Pek’ için Arşiv
Hz. Mehdi (a.s.) Zuhur Ettiğinde; Yalandan, Hileden Kaçınmayan, Sahtekar, Düzenbaz, Ahlaki Çöküntü İçinde Olan Münafıklar Ve İnkarcılar Ona Karşı Büyük Bir Deccali Mücadele İçinde Olacaklardır
13 Ağustos 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “…Ve HALKIN EN ŞİRRETLİLERİ OLDUĞUNDA, ZUHUR VUKU BULACAKTIR (HZ. MEHDİ (A.S.) ORTAYA ÇIKACAKTIR).”(Gaybet-i Numani, s. 187)
Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda; Darwinizmin, komünizmin, materyalizmin ve ateizmin yani diğer bir adıyla deccaliyetin insanlar ve toplumlar üzerinde en şiddetli tahribat yaptığı bir dönemde zuhur edecektir. Deccaliyet insanların Allah’a iman etmekten iyice uzaklaşmalarına, birçok ülkede dindarların toplum içinde yadırganmasına, din ahlakının yaşanmasının ve anlatılmasının adeta suç gibi algılanmasına neden olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in diğer hadislerinde de haber verdiği üzere, Müslümanları adeta esir alacak, Kuran ahlakının yaşanmasına engel olacaktır. Deccaliyetin bu baskısı ve zulmü günümüzde açık bir şekilde görülmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde Müslümanlar sadece dinlerinden dolayı baskı altına alınmakta, ibadetlerini diledikleri gibi yerine getirmeleri, dinlerini özgürce yaşamaları engellenmekte, inançlı, iman sahibi insanların birbirleriyle görüşmeleri, sohbet etmeleri bile neredeyse suç gibi görülmektedir. Evreni ve içindekileri Allah’ın yarattığı gerçeği, hiçbir bilimsel bilgi ve delile dayanmadan inkar edilmekte, tüm varlığın sözde kör tesadüflerin bir sonucu olduğu gibi akıl ve bilim dışı bir teori olan evrim, insanlara zorla kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Evrim yalanı çeşitli sahtekarlıklarla gündemde tutulmakta, dahası gazete, televizyon, internet gibi araçlar kullanılarak zorla topluma empoze edilmektedir. Deccaliyet bu yolla, Allah’ın varlığını ve yaratışındaki eşsizliği insanların gözlerinden uzaklaştırmayı, her insanın dünyada yaptıklarından hesap vereceğini unutturmayı, manevi değerlerini yitirmiş ve her türlü dejenerasyona açık bir toplum yapısı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu nedenledir ki Darwinizmin bir yalan olduğunu öğrencilerine bilimsel delillerle ispatlayan öğretim görevlileri bile eğitim kurumlarından ihraç edilerek insanlar yıldırılmakta ve diğerlerine de bu yolla göz dağı verilmek istenmektedir. Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan müminlere ilimle ve bilimle cevap verilememekte, buna karşın bu kimseler çeşitli iftira ve karalamalarla etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste, ahir zamanda azgın, ahlaksız, her türlü ahlaki ve vicdani değeri yitirmiş, yalanı diline dolamış olanların özellikle Hz. Mehdi (as)’ı hedef alacaklarını haber vermektedir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü ve yardımcısı olarak din ahlakının yaşanması için gayret eden samimi ve ihlaslı Müslümanlar da deccaliyetin hedefi olacaktır. Ancak Allah bu çirkin ahlaka sahip olup, Müslümanlar aleyhinde faaliyet gösterenlerin mutlaka hezimete uğrayacaklarını ve galip gelecek olanların mutlaka Allah’ın taraftarları olacağını bildirmiştir: Gerçek şu ki, inkâr edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. Enfal suresi, 36 Allah, yazmıştır: “Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. Mücadele Suresi, 21 |
Popularity: unranked [?]
Risalelerde Ehli Beyt ve Seyyidlik Konusu (Osmanlıca)
20 Temmuz 2010 Yazan Harun Yahya![]() |
![]() |
![]() |
1. Altıncısı: Nurun şakirtlerinden bazılarının Nurlardan fevkalâde iman hüccetlerini ve sarsılmaz, aynelyakîn ulûm-u imaniyeyi görüp istifade ettiklerinden, bu bîçare tercümanına bir nevi teşvik ve tebrik ve takdir ve teşekkür nev’inde ziyade hüsn-ü zanla müfritâne methetmeleriyle beni suçlu gösterene derim: Ben âciz, zayıf, gurbette, menfî, yarım ümmî, aleyhimde propaganda ile halkı benden ürkütmek hâleti içinde Kur’ân’ın ilâçlarından ve imanî ve kudsî hakikatlerinden dertlerime tam derman olarak kendime bulduğum zaman, bu millete ve bu vatan evlâtlarına dahi tam bir ilâç olacağına kanaat getirdiğim için, o kıymettar hakikatleri kaleme aldım. Hattım pek noksan olmasından yardımcılara pek çok muhtaç iken, inayet-i İlâhiye bana sadık, has, metin yardımcıları verdi. Elbette ben onların hüsn-ü zanlarını ve samimâne medihlerini bütün bütün reddetmek ve hatırlarını tekdirle kırmak, o hazine-i Kur’âniyeden alınan Nurlara bir ihanet ve adavet hükmüne geçer. Ve o elmas kalemli ve kahraman kalbli muavinleri kaçıracak diye, onların âdi, müflis şahsıma karşı medh ü senâlarını, asıl mal sahibi ve bir mânevî mucize-i Kur’âniye olan Risale-i Nur’a ve has şakirtlerinin şahsiyet-i mâneviyesine çeviriyordum. “Benim haddimden yüz derece ziyade hisse veriyorsunuz” diye bir cihette hatırlarını kırıyordum. Acaba hiç bir kanun, müstenkif ve razı olmayan bir adamı başkaların onu methetmesiyle suçlu yapar mı ki, kanun namına hareket eden resmî memur beni suçlu yapıyor? Hem neşrettiğimiz aleyhimizde yazılan kararnamenin elli dördüncü sayfasında, “Ahirzamanın o büyük şahsı neslen âl-i beytten olacak. Biz Nur şakirtleri, ancak mânevî âl-i beytten sayılabiliriz… (Şualar, Sayfa 390)2. Bedî’ mânâsında olan Celcelûtiye kasidesinde (Hz. Ali (r.a.) tarafından telif edilen bir kasîde) İmam-ı Ali’nin (r.a.) çok cihetlerle Risale-i Nur’a sarahat derecesine yakın işarâtı içinde, Bediüzzaman ismini Risale-i Nur’a vermesinden, bana emaneten verilen o ismi Risale-i Nur’a iade ettiğimi yazmışım. Bununla beraber, “Ben de mânevî âl-i beytten sayılabilirim” demekten maksadım, bir kısım müçtehidlerin, “onun âilesine ve ashabına selâm olsun” duasında, “seyyid olmayan, fakat ehl-i takvâ bulunanlar o duada dahildirler” dediklerinden, o umumî duada benim de bir hissem bulunması için ricakârâne bir tevildir. Yoksa, o hatâkârane mânâ hiç hatırıma gelmemiş. (Şualar, 14. Şua, sayfa: 358 )3. Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu, bazı şakirtlerin bu itikatlarına göre, bana karşı demişler ki: “Eğer mehdilik dava etse, bütün şakirdleri kabul edecekler.” ben de onlara demiştim: “ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı, al-i beytten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden) olacaktır. Gerçi manen ben Hazret-i Ali nin (r.a.) bir veled-i manevisi hükmünde onnada hakiki Nur şakirtlerine şamil olmasından, ben de Al-i Beytten sayılabilirim. Fakat bu zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından hakikat dersini aldım ve Al-i Muhammed Aleyhisselam bir madan ve Nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlasa tam muhalif olmasından, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsi ve haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlası bozmamak için, uhrevi makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum” dedim, o ehl-i vukuf sustu.(Emirdağ Lahikası, Sayfa 232,233) 4. Birinci Esas: Güya bende tefahhur ve hodfüruşluk var ve kendimi müceddid biliyorum.Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem mehdilik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ denizli’deki ehl-i vukuf, “eğer said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirdleri kabul edecek” dediklerine mukabil, said itiraznamesinde demiş ki: “ben seyyid değilim. Mehdi seyyid olacak.” diye onları reddetmiş. |
Popularity: unranked [?]
Hz. Mehdi (as)’ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi
27 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHz. Mehdi (as)’ı insanlara tanıtacak olan şemaili şerifi
İslam dünyası yüzyıllardır, insanların hidayetine vesile olacak, İslam ahlakını yeniden ihya edecek, İslam aleminin üzerindeki karanlıkları dağıtarak Müslümanları bir araya getirecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyor. Peygamberimiz Efendimiz (sav) hadisleriyle tüm Müslüman alemine Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini müjdeledi. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olan pek çok önemli hadiseyi ayrıntılarıyla haber verdi. Ve bu alametlerin neredeyse tamamı geçtiğimiz birkaç onyıl içinde ardı ardına gerçekleşti. Şimdi tüm Müslümanların 1400 yıldır beklediği bu mübarek insanı karşılamaya hazırlanıyor.
Hadislerin işaretlerine göre Hz. Mehdi (a.s.)’ın ortaya çıkışı bu yüzyılda gerçekleşecek. Tüm Müslüman alemi, asırlardır beklenen bu büyük müjdenin gerçekleşmesinin; Hz. Mehdi (a.s.)’ın, içerisinde bulunduğumuz dönemde ortaya çıkacak olmasının heyecanını yaşıyor.
İnsanlar henüz Hz. Mehdi (a.s.)’ı, “Hz. Mehdi (a.s.)” sıfatıyla tanımıyorlar. Ama Hz. Mehdi (a.s.) faaliyetlerini sürdürüyor. Ve yine hadislerin işaretlerine göre, İslam dünyası birkaç on yıl içerisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ı bizzat tanımakla da şereflenecek.
İçerisinde bulunduğumuz bu yüzyıl, Hz. Mehdi (a.s.) yüzyılı. Tüm Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişinin bu kadar yaklaşmış olmasının heyecanını yaşıyor.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ahlakı, hayatı ve yapacağı faaliyetler kadar, fiziksel özellikleri hakkında da, inanılmaz derecede ayrıntılı tarifler yer almaktadır. Peygamberimiz (sav)’in, kendisinden sonraki asırlarda gerçekleşecek olaylar ya da kişiler hakkında, bu kadar çok ve detaylı bilgi verdiği başka hiçbir şahıs yoktur.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıtan fiziksel özelliklerin her biri için, ayrı ayrı detay bildirilmiş, her biri için ayrı tanımlayıcı ifadeler kullanılmıştır.
Kimisi için BEN, kimisi için İZ, kimisi için İŞARET denmiş, kimisi için MÜHÜR ya da NİŞAN, kimisi için YAPRAK, kimisi için İNCİ ya da YILDIZ benzetmesi yapılmıştır.
Bunların yanı sıra, Hz. Mehdi (a.s.)’ın cildinin, saçının ve sakalının rengi, endamı, boyu, vücut yapısının tüm detayları, yüzünün genel hatları, başının ve alnının şekli, burnunun, kaşlarının, dişlerinin nitelikleri gibi tanıtıcı vasıfları da çok ayrıntılı olarak tarif edilmiştir.
Haber verilen tüm bu bilgiler topluca değerlendirildiğinde, bu özelliklerin herhangi bir insanda tevafuk olarak biraraya gelmiş olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır.
Rabbimiz Hz. Mehdi (a.s.)’ı tüm dünyaya açıkça tanıtmak için bu kadar çok detay bildirmiştir.
Bu durum, Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı doğru şekilde tanıyıp teşhis edebilmelerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Hz. Mehdi (a.s.) ile karşılaşıldığında, inşaAllah tüm Müslümanlar hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özellikleriyle ilgili verilen tüm bu hayret verici detaylı tariflerin doğruluğunu bizzat göreceklerdir.
Ayrıca bu mubarek şahsın hayatının her aşamasının, yaptığı her faaliyetin, karşılaştığı her olayın ve tüm bunlar karşısında gösterdiği üstün ahlakın, Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl önce haber verdiği bilgilerle birebir mutabık olduğunu hayretle izleyeceklerdir.
Ve tüm bunların sonucunda da inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kimliğini teşhis edebilecek, onun yüzyıllardır büyük bir hasret, özlem ve sevgi ile beklenen “Hz. Mehdi (a.s.)” olduğuna hüsn-ü zan edeceklerdir.
Kuşkusuz ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın tanınabilmesinde, Müslümanların en önemli yol göstericilerinden biri, Peygamberimiz (sav)’in hadisleridir.
Resulullah Efendimiz (sav), Allah’ın lütfuyla, Hz. Mehdi (a.s.)’ı, sanki görmüş ve tanıyormuş, tüm hayatına şahit olmuş gibi çok mükemmel tariflerle insanlara tanıtmıştır.
Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (as) hakkındaki tasvirleri o kadar detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığında, kendisini görenler, Allah’ın izniyle onu bu alametlerinden hemen tanıyabileceklerdir.
Kuran’da, Kitap Ehli’nin de kendilerine elçi olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (sav)’i “çocuklarını tanır gibi” tanıyacakları şöyle bildirilmiştir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, ONU (PEYGAMBERİ), ÇOCUKLARINI TANIR GİBİ TANIRLAR. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)
Bu ayet bir yönüyle, Hz. Mehdi (as)’ın da, hadislerde bildirilen bu detaylar dikkate alındığında kolaylıkla tanınabileceğine işaret etmektedir.

HZ. MEHDİ (A.S.) TÜRKİYE’DEN ÇIKACAKTIR
Peygamberimiz (sav)’in bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’den çıkacağı ve mücadelesinin sonuna kadar da buradan ayrılmayacağı bildirilmiştir:
“HZ. MEHDÎ (A.S.) RUM’DAN, TÜRKLERDEN (çünkü, eskiden Türkiye’ye “Diyar-ı Rum” deniliyordu.) AYRILMAYACAKTIR.” (İş’afü’r-Rağıbîn’den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)
HZ. MEHDİ (A.S.) BÜYÜK BİR ŞEHİRDE DOĞACAKTIR
Bir başka hadiste ise Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük bir şehirden çıkacağı haber verilmiştir:
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.), MEDİNE’DEN (BÜYÜK BİR ŞEHİRDEN) çıkacak ve Mekke’ye gelecek…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
“Medine” kelimesinin sözlük anlamı “büyük şehir”dir. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğine göre Hz. Mehdi (a.s.), medinede yani büyük bir şehirde doğacaktır.
HZ. MEHDİ (A.S.) “KARA KÖYÜ”NDEN ÇIKACAKTIR
Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen diğer bir hadiste de Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri olarak “Kara” denilen bir bölgeye de işaret edilmiştir:
“MEHDİ (A.S.)’IN KARA KÖYÜNDEN ÇIKACAĞI SÖYLENMİŞTİR.” (Mustafa Reşit Filizi, Risalet-ül Huruc ül Mehdi, s. 69)
HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN DOĞUMU EVDE OLACAKTIR
Hadislerde ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğumunun gizli olacağı; yani doğumunun evde gerçekleşeceği de bildirilmiştir:
İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur: “Bizim Kaim’imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) ile Allah’ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed (sav) peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır… İBRAHİM (a.s.) İLE, DOĞUMUNUN GİZLİ OLMASI (DOĞUMUNUN EVDE OLMASINDA) …benzerliği vardır.” (Kemal’ud-Din s. 322, 31. babin 3. hadis)
Hz. Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin (a.s.) şöyle buyurur: “KÂİM’İMİZİN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) DOĞUMU İNSANLARA GİZLİ KALACAKTIR…”
(Bihar-ül Envar, c. 51, s. 135)
“HZ. MEHDİ (A.S.)’IN İSMİ, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN İSMİNE UYGUN OLACAK”, AMA “PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN İSMİNİN AYNISI OLMAYACAKTIR”
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin Peygamberimiz (sav)’in ismine, Hz. Mehdi (a.s.)’ın babasının adının da, Peygamberimiz (sav)’in babasının adına uygun olacağı belirtilmiştir.
Ebu Davud ile Tırmızi’nin İbni Mesut (r.a.) dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık (uygun) olacaktır…”1
Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayete göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) gelinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır.” -Ahmed b. Hanbel “Müsned” inde tahric etmiştir.-
Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan rivayete göre;
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benim Ehl-i Beyt’imden ismi, ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) bütün Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez.”
Başka bir rivayete göre, şöyle buyurmuştur:
“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) gönderinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni tahric etmişlerdir.-
Yine Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan başka bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:
“Benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir kişi (Hz. Mehdi (a.s.)) (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez. O, daha önce zulum ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Ebu’l Kasım Taberâni “El- Mu’cemu’s-sagir” eserinde tahric etmiştir. Ayrıca, Tirmizi “ El-Cami” eserinde ve Ebu Davud da “Sünen” adlı eserinde yaklaşık olarak aynı manaya gelen fakat bazı lafızların yerleri değişik şekilde tahric etmişlerdir.
Hadislerde özellikle dikkat çekilen, bu isimlerin birbirlerine “uygun” düşecek olmasıdır. Yani Hz. Mehdi (a.s.) doğrudan “Ahmed ya da Muhammed” babası da “Abdullah” ismiyle beklenmemelidir. (Doğrusunu Allah bilir)
Ahmet Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) ismi, Peygamber Efendimiz (sav)’in Ahir Zaman’da gelecek şahsa verdiği isimdir. Bu ismi ona Resulullah (sav) takmıştır. Yani doğumundan ismi “Ahmet Muhammed Mehdi” olmayacaktır. Bu Allah tarafından ona verilen isimdir. Zaten Peygamberimiz (sav) de hadislerinde “Adı adıma uygun düşer” demektedir, “aynısıdır” dememektedir. Aynı şekilde “Babasının adı da benim babamın adına uygun düşer” demektedir. Burada bir işaret, bir sır vardır.
Allah dilediği kişiyi kaderde seçmiş ve onu “Ahmet Muhammed Mehdi” olarak adlandırmıştır. Bir kimsenin doğuştan bu isimle adlandırılması ya da adlandırılmaması bu durumu engelleyemeyecektir.
_________________
1 Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı, s.159-160)
PEYGAMBERİMİZ (SAV), HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI GİZLEMİŞTİR
Cabir, Ebu Cafer’den naklediyor, “Ömer, iman edenlerin Prensine (Hz. Ali’ye) Mehdi hakkında sorunca şöyle dedi: Ya İbn Ebu Talib (Hz. Ali) bana Mehdi’yi anlat. Adı nedir?” İman edenlerin Prensi (Hz. Ali) dedi ki: “Benim sevgili ve yakın dostum (Peygamberimiz (s.a.v.)) dedi ki, YÜCE ALLAH ONU ORTAYA ÇIKARANA KADAR ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI KİMSEYE SÖYLEMEMEM İÇİN BENDEN SÖZ ALDI. ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ADI, YÜCE ALLAH’IN ELÇİSİNE EMANET ETTİĞİ BİLGİLERDEN BİRİDİR. (İkmal al Din) (Gaybet, Allame Muhammed Bakır El-Meclisi, Ansariyan Yayınları, İran, 2007)
Hz. Ali (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’den, Hz Mehdi (a.s.)’ın adını kendisine söylemesini istemiştir. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın takdir ettiği vakit gelene kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın adının gizli kalacağını, bunun Allah’ın kendisine bildirdiği özel bir bilgi olduğunu belirtmiştir. Buradan da, Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin, zamanı gelene kadar bir sır olacağı yani insanlar tarafından adının bilinemeyeceği anlaşılmaktadır. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı Peygamberimiz (s.a.v.)’in adları olan “Ahmet, Mustafa ya da Hz. Muhammed (sav)” isimlerinden biri olmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı, ancak ortaya çıkacağı yıllarda insanlar tarafından bilinebilecektir.
HZ. MEHDİ (A.S.), PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN SOYUNDANDIR
Bütün peygamberler birbirlerinin soyundandır.
Hz. Mehdi (a.s.) da, hadislerde belirtildiği gibi bu soydan gelmektedir.
Halk arasında Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen kimselere “Seyyid” denmektedir.
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendi soyundan geldiğini yani seyyid olduğunu hadislerinde şöyle bildirmiştir:
“Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) gönderecek.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
“BENİM EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (A.S.)) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.” (En-Necmu’s Sakıb, Ukayli)
“Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. O (HZ. MEHDİ (A.S.), KUREYŞ’TEN VE EHL-İ BEYTİMDEN (SOYUMDAN) BİR KİŞİDİR.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)
“MEHDİ (A.S.), BENİM ÇOCUKLARIMDAN BİRİDİR. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.” (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)
Kuran’da tüm peygamberlerin ve elçilerin birbirlerinin soyundan geldikleri şöyle haber verilmiştir:
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; ONLAR BİRBİRLERİNDEN (TÜREME TEK) BİR ZÜRRİYETTİR. Allah işitendir, bilendir. (Ali İmran Suresi, 33-34)
“Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve SOYUMUZDAN SANA TESLİM OLMUŞ (MÜSLÜMAN) BİR ÜMMET (VER). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.” (Bakara Suresi, 128)
BABALARINDAN, SOYLARINDAN VE KARDEŞLERİNDEN, KİMİNİ (BUNLARA KATTIK); ONLARI DA SEÇTİK VE DOSDOĞRU YOLA YÖNELTİP-İLETTİK. (Enam Suresi, 87)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN TANITICI BİR ÖZELLİĞİ DE, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN TORUNU HZ. HASAN’IN SOYUNDAN GELMESİDİR
Peygamber Efendimiz (sav)’in, kızı Hz. Fatma (ra)’dan olan torunu Hz. Hasan (ra) soyundan gelen kişilere İslam kültüründe “Seyyid” adı verilmektedir. Önceleri, Hz. Muhammed (sav)’in diğer torunu olan Hz. Hüseyin (ra)’ın soyundan olan şahıslar da seyyid olarak nitelendirilmekteydi. Ancak daha sonra, bu kişiler “şerif” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı doğru şekilde tanıyabilmeleri için, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “kesin ve ayırtedici bazı özelliklerini” bildirmiştir. Bunlardan biri de “Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hz. Hasan (ra)’ın soyundan gelen bir kimse” olacağıdır.
Hadislerde ve bu hadisleri aktaran İslam alimlerinin eserlerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hem seyyid olduğu hem de Hz. Hasan’ın neslinden olacağıyla ilgili çok detaylı bilgiler verilmiştir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:
“HZ. MEHDİ (A.S.), FATİMA’NIN EVLATLARINDANDIR VE HASAN’IN SOYUNDANDIR.“ (Ebu Davud, Hz. Mehdi, 1)
Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib kitabında ve İbni Cevzi Fi’l Garibil Hadis’de ve İbnül Esir’de Nhaye’de tahric ettiler, Hz. Ali Hadisi hakkında dediler ki:
HZ. MEHDİ (A.S.), HZ. HASAN’IN SOYUNDANDIR. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, s. 22)
Tamman, Fevaid isimli eserinde ve İbni Asakir, Abdullah b. Amr’dan tahric ettiler. Buyurdu ki: HASAN’IN EVLADINDAN BİRİSİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) doğu tarafından çıkacak, eğer O’na dağlar bile karşı gelse, onları ezecek, ve kendisine o dağlarda yollar edinecektir. (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdi’sinin Alametleri, s. 22)
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve: “Nebi SallAllahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında ONUN (HZ. HASAN’IN) SOYUNDAN, Nebinizin (sav) adıyla adlandırılan bir kimse (HZ. MEHDİ (A.S.)) çıkacak, ahlakında ona (Hz. Peygamber (sav)’e) benzeyecek…” buyurmuştur. (Tac V, 363)

HZ. MEHDİ (A.S.) 30-40 YAŞLARI ARASINDA FAALİYETLERİNE BAŞLAYACAKTIR
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın henüz insanlar tarafından tanınmadığı, ancak İslam ahlakının dünya hakimiyetine yönelik faaliyetlerine başlayacağı yıllara dikkat çekmiştir. Bu dönemde 30-40 yaşlarında olacağı belirtilen Hz. Mehdi (a.s.), faaliyetleriyle birlikte insanlar arasında dikkat çekecek, bu yıllarda insanlar onun çalışmalarını görüp izleyeceklerdir. Ancak Hz. Mehdi (a.s.) olduğu bu süre içerisinde bilinmeyecek, bu gerçeğin anlaşılması çok daha ileriki yıllarda gerçekleşecektir.
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yaşı ile ilgili bu bilgiler şöyle aktarılmıştır:
“(HZ. MEHDİ (A.S.)) YAŞI 30 İLE 40 ARASINDA olduğu halde gönderilecektir… HZ. MEHDİ (A.S.) benim evlatlarımdandır. 40 YAŞLARINDADIR.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
“HZ. MEHDİ (A.S.) benim neslimdendir. O 40 YAŞINDADIR. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“O (HZ. MEHDİ (A.S.)) GENÇ BİR ADAMDIR.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
HZ. MEHDİ (A.S.) İNSANLAR TARAFINDAN TANINDIĞI YILLARDA DA “İLERİ YAŞLARDA OLMASINA RAĞMEN, ÇOK GENÇ GÖRÜNÜMLÜ” OLACAKTIR
Ahir zamanı yaşadığımız günlerde birçok insanın genç yaşlarında fiziksel görünümlerindeki hızlı çöküşü dikkati çekmektedir. Çoğu genç insanın cildi erkenden buruşmakta, gözlerinin etrafında çizgiler süratle artmakta ve yaşlılık alametleri hızla belirmektedir. Hz. Mehdi (as)’ın yaşı da, geçen zaman ile birlikte, herkes gibi ilerleyecektir. Fakat Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ın bedenini yaşlanmanın tüm etkilerinden koruyacak ve Hz. Mehdi (as)’ın görüntüsündeki gençliği muhafaza edecektir. Bu nedenle Hz. Mehdi (a.s.) ileri yaşlarında da 40 yaş civarında görünecektir. Dolayısıyla bu da yine, Hz. Mehdi (as)’ın ayırd edici özelliklerinden biri olacaktır. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s.)’ı, ilerleyen yaşına rağmen, olağanüstü genç göstermesi ve güzelliğini muhafaza etmesinden de tanıyacaklardır.
Peygamberimiz (sav)’in hadisinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliği şöyle bildirilmiştir:
Ve onun (HZ. MEHDİ (AS)’IN) İŞARETLERİNDEN BİRİ DE GÜNLERİN VE GECELERİN GEÇMESİ İLE YAŞLANMAMASIDIR. (Muntekab-ül Esar, Lütfullah Gülpaygani, s. 285)
Hz. Rıza (a.s) Rayyan b. Saltı’ın Sen Sahib-ul Emr misin? sorusuna şöyle cevap verdi: Evet ben de Sahib-ul Emrim (emir sahibiyim), Ama yeryüzünü adaletle dolduracak olan Sahib-ul Emr ben değilim. Ben de gördüğün bu güçsüzlük ve zayıflığa rağmen nasıl olur da o Sahib-ul Emr olabilirim? VA’DEDİLMİŞ KAİM (HZ. MEHDİ (A.S.)) İLERİ YAŞLARDA, AMA GENÇ BİR SURETTE ZUHUR EDECEKTİR. (Bihar-ul Envar, c. 52, s. 32; İsbat-ul Hudat, c. 6, s. 19)
(HZ. MEHDİ (A.S.)) UZUN ÖMÜRLÜ VE GENÇ YÜZLÜDÜR. ONU GÖREN 40 YAŞ CİVARINDA BİR ERKEK DİYE DÜŞÜNÜR VE BİR İŞARETİ DE ALLAH’IN EMRİ GELİNCEYE KADAR YAŞLANMAYACAĞIDIR. (Kemalüddin, s. 625 ve Müntehabül Ezhar, cilt 2, s. 284)
Ebu Said’den: Hasan b. Ali aleyhi’s-selâm … şöyle buyurdu: “… ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) GAYBETİNDE ALLAH ONUN ÖMRÜNÜ UZATACAK, SONRA KENDİ KUDRETİ İLE ONU KIRK YAŞINDAN DAHA GENÇ GÖRÜNÜMLÜ OLARAK AŞİKÂR EDECEKTİR ve bu, Allah’ın her şeye Kadir olduğunun bilinmesi içindir.” (Kemal-ud Din, c. 1, s. 315)
HZ. MEHDİ (AS)’IN GENEL GÖRÜNÜMÜ:
HZ. MEHDİ (A.S.), PEYGAMBERİMİZ (SAV) GİBİ ORTA BOYLUDUR
Şemail-i Şerif’inin aktarıldığı rivayetlerde Peygamberimiz (sav)’in orta boylu olduğu bildirilmiştir:
Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: “RESULULLAH (SAV) ORTA BOYLU İDİ.” (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)
Hz. Mehdi (a.s.) de, aynı Peygamberimiz (sav) gibi orta boylu bir kimse olacaktır:
“HZ. MEHDİ (AS), ORTA BOYLU OLACAKTIR.” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad’ın, Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali El-Bakır’dan rivayetine göre, Hz. Ali’ye Hz. Mehdi (as)’ın vasıflarından soruldu, o da şu cevabı verdi: “O (HZ. MEHDİ (AS)), ORTA BOYLU ve güzel yüzlü BİR GENÇTİR…” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)), ORTA BOYLU ERLERDENDİR…” (Muhyiddin İbnü’l-Arabi, El-Cevabü’l-Müstakim amma Seele anhü et-Türmizi el-Hakim, Bayezid, no: 3750, 242b yaprağı)
“…O (HZ. MEHDİ (AS)), ORTA BOYLU, güzel yüzlü, güzel saçlıdır…” (Ahbar-ud Duvel, s. 117 – Hicri 1382 basımı)
HZ. MEHDİ (A.S.) ÇOK HEYBETLİ VE GENİŞ YAPILIDIR
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın heybetli, geniş yapılı ve dikkat çekici bir görünümü olduğu haber verilmektedir:
“O (HZ. MEHDİ (A.S.)) açık (geniş) alınlı… HEYBETLİ BİR ŞAHISTIR.” (İkdud dürer)
Haris bin Muğayre-i Nasrı der ki: İmam Caferi Sadık aleyhisselam’a, “İMAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) NE İLE TANINIR?” diye arzedince şöyle buyurdu: HEYBET VE VAKAR İLE…(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 283)
… Ebu’l Carud der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’a: “… İMAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) NE İLE TANINIR?” DİYE ARZEDİNCE ŞÖYLE BUYURDU:
“HİDAYET VE HEYBETİ İLE VE ALİ MUHAMMED’İN, ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) FAZİLETLERİNİ İKRARI İLE.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 284)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN GÖRÜNÜMÜ “BEN-İ İSRAİL” GİBİDİR
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın görünümünün İsrailoğulları’na benzeyeceğini bildirmiştir. Hadislerde kullanılan “Ben-i İsrail ricali” tanımı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “güçlü ve heybetli” bir yapısı olacağını ifade etmektedir:
HZ. MEHDİ (AS)’IN BOYU, POSU SANKİ BEN-İ İSRAİL RİCALİNDEDİR. (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)
(HZ. MEHDİ (AS)’IN) CİSMİ, İSRAİL CİSMİDİR. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)
HZ. MEHDİ (AS) SANKİ BEN-İ İSRAİL’DEN BİR ADAMDIR. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar (heybetli)) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23 ve s. 30)
“HZ. MEHDİ (A.S.) benim torunlarımdandır… VÜCUDU İSRAİLOĞULLARI’NA BENZER…”[El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]
(DIŞ GÖRÜNÜŞÜ) SANKİ İSRAİLOĞULLARINDAN BİR ADAMA BENZEMEKTEDİR. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN BEDENİ İSRAİLİ’DİR. HZ. MEHDİ (A.S.), SANKİ BENİ İSRAİL RİCALİNDENDİR. (Beni İsrail vücut yapısı geniş ve heybetlidir.)” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN TÜM BEDENİ GENİŞTİR
Peygamberimiz (sav)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak bildirdiği özelliklerden biri de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın aynı Peygamberimiz (sav) gibi tüm vücudunun geniş yapılı yani heybetli olmasıdır:
“İRİ GÖVDELİ… “(Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN KARNI GENİŞTİR
Hadislerde, tüm vücudunun son derece heybetli ve geniş yapılı olduğu bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın karnı da, vücuduyla orantılı olarak geniş olacaktır:
“… (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) KARNI BÜYÜKTÜR…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s.13”)
Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (as) ikindi namazından sonra ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O şöyle der: Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: “GENİŞ KARINLIDIR, kaşları yakındır, BACAKLARI ÇOK ENERJİKTİR, OMUZLARI GENİŞTİR…” (Bihar’ul Envar, 86-81)
Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) tekrar İMAM MEHDİ (AS)’den şu sözlerle bahseder: “Geniş alınlıdır… AÇIK VE GENİŞ KARINLIDIR, uylukları geniştir…”[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]
Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir, “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, … AÇIK VE GENİŞ KARINLI OLACAK, uyluk kemikleri geniş ve büyük, belirgin olacak…”(İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)
Humran bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: “… SENİN SAHİBİN HZ. MEHDİ (A.S.) GENİŞ KARINLIDIR…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN OMUZLARI GENİŞTİR
Bir başka hadiste de, tüm vücudu geniş yapılı ve heybetli olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın, yine bu görünümüyle orantılı olarak geniş omuzlu olduğuna dikkat çekilmiştir:
Yahya bin Nufal’den, hatta Musa bin Cafer (as) ikindi namazından sonra ellerini kaldırır ve dua eder, ona kimin için dua ettiğini soruyorum. O şöyle der: Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi için ve devam etti: “… OMUZLARI GENİŞTİR… “(Bihar’ul Envar, 86-81)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN UYLUKLARI GENİŞ VE ARASI AÇIKTIR
Hz. Mehdi (as)’ın karnı geniş olacağı için uylukları da doğal olarak geniş olacaktır.
Bir hadiste Hazreti Ali (as) Hz. Mehdi (as)’dan şu sözlerle bahseder: “(HZ. MEHDİ (A.S.)) Geniş alınlıdır… Açık ve geniş karınlıdır, UYLUKLARI GENİŞTİR, …”[Yenabi-ül Mevedde, s. 423]
“(HZ. MEHDİ (AS))’IN, …İKİ UYLUK ARASI AÇIKTIR…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”, s. 13)
Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir:
“Ahir zamanda soyumdan bir kişi (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, … Açık ve geniş karınlı olacak, UYLUK KEMİKLERİ GENİŞ VE BÜYÜK, BELİRGİN OLACAKTIR…”(İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜRÜYÜŞÜ DE OLAĞANÜSTÜ HEYBETLİDİR
Uyluklarının açık ve geniş yapılı olması sebebiyle, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yürüyüşü de son derece heybetli olacak, adımlarını dışa doğru atacaktır. Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliğini şöyle bildirmiştir:
BİR ÖZELLİĞİ DE YÜRÜRKEN UYLUKLARININ AÇIK VE BİRBİRİNDEN UZAK OLMASIDIR. (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 32)
HZ. MEHDİ (A.S.), KONUŞMALARINDA VURGU YAPMAK İÇİN ELİNİ KULLANACAKTIR
Hadiste, Hz. Mehdi (a.s.)’ın konuşurken elini de kullanacağı; konuşurken konuşmalarına vurgu yapmak istediğinde elini hareket ettireceği haber verilmiştir:
“HZ. MEHDİ (AS) … YAVAŞ VE AĞIR KONUŞTUĞU ZAMAN SAĞ ELİNİ SOL DİZİNE VURUR.” (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s.174)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN TEN RENGİ, PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İNKİ GİBİ “ARABİ”, YANİ “KIRMIZIYA ÇALAN BEYAZ RENKTE”DİR
Arap ırkının ten rengi, kırmızıyla karışık beyazdır. Peygamber Efendimiz (sav)’in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi (as)’ın ten renginin de Peygamber Efendimiz (sav)’le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır.
İslam kaynaklarında Resulullah (sav)’in cilt rengi şöyle tarif edilmiştir:
Enes b. Malik, Hz. Peygamber (sav)’in rengi hakkında şöyle dedi: BEYAZ İDİ. FAKAT BEYAZI ESMERE ÇALIYORDU. (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)
KIRMIZI İLE KARIŞIK NURANİ BEYAZ İDİ. (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)
Enes b. Malik (ra) anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. MÜBAREK (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) YÜZLERİNİN RENGİ İSE NURANİ BEYAZDI.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 2, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 7-8)
Hz. Hasan (ra) naklediyor: “Resulullah Efendimiz (sav), yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN RENGİ, EZHER’UL-LEVN (PEK BEYAZ VE PARLAK RENK) İDİ, YANİ NURANİ BEYAZDI. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti…” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 1, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 18-22-23)
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
“Resulullah Efendimiz (sav)’in boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. TENİ DE NE DURU BEYAZ, NE DE KOYU ESMERDİ. …” (Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, 4.cilt, s.201)
“EFENDİMİZ (SAV) BEYAZA PEMBE KARIŞIK RENKTE İDİ. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi.” (Hz. Ali (ra), G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, s. 519/4)
Enes b. Malik, Hz. Peygamber (sav)’in rengi hakkında şöyle dedi: “BEYAZ İDİ. FAKAT BEYAZI ESMERE ÇALIYORDU.” (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28)
………….……
Hadislerde, Hz. Mehdi (as)’ın ten renginin de, aynı Peygamberimiz (sav)’inki gibi “kırmızıya çalan beyaz renkli olduğu” şöyle bildirilmektedir:
“HZ. MEHDİ (AS)’IN RENGİ ARABİDİR…” (İbn Hacer El Mekki, “El-Kavlü’l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar”, s. 15-75)
“HZ. MEHDİ (AS)’IN RENGİ ARABİDİR.”(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, s.163)
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) RENGİ ARAB RENGİDİR.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)
Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir, “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK, AZ AL RENKLE KARIŞIK AÇIK TENLİ OLACAK…” (İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)
“HZ. MEHDİ (A.S.) benim torunlarımdandır. … TENİ ARAPLAR’A (KIRMIZIYA ÇALAN BEYAZ), vücudu İsrailoğulları’na BENZER…” .[El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]
KADAR DETAYLANDIRILMIŞ OLAN TANITICI ÖZELLİKLER
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜZÜ ÇOK GÜZEL, İNCİ GİBİ PARLAK VE NURLUDUR
“O (HZ. MEHDİ (AS)) GÜZEL BİR DELİKANLIDIR, GÜZEL YÜZLÜDÜR. YÜZÜNÜN NURU başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.”
(Mehdilik ve İmamiye, s. 153; İkdüd Dürer’den)
“O (HZ. MEHDİ (A.S.)), GÜZEL YÜZLÜDÜR. YÜZÜNÜN NURLARI ONA AZAMET VERİR.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si, “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“O (HZ. MEHDİ (AS)), orta boylu ve GÜZEL YÜZLÜ BİR GENÇTİR… YÜZÜNÜN NURU, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine GÜN GİBİ PARLAR ve ona yücelik verir.” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Humran bin A’yân der ki, İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: “… Senin sahibin HZ. MEHDİ (AS) geniş karınlıdır, alnında iz vardır, YÜZÜ GÜZELLERİN EVLADIDIR. (YANİ YÜZÜ GÜZELDİR)” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)
Hz. İmam Hüseyin (a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira O (HZ. MEHDİ (A.S.)) HALKA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR… ” (Ikd-üd Dürer, s. 41)
“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) mu’tedil, GÜZEL YÜZLÜ, güzel saçlı, ince burunlu ve geniş yüzlü BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)
Peygamberimiz (sav), “Benim neslimden olan 40 yaşındaki Hz. Mehdi (a.s.)’dır. YÜZÜ GÖKYÜZÜNDE PARLAYAN YILDIZ GİBİDİR.” şeklinde buyurmuştur. (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb Elverdi fi Mezhebil Mehdi”)
“Hz. Mehdi (as) benim çocuklarımdandır. ONUN YÜZÜ, PARLAK YILDIZ GİBİDİR.” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
HZ. MEHDİ (A.S.) benim neslimden bir zattır. YÜZÜ İNCİ YILDIZI GİBİDİR. (Ebu Davud, Mehdi 1., Kıyamet Alametleri, İsmail Mutlu sf. 155)
(MEHDİ (A.S.)’IN) YÜZÜ PARLAYAN YILDIZ GİBİ NURLUDUR. (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 33) (Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 22)
“Mehdi benim torunlarımdandır. YÜZÜ PARLAK BİR YILDIZ GİBİDİR, …Göklerde ve yerde yaşayan tüm canlılar ve kuşlar bile, onun hükümdarlığından ve halifeliğinden (manevi liderliğinden) mutluluk duyacaktır. Yirmi yıl boyunca hüküm sürecektir.” [El-Beyan fi Ahbari Sahib-üz Zaman]
Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünün güzelliği ve nuru ile ilgili verilen bu bilgiler, Hz. Yusuf (a.s.) ile büyük benzerlik göstermektedir. Bilindiği gibi Peygamberimiz (sav) hadislerinde “Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Yusuf (a.s.)’ın hayatı arasında benzerlikler olduğunu” bildirmiştir:
Muhammed Bâkır aleyhisselam buyurdu ki: “BU İŞİN SAHİBİNDE (HZ. MEHDİ (A.S.)’DA) YUSUF’A BİR BENZERLİK VARDIR.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 189)
Hz. Mehdi (a.s.) da, aynı Hz. Yusuf (a.s.) gibi insanlar üzerinde derin etki ve hayranlık uyandıran, çok güzel ve nurlu bir yüze sahip olacaktır. Kuran’da Hz. Yusuf (a.s.)’ın güzelliği şöyle bildirilmiştir:
… (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir” dediler. (Yusuf Suresi, 31)
HZ. MEHDİ (A.S.) HUZURLU VE HUZUR VEREN BİR ÇEHREYE SAHİPTİR
Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir özelliği de, imanından kaynaklanan yüksek ahlakı, derinliği, güçlü kişiliği ve tavırlarındaki mükemmellik ile çevresindeki insanlara huzur ve güven vermesidir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu önemli özelliği yüzüne de yansımaktadır. İnsanlar, sırf yüzüne bakarak dahi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Allah’a olan derin iman ve teslimiyetini görebileceklerdir.
Yüzüne yansıyan bu imani huzurun etkisiyle, tüm insanlar onun yanında huzur bulacaklardır. Bir hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliği şöyle anlatılmaktadır:
Tanınmış şair Ağa Seyyid Hasan, Hazretleri’nden (Hz. Mehdi (a.s.)’dan) söz etmiştir: “(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ) GÜZELLİĞİ TEMİZ YÜZÜNDEN YÜKSELİR, SABAH MELTEMİ HUZUR VEREN ÇEHRESİNDEN YAYILIR.” [Minanur Rahman, 2/237]
HZ. MEHDİ (A.S.)’NİN CİLDİ ÇOK GÜZEL VE PARLAKTIR
Birçok hadiste, daha ileri yaşlarında dahi 40 yaş civarında göstereceği müjdelenen Hz. Mehdi (a.s.)’ın cildinin, çok dikkat çekici derecede parlak, sağlıklı ve güzel olacağı bildirilmiştir:
“HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YÜZÜ ALTIN-BRONZ BİR METAL GİBİ PARLAR. ÖYLE PARLAK Kİ NEREDEYSE CİLDİNİN ASIL RENGİ GÖRÜNMEYECEK.” (Bihar-ül Envar, c. 13, s. 263)
Hadiste verilen bilgilere göre, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzü bazen güneşte bronzlaşıp koyu renk ve parlak olacak, bazen de açık, kendi Arabi renginde, yani kırmızıya çalan beyaz ve yine parlak olacaktır.
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN)… YÜZÜ BAZEN AÇIK RENK VE ALTIN GİBİ PARLAK, BAZEN DAHA KOYU RENK VE AY GİBİ PARLAKTIR.” (Bihar-ül Envar, c. 13)
“HZ. MEHDİ (AS)’IN … CİLDİ ÇOK PARLAKTIR.” (Bihar-ül Envar, c. 13, s. 243 (Farsça tercüme))
HZ. MEHDİ (A.S.) SİYAH SAÇLIDIR
Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad’ın, Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali El-Bakır’dan rivayetine göre, Hz. Ali’ye Hz. Mehdi (as)’ın vasıflarından soruldu, o da şu cevabı verdi:
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNÜN NURU BAŞINA VE SAÇLARININ SİYAHINA KADAR YÜKSELİR.” (Mehdilik ve İmamiye, s. 153) (İkdüd Dürer’den)
“(HZ. MEHDİ (AS)) SİYAH SAÇLIDIR. Siyah sakallıdır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si, Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazarî)
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNÜN NURU, SAÇININ, SAKALININ VE BAŞININ SİYAHLIĞI ÜZERİNE GÜN GİBİ PARLAR VE ONA YÜCELİK VERİR.” (Ukayli ìEn-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamalî)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN SAÇLARI, GÜRLÜĞÜ VE GÜZELLİĞİYLE DİKKAT ÇEKECEKTİR
Hz. Mehdi (a.s.), tüm bedeninin heybeti ve yüzünün güzelliğiyle olduğu kadar, saçlarının gürlüğü ve güzelliğiyle de dikkat çekecektir. Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın saçıyla ilgili bu özellikleri şöyle haber verilmiştir:
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) SAÇI SIKTIR…” (Bihar-ül Envar, c. 13)
Ahmed b. Sinan Kirmani Dimeşki (1019), Ehl-i Sünnet’in meşhur alimlerinden olup “Ahbar-ud Duvel” adlı kitapta şöyle yazar: “…O (HZ. MEHDİ (AS)), orta boylu, güzel yüzlü, GÜZEL SAÇLIDIR…” (Ahbar-ud Duvel, s. 117 – Hicri 1382 basımı)
Abdulmelik İsami (1111), Mekke’de ikamet eden tanınmış tarihçilerdendir. “Sımt-ul Nucum-il Avali” diye bilinen dört ciltlik tarih kitabında şöyle yazıyor: “… O (HZ. MEHDİ (AS)) mu’tedil (itidalli), güzel yüzlü ve GÜZEL SAÇLI, ince burunlu ve geniş yüzlü BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138; Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)
HZ. MEHDİ (A.S.) GENİŞ YÜZLÜDÜR
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın tüm bedeninin oldukça heybetli ve geniş yapılı olduğu anlatılmıştır.
Vücudunun geneliyle ilgili olarak verilen bu detaylarla orantılı olarak, hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın “yüzünün de geniş olduğu” belirtilmiştir:
“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) mu’tedil, güzel yüzlü, güzel saçlı, ince burunlu ve GENİŞ YÜZLÜ BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)
HZ. MEHDİ (A.S.) AÇIK VE GENİŞ ALINLIDIR
Hadislerde, tüm vücudunun ve yüzünün geniş olacağı belirtilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın “alnının da geniş olacağı” ifade edilmiştir.
Yüzü ve alnı hakkında verilen tüm bu detaylar, Hz. Mehdi (as)’ın başının da, Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek başı gibi büyükçe olduğunu göstermektedir.
Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnının genişliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir:
“O AÇIK (GENİŞ) ALINLI…heybetli bir şahıstır.” (İkdüd dürer)
“HZ. MEHDİ (A.S.) bendendir. ALNI GENİŞTİR…” (Ebû Dâvud, 4285)
“ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ALNI GENİŞ… OLACAKTIR.” (Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani cilt 5, s. 365)
“O (HZ. MEHDİ (A.S.)), AÇIK ALINLIDIR…” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri)
“HZ. MEHDİ (A.S.) bendendir… AÇIK ALINLIDIR.” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)
“O (Hz. Mehdi (a.s.)), AÇIK ALINLIDIR.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“ALLAHU TEALA, benim neslimden, ALNI AÇIK, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden BİR EVLADIMI (HZ. MEHDİ (AS)’I) GÖNDERECEKTİR.” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
Muhakkak ki ALLAH, BENİM NESLİM İÇİNDE ALNI AÇIK (OLAN) BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (AS)’I) GÖNDERECEKTİR. (Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)
“O (HZ. MEHDİ (AS)), AÇIK ALINLI…” (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s.1699, s.174)
“HZ. MEHDİ (AS)’IN, ALNI AÇIKTIR.” (Bu hadisi Ebu Davud Sünen’inde, Hakim de Müstedrek kitabında rivayet etmiştir.)
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) ALNI GENİŞTİR.” (Hadis, Hz. Mehdi (as)’ın başının da büyük olacağına işaret etmektedir.) (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ALNI PARLAK OLACAKTIR
Hadislerde, cildinin çok parlak ve güzel olduğu belirtilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnı da bu özelliğinin bir yansıması olarak son derece dikkat çekici ve parlak olacaktır:
Ebu Said El-Hudri, Allah’ın Elçisi (sav)’den nakleder, “Şüphesiz Yüce Allah benim soyumdan ve Ehli Beytim’den… PARLAK ALINLI BİRİNİ (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) ÇIKARTACAK, böylece o da yeryüzünü adalet, refah ve ekonomik eşitlik ile dolduracak.” [İkdüd Dürer fi Ekber-i Muntazar, s. 101]
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ALNINDA HAFİF BİR İÇBÜKEYLİK VARDIR
Bir hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnında hafif bir içbükeylik olacağı haber verilmiştir:
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) saçı sıktır, alnı geniştir ve ALNINDA HAFİF İÇBÜKEYLİK VARDIR…” (Bihar-ül Envar, cilt 13)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ALNINDA BİR BEN VARDIR
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed!… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) BAŞINDA BİR BEN ve bir iz VARDIR… (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)
HZ. MEHDİ (AS)’IN ALNINDA “BİR İZ (YARA İZİ)” VARDIR
Başka hadislerde ise, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “ALNINDA BİR İZ” olacağı haber verilmiştir:
Humran bin A’yân der ki, İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: “… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252-253)
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in (Hz. Mehdi (as)) iki alameti (veya alametleri) vardır… BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR… (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)
Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnındaki bu iz, muhtemelen BİR YARA İZİDİR. Ayrıca hadiste “ben” yerine, “İz” ifadesinin kullanılmış olması da, bu izin, benden daha açık renkte olduğunu göstermektedir.
HZ. MEHDİ (AS)’IN KAŞLARI KAVİSLİDİR
Hz. Mehdi (a.s.)’ı insanlara tanıtacak olan özelliklerinden biri de, kaşlarının kavisli olmasıdır:
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) KAŞI KAVİSLİDİR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)
HZ. MEHDİ (AS)’IN İKİ KAŞI ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR
Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen bir başka hadiste ise, Hz. Mehdi (a.s.)’ın iki kaşı arasında (TEK ÇİZGİ HALİNDE) DOĞAL BİR KAŞ ÇATMA ÇUKURU OLDUĞU bildirilmiştir:
“HZ. MEHDİ (AS)’IN… İKİ KAŞI ARASINDA KÜÇÜK BİR ÇUKUR VARDIR…” (Bihar-ül Envar, c. 13, s. 243, Farsça tercüme)
HZ. MEHDİ (AS) ÇEKİK GÖZLÜDÜR
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzüyle ilgili verilen hayret verici detaylardan bir diğeri de, gözlerinin çekik olmasıdır:
Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … “HZ. MEHDİ (AS)’IN GÖZLERİ ÇEKİKTİR…”
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252)
HZ. MEHDİ (AS)’IN BURNU KÜÇÜK VE İNCEDİR
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünün güzelliğini pek çok hadisiyle insanlara bildirmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzündeki bu güzelliğin bir özelliği de, olağanüstü düzgün, küçük ve ince bir burnu olmasıdır:
“ONUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) alnı geniş, BURNU İSE İNCE OLACAKTIR.” (Tırmizi; Büyük Hadis Külliyatı, Rudani cilt 5, s. 365)
“… (HZ. MEHDİ (AS)),… KÜÇÜK BURUNLU… BİR KİŞİDİR…” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)
“… O (HZ. MEHDİ (A.S.)) mu’tedil, güzel yüzlü, güzel saçlı, ince burunlu ve geniş yüzlü BİR GENÇTİR.” (Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138) (Hz. Mehdi Aleyhisselam, Abdullah Turan, Al-i Taha, s. 157)
Ebû Saîd El Hudrî (r.a)’dan rivâyt edildiğine göre, Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur:
“Hz. Mehdi (a.s.) ben(im neslim) dendir. O (HZ. MEHDİ (A.S.)) açık alınlı ve İNCE BURUNLUDUR. …” (Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17)
(Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 403-404)
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) BURNU KÜÇÜKTÜR…” (Bihar-ül Envar, 13. Cilt)
İmam Ahme Ebu Ya’la, Semuyeh, Ziyaü’l-Makdisi el-Muhtare’de Ebu Said (ra)’den rivayet ettiklerine göre Hazreti Peygamber (saas) şöyle buyurmuştur: “EHLİ BEYTİMDEN saçı düzgün, alnı açık, BURNU MUNTAZAM BİR KİMSE (HZ. MEHDİ (A.S.)) yeryüzünü kendisinden önce zulümle doldurulması gibi adaletle doldurmadan kıyamet kopmayacaktır.” (Muhammed bin Salih ed-Dimaşki, Peygamber (sav) Külliyatı, s. 202)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN BURNUNUN ORTA BÖLÜMÜNDE BELLİ-BELİRSİZ BİR ÇIKINTI VARDIR
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (as)’ın küçük ve düzgün burnunun orta bölümünde belli-belirsiz bir çıkıntı olacağını haber vermiştir:
“HZ. MEHDİ (AS)’IN) Saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif içbükeylik vardır. BURNU KÜÇÜKTÜR VE TAM KÖPRÜ BÖLÜMÜNDE ÇOK KÜÇÜK BİR ÇIKINTISI VARDIR…” (Bihar-ül Envar, c. 13)
HZ. MEHDİ (AS)’IN YANAĞINDA BEN VARDIR
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzüyle ilgili verilen çok detaylı bilgilerden biri de yanağındaki ben hakkındadır. Rivayetlerden Hz. Mehdi (as)’ın yanağında inciyi andıran, yıldız gibi parlak, yani açık renkli bir ben olacağı anlaşılmaktadır:
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YANAĞINDA, İNCİYİ ANDIRAN, BİR YILDIZ GİBİ YÜZÜNÜ AYDINLATAN BİR İŞARET VARDIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163-164)
“HZ. MEHDİ (A.S.) gür sakallı, ön dişleri parlak, YÜZÜ BENLİ, açık alınlıdır.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebu Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNDE BİR BEN BULUNACAKTIR.” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
(HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNDE BİR BEN VARDIR. (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 23)
Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanağında, İNCİYİ ANDIRAN ve BİR YILDIZ GİBİ yüzünü AYDINLATAN BİR İŞARET olduğu bildirilmiştir. Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliği için sadece “ben” kelimesi kullanılmamış, bu benin tüm nitelikleri açıklanmıştır. ‘İnciyi andıran’, ‘yıldız gibi’ ve ‘aydınlatan’ ifadeleri, bu benin hem şekli hem de rengi hakkında detaylı bilgi vermektedir. Tüm bu bilgiler, bu benin koyu renkte değil, TEN RENGİNDE BİR BEN OLDUĞUNU göstermektedir.
HZ. MEHDİ (AS)’IN YANAĞINDAKİ BEN, DIŞA ÇIKIK BİR YAPIDADIR
Hadiste ayrıca Hz. Mehdi (as)’ın yanağındaki benin dışa çıkık bir yapısı olduğu da haber verilmektedir:
“HZ. MEHDİ (AS)’IN) Saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif içbükeylik vardır. Burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır. YANAĞINDA DIŞA ÇIKIK BİR BENİ VARDIR.” (Bihar-ül Envar, c. 13)
HZ. MEHDİ (AS)’IN YANAĞINDAKİ BEN, HZ. MUSA (AS)’IN YANAĞINDAKİ BEN GİBİDİR
Hadiste Hz. Mehdi (as)’ın yanağındaki açık renkli benin bir benzerinin, Hz. Musa (a.s.)’ın yanağında da olduğuna dikkat çekilmiştir. Hz. Mehdi (as), Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in soyundan gelecektir ve tüm peygamberler aynı soydandır. Allah kan bağını da vesile ederek Hz. Mehdi (a.s.) ile diğer peygamberler arasında benzerlikler yaratmıştır.
Hadiste Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Musa (a.s.)’ın yüzündeki bu ben arasındaki benzerlik şöyle anlatılmıştır:
“HZ. MEHDİ (AS)’IN … YANAĞINDAKİ BENİ HZ. MUSA (AS)’DA OLDUĞU GİBİ DIŞA ÇIKIK VE YILDIZ GİBİ PARLAKTIR. Cildi çok parlaktır.”
(Bihar-ül Envar, cilt 13, s. 243 (Farsça tercüme))
HZ. MEHDİ (AS)’IN SAKALI SİYAHTIR
Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünü insanlara tanıtan önemli bir başka bilgi de, saçı gibi sakalının da siyah olmasıdır:
“(HZ. MEHDİ (AS)) Siyah saçlıdır. SİYAH SAKALLIDIR.”
(Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si ìFevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
HZ. MEHDİ (AS)’IN SAKALI GÜR VE SIKTIR
Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı, çok dikkat çekici güzellikte ve gür olacaktır:
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) SAKALI SIKTIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163)
“… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) YÜZÜNÜN NURU, saçının, SAKALININ ve başının SİYAHLIĞI ÜZERİNE GÜN GİBİ PARLAR VE ONA YÜCELİK VERİR.” (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
“HZ. MEHDİ (AS), GÜR SAKALLIDIR…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) SAKALI BOL VE SIK OLACAKTIR.” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN SAKALI HAFİF OLUP, YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI İSE UZUNDUR
“(HZ MEHDİ (AS)) …MECZUM (HAFİF SAKALLI), KEVSEC (SAKALI YANLARDA AZ, AŞAĞI TARAFI UZUN OLAN… BİR ADAMDIR…” (Fetava-i Hadîsiyye, Ebü’l-Abbas Şehabeddin Ahmed İbn Hacer el-Heytemi-41)
Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verdiği bir diğer detay da, Mehdi (a.s.)’ın sakal cinsinin ince yapılı olduğu; şekil olarak da yanlardan az yani ince olarak inen, aşağı kısmı ise uzun olacak bir şekle sahip olduğudur.
HZ. MEHDİ (AS)’IN DİŞLERİ GÜZEL VE PARLAKTIR
Peygamber Efendimiz (sav)’in önemli özelliklerinden biri de dişlerinin parlıklığıydı:
“ALLAH RESULÜ (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM) çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı… Burnu gayet güzeldi… Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, DİŞLERİ İNCİ GİBİ PARLAKTI… Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi… İki omuz arası geniş, omuz kemik başları kalın idi…” (Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid min Cami’il-usul ve Mecma’iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, cilt 5, İz Yayıncılık, s. 31)
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın da, Peygamberimiz (sav) gibi dişlerinin parlaklığıyla dikkat çekeceği şöyle bildirilmiştir:
“O’NUN (HZ. MEHDİ (AS)’IN), DİŞLERİ PARLAKTIR…” (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 1699, s. 174)
Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) İmam Mehdi (a.s.)’dan şu sözlerle bahseder:
“… (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) ÖN DİŞLERİ PARLAKTIR…” [Yenabi-ül Mevedde, s. 423]
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) DİŞLERİ PARLAK OLACAKTIR.” (Nuaym b. Hammad, vr. 52a) (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
“HZ. MEHDİ (A.S.), gür sakallı, ÖN DİŞLERİ PARLAKTIR…” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

HZ. MEHDİ (A.S.)’IN VÜCUDUNDAKİ, HAYRET VERECEK
KADAR DETAYLANDIRILMIŞ OLAN TANITICI ÖZELLİKLER
HZ. MEHDİ (A.S.)’IN VÜCUDUNDA, HER İKİSİ DE PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İNKİLERLE AYNI RENKTE OLAN İKİ BEN BULUNACAKTIR
Peygamberimiz (sav)’in, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında verdiği bir diğer bilgi de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın vücudunda, her ikisi de Peygamberimiz (sav)’inkiler ile aynı renklerde olan iki ayrı ben olacağıdır:
Ebu Cafer, İmam Muhammed Bekir (as) Hazretleri cetleri yoluyla, Ehli Beytin lideri, Hazretleri, Müminlerin Emiri (as)’in minberden söylediklerini nakletmiştir, “AHİR ZAMANDA SOYUMDAN BİR KİŞİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ÇIKACAK,… PEYGAMBERİN RENGİNDE İKİ ET BENİ BULUNACAK. O (Hz. Mehdi (a.s.)) yükselecek.” (İmam Mehdi’nin Hayatı, Allame Bakır Şerif el- Kureyşi)
HZ. MEHDİ (AS)’IN OMUZUNDA “NÜBÜVVET MÜHRÜ” VARDIR
Peygamberimiz (sav)’in Şemail-i Şerifi’nin anlatıldığı rivayetlerde, Resulullah (sav)’ın sırtında, kürek kemikleri arasında bir işaret olduğu haber verilir. İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz (sav)’in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete “NÜBÜVVET MÜHRÜ” ismi verilir.
Peygamberimiz (sav)’in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)’inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)’den şöyle nakledilmiştir:
“… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet’ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir. ZİRA ONUN PEYGAMBERLİK BENİ, (SAĞ ELİNDE DEĞİL) KÜREK KEMİKLERİ ARASINDADIR. Peygamberimiz bu durum sorulunca: “KÜREK KEMİKLERİM ARASINDA BULUNAN BU BEN, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…” demiştir.” (Tirmizı’nin Şemail isimli kitabının tercümesinden, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 73)
Peygamberimiz (sav)’in ‘nübüvvet mührü’nü anlatan rivayetlerden bazıları şöyledir:
Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor: “BEN RESULULLAH EFENDİMİZ (SAV)’İN KÜREK KEMİKLERİ ARASINDA BULUNAN NÜBÜVVET MÜHRÜNÜ GÖRDÜM.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, c. 1, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 36)
Ebu Saib b. Yezid’den rivayet edilmiştir: “GÖZÜM PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN İKİ OMUZU ARASINDAKİ MÜHÜRE İLİŞTİ.” (Sünen-i Tirmizi, 6/126)
Hz. Ali’nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:
“Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’in vasıflarını anlatırken, Resulullah’ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:
“KÜREK KEMİKLERİ ARASINDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDI. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur” derdi.” (Et-Tirmizi İmam Ebu İ’sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 38)
Hadis-i şeriflerde, Hz. Mehdi (as)’ın iki omuzu arasında da, Hz. Muhammed (sav)’de olduğu gibi, açık bir alamet olan bu “nübüvvet mührü”nün bulunacağı haber verilmiştir:
“HZ. MEHDİ (AS)’IN OMUZUNDA PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’DEKİ NÜBÜVVET MÜHRÜ BULUNACAKTIR.” (Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi’nin Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)
“(MEHDİ (A.S.)’IN) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)’İN ALAMETİ VARDIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 165) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)
“(HZ. MEHDİ (A.S.)’IN) OMUZUNDA PEYGAMBER (SAV)’İN NİŞANI VARDIR.” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, “Kıyamet Alametleri” Pamuk Yayınları, Trc: Naim Erdoğan, s. 163)
Bilindiği gibi MÜHRÜN ÖZELLİĞİ KOYU RENK OLMASIDIR ve YÜZEYİ KAPLAYAN BİR YAPIDADIR. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtındaki bu ben için, kesin ölçü verilerek yeri tam olarak belirtilmiştir.
Rivayetlerde, her peygamberin sağ eli üzerinde nübüvvet mührü olduğu bildirilmiştir. Ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in nübüvvet mührünün, “sol kürekteki deri üzerinde, kalbi hizasında” olduğu belirtilmiştir.
Dolayısıyla hadislerde, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın omzunda Peygamber Efendimiz (sav)’deki nübüvvet mührünün bulunacağının bildirilmesi’, Hz. Mehdi (a.s.)’ın da “SIRTINDA; SOL KÜREK KEMİĞİ ÜZERİNDE, KALBİ HİZASINDA KOYU RENKTE GENİŞÇE BİR BEN OLACAĞINI” göstermektedir.
HZ. MEHDİ (AS)’IN SIRTINDA YAPRAK ŞEKLİNDE BİR BEN DAHA VARDIR
Başka bir hadiste de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtında bulunan ikinci bir benden daha bahsedilmiştir:
Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: “… (HZ. MEHDİ (AS)’IN) İKİ KÜREK KEMİĞİNİN ARASINDA BİR BEN VARDIR. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, TIPKI MERSİN YAPRAĞI GİBİ.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 253)
Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtındaki bu benin yeri de çok detaylı olarak açıklanmış, İKİ KÜREK KEMİĞİNİN ARASINDA; SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDA olduğu belirtilmiştir.
Benin yapısı hakkında da çok detaylı tarif yapılmış ve ‘MERSİN AĞACININ YAPRAĞINA’ benzetilmiştir.
Buradaki ‘YAPRAK’ benzetmesinden benin ‘ağaç yaprağını andırır tarzda kenarları olan zeminden daha yüksekte kenarlıklı yapıda bir ben olduğu’, aynı zamanda da ‘solmuş yaprak renginde; yani sarı ya da cilt renginde bir ben olduğu’ anlaşılmaktadır.
HZ. MEHDİ (AS)’IN SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ VARDIR
Bir hadiste ise Peygamberimiz (sav), “Hz. Mehdi (a.s.)’ın SAĞ bacağında SİYAH bir İZ olacağını” bildirmiştir. Hadiste Hz. Mehdi (a.s.)’ı insanlaar tanıtan bu alamet hakkında da yine çok fazla detay verilmiştir. Peygamberimiz (sav), sadece bir izden bahsetmemiş, bu izin SİYAH olduğunu ve SAĞ BACAĞINDA olduğunu çok belirleyici detaylarla açıklamıştır:
“(HZ. MEHDİ (AS)’IN) SAĞ BACAĞINDA SİYAH BİR İZ VARDIR.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 251)
HZ. MEHDİ (AS)’IN SAĞ UYLUĞUNDA BİR BEN VARDIR
Bir başka hadiste Hazreti Ali (as) İmam Mehdi (as)’dan şu sözlerle bahseder: “… SAĞ UYLUĞUNDA BİR BEN VARDIR.” [Yenabi-ül Mevedde, s. 423)

SONUÇ:
HADİSLERDEKİ ALAMETLERDEN ONU TANIYACAKLARDIR
Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili verilen bilgilerin her biri çok detaylıdır. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde hiç kimse bu kadar ayrıntılı bir şekilde tanıtılmamıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatına dair tüm bilgiler gibi, fiziksel görünümündeki tüm özelliklerinin de bu kadar belirleyici bir şekilde bildirilmiş olması, Hz. Mehdi (a.s.)’ı sevgi ve muhabbetle bekleyen ve onu tanımak isteyen tüm Müslümanlar için hem çok önemli bir işaret hem de çok heyecan verici bir nimettir.
Hadislerde bildirilen,
- Hz. Mehdi (a.s.)’ın Müslümanların manevi liderliğini üstlenmesi,
- Tüm İslam aleminin birleşmesine vesile olması,
- Dinsizliğe dayalı ideolojileri etkisiz kılarak İslam ahlakını tüm dünyada yerleşik kılması,
- Hz. İsa (a.s.) ile biraraya gelmesi ve namazda O’na imamlık yapması,
- Tüm Hıristiyan aleminin İslam’a dönmesini sağlaması
- Ve Hz. İsa (a.s.) ile birlikte Deccal’i fikren etkisiz hale getirmesi
gibi tüm diğer alametleriyle birlikte, fiziksel görünümündeki tüm bu detayların da Hz. Mehdi (a.s.) da toplandığını görmek, Allah’ın izniyle ortaya çıktığında Hz. Mehdi (a.s.)’ın kimliği konusunda hiçbir tartışmaya yer bırakmayacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)
Popularity: unranked [?]
HZ Mehdi’nin Özellikleri
26 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHz. Mehdi’nin çeşitli özellikleri Peygamber Efendimiz’in hadislerinde şöyle bildirilmiştir:
GÜZEL AHLAKLI OLMASI
|
Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber’e benzer. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s.163) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21) |
|||
Peygamberimiz’in üstün ahlakı Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
|
Şüphesiz sen üstün ve pek yüce bir ahlak üzerindesin. (Kalem Suresi, 4) |
|||
HERKES TARAFINDAN ÇOK SEVİLMESİ
MÜCADELECİ OLMASI
|
Allah (c.c.) bütün insanların kalplerini onun (Mehdi’nin) muhabbetiyle dolduracaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 42) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 33) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163) (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175) (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24) (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39) |
|||
Allah Kuran’da pek çok ayette elçilerinin güzel ahlakı ve mücadeleci karakterlerinden bahsetmektedir. Elçiler kavimlerinin tüm inkarlarına, alaylarına, tuzaklarına ve saldırılarına en güzel şekilde karşılık vermişler ve her zaman için Allah’ın yardımıyla galip gelmişlerdir.
|
Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. (Hicr Suresi, 94) Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur’an’la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52) Kendilerine yara isabet ettikten sonra, Allah ve elçisinin çağrısına icabet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır. (Ali İmran Suresi, 172) |
|||
Mehdi hem üstün ahlakıyla, hem de güçlü, mücadeleci karakteriyle tüm inananlara örnek olacaktır.
TEBLİĞ GÜCÜ (İRŞAD)
|
Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67) |
|||
Bu hadisler zahiri manalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir: Mehdi “kuru bir ağaç”a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, milletine ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.
Bu müteşabih hadislerin anlamı, İmam Rabbani’nin kendi tebliğ gücüyle ilgili benzetmesinden de ortaya çıkmaktadır:
|
Allah-ü Teala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki: Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir. (Mektubat-ı Rabbani, 1-18) |
|||
Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin tebliği ve eğitimiyle bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceği, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceği bildirilmektedir.
|
Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 186) |
|||
HİKMETİ VE ANLAYIŞ GÜCÜ
Hadislerde Hz. Mehdi’nin Allah tarafından kendisine verilmiş özel bir güce sahip olduğu bildirilmektedir:
|
“Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O dedi ki: O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine “Mehdi” denilmiştir…” (Ahir zaman Mehdi’sinin alametleri, Ali Bin Hüsameddin el Muttaki, sf.77) |
|||
Muhyiddin Arabi Mehdi’nin bazı özelliklerini saymaktadır. Aşağıdaki izahında Mehdi’nin dikkat çeken başlıca 9 özelliğine yer vermektedir:
|
1. Basiret sahibi olması 2. Kutsal kitabı anlaması 3. Ayetlerin manasını bilmesi 4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi 5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması 6. Varlıkların sınıflarını bilmesi 7. İşlerin girift taraflarını bilmesi Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Mehdi kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir. Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. Yani Hz. Muhammed’in getirdiği şeriat üzere hükmedecek. Bu sebepledir ki Peygamber onu vasfederken “Benim izimi takip edecek, hataya düşmeyecek” demiştir. Bundan anlıyoruz ki, Mehdi, şeriat sahibi değil, şeriata uyandır. 8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır… Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır. 9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması. Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir. (Kıyamet Alametleri, s. 189) |
|||
ZAMANIN EN HAYIRLISI OLMASI
|
Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın.. O Mehdi’dir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 57) (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 27) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58) |
|||
CİFR (EBCED) İLMİNİ BİLMESİ
Mehdi’nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir. Taşköprülüzade Ahmet Efendi “Mevzuatu’l-Ulum” isimli eserinde (c.11/ s. 246) Mehdi’nin cifr ilmine vakıf olacağını kaydetmiştir:
|
Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf ahir zamanda hurucu muntazar Hz. Mehdi’nin hurucuna mevkuftur ki, onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar. Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur. (Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu s. 252) |
|||
KUTSAL EMANETLERLE ÇIKAR
SIKINTI VE ZORLUKLARLA KARŞILAŞMASI
|
Naim bin Hammad, Ebu Cafer’den şöyle rivayet etmiştir; “Mehdi, Mekke’de Peygamberimizin sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar. (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi) |
|||
İnkar içinde olan kavimleri uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Ehl-i Beyt’ten gelecek olan Hz. Mehdi’nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı hadislerde haber verilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir)
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in aşağıdaki hadisi böyle bir durumu, “Mehdi’nin biat sırasında kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını” haber vermektedir.
Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
|
Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir… Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14) |
|||
Aşağıdaki hadis-i şerifte de İstanbul’u fethedecek olan Hz. Mehdi ve yardımcılarına, fetihten önceki devrede hastalık, sıkıntı ve üzüntülerin isabet edeceği ve daha sonra bu sıkıntının kaldırılacağı bildirilmektedir.
|
… Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: “Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55) |
|||
|
Allah Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) çok sevdiği dostlarının ehline fethedecek… Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 181) |
|||
|
Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur. (İbni Hibban) Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir. (İbni Ebi’d Dünya) Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir. (İmam Malik ve Buhari) |
|||
Allah, Kuran’da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarından, delilik ve büyücülükle suçlandıklarından ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarından bahseder. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir.
|
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler… (Enam Suresi, 34) “Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz…” (İbrahim Suresi, 12) Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir.” (Duhan Suresi, 14) İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: “Büyücü ve cinlenmiş” demişlerdir. (Zariyat Suresi, 52) Fakat o, ‘bütün kişisel ve askeri gücüyle’ yüz çevirdi ve: “(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir” dedi. (Zariyat Suresi, 39) (Firavun) dedi ki: “Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.” (Şuara Suresi, 29) Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti. (Ahzap Suresi, 69) Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” (Saffat Suresi, 97) Sonra onlarda (Yusuf’un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35) Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir” diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51) |
|||
MEHDİNİN GÖZETLENMESİ – TAKİP EDİLMESİ -
|
Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, Deccal’ın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar. (Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim, |
|||
Hadisin başlangıcında Mehdi’nin Deccal’ın silahlı adamları tarafından gözetlendiği ve takip edildiği bildirilmektedir. Önceki devirlerde de Allah yolunda mücadelede bulunmuş bazı peygamberlerin de benzer şekilde gözetlendiğini böylece kontrol altında tutulmak istendiğini Kuran’dan öğrenmekteyiz:
|
“O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.” (Müminun Suresi, 25) |
|||
MEHDİ HAKKINDA OLUMSUZ PROPAGANDA YAPILMASI
Hadiste Mehdi’nin “sırtı ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi” müteşabih olarak (benzetme yapılarak) söylenmiştir. Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı bu bölüm için “Mehdi’nin ünü, “durmadan etrafa ilan edilip yayılmaktadır” demektedir. Fakat bunu Deccal taraftarları yapacağı için bu propagandanın Mehdi’yi kötüleme şeklinde olacağını söyleyebiliriz.
Peygamberimiz devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygambere çeşitli hakaretler ediyor, Ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Şimdi de İslam düşmanı olan Deccal yanlıları yazılı ve sözlü yayın organlarıyla Mehdi’yi kötüleyecekler, halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır.
|
Mümin şahıs (Mehdi) Deccal’ı görünce: “Ey insanlar! Resulullah’ın zikrettiği Deccal işte budur” der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: “Onu alın da yaralayın!” der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal’ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır. (Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40) |
|||
Hadislerde Mehdi’nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. “Altınçağ” ise Mehdi’nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata, bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.
KİMSEYE TENEZZÜL ETMEMESİ
|
” Mehdi bizden, Ehl-i Beyttendir. O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen (Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır.” (Suyuti, el-havi, 2/24) |
|||
ALLAH’TAN KORKACAĞI
|
Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir” (Naim b. Hammad) |
|||
YOKSULLARA KARŞI MERHAMETLİ
|
Hz. Tavus (r.a.) dan rivayete göre; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Çalışanlar üzerine disiplinli olması, malı cömertçe vermesi ve yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir.” (Ebu Nuaym tahric etmiştir.) |
|||
MELEKLERİN YARDIMI OLACAKTIR
|
“Allah (c.c) ona (Mehdi’ye) üç melekle imdad eyleyecektir. Onlar, (Mehdi’ye) muhalefet edenlerin yüzlerine ve arkalarına vuracaklardır.” (Ikdu’d Dürer s. 12 A) |
|||
AZ KARDEŞİ OLACAĞI
|
“Kardeşi az olandır. Daha doğrusu, onun hiç kardeşi yoktur” (Risalet ül Mehdi s.161) |
|||
İKİ DEFA KAYBOLACAK
|
|
|||
| “Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir:
“Bu işi yapacak olanın (yani Mehdi’nin) iki gaybeti vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları: “O öldü”, bazıları da: “O gitti” diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir.” (“el-Saa Fi Eşrat-is Saa” s.93 (Mısır bas.) |
|||
İHTİYACINI BİLDİRMEZ
|
|
|||
| Hz.Hüseyin (r.a.) soruldu:
“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “… insanlar ona muhtaç olurlar. O, ise insanlara ihtiyacını bildirmez.” (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”) |
|||
ÖRNEK AHLAKA SAHİPTİR
|
|
|||
| İlahi feyz ona ulaşır. Dini ilimleri ve örnek ahlakı telakki eder. (Allah’tan alır.)
(Konavi Risalet-ül Mehdi, s. 161 B) |
|||
HELALLERİ VE HARAMLARI BİLİR
|
|
|||
| Hz.Hüseyin (r.a.) soruldu:
“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?” Şöyle cevap verdi : “Gönül rahatlığı ve vekar sahibi oluşu ile, helal ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”) |
|||
Mehdi’nin Fiziksel Özellikleri
Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır
|
|
|||
| (Mehdi’nin) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251) | |||
Alnında Bir Ben Vardır
|
|
|||
| Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253) |
|||
Alnında Bir İz (Yara İzi) Vardır
|
|
|||
| Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252) |
|||
|
|
|||
| Humran bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: … ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir)… “ (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252-253) |
|||
|
|
|||
| Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor). Şöyle buyurdu: “Ey Ebu Muhammed! Kaim’in iki alâmeti (veya alâmetleri) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR… (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253) |
|||
Çekik Gözlüdür
|
|
|||
| Humrân bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim: … Mehdi’nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, … (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252) |
|||
Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır
|
|
|||||
|
|||||
PEYGAMBERİMİZ’İN SOYUNDANDIR
Mehdi Peygamber Efendimiz’in soyundandır:
|
|
|||
| Hz. Ali’nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c.) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi’yi) gönderecek.”
(Sünen-i Ebu Davud, 5/92) (En-Necmu’s Sakıb, Ukayli) (Sünen-i İbn Mace, 10/348) (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) |
|||
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran’da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi’nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
|
|
|||
| Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Ali İmran Suresi, 33-34)
“Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.” (Bakara Suresi, 128) Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87) |
|||
GÜZEL VE NURLUDUR
|
|
|||
| O (Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.
(Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer’den) (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22) |
|||
Allah, Hz. Yusuf’un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:
|
|
|||
| (Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir” dediler. (Yusuf Suresi, 31) | |||
SİYAH SAÇLIDIR
|
|
|||
| Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.
(Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer’den) |
|||
YANAĞINDA BEN OLMASI
|
|
|||
| Sağ yanağında siyah bir ben vardır. (Mer’i b. Yusuf b. Ebi Bekr, Beklenen Mehdi) Yüzü parlayan yıldız gibi, yanağında siyah bir ben vardır, üzerinde kutvani iki aba vardır. (Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, s. 22) |
|||
OMUZUNDA NÜBÜVVET MÜHRÜ VARDIR
|
|
|||
| Mehdi’nin omuzunda Peygamber Efendimiz’deki nübüvvet mührü bulunacaktır.
(El-Kavlu’l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165/ (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163) |
|||
Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi’nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed’de olduğu gibi açık bir alamet olan “nübüvvet mührü” olacaktır.
|
|
|||
| Cabir b. Semüre’den rivayet edilmiştir: “Resululah’ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi.”
(Sünen-i Tirmizi, 6/126) (Sünen-i Tirmizi, 6/126) |
|||
RENGİ
Hz. Peygamber’in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi’nin de Peygamber Efendimiz’le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah’ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:
|
|
|||
| Enes b. Malik, Peygamber’in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu.
(İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28) (İbni Kesir, Şemail’ür- Resul, s. 28) |
|||
GENEL GÖRÜNÜMÜ
|
|
|||
| Hz. Mehdi’nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir.
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30) (İkdüd dürer) |
|||
BOYU
|
|
|||
| Mehdi, orta boylu olacaktır.
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41) |
|||
Peygamber Efendimiz’in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:
|
|
|||
| Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab’a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir.
(Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15) |
|||
UYLUKLARI UZUNDUR
|
|
|||
| Uylukları uzundur, rengi arab rengidir.
(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163) |
|||
YAŞI
Hadislerde belirtilen, Mehdi’nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.
|
|
|||
| Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir… Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır.
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41) (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16) (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Feraidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”) |
|||
SAKALI
|
|
|||
| Sakalı bol ve sık olacaktır.
(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) (Kıyamet Alametleri, Berzenci,s. 163) |
|||
BURNU GÜZELDİR
|
|
|||
| Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır.
(Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, Sayfa 365) (Asrın Beklediği insan Mehdi, Adil Gökbayrak, s.28) |
|||
Popularity: unranked [?]
Hz. İsa’yı beklemek
23 Haziran 2010 Yazan Harun Yahya
Download PDF (109 KByte)
Download DOC (6 KByte)
Hz. İsa’yı beklemek
Popularity: unranked [?]
HZ. İSA (A.S) VE HZ. MEHDİ (A.S)
15 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaHz. İsa (a.s.)’nın inmesine Dair Hadisler Tevatür Derecesindedir
|
Hz. İsa (a.s.)’ın Geleceğini Bildiren Sahih Hadisler
|
. .
|
Yukarıdaki hadislerde Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne indiriliş alameti olarak bildirilen durumların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Hıristiyanlık bozulmus, tahrif edilmiş şeklini muhafaza etmekte, teslise (üçleme) inanılmakta, haram olmasına rağmen domuz eti yenmektedir. Dünya karışıklıklar içindedir; huzur, güven, barış ortamı yoktur, savaşlar, iç savaşlar devam etmektedir. Bolluğun aksine yokluk hakimdir. Bu durumda Hz. İsa (a.s.)’ın henüz zuhur etmediği anlaşılmaktadır. Fakat bu üstün Peygamber�n geliş zamanı çok yakındır. Peygamberimiz (sav)�en rivayet edilen hadisler ve din alimlerinin verdikleri bilgiler, Hz. İsa (a.s.)�n, Hz. Mehdi (a.s.) ile Hicri 14. yüzyılda dünyaya tekrar geleceğini müjdelemektedir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl, Hicri 14. yüzyıldır.
Mesih-i Deccal: Hakki batıl, batılı hak gösteren. Sahih hadislerin haberleriyle, ahirzamanda gelecek ve Allah’ı (c.c.) inkar edip kendisinin ilah olduğunu iddia edecek, dünyayı fesada verecek, tek gözlü bir şahıstır.
Büyük LUGAT TÜR-DAV
|
Hz. İsa (a.s.) çıkmadan önce birçok sahte Mesih (deccal) çıkacaktır:
Hz. İsa (a.s.) ilk defa göğe alındığı haliyle yeryüzüne bırakılacağından, O’nun zamanında annesi, babası olan; doğup büyüyen 33 yaşına gelmiş bir kimsenin Hz. İsa (a.s.) olma ihtimali yoktur. Ondan evvel çıkan sahte Mesihlerin (deccallerin), o devirde anne ve babaları olacaktır. Doğup, büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra sahtekarca kendilerinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edeceklerdir. Fakat dikkatli, ferasetli, kültürlü, akıllı insanlar bu yalanları farkedip, onlara aldanmayacaklardır. Bu, deccalin, dünyaya hakim olmak için materyalist-marksist stratejiyi kullandığı döneme denk gelmektedir.
Deccal, bu sefer dünyaya hakim olmak için tekrar strateji değiştirecek, dünyada materyalizme galip gelmiş olan “Yaratılış” inancını kendi menfaati doğrultusunda kullanmak isteyecektir. Yaratılış inancını insanlara karşı kullanacak, Allah adına ortaya çıkacak, hatta peygamber olduğunu iddia edecek, fakat ortaya çıkan fitneden onun deccal olduğu anlaşılacaktır.
Değerli İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, Mesih-i Deccal�n aldatıcı yönünü şu şekilde belirtmiştir:
Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (hipnotizma) ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan Deccal ise daha ileri gidip cebbarane suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilan eder. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75
Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.
Kendisine Mesih diyen Mesih-i Deccal, halen dünyanın pek çok ülkesinde teşvik edilen ve meşru gösterilen ahlaksızlığı, cinsi sapıklığı, homoseksüelliği daha da teşvik edecektir. Onun kendilerine fayda getirdiğini zanneden, onun oyununa aldanan, gösterdiği cehennem hayatını cennet zanneden pek çok kişi O’na katılacaklardır. Deccal, sahte peygamber görünümü ile dindarları da etkilemeye çalışacak ama gerçekte onlar arasında ayrılık çıkarmaya, onları güçsüz düşürmeye, hatta onları büyük müsibetlere uğratmaya çalışacaktır. Deccal, samimi dindar Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin en büyük düşmanı olacaktır.
Yanlış yönlendirilmiş bazı Hıristiyanlar o devirde Hz.İsa (as)’ı beklediklerinden dolayı, O’nu tahrif edilmiş, değiştirilmiş İncil’deki vasıfları ile bekleyeceklerdir. Mesih-i Deccal de tam onların hayal ettikleri gibi istidracı harikalıklar gösterecektir. Örneğin, Hz. İsa (a.s.)� Yüce Rabbimiz�n bahşettiği üstün mucizevi özelliklere sahip olduğunu iddia edecek, bir şahsa hipnoz telkini ile ölmüş annesini konuşur halde gösterecektir. Ayrıca yine sihir ve hipnozla, annesinin O’na katılmasını tavsiye ettiğini kendisine işittirecektir. Görme ve işitme halüsinasyonları olacaktır. (Dışarıdan bakan sihirin etkisinde olmayan bir kişi ise o görüntüyü göremeyecektir.)
Deccal, önce beklenen Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek, ardından da Hıristiyanlığın teslis inancındaki gibi Allah’ın kendisine hulül ettiğini (içine girdiğini) söyleyerek ilahlığını ilan edecektir (Allah� tenzih ederiz). Bu sapkın yöntemi kullanarak dünyada muazzam bir taraftar kitlesi kazanacaktır. Daha çok keyfe ve zevke yönelik, ahlaksızca ögretileri ve tavsiyeleri olacağı için taraftarlarının sayısı daha da artacaktır.
Böyle azgınlığın arttığı bir devrede İslam alemi de Hz. Mehdi (a.s.)�n liderliğinde birleşmiş olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.), her ne kadar Hıristiyan alemini “Sahte Mesih”e karşı uyaracaksa da, Hıristiyanlar, tam bekledikleri tarzda iddialarda bulunmasından, bekledikleri zamanda zuhur etmesinden ve İstidrac nevinden birçok harikalıklar göstermesinden dolayı bu izahlara aldırmayacaklardır.
Hz. Mehdi (a.s.), deccalin gösterdiği istidracı harikalıkları bozma konusunda bir öncü olacak ama deccalin kirli oyunu yine de sona ermeyecektir. O halüsinasyonlardan oluşan istidracı harikalıkları ve deccalin bu sinsi oyununu tamamen ortadan kaldıracak, onun fikir sistemini yok edecek olan Hz. İsa (a.s.) olacaktır.
Bediüzzaman, bu gerçeği şöyle izah eder:
Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan) o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.
Mektubat, 53
|
Hz. Musa (a.s.) o zamanın deccallerinin isdidraclarını ancak mucize ile yok etmişti.
|
|
Hz. İsa (a.s.) Lud kapısında Mesih-i Deccal ile karşılaşacak, onu tartışarak yenecektir; Deccali öldürmesinden kasıt onun fikir sistemini yok etmesidir. Hz. Musa (a.s.)�a aynı şekilde Firavun’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. İbrahim (a.s.) ise Nemrud’un fikir sistemini yok etmişti. Hz. Mehdi (a.s.) süfyanın şahsını değil fikir sistemini yok edecek, Hz. İsa (a.s.) da, Mesih-i Deccal’in fikir sistemini ortadan kaldıracaktır. Önemli olan da, ebette ki bu şahısların yaydığı sapkın ideolojinin, toplumları helake götüren kirli fikir sisteminin ortadan kalkmasıdır.
Deccali yenip fikir sistemini ortadan kaldıracak olan Hz. İsa (a.s.)’ın gerçek Mesih olduğunu anlayan Hıristiyan alemi, Allah�n izniyle, büyük bir süratle Allah�n takdir ettiği doğru yola yani hak din olan İslam’a girecektir. �strong>Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur,�(Nisa Suresi, 159) ayetinde belirtildiği gibi, bundan sonra tüm dünya Allah�n hak dinine tabi olacak ve dinsizlik tamamen ortadan kalkacaktır.
Hz. İsa (a.s.) Zamanında Yeryüzü Barışla Dolacak
|
Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Mesih-i Deccal’in tüm fikir sistemini ortadan kaldırıp, sistemini dağıttıktan sonra dünyaya hakim olacaklardır. O zaman tek bir dinin yani İslamiyetin yeryüzüne yayılması ile ırkçılık, milli egoizm yok olacak; sevgi, kardeşlik, güzel ahlak ana düşünce haline gelecek; ayrıca masonluk, siyonizm, materyalist felsefe, komünizm, faşizm, kapitalizm gibi diğer sapkın ideolojiler de tarih sahnesinden silinecek; egoistlik, bencillik, kin, düşmanlık gibi her türlü sapkınlık anlamını kaybederek yok olacaktır. Savaşların, çatışmaların sebepleri yok olacağı için, savaş sanayine harcanan tirilyonlarca para, bu sefer meşru ihtiyaçlara, gıda, imar, teknoloji, bilim, kültür, sağlık harcamaları gibi son derece gerekli ve önemli ihtiyaçlara ve bunun yanında da insanların mutluluğu için gerekli diğer yatırımlara harcanacaktır. Elbette doğrusunu Allah bilir.
Hz. İsa (a.s.) Zamanında Büyük Bolluk Olacak
|
Hz. İsa (a.s.) zamanında, bilimin gelişmesiyle hayvansal ve bitkisel gıdaların üretimi arttırılacak, ilim ve teknoloji son safhaya ulaşacak, dünya kurulduğundan bu yana teknolojik olarak en gelişmiş çağ yaşanacaktır. İnsanlar teknolojinin imkanlarıyla çok rahat ve bolluk içinde yaşayacaklardır. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)�n öncülüğünü yaptığı bu kutlu dönem, insanların rahatlık, huzur, güven ve mutluluk içinde yaşadıkları bir refah dönemidir. Bu döneme bu yüzden “Altın Çağ” adı verilmiştir.
Hz. İsa (a.s.) Yeni Bir Din Getirmeyecektir
|
Kadi Iyaz: “Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi, Deccal’i öldürmesi haktır ve gerçektir. Ehl-i Sünnet mezhebi ve yolu bu konuda varid olan hadisler nedeniyle budur. Ne akli yönden ne de Ser-i Şerif’te bu görüşü iptal edebilecek hiçbir delil yoktur. Bu itibarla bu hüküm sabittir. Mütezile ve Cehemiye mezheplerine mensub bazı kimseler ve onlara katılanlar bu konudaki hadislerin, Allah’ın 33/40- “Muhammed, … ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” mealindeki ayete, Peygamber Efendimizin “Benden sonra hiçbir peygamber yoktur” mealindeki hadisine ve Peygamberimizden (s.a.v.) sonra hiçbir peygamberin olmadığına ve şeriatının kıyamete dek ebedi olup, hükümlerinin yürürlükten kalkmayacağına dair Müslümanların icma’ına ters düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olduğunu ileri sürmekteler ise de; Bu iddia ve gerekçe batıldır. Çünkü Hz. İsa (a.s.) ‘ın inmesinden maksad onun şeriatımızı yürürlükten kaldırıcı bir şeriatla ve Peygamber olarak inmesi değildir. Ne bu hadislerde ne de başka hadislerde böyle birşey yoktur. Bilakis Hz. İsa (a.s.)’ın şeriatımızla hükmedecek adil bir hakim ve halkın terkettiği şeriatımızın hükümlerini ihya edici olarak ineceği sahih hadislerle sabittir.” demiştir.
Sünen-i Ibn-i Mace, 10/338
Hz. İsa (a.s.) inecek ve hatem’ür rüsul Resulullah (s.a.v.) efendimizin şeriatina tabi olacaktır.
Mektubat-i Rabbani, 2/1309
Hz. İsa (a.s.) Efendimiz ahirzamanda yeryüzüne indirildiği vakit, peygamberlikle vazifeli olarak yeni bir şeriat getirmeyecektir. Sahih hadislerin ve İmam-Rabbani Hazretleri’nin izahında belirtildiği şekilde, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Şeriatını uygulayacaktır. Kur-an-ı Kerim ayetlerine göre hükmedecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın Hilyesi
|
Hz. İsa (a.s.) Peygamberimizin (s.s.v) Kabri Yanına Defnedilecektir
|
.
Hz. İsa (a.s.) yeryüzünde yaklaşık 40-45 sene kaldıktan sonra vazifesini tam yapmış olarak vefat edecektir. Müslümanlar cenaze namazını kılıp, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabri yanına defnedeceklerdir.
Risale-i Nur Külliyatında İsa Aleyhisselam
Hz. İsa (a.s.) Dünyaya Tekrar Gönderilecektir:
Süfyan ve mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki, ahir zamandan dinsizliğin iki ceryanı kuvvet bulacak.
Birisi: Nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkar edecek süfyan namında müdhiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Al-i Beyt-i Nebevinin silsile-i nuranisine baglanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, o Süfyanin şahs-ı manevisi olan cereyan-i münafikaneyi öldürüp dağıtacaktır.
(Mektubat, 53)
****
Hadis-i şeriflerde Hz. İsa (a.s.)’dan önce geleceği bildirilen Hz.Mehdi; Süfyan’ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı tamire çalışacak, İslamiyetin yeniden canlandırılmasına ve dünya çapında yayılmasına gayret edecektir.
Hz.Mehdi (a.s.), Allah’ı inkar üzerine kurulmuş bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak, başta Süfyan’dan kaynaklanan bütün fitne ve fesad odaklarını, kurumlarını kapatacaktır. Mehdi, Halife ünvanıyla İslam aleminin başına geçecek, Kur-an-ı Kerim’i ve iman esaslarını günün şartlarını da dikkate alarak ilmi bir şekilde insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarını güçlendirecektir.
İkinci cereyan ise: Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-i nemrudane, gittikçe ahirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasiyle intisar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmiyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir güna hakimiyet verir. Öyle de : “Allah’ı inkar eden o cereyan efradları birer küçük Nemrud hükmünde nefislerinde birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hadisatı nev’inden müdhiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip, cebbarâne sûri hükûmetine bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe maglûb olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi, ne derece ahmakcasına bir maskaralık olduğu malumdur.
İşte böyle bir sırada (Mesih-i deccalin ortaya çıktığı sırada), o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (a.s)’in şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlik dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyete inkilab edecektir… Ve Kur’an’a iktida ederek, o İsevilik , şahs-ı manevisi, tabi; ve İslamiyet, metbu’ makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavetta cism-i başerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Sey’in vadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadir-i Külli Sey “va’detmiş elbette yapacaktır.
(Mektubat, 53-54)
****
Mesih’i Deccal’in çok kuvvetli olduğu bir devrede, Hıristiyanlık dini, içinde bulunduğu hurafelerden, sapkınlıklardan (teslis, haç, domuz eti yemek v.s.) temizlenecek, ilk nuzül ettiği, orjinal haline dönecektir. İlahi dinler birbirinin devamı olduğundan birisi bozulunca diğeri onu düzeltmek ve yeni hükümler koymak için gönderildiğinden, Hıristiyanlık da hurafelerden, sapkın inançlardan kurtulduktan sonra manen bir nevi İslamiyet olacak, dolayısıyla Hıristiyanlar da Kur-an-ı Kerim’e uyacaklardır. Aynı durum Musevilik için de geçerli olacak. Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Museviliğin birleşmesi sonucunda inananlar kuvvetlenip, dinsizlik cereyanını yok edecek bir güce gelecek; iman edenlerin başında ise, Allah tarafından cismani olarak dünyaya gönderilmiş olan Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) bulunacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) Allah’ın vaadine dayanarak haber vermiştir. Allah elbette vaadini yerine getirecektir.
Sahih hadislerde müjdelenen hususlar bunlardır. Ahirzamanda gelmesi beklenen Hz. İsa (a.s.) efendimizi tek bir zat olarak değil de “şahs-ı manevi veya cemaat” şeklinde düşünmek veya “gelmiştir, görevini yapıp vefat etmiştir” iddiasında bulunmak, mütevatir haline gelmiş bu konuyu yalanlamak olur ki, manevi sorumluluk getirebilir, müslümanlara çok büyük zarar verebilir. Allah bunu vaadetmiştir ve vaadini elbette yerine getirecektir. Bediüzzaman başka bir eserinde de Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya tekrar gelmesinin kesin olduğunu bildirmektedir.
Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa’nın semavi nüzulu kat’i olmakla beraber; mana-yi işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane işaret ediyor.
(Kastamonu Lahikası, 50)
Hz. İsa (a.s.) Mesih Deccal’i Öldürecektir:
Kat’i ve sahih rivayette var ki: “İsa Aleyhisselam büyük Deccal’i öldürür.”
Vel’ilmü indallah, bunun da iki vechi var:
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal’i öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve muc’cizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.
İkinci vechi şudur ki: “Şahs-i İsa Aleyhisselam’ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal’in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcaderek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta, “Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur. ” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur-aniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.
(Sualar, 493)
****
Sihir ve hipnotizma gibi harikulade kuvvetlerle herkesi etkileyerek varlığını sürdüren deccal ve onun fikir sistemi, ancak, vahiyle hareket eden gerektiğinde mucizelerle desteklenen Hz. İsa (a.s.) tarafından yok edilecektir.
Hz. İsa (a.s.) tekrar dünyaya geldigi zaman yeni bir din getirmeyecek, Islam dinine uyacaktir. Fakat bir peygamber olduğu için, kendisine vahiy gelecek ve mucize gösterecektir.
Hz. İsa (a.s.)’ın idaresi altında Hıristiyanlığın hakikati ile İslamiyeti birleştiren talebeleri, bu birleşmenin sağladığı güç ile Mesih-i Deccal’in dinsizlik cereyanını, Allah’ı inkar fikrini etkisiz hale getirip, yok edecektir.
Hem alem-i insaniyette inkar-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zir ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i Hz. İsa (a.s.) ‘ın din-i hakikisini İslamiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkar ve fedakar bir İsevi cemaati namı altında ve “Müslüman İseviler” ünvanına layık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hz. İsa (a.s.)’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkar-ı uluhiyetten kurataracak.
(Mektubat 413)
Hz. İsa (a.s.) Geldiğinde Başlarda Tanınmaması:
Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes O’nun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile O’nu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes O’nu tanımayacaktır.
(Mektubat, 54)
Bediüzzaman hazretleri, Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya geldiğinin ilk yıllarında ancak yakın talebeleri tarafından imanın nuru ile tanınabileceğini, yoksa herkesin açıkça onu tanıyamayacağını bildiriyor.
Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nuzülü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.
(Sualar, 487)
Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne ilk geldiği vakit (nüzul ettiği vakit) imtihan sırrı olarak kendisini bilmeyecek, daha sonra kendisinin farkına varacaktır. Talebeleri de imanın nuru ile O’nu zann-ı galiple (büyük zanla) sonradan tanıyacaklardır. Herkes açıkça O’nun Hz. İsa’(a.s.) olduğuna hemen kanaat getiremeyecekdir. Küçük bir Hıristiyan grup içerisinde mücadelesine başlayacaktır.
Hz. İsa (a.s.) tam anlamıyla zuhur ettikten sonra görebilen herkes onu görecek ve hakiki Hz. İsa (a.s.) olduğunu bileceklerdir. Fakat yine de “Acaba gerçekten İsa bu mu?” diye şüphe edenler var olacaktır. Böyle şüphesi olanlar küfürle suçlanamaz, çünkü bu konu bir Akaid konusu değildir. Yalnız böyle şüphede olanlar bu mübarek şahsın feyzinden, bereketinden mahrum kalabilir.
Hz. İsa (a.s.)’ın Küçük Bir Cemaati Olacak:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve ona tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)
Hz. İsa (a.s.) küçük bir cemaat içerisinde vazifeye başlayacaktır. Daha ziyade İsrail ve İsrail’e yakın bölgelerde faaliyet gösterecektir. Okullarda ve askeri birimlerde talebeleri olacak ilk başta kendilerini gizleyeceklerdir.(Doğrusunu Allah bilir)
|
Hz. İsa (a.s.) Hakkında Bazı Hadisler Mütaşabihtir:
Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa (a.s.)’ın inmesine ve Deccal’i öldürmesine aid hadislerin müteşabih (benzetmelerle anlatılan) hadislerden olduğunu, muhakkak tevilinin yapılması, yani müteşabihatının çözülerek açıklanması gerektiğini izah etmektedir. Aksi takdirde, sözde alimlerin bu hadislerin müteşabıhatına aldırmadan, zahirine bakıp şüpheye düştüğünü veya hadisi tamamen reddetme yoluna gittiklerini ifade etmektedir.
Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.) nüzulüne ve Deccal’i öldürmesine ait hadis-i şahihanın ma’na-yı hakikileri anlaşılmadığından, bir kısım zahir ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler; veya sıhhatini inkar edip, veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-i müslimine zarar verirler. Mülhidler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri şerr-i rüşte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkarane bakıp taarruz ediyorlar. Risale-i Nur, bu gibi ehadis-i müteşabihenin hakiki te’villerini Kur’an feyziyle göstermiş. Şimdilik nümune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki:
Hz. İsa (a.s.) Deccal ile mücadelesi zamanında, Hazret-i İsa (as) onu öldüreceği vakitte, on arşın yukarıya atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudda o derece Deccalin heykeli Hazret-i İsa Aleyhisselamdan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahiri ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi nev-i beşerde cari olan adetullaha muvafık düşmüyor.
(Kastamonu Lahikası, 49)
****
Rivayette var ki: İsa Aleyhisselam Deccal’i öldürdüğü münasebetiyle “Deccal’in fevkalade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselam ona nisbeten çok küçük bulunduğunu..” gösterir.
Bunun tevili şu olmak gerektir ki:
İsa Aleyhisselam’ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal’in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
(Sualar, 495)
Bediüzzaman Hazretleri, hadis-i şerifte İsa aleyhisselam’ın Deccal ile mücadelesinde onu öldüreceği vakitte on arşın (5 metre) yukarıya atladıktan sonra kılıcı ancak onun dizine yetiştirebildiği derecesinde Deccal’in İsa (a.s.)’a oranla boyunun on-oniki katı (18-20 m.) uzun olması gerektiğini izah etmektedir. Böyle bir yaratılış, Allah’ın kudreti dahilinde olmakla beraber adetullaha aykırıdır.
Adetullah: Allah’ın kainatta koyduğu değişmez yasalar.
Ancak bu bekleniş tarzı deccalin asker gücüne, eğitim kurumlarına ve her alanda maddi bakımdan üstün ordularına kıyasla Hz. İsa (a.s.) ve cemaatinin sayıca çok daha az olduğuna işaret ettiği şeklinde açıklanırsa, mesele daha akılcı anlaşılır bir hale gelmiş olur.
Popularity: unranked [?]
KURAN’DA AHİR ZAMANA VE HZ. MEHDİ (A.S.)’YE İŞARET EDEN AYETLER
15 Haziran 2010 Yazan Harun YahyaKURAN’DA AHİR ZAMANA VE HZ. MEHDİ (A.S.)’YE
İŞARET EDEN AYETLER
Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas Suresi, 5)
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (Araf Suresi, 94)
Andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye. (Enam Suresi, 42)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41)
Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı. (Nahl Suresi, 112)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)
… Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. (Meryem Suresi, 59)
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır… (Taha Suresi, 124)
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı. (Hud Suresi, 116)
O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. (Bakara Suresi, 205)
***
Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerinde(sin). (Yasin Suresi, 3-4)
Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (O delil de) Allah’tan gönderilmiş bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır; onların içinde dosdoğru ‘yazılı-hükümler’ vardır. (Beyyine Suresi, 1-3)
İçlerinden bir adama: “İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri katında ‘gerçek bir makam’ olduğunu müjde ver” diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür” dediler. (Yunus Suresi, 2)
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. (Yunus Suresi, 47)
Müşrikler istemese de o dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 33)
Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter. (Fetih Suresi, 28)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. (Secde Suresi, 24)
Dedi ki: “Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” (Taha Suresi, 123)
Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. (Zümer Suresi, 33)
***
Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir. (Enfal Suresi, 39)
İnkar edenlere de ki: “Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz.” Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran Suresi, 12)
Bizim uğrumuzda cehd edenlere (çaba harcayanlara), şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir. (Ankebut Suresi, 69)
Musa kavmine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.” dedi. Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık.” (Musa:) “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek” dedi. (Araf Suresi, 128-129)
O, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.) (Enfal Suresi,
Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)
De ki: “Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir. De ki: “Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.” (Sebe Suresi, 48-49)
De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur. (İsra Suresi, 81)
Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe Suresi, 32)
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saff Suresi,
Sonra biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü’minleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır. (Yunus Suresi, 103)
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
Dediler ki: “Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız.” Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem’de yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar. (Kasas Suresi, 57)
İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun refah içinde şımarıp azan önde gelenleri (şöyle) demişlerdir: ‘Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz’(O peygamberlerden her biri şöyle) Demiştir: ‘Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı? Onlar da demişlerdi ki: ‘Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız’. (Zuhruf Suresi, 23-24)
***
Gönderilmişlere selam olsun. (Saffat Suresi, 181)
İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin. (Bakara Suresi, 252)
… Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 148)
Ve derlerdi ki: “Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?” Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı. (Saffat Suresi, 36-37)
Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. (Saffat Suresi, 171-173)
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah’ın sözlerini (va’dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi. (Enam Suresi, 34)
Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun (Mürselat Suresi, 1)
Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 9)
***
Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir… (Nur Suresi, 55)
Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)
Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da: “Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır” diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)
Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir. (Ahzab Suresi, 27)
Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 14)
… Kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir. (Hac Suresi, 41)
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)
Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah’ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir. (Şuara Suresi, 227)
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz’afları) mirasçılar kıldık… (Araf Suresi, 137)
Allah, yazmıştır: “Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)
Allah’ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir. (İbrahim Suresi, 47)
Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)
Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana ‘üstün ve onurlu’ bir zaferle yardım etsin. (Fetih Suresi, 1-3)
… Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi, 27)
Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Yunus Suresi, 64)
De ki: “Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.” (Taha Suresi, 135)
Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)
Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… (Nisa Suresi, 59)
“Korkma” dedik. “Muhakkak sen üstün geleceksin.” (Taha Suresi, 68)
***
Gerçekten Allah’ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (Fatır Suresi, 29)
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 261)
Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabbiniz var. (Sebe Suresi, 15)
Sizin yanınızda olan tükenir, Allah’ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)
De ki: “Şüphesiz ‘lutuf ve ihsan (fazl)’ Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah (rahmeti) geniş olandır, bilendir. O, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah büyük ‘lutuf ve ihsan (fazl)’ sahibidir.” (Al-i İmran Suresi, 73-74)
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)
Popularity: unranked [?]








