SAYIN ADNAN OKTAR BİR GÜNÜNÜ NASIL GEÇİRDİĞİNİ ANLATIYOR

Oda TV, 25 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: Benim günüm çok dolu geçer ve çok da hareketlidir, fazla uykuya vakit ayıramıyorum. Kıyamıyorum vakte, çünkü ben uykuyu hayattan alınmış bir parça gibi görüyorum. Onun için üç dört saatin dışında uyumam, sabah namazında kalkarım. Ondan sonra sürekli hareketli oluyorum. Gazeteler benim çok hoşuma gider. İnternetten değil de özellikle gazetelerden okumak çok hoşuma gider. Haberleri süratlice okurum, beni ilgilendiren yerler varsa altlarını çiziyorum. Onların tekrar incelenmesi için arkadaşlarıma veriyorum. Ama dinlenme, yahut özel zevklerimle ilgili merak ediyor olabilirsiniz. Ben hayvanları, çiçekleri, bitkileri çok severim. Bir çok kedim var, çok çok sevimli. Mesela bir tanesini geçenlerde annesi terk etti, kocaman büyük kedi oldu ama çocuk gibi kaldı. Sürekli sevgi istiyor ve evin önünden hiç ayrılmıyor. Normalde kediler gider dışarıda bir şeyler araştırır falan, bu çok terbiyeli, sürekli camın önünde duruyor. Mesela o benim çok hoşuma gidiyor, çok şefkatimi kabartıyor, çok etkiliyor. Bir de sürekli doymayan bir özelliği var, sürekli ona ciğer yetiştirmek durumundayız. Ağaçlarım var, meyve ağaçlarım onlarla ilgileniyorum. Bir kısmının yeni meyveler olgunlaştı, onların gübrelerine, dallarının budanmasına, o tip konulara dikkat ediyorum; solmamasına özen gösteriyorum. Geçenlerde bir çiçek almıştım, bir hayli açmış böyle küçük küçük, yeni yeni tomurcuklar vermiş. Akşam dikkatlice onu izledim, süper sevimli, çok şahane bir şey, yani hayret incecik dalı upuzun uzanmış, çiçeği de çok şahane, bayağı güzel, renkleri de dolu dolu. Allah’ın verdiği çok güzel nimetler bunlar. Yani o kadar çok ki, seyredilecek, sevilecek şey o kadar çok ki. İnsanın ne vakti yeter, ne ömrü yeter.
IHA, 6 Nisan 2008
İHA: Efendim bir de son olarak Adnan Oktar özel hayatında neler yapar? Bahsetmek istediğiniz birşeyler var mı? Nasıl bir ev yaşamınız var? Bunlarla ilgili paylaşmak istediğiniz bir şeyler varsa.
ADNAN OKTAR: Özel hayatımda benim en çok sevdiğim şey kedilerdir. Benim bir kedi ordum var, onlarla uğraşırım. Resim yapmaktan çok hoşlanırım. Modern resim yapıyorum. Bahçe işleri ile uğraşırım. Ağaçları buduyorum, bazen gülleri, çiçekleri düzenliyorum. Bazen de dışarı çıkıyorum, eskiden pek bu kadar dışarı çıkmazdım şimdi daha sık dışarıya çıkıyorum.
Tempo TV, 24 Aralık 2008
ADNAN OKTAR: Lise yıllarında hep araştırmakla geçti ömrüm, yani hep okuyordum, araştırıyordum, inceliyordum. Ben öyle çok fazla sokakta gezen, oraya buraya giden birisi değildim. Evde kimya laboratuarım vardı benim, onunla uğraşırdım. Seramik tarzı çalışmalar yapardım evde, heykel tarzı şeyler yapardım kilden, resim yapardım, halen de yapıyorum resim 3 metreye 2 metre, 3'e 3 büyük duralit üstüne yağlı boya tablo yapıyorum, modern sürrealist resimler yapıyorum çok fazla arkadaşlarımın evlerine de hediye olarak verdim var birçoğunun evinde bulunuyor. Kara kalem resim yapardım, ondan hoşlanırdım, maket yapıyordum evde çeşitli küçük şeylerin maketlerini yapıyordum uçak maketleri yapıyordum, yani günümü öyle değerlendiriyordum, kitap okuyordum ama en çok kitap okumaktan çok zevk alıyordum.
Kuşadası TV, 14 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: Fırsat bulursam, benim en çok sevdiğim hayvanlar kedidir. Duman kapıdaydı mesela yine, bilmiyorum gördünüz mü? Yani onlara bakmaya doyamam ben. Yavruları var, onlar da öyle, onlarla ilgilenmek. Tavşanlar var, tavşanlarım. Süperler. Allah onlarda çok güzel tecelli ediyor. Geçen gün de iki tane de kuzu aldım. Onlar da şeker, süper tatlı varlıklar. Bunlar insanı çok dinlendirir, içini açar. Şefkatini daha coşturur. Ruhu dinlendirir. Çok hoş, Allah’ın nimetleri. Onlara vakit ayırıyorum. Onun dışında işte biraz vaktimiz olursa, havuz da yakınsa biraz yüzüyorum bazen.
Gaziantep Kanal 5, 20 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: Hepsi birbirine eşit olmuyor. Mesela bazen röportajlar oluyor o gün daha yoğun oluyorum. Ama erken kalkmayı ben severim. Sabah erken kalkmak, eskiden beri hep öyledir. Fazla uyumak da beni çok rahatsız ediyor. 3 saat 4 saat uyuduğumda hatta onu bile fazla görüyorum kendime. Hemen kalkarım duş alıp şöyle bir hemen dinçleşiyorum daha iyi oluyorum, biraz da yürüyorum, yürüyünce daha da açılıyorum, daha iyi oluyor kendime hafif bir kahvaltı yaparım genellikle kalktığımda, zeytin çok severim. Hurma severim. Ondan sonra ağır yiyeceklerden kaçınırım. Sebze yemeklerini seviyorum, çoğunu da kendim yaparım.
SAYIN ADNAN OKTAR MİMAR SİNAN
ÜNİVERSİTESİ'NDEKİ
YILLARINI ANLATIYOR
Kırşehir Ahi TV, 15 Temmuz
2008
ADNAN
OKTAR: MaşaAllah. Tabi, hidayeti veren Allah. Ben lise yıllarına
kadar namaz kılmıyordum. Lise sonda, son yıllarında, o zaman ki
devirde, genel olarak işte anarşi, terör de vardı Türkiye’de.
Düşündüm Allah’ın varlığı, birliği konusunu. Marksizmi
inceledim, faşizmi inceledim. Benim bulunduğum ortam zaten tam
olayların olduğu ortamlardı. Ankara Siyasal, Ankara Kurtuluş
Lisesi, Hukuk Fakültesi, Hacettepe benim hep bulunduğum
muhitlerdi. Hep silahlı çatışmalar olur, olaylar olur,
bombalamalar olur. Yani gözümün önünde insanlar dövülürdü
görürdüm. Kurşunlamalar olurdu. Allah beni korudu. Hepsini
yakinen gördüm. Sokakta yürüyüşler olurdu. Her görüşten insanlar
yürüyüşlere katılırlardı. Büyük olaylar olurdu. Allah beni böyle
bir ortamda yetiştirdi. Öyle bir ortamda kendim düşünerek bu
yola girdim. Elhamdülillah. İslam yoluna, Kuran’ın yoluna tam
girdim. Hatta hiç unutmam, namaza başlayacağım vakit Ankara’ya
gittim, Ulus’a. Pazar günüydü hatırladığım kadarıyla. Yerde
kitaplar satılıyordu böyle, küçük kitaplar. Orada satılan Namaz
Hocası diye bir kitap var, küçük ince birşey. Namazı öğrenecek
kişi de bulamıyordum. Soracak birini de bulamamıştım. Oradan
aldım kitabı, kendimce oradan ne anladımsa onu uygulamaya
çalışıyordum. Okuyup öğrenip yapıyordum. Sonra Ömer Nasuhi
Bilmen’in Tam İlmihali’ni aldım. Orada tam kapsamlıydı. Böyle
gece gündüz sürekli okuyordum o zamanlar. İmam-ı Gazali’nin
İhya’sını aldım. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını aldım. En
sonunda Said-i Nursi’nin, Said-i Nursi Hazretlerinin, Üstad
Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı aldım. O bende çok
ciddi, derin etki yaptı. Çok büyük faydasını gördüm,
Elhamdülillah. O arada da bilgim bir hayli arttığı için
anlatacak da insan arıyordum. Ne yapayım dedim? Güzel Sanatlar
Akademisi, Fındıklı. Orayı gözüme kestirdim, orası çok iyiydi.
Hem Marksistlerin çok yoğun olduğu bir yer, yani tamamen onların
hakimiyetindeydi, hem de sanatın kalesi. Üstad Said-i Nursi
Hazretleri de, sanat, marifet ve ittifakla karşı mücadele
vereceğiz diyor, ateizme karşı. Ben tam yerine gidiyorum o zaman
dedim. İmtahanlarına girdim. Allah’a şükür okulu üçüncülükle
kazandım o zaman. Resim imtihanlarına girmiştim. Çok
beğenmişlerdi yaptığım resimleri. Hocaların biri gidip, biri
geliyordu. Kara kalem güzel resim yapıyorum. Çok
etkilenmişlerdi. Üçüncü olarak kazandım. Okul benim için çok
uygundu. Atölye çalışması vardı, devam mecburiyeti yani o kadar
kontrollü değildi. Sabahtan akşama kadardı okul. Açıktı atölye
de, yani inanılmaz kolay faaliyet yaptım Allah’a şükür.
Darwinizm ile ilgili kitaplar dağıttım. Tebliğ yaptım, anlattım.
Okul iyice doyduktan sonra, yani kanaatim geldikten sonra, ben
dedim, şimdi Felsefe bölümüne geçeyim İstanbul Üniversitesi’nin.
Üniversite imtihanlarına girdim. Orası da yine ilk tercihimdi,
orayı da kazandım. Orada da faaliyetlerime başladım, devam
ettim. Ama baktım ki, fert fert anlatmaktansa kitap olarak
anlatmak daha etkili olacak, daha geniş kitlelere yönelecek. O
zaman kitap yazmaya karar verdim. Sonra işte malum biliyorsunuz
bu eserler ortaya çıktı. Ben eskiden bunları tek tek belgeyle
anlatırdım. Mesela Darwinizm ile ilgili belgeleri toplamıştım,
dosyam vardı benim, siyah bir dosyam vardı. Onu açardım, bir bir
anlatırdım. Sonra düşündüm bunlar böyle dosya ile taşıyacağıma
kitap olsun bunlar, kolay herkese de dağıtayım dedim. Sonra
böyle işte çok güzel, başarılı çalışmalar oldu Allah’a
hamdolsun. Ama bunların tabii tamamını yapan Allah’tır. Hepsini
yapan Allah’tır. Etrafıma insanları toplayan, insanları sevdiren
de Allah’tır. Çünkü mucize, yani üniversite öğrencisi bir insan,
genç, yakışıklı, zengin, son derece zeki, kolej bitirmiş, iyi
bir aileye mensup. Böyle bir insanı artık dünya bekliyor,
dünyanın bütün nimetleri bekliyor. Ama bu insanlar benim ismimi
duyarak, arkadaşları birbirlerinden haber alarak yanıma
geliyorlardı. Konuşmalarımdan da çok etkileniyorlardı
Elhamdülillah, belki samimiyetimi Allah vesile etmiştir. Ben
hala da şaşırıyorum, yani bu kadar insanın beni sevmesi,
etrafımda toparlanması, bu kadar fedakarane, bu kadar sadık, bu
kadar candan, bu kadar metanetle, ki üstümüze ne kadar
gelindiğini herkes görüyor.
Al Baghdadi, 5 Ağustos 2008
ADNAN OKTAR: Benim ailem laik, klasik bir ailedir. Orta halli.
Ankara’da bir aile. Annem, babam, abim beraberdik, anneannem de
vardı, dedem de vardı hatta birlikteydik, fakat laik aileydiler.
Namaz kılan bir tek rahmetli dedem namaz kılardı. Babam bazen
Cumalara giderdi. Annem namaz kılmazdı. Abim de kılmazdı. Ben
lise yıllarımda, lise sonda zannediyorum namaza kendim
araştırarak, inceleyerek Allah’ın varlığının açık olduğunu
görerek kendim karar verdim. Ve kitaplar aldım. Çeşitli
ilmihaller aldım. Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalini almıştım o
devirde. Said Nursi Hazretleri'nin kitaplarını aldım. Ona benzer
birçok kitap aldım. Hatta Hüseyin Hilmi Işık’ın Tam İlmihali
vardı, çok detaylı bilgiler bulunan bir kitap, onu almıştım.
İmam Gazali’nin İhyâsını, İmam Rabbaninin Mektubat’ını, Ebu
Leysi Semerkandi Hazretlerinin eserlerini almıştım. Ayrıca
çeşitli eserler almıştım, yine hazır küçük kitaplar yani
asrımızın alimlerinin yahut yazarlarının yazdığı kitapları
almıştım. Onları okuyarak gittikçe bilgimi geliştirdim. Sonra
akademiye geldiğimde İstanbul’daki Fındıklı Güzel Sanatlar
Akademisini kazanmıştım ben. Üçüncülükle kazandım orayı. Orayı
kazandığımda çok da benim için güzel oldu. Yani istediğim bir
şeydi zaten. Şu bakımdan okul tamamen marksistlerin
kontrolündeydi. Markistlerin hakimiyeti vardı. Orada çok rahat
tebliği yapabileceğimi düşündüm. Nitekim de yoğun olarak orada
tebliğ faaliyetlerine başladım. Okulun koridorlarında ders
aralarında hatta dersin içinde bile tebliğ faaliyetlerini
yapıyordum. Bazen hocalar gelip o topluluğu dağıtıyorlardı.
Atölye derslerinde özellikle hocalar müsaade etmiyorlardı. O
şekilde faaliyetlerime devam ettim. Orada şu anda da ünlü olan
hocalar vardı. Profesörler vardı. Onlara Evrim teorisiyle ilgili
küçük kitapçıklar vardı. Evrim teorisinin geçersizliğini anlatan
kitaplar. Onları dağıtıyordum. Onlardan eleştiri istiyordum.
"Hocam siz bunu okuyup bana eleştirir misiniz" diyordum. Ama
asıl amacım kitabı okumalarını sağlamaktı tabi. Yani eleştiriden
ziyade, okuduğunda netice alacağımı biliyordum. Nitekim de öyle
olmuştu. Okulda bir hayli etkili oldum. Bir arkadaş çevrem
oluştu. Sonra İstanbul Üniversitesine geçtim. Felsefe bölümüne
orada da yine marksistlerin hakimiyeti vardı. Orada da o şekilde
yine faaliyetlere başladım. Sonrada bu kitap çalışmalarım,
bilinen bunlara başladım. Bu kitap çalışmalarına başladım halen
de devam ediyor.
Çay TV, 23 Temmuz 2008
ADNAN OKTAR: 1979 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nin iç mimari
bölümünü dördüncü olarak kazanmıştım. Ama işin doğrusu okula
giriş amacım sadece iç mimari okumak değildi, tebliğ yapmak için
çok uygun bir yer olarak görmüştüm Güzel Sanatlar Akademisi'ni.
Gerçekten orası Marksistlerin kontrolündeydi, çeşitli hiziplerin
kontrolündeydi, birçok sol fraksiyonun kontrolündeydi. Hemen
hemen namaz kılan hiç yoktu. Yani varsa da kendini gizliyordu.
Hiç ortada öyle bir kimse yoktu. Bitişikte Molla Cami vardı, ben
oraya namaza gidiyordum sadece, Cuma namazlarına ve normal gün
içindeki öğlen ve ikindi namazlarını orada kılıyordum, bazen de
akşam namazını kılıyordum. Tebliğ için son derece uygun olduğunu
gördüm ortamın, hatta derste bizim bulunduğumuz binada topluca
ders yapıyorduk, orada masalarda olan öğrenciler de yanıma
geliyorlardı, kalabalık oluşuyordu benim bulunduğum yerde, zaman
zaman da hocalar gelip uyarıyorlardı, bu faaliyeti durdurmam
için, bu tip konuşmalar yapmamam için. Fakat buna rağmen ben
yapıyordum. 2 yıl, 3 yıl oradaki tebliğ faaliyetlerimden sonra
3-4 tane arkadaşım oluştu orada, çevremde. İlk çekirdek öyle
oluştu. Ondan sonra yavaş yavaş gelişmeye başladı.
Mersin TV, 5 Eylül 2008
ADNAN OKTAR: 79’da akademiye gelmiştim. Güzel Sanatlar
Akademisine, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisine. Akademinin
kütüphanesi vardı. İlk orada fosil resimlerini bulmuştum. Anti-darwinist
çalışma yapıyordum, ama kitaplar Darwinist kitaplardı. Fakat
yine de fosil resimlerini koymuşlar. Baktım hiç değişmemiş
fosiller. Sayfalara baktım. Gerçi az sayıda koymuşlar, ama
değişmemiş. Hemen okul kütüphanesinin fotokopi makinası vardı.
Orada fotokopileri çıkarttım. Kendime bir dosya yaptım böyle
kalınca bir dosya yaptım. Hilmi Yavuz hocamız vardı. Felsefeci,
o zamanlar Marksist ve sol görüşlere sahipti, yani dine karşı
bir tavrı vardı. Dine inanmıyordu. Fakat ben ona evrimle ilgili,
o küçük kitapçıktan vermiştim, tartışmıştık, konuşmuştuk,
anlatmıştım. Allah’a çok şükür yıllar sonra çok büyük değişiklik
oldu. Hilmi Yavuz hocamız da şu an Allah’a inanan, dini savunan
bir insan. Darwinizme’de karşı. Ercüment Tarcan hocam vardı.
Bilmiyorum yaşıyor mu, Allah uzun ömür versin eğer yaşıyorsa. O
da o zaman materyalist, Darwinist görüşe sahipti. Söylemişti,
"eğer tek bir tane hücre yapsınlar" dedi. Hiç aklımdan çıkmaz,
"ben kendimi okulun penceresinden aşağı atarım" dedi. Okulum
penceresi de gerçi 3 metre falan ama hocamın atmasını istemem
tabi oradan. Fakat çok etkilendiğini açıkça görmüştüm maşaAllah.
Ben o zamanlar işte her yerden resimler topluyordum. Mesela
Bilim Teknik dergisinden de Yaratılışı savunan deliler
bulmuştum. Birçok şeyler, hepsini dosyalamıştım. O sayede güzel
bir çalışma yapıyordum. Fakat Allah’ın bu kadar güçlü deliller
vermesi son zamanlarda, bu tabi bir mucize, yani dünyayı bu
kadar sarsması, mesela Rusya’da da çok büyük netice aldık.
Allah’a şükür.
Sivas Sipas TV, 2 Eylül 2008
MUHABİR: Üç yıl boyunca Mimar Sinan Üniversitesi’nde yalnız, tek
başınıza, camide tek başınıza namaz kıldınız. Bu süre zarfında
herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı? Sizi bu süre zarfında
etkileyen olaylar oldu mu? Yani, insanın tek olması, tek başına
bir mücadele vermesi, zannediyorum zordur, kolay olmamıştır. Biz
bu konuda, sizden bilgi alalım hocam, teksiniz, mücadeleye
çıktınız.
ADNAN OKTAR: Tabi ilk anlatımımda
mesela, birkaç kişi geliyordu sonra yine gidiyorlardı. 79,80, 81
hatta 82’ye kadar öyle oldu. Mesela, üç beş kişi geliyor,
gidiyorlar, bir kişi kalıyor, iki kişi kalıyor, tabi bu kader,
yani Allah’ın kaderi, ama ben gelişeceğimizi, güçleneceğimizi ve
çok iyi olacağımızı tahmin ediyordum, biliyordum. Çok sabırlı
olmam gerektiğine de inanıyordum. Benim çalışmalarımı yaparken,
okul tamamen Marksistlerin kontrolündeydi yani bir çok sol terör
örgütü ve sol fraksiyonlar orada hakimdiler. Ben okulun kantin
kısmına gelip kalabalığın içinde tebliğ yapıyordum,
anlatıyordum, açık bir tartışma oluyordu, yani alenen,
etrafımıza toplanıyordu solcular. Fakat baktılar ki çok etkili
olmaya başladım, Darwinizm’i anlatmada, materyalizmi
eleştirmede, çok etkili olduğumu görünce, bu sefer çok riskli
buldular. Bizim okulun atölyesindeki solcu öğrenciler, maket
bıçağı oluyor, böyle maket yaparken, evet o tarz bıçaklarla
onlarla geldiler ama, yani bir şey yontuyor gibi falan
yapıyorlar ama yani biz tehlikeliyiz, her şey yapabiliriz mesajı
vermek istediler herhalde. Burada dediler, senin bu tarz bir
çalışma yapmanı istemiyoruz dediler. Ama dedim, benim dediklerim
gerçek yani, eğer siz tartışamıyorsanız, liderlerinizi getirin
dedim onlarla tartışalım dedim. Onu da pek kabul etmediler. Ama
ben buna rağmen...
MUHABİR: İlk yılları mı
üniversitenin?
ADNAN OKTAR: Evet ilk yılları,
79’dan 82’ye kadar. Gizli gizli yine yapıyordum yani, gizli
gizli derken alenen yapıyordum. Molla Cami benim kitap depomdu.
Camide bir yere gizliyordum. O minberin arka kısmında benim bir
yerim vardı oraya gizliyordum kitapları. Çünkü toplu getirsem
dikkat çekiyordu kitaplar. Mesela, on tane koyuyordum dosyanın
içersine, benim bir siyah dosyam vardı plastik dosya. Onun
aralarına yerleştiriyordum. Sakin sakin öğrencilere şunu oku,
bana eleştir, eleştirisini getir diyordum, yani direk sana böyle
bir kitap veriyorum seni bilgilendireyim demiyordum.
Eleştirisini getir diyordum. Çok şahane tebliğ imkanım oluyordu.
Ordu Kanal 52, 29 Ağustos 2008
ADNAN OKTAR: Evet, 79-80 döneminde Fındıklı Güzel Sanatlar
Akademisiydi o zamanki ismi, iç mimari bölümünü kazanmıştım,
okulu üçüncülükle kazanmıştım, o zaman hocalarımızdan Hilmi
Yavuz vardı, ünlü felsefeci şair ve öğretim üyesiydi. Bu
derslerde hocamız o zamanlarda Darwinizm’i anlatırdı,
materyalist felsefeyi anlatırdı, Marksizm’i anlatırdı, savunur
tarzda anlatıyordu. Ben de onun derslerine katılıyordum, ben ona
bir gün Darwinizm ile ilgili küçük bir kitap verdim, "Hocam"
dedim, "siz bana bu kitabın eleştirisini yapar mısınız" dedim,
"memnuniyetle" dedi. 2-3 hafta kadar hocamızı takip ettim okuyup
okumadığını, sonunda odasına gittim "hocam okudunuz mu kitabı?"
dedim, "okudum" dedi, "kanaatiniz ne?" dedim, baktım çok
etkilenmiş, üslubundan anladım, yine bir gün kapıda, çıkış
kapısında arkadaşlarla beraber yolunu keser gibi oldum konuşmak
için "hocam" dedim "yeni bir kafatası bulunmuş" dedim, "bu
insanın evrimi konusunda konuya son noktayı koyan bir delil"
dedim "ne diyorsunuz?" dedim, onu inceledi elimde o zaman
fotokopi olarak yanımda dosyada gezdiriyordum, "farz edelim
Darwinizm yıkıldı" dedi, ama anladım ki hakikaten kanaati
gelmiş, "peki ne olur" dedi, "ne olur böyle bir şeyde" dedi ben
dedim ki "herkes Allah inancına dönülür diyor" dedim, "yani
aksini savunan hiç kimse yok" dedim, ondan sonra Hilmi Yavuz
hocamla biraz hafif aramız açıldı, o şeyden sonra, beni gördüğü
zaman yolunu değiştiriyordu, fakat şimdi maşaAllah hem
Darwinizm’e karşı, hem dini savunur bir üslubu var, hem
mukaddesatçı bir görünümü var çok, çok, çok değişti maşaAllah,
demek ki o zamanki bilgiler uzun vadede etkili olmuş inşaAllah.
sabahyildizi.net 07.06.2009 by Admin