ahlak özelliklerini yaşamakla sorumlu iken, bunun yerine, kendisini iradesizce cahiliye ahlakına bırakması, elbetteki şüphe oluşturan bir tavırdır.

Mümin vicdanını kullanan insandır. Allah’tan korkup her an Kuran ahlakına uygun bir tavır göstermekle; ve her sözünü, Kuran’a uygun olup olmadığını düşünerek konuşmakla sorumludur.

Mümin, söylenme alışkanlığının, Allah’a inanan, kaderi, dünya hayatının imtihan yeri olduğunu ve ahireti bilen bir insanın ahlakıyla bağdaşmayacağını bilir. Söylenmek, mümin asaletine, Müslüman şuuruna ve müminin vicdanına yakışmayan bir tavırdır. Müslüman gerekirse gördüğü her aksaklığı tek başına ve kendi imkanlarıyla telafi eder, ama yine de bunlardan şikayet eden bir üslupla konuşmaz. Zahiren ne kadar mağdur oluyormuş gibi görünse de, bunu hiçbir zaman için yakınarak dile getirmez. İlgili kişilerle konuşarak ya da gerekli tedbirleri alarak bu durumu ortadan kaldırmaya çalışır; ama asla basit bir cahiliye üslubuyla bunları anlatmaz. Öfkelenecek bir durumla karşılaşsa bile öfkesini yener. Hiçbir zaman için sinirlendiği için, bunu amaçsız bir şekilde dışa vurmaz. İnsanın öfkesinden kurtulmasının yolunun söylenmek olmadığını bilir. Öfkenin ancak Allah’a tevekkül etmekle ve Kuran ahlakına uymakla ortadan kalkacağının bilincindedir.

Dolayısıyla her ne zorlukla karşılaşılırsa karşılaşılsan ‘söylenmemek’ müminler ile cahiliye insanlarını ayıran önemli ahlak özelliklerinden biridir. Dolayısıyla Müslümanların, bu konuya bu bakış açısıyla yaklaşmaları ve Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşamak için akıllarını, vicdanlarını ve iradelerini en güzel şekilde kullanmaları, imanın onlara yüklediği güzel bir sorumluluktur.

Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.(İsra Suresi, 53)

15 Ağustos 2010

Popularity: unranked [?]

İnsanların Hz. Mehdi (a.s.)’yi Tanıyamamalarının Bir Hikmeti De Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.) Üzerindeki Korumasındandır

27 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
 
ed İnsanların Hz. Mehdi (a.s.)yi Tanıyamamalarının Bir Hikmeti De Allahın Hz. Mehdi (a.s.) Üzerindeki Korumasındandır İnsanların Hz. Mehdi (a.s.)'yi Tanıyamamalarının Bir Hikmeti De Allah'ın Hz. Mehdi (a.s.) Üzerindeki Korumasındandır ed İnsanların Hz. Mehdi (a.s.)yi Tanıyamamalarının Bir Hikmeti De Allahın Hz. Mehdi (a.s.) Üzerindeki Korumasındandır “Ama Allah halkın nefislerine karşı zulmü, cefası ve israfı yüzünden, onu (Mehdi (a.s.)’yi) halktan gizleyecektir.”

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162)

Popularity: unranked [?]

İncil’deki ‘Su Testisi Taşıyan Adam’ Hz.Mehdi’ye İşaret Etmektedir

20 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya
ed İncildeki Su Testisi Taşıyan Adam Hz.Mehdiye İşaret Etmektedir İncil'deki 'Su Testisi Taşıyan Adam' Hz.Mehdi'ye İşaret  Etmektedir ed İncildeki Su Testisi Taşıyan Adam Hz.Mehdiye İşaret Etmektedir İncil’deki bazı sözlerde su testisi taşıyan bir kişiden bahsedilir. İncil’de insanlığa, bereket, güzellik, akıl, şuur açıklığı, birlik beraberlik getirecek bu kişi Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret etmektedir.

Bilindiği gibi “Su testisi taşıyan adam” kavramı astrolojide kova burcuna işaret eden bir tanımlamadır. Bu diğer işaret de Hz. Mehdi (a.s.)’ın kova burcundan bir kişi olabileceğine işaret ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Hz. İsa (a.s.) hem talebelerine hem de tüm hıristiyanlara kova burcundan olan bu güvenilir kişiye uymalarını ve sözünü dinlemelerini ögütlemiş, onu son ana kadar takip etmelerini tavsiye etmiştir. İncil’de kova burcundan olduğu ifade edilen bu mübarek şahıstan şöyle bahsedilmektedir:

(Havariler) O’na, “Nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular. İsa onlara, “Bakın” dedi, “Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadarizleyin”. (Luka 9-11)

…Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: “Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza. Onu izleyin…” (Markos 14:13)

Popularity: unranked [?]

Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak yeryüzüne inecektir

27 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak yeryüzüne inecektir

HZ. İSÂ, İNCİL’DE, BU ÜMMETİN ÖVGÜ DOLU SIFATLARINI GÖRDÜĞÜNDE, ONLARDAN EYLEMESİ İÇİN ALLAH’A DUÂ ETMİŞ, ALLAH DA ONUN DUÂSINI KABUL ETMİŞTİR. Günü geldiğinde müceddid olarak yeryüzüne inmesi bunun içindir.


(Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Feza Gazetecilik, 1996, 14/74)


Hz. İsa (a.s.) Peygamber Efendimiz (sav)’e ümmet olmak için inecektir. Hakiki İncil’de Muhammed aleyhisselamın üstünlüklerini gören HAZRET-İ İSA, ONUN ÜMMETİNDEN OLMAK İÇİN ÇOK YALVARDI, DUA ETTİ VE DUASI KABUL EDİLDİ. Allahü Teâlâ, onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın, Muhammed aleyhisselamın ümmeti olmak için yeryüzüne inecek, onun dinine uyacak ve onu yayacak, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi tahrif olmuş dinleri İslam dinine çevirecektir.

(Herkese Lazım Olan İman, Ebü’l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid b. Ahmed Halid-i Bağdadi, 1242/1827 ; Trc: Kemahlı Feyzullah Efendi, 6. bsk., İstanbul, İhlas Yayınları, 1989)

hzisa Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Müslüman olarak yeryüzüne inecektir

Popularity: unranked [?]

Büyük ehl-i sünnet alimi Suyuti Hazretleri, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna ilişkin sahih hadisleri kitabında nakletmiştir

26 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Büyük ehl-i sünnet alimi Suyuti Hazretleri, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna ilişkin sahih hadisleri kitabında nakletmiştir

1. Büyük ehl-i Sünnet alimi Suyuti Hazretleri; Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf ve Elluma fi Ecvibeti el’-Esile adlı eserinin (İmam Celaleddin Suyuti, şerh ve Tahki: Said Muhammed Lahham, Beyrut-Lübnan) Arapça orjinalinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi şeriflerine yer vermiştir. Bu eserin 10. sayfasında yer alan aşağıdaki iki hadiste Peygamberimiz (s.a.v.), Dünya’nın ömrünün 7000 yıl olduğunu açık bir şekilde bildirmiştir. Bu hadisler herhangi bir kişi tarafından değil ehli Sünnet ulemasının büyük alimlerinden olan Suyuti Hazretleri tarafından nakledilmiştir:

makale 01 clip image002 Büyük ehl i sünnet alimi Suyuti Hazretleri, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna ilişkin sahih hadisleri kitabında nakletmiştir

makale 01 clip image004 Büyük ehl i sünnet alimi Suyuti Hazretleri, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna ilişkin sahih hadisleri kitabında nakletmiştir

makale 01 clip image006 Büyük ehl i sünnet alimi Suyuti Hazretleri, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna ilişkin sahih hadisleri kitabında nakletmiştir

Amr bin Yahya, ens hakkında elala’ bin Zeyd’e bildirdik Allah ondan razı olsun dedi ki: Allah’ın Resulu dedi ki (S.A.V): DÜNYANIN ÖMRÜ AHİRET GÜNLERİNDEN YEDİ GÜNDÜR. Yüce Allah dedi ki: Gerçekten senin Rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir.1
Ettaberani Elkebiyr de dedi ki: Ahmed bin Ennadril askeri ve Ceafer bin Muhammedul Aryani’ye (veya uryani de olabilir) bildirdik (haber verdik) ikisi de dediler ki: Elveliyd bin Abdul Melik bin Serhul Sahrani’ye haber verdik, Süleyman bin Ataul Kureyşilharbi haber verdik, Sullemetu bin Abdillahil Cehni hakkında Amr bin ebi Şeceati bin Rabiil Cehni hakkında Eddehhak bin Zemlil Cehni dedi ki:
Bir rüya gördüm, onu Resulullah’a (S.A.V.) anlattım. Kendindeki sözü zikretti: Ya Resulullah birden ben seninle içinde yedi derece olan bir minberin (kürsünün) üzerindeyim, sen onun en yüksek bir derecesindesin, (S.A.V.) dedi ki: İçinde yedi derece olan minbere gelince, ben onun en yüksek bir derecesindeyim, DÜNYA İSE YEDİ BİN SENE…

2. İmam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok alimin Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklettikleri bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğu bildirerek insanlık tarihinin başlangıcı hakkında önemli bir bilgi vermiştir:

Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den, O da Vehb’den rivayet etti:
DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.

(Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)

(Aşağıda yer alan küpür Ali B. Hüsameddin el-Muttaki Hazretleri’nin, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman adlı eserinin Sayın Dr. Suat Arusan tarafından hazırlanan Türkçe çevirisinin sf. 89’da yer alan ilgili kısmıdır.)

makale 01 clip image007 Büyük ehl i sünnet alimi Suyuti Hazretleri, dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğuna ilişkin sahih hadisleri kitabında nakletmiştir

3. Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ise Hicri 1500’lü yıllar içinde kıyametin kopmasının Allah’ın izniyle beklendiğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)

BU ÜMMETİN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR…

(Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, sf. 299)

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri ise yaptığı açıklamada şöyle belirtmektedir:

BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK.

(Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, sf. 89)

Tüm bu hadisi şerifler değerlendirildiğinde, Dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğu Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadar bu ömrün, 5600 yılının geçtiği ve ümmetin ömrünün 1500’ü geçmeyeceği açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

_______________________________________________________

1. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)

Popularity: unranked [?]

HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

15 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Hz. İsa (a.s.)’nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir

Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber. (Büyük Lugat-Tur-Dav, 3003)

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Şevkani de Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29′a ulaştığını söyleyerek bunları bir bir nakletmiş ve sonunda : Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, deccal hakkında hadisler ve Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine dair hadisler mütevatirdir demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kıyametin büyük alametlerinden biri olmak üzere ahir zamanda Hz.İsa (Aleyhisselam)’ın gökten yere ineceğini bildiren hadisler tevatür derecesindedir.
Sahih-i Müslim, 2/58

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Allah Resulu (sav)’den mütevatir olarak rivayet edilen hadislere göre Allah’ın Resulu (sav), Hz. İsa (a.s.)’ın kıyamet gününden önce adaletli bir imam ve hakem olarak ineceğini haber vermiştir.
Ibn-i Kesir, Hadislerle Kur’an Tefsiri, 13/7163

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.)’ın Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hureyre şöyle demiştir : Resulullah (sav) buyurdu ki:
Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki,
Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi
Sahih-i Müslim, 6/532
muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır, mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır.sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilmiştir : Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki,
Meryem’in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O, Haç’ı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracak; mal çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir.
Sünen-i Tirmizi, 4/93

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu :
İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet başkanı) olarak (gökten yere) inmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O, (indiğinde) haçı kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır. Mal da o kadar çoğalacaktır ki hiç bir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibni Mace, 10/340

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

. .

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki:İsa bin Meryem (a.s.) benim ümmetim içinde;

1- adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak,

2- haçı kırıp ezecek (haça tapınmayı kaldıracak) ve domuzu öldürecektir.

3- (Zimmilerden) Cizyeyi kaldıracak,

4- ve zekatı terkedecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü ne de deve sürüsü üzerine zekat memuru çalıştırılmayacaktır.

5- Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.

6- Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır.
Sünen-i Ibni Mace, 10/334

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

1- Hz. İsa (a.s.) adaletli bir yönetici olacaktır.

2- Hadiste Hz. İsa (a.s.)’ın haçı kırıp (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldüreceği (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek) belirtilmiştir. Serhü’s Sünne’de ve başka hadis kitaplarında; Hz.Hz. İsa (a.s.)’ın tahrif olmuş, aslından uzaklaşmış olan Hıristiyanlığı iptal ederek Ser-i Şerifimizle (İslamiyetle) hükmedeceği belirtilmiştir. Hz.Hz. İsa (a.s.) tekrar geldiği zaman teslis inancı haça tapınma, ruhbaniyet… gibi Hıristiyanlığın da esasında bulunmayan hurafeleri kaldıracak, bu dini indirildiği ilk haline döndürecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın domuzu öldürmesine dair cümlenin manası da şöyledir : O, domuz beslemeyi ve yemeyi yasaklayacak ve öldürülmesini emredecektir. Artık yeryüzünde domuz bırakmayacak ve böylece domuzun yenilmesini de tamamen önleyecektir.

3- Hz. İsa (a.s.)’ın cizyeyi, yani Ehl-i Kitab’tan alınan vergiyi kaldırmasına dair cümle de şöyle yorumlanmıştır : Yani Hz. İsa (a.s.), Ehl-i Kitap olan insanları İslam dinine davet edecek ve böylece cizye vermelerini kabul etmeyecektir.

Diğer bir yorum şekli de şöyledir : Cizye hiç bir gayr-i müslimden alınmayacaktır. Bu nedenle cizye almaya da gerek kalmayacaktır. Çünkü cizye müslümanların ihtiyaçlarında kullanılmak üzere alınır. İhtiyaç kalmayınca cizye almaya da gerek kalmaz.

4- Hz. İsa (a.s.)’ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata müstahak fakirin kalmaması sebebiyledir. Bu hüküm de cizye ile ilgili hüküm gibidir. Yani Hz. İsa (a.s.) İslam dininin koymuş olduğu zekat hükmünü kaldıracak değildir. Böyle bir mana düşünülemez. Maksad şudur : Yüce dinimiz, zekat müessesesini o döneme kadar tatbik edilmek ve o dönemde gerek kalmayacağından tatbik edilmemek üzere koymuştur. Hz. İsa (a.s.) da İslam’ın konulmuş hükümlerini tatbik edecektir.

5- Hz. İsa (a.s.) zamanında, bütün dünyayı hakimiyeti altına almış olan Mesih-i Deccal�n fikir sistemi yok edilecek ve dünyadaki hakimiyeti tam anlamıyla son bulacaktır. Masonluk v.s. gibi nifak odakları tamamen yok edilecek, bütün dünya huzur içinde yaşayacaktır.

6- Bir hadis-i şeriflerinde Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur :

Muhakkak O yeryüzüne inecektir… İnsanları İslama davet edecektir. O’nun zamanında Allah Teala İslam dışında bütün dinleri kaldıracak.
Tezkiret-il Kurtubi, 499

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne indiriliş alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına rağmen domuz eti yenmektedir. Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir. Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa (a.s.)’ın henüz zuhur etmediği anlaşılmaktadır. Fakat bu üstün Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz (sav)�en rivayet edilen hadisler ve din alimlerinin verdikleri bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl, Hicri 14. yüzyıldır.

Hz. İsa (a.s.) Ve Mesih Deccal

Mesih-i Deccal: Hakki batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin haberleriyle, ahirzamanda gelecek ve Allah’ı (c.c.) inkar edip kendisinin ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek, tek gözlü bir şahıstır.
Büyük LUGAT TÜR-DAV

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Her biri Allah’ın resulu olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccal gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır.Sünen-i Tirmizi, 4/82
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte Mesih (deccal) çıkacaktır:

Hz. İsa (a.s.) ilk defa göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından, O’nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen 33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma ihtimali yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin (deccallerin), o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca kendilerinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat dikkatli, ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin, dünyaya hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı döneme denk gelmektedir.

Deccal, bu sefer dünyaya hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada materyalizme galip gelmiş olan “Yaratılış” inancını kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir. Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan fitneden onun deccal olduğu anlaşılacaktır.

Mesih-i Deccal hipnotizma, manyetizma ve sihir türünden bazı yöntemleri kullanarak birçok istidracı (*) harikalar gösterecek, kendisinin Beklenen Mesih [yani Hz. İsa (a.s.)] olduğunu iddia edecektir. (Mesih, Hz. İsa (a.s.)�n lakabıdır.)

Değerli İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı yönünü şu şekilde belirtmiştir:

Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan Deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75

Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.

Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği daha da teşvik edecektir. Onun kendilerine fayda getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem hayatını cennet zanneden pek çok kişi O’na katılacaklardır. Deccal, sahte peygamber görünümü ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya, onları güçsüz düşürmeye, hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır. Deccal, samimi dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı olacaktır.

Yanlış yönlendirilmiş bazı Hıristiyanlar o devirde Hz.İsa (as)’ı beklediklerinden dolayı, O’nu tahrif edilmiş, değiştirilmiş İncil’deki vasıfları ile bekleyeceklerdir. Mesih-i Deccal de tam onların hayal ettikleri gibi istidracı harikalıklar gösterecektir. Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini konuşur halde gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve hipnozla, annesinin O’na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine işittirecektir. Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır. (Dışarıdan bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise o görüntüyü göremeyecektir.)

Deccal, önce beklenen Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın teslis inancındaki gibi Allah’ın kendisine hulül ettiğini (içine girdiğini) söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz). Bu sapkın yöntemi kullanarak dünyada muazzam bir taraftar kitlesi kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke yönelik, ahlaksızca ögretileri ve tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı daha da artacaktır.

Böyle azgınlığın arttığı bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde birleşmiş olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini “Sahte Mesih”e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve İstidrac nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara aldırmayacaklardır.

Hz. Mehdi (a.s.), deccalin gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan oluşan istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen ortadan kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz.  İsa (a.s.) olacaktır.

Bediüzzaman, bu gerçeği şöyle izah eder:

Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan) o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.
Mektubat, 53

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İşari manada ayet mealleri26/32- Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.

7/117- Biz de Musa’ya: “Asanı fırlatıver” diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. Musa (a.s.) o zamanın deccallerinin isdidraclarını ancak mucize ile yok etmişti.

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

…O’nun [Hz. İsa (a.s.)'ın] nefesinin kokusunu duyan hiçbir kafirin ölmemesi mümkün değildir. Deccal’in yalancı olduğu etrafa dalga dalga yayılacaktır. Deccaliyet perişan olacak fikir sistemi yok edilecektir.Sünen-i Ibn-i Mace, 10/323
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) Deccal‘a nihayet Lud kapısı yanına yetişecek ve onu öldürecektir.Sünen-i Tirmizi, 4/105
c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) Lud kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak, onu tartışarak yenecektir; Deccali öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz. Musa (a.s.)�a aynı şekilde Firavun’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. İbrahim (a.s.) ise Nemrud’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir sistemini yok edecek, Hz. İsa (a.s.) da, Mesih-i Deccal’in fikir sistemini ortadan kaldıracaktır. Önemli olan da, ebette ki bu şahısların yaydığı sapkın ideolojinin, toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin ortadan kalkmasıdır.

Deccali yenip fikir sistemini ortadan kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)’ın gerçek Mesih olduğunu anlayan Hıristiyan alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle Allah�n takdir ettiği doğru yola yani hak din olan İslam’a girecektir. �strong>Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur,�(Nisa Suresi, 159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra tüm dünya Allah�n hak dinine tabi olacak ve dinsizlik tamamen ortadan kalkacaktır.

Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır.
-Hiçbir kimse arasında bir
düşmanlık kalmayacaktır.
-Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.
Sahih-i Müslim, 1/136
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Harp (erbabi) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakacak.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Mesih-i Deccal’in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp, sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile ırkçılık, milli egoizm yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce haline gelecek; ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm, faşizm, kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek; egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını kaybederek yok olacaktır.  Savaşların, çatışmaların sebepleri yok olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu sefer meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık harcamaları gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun yanında da insanların mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah bilir.

Hz. İsa (a.s.) Zamanında Büyük Bolluk Olacak

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Meryem oğlu (İsa) iner ve Deccal’i öldürür. Ondan sonra kırk yıl bol nimet içinde yaşarsınız.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 90

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İsa (Aleyhisselam)’ın zekatı terketmesi de malın bolluğu ve zekata muhtaç fakirin kalmaması sebebiyledir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/339

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi arttırılacak, ilim ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya kurulduğundan bu yana teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar teknolojinin imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah dönemidir. Bu döneme bu yüzden “Altın Çağ” adı verilmiştir.

Hz. İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu  Seyh, Kitab-ül Fiten’de Ebu Hureyre’den tahric etti, Resulullah buyurdu: İsa bin Meryem iner, Deccal’i öldürür ve kırk (40) yıl Allah’ın kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.
Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 92
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İmam Nevevi: Hz. İsa Ümmeti Muhammed’e Peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi tatbik etmek için gelecektir,  demektedir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 68

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Kadi Iyaz: “Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi, Deccal’i öldürmesi haktır ve gerçektir. Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid olan hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne de Ser-i Şerif’te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir delil yoktur. Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve Cehemiye mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara katılanlar bu konudaki hadislerin, Allah’ın 33/40- “Muhammed, … ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” mealindeki ayete, Peygamber Efendimizin “Benden sonra hiçbir peygamber yoktur” mealindeki hadisine ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir peygamberin olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi olup, hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair Müslümanların icma’ına ters düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olduğunu ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve gerekçe batıldır. Çünkü Hz. İsa (a.s.) ‘ın inmesinden maksad onun şeriatımızı yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve Peygamber olarak inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de başka hadislerde böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa (a.s.)’ın şeriatımızla hükmedecek adil bir hakim ve halkın terkettiği şeriatımızın hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih hadislerle sabittir.” demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338

Hz. İsa (a.s.) inecek ve hatem’ür rüsul Resulullah (s.a.v.) efendimizin şeriatina tabi olacaktır.
Mektubat-i Rabbani, 2/1309

Hz. İsa (a.s.) Efendimiz ahirzamanda yeryüzüne  indirildiği vakit, peygamberlikle vazifeli olarak yeni bir şeriat getirmeyecektir. Sahih hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri’nin izahında belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim ayetlerine göre hükmedecektir.

Hz. İsa (a.s.)’ın Hilyesi

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Peygamber efendimiz (sav) buyurmuştur ki:
Onu [Hz. İsa (a.s.)�] gördüğünüz zaman şu alametlerle tanıyınız:
1.Uzuna yakın orta boylu
2.Rengi kırmızı ile beyaza yakın
3.Üzerinde herd boyası ile boyanmış iki elbise vardır.
4.O derece temiz ki kendisine ıslak dokunmadığı halde başı su damlatır gibidir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 499
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: Geceleyin yürütüldüğüm zaman Musa Aleyhisselam’a kavuştum. (Peygamber onu tavsif ederek:) Bir de gördüm ki, O Senüe kabilesi erkeklerinden biri gibi kara yağız, uzun boylu, balık etli, düz saçlı bir zattır. İsa’ya da kavuştum (Peygamber onu da tavsif ederek: ) İsa, orta yapılı, sanki hamamdan çıkmış gibi al çehreliydi.
Sahih-i Müslim, 2/1053

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Yine Abdullah Ibn-i Ömer (r.a.) dan rivayet olunduguna göre Nebi (sav) demiştir ki:
Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe’de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o
esmer insanlardan en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) taranmış ve arınmıştı da bas’inin saç)ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt’i tavaf ediyordu. (Orada bulunanlara) Bu kimdir? diye sordum. Onlar : Bu Meryem’in oğlu Mesih (İsa)’dır, dediler.
Sahih-i Buhari, 9/177

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına Defnedilecektir

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

İbni Asakir Abdullah b. Selamdan: “Tevrat’ta Peygamberin sıfatı anlatılıyor ve orada İsa aleyhisselamin onunla beraber defn edileceği yazılıyor.
Buhari Tarihinde, İbni Asakir Ondan (Abdullah b. Selam) dan nakl ettiklerine göre,
İsa aleyhisselam Resulüllah ile iki Sahabisi (Ebu Bekr ve Ömer (r.a.) ‘nın yanında defn edilip kabir adedi dörde çıkacaktır.
İbni Cevzi’nin Abdullah bin Ömer (R. Anhüma)’dan merfuan nakl ettiği bir rivayette şöyle buyurulmaktadır:
“İsa aleyhisselam yeryüzüne inecek,
evlenecek çoluk çocuk sahibi olup kırk beş sene yaşıyacak, sonra ölecek, benimle ayrı kabire gömülecek, sonra ben ve İsa aynı kabirden Ebu Bekr ile Ömer (r.a.) arasından kalkacağız!”
Kıyamet Alametleri, 246/247
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa, yeryüzünde iken evlenecek ve bir çocuğu olacaktır. Ölünce, Müslümanlar onun namazını kıldıktan sonra Ravza-i Mutahhare’ye defnedeceklerdir.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 65

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Muhakkak ki, Meryem oğlu, İsa yeryüzüne indiği zaman evlenecek, çocuğu olacak, yeryüzünde 45 yıl kalacaktır.
Miskatü-l Mesabih, 3/47

sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde indikten ve 40 yıl kalıp yaşadıktan sonra ölür. Müslümanlar, O’nun cenaze namazını kılarak O’nu toprağa verirler. (Bu hadis, ebu Davud et Tayalisi’nin Müsned’inden rivayet edilmiştir.)
Hazreti Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde  kırk sene yaşadıktan sonra vefat edecektir. Müslümanlar O’nun cenaze namazını kılarak defnedecekler.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 498-499

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

.
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45 sene kaldıktan sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat edecektir. Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.


Risale-i Nur Külliyatında İsa Aleyhisselam

Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar Gönderilecektir:

Süfyan ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki ceryanı kuvvet bulacak.

Birisi: Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevinin silsile-i nuranisine baglanan, ehl-i  velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, o Süfyanin şahs-ı manevisi olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp dağıtacaktır.
(Mektubat, 53)


****


Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)’dan önce geleceği bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan’ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı tamire çalışacak, İslamiyetin yeniden canlandırılmasına ve dünya çapında yayılmasına gayret edecektir.

Hz.Mehdi (a.s.), Allah’ı inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan’dan kaynaklanan bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını kapatacaktır. Mehdi, Halife ünvanıyla İslam aleminin başına geçecek, Kur-an-ı Kerim’i ve iman esaslarını günün şartlarını da dikkate alarak ilmi bir şekilde insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarını güçlendirecektir.

İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe ahirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir güna hakimiyet verir. Öyle de : “Allah’ı inkar eden o cereyan efradları birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip, cebbarâne sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık olduğu malumdur.

İşte böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya çıktığı sırada), o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)’in şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyete inkilab edecektir… Ve Kur’an’a iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi, tabi; ve İslamiyet, metbu’ makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey’in vadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Sey “va’detmiş elbette yapacaktır.
(Mektubat, 53-54)

****

Mesih’i Deccal’in çok kuvvetli olduğu bir devrede, Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis, haç, domuz eti yemek v.s.) temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline dönecektir. İlahi dinler birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri onu düzeltmek ve yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi İslamiyet olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim’e uyacaklardır. Aynı durum Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi sonucunda inananlar kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek; iman edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya gönderilmiş olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) Allah’ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah elbette vaadini yerine getirecektir.

Sahih hadislerde müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de “şahs-ı manevi veya cemaat” şeklinde düşünmek veya “gelmiştir, görevini yapıp vefat etmiştir” iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok büyük zarar verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette yerine getirecektir. Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya tekrar gelmesinin kesin olduğunu bildirmektedir.

Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavi nüzulu kat’i olmakla beraber; mana-yi işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, 50)

Hz. İsa (a.s.) Mesih Deccal’i Öldürecektir:

Kat’i ve sahih rivayette var ki: “İsa Aleyhisselam büyük Deccal’i öldürür.”
Vel’ilmü indallah, bunun da iki vechi var:

Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc’cizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki:
O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.

İkinci vechi şudur ki: “Şahs-i İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcaderek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur. ” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.
(Sualar, 493)

****

Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle herkesi etkileyerek varlığını sürdüren deccal ve onun fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden gerektiğinde mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.) tarafından yok edilecektir.

Hz. İsa (a.s.) tekrar dünyaya geldigi zaman yeni bir din getirmeyecek, Islam dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu için, kendisine vahiy gelecek ve mucize gösterecektir.

Hz. İsa (a.s.)’ın idaresi altında Hıristiyanlığın hakikati ile İslamiyeti birleştiren talebeleri, bu birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i Deccal’in dinsizlik cereyanını, Allah’ı inkar fikrini etkisiz hale getirip, yok edecektir.

Hem alem-i insaniyette inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i Hz. İsa (a.s.) ‘ın din-i hakikisini İslamiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar bir İsevi cemaati namı altında ve “Müslüman İseviler” ünvanına layık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hz. İsa (a.s.)’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.
(Mektubat 413)

Hz. İsa (a.s.) Geldiğinde Başlarda Tanınmaması:

Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes O’nun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile O’nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes O’nu tanımayacaktır.
(Mektubat, 54)

Bediüzzaman hazretleri, Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya geldiğinin ilk yıllarında ancak yakın talebeleri tarafından imanın nuru ile tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu tanıyamayacağını bildiriyor.

Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.
(Sualar, 487)

Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit) imtihan sırrı olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra kendisinin farkına varacaktır. Talebeleri de imanın nuru ile O’nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan tanıyacaklardır. Herkes açıkça O’nun Hz. İsa’(a.s.) olduğuna hemen kanaat getiremeyecekdir. Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde mücadelesine başlayacaktır.

Hz. İsa (a.s.) tam anlamıyla zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu görecek ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu bileceklerdir. Fakat yine de “Acaba gerçekten İsa bu mu?” diye şüphe edenler var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle suçlanamaz, çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir. Yalnız böyle şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden, bereketinden mahrum kalabilir.

Hz. İsa (a.s.)’ın Küçük Bir Cemaati Olacak:

İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)

Hz. İsa (a.s.) küçük bir cemaat içerisinde vazifeye başlayacaktır. Daha ziyade İsrail ve İsrail’e yakın bölgelerde faaliyet gösterecektir. Okullarda ve askeri birimlerde talebeleri olacak ilk başta kendilerini gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Hakim et-Tirmizi, “Nevdirü’l Usul”da şöyle nakletmiştir. Peygamberimiz (sav): Meryem oğlu İsa Ümmetim içinde havarilerinden bir takım halkı bulacaktır. Başka rivayette ise Peygamberimiz (sav) üç defa: Muhakkak ki Mesih (İsa) aleyhisselam bu ümmetten birtakım kavimlere yetişecek ki, onlar sizin gibidirler. Yahut sizden daha hayırlıdırlar. İlkinde benim sonunda Mesih (İsa)’nın bulunduğu bir ümmeti Allah asla utandırmaz, buyurmuştur.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 501
sphere1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)

Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurdu:
Yemin ediyorum ki Meryem oğlu İsa o gün yeryüzünün en hayırlı 800 erkek ile 400 kadın kişilerin yanlarına inecektir.
Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 498

c1 HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)


Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler Mütaşabihtir:

Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine ve Deccal’i öldürmesine aid hadislerin müteşabih (benzetmelerle anlatılan) hadislerden olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani müteşabihatının çözülerek açıklanması gerektiğini izah etmektedir. Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin müteşabıhatına aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü veya hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini ifade etmektedir.

Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal’i öldürmesine ait hadis-i şahihanın ma’na-yı hakikileri anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini inkar edip, veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkarane bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki te’villerini Kur’an feyziyle göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki:

Hz. İsa (a.s.) Deccal ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as) onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o derece Deccalin heykeli Hazret-i İsa Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde cari olan adetullaha muvafık düşmüyor.
(Kastamonu Lahikası, 49)


****


Rivayette var ki: İsa Aleyhisselam Deccal’i öldürdüğü münasebetiyle “Deccal’in fevkalade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu..” gösterir.

Bunun tevili şu olmak gerektir ki:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in
mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)

Bediüzzaman Hazretleri, hadis-i şerifte İsa aleyhisselam’ın Deccal ile mücadelesinde onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre) yukarıya atladıktan sonra kılıcı ancak onun dizine yetiştirebildiği derecesinde Deccal’in İsa (a.s.)’a oranla boyunun on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması gerektiğini izah etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah’ın kudreti dahilinde olmakla beraber adetullaha aykırıdır.

Adetullah: Allah’ın kainatta koyduğu değişmez yasalar.

Ancak bu bekleniş tarzı deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve her alanda maddi bakımdan üstün ordularına kıyasla Hz. İsa (a.s.) ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna işaret ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha akılcı anlaşılır bir hale gelmiş olur.

Popularity: unranked [?]

İmam Rabbani Tarafından Bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin Çıkış Alameti:

13 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya

Harun Yahya

İmam Rabbani Tarafından Bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin Çıkış Alameti:

BOYNUZU ANDIRAN İKİ UÇLU YILDIZIN ÇIKIŞI

Mükerrer olarak, ŞARK CANİBİNDEN DOĞAN AMUD-U NURANİDEN (nurlu sütundan) sormaktasınız.

Bilesin ki,
Ashabın verdiği habere göre, Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Vaad edilen Mehdi’nin zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ (1) MÜNEVVER (2) BİR BOYNUZ (3) ÇIKAR.”

Bu rivayetin yapıldığı haşiyede yazıldığına göre, o sütunun iki başı vardı.

Bu sütunun ilk doğuşu, Nuh (as) kavminin helaki zamanında oldu. Aynı şey, İbrahim (as) peygamberi ateşe attıkları sırada dahi doğdu. Firavun’un ve kavminin zamanında dahi doğdu.

Bir de, Yahya (as) peygamberin katledildiği zaman doğdu.

Her kim onu görür, fitnelerin şerrinden Allah’a sığınsın.

Şark tarafında meydana çıkan o beyazlık; önceleri nurlu bir sütun halinde idi. Sonra, ona bir eğrilik geldi; boynuz şeklini aldı.

İhtimaldir ki, onun için:

-iki başlı, isminin verilmesi, şu itibara göre ola: Her iki tarafında da bir incelik olup dişe benzerler; bunun için, her iki tarafta baş itibar edilmiştir. Nitekim, bir süngünün de her iki tarafı incelik taşısa, onun için de:

-İki başlı, tabirini kullanır.

Kardeşim Şeyh Muhammed Tahir Bedahşi Confor’dan geldi. Şöyle anlatıyor:

-O sütunun üst tarafında da iki başı var; iki dişe benziyor. İkisi arasında da kısa bir ayrılık var.

Bu mânanın teşhisi sahrada hasıl oldu.

Aynı haberi, bir başka topluluk da verdi.

Halbuki bu doğuş, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru zamanında olacak zuhur değildir. Zira, onun zuhuru, yüz başlarında olacaktır. Şu anda dahi, yüz başını, on sekiz sene geçmiş vaziyettedir.

Hadis-i şerifte, Mehdi (a.s.)’nin alâmetleri hakkında şöyle anlatılmıştır:

“ŞARK TARAFINDA BİR KUYRUKLU YILDIZ DOĞUP AYDINLIK VERECEKTİR.”

mercek hzmehdi lulin vatikan0509 b İmam Rabbani Tarafından Bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin Çıkış Alameti:

Bu yıldız dahi doğmuştur. Amma o mudur, yoksa onun bir benzeri midir?

Bu yıldıza:

-Kuyruklu yıldız, adının verilmesi, ihtimal ki, şu anlatmalara dayanıyor:

-Sabitlerin seyri, MAĞRİBDEN (BATIDAN) MEŞRİKADIR (DOĞUYADIR) (4)…

Bu yıldızın durumu da, onun seyrine göredir. Yani yüzü meşrik canibine doğru, arkası dahi, mağrib tarafınadır. Bu uzun beyazlık dahi, onun arka tarafındadır. Bu mana icabı olarak, ona:

-Kuyruk… isminin verilmesi yerindedir.

Onun her günkü irtifı (geçiş yönü) ise, meşrikten mağribedir. Ancak o, kısri (kendine has durumunda ağırlık taşıyan) seyri ile felek-i azamın seyrine bağlıdır.

Hakikat-i hali, en iyi bilen Sübhan Allah’tır. (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184)

Lulin Kuyruklu Yıldızının Özellikleri

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisinde ahir zamanda gelmesi beklenen Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak belirttiği ve İmam-ı Rabbani’nin de detaylı olarak tefsir ettiği  “iki dişli münevver (aydınlatıcı) bir boynuz çıkar” ifadesi 24 Şubat 2009 yılında Dünya’ya en yakın noktadan geçen Lulin kuyruklu yıldızına işaret etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.) Hadisteki ifadelerin hepsinin Lulin kuyruklu yıldızının özellikleriyle birebir uyum içinde olması çok büyük bir mucizedir ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini bekleyen bütün müminler için de çok büyük bir müjdedir.

(1) … iki dişli…:
Lulin  kuyruklu yıldızının arka kısmındaki kuyruğun çatallı olması, hadisteki iki dişli ifadesiyle birebir bağdaşmaktadır.

(2) … münevver (aydınlatıcı)…:
Hadiste bahsi geçen münevver (aydınlatıcı) sıfatı, Lulin kuyruklu yıldızının Dünya’ya yaklaştıkça 6 yıldız parlaklığı kadar artan parlaklığına işaret etmektedir.

(3) … bir boynuz…:
Lulin kuyruklu yıldızını diğer kuyruklu yıldızlardan ayıran en önemli farklılığı, yıldızının çekirdeğinin arka kısımda yer alan kuyruğunun karşısında, çekirdeğin ön kısmında yani ilerleme yönünde de bir kuyruğunun bulunmasıdır. Lulin kuyruklu yıldızının çekilmiş fotoğraflarına bakıldığında da karşıt yöndeki iki kuyruğun şekil itibariyle bir boynuzu andırdığı ilk bakışta fark edilmektedir.

(4) … mağripten (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)…:
Hadisin devamında yer alan “Sabitlerin seyri, mağribden (batıdan) meşrikadır (doğuyadır)…” ifadesi hadiste hareket eden bir cisme, bir kuyruklu yıldıza dikkat çekildiğini teyit eder mahiyettedir. Nitekim diğer gökcisimleri meşrikten (doğudan) mağribe (batıya) doğru saat yönünün aksi yönünde hareket ederken, Lulin kuyruklu yıldızının seyri saat yönünde yani mağripten (BATIDAN) meşrika (DOĞUYA)’dır.

Başka hiçbir gök cisminde görülmeyen bu özelliğin Lulin kuyruklu yıldızında olması ve bunun yaklaşık 1400 sene önce Peygamber Efendimiz (sav) tarafından Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının habercisi olarak bildirilmiş olması şüphesiz ki çok büyük bir mucizedir.

Sayın Adnan Oktar’ın Ahir Zaman Alametlerinin Birbiri Ardınca Gerçekleşmesi Hakkındaki Görüşleri “Benim eserlerimde ve yazılarımda saydığım hadisler, tahakkuk edip sahih olarak ortaya çıkmış hadislerdir. Yani eğer hadis tahakkuk etmeseydi, sahih olduğu şüpheli olabilirdi ama olmuş, tahakkuk etmiş hadislerdir bunlar. Peygamber Efendimiz (sav) bunların, ahir zaman alametlerinin “Bir arada, tesbih taneleri gibi peş peşe” olacaklarını söylüyor. “Biri bitti denirken diğeri başlayacak” diyor, yani harikulade olaylar peş peşe olacak diyor. Dikkat ederseniz dünyada sürekli harikulade olaylar oluyor, ahir zaman alametleri de 20-30 yıl içerisinde peş peşe olmuş olaylardır.” (Sayın Adnan Oktar’ın The Muslim Observer (ABD) ile 23 Şubat 2009 tarihinde yaptığı röportajdan)
Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinin arka arkaya belirli bir dönem içinde gerçekleşiyor olması, Müslümanların asırlardır gelişini bekledikleri bu mübarek şahsın ortaya çıkışının çok yaklaştığını göstermektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)
Dünya ve Türk Basınında Lulin Kuyruklu Yıldızı


>> Lulin Kuyruklu Yıldızının Çift Kuyruğu
“Bu akşam dışarı çıkın ve Lulin kuyruklu yıldızına bakın. Karanlık bir yerden baktığınızda, tek ihtiyacınız iyi bir yıldız haritası olacaktır. Lulin kuyruklu yıldızı dün Dünya’ya en yakın noktasını geçti. Bu nedenle kuyruklu yıldız önümüzdeki birkaç gün içerisinde en parlak döneminde olacak. Şu anda kuyruklu yıldız Güneş’e göre yaklaşık 180 derece ters konumda ve bu yüzden de hemen hemen bütün gece görülebiliyor; ancak her gece gökyüzünde 10 dolunay kadar ilerliyormuş gibi görünüyor. İki gece önce New Mexico/ABD’den çekilen yukarıdaki resimde, kuyruklu yıldız olağanüstü bir biçimde görülüyor. Saçın merkezi, büyük bir ihtimalle yüksek sıcaklık nedeniyle ışık saçan siyanojen ve moleküler karbon gazlarının belirtisi olan oldukça yeşil bir renge bürünmüş. Görüntünün arka planında parlak yıldızlar ve uzaktaki sarmal bir gökada da açıkça seçilebiliyor. Güneş ışığını yansıtan toz kuyruğu, kuyruklu yıldızı takip eder biçimde saçın sol tarafına doğru yayılırken, mavimsi bir tonda ışıldayan desenli iyon kuyruğu ise saçın sağ tarafında, Güneş’in aksi yönünü işaret ederken görülüyor. Geçtiğimiz birkaç hafta içerisinde, Dünya’nın şu anda bulunduğu noktadan bakıldığında, bu iki (çift) kuyruk tam ters noktalara dönükmüş gibi görünmüştü. Lulin kuyruklu yıldızının önümüzdeki birkaç hafta içerisinde yavaşça soluklaşması bekleniyor.” (Richard Richins, New Mexico Eyalet Üniversitesi, 25 Şubat 2009 http://apod.nasa.gov/apod/ap090225.html)

>> Yeşil Kuyruklu Yıldız Dünya’yı Teğet Geçti
Atmosferi Jüpiter büyüklüğünde olan yeşil kuyruklu yıldız ‘Lulin’ dün gece yörüngenin Dünya’ya en yakın olduğu mesafeden geçti. Hava şartlarının uygun olduğu yerlerde gözle görülebildi.
İki yıl önce keşfedilen ve geçtiğimiz günlerde ilk defa Güneş sistemine giren yeşil kuyruklu yıldız Lulin, dün gece Dünya’ya en yakın konuma ulaştı.
Lulin’in Dünya’ya en yakın olduğu mesafe 61 milyon 155 bin 72 kilometre oldu. Kıyaslamak gerekirse, Kızıl Gezegen Mars şimdiye kadar Dünya’ya 55 milyon 683 bin 302 kilometre yaklaşabilmişti.

http://www.ntvmsnbc.com/id/24939808/

Günümüzden 1400 Yıl Sonrasını Tahmin Edebilir misiniz?

Ahir zamana dair günümüze kadar ulaşmış olan hadislerin önemini ve alametlerin küçük veya büyük olarak değerlendirilmeden bir bütün olarak görülmesi gerektiğini anlamak için birkaç sorunun cevabını düşünmek yeterlidir.

Örneğin elinizde hiçbir teknik imkan olmadan 100 yıl sonra dünyada olacak olayları ana hatlarıyla da olsa tahmin edebilir misiniz? Ya da 1900’lü yılların başında yaşadığınızı düşünelim. Yalnızca 100 sene sonrası için, tahminler yapmanız istense hiç yanlış çıkmayacak şekilde, günümüzde yaşanacak önemli olayları, insanların ahlaki durumlarının nasıl olacağını, depremlerin yoğunluğunu veya çıkacak savaşları tahmin edebilir miydiniz? Elbette ki hayır…

Veya bir şehirden diğer bir şehre gidişin günlerce sürebildiği, haberleşmenin oldukça zor ve yavaş olduğu, teknik imkansızlıklar dolayısıyla binaların ancak bir iki katlı olarak inşa edilebildiği 7. yüzyılda yaşadığınızı hayal edin. Sizden 1400 yıl sonrasında bu koşullarda ne gibi değişiklikler olabileceğini tahmin etmeniz istendiğini varsayalım. Neler söyleyebilirdiniz? Araba, uçak gibi ulaşım araçları, 100-150 katlı gökdelenler, cep telefonları, televizyon, radyo gibi bugünün dünyasına özgü teknolojik gelişmelerden herhangi biri aklınızın ucundan geçebilir miydi?

Peki günümüzden 1400 yıl sonrasında yani tam 3409 yılında, örneğin binaların ne şekilde inşa edileceğini, toplumların ahlaki durumlarının nasıl olacağını veya dünyada ciddi bir kıtlık veya hastalık olup olmayacağını söyleyebilir misiniz?

Tek bir konunun bile, değil 1400 yıl; 140 yıl hatta 14 yıl sonra nasıl bir gelişme göstereceğini bilmek son derece zor iken, çok çeşitli konularda 3000’li yıllardaki duruma aynen uyacak biçimde öngörülerde bulunulsa, sizce gerçekleşecek olan bu olaylar küçük birer alamet olarak nitelendirilebilir mi? Şüphesiz tüm bu soruların cevabı ‘hayır’dır.  Bütün bu gerçekler de göstermektedir ki; bundan 14 asır önce, yaşamakta olduğumuz ahir zamana dair hadislerdeki bilgilerin her biri, büyük birer alamettir ve bu alametler arasında küçük büyük ayrımı yapmak da mümkün değildir.

Bu durum Peygamber Efendimiz (sav)’in ne kadar mübarek bir insan olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir.

Popularity: unranked [?]

HZ. İSA’NIN ÜSTÜN AHLAK ÖZELLİKLERİ

27 Mayıs 2010 Yazan admin

HZ. İSA’NIN ÜSTÜN AHLAK ÖZELLİKLERİ

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde Hz. İsa ile ilgili birçok önemli haber verilmiştir. Hadislerde bu mübarek insanın şemaili hakkında da bazı bilgiler bulunmaktadır. Buna göre, Hz. İsa orta boylu, kırmızıya çalar beyaz tenli, düz saçlı, olağanüstü güzelliğe sahip bir kimsedir. Saçını uzatmakta, omuzları arasına salmaktadır. Sırtına yün elbise, ayağına ağaç kabuğundan yapılmış bir sandal giymektedir. Hz. İsa dünyadan yüz çevirir, ahireti özler, Allah’a ibadetle vakit geçirirdi.1 Her görenin hayran kalacağı güzellikteki bu mübarek insan bazı hadislerde şu şekilde tarif edilmektedir:

“Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe’de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o, esmer insanlardan görülenlerden en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. Taranmış ve arınmıştı da başı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omzuna koyarak Beyt-i tavaf ediyordu. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. Onlar: -Bu Meryem’in oğlu Mesih’tir, dediler.”

“… O halde, onu görünce tanıyacaksınız. O, orta boylu, beyaz ve pembe tenli bir kişi olup, sarı bir kıyafet içinde olacaktır…”2

Allah’ın seçip göndermiş olduğu her peygamber gibi, Hz. İsa’da da tüm üstün ahlak özellikleri en güzel şekilde tecelli etmektedir. Onu diğer insanlardan ayıran en belirgin özelliklerinden biri, insanların görür görmez etkilenecekleri yüksek ahlakı ve şahsiyetidir. Hz.İsa, Allah’a olan güveni, tevekkülü ve imanı ile son derece kararlı, cesaretli, toplumun etkisi altında kalmayan, aksine herkesi etkileyen, güçlü bir insandır. Nitekim tüm peygamberlerin sahip oldukları bu üstünlük ayetlerde şu şekilde bildirilmiştir:

Bu, İbrahim’e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz… Ve ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh’u ve onun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail’i, Elyasa’yı, Yunus’u ve Lut’u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. Bu, Allah’ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir… (Enam Suresi, 83-88)

Diğer peygamberler gibi Hz. İsa da, adaletten ayrılmayan, tevazulu, şefkatli, samimi, dürüst, fedakar bir insan olarak, Allah’ın seçkin kıldığı peygamberlerdendir. Bir ayette Allah Hz. İsa için şöyle buyurmaktadır:

İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik… (Bakara Suresi, 253)

Hz. İsa’nın hayatına bakıldığında bu üstün ahlak özelliklerini görmek mümkündür. Hz. İsa en başta gerçek dini insanlara anlatan bir hidayet önderidir. O hem Allah’ın tüm emir ve tavsiyelerine en fazla riayet eden, hem de en doğrusunu anlatarak halkı hurafelerden arındıran bir yol göstericidir. Kuran’da Hz. İsa’nın, Allah’ın bildirdiği ibadetleri ve diğer ahlaki özellikleri hassasiyetle uyguladığı şu şekilde belirtilmektedir:

(İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de.”… (Meryem Suresi, 30-32)

Hz. İsa yeryüzünde bulunduğu süre boyunca, doğruyu yanlıştan ayırma, hikmetli ve etkili söz söyleme gibi özellikleri en güzel örneklerle ortaya koymuştur. Düşmanlarının onu küçük düşürmek için art niyetle sordukları sorulara en hikmetli ve en akılcı cevaplar vermiş, tek bir örnekle düşmanlarının bütün girişimlerini ortadan kaldırmıştır. O, kavminin tavrı karşısında her zaman tevekküllü olmuş, Allah’a olan güçlü imanı ve ihlası ona güç vermiş, Allah’ın varlığını en etkili yollarla anlatmıştır.

Hz. İsa diğer peygamberler gibi tebliğinde açık, yalın ve halkın anlayacağı bir dil kullanmıştır. Verdiği hikmetli örnekler insanların vicdanlarını hemen harekete geçirmiş, onları derin düşünmeye, Allah’ın razı olacağı gibi davranmaya teşvik etmiştir. Hz. İsa’nın tebliğinden, onun Allah’a olan sevgisi, coşkulu imanı ve Allah’ın emirlerini uygulamadaki titizliği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. İzlediği tebliğ yöntemi, onun Allah’ın seçip beğendiği ve insanlara üstün kıldığı, kutlu bir insan olduğunu bizlere en güzel şekilde göstermektedir.

————————————————————————-

1. M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, s. 334, 335
2. Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, 1. cilt, s. 377-383

Popularity: unranked [?]

HAZRETİ İSA’NIN HAYATI

27 Mayıs 2010 Yazan admin

HAZRETİ İSA’NIN HAYATI

12 HAZRETİ İSANIN HAYATI

Hz. İsa’nın Doğumu

Allah, Kuran’da Hz. İsa’nın doğumundan ölümüne kadar her konuda, diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çekmiştir. Herşeyden önce Hz. İsa, bilinen sebeplerin dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız olarak dünyaya gelmiştir. Allah, o doğmadan önce, birçok özelliğini ve onu insanlar için bir Mesih olarak gönderdiğini melekleri aracılığıyla annesi Hz. Meryem’e bildirmiştir. Hz. İsa’nın bu seçkin özelliklerinden biri, “Allah’ın kelimesi” olarak sıfatlandırılmış olmasıdır:

… Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘ol’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur… (Nisa Suresi, 171)

Hani Melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendi’nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır… (Al-i İmran Suresi, 45)

Kuran’da “Allah’ın kelimesi” ifadesi yalnızca Hz. İsa için kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa henüz dünyaya gelmeden onun ismini bildirmiştir. Allah Kendi’nden bir kelime olarak Hz. İsa’ya “İsa Mesih” ismini vermiştir. Bu, Hz. İsa’nın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla yaratıldığının ifadelerinden biridir.

Allah, hamileliği ve Hz. İsa’nın doğumu aşamasında Hz. Meryem’i her açıdan en güzel şekilde desteklemiş, ona yol göstermiştir. Allah kavminden uzakta, tek başına gerçekleşen bu hayati olayda, hiçbir tecrübesi olmayan ve bir yardımcısı da bulunmayan Hz. Meryem için ortamı uygun kılmış ve doğum sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiştir. Hz. Meryem Allah’ın yardımıyla bu zor işi tek başına gerçekleştirebilmiştir. Allah Hz. Meryem’e olan bu nimetini Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem Suresi, 23-26)

Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah vahyi ile Hz. Meryem’e yardımını iletmiş, hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. İhtiyaç duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek ona yardım etmiş ve doğumun en iyi şekilde gerçekleşmesini sağlamıştır. Allah’ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması doğum olayında tüm açıklığıyla görülmektedir. (Detaylı bilgi için Bkz. Örnek Müslüman Kadın: Hazreti Meryem, Harun Yahya, Mart 2003, Araştırma Yayıncılık)

beytullahim HAZRETİ İSANIN HAYATI
İncil’de Hz. İsa’nın Beytüllahim’de doğduğu bildirilir. Bu nedenle de Hıristiyanlar bu şehri kutsal kabul ederler.

Hz. Meryem, daha önce çekilmiş olduğu ıssız bölgeden Hz. İsa ile birlikte kavminin yanına geldiğinde, onlar, sadece zan ve tahmin üzerine Hz. Meryem’e karşı birtakım çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Oysa iftiralarda bulunan bu kavmin bireyleri, Hz. Meryem’i tanıyor, hem onun, hem de İmran ailesinin ne kadar Allah’a bağlı, dindar ve iffetlerine düşkün insanlar olduklarını çok iyi biliyorlardı. Gerçekte Hz. İsa’nın dünyaya geliş şekli, Allah’ın Hz. Meryem’in kavmine gösterdiği büyük bir mucize, Allah’ın varlığına ilişkin önemli bir delildir. Ancak Hz. Meryem’in etrafındakiler bu durumu anlayamamış, onun hakkında gerçek dışı bazı ithamlarda bulunarak ona çirkin bir iftira atmaya çalışmışlardır:

Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi. (Meryem Suresi, 27-28)

Hz. Meryem ise gerçekte bu çirkin suçlama ve iftiralar ile deneniyordu. Allah’a son derece bağlı ve iffetine düşkün bir insana bu yönde bir iftira atılması, Allah’ın onun için yarattığı bir imtihandır. Bu durum karşısında Hz. Meryem hemen Allah’a sığınmış ve onların bu iftiralarına karşı Allah’ın kendisine yardım edeceğini bilerek tevekkül etmiştir. O yardımı ve desteği yalnızca Allah’tan beklemiş ve her defasında da Allah’ın geniş fazlı ve rahmetiyle karşılık görmüştür.

Allah zor durumda olan bu seçkin kuluna yine bir mucizeyle yardım etmiş ve kavmi kendisi ile konuşmak istediğinde susmasını ve suçlamalarda bulunanlara Hz. İsa’yı işaret etmesini bildirmiştir. Allah’ın Hz.Meryem’e bildirdiği bu emri Kuran’da şu şekilde bildirilir:

Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” (Meryem Suresi, 26)

Allah, Hz. Meryem’e Hz. İsa’nın doğumunu müjdelediği zaman, onun henüz beşikteki bir bebekken konuşacağını da haber vermişti. İşte o mucize, bu zor anında Hz. Meryem’e Rabbimiz’den çok büyük bir destek olmuştur:

Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir. (Al-i İmran Suresi, 46)

Allah Hz. Meryem’in yapacağı açıklamayı mucizevi bir şekilde Hz. İsa’ya yaptırmıştır. Böylece, hem Hz. Meryem’i atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa’nın elçiliğini İsrailoğullarına müjdelemiştir:

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?” (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” (Meryem Suresi, 29-33)

Hz. İsa Allah’ın kulu olduğunu, kendisine kitap verildiğini ve yetişkin olunca insanlara tebliğ yapmakla görevli bir peygamber olduğunu, Allah için namaz kılıp zekat vermesi gerektiğini, annesi Hz. Meryem’e saygılı olup sözünü dinlemesi gerektiğini, öleceğini ve kıyamet günü diriltileceğini de bilmektedir.

Bu durum İsrailoğullarına olağanüstü bir gerçekle karşı karşıya olduklarını; bekledikleri Mesih’in dünyaya geldiğini kanıtlamıştır. Allah şu şekilde bildirmektedir:

Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi, 91)

Ayetlerde İsrailoğullarına bir haber daha verilmektedir: kendilerine gösterilen tüm mucizevi olaylara rağmen, Hz. Meryem’e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap. (Nisa Suresi, 156-157)
Hz. İsa’nın Hayatı

Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış, Allah’ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı bir elçisidir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın I. Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka İncili’nde ise İmparator Augustus döneminde (MS 6), Yahudiye’deki nüfus sayımı sırasında doğduğu bildirilir. Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir. Ancak çeşitli kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz. İsa’nın MÖ 7-6 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedirler.

incil HAZRETİ İSANIN HAYATI
Şimdiye kadar bulunmuş en eski İncil parçası (MS 125)

Allah’ın üstün özelliklerle lütufta bulunduğu, sonsuz cennet yurduyla müjdelediği bu değerli elçisinin getirmiş olduğu hak din bugün ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte dejenerasyona uğramış ve aslından saptırılmıştır. Allah’ın Hz. İsa’ya vahyettiği İncil de aynı şekilde ismen mevcuttur, ancak aslı ortada yoktur. Hıristiyan kaynakları çeşitli bozulmalara uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İsa ile ilgili gerçek bilgileri bu kaynaklardan temin etmemiz mümkün değildir. Hz. İsa hakkında doğruluğu kesin bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak, Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran’dır. Kuran’da, Hz. İsa’nın doğumu, hayatı, bu süre içinde karşılaştığı olaylardan örnekler, çevresindeki insanların durumu ve daha birçok konudan bahsedilmiştir. Hz. İsa’nın Yahudilere nasıl tebliğ yaptığı da birçok örnekle haber verilmiştir. Al-i İmran Suresi’nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’dir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur.” (Al-i İmran Suresi, 50-51)

Hz. İsa’nın bu davetine çoğu Yahudi icabet etmemiş, ancak az sayıdaki havari ona uymuştur. Kuran’da bu samimi inananların varlığı şöyle bildirilmektedir:

Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. “Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahitlerle beraber yaz.” (Al-i İmran Suresi, 52-53)

Yeni Ahit’e göre Hz. İsa, yanında bu 12 öğrencisi olduğu halde Filistin’in dört bir tarafını dolaşmıştır. İnsanları Allah’a iman etmeye davet etmek için yaptığı bu yolculukları sırasında Allah’ın dilemesiyle çeşitli mucizeler gerçekleştirmiştir. Hasta ve sakat insanları, alaca hastalığına tutulanları iyileştirmiş, doğuştan kör olanların gözlerini açmış ve ölüleri diriltmiştir. Bu mucizeler Kuran ayetlerinde şu şekilde haber verilmektedir:

…”Gerçek şu, ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.” (Maide Suresi, 110)

Duccio iyilestirme HAZRETİ İSANIN HAYATI
Ünlü İtalyan ressam DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın körleri iyileştirmesini tasvir ettiği, “The Healing of the Blind Man” isimli duvar resmi

Hz. İsa büyük mucizeler göstermiş, insanlar onun gösterdiği bu mucizelerden çok etkilenmişlerdir. Ancak Hz. İsa daima, bu mucizelerin Allah’ın izniyle gerçekleştiğini belirtmiş, İncil açıklamalarında ise iyileştirdiği insanlara sık sık “imanın seni kurtardı” demiştir. Nitekim halk da, Matta İncili’ne göre, Hz. İsa’nın mucizeleri karşısında Allah’ı yüceltmişlerdir:

İsa o bölgeden ayrılıp Galile gölünün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta vardı. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Tanrı’sını yüceltti. (Matta, 15: 29-31)

Artan engellere rağmen, özellikle de, baskı ve zulüm altında yaşayan halkın arasında, Hz. İsa’ya inananların sayısı artmaya başlamıştır. Bu dönemde Hz. İsa ve havarileri bütün çevre kasabaları ve şehirleri dolaşmışlardır. Bu arada rahipler ve yazıcılar, yıllardır sürdürdükleri geleneklerinin batıl yönlerini kendilerine anlatan, kurdukları düzendeki sapmaları hatırlatan, kendilerini sadece Allah’a iman edip, Allah için yaşamaya çağıran Hz. İsa’ya karşı tuzaklar hazırlamaya başlamışlardır. (Luka, 22: 1-2; Yuhanna, 11: 48).

Kuran’da Hz. İsa’nın Allah Katına alındığı ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Hz. İsa, bütün peygamberlerin yaptığı gibi, kavmini, Allah’a iman etmeye, gönülden teslim olup Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden sakınmaya, salih amellerde bulunmaya davet etmiştir. Onlara dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarıyla hesaba çekileceğini bildirmiştir. İnsanları yalnızca Allah’a ibadet etmeye ve sadece Allah’tan korkup sakınmaya çağırmıştır. İncil’de de bu konularla ilgili çok sayıda öğüde ve mesel adı verilen eğitici hikayelere rastlamak mümkündür. Hz. İsa, İncil’de yer alan ifadeyle, “imanı kıt olanlar”a karşı öğütler vermekte, insanlara “Allah’ın Egemenliği”nin yakın olduğunu müjdelemekte ve onları Allah’tan bağışlanma dilemeye davet etmektedir. Bu hakimiyet, Yahudilerin Mesih’in gelişiyle birlikte kurulacağını umdukları ve İsrailoğullarının imanına ve kurtuluşuna vesile olmasını bekledikleri hakimiyettir.

Hz. İsa, Hz. Musa Şeriatı’na; yani gerçek Tevrat’ın hükümlerine bağlı kalmış ve Yahudileri de, bu hükümlerden uzaklaştıkları ya da bu hükümleri samimiyetsiz bir biçimde, gösteriş amacıyla uyguladıkları için uyarmıştır. Yeni Ahit’e göre, kendisine karşı çıkan Yahudilere “Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz, çünkü o benim hakkımda yazmıştır” (Yuhanna, 5: 46) demiştir. Hz. İsa insanları Tevrat’a dönmeye davet etmiştir. Matta İncili’nde Hz. İsa’nın “Kutsal Yasa”ya yani Hz. Musa’nın Şeriatı’na uyulması için verdiği bir emir şöyle aktarılır:

… Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim… (Matta, 5: 17)

Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. (Matta, 5: 19)

Kuran’da da Hz. İsa için şu şekilde haber verilmektedir:

Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin. (Al-i İmran Suresi, 50)
Hz. İsa’nın Mücadelesi

Hz. İsa’nın geldiği dönemde, Yahudi toplumunun içinde dini farklı şekillerde yorumlayan birçok mezhep bulunmaktaydı. Allah’ın Hz. Musa’ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış, batıl gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti. Bunlara ek olarak, putperest Helen kültürü de insanlar arasında yaygınlaştırılmakta ve özendirilmekteydi. Bu kültürün etkisi altındaki bazı Yahudi mezhepleri ise sahip oldukları tevhid inancının yerine, bu sapkın anlayışın sembollerini, heykellerini koymaya başlamışlardı.

Karmaşa içindeki topluma hidayet önderi olarak gönderilen Hz. İsa aralarında bulunduğu süre boyunca çok çeşitli topluluklarla mücadele etmiştir. Kuran ayetlerinden Hz. İsa’nın dinleri konusunda ihtilafa düşenlere yol gösterdiği anlaşılmaktadır. İncil’de yer alan bazı tariflerden de, Hz. İsa’nın öncelikle sahte din adamlarını, Allah’a eş koşan müşrik grupları, dindar gözükerek halkı kandıranları yaptıklarından vazgeçmeye, samimiyetle Allah’a iman etmeye davet ettiği anlaşılmaktadır. İncil’de sık sık adı geçen iki grup Ferisiler ve Saddukiler bu açıdan önemlidir. Çeşitli konularda derin anlaşmazlıklar içinde bulunan bu iki grubun bir kısım mensuplarının ortak özellikleri ise, Allah’ın Hz. İsa aracılığıyla insanlara gönderdiği vahiyden şiddetle rahatsız olmalarıdır. Çünkü, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği hak dine göre hem maddeci bir dünya görüşüne sahip olan Saddukiler, hem de samimiyetini kaybederek, şekle ve hurafeye yönelen Ferisiler yanlış yoldaydı. Bu gruplar, içinde bulundukları durumu anladıklarında hemen Hz. İsa’ya karşı cephe almışlardır. Allah Kuran’da şu şekilde bildirmektedir:

İsa açık belgelerle gelince, dedi ki “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin. (Zuhruf Suresi, 63)

Duccio teblig HAZRETİ İSANIN HAYATI
DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’nın havarilerine tebliğini anlatan bir resmi

Hem Ferisiler hem de Saddukiler kurulu düzenden menfaat sağlıyorlardı. Bu sebeple de Hz. İsa’ya itaat etmiyorlardı. Yahudi toplumu üzerinde büyük bir otoriteye sahiptiler. Din adamı olarak herkesten büyük bir saygı görüyorlardı. Oluşturdukları sahte din, onlara statü ve hatta para kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi yönetmekte olan Roma Valisi ile de sıkı bir işbirliğine girmişlerdi. Özellikle de Saddukiler Roma ile İsrail halkı arasındaki gerilimi azaltmakta, buna karşılık Roma’nın kendilerine sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmaktaydılar. Bu şartlar gözönünde bulundurulduğunda, Hz. İsa’nın tebliğinin neden bu din adamlarını rahatsız ettiğini anlamak çok kolaydır. Çünkü Hz. İsa, tüm peygamberler gibi, bozuk olan, her türlü ahlaksızlığı meşru gören “kurulu düzen”i hedef almıştı. İnsanlardan yaptıkları tüm adaletsizlikleri, haksızlıkları, ahlaksızlıkları ve putperest dinlerini terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını istiyordu. Hz. İsa insanlara Allah korkusunu, Allah’ı sevmeyi, Allah’a teslim olmayı öğütlüyordu. Batıl kurallardan, bağnaz uygulamalardan uzaklaşmalarını, sadece Allah’a ibadet edip yaptıkları her işte Allah’a yönelmelerini söylüyordu. Gösterdiği mucizeler onun, Allah’ın alemler üzerine seçip beğendiği, ilim ve kuvvet olarak desteklediği, çok kıymetli bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir hayranlık uyandırıyordu.

Yeni Ahit’e göre, Hz. İsa, tebliğ yaparken bir yandan da şiddetli zulüm gören halka kurtuluşun yaklaştığını, yakında Allah’ın Egemenliği’nin kurulacağını söyleyerek onların içindeki inancı canlandırmıştır. Bu arada Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiği haberi de halkta yaygınlaşmış ve onun beklenen Mesih olduğu inancı dalga dalga yayılmıştır. (Matta, 9: 28-35) İşte tüm bunlar kurulu düzenden menfaat sağlayan bağnaz din adamlarını ve Roma’nın getirdiği putperest kültürü kabul edenleri rahatsız etmiştir.

Yeni Ahit’e göre, bu çevreler, Hz. İsa’nın tebliğini etkisiz kılmak için her fırsatı değerlendirmiş, ama her seferinde yenilgiye uğramışlardır. Hz. İsa’nın, onların iddialarını tamamen çürüten cevaplar vermesi ve hikmetli açıklamalarda bulunması din adamlarını oldukça rahatsız etmiştir. Zaten onları tuzak kurmaya iten nedenlerden biri de, Hz. İsa’nın kendileri hakkında anlattıkları olmuştur. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, halkın önünde onların sahtekarlıklarını şu şekilde açıklamıştır:

Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır. (Luka, 20: 46-47)

Bazı Yahudi rahipleri Tevrat hükümlerini değiştirmişler, kendi menfaatlerine uygun yeni hükümler eklemişlerdi. Hz. İsa Yahudi kavmine verdiği öğütlerle bu sahte hükümleri ortadan kaldırıyordu. Hz. İsa’nın temizlemeye çalıştığı şey, Hz. Musa’nın getirdiği yasaların üstünü örtmüş olan batıl gelenekler, hurafeler, insanların oluşturdukları yasaklardı. Markos İncili’ne göre, Ferisilerle konuşurken onları özellikle bu açıdan uyarmıştır:

İsa onlara (Ferisilere ve din adamlarına) şöyle cevap verdi:… Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan geleneğine uyuyorsunuz… Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız geleneklerle Tanrı’nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.” (Markos, 7: 6-13)

Ferisiler, kazançlarının onda birini Allah’a adamaları gerektiğine inanır ve bu kurala da uyarlardı. Ancak bunu bir ibadetten çok bir gelenek şekline getirmişlerdi. Hz. İsa, Luka İncili’ne göre, onları şöyle uyarmıştır:

“Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedef otunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.” (Luka, 11: 42-44)

… “Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!” dedi. “İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için bir tek parmağınızı kıpırdatmazsınız. (Luka, 11: 46)

Vay halinize!.. Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.” (Luka, 11: 52)

Bu tür uyarılar ve yaptıkları ahlaksızlıkların birer birer ortaya çıkarılması din adamlarının Hz. İsa’ya olan düşmanlıklarını daha da artırmıştır. Nitekim Luka’ya göre, Hz. İsa’nın üstteki sözlerinden sonra sözde din bilginleriyle Ferisiler onu tuzağa düşürmek için fırsat kollamaya başlamışlardır. (Luka, 11: 53-54)

Hz. İsa, Kuran’da belirtildiği gibi İsrailoğullarını Allah’a gönülden iman etmeye ve Hz. Musa’nın getirdiği şeriata geri dönmeye davet etmiştir. Hz. İsa’nın Yahudiler hakkında Tevrat’ın İşaya kitabından alıntı yapılarak söylediği aşağıdaki sözler de, Allah’ın Kuran’da inkar edenler için bildirdiği “… Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler…” (Araf Suresi, 179) ayeti ile büyük bir benzerlik gösterir:

“Çok dinleyeceksiniz ama birşey anlamayacaksınız. Çok göreceksiniz ama bir şey kavramayacaksınız. Çünkü bu halkın yüreği yağ bağladı, kulakları duymaz oldu. Gözlerini yumdular. Gözleriyle görmesinler, Kulaklarıyla duymasınlar, Yürekleriyle anlamasınlar diye. Dönmesinler de ben kendilerini iyileştirmeyeyim diye.” (Matta, 13: 14-15)

Peygamberler, Allah’ın kendilerine verdiği sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları hidayet yoluna davet etmek için ellerindeki imkanları ve tüm güçlerini sonuna kadar kullanmışlardır. Hz. İsa da kendisine kurulan tüm tuzaklar, atılan iftiralar ve düzenlenen saldırılar karşısında çok üstün bir sabır göstermiş, Allah’a tevekkül edip tebliğine devam etmiştir. O, yanında az sayıda yardımcısı olmasına rağmen hep galip gelen taraf olmuştur. Bu tebliğ sırasında dini aslına döndürmek, hurafelerden ve batıl uygulamalardan temizlemek için pek çok yönteme başvurmuştur. Rabbimiz’in kendisine bahşettiği üstün kavrayış ve hikmet sayesinde İsrailoğullarına karşı son derece etkileyici konuşmalar yapmış, hikmetli örnekler vermiştir.

Sonuç olarak Hz. İsa insanları sadece Allah’a imana davet etmiş, din ahlakının hakim olacağını müjdelemiş, batıl inançlarla, hurafelerle ve putperestlerle mücadele etmiş, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu örneklerle açıklamış, kavmin bozuk ahlak anlayışını düzeltmek için büyük bir gayret göstermiş, üstün ahlakıyla da çevresindeki insanlara en güzel örnek olmuştur. Ancak tüm bu faaliyetler, düşmanlarının daha katı davranmalarına, onu öldürmek için büyük bir tuzak kurmalarına yol açmıştır.
Hz. İsa’nın Mucizeleri ve Tebliği

Doğumundan Allah’ın Katına alınışına kadar bütün hayatı mucizelerle dolu olan Hz. İsa’nın yaşadığı ve Allah’ın izniyle gerçekleştirdiği mucizeler, Kuran’da şu şekilde haber verilmektedir:

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim…” (Maide Suresi, 110)

İsrailoğullarına elçi kılacak. (O İsrailoğullarına şöyle diyecek:) “Gerçek şu ben size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur içine üfürürüm o da hemencecik Allah’ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah’ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)

Hz. İsa’nın ayetlerde bildirilen mucizeleri; babasız olarak doğması, beşikte iken konuşması, Allah’ın kutsal kitaplarını, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı bilmesi, çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması, doğuştan kör olanı, alaca hastalığını iyileştirmesi, ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i “Ahmet” ismiyle haber vermesi sayılabilir.

Hz. İsa’nın gösterdiği tüm bu mucizelere ve Allah’ın vahyiyle yaptığı tebliğe rağmen kavmin büyük bir bölümü inkarlarını sürdürmüştür. Kuran’da örnekleri verilmiş diğer kavimler gibi, o dönemin inkarcıları da Hz. İsa’nın yaptıklarının büyüden başka bir şey olmadığını söyleyerek, onu büyücülükle itham etmişlerdir:

Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler. (Saff Suresi, 6)

Yine Kuran’da bildirildiği gibi Hz. İsa Yahudiliği ortadan kaldırmak için değil, bu şeriatın aslında doğru olduğunu vurgulamak ve içine eklenmiş olan hurafeleri temizleyerek, dini aslına döndürmek için gönderilmiştir. Ayrıca Allah onu, çeşitli Yahudi tarikatları arasındaki tartışmaları açıklığa kavuşturmakla da görevlendirilmiştir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

(Hz. İsa:)”Benden önceki Tevrat’ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz’den bir ayetle geldim. Artık Allah’tan korkup bana itaat edin.” (Al-i İmran Suresi, 50)

İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: “Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah’tan sakının ve bana itaat edin.” (Zuhruf Suresi, 63)

Hz. İsa Tevrat’taki imani konuları doğrulamış, fakat Allah’ın insanlara bir yol gösterici ve öğüt olarak gönderdiği yeni kitabını; İncil’i getirmiştir:

Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik. İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)

Hz. İsa’nın çağrısına cevap verenlerin sayısı başlangıçta çok az olmuştur. Çünkü bu çağrı, hem geçimlerini yıllardır hakim kıldıkları hurafe ve gelenekten sağlayan rahip sınıfının, hem de Allah’ın hakimiyetini kabul etmeyen yönetici sınıfın ayrıcalıklarını ortadan kaldırıyordu. Onların uyguladıkları baskı ve tehdit, halkın korkmasına ve Hz. İsa’dan uzaklaşmalarına yol açıyordu. Hz. İsa’nın yaptığı tebliğ yaygınlaşmaya, onu takip edenlerin sayısı artmaya başladığında, bu grupların hazırladıkları sinsi tuzaklar ve Hz. İsa’yı engellemek için yaptıkları planlar da artmıştır. Bu gibi tuzaklarla tarih boyunca tüm peygamberler karşılaşmışlardır. Kuran’da müşriklerin elçilere karşı gösterdikleri bu insanlık dışı tutum şöyle belirtilmiştir:

… Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldüreceksiniz, öyle mi? (Bakara Suresi, 87)

Toplum içinde Hz. İsa’yı dinleyip inananlar ile inkar edenler ayrılmaya başlamış, iki grup arasındaki fark belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir tarafta gerçek dini anlatan ve insanları tek bir Allah’a iman etmeye çağıran Allah’ın elçisi, diğer yanda ise hangi mucizeyi, hangi delili görürse görsün, inanmamaya karar vermiş bir grup vardır. Hz. İsa’nın karşısındaki düşmanlar kendilerini açıkça belli etmişlerdir. Onu dinleyen, yanında olan kişilerden de sonradan onu inkar edenler çıkmış olması muhtemeldir. Nitekim Allah “Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü…” (Zuhruf Suresi, 65) ayetiyle bu durumu bizlere haber vermektedir. Bu nedenle de Hz. İsa kavmin içinde iman eden, gerçekten güvenebileceği kişileri belirlemiştir. Bu durum Kuran’da şu şekilde belirtilmiştir:

Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahit ol” dediler. (Al-i İmran Suresi, 52)

Duccio sonyemek HAZRETİ İSANIN HAYATI
DUCCIO di Buoninsegna’nın, Hz. İsa’yı havarileriyle yemek yerken tasvir ettiği bir tablosu

Kuran’da Hz. İsa’yı öldürmek amacıyla inkar edenlerin bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre Hz. İsa’nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini sağlayan bir kısım bağnaz din adamları, Allah’ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan rahipler, Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa’yı Romalı yöneticilere karşı olan bir kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler. Bu tuzağın sonu ise Kuran’da şöyle bildirilmiştir.

Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Ayetlerde de bildirildiği gibi, Hz. İsa’yı öldürmek için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz. İsa’yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini, Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa’yı Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)

Romalıların Hz. İsa’yı çarmıha gererek öldürdükleri iddiası dünya genelinde oldukça yaygındır. Bu iddiaya göre, Hz. İsa’yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Nitekim, Hıristiyan aleminin çok büyük bir bölümü de olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını görürüz:

Ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)

Aynı ayetin devamında Hz. İsa’nın ölümü için şu şekilde bildirilmektedir:

Hayır; Allah onu Kendi’ne yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)

Ayette bildirilen gerçek açıktır. Yahudilerin kışkırtmalarıyla Hz. İsa’yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı olamamışlardır. Ayette geçen “…Ama onlara (onun) benzeri gösterildi…” ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.

Allah insanlara Hz. İsa’nın bir benzerini göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını da bildirmektedir.

Popularity: unranked [?]

Said Nursi Alem-i İslam’ın bayraktarlığını Türk milletinin yapacağını söylemiştir

27 Mayıs 2010 Yazan admin

Harun Yahya

Said Nursi Alem-i İslam’ın bayraktarlığını Türk milletinin yapacağını söylemiştir

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Müslüman Türk Milletinin manevi şahsiyetine olan inancını eserlerinde birçok kez vurgulamıştır. Necmeddin Şahiner “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi” isimli kitabında Bediüzzaman Said Nursi’nin Müslüman Türk Milletine olan bu inancını yine Bediüzzaman’ın kendi sözleriyle şöyle aktarmıştır:

“Allahü Zülcelal Hazretleri, Kuran-ı Kerim’de “ÖYLE BİR KAVİM GÖNDERECEĞİM Kİ ONLAR ALLAH’I, ALLAH DA ONLARI SEVER” buyurmuştur (Maide Suresi, 54). Ben de bu beyan-ı İlahi karşısında düşündüm. BU KAVMİN BİN YILDANBERİ ALEM-I İSLAM’IN BAYRAKTARLIĞINI YAPAN TÜRK MİLLETİ OLDUĞUNU ANLADIM.”
(Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, s. 233-234.)
Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin dikkat çektiği Maide Suresi’nin 54. ayeti, Türk kavminden çıkacak olan ve Ahir zamanın en büyük kutbu olan Hz. Mehdi (a.s.)’a ve Allah’a ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e saygı ve sevgiyle bağlı olan halis talebelerine de işaret etmektedir. Ayette Allah;
“Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.” (Maide Suresi, 54) şeklinde bildirmektedir.
Görüldüğü gibi Allah, din ahlakının ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti seniyyesinin terk edildiği bir döneme dikkat çekmektedir. İçinde yaşadığımız Ahir Zaman tam olarak bu durumun yaşandığı bir dönemdir. Özellikle bu yüzyılda insanlar din ahlakından, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerinden uzaklaşmışlar ve imanen zaafiyet içine girmişlerdir. Dolayısıyla da Kuran ahlakının yayılması görevini üstlenen müslümanların sayısı çok azalmıştır. İşte böyle bir dönemde Allah, samimi dindar olmaları ve hamiyetlerinden dolayı toplum tarafından kınanan ve yerilen, İslam dinine sıkısıkıya bağlı, çok dirayetli, Allah’a kalben teslim olmuş, İslam ahlakının dünya üzerinde hakim olması görevini yerine getirme azmine tam sahip, Allah’ın sevdiği bir topluluk getireceğini açık bir şekilde ifade etmektedir.

36 Said Nursi Alem i İslamın bayraktarlığını Türk milletinin yapacağını söylemiştir

Popularity: unranked [?]

GÜNÜN VİDEOSU

Harun Yahya (Adnan Oktar) Mehdi Oldugunu İddaa Etmişmidir?

DEVAMINI BURDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.